Nûr Suresi
64 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
سُورَةٌأَنزَلْنَـٰهَاوَفَرَضْنَـٰهَاوَأَنزَلْنَافِيهَآءَايَـٰتٍبَيِّنَـٰتٍلَّعَلَّكُمْتَذَكَّرُونَ١
Sûratün enzelnâhâ veferadnâhâ veenzelnâ fîhâ âyâtim beyyinâtil le’alleküm tezekkerûn.

Bu, indirip, hükümlerini kesinleştirdiğimiz suredir. Öğüt alasınız diye onda apaçık ayetler indirdik.

ٱلزَّانِيَةُوَٱلزَّانِىفَٱجْلِدُواكُلَّوَٰحِدٍمِّنْهُمَامِائَةَجَلْدَةٍوَلَاتَأْخُذْكُمبِهِمَارَأْفَةٌفِىدِينِٱللَّهِإِنكُنتُمْتُؤْمِنُونَبِٱللَّهِوَٱلْيَوْمِٱلْـَٔاخِرِوَلْيَشْهَدْعَذَابَهُمَاطَآئِفَةٌمِّنَٱلْمُؤْمِنِينَ٢
Ezzâniyetü vezzânî feclidû külle vâhidim minhümâ miete celdeh. velâ te'huzküm bihimâ ra'fetün fî dîni-llâhi in küntüm tü'minûne billâhi velyevmi-l'âhir. velyeşhed ’azâbehümâ tâifetüm mine-lmü'minîn.

Zina eden kadın ve erkeğin her birine yüzer değnek vurun. Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dini konusunda o ikisine acımayın. Onların ceza görmesine, inananlardan bir topluluk da şahit olsun.

ٱلزَّانِىلَايَنكِحُإِلَّازَانِيَةًأَوْمُشْرِكَةًوَٱلزَّانِيَةُلَايَنكِحُهَآإِلَّازَانٍأَوْمُشْرِكٌوَحُرِّمَذَٰلِكَعَلَىٱلْمُؤْمِنِينَ٣
Ezzânî lâ yenkihu illâ zâniyeten ev müşrikeh. vezzâniyetü lâ yenkihuhâ illâ zânin ev müşrik. vehurrime zâlike ’ale-lmü'minîn.

Zina eden erkek, ancak zina eden veya putperest bir kadınla evlenebilir. Zina eden kadınla da, ancak zina eden veya putperest olan bir erkek evlenebilir. Bu, müminlere yasak edilmiştir.

وَٱلَّذِينَيَرْمُونَٱلْمُحْصَنَـٰتِثُمَّلَمْيَأْتُوابِأَرْبَعَةِشُهَدَآءَفَٱجْلِدُوهُمْثَمَـٰنِينَجَلْدَةًوَلَاتَقْبَلُوالَهُمْشَهَـٰدَةًأَبَدًاوَأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلْفَـٰسِقُونَ٤
Vellezîne yermûne-lmuhsenâti sümme lem ye'tû bierbe’ati şühedâe feclidûhüm semânîne celdetev velâ takbelû lehüm şehâdeten ebedâ. veülâike hümü-lfâsikûn.

İffetli kadınlara zina isnat edip de, sonra dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun; ebediyen onların şahidliğini kabul etmeyin. İşte onlar yoldan çıkmış kimselerdir.

إِلَّاٱلَّذِينَتَابُوامِنبَعْدِذَٰلِكَوَأَصْلَحُوافَإِنَّٱللَّهَغَفُورٌرَّحِيمٌ٥
İlle-llezîne tâbû mim ba’di zâlike veaslehû. feinne-llâhe gafûrur rahîm.

Ama bundan sonra, tevbe edip düzelenler bunun dışındadır. Şüphesiz Allah bağışlar ve merhamet eder.

وَٱلَّذِينَيَرْمُونَأَزْوَٰجَهُمْوَلَمْيَكُنلَّهُمْشُهَدَآءُإِلَّآأَنفُسُهُمْفَشَهَـٰدَةُأَحَدِهِمْأَرْبَعُشَهَـٰدَٰتٍبِٱللَّهِإِنَّهُلَمِنَٱلصَّـٰدِقِينَ٦
Vellezîne yermûne ezvâcehüm velem yekül lehüm şühedâü illâ enfüsühüm feşehâdetü ehadihim erbe’u şehâdâtim billâhi innehû lemine-ssâdikîn.

Karılarına zina isnat edip de kendilerinden başka şahidleri olmayanların şahidliği, kendisinin doğru sözlülerden olduğuna Allah'ı dört defa şahit tutmasıyla olur. Beşincisinde, eğer yalancılardan ise Allah'ın lanetinin kendisine olmasını diler.

وَٱلْخَـٰمِسَةُأَنَّلَعْنَتَٱللَّهِعَلَيْهِإِنكَانَمِنَٱلْكَـٰذِبِينَ٧
Velhâmisetü enne la’nete-llâhi ’aleyhi in kâne mine-lkâzibîn.

Karılarına zina isnat edip de kendilerinden başka şahidleri olmayanların şahidliği, kendisinin doğru sözlülerden olduğuna Allah'ı dört defa şahit tutmasıyla olur. Beşincisinde, eğer yalancılardan ise Allah'ın lanetinin kendisine olmasını diler.

وَيَدْرَؤُاعَنْهَاٱلْعَذَابَأَنتَشْهَدَأَرْبَعَشَهَـٰدَٰتٍبِٱللَّهِإِنَّهُلَمِنَٱلْكَـٰذِبِينَ٨
Veyedraü ’anhe-l’azâbe en teşhede erbe’a şehâdâtim billâhi innehû lemine-lkâzibîn.

Kocasının yalancılardan olduğuna Allah'ı dört defa şahit tutması, cezayı kadından savar. Beşincisinde, kocası doğrulardan ise kendisinin Allah'ın gazabına uğramasını diler.

وَٱلْخَـٰمِسَةَأَنَّغَضَبَٱللَّهِعَلَيْهَآإِنكَانَمِنَٱلصَّـٰدِقِينَ٩
Velhâmisete enne gadabe-llâhi ’aleyhâ in kâne mine-ssâdikîn.

Kocasının yalancılardan olduğuna Allah'ı dört defa şahit tutması, cezayı kadından savar. Beşincisinde, kocası doğrulardan ise kendisinin Allah'ın gazabına uğramasını diler.

وَلَوْلَافَضْلُٱللَّهِعَلَيْكُمْوَرَحْمَتُهُوَأَنَّٱللَّهَتَوَّابٌحَكِيمٌ١٠
Velevlâ fadlü-llâhi ’aleyküm verahmetühû veenne-llâhe tevvâbün hakîm.

Allah'ın size nimet ve rahmeti bulunmasa ve Allah tevbeleri kabul eden ve Hakim olmasaydı suçlunun hemen cezasını verirdi.

إِنَّٱلَّذِينَجَآءُوبِٱلْإِفْكِعُصْبَةٌمِّنكُمْلَاتَحْسَبُوهُشَرًّالَّكُمبَلْهُوَخَيْرٌلَّكُمْلِكُلِّٱمْرِئٍمِّنْهُممَّاٱكْتَسَبَمِنَٱلْإِثْمِوَٱلَّذِىتَوَلَّىٰكِبْرَهُمِنْهُمْلَهُعَذَابٌعَظِيمٌ١١
İnne-llezîne câû bil'ifki ’usbetüm minküm. lâ tahsebûhü şerral leküm. bel hüve hayrul leküm. likülli-mriim minhüm me-ktesebe mine-l'ism. vellezî tevellâ kibrahû minhüm lehû ’azâbün ’azîm.

