بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
حمٓ١
Hâ-mîm.
Ha, Mim.
تَنزِيلٌمِّنَٱلرَّحْمَـٰنِٱلرَّحِيمِ٢
Tenzîlüm mine-rrahmâni-rrahîm.
Bu Kitap, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız" derler.
كِتَـٰبٌفُصِّلَتْءَايَـٰتُهُقُرْءَانًاعَرَبِيًّالِّقَوْمٍيَعْلَمُونَ٣
Kitâbün füssilet âyâtühû kur'ânen ’arabiyyel likavmiy ya’lemûn.
Bu Kitap, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız" derler.
بَشِيرًاوَنَذِيرًافَأَعْرَضَأَكْثَرُهُمْفَهُمْلَايَسْمَعُونَ٤
Beşîrav venezîrâ. fea’rada ekseruhüm fehüm lâ yesme’ûn.
Bu Kitap, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız" derler.
وَقَالُواقُلُوبُنَافِىٓأَكِنَّةٍمِّمَّاتَدْعُونَآإِلَيْهِوَفِىٓءَاذَانِنَاوَقْرٌوَمِنبَيْنِنَاوَبَيْنِكَحِجَابٌفَٱعْمَلْإِنَّنَاعَـٰمِلُونَ٥
Vekâlû kulûbünâ fî ekinnetim mimmâ ted’ûnâ ileyhi vefî âzâninâ vakruv vemim beyninâ vebeynike hicâbün fa’mel innenâ ’âmilûn.
Bu Kitap, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de: "Bizi çağırdığın şeye karşı kalblerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız" derler.
قُلْإِنَّمَآأَنَابَشَرٌمِّثْلُكُمْيُوحَىٰٓإِلَىَّأَنَّمَآإِلَـٰهُكُمْإِلَـٰهٌوَٰحِدٌفَٱسْتَقِيمُوٓاإِلَيْهِوَٱسْتَغْفِرُوهُوَوَيْلٌلِّلْمُشْرِكِينَ٦
Kul innemâ ene beşerum mislüküm yûhâ ileyye ennemâ ilâhüküm ilâhüv vâhidün festekîmû ileyhi vestagfirûh. veveylül lilmüşrikîn.
Onlara söyle: "Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana, tanrınızın tek bir Tanrı olduğu vahyolunuyor. Artık O'na yönelin, O'ndan bağışlanma dileyin; vay ortak koşanlara!"
ٱلَّذِينَلَايُؤْتُونَٱلزَّكَوٰةَوَهُمبِٱلْـَٔاخِرَةِهُمْكَـٰفِرُونَ٧
Ellezîne lâ yü'tûne-zzekâte vehüm bil'âhirati hüm kâfirûn.
Onlar zekat vermezler; ahireti inkar edenler de yalnız onlardır.
إِنَّٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِلَهُمْأَجْرٌغَيْرُمَمْنُونٍ٨
İnne-llezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti lehüm ecrun gayru memnûn.
Doğrusu inanıp yararlı iş işleyenlere, onlara kesintisiz bir ecir vardır.
قُلْأَئِنَّكُمْلَتَكْفُرُونَبِٱلَّذِىخَلَقَٱلْأَرْضَفِىيَوْمَيْنِوَتَجْعَلُونَلَهُٓأَندَادًاذَٰلِكَرَبُّٱلْعَـٰلَمِينَ٩
Kul einneküm letekfürûne billezî haleka-l'arda fî yevmeyni vetec’alûne lehû endâdâ. zâlike rabbü-l’âlemîn.
"Siz yeri iki günde yaratanı mı inkar ediyor ve O'na eşler koşuyorsunuz! O, alemlerin Rabbidir" de.
وَجَعَلَفِيهَارَوَٰسِىَمِنفَوْقِهَاوَبَـٰرَكَفِيهَاوَقَدَّرَفِيهَآأَقْوَٰتَهَافِىٓأَرْبَعَةِأَيَّامٍسَوَآءًلِّلسَّآئِلِينَ١٠
Vece’ale fîhâ ravâsiye min fevkihâ vebârake fîhâ vekaddera fîhâ akvâtehâ fî erbe’ati eyyâm. sevâel lissâilîn.
Yeryüzüne üstünden ağır baskılar (dağlar) yerleştirdi, onu bereketli kıldı; arayıp soranlar için gıdalarını tam (toplam) dört gün içinde yetiştirmesi kanununu koydu (takdir etti).
