بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
حمٓ١
Hâ-mîm.
Ha, Mim.
عٓسٓقٓ٢
’ayn-sîn-kâf.
Ayn, Sin, Kaf,
كَذَٰلِكَيُوحِىٓإِلَيْكَوَإِلَىٱلَّذِينَمِنقَبْلِكَٱللَّهُٱلْعَزِيزُٱلْحَكِيمُ٣
Kezâlike yûhî ileyke veile-llezîne min kablike-llâhü-l’azîzü-lhakîm.
Güçlü olan, Hakim olan Allah, sana da, senden öncekilere de böyle vahyeder.
لَهُمَافِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَمَافِىٱلْأَرْضِوَهُوَٱلْعَلِىُّٱلْعَظِيمُ٤
Lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. vehüve-l’aliyyü-l’azîm.
Göklerde olanlar da, yerde olanlar da O'nundur. O, çok yücedir ve büyüktür.
تَكَادُٱلسَّمَـٰوَٰتُيَتَفَطَّرْنَمِنفَوْقِهِنَّوَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُيُسَبِّحُونَبِحَمْدِرَبِّهِمْوَيَسْتَغْفِرُونَلِمَنفِىٱلْأَرْضِأَلَآإِنَّٱللَّهَهُوَٱلْغَفُورُٱلرَّحِيمُ٥
Tekâdü-ssemâvâtü yetefettarne min fevkihinne velmelâiketü yüsebbihûne bihamdi rabbihim veyestagfirûne limen fi-l'ard. elâ inne-llâhe hüve-lgafûru-rrahîm.
Gökler neredeyse üstlerinden çatlayacak. Melekler Rablerini överek tesbih eder ve yeryüzünde bulunanlar için O'ndan bağışlanma dilerler. İyi bilin ki Allah Şüphesiz bağışlayandır, merhametli olandır.
وَٱلَّذِينَٱتَّخَذُوامِندُونِهِٓأَوْلِيَآءَٱللَّهُحَفِيظٌعَلَيْهِمْوَمَآأَنتَعَلَيْهِمبِوَكِيلٍ٦
Vellezîne-ttehazû min dûnihî evliyâe-llâhü hafîzun ’aleyhim. vemâ ente ’aleyhim bivekîl.
Allah'ı bırakıp da dostlar edinenlerin işlediklerini Allah gözetlemektedir. Sen, onlara vekil olmağa memur değilsin.
وَكَذَٰلِكَأَوْحَيْنَآإِلَيْكَقُرْءَانًاعَرَبِيًّالِّتُنذِرَأُمَّٱلْقُرَىٰوَمَنْحَوْلَهَاوَتُنذِرَيَوْمَٱلْجَمْعِلَارَيْبَفِيهِفَرِيقٌفِىٱلْجَنَّةِوَفَرِيقٌفِىٱلسَّعِيرِ٧
Vekezâlike evhaynâ ileyke kur'ânen ’arabiyyel litünzira ümme-lkurâ vemen havlehâ vetünzira yevme-lcem’i lâ raybe fîh. ferîkun fi-lcenneti veferîkun fi-sse’îr.
Böylece şehirlerin anası olan Mekke'de ve çevresinde bulunanları uyarman, şüphe götürmeyen toplanma günü ile uyarman için sana Arapça okunan bir Kitap vahyettik. İnsanların bir takımı cennete, bir takımı da çılgın alevli cehenneme girer.
وَلَوْشَآءَٱللَّهُلَجَعَلَهُمْأُمَّةًوَٰحِدَةًوَلَـٰكِنيُدْخِلُمَنيَشَآءُفِىرَحْمَتِهِوَٱلظَّـٰلِمُونَمَالَهُممِّنوَلِىٍّوَلَانَصِيرٍ٨
Velev şâe-llâhü lece’alehüm ümmetev vâhidetev velâkiy yüdhilü mey yeşâü fî rahmetih. vezzâlimûne mâ lehüm miv veliyyiv velâ nesîr.
Eğer dilemiş olsaydı hepsini bir tek ümmet yapardı. Ama, O, rahmetine dilediğini kavuşturur. Zalimlerin ise bir dost ve yardımcısı olmaz.
أَمِٱتَّخَذُوامِندُونِهِٓأَوْلِيَآءَفَٱللَّهُهُوَٱلْوَلِىُّوَهُوَيُحْىِٱلْمَوْتَىٰوَهُوَعَلَىٰكُلِّشَىْءٍقَدِيرٌ٩
Emi-ttehazû min dûnihî evliyâ'. fellâhü hüve-lveliyyü vehüve yuhyi-lmevtâ. vehüve ’alâ külli şey'in kadîr.