(Peygamber'in eşi hakkında) o yalanı uyduranlar içinizden bir güruhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın, o sizin için hayırlı olmuştur. O kimselerden her birine kazandığı günah karşılığı ceza vardır; içlerinden elebaşılık yapana ise büyük azap vardır.

لَّوْلَآإِذْسَمِعْتُمُوهُظَنَّٱلْمُؤْمِنُونَوَٱلْمُؤْمِنَـٰتُبِأَنفُسِهِمْخَيْرًاوَقَالُواهَـٰذَآإِفْكٌمُّبِينٌ١٢
Levlâ iz semi’tümûhü zanne-lmü'minûne velmü'minâtü bienfüsihim hayrav vekâlû hâzâ ifküm mübîn.

Onu işittiğiniz zaman, erkek kadın müminlerin, kendiliklerinden hüsnü zanda bulunup da: "Bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi?

لَّوْلَاجَآءُوعَلَيْهِبِأَرْبَعَةِشُهَدَآءَفَإِذْلَمْيَأْتُوابِٱلشُّهَدَآءِفَأُولَـٰٓئِكَعِندَٱللَّهِهُمُٱلْكَـٰذِبُونَ١٣
Levlâ câû ’aleyhi bierbe’ati şühedâ'. feiz lem ye'tû bişşühedâi feülâike ’inde-llâhi hümü-lkâzibûn.

Dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? İşte bunlar, şahit getirmedikçe Allah katında yalancı olanlardır.

وَلَوْلَافَضْلُٱللَّهِعَلَيْكُمْوَرَحْمَتُهُفِىٱلدُّنْيَاوَٱلْـَٔاخِرَةِلَمَسَّكُمْفِىمَآأَفَضْتُمْفِيهِعَذَابٌعَظِيمٌ١٤
Velevlâ fadlü-llâhi ’aleyküm verahmetühû fi-ddünyâ vel'âhirati lemesseküm fî mâ efadtüm fîhi ’azâbün ’azîm.

Allah'ın dünya ve ahirette size lütuf ve merhameti olmasaydı, o kötü sözü yaymanızdan ötürü büyük bir azaba uğrardınız.

إِذْتَلَقَّوْنَهُبِأَلْسِنَتِكُمْوَتَقُولُونَبِأَفْوَاهِكُممَّالَيْسَلَكُمبِهِعِلْمٌوَتَحْسَبُونَهُهَيِّنًاوَهُوَعِندَٱللَّهِعَظِيمٌ١٥
İz telekkavnehû bielsinetiküm vetekûlûne biefvâhiküm mâ leyse leküm bihî ’ilmüv vetahsebûnehû heyyinâ. vehüve ’inde-llâhi ’azîm.

Onu dilinize dolamıştınız. Bilmediğiniz şeyleri ağzınıza alıyordunuz. Onu önemsiz bir şey sanıyordunuz, oysa Allah katında önemi büyüktü.

وَلَوْلَآإِذْسَمِعْتُمُوهُقُلْتُممَّايَكُونُلَنَآأَننَّتَكَلَّمَبِهَـٰذَاسُبْحَـٰنَكَهَـٰذَابُهْتَـٰنٌعَظِيمٌ١٦
Velevlâ iz semi’tümûhü kultüm mâ yekûnü lenâ en netekelleme bihâzâ. sübhâneke hâzâ bühtânün ’azîm.

O'nu işittiğinizde: "Bu konuda konuşmamız yakışık almaz; haşa, bu büyük bir iftiradır" demeniz gerekmez miydi?

يَعِظُكُمُٱللَّهُأَنتَعُودُوالِمِثْلِهِٓأَبَدًاإِنكُنتُممُّؤْمِنِينَ١٧
Ye’izukümü-llâhü en te’ûdû limislihî ebeden in küntüm mü'minîn.

Eğer mümin kişilerdenseniz, Allah buna benzer bir şeye bir daha dönmemenizi tavsiye eder.

وَيُبَيِّنُٱللَّهُلَكُمُٱلْـَٔايَـٰتِوَٱللَّهُعَلِيمٌحَكِيمٌ١٨
Veyübeyyinü-llâhü lekümü-l'âyât. vellâhü ’alîmün hakîm.

Allah size ayetleri açıkça bildirir. Allah bilendir, Hakim'dir.

إِنَّٱلَّذِينَيُحِبُّونَأَنتَشِيعَٱلْفَـٰحِشَةُفِىٱلَّذِينَءَامَنُوالَهُمْعَذَابٌأَلِيمٌفِىٱلدُّنْيَاوَٱلْـَٔاخِرَةِوَٱللَّهُيَعْلَمُوَأَنتُمْلَاتَعْلَمُونَ١٩
İnne-llezîne yühibbûne en teşî’a-lfâhişetü fi-llezîne âmenû lehüm ’azâbün elîmün fi-ddünyâ vel'âhirah. vellâhü ya’lemü veentüm lâ ta’lemûn.

Müminler arasından hayasızlığın yayılmasını arzu edenlere, işte onlara, dünya ve ahirette can yakıcı azap vardır. Allah bilir, siz ise bilmezsiniz.

وَلَوْلَافَضْلُٱللَّهِعَلَيْكُمْوَرَحْمَتُهُوَأَنَّٱللَّهَرَءُوفٌرَّحِيمٌ٢٠
Velevlâ fadlü-llâhi ’aleyküm verahmetühû veenne-llâhe raûfür rahîm.

Allah'ın size lütuf ve merhameti bulunmasaydı, Allah şefkatli ve merhametli olmasaydı hemen cezanızı verirdi.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوالَاتَتَّبِعُواخُطُوَٰتِٱلشَّيْطَـٰنِوَمَنيَتَّبِعْخُطُوَٰتِٱلشَّيْطَـٰنِفَإِنَّهُيَأْمُرُبِٱلْفَحْشَآءِوَٱلْمُنكَرِوَلَوْلَافَضْلُٱللَّهِعَلَيْكُمْوَرَحْمَتُهُمَازَكَىٰمِنكُممِّنْأَحَدٍأَبَدًاوَلَـٰكِنَّٱللَّهَيُزَكِّىمَنيَشَآءُوَٱللَّهُسَمِيعٌعَلِيمٌ٢١
Yâ eyyühe-llezîne âmenû lâ tettebi’û hutuvâti-şşeytân. vemey yettebi’ hutuvâti-şşeytâni feinnehû ye'müru bilfahşâi velmünker. velevlâ fadlü-llâhi ’aleyküm verahmetühû mâ zekâ minküm min ehadin ebedev velâkinne-llâhe yüzekkî mey yeşâ'. vellâhü semî’un ’alîm.

Ey İnananlar! Şeytana ayak uydurmayın. Kim şeytanın ardına takılırsa, bilsin ki, o, hayasızlığı ve fenalığı emreder. Allah'ın size lütuf ve merhameti bulunmasaydı, hiçbiriniz ebediyen temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini temize çıkarır. Allah işitir ve bilir.

