بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
أَتَىٰٓأَمْرُٱللَّهِفَلَاتَسْتَعْجِلُوهُسُبْحَـٰنَهُوَتَعَـٰلَىٰعَمَّايُشْرِكُونَ١
Etâ emru-llâhi felâ testa’cilûh. sübhânehû vete’âlâ ’ammâ yüşrikûn.
Allah'ın buyruğu gelecektir; acele gelmesini istemeyin, Allah, ortak koştukları şeylerden münezzehtir, yücedir.
يُنَزِّلُٱلْمَلَـٰٓئِكَةَبِٱلرُّوحِمِنْأَمْرِهِعَلَىٰمَنيَشَآءُمِنْعِبَادِهِٓأَنْأَنذِرُوٓاأَنَّهُلَآإِلَـٰهَإِلَّآأَنَافَٱتَّقُونِ٢
Yünezzilü-lmelâikete birrûhi min emrihî ’alâ mey yeşâü min ’ibâdihî en enzirû ennehû lâ ilâhe illâ ene fettekûn.
Allah kullarından dilediğine buyruğunu bildirmek için meleklerini vahiyle indirerek şöyle der: "İnsanları uyarın ki, Benden başka tanrı yoktur. Benden sakının."
خَلَقَٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضَبِٱلْحَقِّتَعَـٰلَىٰعَمَّايُشْرِكُونَ٣
Haleka-ssemâvâti vel'arda bilhakk. te’âlâ ’ammâ yüşrikûn.
Gökleri ve yeri gereğince yaratmıştır. Onların eş koştukları şeylerden yücedir.
خَلَقَٱلْإِنسَـٰنَمِننُّطْفَةٍفَإِذَاهُوَخَصِيمٌمُّبِينٌ٤
Haleka-l'insâne min nutfetin feizâ hüve hasîmüm mübîn.
İnsanı nutfeden yaratmıştır. Öyleyken o nasıl da açıkça karşı koymaktadır!
وَٱلْأَنْعَـٰمَخَلَقَهَالَكُمْفِيهَادِفْءٌوَمَنَـٰفِعُوَمِنْهَاتَأْكُلُونَ٥
Vel'en’âme halekahâ. leküm fîhâ dif'üv vemenâfi’u veminhâ te'külûn.
Hayvanları da yaratmıştır. Onlarda sizi ısıtacak şeyler ve birçok faydalar vardır. Onların etlerini de yersiniz.
وَلَكُمْفِيهَاجَمَالٌحِينَتُرِيحُونَوَحِينَتَسْرَحُونَ٦
Veleküm fîhâ cemâlün hîne türîhûne vehîne tesrahûn.
Onları getirirken de, gönderirken de zevk alırsınız.
وَتَحْمِلُأَثْقَالَكُمْإِلَىٰبَلَدٍلَّمْتَكُونُوابَـٰلِغِيهِإِلَّابِشِقِّٱلْأَنفُسِإِنَّرَبَّكُمْلَرَءُوفٌرَّحِيمٌ٧
Vetahmilü eskâleküm ilâ beledil lem tekûnû bâligîhi illâ bişikki-l'enfüs. inne rabbeküm leraûfür rahîm.
Kendi kendinize zor varacağınız memleketlere, yüklerinizi taşırlar. Doğrusu Rabbiniz şefkatlidir, merhametlidir.
وَٱلْخَيْلَوَٱلْبِغَالَوَٱلْحَمِيرَلِتَرْكَبُوهَاوَزِينَةًوَيَخْلُقُمَالَاتَعْلَمُونَ٨
Velhayle velbigâle velhamîra literkebûhâ vezîneh. veyahlüku mâ lâ ta’lemûn.
Sizin için atları, katırları ve merkebleri binek ve süs hayvanı olarak yaratmıştır. Bilmediğiniz daha nice şeyleri de yaratır.
وَعَلَىٱللَّهِقَصْدُٱلسَّبِيلِوَمِنْهَاجَآئِرٌوَلَوْشَآءَلَهَدَىٰكُمْأَجْمَعِينَ٩
Ve’ale-llâhi kasdü-ssebîli veminhâ câir. velev şâe lehedâküm ecme’în.
Yolun eğri olanı da vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.
هُوَٱلَّذِىٓأَنزَلَمِنَٱلسَّمَآءِمَآءًلَّكُممِّنْهُشَرَابٌوَمِنْهُشَجَرٌفِيهِتُسِيمُونَ١٠
Hüve-llezî enzele mine-ssemâi mâel leküm minhü şerâbüv veminhü şecerun fîhi tüsîmûn.
Yukarıdan size su indiren O'dur. Ondan içersiniz; hayvanları otlattığınız bitkiler de onunla biter.
يُنبِتُلَكُمبِهِٱلزَّرْعَوَٱلزَّيْتُونَوَٱلنَّخِيلَوَٱلْأَعْنَـٰبَوَمِنكُلِّٱلثَّمَرَٰتِإِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَةًلِّقَوْمٍيَتَفَكَّرُونَ١١
Yümbitü leküm bihi-zzer’a vezzeytûne vennehîle vel'a’nâbe vemin külli-ssemerât. inne fî zâlike leâyetel likavmiy yetefekkerûn.
Allah onunla size ekinler, zeytin ve hurma ağaçları, üzümler ve her türlü ürünü yetiştirir. Düşünen kimseler için bunda ders vardır.
وَسَخَّرَلَكُمُٱلَّيْلَوَٱلنَّهَارَوَٱلشَّمْسَوَٱلْقَمَرَوَٱلنُّجُومُمُسَخَّرَٰتٌبِأَمْرِهِٓإِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَـٰتٍلِّقَوْمٍيَعْقِلُونَ١٢
Vesehhara lekümü-lleyle vennehâra veşşemse velkamer. vennücûmü müsehharâtüm biemrih. inne fî zâlike leâyâtil likavmiy ya’kilûn.
Geceyi gündüzü, güneşi ayı sizin istifadenize vermiştir. Yıldızlar da O'nun buyruğuna boyun eğmiştir. Bunlarda, akleden kimseler için dersler vardır.
وَمَاذَرَأَلَكُمْفِىٱلْأَرْضِمُخْتَلِفًاأَلْوَٰنُهُٓإِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَةًلِّقَوْمٍيَذَّكَّرُونَ١٣
Vemâ zerae leküm fi-l'ardi muhtelifen elvânüh. inne fî zâlike leâyetel likavmiy yezzekkerûn.
Yeryüzünde rengarenk şeyleri de sizin için yaratmıştır. Bunda, öğüt alan kimseler için ibret vardır.
وَهُوَٱلَّذِىسَخَّرَٱلْبَحْرَلِتَأْكُلُوامِنْهُلَحْمًاطَرِيًّاوَتَسْتَخْرِجُوامِنْهُحِلْيَةًتَلْبَسُونَهَاوَتَرَىٱلْفُلْكَمَوَاخِرَفِيهِوَلِتَبْتَغُوامِنفَضْلِهِوَلَعَلَّكُمْتَشْكُرُونَ١٤
Vehüve-llezî sehhara-lbahra lite'külû minhü lahmen tariyyev vetestahricû minhü hilyeten telbesûnehâ. vetera-lfülke mevâhira fîhi velitebtegû min fadlihî vele’alleküm teşkürûn.
Taze et yemeniz, takındığınız süsleri edinmeniz ve Allah'ın bol nimetinden faydalanmanız için denize -ki gemilerin onu yara yara gittiğini görürsün- boyun eğdiren de O'dur. Artık belki şükredersiniz.
وَأَلْقَىٰفِىٱلْأَرْضِرَوَٰسِىَأَنتَمِيدَبِكُمْوَأَنْهَـٰرًاوَسُبُلًالَّعَلَّكُمْتَهْتَدُونَ١٥
Veelkâ fi-l'ardi ravâsiye en temîde biküm veenhârav vesübülel le’alleküm tehtedûn.
Yeryüzünde, sarsılmayasınız diye, sabit dağlar, nehirler ve belki yolunuzu bulursunuz diye yollar ve işaretler meydana getirmiştir. Onlar yıldızla da yollarını bulurlar.
وَعَلَـٰمَـٰتٍوَبِٱلنَّجْمِهُمْيَهْتَدُونَ١٦
Ve’alâmât. vebinnecmi hüm yehtedûn.
Yeryüzünde, sarsılmayasınız diye, sabit dağlar, nehirler ve belki yolunuzu bulursunuz diye yollar ve işaretler meydana getirmiştir. Onlar yıldızla da yollarını bulurlar.
أَفَمَنيَخْلُقُكَمَنلَّايَخْلُقُأَفَلَاتَذَكَّرُونَ١٧
Efemey yahlüku kemel lâ yahlük. efelâ tezekkerûn.
Hiç yaratan yaratamayana benzer mi? İbret almaz mısınız?
وَإِنتَعُدُّوانِعْمَةَٱللَّهِلَاتُحْصُوهَآإِنَّٱللَّهَلَغَفُورٌرَّحِيمٌ١٨
Vein te’uddû ni’mete-llâhi lâ tuhsûhâ. inne-llâhe legafûrur rahîm.
Allah'ın verdiği nimetleri sayacak olsanız bitiremezsiniz; doğrusu Allah bağışlar, merhamet eder.
وَٱللَّهُيَعْلَمُمَاتُسِرُّونَوَمَاتُعْلِنُونَ١٩
Vellâhü ya’lemü mâ tüsirrûne vemâ tü’linûn.
Allah, gizlediklerinizi de, açığa vurduklarınızı da bilir.
وَٱلَّذِينَيَدْعُونَمِندُونِٱللَّهِلَايَخْلُقُونَشَيْـًٔاوَهُمْيُخْلَقُونَ٢٠
Vellezîne yed’ûne min dûni-llâhi lâ yahlükûne şey'ev vehüm yuhlekûn.
Allah'ı bırakıp taptıkları şeyler, hiçbir şey yaratmazlar; esasen kendileri yaratıktır.
أَمْوَٰتٌغَيْرُأَحْيَآءٍوَمَايَشْعُرُونَأَيَّانَيُبْعَثُونَ٢١
Emvâtün gayru ahyâ'. vemâ yeş’urûne eyyâne yüb’asûn.
Onlar cansız, ölüdürler. Ne zaman dirileceklerini de bilemezler.
إِلَـٰهُكُمْإِلَـٰهٌوَٰحِدٌفَٱلَّذِينَلَايُؤْمِنُونَبِٱلْـَٔاخِرَةِقُلُوبُهُممُّنكِرَةٌوَهُممُّسْتَكْبِرُونَ٢٢
İlâhüküm ilâhüv vâhid. fellezîne lâ yü'minûne bil'âhirati kulûbühüm münkiratüv vehüm müstekbirûn.
Tanrınız tek bir Tanrıdır. Ahirete inanmayanların kalbleri bunu inkar eder; onlar büyüklük taslarlar.
لَاجَرَمَأَنَّٱللَّهَيَعْلَمُمَايُسِرُّونَوَمَايُعْلِنُونَإِنَّهُلَايُحِبُّٱلْمُسْتَكْبِرِينَ٢٣
Lâ cerame enne-llâhe ya’lemü mâ yüsirrûne vemâ yü’linûn. innehû lâ yühibbü-lmüstekbirîn.
Onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da Allah'ın bildiğinde şüphe yoktur. O, büyüklük taslayanları sevmez.
وَإِذَاقِيلَلَهُممَّاذَآأَنزَلَرَبُّكُمْقَالُوٓاأَسَـٰطِيرُٱلْأَوَّلِينَ٢٤
Veizâ kîle lehüm mâzâ enzele rabbüküm kâlû esâtîru-l'evvelîn.
Onlara: "Rabbiniz ne indirdi?" diye sorulsa: "öncekilerin masalları" derler.
لِيَحْمِلُوٓاأَوْزَارَهُمْكَامِلَةًيَوْمَٱلْقِيَـٰمَةِوَمِنْأَوْزَارِٱلَّذِينَيُضِلُّونَهُمبِغَيْرِعِلْمٍأَلَاسَآءَمَايَزِرُونَ٢٥
Liyahmilû evzârahüm kâmiletey yevme-lkiyâmeti vemin evzâri-llezîne yüdillûnehüm bigayri ’ilm. elâ sâe mâ yezirûn.
Böylece kıyamet günü kendi günahlarını tam olarak, bilmeden saptırdıkları kimselerin günahlarını kısmen yüklenirler. Dikkat edin, yüklendikleri yük ne kötüdür!
قَدْمَكَرَٱلَّذِينَمِنقَبْلِهِمْفَأَتَىٱللَّهُبُنْيَـٰنَهُممِّنَٱلْقَوَاعِدِفَخَرَّعَلَيْهِمُٱلسَّقْفُمِنفَوْقِهِمْوَأَتَىٰهُمُٱلْعَذَابُمِنْحَيْثُلَايَشْعُرُونَ٢٦
Kad mekera-llezîne min kablihim feete-llâhü bünyânehüm mine-lkavâ’idi feharra ’aleyhimü-ssakfü min fevkihim veetâhümü-l’azâbü min haysü lâ yeş’urûn.
Onlardan öncekiler düzen kurmuşlardı. Bunun üzerine Allah, binalarının temelini çökertti de tavanları başlarına yıkıldı. Azap, onlara farketmedikleri yerden geldi.
ثُمَّيَوْمَٱلْقِيَـٰمَةِيُخْزِيهِمْوَيَقُولُأَيْنَشُرَكَآءِىَٱلَّذِينَكُنتُمْتُشَـٰٓقُّونَفِيهِمْقَالَٱلَّذِينَأُوتُواٱلْعِلْمَإِنَّٱلْخِزْىَٱلْيَوْمَوَٱلسُّوٓءَعَلَىٱلْكَـٰفِرِينَ٢٧
Sümme yevme-lkiyâmeti yuhzîhim veyekûlü eyne şürakâiye-llezîne küntüm tüşâkkûne fîhim. kâle-llezîne ûtü-l’ilme inne-lhizye-lyevme vessûe ’ale-lkâfirîn.
Sonra kıyamet günü onları rezil eder ve: "Haklarında tartıştığınız Benim ortaklarım nerede?" der. İlim sahibleri şöyle derler: "Doğrusu bugün inkarcılara rezillik ve iğrençlik vardır."
ٱلَّذِينَتَتَوَفَّىٰهُمُٱلْمَلَـٰٓئِكَةُظَالِمِىٓأَنفُسِهِمْفَأَلْقَوُاٱلسَّلَمَمَاكُنَّانَعْمَلُمِنسُوٓءٍبَلَىٰٓإِنَّٱللَّهَعَلِيمٌبِمَاكُنتُمْتَعْمَلُونَ٢٨
Ellezîne teteveffâhümü-lmelâiketü zâlimî enfüsihim. feelkavu-sseleme mâ künnâ na’melü min sû'. belâ inne-llâhe ’alîmüm bimâ küntüm ta’melûn.
Melekler kendilerine yazık etmiş kimselerin canlarını alırken: "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk" diyerek teslim olurlar. Hayır; öyle değil; doğrusu Allah onların yaptıklarını bilmektedir.
فَٱدْخُلُوٓاأَبْوَٰبَجَهَنَّمَخَـٰلِدِينَفِيهَافَلَبِئْسَمَثْوَىٱلْمُتَكَبِّرِينَ٢٩
Fedhulû ebvâbe cehenneme hâlidîne fîhâ. felebi'se mesve-lmütekebbirîn.
Temelli kalacağınız cehennemin kapılarından girin. Büyüklenenlerin durağı ne kötüdür!
وَقِيلَلِلَّذِينَٱتَّقَوْامَاذَآأَنزَلَرَبُّكُمْقَالُواخَيْرًالِّلَّذِينَأَحْسَنُوافِىهَـٰذِهِٱلدُّنْيَاحَسَنَةٌوَلَدَارُٱلْـَٔاخِرَةِخَيْرٌوَلَنِعْمَدَارُٱلْمُتَّقِينَ٣٠
Vekîle lillezîne-ttekav mâzâ enzele rabbüküm. kâlû hayrâ. lillezîne ahsenû fî hâzihi-ddünyâ haseneh. veledâru-l'âhirati hayr. veleni’me dâru-lmüttekîn.
Sakınan kimselere: "Rabbiniz ne indirdi?" denince, "İyilik" derler. Bu dünyada iyi davrananlara iyilik vardır. Ahiret yurdu ise daha iyidir. Sakınanların yurdu ne güzeldir!
جَنَّـٰتُعَدْنٍيَدْخُلُونَهَاتَجْرِىمِنتَحْتِهَاٱلْأَنْهَـٰرُلَهُمْفِيهَامَايَشَآءُونَكَذَٰلِكَيَجْزِىٱللَّهُٱلْمُتَّقِينَ٣١
Cennâtü ’adniy yedhulûnehâ tecrî min tahtihe-l'enhâru lehüm fîhâ mâ yeşâûn. kezâlike yeczi-llâhü-lmüttekîn.
İçlerinden ırmaklar akan Adn cennetlerine girerler. Orada, diledikleri kendilerine verilir. Allah sakınanları böylece mükafatlandırır.
ٱلَّذِينَتَتَوَفَّىٰهُمُٱلْمَلَـٰٓئِكَةُطَيِّبِينَيَقُولُونَسَلَـٰمٌعَلَيْكُمُٱدْخُلُواٱلْجَنَّةَبِمَاكُنتُمْتَعْمَلُونَ٣٢
Ellezîne teteveffâhümü-lmelâiketü tayyibîne yekûlûne selâmün ’aleykümü-dhulü-lcennete bimâ küntüm ta’melûn.
Melekler onların canını temizlenmiş olarak alırken: "Selam size; yaptıklarınıza karşılık haydi cennete girin" derler.
هَلْيَنظُرُونَإِلَّآأَنتَأْتِيَهُمُٱلْمَلَـٰٓئِكَةُأَوْيَأْتِىَأَمْرُرَبِّكَكَذَٰلِكَفَعَلَٱلَّذِينَمِنقَبْلِهِمْوَمَاظَلَمَهُمُٱللَّهُوَلَـٰكِنكَانُوٓاأَنفُسَهُمْيَظْلِمُونَ٣٣
Hel yenzurûne illâ en te'tiyehümü-lmelâiketü ev ye'tiye emru rabbik. kezâlike fe’ale-llezîne min kablihim. vemâ zalemehümü-llâhü velâkin kânû enfüsehüm yazlimûn.
Onlar kendilerine yalnız meleklerin veya senin Rabbinin buyruğunun gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmemişti, ama onlar kendilerine yazık ediyorlardı.
فَأَصَابَهُمْسَيِّـَٔاتُمَاعَمِلُواوَحَاقَبِهِممَّاكَانُوابِهِيَسْتَهْزِءُونَ٣٤
Feesâbehüm seyyietü mâ ’amilû vehâka bihim mâ kânû bihî yestehziûn.
Bu yüzden, işledikleri kötülüklere uğradılar ve alay ettikleri şey onları kuşattı.
وَقَالَٱلَّذِينَأَشْرَكُوالَوْشَآءَٱللَّهُمَاعَبَدْنَامِندُونِهِمِنشَىْءٍنَّحْنُوَلَآءَابَآؤُنَاوَلَاحَرَّمْنَامِندُونِهِمِنشَىْءٍكَذَٰلِكَفَعَلَٱلَّذِينَمِنقَبْلِهِمْفَهَلْعَلَىٱلرُّسُلِإِلَّاٱلْبَلَـٰغُٱلْمُبِينُ٣٥
Vekâle-llezîne eşrakû lev şâe-llâhü mâ ’abednâ min dûnihî min şey'in nahnü velâ âbâünâ velâ harramnâ min dûnihî min şey'. kezâlike fe’ale-llezîne min kablihim. fehel ’ale-rrusüli ille-lbelâgu-lmübîn.
Allah'a eş koşanlar: "Allah dileseydi O'ndan başka hiçbir şeye ne biz ve ne de babalarımız tapardı. O'nun buyruğu olmaksızın hiçbir şeyi haram kılmazdık" dediler. Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere apaçık tebliğden başka ne vazife düşer?
وَلَقَدْبَعَثْنَافِىكُلِّأُمَّةٍرَّسُولًاأَنِٱعْبُدُواٱللَّهَوَٱجْتَنِبُواٱلطَّـٰغُوتَفَمِنْهُممَّنْهَدَىٱللَّهُوَمِنْهُممَّنْحَقَّتْعَلَيْهِٱلضَّلَـٰلَةُفَسِيرُوافِىٱلْأَرْضِفَٱنظُرُواكَيْفَكَانَعَـٰقِبَةُٱلْمُكَذِّبِينَ٣٦
Velekad be’asnâ fî külli ümmetir rasûlen eni-’büdü-llâhe vectenibu-ttâgût. feminhüm men hede-llâhü veminhüm men hakkat ’aleyhi-ddalâleh. fesîrû fi-l'ardi fenzurû keyfe kâne ’âkibetü-lmükezzibîn.
And olsun ki, her ümmete: "Allah'a kulluk edin, azdırıcılardan kaçının" diyen peygamber göndermişizdir. Allah içlerinden kimini doğru yola eriştirdi, kimi de sapıklığı haketti. Yeryüzünde gezin; peygamberleri yalanlayanların sonlarının nasıl olduğunugörün.
إِنتَحْرِصْعَلَىٰهُدَىٰهُمْفَإِنَّٱللَّهَلَايَهْدِىمَنيُضِلُّوَمَالَهُممِّننَّـٰصِرِينَ٣٧
İn tahris ’alâ hüdâhüm feinne-llâhe lâ yehdî mey yüdillü vemâ lehüm min nâsirîn.
Onların doğru yolda olmalarına ne kadar özensen, yine de Allah, saptırdığını doğru yola iletmez. Onların yardımcıları da olmaz.
وَأَقْسَمُوابِٱللَّهِجَهْدَأَيْمَـٰنِهِمْلَايَبْعَثُٱللَّهُمَنيَمُوتُبَلَىٰوَعْدًاعَلَيْهِحَقًّاوَلَـٰكِنَّأَكْثَرَٱلنَّاسِلَايَعْلَمُونَ٣٨
Veaksemû billâhi cehde eymânihim lâ yeb’asü-llâhü mey yemût. belâ va’den ’aleyhi hakkav velâkinne eksera-nnâsi lâ ya’lemûn.
Ölen kimseyi Allah'ın diriltmeyeceği üzerine bütün güçleriyle Allah'a yemin ederler. Hayır; öyle değil, ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklamayı, inkar edenlerin kendilerinin yalancı olduklarını bileceklerini, Allah gerçekten vadetmiştir, fakat insanların çoğu bilmezler.
لِيُبَيِّنَلَهُمُٱلَّذِىيَخْتَلِفُونَفِيهِوَلِيَعْلَمَٱلَّذِينَكَفَرُوٓاأَنَّهُمْكَانُواكَـٰذِبِينَ٣٩
Liyübeyyine lehümü-llezî yahtelifûne fîhi veliya’leme-llezîne keferû ennehüm kânû kâzibîn.
Ölen kimseyi Allah'ın diriltmeyeceği üzerine bütün güçleriyle Allah'a yemin ederler. Hayır; öyle değil, ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklamayı, inkar edenlerin kendilerinin yalancı olduklarını bileceklerini, Allah gerçekten vadetmiştir, fakat insanların çoğu bilmezler.
إِنَّمَاقَوْلُنَالِشَىْءٍإِذَآأَرَدْنَـٰهُأَننَّقُولَلَهُكُنفَيَكُونُ٤٠
İnnemâ kavlünâ lişey'in izâ eradnâhü en nekûle lehû kün feyekûn.
Bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz sadece ona "Ol" dememizdir ve hemen olur.
وَٱلَّذِينَهَاجَرُوافِىٱللَّهِمِنبَعْدِمَاظُلِمُوالَنُبَوِّئَنَّهُمْفِىٱلدُّنْيَاحَسَنَةًوَلَأَجْرُٱلْـَٔاخِرَةِأَكْبَرُلَوْكَانُوايَعْلَمُونَ٤١
Vellezîne hâcerû fi-llâhi mim ba’di mâ zulimû lenübevviennehüm fi-ddünyâ haseneh. veleecru-l'âhirati ekber. lev kânû ya’lemûn.
Haksızlığa uğratıldıktan sonra, Allah yolunda hicret eden kimseleri, and olsun ki, dünyada güzel bir yerde yerleştiririz. Ahiret ecri ise daha büyüktür, keşki bilseler!
ٱلَّذِينَصَبَرُواوَعَلَىٰرَبِّهِمْيَتَوَكَّلُونَ٤٢
Ellezîne saberû ve’alâ rabbihim yetevekkelûn.
Onlar sabreden ve yalnız Rablerine güvenen kimselerdir.
وَمَآأَرْسَلْنَامِنقَبْلِكَإِلَّارِجَالًانُّوحِىٓإِلَيْهِمْفَسْـَٔلُوٓاأَهْلَٱلذِّكْرِإِنكُنتُمْلَاتَعْلَمُونَ٤٣
Vemâ erselnâ min kablike illâ ricâlen nûhî ileyhim fes'elû ehle-zzikri in küntüm lâ ta’lemûn.
Doğrusu senden önce de kendilerine kitablar ve belgelerle vahyettiğimiz bir takım adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız kitablılara sorun. Sana da, insanlara gönderileni açıklayasın diye Kuran'ı indirdik. Belki düşünürler.
بِٱلْبَيِّنَـٰتِوَٱلزُّبُرِوَأَنزَلْنَآإِلَيْكَٱلذِّكْرَلِتُبَيِّنَلِلنَّاسِمَانُزِّلَإِلَيْهِمْوَلَعَلَّهُمْيَتَفَكَّرُونَ٤٤
Bilbeyyinâti vezzübür. veenzelnâ ileyke-zzikra litübeyyine linnâsi mâ nüzzile ileyhim vele’allehüm yetefekkerûn.
Doğrusu senden önce de kendilerine kitablar ve belgelerle vahyettiğimiz bir takım adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız kitablılara sorun. Sana da, insanlara gönderileni açıklayasın diye Kuran'ı indirdik. Belki düşünürler.
أَفَأَمِنَٱلَّذِينَمَكَرُواٱلسَّيِّـَٔاتِأَنيَخْسِفَٱللَّهُبِهِمُٱلْأَرْضَأَوْيَأْتِيَهُمُٱلْعَذَابُمِنْحَيْثُلَايَشْعُرُونَ٤٥
Efeemine-llezîne mekerü-sseyyiâti ey yahsife-llâhü bihimü-l'arda ev ye'tiyehümü-l’azâbü min haysü lâ yeş’urûn.
Kötü işler düzenleyenler Allah'ın kendilerini yere batırmasından yahut farketmedikleri bir yerden onlara azabın gelmesinden güvende midirler?
أَوْيَأْخُذَهُمْفِىتَقَلُّبِهِمْفَمَاهُمبِمُعْجِزِينَ٤٦
Ev ye'huzehüm fî tekallübihim femâ hüm bimü’cizîn.
Veya hareket halindelerken -ki Allah'ı aciz bırakamazlar- ya da yok olmak endişesindeyken onlara azabın gelmesinden güvende midirler? Doğrusu Rabbin şefkatlidir, merhametlidir.
أَوْيَأْخُذَهُمْعَلَىٰتَخَوُّفٍفَإِنَّرَبَّكُمْلَرَءُوفٌرَّحِيمٌ٤٧
Ev ye'huzehüm ’alâ tehavvuf. feinne rabbeküm leraûfür rahîm.
Veya hareket halindelerken -ki Allah'ı aciz bırakamazlar- ya da yok olmak endişesindeyken onlara azabın gelmesinden güvende midirler? Doğrusu Rabbin şefkatlidir, merhametlidir.
أَوَلَمْيَرَوْاإِلَىٰمَاخَلَقَٱللَّهُمِنشَىْءٍيَتَفَيَّؤُاظِلَـٰلُهُعَنِٱلْيَمِينِوَٱلشَّمَآئِلِسُجَّدًالِّلَّهِوَهُمْدَٰخِرُونَ٤٨
Evelem yerav ilâ mâ haleka-llâhü min şey'iy yetefeyyeü zilâlühû ’ani-lyemîni veşşemâili süccedel lillâhi vehüm dâhirûn.
Allah'ın yarattığı şeylerin, gölgeleri sağa sola vurarak, Allah'a boyun eğerek secde etmekte olduklarını görmüyorlar mı?
وَلِلَّهِيَسْجُدُمَافِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَمَافِىٱلْأَرْضِمِندَآبَّةٍوَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُوَهُمْلَايَسْتَكْبِرُونَ٤٩
Velillâhi yescüdü mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ardi min dâbbetiv velmelâiketü vehüm lâ yestekbirûn.
Göklerde ve yerde bulunan her canlı ve melekler, büyüklük taslamaksızın Allah'a secde ederler.
يَخَافُونَرَبَّهُممِّنفَوْقِهِمْوَيَفْعَلُونَمَايُؤْمَرُونَ٥٠
Yehâfûne rabbehüm min fevkihim veyef’alûne mâ yü'merûn.
Üstün olan Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyleri yaparlar.
وَقَالَٱللَّهُلَاتَتَّخِذُوٓاإِلَـٰهَيْنِٱثْنَيْنِإِنَّمَاهُوَإِلَـٰهٌوَٰحِدٌفَإِيَّـٰىَفَٱرْهَبُونِ٥١
Vekâle-llâhü lâ tettehizû ilâheyni-sneyn. innemâ hüve ilâhüv vâhid. feiyyâye ferhebûn.
Allah, "İki tanrı edinmeyin, O ancak bir tek Tanrı'dır. Yalnız Ben'den korkun" dedi.
وَلَهُمَافِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَلَهُٱلدِّينُوَاصِبًاأَفَغَيْرَٱللَّهِتَتَّقُونَ٥٢
Velehû mâ fi-ssemâvâti vel'ardi velehü-ddînü vâsibâ. efegayra-llâhi tettekûn.
Göklerde ve yerde olan O'nundur. Kulluk da daima O'nadır. Allah'tan başkasından mı sakınıyorsunuz?
وَمَابِكُممِّننِّعْمَةٍفَمِنَٱللَّهِثُمَّإِذَامَسَّكُمُٱلضُّرُّفَإِلَيْهِتَجْـَٔرُونَ٥٣
Vemâ biküm min ni’metin femine-llâhi sümme izâ messekümu-ddurru feileyhi tec'erûn.
Size gelen her nimet Allah'tandır. Sonra, bir sıkıntıya uğradığınızda yalnız O'na sığınırsınız.
ثُمَّإِذَاكَشَفَٱلضُّرَّعَنكُمْإِذَافَرِيقٌمِّنكُمبِرَبِّهِمْيُشْرِكُونَ٥٤
Sümme izâ keşefe-ddurra ’anküm izâ ferîkum minküm birabbihim yüşrikûn.
Sıkıntılarınızı giderince de, içinizden bazıları kendilerine verdiğimize nankörlük ederek Rablerine eş koşarlar. Geçinin bakalım, yakında öğreneceksiniz.
لِيَكْفُرُوابِمَآءَاتَيْنَـٰهُمْفَتَمَتَّعُوافَسَوْفَتَعْلَمُونَ٥٥
Liyekfürû bimâ âteynâhüm. fetemette’û. fesevfe ta’lemûn.
Sıkıntılarınızı giderince de, içinizden bazıları kendilerine verdiğimize nankörlük ederek Rablerine eş koşarlar. Geçinin bakalım, yakında öğreneceksiniz.
وَيَجْعَلُونَلِمَالَايَعْلَمُونَنَصِيبًامِّمَّارَزَقْنَـٰهُمْتَٱللَّهِلَتُسْـَٔلُنَّعَمَّاكُنتُمْتَفْتَرُونَ٥٦
Veyec’alûne limâ lâ ya’lemûne nesîbem mimmâ razaknâhüm. tellâhi letüs'elünne ’ammâ küntüm tefterûn.
Kendilerine verdiğimiz rızıktan, onların ne olduğunu bilmeyen putlara pay ayırırlar. Allah'a and olsun ki, uydurup durduğunuz şeylerden elbette sorguya çekileceksiniz.
وَيَجْعَلُونَلِلَّهِٱلْبَنَـٰتِسُبْحَـٰنَهُوَلَهُممَّايَشْتَهُونَ٥٧
Veyec’alûne lillâhi-lbenâti sübhânehû velehüm mâ yeştehûn.
Beğendikleri erkek çocukları kendilerine; kızları da Allah'a malediyorlar. O bundan münezzehtir.
وَإِذَابُشِّرَأَحَدُهُمبِٱلْأُنثَىٰظَلَّوَجْهُهُمُسْوَدًّاوَهُوَكَظِيمٌ٥٨
Veizâ büşşira ehadühüm bil'ünsâ zalle vechühû müsveddev vehüve kezîm.
Aralarından birine bir kızı olduğu müjdelendiği zaman içi gamla dolarak yüzü simsiyah kesilir.
يَتَوَٰرَىٰمِنَٱلْقَوْمِمِنسُوٓءِمَابُشِّرَبِهِٓأَيُمْسِكُهُعَلَىٰهُونٍأَمْيَدُسُّهُفِىٱلتُّرَابِأَلَاسَآءَمَايَحْكُمُونَ٥٩
Yetevârâ mine-lkavmi min sûi mâ büşşira bih. eyümsikühû ’alâ hûnin em yedüssühû fi-ttürâb. elâ sâe mâ yahkümûn.
Kendisine verilen kötü müjde yüzünden, halktan gizlenmeye çalışır; onu utana utana tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün? Ne kötü hükmediyorlar!
لِلَّذِينَلَايُؤْمِنُونَبِٱلْـَٔاخِرَةِمَثَلُٱلسَّوْءِوَلِلَّهِٱلْمَثَلُٱلْأَعْلَىٰوَهُوَٱلْعَزِيزُٱلْحَكِيمُ٦٠
Lillezîne lâ yü'minûne bil'âhirati meselü-ssev'. velillâhi-lmeselü-l'a’lâ. vehüve-l’azîzü-lhakîm.
Ahirete inanmayanlar kötülük misalidirler. En üstün misali ise Allah verir. O Güçlü'dür, Hakim'dir.
وَلَوْيُؤَاخِذُٱللَّهُٱلنَّاسَبِظُلْمِهِممَّاتَرَكَعَلَيْهَامِندَآبَّةٍوَلَـٰكِنيُؤَخِّرُهُمْإِلَىٰٓأَجَلٍمُّسَمًّىفَإِذَاجَآءَأَجَلُهُمْلَايَسْتَـْٔخِرُونَسَاعَةًوَلَايَسْتَقْدِمُونَ٦١
Velev yüâhizü-llâhü-nnâse bizulmihim mâ terake ’aleyhâ min dâbbetiv velâkiy yü'ehhiruhüm ilâ ecelim müsemmâ. feizâ câe ecelühüm lâ yeste'hirûne sâ’atev velâ yestakdimûn.
Allah insanları haksızlıklarından ötürü yakalayacak olsaydı, yeryüzünde canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Süreleri dolunca onu ne bir saat geciktirebilirler ne de öne alabilirler.
وَيَجْعَلُونَلِلَّهِمَايَكْرَهُونَوَتَصِفُأَلْسِنَتُهُمُٱلْكَذِبَأَنَّلَهُمُٱلْحُسْنَىٰلَاجَرَمَأَنَّلَهُمُٱلنَّارَوَأَنَّهُممُّفْرَطُونَ٦٢
Veyec’alûne lillâhi mâ yekrahûne vetesifü elsinetühümü-lkezibe enne lehümü-lhusnâ. lâ cerame enne lehümü-nnâra veennehüm müfratûn.
Beğenmediklerini Allah'a malederler. Dilleri, güzel şeylerin kendilerine ait olduğunu yalan yere söyler durur. Cehennemin onların olduğunda ve önceden oraya gideceklerinde şüphe yoktur.
تَٱللَّهِلَقَدْأَرْسَلْنَآإِلَىٰٓأُمَمٍمِّنقَبْلِكَفَزَيَّنَلَهُمُٱلشَّيْطَـٰنُأَعْمَـٰلَهُمْفَهُوَوَلِيُّهُمُٱلْيَوْمَوَلَهُمْعَذَابٌأَلِيمٌ٦٣
Tellâhi lekad erselnâ ilâ ümemim min kablike fezeyyene lehümü-şşeytânü a’mâlehüm fehüve veliyyühümü-lyevme velehüm ’azâbün elîm.
Allah'a and olsun ki, senden önceki ümmetlere peygamberler gönderdik. Şeytan yaptıklarını onlara hep güzel gösterdi. Bugün de dostları odur. Onlara can yakıcı azap vardır.
وَمَآأَنزَلْنَاعَلَيْكَٱلْكِتَـٰبَإِلَّالِتُبَيِّنَلَهُمُٱلَّذِىٱخْتَلَفُوافِيهِوَهُدًىوَرَحْمَةًلِّقَوْمٍيُؤْمِنُونَ٦٤
Vemâ enzelnâ ’aleyke-lkitâbe illâ litübeyyine lehümü-llezi-htelefû fîhi vehüdev verahmetel likavmiy yü'minûn.
Sana Kitap'ı, ayrılığa düştükleri şeyleri onlara açıklaman için, inanan kimselere de doğru yol rehberi ve rahmet olarak indirdik.
وَٱللَّهُأَنزَلَمِنَٱلسَّمَآءِمَآءًفَأَحْيَابِهِٱلْأَرْضَبَعْدَمَوْتِهَآإِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَةًلِّقَوْمٍيَسْمَعُونَ٦٥
Vellâhü enzele mine-ssemâi mâen feahyâ bihi-l'arda ba’de mevtihâ. inne fî zâlike leâyetel likavmiy yesme’ûn.
Allah gökten su indirir ve ölümünden sonra yeryüzünü diriltir. Kulak veren kimseler için bunda ibret vardır.
وَإِنَّلَكُمْفِىٱلْأَنْعَـٰمِلَعِبْرَةًنُّسْقِيكُممِّمَّافِىبُطُونِهِمِنبَيْنِفَرْثٍوَدَمٍلَّبَنًاخَالِصًاسَآئِغًالِّلشَّـٰرِبِينَ٦٦
Veinne leküm fi-l'en’âmi le’ibrah. nüskîküm mimmâ fî bütûnihî mim beyni fersiv vedemil lebenen hâlisan sâigal lişşâribîn.
Hayvanlarda da size ibretler vardır. Bağırsaklarındakiler ile kan arasından, içenlere halis ve içimi kolay süt içiririz.
وَمِنثَمَرَٰتِٱلنَّخِيلِوَٱلْأَعْنَـٰبِتَتَّخِذُونَمِنْهُسَكَرًاوَرِزْقًاحَسَنًاإِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَةًلِّقَوْمٍيَعْقِلُونَ٦٧
Vemin semerâti-nnehîli vel'a’nâbi tettehizûne minhü sekerav verizkan hasenâ. inne fî zâlike leâyetel likavmiy ya’kilûn.
Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden şerbet, şıra (içecek) ve güzel rızık elde edersiniz. Düşünen millet için bunda ibret vardır.
وَأَوْحَىٰرَبُّكَإِلَىٱلنَّحْلِأَنِٱتَّخِذِىمِنَٱلْجِبَالِبُيُوتًاوَمِنَٱلشَّجَرِوَمِمَّايَعْرِشُونَ٦٨
Veevhâ rabbüke ile-nnahli eni-ttehizî mine-lcibâli büyûtev vemine-şşeceri vemimmâ ya’rişûn.
Rabbin bal arısına: "Dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda yuva edin; sonra her çeşit üründen ye; sonra da Rabbinin işlemen için gösterdiği yollardan yürü" diye öğretti. Karınlarından insanlara şifa olan çeşitli renklerde bal çıkar. Düşünen bir millet için bunda ibret vardır.
ثُمَّكُلِىمِنكُلِّٱلثَّمَرَٰتِفَٱسْلُكِىسُبُلَرَبِّكِذُلُلًايَخْرُجُمِنبُطُونِهَاشَرَابٌمُّخْتَلِفٌأَلْوَٰنُهُفِيهِشِفَآءٌلِّلنَّاسِإِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَةًلِّقَوْمٍيَتَفَكَّرُونَ٦٩
Sümme külî min külli-ssemerâti feslükî sübüle rabbiki zülülâ. yahrucü mim bütûnihâ şerâbüm muhtelifün elvânühû fîhi şifâül linnâs. inne fî zâlike leâyetel likavmiy yetefekkerûn.
Rabbin bal arısına: "Dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda yuva edin; sonra her çeşit üründen ye; sonra da Rabbinin işlemen için gösterdiği yollardan yürü" diye öğretti. Karınlarından insanlara şifa olan çeşitli renklerde bal çıkar. Düşünen bir millet için bunda ibret vardır.
وَٱللَّهُخَلَقَكُمْثُمَّيَتَوَفَّىٰكُمْوَمِنكُممَّنيُرَدُّإِلَىٰٓأَرْذَلِٱلْعُمُرِلِكَىْلَايَعْلَمَبَعْدَعِلْمٍشَيْـًٔاإِنَّٱللَّهَعَلِيمٌقَدِيرٌ٧٠
Vellâhü halekaküm sümme yeteveffâküm veminküm mey yüraddü ilâ erzeli-l’umüri likey lâ ya’leme ba’de ’ilmin şey'â. inne-llâhe ’alîmün kadîr.
Allah sizi yaratmıştır, sonra öldürecektir, içinizden bir kısmı da ömrünün en fena zamanına ulaştırılır ki, bilirken bilmez olurlar. Doğrusu Allah bilendir, her şeye Kadir'dir.
وَٱللَّهُفَضَّلَبَعْضَكُمْعَلَىٰبَعْضٍفِىٱلرِّزْقِفَمَاٱلَّذِينَفُضِّلُوابِرَآدِّىرِزْقِهِمْعَلَىٰمَامَلَكَتْأَيْمَـٰنُهُمْفَهُمْفِيهِسَوَآءٌأَفَبِنِعْمَةِٱللَّهِيَجْحَدُونَ٧١
Vellâhü feddale ba’daküm ’alâ ba’din fi-rrizk. feme-llezîne füddilû birâddî rizkihim ’alâ mâ meleket eymânühüm fehüm fîhi sevâün. efebini’meti-llâhi yechadûn.
Allah rızıkda kiminizi diğerlerine üstün tutmuştur. Üstün kılınanlar, emirleri altında bulunanların rızıklarını vermezler. Oysa rızıkta hepsi eşittir. Allah'ın nimetini bile bile inkar mı ediyorlar?
وَٱللَّهُجَعَلَلَكُممِّنْأَنفُسِكُمْأَزْوَٰجًاوَجَعَلَلَكُممِّنْأَزْوَٰجِكُمبَنِينَوَحَفَدَةًوَرَزَقَكُممِّنَٱلطَّيِّبَـٰتِأَفَبِٱلْبَـٰطِلِيُؤْمِنُونَوَبِنِعْمَتِٱللَّهِهُمْيَكْفُرُونَ٧٢
Vellâhü ce’ale leküm min enfüsiküm ezvâcev vece’ale leküm min ezvâciküm benîne vehafedetev verazekaküm mine-ttayyibât. efebilbâtili yü'minûne vebini’meti-llâhi hüm yekfürûn.
Allah size kendinizden eşler var eder. Eşlerinizden de oğullar ve torunlar var eder. Size temiz şeylerden rızık verir. Öyleyken batıla inanıyorlar ve Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar?
وَيَعْبُدُونَمِندُونِٱللَّهِمَالَايَمْلِكُلَهُمْرِزْقًامِّنَٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِشَيْـًٔاوَلَايَسْتَطِيعُونَ٧٣
Veya’büdûne min dûni-llâhi mâ lâ yemlikü lehüm rizkam mine-ssemâvâti vel'ardi şey'ev velâ yestetî’ûn.
Allah'ı bırakıp, göklerden ve yerden kendilerine verecek rızıkları olmayan ve vermeye güç yetiremeyen şeylere mi tapıyorlar?
فَلَاتَضْرِبُوالِلَّهِٱلْأَمْثَالَإِنَّٱللَّهَيَعْلَمُوَأَنتُمْلَاتَعْلَمُونَ٧٤
Felâ tadribû lillâhi-l'emsâl. inne-llâhe ya’lemü veentüm lâ ta’lemûn.
Allah'a benzerler koşmaya kalkmayın. Şüphesiz Allah bilir, siz bilmezsiniz.
ضَرَبَٱللَّهُمَثَلًاعَبْدًامَّمْلُوكًالَّايَقْدِرُعَلَىٰشَىْءٍوَمَنرَّزَقْنَـٰهُمِنَّارِزْقًاحَسَنًافَهُوَيُنفِقُمِنْهُسِرًّاوَجَهْرًاهَلْيَسْتَوُنَٱلْحَمْدُلِلَّهِبَلْأَكْثَرُهُمْلَايَعْلَمُونَ٧٥
Darabe-llâhü meselen ’abdem memlûkel lâ yakdiru ’alâ şey'iv vemer razaknâhü minnâ rizkan hasenen fehüve yünfiku minhü sirrav vecehrâ. hel yestevûn. elhamdü lillâh. bel ekseruhüm lâ ya’lemûn.
Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel nimetlerden gizlice ve açıkça sarfeden kimseyi misal gösterir: Hiç bunlar eşit olur mu? Övülmeğe layık olan Allah'tır, fakat çoğu bilmezler.
وَضَرَبَٱللَّهُمَثَلًارَّجُلَيْنِأَحَدُهُمَآأَبْكَمُلَايَقْدِرُعَلَىٰشَىْءٍوَهُوَكَلٌّعَلَىٰمَوْلَىٰهُأَيْنَمَايُوَجِّههُّلَايَأْتِبِخَيْرٍهَلْيَسْتَوِىهُوَوَمَنيَأْمُرُبِٱلْعَدْلِوَهُوَعَلَىٰصِرَٰطٍمُّسْتَقِيمٍ٧٦
Vedarabe-llâhü meseler racüleyni ehadühümâ ebkemü lâ yakdiru ’alâ şey'iv vehüve kellün ’alâ mevlâhü eynemâ yüveccihhü lâ ye'ti bihayr. hel yestevî hüve vemey ye'müru bil’adli vehüve ’alâ sirâtim müstekîm.
Allah iki adamı misal veriyor: Biri hiçbir şeye gücü yetmeyen bir dilsiz ki efendisine yüktür, nereye gönderse bir hayır çıkmaz; bu, doğru yolda olan, adaletle emreden kimse ile bir olabilir mi?
وَلِلَّهِغَيْبُٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَمَآأَمْرُٱلسَّاعَةِإِلَّاكَلَمْحِٱلْبَصَرِأَوْهُوَأَقْرَبُإِنَّٱللَّهَعَلَىٰكُلِّشَىْءٍقَدِيرٌ٧٧
Velillâhi gaybü-ssemâvâti vel'ard. vemâ emru-ssâ’ati illâ kelemhi-lbesari ev hüve akrab. inne-llâhe ’alâ külli şey'in kadîr.
Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir, kıyamet saatinin kopuşu bir göz kırpması kadar veya daha çabuk bir zaman içinde olur. Şüphesiz Allah her şeye Kadir'dir.
وَٱللَّهُأَخْرَجَكُممِّنبُطُونِأُمَّهَـٰتِكُمْلَاتَعْلَمُونَشَيْـًٔاوَجَعَلَلَكُمُٱلسَّمْعَوَٱلْأَبْصَـٰرَوَٱلْأَفْـِٔدَةَلَعَلَّكُمْتَشْكُرُونَ٧٨
Vellâhü ahraceküm mim bütûni ümmehâtiküm lâ ta’lemûne şey'ev vece’ale lekümü-ssem’a vel'ebsâra vel'ef'idete le’alleküm teşkürûn.
Allah sizi annelerinizin karnından bir şey bilmez halde çıkarmıştır. Belki şükredersiniz diye size kulak, göz ve kalp vermiştir.
أَلَمْيَرَوْاإِلَىٱلطَّيْرِمُسَخَّرَٰتٍفِىجَوِّٱلسَّمَآءِمَايُمْسِكُهُنَّإِلَّاٱللَّهُإِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَـٰتٍلِّقَوْمٍيُؤْمِنُونَ٧٩
Elem yerav ile-ttayri müsehharâtin fî cevvi-ssemâ'. mâ yümsikühünne ille-llâh. inne fî zâlike leâyâtil likavmiy yü'minûn.
Göğün boşluğunda Allah'ın buyruğuna boyun eğerek uçan kuşlara bakmıyorlar mı? Onları Allah'tan başka tutan kimse yoktur. İnanan millet için bunda dersler vardır.
وَٱللَّهُجَعَلَلَكُممِّنبُيُوتِكُمْسَكَنًاوَجَعَلَلَكُممِّنجُلُودِٱلْأَنْعَـٰمِبُيُوتًاتَسْتَخِفُّونَهَايَوْمَظَعْنِكُمْوَيَوْمَإِقَامَتِكُمْوَمِنْأَصْوَافِهَاوَأَوْبَارِهَاوَأَشْعَارِهَآأَثَـٰثًاوَمَتَـٰعًاإِلَىٰحِينٍ٨٠
Vellâhü ce’ale leküm mim büyûtiküm sekenev vece’ale leküm min cülûdi-l'en’âmi büyûten testehiffûnehâ yevme za’niküm veyevme ikâmetiküm vemin asvâfihâ veevbârihâ veeş’ârihâ esâsev vemetâ’an ilâ hîn.
Allah size evlerinizi dinlenme yeri kıldı. Hayvanların derilerinden, yolculukta ve ikamet zamanlarınızda kolayca taşıyacağınız evler; yün, tüy ve kıllarından bir süre kullanacağınız giyimlikler ve geçimlikler var etmiştir.