Demek onlar Allah'tan başka dostlar edindiler? Oysa dost, ancak Allah'tır. O, ölüleri diriltir. Her şeye Kadir'dir.
وَمَاٱخْتَلَفْتُمْفِيهِمِنشَىْءٍفَحُكْمُهُٓإِلَىٱللَّهِذَٰلِكُمُٱللَّهُرَبِّىعَلَيْهِتَوَكَّلْتُوَإِلَيْهِأُنِيبُ١٠
Veme-hteleftüm fîhi min şey'in fehukmühû ile-llâh. zâlikümü-llâhü rabbî ’aleyhi tevekkelt. veileyhi ünîb.
Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm vermek, Allah'a aittir; "İşte bu Allah, benim Rabbimdir. O'na güvenirim ve O'na yönelirim." (demek gerekir)
فَاطِرُٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِجَعَلَلَكُممِّنْأَنفُسِكُمْأَزْوَٰجًاوَمِنَٱلْأَنْعَـٰمِأَزْوَٰجًايَذْرَؤُكُمْفِيهِلَيْسَكَمِثْلِهِشَىْءٌوَهُوَٱلسَّمِيعُٱلْبَصِيرُ١١
Fâtiru-ssemâvâti vel'ard. ce’ale leküm min enfüsiküm ezvâcev vemine-l'en’âmi ezvâcâ. yezraüküm fîh. leyse kemislihî şey'. vehüve-ssemî’u-lbesîr.
Göklerin ve yerin yaratanı, size içinizden eşler, çift çift hayvanlar var etmiştir. Bu suretle, çoğalmanızı sağlamıştır. O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir.
لَهُمَقَالِيدُٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِيَبْسُطُٱلرِّزْقَلِمَنيَشَآءُوَيَقْدِرُإِنَّهُبِكُلِّشَىْءٍعَلِيمٌ١٢
Lehû mekâlîdü-ssemâvâti vel'ard. yebsütu-rrizka limey yeşâü veyakdir. innehû bikülli şey'in ’alîm.
Göklerin ve yerin kilitleri O'nundur. Dilediğine rızkı yayar ve isterse kısar, bir ölçüye göre verir. Doğrusu O herşeyi bilendir.
شَرَعَلَكُممِّنَٱلدِّينِمَاوَصَّىٰبِهِنُوحًاوَٱلَّذِىٓأَوْحَيْنَآإِلَيْكَوَمَاوَصَّيْنَابِهِٓإِبْرَٰهِيمَوَمُوسَىٰوَعِيسَىٰٓأَنْأَقِيمُواٱلدِّينَوَلَاتَتَفَرَّقُوافِيهِكَبُرَعَلَىٱلْمُشْرِكِينَمَاتَدْعُوهُمْإِلَيْهِٱللَّهُيَجْتَبِىٓإِلَيْهِمَنيَشَآءُوَيَهْدِىٓإِلَيْهِمَنيُنِيبُ١٣
Şera’a leküm mine-ddîni mâ vessâ bihî nûhav vellezî evhaynâ ileyke vemâ vessaynâ bihî ibrâhîme vemûsâ ve’îsâ en ekîmü-ddîne velâ teteferrakû fîh. kebüra ’ale-lmüşrikîne mâ ted’ûhüm ileyh. allâhü yectebî ileyhi mey yeşâü veyehdî ileyhi mey yünîb.
Allah Nuh'a buyurduğu şeyleri size de din olarak buyurmuştur. Sana vahyettik; İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da buyurduk ki: "Dine bağlı kalın, onda ayrılığa düşmeyin." Ortak koşanları çağırdığın şey onların gözünde büyümektedir. Allah dilediğini kendine seçer, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir.
وَمَاتَفَرَّقُوٓاإِلَّامِنبَعْدِمَاجَآءَهُمُٱلْعِلْمُبَغْيًابَيْنَهُمْوَلَوْلَاكَلِمَةٌسَبَقَتْمِنرَّبِّكَإِلَىٰٓأَجَلٍمُّسَمًّىلَّقُضِىَبَيْنَهُمْوَإِنَّٱلَّذِينَأُورِثُواٱلْكِتَـٰبَمِنبَعْدِهِمْلَفِىشَكٍّمِّنْهُمُرِيبٍ١٤
Vemâ teferrakû illâ mim ba’di mâ câehümü-l’ilmü bagyem beynehüm. velevlâ kelimetün sebekat mir rabbike ilâ ecelim müsemmel lekudiye beynehüm. veinne-llezîne ûrisü-lkitâbe mim ba’dihim lefî şekkim minhü mürîbün.