وَلَايَأْتَلِأُولُواٱلْفَضْلِمِنكُمْوَٱلسَّعَةِأَنيُؤْتُوٓاأُولِىٱلْقُرْبَىٰوَٱلْمَسَـٰكِينَوَٱلْمُهَـٰجِرِينَفِىسَبِيلِٱللَّهِوَلْيَعْفُواوَلْيَصْفَحُوٓاأَلَاتُحِبُّونَأَنيَغْفِرَٱللَّهُلَكُمْوَٱللَّهُغَفُورٌرَّحِيمٌ٢٢
Velâ ye'teli ülü-lfadli minküm vesse’ati ey yü'tû üli-lkurbâ velmesâkîne velmühâcirîne fî sebîli-llâh. velya’fû velyasfehû. elâ tühibbûne ey yagfira-llâhü leküm. vellâhü gafûrur rahîm.

İçinizde lütuf ve servet sahibi olanlar, yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere, vermemek için yemin etmesinler, affetsinler, geçsinler. Allah'ın sizi bağışlamasından hoşlanmaz mısınız? Allah bağışlayandır, merhametli olandır.

إِنَّٱلَّذِينَيَرْمُونَٱلْمُحْصَنَـٰتِٱلْغَـٰفِلَـٰتِٱلْمُؤْمِنَـٰتِلُعِنُوافِىٱلدُّنْيَاوَٱلْـَٔاخِرَةِوَلَهُمْعَذَابٌعَظِيمٌ٢٣
İnne-llezîne yermûne-lmuhsenâti-lgâfilâti-lmü'minâti lü’inû fi-ddünyâ vel'âhirah. velehüm ’azâbün ’azîm.

İffetli, habersiz, mümin kadınlara zina isnat edenler dünya ve ahirette lanetlenmişlerdir. Kendi dilleri, elleri ve ayakları, yapmış olduklarına şahidlik ettikleri gün onlar büyük azaba uğrayacaklardır.

يَوْمَتَشْهَدُعَلَيْهِمْأَلْسِنَتُهُمْوَأَيْدِيهِمْوَأَرْجُلُهُمبِمَاكَانُوايَعْمَلُونَ٢٤
Yevme teşhedü ’aleyhim elsinetühüm veeydîhim veercülühüm bimâ kânû ya’melûn.

İffetli, habersiz, mümin kadınlara zina isnat edenler dünya ve ahirette lanetlenmişlerdir. Kendi dilleri, elleri ve ayakları, yapmış olduklarına şahidlik ettikleri gün onlar büyük azaba uğrayacaklardır.

يَوْمَئِذٍيُوَفِّيهِمُٱللَّهُدِينَهُمُٱلْحَقَّوَيَعْلَمُونَأَنَّٱللَّهَهُوَٱلْحَقُّٱلْمُبِينُ٢٥
Yevmeiziy yüveffîhimü-llâhü dînehümü-lhakka veya’lemûne enne-llâhe hüve-lhakku-lmübîn.

O gün, Allah onlara kesinleşmiş cezalarını verecektir. Allah'ın apaçık hak olduğunu bileceklerdir.

ٱلْخَبِيثَـٰتُلِلْخَبِيثِينَوَٱلْخَبِيثُونَلِلْخَبِيثَـٰتِوَٱلطَّيِّبَـٰتُلِلطَّيِّبِينَوَٱلطَّيِّبُونَلِلطَّيِّبَـٰتِأُولَـٰٓئِكَمُبَرَّءُونَمِمَّايَقُولُونَلَهُممَّغْفِرَةٌوَرِزْقٌكَرِيمٌ٢٦
Elhabîsâtü lilhabîsîne velhabîsûne lilhabîsât. vettayyibâtü littayyibîne vettayyibûne littayyibât. ülâike müberraûne mimmâ yekûlûn. lehüm magfiratüv verizkun kerîm.

Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler kötü kadınlara yakışırlar. İyi kadınlar iyi erkeklere, iyi erkekler de iyi kadınlara yakışırlar. Bunlar, onların söylediklerinden uzaktırlar. İşte bunlara mağfiret ve cömertçe verilmiş rızık vardır.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوالَاتَدْخُلُوابُيُوتًاغَيْرَبُيُوتِكُمْحَتَّىٰتَسْتَأْنِسُواوَتُسَلِّمُواعَلَىٰٓأَهْلِهَاذَٰلِكُمْخَيْرٌلَّكُمْلَعَلَّكُمْتَذَكَّرُونَ٢٧
Yâ eyyühe-llezîne âmenû lâ tedhulû büyûten gayra büyûtiküm hattâ teste'nisû vetüsellimû ’alâ ehlihâ. zâliküm hayrul leküm le’alleküm tezekkerûn.

Ey inananlar! Evlerinizden başka evlere, izin almadan, seslenip sahiplerine selam vermeden girmeyiniz. Eğer düşünürseniz bu sizin için daha iyidir.

فَإِنلَّمْتَجِدُوافِيهَآأَحَدًافَلَاتَدْخُلُوهَاحَتَّىٰيُؤْذَنَلَكُمْوَإِنقِيلَلَكُمُٱرْجِعُوافَٱرْجِعُواهُوَأَزْكَىٰلَكُمْوَٱللَّهُبِمَاتَعْمَلُونَعَلِيمٌ٢٨
Feil lem tecidû fîhâ ehaden felâ tedhulûhâ hattâ yü'zene leküm. vein kîle lekümü-rci’û ferci’û hüve ezkâ leküm. vellâhü bimâ ta’melûne ’alîm.

Eğer evde kimseyi bulamazsanız, yine de size izin verilmedikçe içeriye girmeyiniz. Size "Dönün" denirse dönün. Bu, sizi daha çok temize çıkarır. Allah yaptıklarınızı bilir.

لَّيْسَعَلَيْكُمْجُنَاحٌأَنتَدْخُلُوابُيُوتًاغَيْرَمَسْكُونَةٍفِيهَامَتَـٰعٌلَّكُمْوَٱللَّهُيَعْلَمُمَاتُبْدُونَوَمَاتَكْتُمُونَ٢٩
Leyse ’aleyküm cünâhun en tedhulû büyûten gayra meskûnetin fîhâ metâ’ul leküm. vellâhü ya’lemü mâ tübdûne vemâ tektümûn.

İçinde malınız bulunan boş evlere girmenizde bir sorumluluk yoktur. Allah, açığa vurduğunuzu da, gizlediğinizi de bilir.

قُللِّلْمُؤْمِنِينَيَغُضُّوامِنْأَبْصَـٰرِهِمْوَيَحْفَظُوافُرُوجَهُمْذَٰلِكَأَزْكَىٰلَهُمْإِنَّٱللَّهَخَبِيرٌبِمَايَصْنَعُونَ٣٠
Kul lilmü'minîne yeguddû min ebsârihim veyahfezû fürûcehüm. zâlike ezkâ lehüm. inne-llâhe habîrum bimâ yasne’ûn.

Mümin erkeklere söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, mahrem yerlerini, korusunlar. Bu, onların arınmasını daha iyi sağlar. Allah yaptıklarından şüphesiz haberdardır.