ثُمَّٱسْتَوَىٰٓإِلَىٱلسَّمَآءِوَهِىَدُخَانٌفَقَالَلَهَاوَلِلْأَرْضِٱئْتِيَاطَوْعًاأَوْكَرْهًاقَالَتَآأَتَيْنَاطَآئِعِينَ١١
Sümme-stevâ ile-ssemâi vehiye dühânün fekâle lehâ velil'ardi-'tiyâ tav’an ev kerhâ. kâletâ eteynâ tâi’în.
Sonra, duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne: "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin" dedi. İkisi de: "İsteyerek geldik" dediler.
فَقَضَىٰهُنَّسَبْعَسَمَـٰوَاتٍفِىيَوْمَيْنِوَأَوْحَىٰفِىكُلِّسَمَآءٍأَمْرَهَاوَزَيَّنَّاٱلسَّمَآءَٱلدُّنْيَابِمَصَـٰبِيحَوَحِفْظًاذَٰلِكَتَقْدِيرُٱلْعَزِيزِٱلْعَلِيمِ١٢
Fekadâhünne seb’a semâvâtin fî yevmeyni veevhâ fî külli semâin emrahâ. vezeyyenne-ssemâe-ddünyâ bimesâbîh. vehifzâ. zâlike takdîru-l’azîzi-l’alîm.
Böylece onları, iki gün içinde yedi göğe tamamladı ve her göğün işini kendisine bildirdi. Yakın göğü ışıklarla donattık ve bozulmaktan koruduk. İşte bu, bilen, güçlü olan Allah'ın kanunudur.
فَإِنْأَعْرَضُوافَقُلْأَنذَرْتُكُمْصَـٰعِقَةًمِّثْلَصَـٰعِقَةِعَادٍوَثَمُودَ١٣
Fein a’radû fekul enzertüküm sâ’ikatem misle sâ’ikati ’âdiv vesemûd.
Eğer yüz çevirirlerse onlara de ki: "İşte sizi, Ad ve Semud'un başına gelen yıldırıma benzer bir azap ile uyardım."
إِذْجَآءَتْهُمُٱلرُّسُلُمِنبَيْنِأَيْدِيهِمْوَمِنْخَلْفِهِمْأَلَّاتَعْبُدُوٓاإِلَّاٱللَّهَقَالُوالَوْشَآءَرَبُّنَالَأَنزَلَمَلَـٰٓئِكَةًفَإِنَّابِمَآأُرْسِلْتُمبِهِكَـٰفِرُونَ١٤
İz câethümü-rrusülü mim beyni eydîhim vemin halfihim ellâ ta’büdû ille-llâh. kâlû lev şâe rabbünâ leenzele melâiketen feinnâ bimâ ürsiltüm bihî kâfirûn.
Onlara, önlerinden, artlarından, her yönden: "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin" diyen peygamberler gelmişti: "Eğer Rabbimiz böyle bir şey dileseydi melekler indirirdi. Doğrusu sizinle gönderileni inkar ederiz" demişlerdi.
فَأَمَّاعَادٌفَٱسْتَكْبَرُوافِىٱلْأَرْضِبِغَيْرِٱلْحَقِّوَقَالُوامَنْأَشَدُّمِنَّاقُوَّةًأَوَلَمْيَرَوْاأَنَّٱللَّهَٱلَّذِىخَلَقَهُمْهُوَأَشَدُّمِنْهُمْقُوَّةًوَكَانُوابِـَٔايَـٰتِنَايَجْحَدُونَ١٥
Feemmâ ’âdün festekberû fi-l'ardi bigayri-lhakki vekâlû men eşeddü minnâ kuvveh. evelem yerav enne-llâhe-llezî halekahüm hüve eşeddü minhüm kuvveh. vekânû biâyâtinâ yechadûn.
Ad milleti, yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamış, "Bizden daha kuvvetli kim vardır?" demişti. Onlar, kendilerini yaratan Allah'ın onlardan daha kuvvetli olduğunu görmüyorlardı değil mi? Ayetlerimizi bile bile inkar ediyorlardı.
فَأَرْسَلْنَاعَلَيْهِمْرِيحًاصَرْصَرًافِىٓأَيَّامٍنَّحِسَاتٍلِّنُذِيقَهُمْعَذَابَٱلْخِزْىِفِىٱلْحَيَوٰةِٱلدُّنْيَاوَلَعَذَابُٱلْـَٔاخِرَةِأَخْزَىٰوَهُمْلَايُنصَرُونَ١٦
Feerselnâ ’aleyhim rîhan sarsaran fî eyyâmin nehisâtil linüzîkahüm ’azâbe-lhizyi fi-lhayâti-ddünyâ. vele’azâbü-l'âhirati ahzâ vehüm lâ yünsarûn.