Kendilerine ilim geldikten sonra ayrılığa düşmeleri, ancak, birbirini çekememekten oldu. Eğer belirli bir süre için Rabbinin verilmiş bir sözü olmasaydı, aralarında hemen hükmedilirdi. Arkalarından Kitaba varis kılınanlar da ondan şüphe ve endişe içindedirler.
فَلِذَٰلِكَفَٱدْعُوَٱسْتَقِمْكَمَآأُمِرْتَوَلَاتَتَّبِعْأَهْوَآءَهُمْوَقُلْءَامَنتُبِمَآأَنزَلَٱللَّهُمِنكِتَـٰبٍوَأُمِرْتُلِأَعْدِلَبَيْنَكُمُٱللَّهُرَبُّنَاوَرَبُّكُمْلَنَآأَعْمَـٰلُنَاوَلَكُمْأَعْمَـٰلُكُمْلَاحُجَّةَبَيْنَنَاوَبَيْنَكُمُٱللَّهُيَجْمَعُبَيْنَنَاوَإِلَيْهِٱلْمَصِيرُ١٥
Felizâlike fed’u. vestekim kemâ ümirt. velâ tettebi’ ehvâehüm. vekul âmentü bimâ enzele-llâhü min kitâb. veümirtü lia’dile beyneküm. allâhü rabbünâ verabbüküm. lenâ a’mâlünâ veleküm a’mâlüküm. lâ huccete beynenâ vebeyneküm. allâhü yecme’u beynenâ. veileyhi-lmesîr.
Bundan ötürü sen birliğe çağır ve emrolunduğun gibi doğru ol; onların heveslerine uyma ve şöyle söyle: "Allah'ın indirdiği Kitap'a inandım; aranızda adaletle hükmetmek ile emrolundum; Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir; bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz kendinizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar; dönüş O'nadır."
وَٱلَّذِينَيُحَآجُّونَفِىٱللَّهِمِنبَعْدِمَاٱسْتُجِيبَلَهُحُجَّتُهُمْدَاحِضَةٌعِندَرَبِّهِمْوَعَلَيْهِمْغَضَبٌوَلَهُمْعَذَابٌشَدِيدٌ١٦
Vellezîne yühâccûne fi-llâhi mim ba’di me-stücîbe lehû huccetühüm dâhidatün ’inde rabbihim ve’aleyhim gadabüv velehüm ’azâbün şedîd.
Allah'ın çağrısına icabet eden bulunduktan sonra, O'nun hakkında tartışmağa girişenlerin delilleri Rableri katında hükümsüzdür. Onlara bir gazap vardır, çetin bir azap da onlar içindir.
ٱللَّهُٱلَّذِىٓأَنزَلَٱلْكِتَـٰبَبِٱلْحَقِّوَٱلْمِيزَانَوَمَايُدْرِيكَلَعَلَّٱلسَّاعَةَقَرِيبٌ١٧
Allâhü-llezî enzele-lkitâbe bilhakki velmîzân. vemâ yüdrîke le’alle-ssâ’ate karîb.
Gerçekten Kitap'ı ve ölçüyü indiren Allah'tır. Ne bilirsin, belki de kıyamet saati yakındır.
يَسْتَعْجِلُبِهَاٱلَّذِينَلَايُؤْمِنُونَبِهَاوَٱلَّذِينَءَامَنُوامُشْفِقُونَمِنْهَاوَيَعْلَمُونَأَنَّهَاٱلْحَقُّأَلَآإِنَّٱلَّذِينَيُمَارُونَفِىٱلسَّاعَةِلَفِىضَلَـٰلٍبَعِيدٍ١٨
Yesta’cilü bihe-llezîne lâ yü'minûne bihâ. vellezîne âmenû müşfikûne minhâ veya’lemûne ennehe-lhakk. elâ inne-llezîne yümârûne fi-ssâ’ati lefî dalâlim be’îd.
O'na inanmayanlar, acele olmasını beklerler; inananlar ise korku ile titrerler ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki kıyamet günü hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler.
ٱللَّهُلَطِيفٌبِعِبَادِهِيَرْزُقُمَنيَشَآءُوَهُوَٱلْقَوِىُّٱلْعَزِيزُ١٩
Allâhü letîfüm bi’ibâdihî yerzüku mey yeşâ'. vehüve-lkaviyyü-l’azîz.