وَٱللَّهُجَعَلَلَكُممِّمَّاخَلَقَظِلَـٰلًاوَجَعَلَلَكُممِّنَٱلْجِبَالِأَكْنَـٰنًاوَجَعَلَلَكُمْسَرَٰبِيلَتَقِيكُمُٱلْحَرَّوَسَرَٰبِيلَتَقِيكُمبَأْسَكُمْكَذَٰلِكَيُتِمُّنِعْمَتَهُعَلَيْكُمْلَعَلَّكُمْتُسْلِمُونَ٨١
Vellâhü ce’ale leküm mimmâ haleka zilâlev vece’ale leküm mine-lcibâli eknânev vece’ale leküm serâbîle tekîkümü-lharra veserabîle tekîküm be'seküm. kezâlike yütimmü ni’metehû ’aleyküm le’alleküm tüslimûn.
Allah yarattıklarından size gölgeler yapmış; dağlarda sığınacağınız barınaklar var etmiş, sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, harpte sizi koruyacak zırhlar vermiştir. Size olan nimetini müslüman olasınız diye işte bu şekilde tamamlamaktadır.
فَإِنتَوَلَّوْافَإِنَّمَاعَلَيْكَٱلْبَلَـٰغُٱلْمُبِينُ٨٢
Fein tevellev feinnemâ ’aleyke-lbelâgu-lmübîn.
Eğer yüz çevirirlerse, sana düşenin sadece açıkça tebliğ olduğunu bil.
يَعْرِفُونَنِعْمَتَٱللَّهِثُمَّيُنكِرُونَهَاوَأَكْثَرُهُمُٱلْكَـٰفِرُونَ٨٣
Ya’rifûne ni’mete-llâhi sümme yünkirûnehâ veekseruhümü-lkâfirûn.
Allah'ın nimetini hem bilirler hem de inkar ederler. Zaten çoğu kafir kimselerdir.
وَيَوْمَنَبْعَثُمِنكُلِّأُمَّةٍشَهِيدًاثُمَّلَايُؤْذَنُلِلَّذِينَكَفَرُواوَلَاهُمْيُسْتَعْتَبُونَ٨٤
Veyevme neb’asü min külli ümmetin şehîden sümme lâ yü'zenü lillezîne keferû velâ hüm yüsta’tebûn.
Kıyamet günü her ümmetten bir şahit getiririz; inkar edenlere itiraz için izin de verilmez, onların özürleri de dinlenmez.
وَإِذَارَءَاٱلَّذِينَظَلَمُواٱلْعَذَابَفَلَايُخَفَّفُعَنْهُمْوَلَاهُمْيُنظَرُونَ٨٥
Veizâ rae-llezîne zalemü-l’azâbe felâ yühaffefü ’anhüm velâ hüm yünzarûn.
Zulmedenler, azap görürlerken azabları hafifletilmez de geciktirilmez de.
وَإِذَارَءَاٱلَّذِينَأَشْرَكُواشُرَكَآءَهُمْقَالُوارَبَّنَاهَـٰٓؤُلَآءِشُرَكَآؤُنَاٱلَّذِينَكُنَّانَدْعُوامِندُونِكَفَأَلْقَوْاإِلَيْهِمُٱلْقَوْلَإِنَّكُمْلَكَـٰذِبُونَ٨٦
Veizâ rae-llezîne eşrakû şürakâehüm kâlû rabbenâ hâülâi şürakâüne-llezîne künnâ ned’û min dûnik. feelkav ileyhimü-lkavle inneküm lekâzibûn.
Allah'a ortak koşanlar, koştukları ortakları gördüklerinde: "Rabbimiz! Seni bırakıp yalvardığımız ortaklarımız bunlardır" derler. Koştukları ortaklar: "Doğrusu siz yalancısınız" diye söz atarlar.
وَأَلْقَوْاإِلَىٱللَّهِيَوْمَئِذٍٱلسَّلَمَوَضَلَّعَنْهُممَّاكَانُوايَفْتَرُونَ٨٧
Veelkav ile-llâhi yevmeizin-sseleme vedalle ’anhüm mâ kânû yefterûn.
Puta tapanlar o gün Allah'ın hükmüne teslim olurlar; uydurdukları şeyler onlardan uzaklaşırlar.
ٱلَّذِينَكَفَرُواوَصَدُّواعَنسَبِيلِٱللَّهِزِدْنَـٰهُمْعَذَابًافَوْقَٱلْعَذَابِبِمَاكَانُوايُفْسِدُونَ٨٨
Ellezîne keferû vesaddû ’an sebîli-llâhi zidnâhüm ’azâben fevka-l’azâbi bimâ kânû yüfsidûn.
İnkar eden, Allah'ın yolundan alıkoyanlara, bozgunculuklarına karşılık azap üstüne azap veririz.
وَيَوْمَنَبْعَثُفِىكُلِّأُمَّةٍشَهِيدًاعَلَيْهِممِّنْأَنفُسِهِمْوَجِئْنَابِكَشَهِيدًاعَلَىٰهَـٰٓؤُلَآءِوَنَزَّلْنَاعَلَيْكَٱلْكِتَـٰبَتِبْيَـٰنًالِّكُلِّشَىْءٍوَهُدًىوَرَحْمَةًوَبُشْرَىٰلِلْمُسْلِمِينَ٨٩
Veyevme neb’asü fî külli ümmetin şehîden ’aleyhim min enfüsihim veci'nâ bike şehîden ’alâ hâülâ'. venezzelnâ ’aleyke-lkitâbe tibyânel likülli şey'iv vehüdev verahmetev vebüşrâ lilmüslimîn.
O gün her ümmetten bir kişiyi onlara şahit tutarız. Seni de ümmetine şahit getiririz. Sana her şeyi açıklayan ve Müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber, rahmet ve müjde olarak Kuran'ı indirdik.
إِنَّٱللَّهَيَأْمُرُبِٱلْعَدْلِوَٱلْإِحْسَـٰنِوَإِيتَآئِذِىٱلْقُرْبَىٰوَيَنْهَىٰعَنِٱلْفَحْشَآءِوَٱلْمُنكَرِوَٱلْبَغْىِيَعِظُكُمْلَعَلَّكُمْتَذَكَّرُونَ٩٠
İnne-llâhe ye'müru bil’adli vel'ihsâni veîtâi zi-lkurbâ veyenhâ ’ani-lfahşâi velmünkeri velbagy. ye’izuküm le’alleküm tezekkerûn.
Allah şüphesiz adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara bakmayı emreder; hayasızlığı, fenalığı ve haddi aşmayı yasak eder. Tutasınız diye size öğüt verir.
وَأَوْفُوابِعَهْدِٱللَّهِإِذَاعَـٰهَدتُّمْوَلَاتَنقُضُواٱلْأَيْمَـٰنَبَعْدَتَوْكِيدِهَاوَقَدْجَعَلْتُمُٱللَّهَعَلَيْكُمْكَفِيلًاإِنَّٱللَّهَيَعْلَمُمَاتَفْعَلُونَ٩١
Veevfû bi’ahdi-llâhi izâ ’âhettüm velâ tenkudü-l'eymâne ba’de tevkîdihâ vekad ce’altümü-llâhe ’aleyküm kefîlâ. inne-llâhe ya’lemü mâ tef’alûn.
Ahitleştiğiniz zaman Allah'ın ahdini yerine getirin. Allah'ı kendinize kefil kılarak sağlama bağladığınız yeminleri bozmayın. Allah yaptıklarınızı şüphesiz bilir.
وَلَاتَكُونُواكَٱلَّتِىنَقَضَتْغَزْلَهَامِنبَعْدِقُوَّةٍأَنكَـٰثًاتَتَّخِذُونَأَيْمَـٰنَكُمْدَخَلًابَيْنَكُمْأَنتَكُونَأُمَّةٌهِىَأَرْبَىٰمِنْأُمَّةٍإِنَّمَايَبْلُوكُمُٱللَّهُبِهِوَلَيُبَيِّنَنَّلَكُمْيَوْمَٱلْقِيَـٰمَةِمَاكُنتُمْفِيهِتَخْتَلِفُونَ٩٢
Velâ tekûnû kelletî nekadat gazlehâ mim ba’di kuvvetin enkâsâ. tettehizûne eymâneküm dehalem beyneküm en tekûne ümmetün hiye erbâ min ümmeh. innemâ yeblûkümü-llâhü bih. veleyübeyyinenne leküm yevme-lkiyâmeti mâ küntüm fîhi tahtelifûn.
Bir ümmetin diğerinden daha çok olmasından ötürü, aranızdaki yeminleri bozarak, ipliğini iyice eğirip katladıktan sonra bozan kadın gibi olmayın. Allah onunla sizi dener. And olsun ki, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size kıyamet günü açıklar.
وَلَوْشَآءَٱللَّهُلَجَعَلَكُمْأُمَّةًوَٰحِدَةًوَلَـٰكِنيُضِلُّمَنيَشَآءُوَيَهْدِىمَنيَشَآءُوَلَتُسْـَٔلُنَّعَمَّاكُنتُمْتَعْمَلُونَ٩٣
Velev şâe-llâhü lece’aleküm ümmetev vâhidetev velâkiy yüdillü mey yeşâü veyehdî mey yeşâ'. veletüs'elünne ’ammâ küntüm ta’melûn.
Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı. Ama O, istediğini saptırır, istediğini doğru yola eriştirir. İşlediklerinizden, and olsun ki, sorumlu tutulacaksınız.
وَلَاتَتَّخِذُوٓاأَيْمَـٰنَكُمْدَخَلًابَيْنَكُمْفَتَزِلَّقَدَمٌبَعْدَثُبُوتِهَاوَتَذُوقُواٱلسُّوٓءَبِمَاصَدَدتُّمْعَنسَبِيلِٱللَّهِوَلَكُمْعَذَابٌعَظِيمٌ٩٤
Velâ tettehizû eymâneküm dehalem beyneküm fetezille kademüm ba’de sübûtihâ vetezûku-ssûe bimâ sadettüm ’an sebîli-llâh. veleküm ’azâbün ’azîm.
Birbirinizi aldatmak için yemin etmeyin ki, bu yüzden sağlamca yere basmakta olan ayak sürçebilir; Allah yolundan alıkoymanıza karşılık kötü bir azap tadarsınız ve (ahirette de) büyük bir azaba uğrarsınız.