Rezillik azabını onlara dünya hayatında tattırmak için uğursuz günlerde üzerlerine dondurucu bir kasırga gönderdik. Ahiret azabı ise daha çok alçaltıcıdır ve onlar yardım da görmezler.
وَأَمَّاثَمُودُفَهَدَيْنَـٰهُمْفَٱسْتَحَبُّواٱلْعَمَىٰعَلَىٱلْهُدَىٰفَأَخَذَتْهُمْصَـٰعِقَةُٱلْعَذَابِٱلْهُونِبِمَاكَانُوايَكْسِبُونَ١٧
Veemmâ semûdü fehedeynâhüm festehabbü-l’amâ ’ale-lhüdâ feehazethüm sâ’ikatü-l’azâbi-lhûni bimâ kânû yeksibûn.
Semud milletine, doğru yolu göstermiştik, ama onlar körlüğü, doğru yolda gitmeye tercih ettiler. Kazandıklarının karşılığı olarak onları alçaltıcı azabın yıldırımı çarptı.
وَنَجَّيْنَاٱلَّذِينَءَامَنُواوَكَانُوايَتَّقُونَ١٨
Venecceyne-llezîne âmenû vekânû yettekûn.
İnananları ve Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanları kurtardık.
وَيَوْمَيُحْشَرُأَعْدَآءُٱللَّهِإِلَىٱلنَّارِفَهُمْيُوزَعُونَ١٩
Veyevme yuhşeru a’dâü-llâhi ile-nnâri fehüm yûza’ûn.
Allah'ın düşmanları o gün cehenneme sürülürler. Hepsi bir aradadırlar.
حَتَّىٰٓإِذَامَاجَآءُوهَاشَهِدَعَلَيْهِمْسَمْعُهُمْوَأَبْصَـٰرُهُمْوَجُلُودُهُمبِمَاكَانُوايَعْمَلُونَ٢٠
Hattâ izâ mâ câûhâ şehide ’aleyhim sem’uhüm veebsâruhüm vecülûdühüm bimâ kânû ya’melûn.
Sonunda oraya varınca, kulakları, gözleri ve derileri, yaptıkları hakkında onların aleyhinde şahidlik ederler.
وَقَالُوالِجُلُودِهِمْلِمَشَهِدتُّمْعَلَيْنَاقَالُوٓاأَنطَقَنَاٱللَّهُٱلَّذِىٓأَنطَقَكُلَّشَىْءٍوَهُوَخَلَقَكُمْأَوَّلَمَرَّةٍوَإِلَيْهِتُرْجَعُونَ٢١
Vekâlû licülûdihim lime şehittüm ’aleynâ. kâlû entakane-llâhü-llezî entaka külle şey'iv vehüve halekaküm evvele merrativ veileyhi türce’ûn.
Derilerine: "Aleyhimize niçin şahidlik ettiniz?" derler. "Bizi, her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. Sizi önce yaratan O'dur ve O'na döndürülüyorsunuz" cevabını verirler.
وَمَاكُنتُمْتَسْتَتِرُونَأَنيَشْهَدَعَلَيْكُمْسَمْعُكُمْوَلَآأَبْصَـٰرُكُمْوَلَاجُلُودُكُمْوَلَـٰكِنظَنَنتُمْأَنَّٱللَّهَلَايَعْلَمُكَثِيرًامِّمَّاتَعْمَلُونَ٢٢
Vemâ küntüm testetirûne ey yeşhede ’aleyküm sem’uküm velâ ebsâruküm velâ cülûdüküm velâkin zanentüm enne-llâhe lâ ya’lemü kesîram mimmâ ta’melûn.
Siz, gözleriniz, kulaklarınız ve derilerinizin aleyhinize şahidlik edeceğinden korkarak kötü iş işlemekten çekinmiyordunuz. Hayır; Allah'ın, yaptıklarınızın çoğunu bilmediğini sanıyordunuz.
وَذَٰلِكُمْظَنُّكُمُٱلَّذِىظَنَنتُمبِرَبِّكُمْأَرْدَىٰكُمْفَأَصْبَحْتُممِّنَٱلْخَـٰسِرِينَ٢٣
Vezâliküm zannükümü-llezî zanentüm birabbiküm erdâküm feasbahtüm mine-lhâsirîn.
İşte Rabbinizi böyle sanmanız sizi mahvetti de hüsrana uğrayanlardan oldunuz.