Allah, kullarına lütufta bulunandır. Dilediğini rızıklandırır. Kuvvetli olan da güçlü olan da O'dur.
مَنكَانَيُرِيدُحَرْثَٱلْـَٔاخِرَةِنَزِدْلَهُفِىحَرْثِهِوَمَنكَانَيُرِيدُحَرْثَٱلدُّنْيَانُؤْتِهِمِنْهَاوَمَالَهُفِىٱلْـَٔاخِرَةِمِننَّصِيبٍ٢٠
Men kâne yürîdü harse-l'âhirati nezid lehû fî harsih. vemen kâne yürîdü harse-ddünyâ nü'tihî minhâ vemâ lehû fi-l'âhirati min nesîb.
Ahiret kazancını isteyenin kazancını artırırız; dünya kazancını isteyene de ondan veririz; ama ahirette bir payı bulunmaz.
أَمْلَهُمْشُرَكَـٰٓؤُاشَرَعُوالَهُممِّنَٱلدِّينِمَالَمْيَأْذَنبِهِٱللَّهُوَلَوْلَاكَلِمَةُٱلْفَصْلِلَقُضِىَبَيْنَهُمْوَإِنَّٱلظَّـٰلِمِينَلَهُمْعَذَابٌأَلِيمٌ٢١
Em lehüm şürakâü şera’û lehüm mine-ddîni mâ lem ye'zem bihi-llâh. velevlâ kelimetü-lfasli lekudiye beynehüm. veinne-zzâlimîne lehüm ’azâbün elîm.
Yoksa, Allah'ın dinde izin vermediği bir şeyi onlara meşru kılacak ortakları mı vardır? Eğer kesin yargı bulunmayacak olsaydı aralarında hemen hükmedilirdi. Doğrusu, zalimlere can yakıcı azap vardır.
تَرَىٱلظَّـٰلِمِينَمُشْفِقِينَمِمَّاكَسَبُواوَهُوَوَاقِعٌبِهِمْوَٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِفِىرَوْضَاتِٱلْجَنَّاتِلَهُممَّايَشَآءُونَعِندَرَبِّهِمْذَٰلِكَهُوَٱلْفَضْلُٱلْكَبِيرُ٢٢
Tera-zzâlimîne müşfikîne mimmâ kesebû vehüve vâki’um bihim. vellezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti fî ravdâti-lcennât. lehüm mâ yeşâûne ’inde rabbihim. zâlike hüve-lfadlü-lkebîr.
Yaptıkları şeyler başlarına gelirken, zalimlerin korkudan titrediklerini görürsün. İnanıp yararlı işler işleyenler cennet bahçelerindedirler. Rablerinin katında, onlara diledikleri verilir. İşte büyük lütuf budur.
ذَٰلِكَٱلَّذِىيُبَشِّرُٱللَّهُعِبَادَهُٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِقُللَّآأَسْـَٔلُكُمْعَلَيْهِأَجْرًاإِلَّاٱلْمَوَدَّةَفِىٱلْقُرْبَىٰوَمَنيَقْتَرِفْحَسَنَةًنَّزِدْلَهُفِيهَاحُسْنًاإِنَّٱللَّهَغَفُورٌشَكُورٌ٢٣
Zâlike-llezî yübeşşiru-llâhü ’ibâdehü-llezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti. kul lâ es'elüküm ’aleyhi ecran ille-lmeveddete fi-lkurbâ. vemey yakterif haseneten nezid lehû fîhâ husnâ. inne-llâhe gafûrun şekûr.
Allah, inanıp yararlı işler işleyen kullarını bununla müjdeler. De ki: "Ben sizden buna karşı yakınlara sevgiden (veya Allah'a yaklaşmaktan) başka bir ücret istemem." Kim güzel bir iş işlerse onun güzelliğini arttırırız. Doğrusu Allah bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.
أَمْيَقُولُونَٱفْتَرَىٰعَلَىٱللَّهِكَذِبًافَإِنيَشَإِٱللَّهُيَخْتِمْعَلَىٰقَلْبِكَوَيَمْحُٱللَّهُٱلْبَـٰطِلَوَيُحِقُّٱلْحَقَّبِكَلِمَـٰتِهِٓإِنَّهُعَلِيمٌبِذَاتِٱلصُّدُورِ٢٤
Em yekûlûne-fterâ ’ale-llâhi kezibâ. feiy yeşei-llâhü yahtim ’alâ kalbik. veyemhu-llâhü-lbâtile veyühikku-lhakka bikelimâtih. innehû ’alîmüm bizâti-ssudûr.