وَلَاتَشْتَرُوابِعَهْدِٱللَّهِثَمَنًاقَلِيلًاإِنَّمَاعِندَٱللَّهِهُوَخَيْرٌلَّكُمْإِنكُنتُمْتَعْلَمُونَ٩٥
Velâ teşterû bi’ahdi-llâhi semenen kalîlâ. innemâ ’inde-llâhi hüve hayrul leküm in küntüm ta’lemûn.
Allah'ın ahdini hiçbir değere değişmeyin. Eğer bilirseniz, Allah katında olan sizin için daha iyidir.
مَاعِندَكُمْيَنفَدُوَمَاعِندَٱللَّهِبَاقٍوَلَنَجْزِيَنَّٱلَّذِينَصَبَرُوٓاأَجْرَهُمبِأَحْسَنِمَاكَانُوايَعْمَلُونَ٩٦
Mâ ’indeküm yenfedü vemâ ’inde-llâhi bâk. velenecziyenne-llezîne saberû ecrahüm biahseni mâ kânû ya’melûn.
Sizde olanlar tükenir ama, Allah katında olanlar sonsuzdur, tükenmez. Sabredenlere ecirlerini, yaptıklarından daha güzeli ile ödeyeceğiz.
مَنْعَمِلَصَـٰلِحًامِّنذَكَرٍأَوْأُنثَىٰوَهُوَمُؤْمِنٌفَلَنُحْيِيَنَّهُحَيَوٰةًطَيِّبَةًوَلَنَجْزِيَنَّهُمْأَجْرَهُمبِأَحْسَنِمَاكَانُوايَعْمَلُونَ٩٧
Men ’amile sâliham min zekerin ev ünsâ vehüve mü'minün felenuhyiyennehû hayâten tayyibeh. velenecziyennehüm ecrahüm biahseni mâ kânû ya’melûn.
Kadın, erkek, inanmış olarak kim iyi iş işlerse, ona hoş bir hayat yaşatacağız. Ecirlerini yaptıklarından daha güzeli ile ödeyeceğiz.
فَإِذَاقَرَأْتَٱلْقُرْءَانَفَٱسْتَعِذْبِٱللَّهِمِنَٱلشَّيْطَـٰنِٱلرَّجِيمِ٩٨
Feizâ kara'te-lkur'âne feste’iz billâhi mine-şşeytâni-rracîm.
Kuran okuyacağın zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın.
إِنَّهُلَيْسَلَهُسُلْطَـٰنٌعَلَىٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَلَىٰرَبِّهِمْيَتَوَكَّلُونَ٩٩
İnnehû leyse lehû sültânün ’ale-llezîne âmenû ve’alâ rabbihim yetevekkelûn.
Doğrusu şeytanın, inananlar ve yalnız Rablerine güvenenler üzerinde bir nüfuzu yoktur.
إِنَّمَاسُلْطَـٰنُهُعَلَىٱلَّذِينَيَتَوَلَّوْنَهُوَٱلَّذِينَهُمبِهِمُشْرِكُونَ١٠٠
İnnemâ sültânühû ’ale-llezîne yetevellevnehû vellezîne hüm bihî müşrikûn.
O'nun nüfuzu sadece, O'nu dost edinenler ve Allah'a ortak koşanlar üzerindedir.
وَإِذَابَدَّلْنَآءَايَةًمَّكَانَءَايَةٍوَٱللَّهُأَعْلَمُبِمَايُنَزِّلُقَالُوٓاإِنَّمَآأَنتَمُفْتَرٍبَلْأَكْثَرُهُمْلَايَعْلَمُونَ١٠١
Veizâ beddelnâ âyetem mekâne âyetiv vellâhü a’lemü bimâ yünezzilü kâlû innemâ ente müfter. bel ekseruhüm lâ ya’lemûn.
Bir ayetin yerini başka bir ayetle değiştirdiğimizde, ki Allah ne indirdiğini gayet iyi bilir onlar, "Sen sadece uyduruyorsun" derler. Hayır, öyle değildir, ama onların çoğu bunu bilmezler.
قُلْنَزَّلَهُرُوحُٱلْقُدُسِمِنرَّبِّكَبِٱلْحَقِّلِيُثَبِّتَٱلَّذِينَءَامَنُواوَهُدًىوَبُشْرَىٰلِلْمُسْلِمِينَ١٠٢
Kul nezzelehû rûhu-lkudüsi mir rabbike bilhakki liyüsebbite-llezîne âmenû vehüdev vebüşrâ lilmüslimîn.
De ki: "Kuran'ı; Ruhul Kudüs (Cebrail) Rabbinin katından, inananların inançlarını pekiştirmek, Müslümanlara doğruluk rehberi ve müjde olmak üzere gerçekle indirmiştir."
وَلَقَدْنَعْلَمُأَنَّهُمْيَقُولُونَإِنَّمَايُعَلِّمُهُبَشَرٌلِّسَانُٱلَّذِىيُلْحِدُونَإِلَيْهِأَعْجَمِىٌّوَهَـٰذَالِسَانٌعَرَبِىٌّمُّبِينٌ١٠٣
Velekad na’lemü ennehüm yekûlûne innemâ yü’allimühû beşer. lisânü-llezî yülhidûne ileyhi a’cemiyyüv vehâzâ lisânün ’arabiyyüm mübîn.
And olsun ki: "Ona elbette bir insan öğretiyor" dediklerini biliyoruz. Kast ettikleri kimsenin dili yabancıdır, Kuran ise fasih Arapça'dır.
إِنَّٱلَّذِينَلَايُؤْمِنُونَبِـَٔايَـٰتِٱللَّهِلَايَهْدِيهِمُٱللَّهُوَلَهُمْعَذَابٌأَلِيمٌ١٠٤
İnne-llezîne lâ yü'minûne biâyâti-llâhi lâ yehdîhimü-llâhü velehüm ’azâbün elîm.
Allah'ın ayetlerine inanmayanları Allah doğru yola eriştirmez. Onlara can yakıcı azap vardır.
إِنَّمَايَفْتَرِىٱلْكَذِبَٱلَّذِينَلَايُؤْمِنُونَبِـَٔايَـٰتِٱللَّهِوَأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلْكَـٰذِبُونَ١٠٥
İnnemâ yefteri-lkezibe-llezîne lâ yü'minûne biâyâti-llâh. veülâike hümü-lkâzibûn.
Yalan uyduranlar ancak Allah'ın ayetlerine inanmayanlardır. Yalancılar işte onlardır.
مَنكَفَرَبِٱللَّهِمِنبَعْدِإِيمَـٰنِهِٓإِلَّامَنْأُكْرِهَوَقَلْبُهُمُطْمَئِنٌّبِٱلْإِيمَـٰنِوَلَـٰكِنمَّنشَرَحَبِٱلْكُفْرِصَدْرًافَعَلَيْهِمْغَضَبٌمِّنَٱللَّهِوَلَهُمْعَذَابٌعَظِيمٌ١٠٦
Men kefera billâhi mim ba’di îmânihî illâ men ükrihe vekalbühû mutmeinnüm bil'îmâni velâkim men şeraha bilküfri sadran fe’aleyhim gadabüm mine-llâh. velehüm ’azâbün ’azîm.
Gönlü imanla dolu olduğu halde, zor altında olan kimse müstesna, inandıktan sonra Allah'ı inkar edip, gönlünü kafirliğe açanlara Allah katından bir gazap vardır; büyük azap da onlar içindir.
ذَٰلِكَبِأَنَّهُمُٱسْتَحَبُّواٱلْحَيَوٰةَٱلدُّنْيَاعَلَىٱلْـَٔاخِرَةِوَأَنَّٱللَّهَلَايَهْدِىٱلْقَوْمَٱلْكَـٰفِرِينَ١٠٧
Zâlike biennehümü-stehabbü-lhayâte-ddünyâ ’ale-l'âhirati veenne-llâhe lâ yehdi-lkavme-lkâfirîn.
Bu, dünya hayatını ahirete tercih etmelerinden ve Allah'ın da, inkarcı milleti doğru yola eriştirmemesinden ötürü böyledir.
أُولَـٰٓئِكَٱلَّذِينَطَبَعَٱللَّهُعَلَىٰقُلُوبِهِمْوَسَمْعِهِمْوَأَبْصَـٰرِهِمْوَأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلْغَـٰفِلُونَ١٠٨
Ülâike-llezîne tabe’a-llâhü ’alâ kulûbihim vesem’ihim veebsârihim. veülâike hümü-lgâfilûn.
İşte Allah'ın kalblerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimseler bunlardır. Gafiller de işte bunlardır.
لَاجَرَمَأَنَّهُمْفِىٱلْـَٔاخِرَةِهُمُٱلْخَـٰسِرُونَ١٠٩
Lâ cerame ennehüm fi-l'âhirati hümü-lhâsirûn.
Ahirette zarara uğrayacakların bunlar olduğunda şüphe yoktur.
ثُمَّإِنَّرَبَّكَلِلَّذِينَهَاجَرُوامِنبَعْدِمَافُتِنُواثُمَّجَـٰهَدُواوَصَبَرُوٓاإِنَّرَبَّكَمِنبَعْدِهَالَغَفُورٌرَّحِيمٌ١١٠
Sümme inne rabbeke lillezîne hâcerû mim ba’di mâ fütinû sümme câhedû vesaberû inne rabbeke mim ba’dihâ legafûrur rahîm.
Rabbin, türlü eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra Allah uğrunda savaşan ve sabreden kimselerden yanadır. Rabbin şüphesiz bundan sonra da bağışlar ve merhamet eder.
يَوْمَتَأْتِىكُلُّنَفْسٍتُجَـٰدِلُعَننَّفْسِهَاوَتُوَفَّىٰكُلُّنَفْسٍمَّاعَمِلَتْوَهُمْلَايُظْلَمُونَ١١١
Yevme te'tî küllü nefsin tücâdilü ’an nefsihâ vetüveffâ küllü nefsim mâ ’amilet vehüm lâ yuzlemûn.
O gün, herkesin kendi derdine düşüp çabalayacağı ve herkesin işlediğinin haksızlığa uğratılmadan kendisine ödeneceği bir gündür.