فَإِنيَصْبِرُوافَٱلنَّارُمَثْوًىلَّهُمْوَإِنيَسْتَعْتِبُوافَمَاهُممِّنَٱلْمُعْتَبِينَ٢٤
Feiy yasbirû felnâru mesvel lehüm. veiy yesta’tibû femâ hüm mine-lmü’tebîn.
İster sabretsinler ister etmesinler, onların durağı ateştir. Hoş tutulmalarını isteseler de artık hoş tutulmazlar.
وَقَيَّضْنَالَهُمْقُرَنَآءَفَزَيَّنُوالَهُممَّابَيْنَأَيْدِيهِمْوَمَاخَلْفَهُمْوَحَقَّعَلَيْهِمُٱلْقَوْلُفِىٓأُمَمٍقَدْخَلَتْمِنقَبْلِهِممِّنَٱلْجِنِّوَٱلْإِنسِإِنَّهُمْكَانُواخَـٰسِرِينَ٢٥
Vekayyadnâ lehüm kuranâe fezeyyenû lehüm mâ beyne eydîhim vemâ halfehüm vehakka ’aleyhimü-lkavlü fî ümemin kad halet min kablihim mine-lcinni vel'ins. innehüm kânû hâsirîn.
Onların yanına bir takım yardakçılar koyarız da geçmişlerini geleceklerini onlara güzel gösterirler. Verilen söz, gerek cinlerden ve gerekse insanlardan, gelip geçmiş ümmetler içinde, onların aleyhine gerçekleşmiştir. Doğrusu onlar hüsranda idiler.
وَقَالَٱلَّذِينَكَفَرُوالَاتَسْمَعُوالِهَـٰذَاٱلْقُرْءَانِوَٱلْغَوْافِيهِلَعَلَّكُمْتَغْلِبُونَ٢٦
Vekâle-llezîne keferû lâ tesme’û lihâze-lkur'âni velgav fîhi le’alleküm taglibûn.
İnkar edenler: "Bu Kuran'ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın, belki bastırırsınız" dediler.
فَلَنُذِيقَنَّٱلَّذِينَكَفَرُواعَذَابًاشَدِيدًاوَلَنَجْزِيَنَّهُمْأَسْوَأَٱلَّذِىكَانُوايَعْمَلُونَ٢٧
Felenüzîkanne-llezîne keferû ’azâben şedîdev velenecziyennehüm esvee-llezî kânû ya’melûn.
İnkar edenlere çetin bir azap tattıracağız. İşledikleri en kötü işlere karşılık onların cezasını vereceğiz.
ذَٰلِكَجَزَآءُأَعْدَآءِٱللَّهِٱلنَّارُلَهُمْفِيهَادَارُٱلْخُلْدِجَزَآءًبِمَاكَانُوابِـَٔايَـٰتِنَايَجْحَدُونَ٢٨
Zâlike cezâü a’dâi-llâhi-nnâru. lehüm fîhâ dâru-lhuld. cezâem bimâ kânû biâyâtinâ yechadûn.
İşte böyle; Allah'ın düşmanlarının cezası ateştir. Ayetlerimizi bile bile inkar etmeleri karşılığı orası onların temelli kalacakları yerdir.
وَقَالَٱلَّذِينَكَفَرُوارَبَّنَآأَرِنَاٱلَّذَيْنِأَضَلَّانَامِنَٱلْجِنِّوَٱلْإِنسِنَجْعَلْهُمَاتَحْتَأَقْدَامِنَالِيَكُونَامِنَٱلْأَسْفَلِينَ٢٩
Vekâle-llezîne keferû rabbenâ erine-llezeyni edallânâ mine-lcinni vel'insi nec’alhümâ tahte akdâminâ liyekûnâ mine-l'esfelîn.
İnkar edenler: "Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan, bizi saptıranları göster, onları ayaklarımızın altına alalım da en altta kalanlardan olsunlar" derler.
إِنَّٱلَّذِينَقَالُوارَبُّنَاٱللَّهُثُمَّٱسْتَقَـٰمُواتَتَنَزَّلُعَلَيْهِمُٱلْمَلَـٰٓئِكَةُأَلَّاتَخَافُواوَلَاتَحْزَنُواوَأَبْشِرُوابِٱلْجَنَّةِٱلَّتِىكُنتُمْتُوعَدُونَ٣٠
İnne-llezîne kâlû rabbüne-llâhü sümme-stekâmû tetenezzelü ’aleyhimü-lmelâiketü ellâ tehâfû velâ tahzenû veebşirû bilcenneti-lletî küntüm tû’adûn.
"Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da doğrulukta devam edenler, onları, melekler, ölümleri anında: "Korkmayınız, üzülmeyiniz, size söz verilen cennetle sevinin, biz dünya hayatında da, ahirette de size dostuz. Burada, canlarınızın çektiği, umduğunuz şeyler, bağışlayan ve acıyan Allah katından bir ziyafet olarak size sunulur" diyerek inerler.
نَحْنُأَوْلِيَآؤُكُمْفِىٱلْحَيَوٰةِٱلدُّنْيَاوَفِىٱلْـَٔاخِرَةِوَلَكُمْفِيهَامَاتَشْتَهِىٓأَنفُسُكُمْوَلَكُمْفِيهَامَاتَدَّعُونَ٣١
Nahnü evliyâüküm fi-lhayâti-ddünyâ vefi-l'âhirah. veleküm fîhâ mâ teştehî enfüsüküm veleküm fîhâ mâ tedde’ûn.
"Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da doğrulukta devam edenler, onları, melekler, ölümleri anında: "Korkmayınız, üzülmeyiniz, size söz verilen cennetle sevinin, biz dünya hayatında da, ahirette de size dostuz. Burada, canlarınızın çektiği, umduğunuz şeyler, bağışlayan ve acıyan Allah katından bir ziyafet olarak size sunulur" diyerek inerler.
نُزُلًامِّنْغَفُورٍرَّحِيمٍ٣٢
Nüzülem min gafûrir rahîm.
"Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da doğrulukta devam edenler, onları, melekler, ölümleri anında: "Korkmayınız, üzülmeyiniz, size söz verilen cennetle sevinin, biz dünya hayatında da, ahirette de size dostuz. Burada, canlarınızın çektiği, umduğunuz şeyler, bağışlayan ve acıyan Allah katından bir ziyafet olarak size sunulur" diyerek inerler.
وَمَنْأَحْسَنُقَوْلًامِّمَّندَعَآإِلَىٱللَّهِوَعَمِلَصَـٰلِحًاوَقَالَإِنَّنِىمِنَٱلْمُسْلِمِينَ٣٣
Vemen ahsenü kavlem mimmen de’â ile-llâhi ve’amile sâlihav vekâle innenî mine-lmüslimîn.
"Doğrusu ben, kendini Allah'a verenlerdenim" diyen, yararlı iş işleyen ve Allah'a çağıran kimseden daha güzel sözlü kim vardır?
وَلَاتَسْتَوِىٱلْحَسَنَةُوَلَاٱلسَّيِّئَةُٱدْفَعْبِٱلَّتِىهِىَأَحْسَنُفَإِذَاٱلَّذِىبَيْنَكَوَبَيْنَهُعَدَٰوَةٌكَأَنَّهُوَلِىٌّحَمِيمٌ٣٤
Velâ testevi-lhasenetü vele-sseyyieh. idfa’ billetî hiye ahsenü feize-llezî beyneke vebeynehû ’adâvetün keennehû veliyyün hamîm.
İyilik ve fenalık bir değildir. Ey inanan kişi: Sen, fenalığı en güzel şekilde sav; o zaman, seninle arasında düşmanlık bulunan kişinin yakın bir dost gibi olduğunu görürsün.
وَمَايُلَقَّىٰهَآإِلَّاٱلَّذِينَصَبَرُواوَمَايُلَقَّىٰهَآإِلَّاذُوحَظٍّعَظِيمٍ٣٥
Vemâ yülekkâhâ ille-llezîne saberû. vemâ yülekkâhâ illâ zû hazzin ’azîm.
Bu, ancak sabredenlere vergidir; bu ancak o büyük hazzı tadanlara vergidir.
وَإِمَّايَنزَغَنَّكَمِنَٱلشَّيْطَـٰنِنَزْغٌفَٱسْتَعِذْبِٱللَّهِإِنَّهُهُوَٱلسَّمِيعُٱلْعَلِيمُ٣٦
Veimmâ yenzeganneke mine-şşeytâni nezgun feste’iz billâh. innehû hüve-ssemî’u-l’alîm.
Şeytan seni dürtecek olursa Allah'a sığın; doğrusu O, işitendir, bilendir.
وَمِنْءَايَـٰتِهِٱلَّيْلُوَٱلنَّهَارُوَٱلشَّمْسُوَٱلْقَمَرُلَاتَسْجُدُوالِلشَّمْسِوَلَالِلْقَمَرِوَٱسْجُدُوالِلَّهِٱلَّذِىخَلَقَهُنَّإِنكُنتُمْإِيَّاهُتَعْبُدُونَ٣٧
Vemin âyâtihi-lleylü vennehâru veşşemsü velkamer. lâ tescüdû lişşemsi velâ lilkameri vescüdû lillâhi-llezî halekahünne in küntüm iyyâhü ta’büdûn.