وَقُللِّلْمُؤْمِنَـٰتِيَغْضُضْنَمِنْأَبْصَـٰرِهِنَّوَيَحْفَظْنَفُرُوجَهُنَّوَلَايُبْدِينَزِينَتَهُنَّإِلَّامَاظَهَرَمِنْهَاوَلْيَضْرِبْنَبِخُمُرِهِنَّعَلَىٰجُيُوبِهِنَّوَلَايُبْدِينَزِينَتَهُنَّإِلَّالِبُعُولَتِهِنَّأَوْءَابَآئِهِنَّأَوْءَابَآءِبُعُولَتِهِنَّأَوْأَبْنَآئِهِنَّأَوْأَبْنَآءِبُعُولَتِهِنَّأَوْإِخْوَٰنِهِنَّأَوْبَنِىٓإِخْوَٰنِهِنَّأَوْبَنِىٓأَخَوَٰتِهِنَّأَوْنِسَآئِهِنَّأَوْمَامَلَكَتْأَيْمَـٰنُهُنَّأَوِٱلتَّـٰبِعِينَغَيْرِأُولِىٱلْإِرْبَةِمِنَٱلرِّجَالِأَوِٱلطِّفْلِٱلَّذِينَلَمْيَظْهَرُواعَلَىٰعَوْرَٰتِٱلنِّسَآءِوَلَايَضْرِبْنَبِأَرْجُلِهِنَّلِيُعْلَمَمَايُخْفِينَمِنزِينَتِهِنَّوَتُوبُوٓاإِلَىٱللَّهِجَمِيعًاأَيُّهَٱلْمُؤْمِنُونَلَعَلَّكُمْتُفْلِحُونَ٣١
Vekul lilmü'minâti yagdudne min ebsârihinne veyahfazne fürûcehünne velâ yübdîne zînetehünne illâ mâ zahera minhâ velyadribne bihumürihinne ’alâ cüyûbihinn. velâ yübdîne zînetehünne illâ libü’ûletihinne ev âbâihinne ev âbâi bü’ûletihinne ev ebnâihinne ev ebnâi bü’ûletihinne ev ihvânihinne ev benî ihvânihinne ev benî ehavâtihinne ev nisâihinne ev mâ meleket eymânühünne evi-ttâbi’îne gayri üli-l'irbeti mine-rricâli evi-ttifli-llezîne lem yazherû ’alâ ’avrati-nnisâ'. velâ yadribne biercülihinne liyü’leme mâ yuhfîne min zînetihinn. vetûbû ile-llâhi cemî’an eyyühe-lmü'minûne le’alleküm tüflihûn.

Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar. Süslerini, kendiliğinden görünen kısmı müstesna, açmasınlar. Baş örtülerini yakalarının üzerine salsınlar. Süslerini kocaları veya babaları ve kayınpederleri veya oğulları veya kocalarının oğulları veya kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kızkardeşlerinin oğulları veya müslüman kadınları veya cariyeleri veya erkekliği kalmamış hizmetçiler, ya da kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süslerin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey inananlar! Saadete ermeniz için hepiniz tevbe ederek Allah'ın hükmüne dönün.

وَأَنكِحُواٱلْأَيَـٰمَىٰمِنكُمْوَٱلصَّـٰلِحِينَمِنْعِبَادِكُمْوَإِمَآئِكُمْإِنيَكُونُوافُقَرَآءَيُغْنِهِمُٱللَّهُمِنفَضْلِهِوَٱللَّهُوَٰسِعٌعَلِيمٌ٣٢
Venkihü-l'eyâmâ minküm vessâlihîne min ’ibâdiküm veimâiküm. iy yekûnû fükarâe yugnîhimü-llâhü min fadlih. vellâhü vâsi’un ’alîm.

İçinizdeki bekarları, kölelerinizden ve cariyelerinizden iyi olanları evlendirin. Eğer yoksul iseler, Allah onları lütfü ile zenginleştirir. Allah lütfü bol olandır, bilendir.

وَلْيَسْتَعْفِفِٱلَّذِينَلَايَجِدُونَنِكَاحًاحَتَّىٰيُغْنِيَهُمُٱللَّهُمِنفَضْلِهِوَٱلَّذِينَيَبْتَغُونَٱلْكِتَـٰبَمِمَّامَلَكَتْأَيْمَـٰنُكُمْفَكَاتِبُوهُمْإِنْعَلِمْتُمْفِيهِمْخَيْرًاوَءَاتُوهُممِّنمَّالِٱللَّهِٱلَّذِىٓءَاتَىٰكُمْوَلَاتُكْرِهُوافَتَيَـٰتِكُمْعَلَىٱلْبِغَآءِإِنْأَرَدْنَتَحَصُّنًالِّتَبْتَغُواعَرَضَٱلْحَيَوٰةِٱلدُّنْيَاوَمَنيُكْرِههُّنَّفَإِنَّٱللَّهَمِنبَعْدِإِكْرَٰهِهِنَّغَفُورٌرَّحِيمٌ٣٣
Velyesta’fifi-llezîne lâ yecidûne nikâhan hattâ yugniyehümü-llâhü min fadlih. vellezîne yebtegûne-lkitâbe mimmâ meleket eymânüküm fekâtibûhüm in ’alimtüm fîhim hayrâ. veâtûhüm mim mâli-llâhi-llezî âtâküm. velâ tükrihû feteyâtiküm ’ale-lbigâi in eradne tehassunel litebtegû ’arada-lhayâti-ddünyâ. vemey yükrihhünne feinne-llâhe mim ba’di ikrâhihinne gafûrur rahîm.

Evlenemeyenler, Allah kendilerini lütfü ile zenginleştirene kadar iffetli davransınlar. Kölelerinizden hür olmak için bedel vermek isteyenlerin, onlarda bir iyilik görürseniz, bedel vermelerini kabul edin. Onlara Allah'ın size verdiği maldan verin. Dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için, iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları buna zorlarsa bilsin ki Allah hiç şüphesiz onu değil zorlanan kadınları bağışlar ve merhamet eder.

وَلَقَدْأَنزَلْنَآإِلَيْكُمْءَايَـٰتٍمُّبَيِّنَـٰتٍوَمَثَلًامِّنَٱلَّذِينَخَلَوْامِنقَبْلِكُمْوَمَوْعِظَةًلِّلْمُتَّقِينَ٣٤
Velekad enzelnâ ileyküm âyâtim mübeyyinâtiv vemeselem mine-llezîne halev min kabliküm vemev’izatel lilmüttekîn.

And olsun ki, size apaçık ayetler, sizden önce geçenlerden misal ve sakınanlara öğüt indirdik.

ٱللَّهُنُورُٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِمَثَلُنُورِهِكَمِشْكَوٰةٍفِيهَامِصْبَاحٌٱلْمِصْبَاحُفِىزُجَاجَةٍٱلزُّجَاجَةُكَأَنَّهَاكَوْكَبٌدُرِّىٌّيُوقَدُمِنشَجَرَةٍمُّبَـٰرَكَةٍزَيْتُونَةٍلَّاشَرْقِيَّةٍوَلَاغَرْبِيَّةٍيَكَادُزَيْتُهَايُضِىٓءُوَلَوْلَمْتَمْسَسْهُنَارٌنُّورٌعَلَىٰنُورٍيَهْدِىٱللَّهُلِنُورِهِمَنيَشَآءُوَيَضْرِبُٱللَّهُٱلْأَمْثَـٰلَلِلنَّاسِوَٱللَّهُبِكُلِّشَىْءٍعَلِيمٌ٣٥
Allâhü nûru-ssemâvâti vel'ard. meselü nûrihî kemişkâtin fîhâ misbâh. elmisbâhu fî zücâceh. ezzücâcetü keennehâ kevkebün dürriyyüy yûkadü min şeceratim mübâraketin zeytûnetil lâ şerkiyyetiv velâ garbiyyetiy yekâdü zeytühâ yüdîü velev lem temseshü nârun. nûrun ’alâ nûr. yehdi-llâhü linûrihî mey yeşâ'. veyadribü-llâhü-l'emsâle linnâs. vellâhü bikülli şey'in ’alîm.

Allah göklerin ve yerin Nur'udur. O'nun nuru, içinde ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer. O ışık bir cam içindedir, cam ise, sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır; bu ne yalnız doğuda ve ne de yalnız batıda bulunan bereketli zeytin ağacından yakılır. Ateş değmese bile, nerdeyse yağın kendisi aydınlatacak! Nur üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur. Allah insanlara misaller verir. O, herşeyi bilir.

فِىبُيُوتٍأَذِنَٱللَّهُأَنتُرْفَعَوَيُذْكَرَفِيهَاٱسْمُهُيُسَبِّحُلَهُفِيهَابِٱلْغُدُوِّوَٱلْـَٔاصَالِ٣٦
Fî büyûtin ezine-llâhü en türfe’a veyüzkera fîhe-smühû yüsebbihu lehû fîhâ bilgudüvvi vel'esâl.

Allah'ın yüksek tutulmasına ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde, insanlar sabah akşam O'nu tesbih ederler.

رِجَالٌلَّاتُلْهِيهِمْتِجَـٰرَةٌوَلَابَيْعٌعَنذِكْرِٱللَّهِوَإِقَامِٱلصَّلَوٰةِوَإِيتَآءِٱلزَّكَوٰةِيَخَافُونَيَوْمًاتَتَقَلَّبُفِيهِٱلْقُلُوبُوَٱلْأَبْصَـٰرُ٣٧
Ricâlül lâ tülhîhim ticâratüv velâ bey’un ’an zikri-llâhi veikâmi-ssalâti veîtâi-zzekâti yehâfûne yevmen tetekallebü fîhi-lkulûbü vel'ebsâr.

Bunları ne ticaret ve ne de alışveriş Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoyar. Bunlar, gönüllerin ve gözlerin döneceği günden korkarlar.

لِيَجْزِيَهُمُٱللَّهُأَحْسَنَمَاعَمِلُواوَيَزِيدَهُممِّنفَضْلِهِوَٱللَّهُيَرْزُقُمَنيَشَآءُبِغَيْرِحِسَابٍ٣٨
Liyecziyehümü-llâhü ahsene mâ ’amilû veyezîdehüm min fadlih. vellâhü yerzüku mey yeşâü bigayri hisâb.

Allah, onları işlediklerinin en güzeliyle mükafatlandırır ve lütfundan onlara fazlasıyla verir. Allah dilediğini hesapsız şekilde rızıklandırır.

وَٱلَّذِينَكَفَرُوٓاأَعْمَـٰلُهُمْكَسَرَابٍبِقِيعَةٍيَحْسَبُهُٱلظَّمْـَٔانُمَآءًحَتَّىٰٓإِذَاجَآءَهُلَمْيَجِدْهُشَيْـًٔاوَوَجَدَٱللَّهَعِندَهُفَوَفَّىٰهُحِسَابَهُوَٱللَّهُسَرِيعُٱلْحِسَابِ٣٩
Vellezîne keferû a’mâlühüm keserâbim bikî’atiy yahsebühu-zzam'ânü mââ. hattâ izâ câehû lem yecidhü şey'ev vevecede-llâhe ’indehû feveffâhü hisâbeh. vellâhü serî’u-lhisâb.

İnkar edenlerin işleri engin çöllerdeki serap gibidir. Susayan kimse onu su zanneder, fakat oraya geldiğinde hiçbir şey bulamaz. Orada Allah'ı bulur ve O da hesabını görür. Allah hesabı çabuk görendir.

أَوْكَظُلُمَـٰتٍفِىبَحْرٍلُّجِّىٍّيَغْشَىٰهُمَوْجٌمِّنفَوْقِهِمَوْجٌمِّنفَوْقِهِسَحَابٌظُلُمَـٰتٌبَعْضُهَافَوْقَبَعْضٍإِذَآأَخْرَجَيَدَهُلَمْيَكَدْيَرَىٰهَاوَمَنلَّمْيَجْعَلِٱللَّهُلَهُنُورًافَمَالَهُمِننُّورٍ٤٠
Ev kezulümâtin fî bahril lücciyyiy yagşâhü mevcüm min fevkihî mevcüm min fevkihî sehâb. zulümâtüm ba’duhâ fevka ba’d. izâ ahrace yedehû lem yeked yerâhâ. vemel lem yec’ali-llâhü lehû nûran femâ lehû min nûr.

Veya derin denizin karanlıklarına benzer. Onu üstüste dalgalar ve dalgaların üstünde de bulutlar örter; karanlıklar üstünde karanlıklar; insan elini uzattığı zaman, nerdeyse onu bile göremez. Allah'ın nur vermediği kimsenin nuru olmaz.

أَلَمْتَرَأَنَّٱللَّهَيُسَبِّحُلَهُمَنفِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَٱلطَّيْرُصَـٰٓفَّـٰتٍكُلٌّقَدْعَلِمَصَلَاتَهُوَتَسْبِيحَهُوَٱللَّهُعَلِيمٌبِمَايَفْعَلُونَ٤١
Elem tera enne-llâhe yüsebbihu lehû men fi-ssemâvâti vel'ardi vettayru sâffât. küllün kad ’alime salâtehû vetesbîhah. vellâhü ’alîmüm bimâ yef’alûn.

Göklerde ve yerde olan kimselerin, sıra sıra uçan kuşların Allah'ı tesbih ettiğini görmez misin? Her biri kendi niyaz ve tesbihini bilir. Allah, onların yaptıklarını bilendir.

وَلِلَّهِمُلْكُٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَإِلَىٱللَّهِٱلْمَصِيرُ٤٢
Velillâhi mülkü-ssemâvâti vel'ard. veile-llâhi-lmesîr.

Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Dönüş Allah'adır.

أَلَمْتَرَأَنَّٱللَّهَيُزْجِىسَحَابًاثُمَّيُؤَلِّفُبَيْنَهُثُمَّيَجْعَلُهُرُكَامًافَتَرَىٱلْوَدْقَيَخْرُجُمِنْخِلَـٰلِهِوَيُنَزِّلُمِنَٱلسَّمَآءِمِنجِبَالٍفِيهَامِنبَرَدٍفَيُصِيبُبِهِمَنيَشَآءُوَيَصْرِفُهُعَنمَّنيَشَآءُيَكَادُسَنَابَرْقِهِيَذْهَبُبِٱلْأَبْصَـٰرِ٤٣
Elem tera enne-llâhe yüzcî sehâben sümme yü'ellifü beynehû sümme yec’alühû rukâmen fetere-lvedka yahrucü min hilâlih. veyünezzilü mine-ssemâi min cibâlin fîhâ mim beradin feyüsîbü bihî mey yeşâü veyasrifühû ’am mey yeşâ'. yekâdü senâ berkihî yezhebü bil'ebsâr.