Yoksa senin için "Allah'a karşı yalan yere iftira etti" mi derler? Allah dilerse senin kalbini mühürler, batılı da yok eder, hakkı sözleriyle gerçekleştirir. Doğrusu O, kalplerde olanı bilendir.
وَهُوَٱلَّذِىيَقْبَلُٱلتَّوْبَةَعَنْعِبَادِهِوَيَعْفُواعَنِٱلسَّيِّـَٔاتِوَيَعْلَمُمَاتَفْعَلُونَ٢٥
Vehüve-llezî yakbelü-ttevbete ’an ’ibâdihî veya’fû ’ani-sseyyiâti veya’lemü mâ tef’alûn.
Kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri affeden, yaptıklarınızı bilen, inanıp yararlı işler işleyenlerin duasını kabul eden, lütfuyla onların ecrini arttıran O'dur. Ama, inkarcılar için çetin azap vardır.
وَيَسْتَجِيبُٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِوَيَزِيدُهُممِّنفَضْلِهِوَٱلْكَـٰفِرُونَلَهُمْعَذَابٌشَدِيدٌ٢٦
Veyestecîbü-llezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti veyezîdühüm min fadlih. velkâfirûne lehüm ’azâbün şedîd.
Kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri affeden, yaptıklarınızı bilen, inanıp yararlı işler işleyenlerin duasını kabul eden, lütfuyla onların ecrini arttıran O'dur. Ama, inkarcılar için çetin azap vardır.
وَلَوْبَسَطَٱللَّهُٱلرِّزْقَلِعِبَادِهِلَبَغَوْافِىٱلْأَرْضِوَلَـٰكِنيُنَزِّلُبِقَدَرٍمَّايَشَآءُإِنَّهُبِعِبَادِهِخَبِيرٌبَصِيرٌ٢٧
Velev beseta-llâhü-rrizka li’ibâdihî lebegav fi-l'ardi velâkiy yünezzilü bikaderim mâ yeşâ'. innehû bi’ibâdihî habîrum besîr.
Eğer Allah rızkı kullarının hepsine bol bol verseydi, yeryüzünde azgınlık ederlerdi. Ama O, dilediğini bir ölçüye göre indirir. Doğrusu O, kullarından haberdardır, onları görendir.
وَهُوَٱلَّذِىيُنَزِّلُٱلْغَيْثَمِنبَعْدِمَاقَنَطُواوَيَنشُرُرَحْمَتَهُوَهُوَٱلْوَلِىُّٱلْحَمِيدُ٢٨
Vehüve-llezî yünezzilü-lgayse mim ba’di mâ kanetû veyenşüru rahmeteh. vehüve-lveliyyü-lhamîd.
Umutsuzluğa düşmelerinin ardından yağmuru indiren, rahmetini yayan O'dur. O, övülmeğe layık olan dosttur.
وَمِنْءَايَـٰتِهِخَلْقُٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَمَابَثَّفِيهِمَامِندَآبَّةٍوَهُوَعَلَىٰجَمْعِهِمْإِذَايَشَآءُقَدِيرٌ٢٩
Vemin âyâtihî halku-ssemâvâti vel'ardi vemâ besse fîhimâ min dâbbeh. vehüve ’alâ cem’ihim izâ yeşâü kadîr.
Gökleri, yeri ve ikisinde yaydığı canlıları yaratması varlığının delillerindendir.
وَمَآأَصَـٰبَكُممِّنمُّصِيبَةٍفَبِمَاكَسَبَتْأَيْدِيكُمْوَيَعْفُواعَنكَثِيرٍ٣٠
Vemâ esâbeküm mim müsîbetin febimâ kesebet eydîküm veya’fû ’an kesîr.
Başınıza gelen herhangi bir musibet ellerinizle işlediklerinizden ötürüdür. O, yine de çoğunu affeder.
وَمَآأَنتُمبِمُعْجِزِينَفِىٱلْأَرْضِوَمَالَكُممِّندُونِٱللَّهِمِنوَلِىٍّوَلَانَصِيرٍ٣١
Vemâ entüm bimü’cizîne fi-l'ard. vemâ leküm min dûni-llâhi miv veliyyiv velâ nesîr.
Yeryüzünde O'nu aciz bırakamazsınız. Allah'tan başka bir dostunuz da yardımcınız da yoktur.