وَضَرَبَٱللَّهُمَثَلًاقَرْيَةًكَانَتْءَامِنَةًمُّطْمَئِنَّةًيَأْتِيهَارِزْقُهَارَغَدًامِّنكُلِّمَكَانٍفَكَفَرَتْبِأَنْعُمِٱللَّهِفَأَذَٰقَهَاٱللَّهُلِبَاسَٱلْجُوعِوَٱلْخَوْفِبِمَاكَانُوايَصْنَعُونَ١١٢
Vedarabe-llâhü meselen karyeten kânet âminetem mutmeinnetey ye'tîhâ rizkuhâ ragadem min külli mekânin fekeferat bien’umi-llâhi feezâkahe-llâhü libâse-lcû’i velhavfi bimâ kânû yasne’ûn.
Allah size güven ve huzur içinde olan bir kasabayı misal verir: Her taraftan oraya bolca rızık geliyordu. Ama Allah'ın nimetlerine nankörlük ettiler; bu yüzden Allah onlara yaptıklarına karşılık açlık ve korku belasını tattırdı.
وَلَقَدْجَآءَهُمْرَسُولٌمِّنْهُمْفَكَذَّبُوهُفَأَخَذَهُمُٱلْعَذَابُوَهُمْظَـٰلِمُونَ١١٣
Velekad câehüm rasûlüm minhüm fekezzebûhü feehazehümü-l’azâbü vehüm zâlimûn.
And olsun ki, aralarından kendilerine bir peygamber gelmişti, onu yalancı saydılar. Haksızlık ederlerken azaba uğradılar.
فَكُلُوامِمَّارَزَقَكُمُٱللَّهُحَلَـٰلًاطَيِّبًاوَٱشْكُرُوانِعْمَتَٱللَّهِإِنكُنتُمْإِيَّاهُتَعْبُدُونَ١١٤
Fekülû mimmâ razekakümü-llâhü halâlen tayyibâ. veşkürû ni’mete-llâhi in küntüm iyyâhü ta’büdûn.
Yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız, Allah'ın size helal ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin, O'nun nimetine şükredin.
إِنَّمَاحَرَّمَعَلَيْكُمُٱلْمَيْتَةَوَٱلدَّمَوَلَحْمَٱلْخِنزِيرِوَمَآأُهِلَّلِغَيْرِٱللَّهِبِهِفَمَنِٱضْطُرَّغَيْرَبَاغٍوَلَاعَادٍفَإِنَّٱللَّهَغَفُورٌرَّحِيمٌ١١٥
İnnemâ harrame ’aleykümü-lmeytete veddeme velahme-lhinzîri vemâ ühille ligayri-llâhi bih. femeni-dturra gayra bâgiv velâ ’âdin feinne-llâhe gafûrur rahîm.
Allah size ancak leşi, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkasının adına kesilenleri haram etmiştir. Darda kalan, aşırı gitmemek ve başkasının hakkına el uzatmamak şartiyle bunun dışındadır. Allah şüphesiz bağışlar, merhamet eder.
وَلَاتَقُولُوالِمَاتَصِفُأَلْسِنَتُكُمُٱلْكَذِبَهَـٰذَاحَلَـٰلٌوَهَـٰذَاحَرَامٌلِّتَفْتَرُواعَلَىٱللَّهِٱلْكَذِبَإِنَّٱلَّذِينَيَفْتَرُونَعَلَىٱللَّهِٱلْكَذِبَلَايُفْلِحُونَ١١٦
Velâ tekûlû limâ tesifü elsinetükümü-lkezibe hâzâ halâlüv vehâzâ harâmül litefterû ’ale-llâhi-lkezib. inne-llezîne yefterûne ’ale-llâhi-lkezibe lâ yüflihûn.
Diliniz yalana alışmış olduğu için, "şu haram, bu helaldir" demeyin, zira Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Allah'a karşı yalan uyduranlar ise, saadete şüphesiz erişemezler.
مَتَـٰعٌقَلِيلٌوَلَهُمْعَذَابٌأَلِيمٌ١١٧
Metâ’un kalîl. velehüm ’azâbün elîm.
Az bir geçim ama ardından can yakıcı bir azap onlaradır.
وَعَلَىٱلَّذِينَهَادُواحَرَّمْنَامَاقَصَصْنَاعَلَيْكَمِنقَبْلُوَمَاظَلَمْنَـٰهُمْوَلَـٰكِنكَانُوٓاأَنفُسَهُمْيَظْلِمُونَ١١٨
Ve’ale-llezîne hâdû harramnâ mâ kasasnâ ’aleyke min kabl. vemâ zalemnâhüm velâkin kânû enfüsehüm yazlimûn.
Sana anlattıklarımızı, daha önce, yahudi olanlara da haram kılmıştık; biz onlara zulmetmedik, onlar kendilerine zulmediyorlardı.
ثُمَّإِنَّرَبَّكَلِلَّذِينَعَمِلُواٱلسُّوٓءَبِجَهَـٰلَةٍثُمَّتَابُوامِنبَعْدِذَٰلِكَوَأَصْلَحُوٓاإِنَّرَبَّكَمِنبَعْدِهَالَغَفُورٌرَّحِيمٌ١١٩
Sümme inne rabbeke lillezîne ’amilü-ssûe bicehâletin sümme tâbû mim ba’di zâlike veaslehû inne rabbeke mim ba’dihâ legafûrur rahîm.
Sonra doğrusu Rabbin, bilmeyerek kötülük işleyip ardından tevbe eden ve ıslah olanlardan yanadır. Rabbin bundan sonra da bağışlar ve merhamet eder.
إِنَّإِبْرَٰهِيمَكَانَأُمَّةًقَانِتًالِّلَّهِحَنِيفًاوَلَمْيَكُمِنَٱلْمُشْرِكِينَ١٢٠
İnne ibrâhîme kâne ümmeten kânitel lillâhi hanîfâ. velem yekü mine-lmüşrikîn.
İbrahim, şüphesiz Allah'a boyun eğen ve O'na yönelen bir önderdi; puta tapanlardan değildi.
شَاكِرًالِّأَنْعُمِهِٱجْتَبَىٰهُوَهَدَىٰهُإِلَىٰصِرَٰطٍمُّسْتَقِيمٍ١٢١
Şâkiral lien’umih. ictebâhü vehedâhü ilâ sirâtim müstekîm.
Rabbinin nimetlerine şükrederdi; Rabbi de onu seçti ve doğru yola eriştirdi.
وَءَاتَيْنَـٰهُفِىٱلدُّنْيَاحَسَنَةًوَإِنَّهُفِىٱلْـَٔاخِرَةِلَمِنَٱلصَّـٰلِحِينَ١٢٢
Veâteynâhü fi-ddünyâ haseneh. veinnehû fi-l'âhirati lemine-ssâlihîn.
Dünyada ona güzellik verdik, ahirette de o mutlaka barışsever iyiler arasında yer alacaktır.
ثُمَّأَوْحَيْنَآإِلَيْكَأَنِٱتَّبِعْمِلَّةَإِبْرَٰهِيمَحَنِيفًاوَمَاكَانَمِنَٱلْمُشْرِكِينَ١٢٣
Sümme evhaynâ ileyke eni-ttebi’ millete ibrâhîme hanîfâ. vemâ kâne mine-lmüşrikîn.
Şimdi sana, "Doğruya yönelen, puta tapanlardan olmayan İbrahim'in dinine uy" diye vahyettik.
إِنَّمَاجُعِلَٱلسَّبْتُعَلَىٱلَّذِينَٱخْتَلَفُوافِيهِوَإِنَّرَبَّكَلَيَحْكُمُبَيْنَهُمْيَوْمَٱلْقِيَـٰمَةِفِيمَاكَانُوافِيهِيَخْتَلِفُونَ١٢٤
İnnemâ cü’ile-ssebtü ’ale-llezîne-htelefû fîh. veinne rabbeke leyahkümü beynehüm yevme-lkiyâmeti fîmâ kânû fîhi yahtelifûn.
Cumartesi ibadeti, ancak o gün üzerinde çekişenlere farz kılındı. Rabbin, ayrılığa düştükleri şeylerde, kıyamet günü aralarında hükmedecektir.
ٱدْعُإِلَىٰسَبِيلِرَبِّكَبِٱلْحِكْمَةِوَٱلْمَوْعِظَةِٱلْحَسَنَةِوَجَـٰدِلْهُمبِٱلَّتِىهِىَأَحْسَنُإِنَّرَبَّكَهُوَأَعْلَمُبِمَنضَلَّعَنسَبِيلِهِوَهُوَأَعْلَمُبِٱلْمُهْتَدِينَ١٢٥
Üd’u ilâ sebîli rabbike bilhikmeti velmev’izati-lhaseneti vecâdilhüm billetî hiye ahsen. inne rabbeke hüve a’lemü bimen dalle ’an sebîlihî vehüve a’lemü bilmühtedîn.
Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır; onlarla en güzel şekilde tartış; doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapanları daha iyi bilir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilir.
وَإِنْعَاقَبْتُمْفَعَاقِبُوابِمِثْلِمَاعُوقِبْتُمبِهِوَلَئِنصَبَرْتُمْلَهُوَخَيْرٌلِّلصَّـٰبِرِينَ١٢٦
Vein ’âkabtüm fe’âkibû bimisli mâ ’ûkibtüm bih. velein sabertüm lehüve hayrul lissâbirîn.
Eğer ceza vermek isterseniz size yapılanın aynıyla mukabele edin. Sabrederseniz and olsun ki bu, sabredenler için daha iyidir.
وَٱصْبِرْوَمَاصَبْرُكَإِلَّابِٱللَّهِوَلَاتَحْزَنْعَلَيْهِمْوَلَاتَكُفِىضَيْقٍمِّمَّايَمْكُرُونَ١٢٧
Vasbir vemâ sabruke illâ billâhi velâ tahzen ’aleyhim velâ tekü fî daykim mimmâ yemkürûn.
Sabret, senin sabrın ancak Allah'ın yardımıyladır; onlara üzülme, kurdukları düzenlerden de endişe etme.
إِنَّٱللَّهَمَعَٱلَّذِينَٱتَّقَواوَّٱلَّذِينَهُممُّحْسِنُونَ١٢٨
İnne-llâhe me’a-llezîne-ttekav vellezîne hüm muhsinûn.
Allah şüphesiz sakınanlarla ve iyilik yapanlarla beraberdir.