Bilmez misiniz ki, Allah bulutları sürer, sonra onları bir araya getirir; üstüste yığar, sen de onların arasından yağmur yağdığını görürsün. Gökten içinde dolu bulunan dağlar gibi bulutlar indirir, dilediğini ona uğratır, dilediğinden de uzak tutar. Bu bulutların şimşeğinin parıltısı nerdeyse gözleri alır!

يُقَلِّبُٱللَّهُٱلَّيْلَوَٱلنَّهَارَإِنَّفِىذَٰلِكَلَعِبْرَةًلِّأُولِىٱلْأَبْصَـٰرِ٤٤
Yükallibü-llâhü-lleyle vennehâr. inne fî zâlike le’ibratel liüli-l'ebsâr.

Allah geceyi gündüze, gündüzü geceye çevirir. Doğrusu, görebilenler için bunda ibretler vardır.

وَٱللَّهُخَلَقَكُلَّدَآبَّةٍمِّنمَّآءٍفَمِنْهُممَّنيَمْشِىعَلَىٰبَطْنِهِوَمِنْهُممَّنيَمْشِىعَلَىٰرِجْلَيْنِوَمِنْهُممَّنيَمْشِىعَلَىٰٓأَرْبَعٍيَخْلُقُٱللَّهُمَايَشَآءُإِنَّٱللَّهَعَلَىٰكُلِّشَىْءٍقَدِيرٌ٤٥
Vellâhü haleka külle dâbbetim mim mâ'. feminhüm mey yemşî ’alâ batnih. veminhüm mey yemşî ’alâ ricleyn. veminhüm mey yemşî ’alâ erba’. yahlüku-llâhü mâ yeşâ'. inne-llâhe ’alâ külli şey'in kadîr.

Allah bütün canlıları sudan yaratmıştır. Kimi karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayakla yürür, kimi dört ayakla yürür. Allah dilediğini yaratır, Allah şüphesiz herşeye Kadir'dir.

لَّقَدْأَنزَلْنَآءَايَـٰتٍمُّبَيِّنَـٰتٍوَٱللَّهُيَهْدِىمَنيَشَآءُإِلَىٰصِرَٰطٍمُّسْتَقِيمٍ٤٦
Lekad enzelnâ âyâtim mübeyyinât. vellâhü yehdî mey yeşâü ilâ sirâtim müstekîm.

And olsun ki, açıklayıcı ayetler indirmişizdir. Allah dilediğini doğru yola eriştirir.

وَيَقُولُونَءَامَنَّابِٱللَّهِوَبِٱلرَّسُولِوَأَطَعْنَاثُمَّيَتَوَلَّىٰفَرِيقٌمِّنْهُممِّنبَعْدِذَٰلِكَوَمَآأُولَـٰٓئِكَبِٱلْمُؤْمِنِينَ٤٧
Veyekûlûne âmennâ billâhi vebirrasûli veeta’nâ sümme yetevellâ ferîkum minhüm mim ba’di zâlik. vemâ ülâike bilmü'minîn.

Münafıklar: "Allah'a ve Peygamber'e inandık, itaat ettik" derler; sonra da bir takımı yüz çevirirler. İşte bunlar inanmış değillerdir.

وَإِذَادُعُوٓاإِلَىٱللَّهِوَرَسُولِهِلِيَحْكُمَبَيْنَهُمْإِذَافَرِيقٌمِّنْهُممُّعْرِضُونَ٤٨
Veizâ dü’û ile-llâhi verasûlihî liyahküme beynehüm izâ ferîkum minhüm mü’ridûn.

Aralarında hüküm vermek üzere Allah'a ve Peygamberine çağırıldıkları zaman, bir takımı hemen yüz çevirirler. İşte bunlar inanmış değillerdir.

وَإِنيَكُنلَّهُمُٱلْحَقُّيَأْتُوٓاإِلَيْهِمُذْعِنِينَ٤٩
Veiy yekül lehümü-lhakku ye'tû ileyhi müz’inîn.

Ama hak kendilerinden tarafa ise, itaatle koşa koşa gelirler.

أَفِىقُلُوبِهِممَّرَضٌأَمِٱرْتَابُوٓاأَمْيَخَافُونَأَنيَحِيفَٱللَّهُعَلَيْهِمْوَرَسُولُهُبَلْأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلظَّـٰلِمُونَ٥٠
Efî kulûbihim meradun emi-rtâbû em yehâfûne ey yehîfe-llâhü ’aleyhim verasûlüh. bel ülâike hümu-zzâlimûn.

Kalplerinde hastalık mı var, yoksa şüphelenmişler midir, yahut Allah'ın ve Peygamberinin onlara haksızlık yapacağından mı korkmaktadırlar? Hayır; onlar sadece zalimdirler.

إِنَّمَاكَانَقَوْلَٱلْمُؤْمِنِينَإِذَادُعُوٓاإِلَىٱللَّهِوَرَسُولِهِلِيَحْكُمَبَيْنَهُمْأَنيَقُولُواسَمِعْنَاوَأَطَعْنَاوَأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلْمُفْلِحُونَ٥١
İnnemâ kâne kavle-lmü'minîne izâ dü’û ile-llâhi verasûlihî liyahküme beynehüm ey yekûlû semi’nâ veeta’nâ. veülâike hümü-lmüflihûn.

Aralarında hüküm verilmek üzere Allah'a ve Peygambere çağırıldıkları vakit: "İşittik, itaat ettik" demek, ancak müminlerin sözüdür, işte saadete erenler onlardır.

وَمَنيُطِعِٱللَّهَوَرَسُولَهُوَيَخْشَٱللَّهَوَيَتَّقْهِفَأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلْفَآئِزُونَ٥٢
Vemey yüti’i-llâhe verasûlehû veyahşe-llâhe veyettakhi feülâike hümü-lfâizûn.

Allah'a ve Peygambere itaat eden, Allah'tan korkan ve O'ndan sakınan kimseler, işte onlar kurtulanlardır.

وَأَقْسَمُوابِٱللَّهِجَهْدَأَيْمَـٰنِهِمْلَئِنْأَمَرْتَهُمْلَيَخْرُجُنَّقُللَّاتُقْسِمُواطَاعَةٌمَّعْرُوفَةٌإِنَّٱللَّهَخَبِيرٌبِمَاتَعْمَلُونَ٥٣
Veaksemû billâhi cehde eymânihim lein emertehüm leyahrucünn. kul lâ tuksimû. tâ’atüm ma’rûfeh. inne-llâhe habîrum bimâ ta’melûn.

Eğer kendilerine emredersen, o iki yüzlüler, savaşa çıkacaklarına bütün güçleriyle yemin ederler. De ki: "Yemin etmeyin; itaatiniz malumdur. Allah yaptıklarınızdan şüphesiz haberdardır."