وَمِنْءَايَـٰتِهِٱلْجَوَارِفِىٱلْبَحْرِكَٱلْأَعْلَـٰمِ٣٢
Vemin âyâtihi-lcevâri fi-lbahri kel'a’lâm.
Denizde yüce dağlar gibi gemilerin yürümesi O'nun varlığının delillerindendir.
إِنيَشَأْيُسْكِنِٱلرِّيحَفَيَظْلَلْنَرَوَاكِدَعَلَىٰظَهْرِهِٓإِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَـٰتٍلِّكُلِّصَبَّارٍشَكُورٍ٣٣
İy yeşe' yüskini-rrîha feyazlelne ravâkide ’alâ zahrih. inne fî zâlike leâyâtil likülli sabbârin şekûr.
O, dilerse rüzgarı durdurur, yelkenle giden gemiler o zaman denizin yüzünde durakalır. Bunlarda, sabırlı olan ve çok şükreden kimseler için deliller vardır.
أَوْيُوبِقْهُنَّبِمَاكَسَبُواوَيَعْفُعَنكَثِيرٍ٣٤
Ev yûbikhünne bimâ kesebû veya’fü ’an kesîr.
Yahut yaptıklarına karşılık onları ortadan kaldırır, bir çoğunu da bağışlar.
وَيَعْلَمَٱلَّذِينَيُجَـٰدِلُونَفِىٓءَايَـٰتِنَامَالَهُممِّنمَّحِيصٍ٣٥
Veya’leme-llezîne yücâdilûne fî âyâtinâ. mâ lehüm mim mehîs.
Ayetlerimiz üzerinde tartışanlar, kendilerine kaçacak yer olmadığını bilsinler.
فَمَآأُوتِيتُممِّنشَىْءٍفَمَتَـٰعُٱلْحَيَوٰةِٱلدُّنْيَاوَمَاعِندَٱللَّهِخَيْرٌوَأَبْقَىٰلِلَّذِينَءَامَنُواوَعَلَىٰرَبِّهِمْيَتَوَكَّلُونَ٣٦
Femâ ûtîtüm min şey'in femetâ’u-lhayâti-ddünyâ. vemâ ’inde-llâhi hayruv veebkâ lillezîne âmenû ve’alâ rabbihim yetevekkelûn.
Size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler.
وَٱلَّذِينَيَجْتَنِبُونَكَبَـٰٓئِرَٱلْإِثْمِوَٱلْفَوَٰحِشَوَإِذَامَاغَضِبُواهُمْيَغْفِرُونَ٣٧
Vellezîne yectenibûne kebâira-l'ismi velfevâhişe veizâ mâ gadibû hüm yagfirûn.
Size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler.
وَٱلَّذِينَٱسْتَجَابُوالِرَبِّهِمْوَأَقَامُواٱلصَّلَوٰةَوَأَمْرُهُمْشُورَىٰبَيْنَهُمْوَمِمَّارَزَقْنَـٰهُمْيُنفِقُونَ٣٨
Vellezîne-stecâbû lirabbihim veekâmu-ssalâh. veemruhüm şûrâ beynehüm. vemimmâ razaknâhüm yünfikûn.
Size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler.
وَٱلَّذِينَإِذَآأَصَابَهُمُٱلْبَغْىُهُمْيَنتَصِرُونَ٣٩
Vellezîne izâ esâbehümü-lbagyü hüm yentesirûn.
Bir haksızlığa uğradıklarında, üstün gelmek için aralarında yardımlaşırlar.
وَجَزَٰٓؤُاسَيِّئَةٍسَيِّئَةٌمِّثْلُهَافَمَنْعَفَاوَأَصْلَحَفَأَجْرُهُعَلَىٱللَّهِإِنَّهُلَايُحِبُّٱلظَّـٰلِمِينَ٤٠
Vecezâü seyyietin seyyietüm mislühâ. femen ’afâ veasleha feecruhû ’ale-llâh. innehû lâ yühibbu-zzâlimîn.
Bir kötülüğün karşılığı, aynı şekilde bir kötülüktür. Ama kim affeder ve barışırsa, onun ecri Allah'a aittir. Doğrusu O, zulmedenleri sevmez.
وَلَمَنِٱنتَصَرَبَعْدَظُلْمِهِفَأُولَـٰٓئِكَمَاعَلَيْهِممِّنسَبِيلٍ٤١
Velemeni-ntesara ba’de zulmihî feülâike mâ ’aleyhim min sebîl.
Zulüm gördükten sonra hakkını alan kimselere, işte onların aleyhine bir yol yoktur.
إِنَّمَاٱلسَّبِيلُعَلَىٱلَّذِينَيَظْلِمُونَٱلنَّاسَوَيَبْغُونَفِىٱلْأَرْضِبِغَيْرِٱلْحَقِّأُولَـٰٓئِكَلَهُمْعَذَابٌأَلِيمٌ٤٢
İnneme-ssebîlü ’ale-llezîne yazlimûne-nnâse veyebgûne fi-l'ardi bigayri-lhakk. ülâike lehüm ’azâbün elîm.
İnsanlara zulmedenlere, yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere karşı durulmalıdır. İşte, can yakıcı azap bunlaradır.
وَلَمَنصَبَرَوَغَفَرَإِنَّذَٰلِكَلَمِنْعَزْمِٱلْأُمُورِ٤٣
Velemen sabera vegafera inne zâlike lemin ’azmi-l'ümûr.
Ama sabredip bağışlayanın işi, işte bu, azmedilmeye değer işlerdendir.
وَمَنيُضْلِلِٱللَّهُفَمَالَهُمِنوَلِىٍّمِّنبَعْدِهِوَتَرَىٱلظَّـٰلِمِينَلَمَّارَأَوُاٱلْعَذَابَيَقُولُونَهَلْإِلَىٰمَرَدٍّمِّنسَبِيلٍ٤٤
Vemey yudlili-llâhü femâ lehû miv veliyyim mim ba’dih. vetera-zzâlimîne lemmâ raevu-l’azâbe yekûlûne hel ilâ meraddim min sebîl.
Allah kimi saptırırsa, artık onun bundan sonra bir dostu olmaz. Azabı gördüklerinde, zalimlerin: "Dönecek bir yol yok mudur?" dediklerini görürsün.
وَتَرَىٰهُمْيُعْرَضُونَعَلَيْهَاخَـٰشِعِينَمِنَٱلذُّلِّيَنظُرُونَمِنطَرْفٍخَفِىٍّوَقَالَٱلَّذِينَءَامَنُوٓاإِنَّٱلْخَـٰسِرِينَٱلَّذِينَخَسِرُوٓاأَنفُسَهُمْوَأَهْلِيهِمْيَوْمَٱلْقِيَـٰمَةِأَلَآإِنَّٱلظَّـٰلِمِينَفِىعَذَابٍمُّقِيمٍ٤٥
Veterâhüm yü’radûne ’aleyhâ hâşi’îne mine-zzülli yenzurûne min tarfin hafiyy. vekâle-llezîne âmenû inne-lhâsirîne-llezîne hasirû enfüsehüm veehlîhim yevme-lkiyâmeh. elâ inne-zzâlimîne fî ’azâbim mükîm.
Aşağılıktan başları öne eğilmiş, göz ucuyla gizli gizli etrafa bakarken, ateşe sunulduklarını görürsün. İnananlar: "Hüsranda olanlar, kıyamet günü kendilerini de, ailelerini de hüsranda bırakanlardır" derler. İyi bilin ki, zalimler sürekli bir azap içindedirler.
وَمَاكَانَلَهُممِّنْأَوْلِيَآءَيَنصُرُونَهُممِّندُونِٱللَّهِوَمَنيُضْلِلِٱللَّهُفَمَالَهُمِنسَبِيلٍ٤٦
Vemâ kâne lehüm min evliyâe yensurûnehüm min dûni-llâh. vemey yudlili-llâhü femâ lehû min sebîl.
Onların, Allah'tan başka kendilerine yardım edecek dostları da yoktur. Allah'ın saptırdığı kimsenin çıkar yolu olmaz.
ٱسْتَجِيبُوالِرَبِّكُممِّنقَبْلِأَنيَأْتِىَيَوْمٌلَّامَرَدَّلَهُمِنَٱللَّهِمَالَكُممِّنمَّلْجَإٍيَوْمَئِذٍوَمَالَكُممِّننَّكِيرٍ٤٧
İstecîbû lirabbiküm min kabli ey ye'tiye yevmül lâ meradde lehû mine-llâh. mâ leküm mim melceiy yevmeiziv vemâ leküm min nekîr.
Allah katından, geri çevrilemeyecek günün gelmesinden önce Rabbinizin çağrısına cevap verin. O gün hiçbirinize sığınacak yer bulunmaz, inkar de edemezsiniz.
فَإِنْأَعْرَضُوافَمَآأَرْسَلْنَـٰكَعَلَيْهِمْحَفِيظًاإِنْعَلَيْكَإِلَّاٱلْبَلَـٰغُوَإِنَّآإِذَآأَذَقْنَاٱلْإِنسَـٰنَمِنَّارَحْمَةًفَرِحَبِهَاوَإِنتُصِبْهُمْسَيِّئَةٌبِمَاقَدَّمَتْأَيْدِيهِمْفَإِنَّٱلْإِنسَـٰنَكَفُورٌ٤٨
Fein a’radû femâ erselnâke ’aleyhim hafîzâ. in ’aleyke ille-lbelâg. veinnâ izâ ezakne-l'insâne minnâ rahmeten feriha bihâ. vein tüsibhüm seyyietüm bimâ kaddemet eydîhim feinne-l'insâne kefûr.
Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki, Biz seni onlara bekçi göndermedik; sana düşen sadece tebliğdir. Doğrusu Biz insana katımızdan bir rahmet tattırırsak ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir kötülük gelirse işte o zaman görürsün ki insan gerçekten pek nankördür.
لِّلَّهِمُلْكُٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِيَخْلُقُمَايَشَآءُيَهَبُلِمَنيَشَآءُإِنَـٰثًاوَيَهَبُلِمَنيَشَآءُٱلذُّكُورَ٤٩
Lillâhi mülkü-ssemâvâti vel'ard. yahlüku mâ yeşâ'. yehebü limey yeşâü inâsev veyehebü limey yeşâü-zzükûra.
Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Dilediğini yaratır, dilediğine kız çocuk, dilediğine de erkek çocuk verir.
أَوْيُزَوِّجُهُمْذُكْرَانًاوَإِنَـٰثًاوَيَجْعَلُمَنيَشَآءُعَقِيمًاإِنَّهُعَلِيمٌقَدِيرٌ٥٠
Ev yüzevvicühüm zükrânev veinâsâ. veyec’alü mey yeşâü ’akîmâ. innehû ’alîmün kadîr.
Yahut hem kız hem erkek çocuk verir, dilediğini de kısır kılar. O, bilendir, her şeye Kadir'dir.
وَمَاكَانَلِبَشَرٍأَنيُكَلِّمَهُٱللَّهُإِلَّاوَحْيًاأَوْمِنوَرَآئِحِجَابٍأَوْيُرْسِلَرَسُولًافَيُوحِىَبِإِذْنِهِمَايَشَآءُإِنَّهُعَلِىٌّحَكِيمٌ٥١
Vemâ kâne libeşerin ey yükellimehü-llâhü illâ vahyen ev miv verâi hicâbin ev yürsile rasûlen feyûhiye biiznihî mâ yeşâ'. innehû ’aliyyün hakîm.
Allah bir insanla ancak vahiy suretiyle veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderir; izniyle, dilediğini vahyeder. Doğrusu O yücedir, Hakim'dir.
وَكَذَٰلِكَأَوْحَيْنَآإِلَيْكَرُوحًامِّنْأَمْرِنَامَاكُنتَتَدْرِىمَاٱلْكِتَـٰبُوَلَاٱلْإِيمَـٰنُوَلَـٰكِنجَعَلْنَـٰهُنُورًانَّهْدِىبِهِمَننَّشَآءُمِنْعِبَادِنَاوَإِنَّكَلَتَهْدِىٓإِلَىٰصِرَٰطٍمُّسْتَقِيمٍ٥٢
Vekezâlike evhaynâ ileyke rûham min emrinâ. mâ künte tedrî me-lkitâbü vele-l'îmânü velâkin ce’alnâhü nûran nehdî bihî men neşâü min ’ibâdinâ. veinneke letehdî ilâ sirâtim müstekîm.
İşte sana da buyruğumuzla Cebrail'i gönderdik; sen Kitap nedir, iman nedir önceleri bilmezdin, fakat Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz sen de insanlara, göklerde ve yerde ne varsa kendisininolan Allah'ın yolunu, doğru yolu göstermektesin. İyi bilin ki işler sonunda Allah'a döner.
صِرَٰطِٱللَّهِٱلَّذِىلَهُمَافِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَمَافِىٱلْأَرْضِأَلَآإِلَىٱللَّهِتَصِيرُٱلْأُمُورُ٥٣
Sirâti-llâhi-llezî lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. elâ ile-llâhi tesîru-l'ümûr.
İşte sana da buyruğumuzla Cebrail'i gönderdik; sen Kitap nedir, iman nedir önceleri bilmezdin, fakat Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz sen de insanlara, göklerde ve yerde ne varsa kendisininolan Allah'ın yolunu, doğru yolu göstermektesin. İyi bilin ki işler sonunda Allah'a döner.