Gece ile gündüz, güneş ile ay Allah'ın varlığının belgelerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin; eğer Allah'a kulluk etmek istiyorsanız, bunları yaratana secde edin.
فَإِنِٱسْتَكْبَرُوافَٱلَّذِينَعِندَرَبِّكَيُسَبِّحُونَلَهُبِٱلَّيْلِوَٱلنَّهَارِوَهُمْلَايَسْـَٔمُونَ٣٨
Feini-stekberû fellezîne ’inde rabbike yüsebbihûne lehû billeyli vennehâri vehüm lâ yes'emûn.
Eğer büyüklük taslarlarsa kendi aleyhlerinedir. Rabbinin katında bulunanlar hiç usanmadan, O'nu gece gündüz tesbih ederler.
وَمِنْءَايَـٰتِهِٓأَنَّكَتَرَىٱلْأَرْضَخَـٰشِعَةًفَإِذَآأَنزَلْنَاعَلَيْهَاٱلْمَآءَٱهْتَزَّتْوَرَبَتْإِنَّٱلَّذِىٓأَحْيَاهَالَمُحْىِٱلْمَوْتَىٰٓإِنَّهُعَلَىٰكُلِّشَىْءٍقَدِيرٌ٣٩
Vemin âyâtihî enneke tera-l'arda hâşi’aten feizâ enzelnâ ’aleyhe-lmâe-htezzet verabet. inne-llezî ahyâhâ lemuhyi-lmevtâ. innehû ’alâ külli şey'in kadîr.
Kupkuru gördüğün yeryüzünün, Biz ona su indirdiğimiz zaman harekete geçmesi, kabarması, Allah'ın varlığının belgelerindendir. Ona can veren Allah şüphesiz ölüleri de diriltir. Doğrusu O her şeye kadir'dir.
إِنَّٱلَّذِينَيُلْحِدُونَفِىٓءَايَـٰتِنَالَايَخْفَوْنَعَلَيْنَآأَفَمَنيُلْقَىٰفِىٱلنَّارِخَيْرٌأَممَّنيَأْتِىٓءَامِنًايَوْمَٱلْقِيَـٰمَةِٱعْمَلُوامَاشِئْتُمْإِنَّهُبِمَاتَعْمَلُونَبَصِيرٌ٤٠
İnne-llezîne yülhidûne fî âyâtinâ lâ yahfevne ’aleynâ. efemey yülkâ fi-nnâri hayrun em mey ye'tî âminey yevme-lkiyâmeh. i’melû mâ şi'tüm innehû bimâ ta’melûne besîr.
Ayetlerimizi inkar edenler Bize gizli değillerdir. Kıyamet gününde ateşe atılan mı, yoksa güven içinde gelen kimse mi daha iyidir? Dilediğinizi işleyin, doğrusu O, yaptıklarınızı gören'dir.
إِنَّٱلَّذِينَكَفَرُوابِٱلذِّكْرِلَمَّاجَآءَهُمْوَإِنَّهُلَكِتَـٰبٌعَزِيزٌ٤١
İnne-llezîne keferû bizzikri lemmâ câehüm. veinnehû lekitâbün ’azîz.
Kitap kendilerine gelince, onlar, onu inkar etmişlerdir; oysa o, değerli bir Kitap'dır. Geçmişte ve gelecekte onu batıl kılacak yoktur. Hakim ve övülmeğe layık olan Allah katından indirilmedir.
لَّايَأْتِيهِٱلْبَـٰطِلُمِنبَيْنِيَدَيْهِوَلَامِنْخَلْفِهِتَنزِيلٌمِّنْحَكِيمٍحَمِيدٍ٤٢
Lâ ye'tîhi-lbâtilü mim beyni yedeyhi velâ min halfih. tenzîlüm min hakîmin hamîd.
Kitap kendilerine gelince, onlar, onu inkar etmişlerdir; oysa o, değerli bir Kitap'dır. Geçmişte ve gelecekte onu batıl kılacak yoktur. Hakim ve övülmeğe layık olan Allah katından indirilmedir.
مَّايُقَالُلَكَإِلَّامَاقَدْقِيلَلِلرُّسُلِمِنقَبْلِكَإِنَّرَبَّكَلَذُومَغْفِرَةٍوَذُوعِقَابٍأَلِيمٍ٤٣
Mâ yükâlü leke illâ mâ kad kîle lirrusüli min kablik. inne rabbeke lezû magfirativ vezû ’ikâbin elîm.
Senin için söylenenler, senden önceki peygamberler için de söylenmişti. Doğrusu Rabbin hem bağışlayan ve hem de can yakıcı azap verendir.
وَلَوْجَعَلْنَـٰهُقُرْءَانًاأَعْجَمِيًّالَّقَالُوالَوْلَافُصِّلَتْءَايَـٰتُهُٓءَاعْجَمِىٌّوَعَرَبِىٌّقُلْهُوَلِلَّذِينَءَامَنُواهُدًىوَشِفَآءٌوَٱلَّذِينَلَايُؤْمِنُونَفِىٓءَاذَانِهِمْوَقْرٌوَهُوَعَلَيْهِمْعَمًىأُولَـٰٓئِكَيُنَادَوْنَمِنمَّكَانٍبَعِيدٍ٤٤
Velev ce’alnâhü kur'ânen a’cemiyyel lekâlû levlâ füssilet âyâtüh. ea’cemiyyüv ve’arabiyy. kul hüve lillezîne âmenû hüdev veşifâün. vellezîne lâ yü'minûne fî âzânihim vakruv vehüve ’aleyhim ’amâ. ülâike yünâdevne mim mekânim be’îd.
Biz bu Kuran'ı yabancı bir dil ile ortaya koysaydık: "Ayetleri uzun açıklanmalı değil miydi? Araba yabancı bir dille söylenir mi?" derlerdi. De ki: "Bu, inananlara doğruluk rehberi ve gönüllerine şifadır." İnanmayanların kulaklarında ağırlık vardır ve onlara kapalıdır; sanki bunlara uzak bir mesafeden sesleniliyor da anlamıyorlar.
وَلَقَدْءَاتَيْنَامُوسَىٱلْكِتَـٰبَفَٱخْتُلِفَفِيهِوَلَوْلَاكَلِمَةٌسَبَقَتْمِنرَّبِّكَلَقُضِىَبَيْنَهُمْوَإِنَّهُمْلَفِىشَكٍّمِّنْهُمُرِيبٍ٤٥
Velekad âteynâ mûse-lkitâbe fahtülife fîh. velevlâ kelimetün sebekat mir rabbike lekudiye beynehüm. veinnehüm lefî şekkim minhü mürîbün.
And olsun ki Musa'ya Kitap vermiştik de onda ayrılığa düşmüşlerdi. Rabbinin verilmiş bir sözü olmasaydı, aralarında hükmedilmiş olurdu. Doğrusu onlar, onun hakkında şüphe ve endişe içindedirler.
مَّنْعَمِلَصَـٰلِحًافَلِنَفْسِهِوَمَنْأَسَآءَفَعَلَيْهَاوَمَارَبُّكَبِظَلَّـٰمٍلِّلْعَبِيدِ٤٦
Men ’amile sâlihan felinefsihî vemen esâe fe’aleyhâ. vemâ rabbüke bizallâmil lil’abîd.
Kim yararlı iş işlerse kendi lehinedir; kim de kötülük işlerse kendi aleyhinedir. Rabbin, kullara karşı zalim değildir.
إِلَيْهِيُرَدُّعِلْمُٱلسَّاعَةِوَمَاتَخْرُجُمِنثَمَرَٰتٍمِّنْأَكْمَامِهَاوَمَاتَحْمِلُمِنْأُنثَىٰوَلَاتَضَعُإِلَّابِعِلْمِهِوَيَوْمَيُنَادِيهِمْأَيْنَشُرَكَآءِىقَالُوٓاءَاذَنَّـٰكَمَامِنَّامِنشَهِيدٍ٤٧
İleyhi yüraddü ’ilmü-ssâ’ah. vemâ tahrucü min semerâtim min ekmâmihâ vemâ tahmilü min ünsâ velâ teda’u illâ bi’ilmih. veyevme yünâdîhim eyne şürakâî kâlû âzennâke mâ minnâ min şehîd.
Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi ona aittir. O'nun bilgisi dışında hiçbir ürün kabuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. Onlara: "Bana koştuğunuz ortaklar nerede?" diye seslendiği gün: "Sana, buna dair bizden hiçbir şahit olmadığınıarzederiz" derler.
وَضَلَّعَنْهُممَّاكَانُوايَدْعُونَمِنقَبْلُوَظَنُّوامَالَهُممِّنمَّحِيصٍ٤٨
Vedalle ’anhüm mâ kânû yed’ûne min kablü vezannû mâ lehüm mim mehîs.
Önceden yalvarıp durdukları şeyler onlardan uzaklaşmıştır. Kendilerinin kaçacak yerleri olmadığını anlamışlardır.
لَّايَسْـَٔمُٱلْإِنسَـٰنُمِندُعَآءِٱلْخَيْرِوَإِنمَّسَّهُٱلشَّرُّفَيَـُٔوسٌقَنُوطٌ٤٩
Lâ yes'emü-l'insânü min dü’âi-lhayr. veim messehü-şşerru feyeûsün kanût.
İnsan, iyilik istemekten usanmaz da, kendisine bir kötülük gelince umutsuzluğa düşer, meyus olur.
وَلَئِنْأَذَقْنَـٰهُرَحْمَةًمِّنَّامِنبَعْدِضَرَّآءَمَسَّتْهُلَيَقُولَنَّهَـٰذَالِىوَمَآأَظُنُّٱلسَّاعَةَقَآئِمَةًوَلَئِنرُّجِعْتُإِلَىٰرَبِّىٓإِنَّلِىعِندَهُلَلْحُسْنَىٰفَلَنُنَبِّئَنَّٱلَّذِينَكَفَرُوابِمَاعَمِلُواوَلَنُذِيقَنَّهُممِّنْعَذَابٍغَلِيظٍ٥٠
Velein ezaknâhü rahmetem minnâ mim ba’di darrâe messethü leyekûlenne hâzâ lî vemâ ezunnü-ssâ’ate kâimetev veleir ruci’tü ilâ rabbî inne lî ’indehû lelhusnâ. felenünebbienne-llezîne keferû bimâ ’amilû. velenüzîkannehüm min ’azâbin galîz.
Başına gelen sıkıntıdan sonra, kendisine katımızdan bir rahmet tattırsak: "Bu benim hakkımdır; kıyametin kopacağını sanmıyorum. Rabbime döndürülürsem, O'nun katında and olsun ki, benim için daha güzel şeyler vardır" der. İnkar edenlere, işlediklerini, and olsun ki bildireceğiz. Onlara and olsun ki çetin bir azap tattıracağız.
وَإِذَآأَنْعَمْنَاعَلَىٱلْإِنسَـٰنِأَعْرَضَوَنَـَٔابِجَانِبِهِوَإِذَامَسَّهُٱلشَّرُّفَذُودُعَآءٍعَرِيضٍ٥١
Veizâ en’amnâ ’ale-l'insâni a’rada veneâ bicânibih. veizâ messehü-şşerru fezû dü’âin ’arîd.
İnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirerek yan çizer; başına bir kötülük gelince uzun uzun yalvarır.
قُلْأَرَءَيْتُمْإِنكَانَمِنْعِندِٱللَّهِثُمَّكَفَرْتُمبِهِمَنْأَضَلُّمِمَّنْهُوَفِىشِقَاقٍبَعِيدٍ٥٢
Kul era'eytüm in kâne min ’indi-llâhi sümme kefertüm bihî men edallü mimmen hüve fî şikâkim be’îd.
De ki: "Kuran Allah katından gelmiş olup da siz de onu inkar etmişseniz, söyleyin bana, derin bir çıkmazda bulunan kimseden daha sapık kim vardır?"
سَنُرِيهِمْءَايَـٰتِنَافِىٱلْـَٔافَاقِوَفِىٓأَنفُسِهِمْحَتَّىٰيَتَبَيَّنَلَهُمْأَنَّهُٱلْحَقُّأَوَلَمْيَكْفِبِرَبِّكَأَنَّهُعَلَىٰكُلِّشَىْءٍشَهِيدٌ٥٣
Senürîhim âyâtinâ fi-l'âfâki vefî enfüsihim hattâ yetebeyyene lehüm ennehü-lhakk. evelem yekfi birabbike ennehû ’alâ külli şey'in şehîd.
Onun hak olduğu meydana çıkıncaya kadar varlığımızın belgelerini onlara hem dış dünyada ve hem de kendi içlerinde göstereceğiz. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?
أَلَآإِنَّهُمْفِىمِرْيَةٍمِّنلِّقَآءِرَبِّهِمْأَلَآإِنَّهُبِكُلِّشَىْءٍمُّحِيطٌ٥٤
Elâ innehüm fî miryetim mil likâi rabbihim. elâ innehû bikülli şey'im mühît.
Dikkat edin; onlar Rablerine kavuşmaktan şüphededirler; dikkat edin; Allah şüphesiz her şeyi bilgisiyle kuşatandır.