قُلْأَطِيعُواٱللَّهَوَأَطِيعُواٱلرَّسُولَفَإِنتَوَلَّوْافَإِنَّمَاعَلَيْهِمَاحُمِّلَوَعَلَيْكُممَّاحُمِّلْتُمْوَإِنتُطِيعُوهُتَهْتَدُواوَمَاعَلَىٱلرَّسُولِإِلَّاٱلْبَلَـٰغُٱلْمُبِينُ٥٤
Kul etî’ü-llâhe veetî’ü-rrasûl. fein tevellev feinnemâ ’aleyhi mâ hummile ve’aleyküm mâ hummiltüm. vein tütî’ûhü tehtedû. vemâ ’ale-rrasûli ille-lbelâgu-lmübîn.

De ki: "Allah'a itaat edin; Peygambere itaat edin." Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki o Peygamber, kendisine yükletilenden ve siz de kendinize yükletilenden sorumlusunuz. Eğer O'na itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz, Peygambere düşen sadece, apaçık tebliğdir.

وَعَدَٱللَّهُٱلَّذِينَءَامَنُوامِنكُمْوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِلَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْفِىٱلْأَرْضِكَمَاٱسْتَخْلَفَٱلَّذِينَمِنقَبْلِهِمْوَلَيُمَكِّنَنَّلَهُمْدِينَهُمُٱلَّذِىٱرْتَضَىٰلَهُمْوَلَيُبَدِّلَنَّهُممِّنبَعْدِخَوْفِهِمْأَمْنًايَعْبُدُونَنِىلَايُشْرِكُونَبِىشَيْـًٔاوَمَنكَفَرَبَعْدَذَٰلِكَفَأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلْفَـٰسِقُونَ٥٥
Ve’ade-llâhü-llezîne âmenû minküm ve’amilu-ssâlihâti leyestahlifennehüm fi-l'ardi keme-stahlefe-llezîne min kablihim. veleyümekkinenne lehüm dînehümü-llezi-rtedâ lehüm veleyübeddilennehüm mim ba’di havfihim emnâ. ya’büdûnenî lâ yüşrikûne bî şey'â. vemen kefera ba’de zâlike feülâike hümü-lfâsikûn.

Allah, içinizden inanıp yararlı iş işleyenlere, onlardan öncekileri halef kıldığı gibi, onları da yeryüzüne halef kılacağına, onlar için beğendiği dini temelli yerleştireceğine, korkularını güvene çevireceğine dair söz vermiştir. Çünkü onlar Bana kulluk eder, hiçbir şeyi Bana ortak koşmazlar. Bundan sonra inkar eden kimseler, işte onlar artık yoldan çıkmış olanlardır.

وَأَقِيمُواٱلصَّلَوٰةَوَءَاتُواٱلزَّكَوٰةَوَأَطِيعُواٱلرَّسُولَلَعَلَّكُمْتُرْحَمُونَ٥٦
Veekîmu-ssalâte veâtü-zzekâte veetî’ü-rrasûle le’alleküm türhamûn.

Namaz kılın, zekat verin, Peygambere itaat edin ki size merhamet edilsin.

لَاتَحْسَبَنَّٱلَّذِينَكَفَرُوامُعْجِزِينَفِىٱلْأَرْضِوَمَأْوَىٰهُمُٱلنَّارُوَلَبِئْسَٱلْمَصِيرُ٥٧
Lâ tahsebenne-llezîne keferû mü’cizîne fi-l'ard. veme'vâhümü-nnâr. velebi'se-lmesîr.

İnkar edenlerin, Bizi yeryüzünde aciz bırakacaklarını sanmayasın. Varacakları yer ateştir. Ne kötü dönüştür!

يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوالِيَسْتَـْٔذِنكُمُٱلَّذِينَمَلَكَتْأَيْمَـٰنُكُمْوَٱلَّذِينَلَمْيَبْلُغُواٱلْحُلُمَمِنكُمْثَلَـٰثَمَرَّٰتٍمِّنقَبْلِصَلَوٰةِٱلْفَجْرِوَحِينَتَضَعُونَثِيَابَكُممِّنَٱلظَّهِيرَةِوَمِنبَعْدِصَلَوٰةِٱلْعِشَآءِثَلَـٰثُعَوْرَٰتٍلَّكُمْلَيْسَعَلَيْكُمْوَلَاعَلَيْهِمْجُنَاحٌبَعْدَهُنَّطَوَّٰفُونَعَلَيْكُمبَعْضُكُمْعَلَىٰبَعْضٍكَذَٰلِكَيُبَيِّنُٱللَّهُلَكُمُٱلْـَٔايَـٰتِوَٱللَّهُعَلِيمٌحَكِيمٌ٥٨
Yâ eyyühe-llezîne âmenû liyeste'zinkümü-llezîne meleket eymânüküm vellezîne lem yeblügü-lhulûme minküm selâse merrât. min kabli salâti-lfecri vehîne teda’ûne siyâbeküm mine-zzahîrati vemim ba’di salâti-l’işâ'. selâsü ’avrâtil leküm. leyse ’aleyküm velâ ’aleyhim cünâhum ba’dehünn. tavvâfûne ’aleyküm ba’duküm ’alâ ba’d. kezâlike yübeyyinü-llâhü lekümü-l'âyât. vellâhü ’alîmün hakîm.

Ey inananlar! Ellerinizin altında olan köle ve cariyeler ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar, sabah namazından önce, öğle sıcağında soyunduğunuzda ve yatsı namazından sonra yanınıza gireceklerinde üç defa izin istesinler. Bunlar, sizin açık bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında birbirinizin yanına girip çıkmakta size de, onlara da bir sorumluluk yoktur. Allah size ayetlerini böylece açıklar. Allah bilendir, Hakim'dir.

وَإِذَابَلَغَٱلْأَطْفَـٰلُمِنكُمُٱلْحُلُمَفَلْيَسْتَـْٔذِنُواكَمَاٱسْتَـْٔذَنَٱلَّذِينَمِنقَبْلِهِمْكَذَٰلِكَيُبَيِّنُٱللَّهُلَكُمْءَايَـٰتِهِوَٱللَّهُعَلِيمٌحَكِيمٌ٥٩
Veizâ belega-l'atfâlü minkümü-lhulûme felyeste'zinû keme-ste'zene-llezîne min kablihim. kezâlike yübeyyinü-llâhü leküm âyâtih. vellâhü ’alîmün hakîm.

Çocuklarınız erginlik çağına gelince, büyüklerinin izin istediği gibi, onlar da her defasında izin istesinler. Allah size ayetlerini böylece açıklar. Allah bilendir, Hakim'dir.

وَٱلْقَوَٰعِدُمِنَٱلنِّسَآءِٱلَّـٰتِىلَايَرْجُونَنِكَاحًافَلَيْسَعَلَيْهِنَّجُنَاحٌأَنيَضَعْنَثِيَابَهُنَّغَيْرَمُتَبَرِّجَـٰتٍبِزِينَةٍوَأَنيَسْتَعْفِفْنَخَيْرٌلَّهُنَّوَٱللَّهُسَمِيعٌعَلِيمٌ٦٠
Velkavâ’idü mine-nnisâi-llâtî lâ yercûne nikâhan feleyse ’aleyhinne cünâhun ey yeda’ne siyâbehünne gayra müteberricâtim bizîneh. veey yesta’fifne hayrul lehünn. vellâhü semî’un ’alîm.

Evlenme ümidi kalmayan, ihtiyarlayıp oturmuş kadınlara, süslerini açığa vurmamak şartiyle, dış esvaplarını çıkarmaktan ötürü sorumluluk yoktur; ama sakınmaları kendileri için daha iyi olur. Allah işitir ve bilir.

لَّيْسَعَلَىٱلْأَعْمَىٰحَرَجٌوَلَاعَلَىٱلْأَعْرَجِحَرَجٌوَلَاعَلَىٱلْمَرِيضِحَرَجٌوَلَاعَلَىٰٓأَنفُسِكُمْأَنتَأْكُلُوامِنبُيُوتِكُمْأَوْبُيُوتِءَابَآئِكُمْأَوْبُيُوتِأُمَّهَـٰتِكُمْأَوْبُيُوتِإِخْوَٰنِكُمْأَوْبُيُوتِأَخَوَٰتِكُمْأَوْبُيُوتِأَعْمَـٰمِكُمْأَوْبُيُوتِعَمَّـٰتِكُمْأَوْبُيُوتِأَخْوَٰلِكُمْأَوْبُيُوتِخَـٰلَـٰتِكُمْأَوْمَامَلَكْتُممَّفَاتِحَهُٓأَوْصَدِيقِكُمْلَيْسَعَلَيْكُمْجُنَاحٌأَنتَأْكُلُواجَمِيعًاأَوْأَشْتَاتًافَإِذَادَخَلْتُمبُيُوتًافَسَلِّمُواعَلَىٰٓأَنفُسِكُمْتَحِيَّةًمِّنْعِندِٱللَّهِمُبَـٰرَكَةًطَيِّبَةًكَذَٰلِكَيُبَيِّنُٱللَّهُلَكُمُٱلْـَٔايَـٰتِلَعَلَّكُمْتَعْقِلُونَ٦١
Leyse ’ale-l'a’mâ haracüv velâ ’ale-l'a’raci haracüv velâ ’ale-lmerîdi haracüv velâ ’alâ enfüsiküm en te'külû mim büyûtiküm ev büyûti âbâiküm ev büyûti ümmehâtiküm ev büyûti ihvâniküm ev büyûti ehavâtiküm ev büyûti a’mâmiküm ev büyûti ’ammâtiküm ev büyûti ahvâliküm ev büyûti hâlâtiküm ev mâ melektüm mefâtihahû ev sadîkiküm. leyse ’aleyküm cünâhun en te'külû cemî’an ev eştâtâ. feizâ dehaltüm büyûten fesellimû ’alâ enfüsiküm tehiyyetem min ’indi-llâhi mübâraketen tayyibeh. kezâlike yübeyyinü-llâhü lekümü-l'âyâti le’alleküm ta’kilûn.

Kör için bir sorumluluk yoktur. Topal için bir sorumluluk yoktur. Hastaya da bir sorumluluk yoktur. Evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya annelerinizin evlerinde veya erkek kardeşlerinizin evlerinde veya kız kardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarınızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya kahyası olup anahtarları elinde olan evlerde, ya da dostlarınızın evlerinde izinsiz yemek yemenizde bir sorumluluk yoktur. Bir arada veya ayrı ayrı yemenizde de bir sorumluluk yoktur. Evlere girdiğiniz zaman, kendinize ehlinize Allah katından bereket, esenlik ve güzellik dileyerek selam verin. Allah size ayetleri, düşünesiniz diye böylece açıklar.

إِنَّمَاٱلْمُؤْمِنُونَٱلَّذِينَءَامَنُوابِٱللَّهِوَرَسُولِهِوَإِذَاكَانُوامَعَهُعَلَىٰٓأَمْرٍجَامِعٍلَّمْيَذْهَبُواحَتَّىٰيَسْتَـْٔذِنُوهُإِنَّٱلَّذِينَيَسْتَـْٔذِنُونَكَأُولَـٰٓئِكَٱلَّذِينَيُؤْمِنُونَبِٱللَّهِوَرَسُولِهِفَإِذَاٱسْتَـْٔذَنُوكَلِبَعْضِشَأْنِهِمْفَأْذَنلِّمَنشِئْتَمِنْهُمْوَٱسْتَغْفِرْلَهُمُٱللَّهَإِنَّٱللَّهَغَفُورٌرَّحِيمٌ٦٢
İnneme-lmü'minûne-llezîne âmenû billâhi verasûlihî veizâ kânû me’ahû ’alâ emrin câmi’il lem yezhebû hattâ yeste'zinûh. inne-llezîne yeste'zinûneke ülâike-llezîne yü'minûne billâhi verasûlih. feize-ste'zenûke liba’di şe'nihim fe'zel limen şi'te minhüm vestagfir lehümü-llâh. inne-llâhe gafûrur rahîm.

Doğrusu Allah'a ve Peygamberine inanan Müminler, Peygamberle beraber bir işe karar vermek için toplandıklarında, ondan izin almaksızın gitmezler. Senden izin isteyenler, işte onlar, Allah'a ve Peygamberine inananlardır. Bazı işleri için senden izin isterlerse, içlerinden dilediğine izin ver, Allah'tan, onların bağışlanmalarını dile. Allah şüphesiz bağışlar, merhamet eder.

لَّاتَجْعَلُوادُعَآءَٱلرَّسُولِبَيْنَكُمْكَدُعَآءِبَعْضِكُمبَعْضًاقَدْيَعْلَمُٱللَّهُٱلَّذِينَيَتَسَلَّلُونَمِنكُمْلِوَاذًافَلْيَحْذَرِٱلَّذِينَيُخَالِفُونَعَنْأَمْرِهِٓأَنتُصِيبَهُمْفِتْنَةٌأَوْيُصِيبَهُمْعَذَابٌأَلِيمٌ٦٣
Lâ tec’alû dü’âe-rrasûli beyneküm kedü’âi ba’diküm ba’dâ. kad ya’lemü-llâhü-llezîne yetesellelûne minküm livâzâ. felyahzeri-llezîne yühâlifûne ’an emrih en tüsîbehüm fitnetün ev yüsîbehüm ’azâbün elîm.

Peygamberin çağrısını, kendi aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. Allah, içinizden sıvışıp gidenleri şüphesiz bilir. O'nun buyruğuna aykırı hareket edenler, başlarına bir belanın gelmesinden veya can yakıcı bir azaba uğramaktan sakınsınlar.

أَلَآإِنَّلِلَّهِمَافِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِقَدْيَعْلَمُمَآأَنتُمْعَلَيْهِوَيَوْمَيُرْجَعُونَإِلَيْهِفَيُنَبِّئُهُمبِمَاعَمِلُواوَٱللَّهُبِكُلِّشَىْءٍعَلِيمٌ٦٤
Elâ inne lillâhi mâ fi-ssemâvâti vel'ard. kad ya’lemü mâ entüm ’aleyh. veyevme yürce’ûne ileyhi feyünebbiühüm bimâ ’amilû. vellâhü bikülli şey'in ’alîm.

Dikkat edin; göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. O, içinde bulunduğunuz durumu da, kendisine döndürüleceğiniz günü de gerçekten bilir. Onlara işlediklerini haber verir. Allah herşeyi bilir.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay