بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
الٓرتِلْكَءَايَـٰتُٱلْكِتَـٰبِوَقُرْءَانٍمُّبِينٍ١
Elif-lâm-râ. tilke âyâtü-lkitâbi vekur'ânim mübîn.
Elif, Lam, Ra. Bunlar Kitap'ın ve apaçık olan Kuran'ın ayetleridir.
رُّبَمَايَوَدُّٱلَّذِينَكَفَرُوالَوْكَانُوامُسْلِمِينَ٢
Rubemâ yeveddü-llezîne keferû lev kânû müslimîn.
İnkar edenler, keşke müslüman olsaydık temennisinde bulunacaklardır.
ذَرْهُمْيَأْكُلُواوَيَتَمَتَّعُواوَيُلْهِهِمُٱلْأَمَلُفَسَوْفَيَعْلَمُونَ٣
Zerhüm ye'külû veyetemette’û veyülhihimü-l'emelü fesevfe ya’lemûn.
Bırak onları yesinler, zevk alsınlar; ümit onları avundursun; ilerde öğrenecekler.
وَمَآأَهْلَكْنَامِنقَرْيَةٍإِلَّاوَلَهَاكِتَابٌمَّعْلُومٌ٤
Vemâ ehleknâ min karyetin illâ velehâ kitâbüm ma’lûm.
Yok ettiğimiz herhangi bir kasabanın elbette belli bir yazısı vardır.
مَّاتَسْبِقُمِنْأُمَّةٍأَجَلَهَاوَمَايَسْتَـْٔخِرُونَ٥
Mâ tesbiku min ümmetin ecelehâ vemâ yeste'hirûn.
Hiçbir ümmet kendi süresini öne alamaz, geciktiremez de.
وَقَالُوايَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِىنُزِّلَعَلَيْهِٱلذِّكْرُإِنَّكَلَمَجْنُونٌ٦
Vekâlû yâ eyyühe-llezî nüzzile ’aleyhi-zzikru inneke lemecnûn.
Onlar: "Ey kendisine Kitap indirilen kimse! Sen mutlaka delisin. Doğrulardan isen melekleri bize getirsene" dediler.
لَّوْمَاتَأْتِينَابِٱلْمَلَـٰٓئِكَةِإِنكُنتَمِنَٱلصَّـٰدِقِينَ٧
Lev mâ te'tînâ bilmelâiketi in künte mine-ssâdikîn.
Onlar: "Ey kendisine Kitap indirilen kimse! Sen mutlaka delisin. Doğrulardan isen melekleri bize getirsene" dediler.
مَانُنَزِّلُٱلْمَلَـٰٓئِكَةَإِلَّابِٱلْحَقِّوَمَاكَانُوٓاإِذًامُّنظَرِينَ٨
Mâ nünezzilü-lmelâikete illâ bilhakki vemâ kânû izem münzarîn.
Biz melekleri ancak gerekince indiririz. O takdirde de ceza görecekler asla geri bırakılmazlar.
إِنَّانَحْنُنَزَّلْنَاٱلذِّكْرَوَإِنَّالَهُلَحَـٰفِظُونَ٩
İnnâ nahnü nezzelne-zzikra veinnâ lehû lehâfizûn.
Doğrusu Kitap'ı Biz indirdik, onun koruyucusu elbette Biziz.
وَلَقَدْأَرْسَلْنَامِنقَبْلِكَفِىشِيَعِٱلْأَوَّلِينَ١٠
Velekad erselnâ min kablike fî şiye’i-l'evvelîn.
And olsun ki, senden önce çeşitli ümmetlere peygamber göndermiştik.
وَمَايَأْتِيهِممِّنرَّسُولٍإِلَّاكَانُوابِهِيَسْتَهْزِءُونَ١١
Vemâ ye'tîhim mir rasûlin illâ kânû bihî yestehziûn.
Onlara gelen her peygamberi alaya alıyorlardı.
كَذَٰلِكَنَسْلُكُهُفِىقُلُوبِٱلْمُجْرِمِينَ١٢
Kezâlike neslükühû fî kulûbi-lmücrimîn.
Aynı şekilde biz de Kitap'ı suçluların kalblerine sokarız, ama ona yine de inanmazlar. Oysa kendilerinden öncekilerin uğradıkları meydandadır.
لَايُؤْمِنُونَبِهِوَقَدْخَلَتْسُنَّةُٱلْأَوَّلِينَ١٣
Lâ yü'minûne bihî vekad halet sünnetü-l'evvelîn.
Aynı şekilde biz de Kitap'ı suçluların kalblerine sokarız, ama ona yine de inanmazlar. Oysa kendilerinden öncekilerin uğradıkları meydandadır.
وَلَوْفَتَحْنَاعَلَيْهِمبَابًامِّنَٱلسَّمَآءِفَظَلُّوافِيهِيَعْرُجُونَ١٤
Velev fetahnâ ’aleyhim bâbem mine-ssemâi fezallû fîhi ya’rucûn.
Onlara gökten bir kapı açsak da, oradan çıkmağa koyulsalar: "Gözlerimiz döndü, biz herhalde büyülendik" derler.
لَقَالُوٓاإِنَّمَاسُكِّرَتْأَبْصَـٰرُنَابَلْنَحْنُقَوْمٌمَّسْحُورُونَ١٥
Lekâlû innemâ sükkirat ebsârunâ bel nahnü kavmüm meshûrûn.
Onlara gökten bir kapı açsak da, oradan çıkmağa koyulsalar: "Gözlerimiz döndü, biz herhalde büyülendik" derler.
وَلَقَدْجَعَلْنَافِىٱلسَّمَآءِبُرُوجًاوَزَيَّنَّـٰهَالِلنَّـٰظِرِينَ١٦
Velekad ce’alnâ fi-ssemâi bürûcev vezeyyennâhâ linnâzirîn.
And olsun ki, gökte burçlar meydana getirdik, onları bakanlar için donattık.
وَحَفِظْنَـٰهَامِنكُلِّشَيْطَـٰنٍرَّجِيمٍ١٧
Vehafiznâhâ min külli şeytânir racîm.
Onları, kovulmuş her şeytandan koruduk.
إِلَّامَنِٱسْتَرَقَٱلسَّمْعَفَأَتْبَعَهُشِهَابٌمُّبِينٌ١٨
İllâ meni-steraka-ssem’a feetbe’ahû şihâbüm mübîn.
Fakat kulak hırsızlığı yapan olursa, parlak bir ateş onu kovalar.
وَٱلْأَرْضَمَدَدْنَـٰهَاوَأَلْقَيْنَافِيهَارَوَٰسِىَوَأَنبَتْنَافِيهَامِنكُلِّشَىْءٍمَّوْزُونٍ١٩
Vel'arda medednâhâ veelkaynâ fîhâ ravâsiye veembetnâ fîhâ min külli şey'im mevzûn.
Yeri yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her şeyi bir ölçüye göre bitirdik.
وَجَعَلْنَالَكُمْفِيهَامَعَـٰيِشَوَمَنلَّسْتُمْلَهُبِرَٰزِقِينَ٢٠
Vece’alnâ leküm fîhâ me’âyişe vemel lestüm lehû birâzikîn.
Orada sizin ve rızık veremeyeceğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik.
وَإِنمِّنشَىْءٍإِلَّاعِندَنَاخَزَآئِنُهُوَمَانُنَزِّلُهُٓإِلَّابِقَدَرٍمَّعْلُومٍ٢١
Veim min şey'in illâ ’indenâ hazâinüh. vemâ nünezzilühû illâ bikaderim ma’lûm.
Hazinesi Bizim katımızda olmayan hiçbir şey yoktur. Biz onu ancak belli bir ölçüye göre indiririz.
وَأَرْسَلْنَاٱلرِّيَـٰحَلَوَٰقِحَفَأَنزَلْنَامِنَٱلسَّمَآءِمَآءًفَأَسْقَيْنَـٰكُمُوهُوَمَآأَنتُمْلَهُبِخَـٰزِنِينَ٢٢
Veerselne-rriyâha levâkiha feenzelnâ mine-ssemâi mâen feeskaynâkümûh. vemâ entüm lehû bihâzinîn.
Rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik; yukarıdan su indirdik de sizi onunla suladık. Yoksa siz onu toplayamazdınız.
وَإِنَّالَنَحْنُنُحْىِوَنُمِيتُوَنَحْنُٱلْوَٰرِثُونَ٢٣
Veinnâ lenahnü nuhyî venümîtü venahnü-lvârisûn.
Doğrusu dirilten ve öldüren Biziz; hepsinin gerisinde de Biz kalırız.
وَلَقَدْعَلِمْنَاٱلْمُسْتَقْدِمِينَمِنكُمْوَلَقَدْعَلِمْنَاٱلْمُسْتَـْٔخِرِينَ٢٤
Velekad ’alimne-lmüstakdimîne minküm velekad ’alimne-lmüste'hirîn.
And olsun ki, sizden önce geçenleri biliriz; and olsun ki, geri kalanları da biliriz.
وَإِنَّرَبَّكَهُوَيَحْشُرُهُمْإِنَّهُحَكِيمٌعَلِيمٌ٢٥
Veinne rabbeke hüve yahşüruhüm. innehû hakîmün ’alîm.
Doğrusu Rabbin onları diriltip bir araya getirecektir. Şüphesiz O Hakim'dir, Herşeyi Bilen'dir.
وَلَقَدْخَلَقْنَاٱلْإِنسَـٰنَمِنصَلْصَـٰلٍمِّنْحَمَإٍمَّسْنُونٍ٢٦
Velekad halakne-l'insâne min salsâlim min hameim mesnûn.
And olsun ki, insanı kuru balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattık.
وَٱلْجَآنَّخَلَقْنَـٰهُمِنقَبْلُمِننَّارِٱلسَّمُومِ٢٧
Velcânne halaknâhü min kablü min nâri-ssemûm.
Cinleri de, daha önce, dumansız ateşten yarattık.
وَإِذْقَالَرَبُّكَلِلْمَلَـٰٓئِكَةِإِنِّىخَـٰلِقٌبَشَرًامِّنصَلْصَـٰلٍمِّنْحَمَإٍمَّسْنُونٍ٢٨
Veiz kâle rabbüke lilmelâiketi innî hâlikum beşeram min salsâlim min hameim mesnûn.
'Rabbin meleklere: "Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti.
فَإِذَاسَوَّيْتُهُوَنَفَخْتُفِيهِمِنرُّوحِىفَقَعُوالَهُسَـٰجِدِينَ٢٩
Feizâ sevveytühû venefahtü fîhi mir rûhî feka’û lehû sâcidîn.
'Rabbin meleklere: "Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti.
فَسَجَدَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُكُلُّهُمْأَجْمَعُونَ٣٠
Fesecede-lmelâiketü küllühüm ecme’ûn.
Bunun üzerine, İblis'in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi.
إِلَّآإِبْلِيسَأَبَىٰٓأَنيَكُونَمَعَٱلسَّـٰجِدِينَ٣١
İllâ iblîs. ebâ ey yekûne me’a-ssâcidîn.
Bunun üzerine, İblis'in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi.
قَالَيَـٰٓإِبْلِيسُمَالَكَأَلَّاتَكُونَمَعَٱلسَّـٰجِدِينَ٣٢
Kâle yâ iblîsü mâ leke ellâ tekûne me’a-ssâcidîn.
Allah: "Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmaktan seni alıkoyan nedir?" dedi.
قَالَلَمْأَكُنلِّأَسْجُدَلِبَشَرٍخَلَقْتَهُمِنصَلْصَـٰلٍمِّنْحَمَإٍمَّسْنُونٍ٣٣
Kâle lem ekül liescüde libeşerin halaktehû min salsâlim min hameim mesnûn.
O: "Balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattığın insana secde edemem" dedi.
قَالَفَٱخْرُجْمِنْهَافَإِنَّكَرَجِيمٌ٣٤
Kâle fahruc minhâ feinneke racîm.
"Öyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi.
وَإِنَّعَلَيْكَٱللَّعْنَةَإِلَىٰيَوْمِٱلدِّينِ٣٥
Veinne ’aleyke-lla’nete ilâ yevmi-ddîn.
"Öyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi.
قَالَرَبِّفَأَنظِرْنِىٓإِلَىٰيَوْمِيُبْعَثُونَ٣٦
Kâle rabbi feenzirnî ilâ yevmi yüb’asûn.
"Rabbim! Beni hiç olmazsa, tekrar dirilecekleri güne kadar ertele" dedi.
قَالَفَإِنَّكَمِنَٱلْمُنظَرِينَ٣٧
Kâle feinneke mine-lmünzarîn.
Allah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi.
إِلَىٰيَوْمِٱلْوَقْتِٱلْمَعْلُومِ٣٨
İlâ yevmi-lvakti-lma’lûm.
Allah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi.
قَالَرَبِّبِمَآأَغْوَيْتَنِىلَأُزَيِّنَنَّلَهُمْفِىٱلْأَرْضِوَلَأُغْوِيَنَّهُمْأَجْمَعِينَ٣٩
Kâle rabbi bimâ agveytenî leüzeyyinenne lehüm fi-l'ardi veleugviyennehüm ecme’în.
"Rabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi.
إِلَّاعِبَادَكَمِنْهُمُٱلْمُخْلَصِينَ٤٠
İllâ ’ibâdeke minhümü-lmuhlesîn.
"Rabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi.
قَالَهَـٰذَاصِرَٰطٌعَلَىَّمُسْتَقِيمٌ٤١
Kâle hâzâ sirâtun ’aleyye müstekîm.
'Allah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır."
إِنَّعِبَادِىلَيْسَلَكَعَلَيْهِمْسُلْطَـٰنٌإِلَّامَنِٱتَّبَعَكَمِنَٱلْغَاوِينَ٤٢
İnne ’ibâdî leyse leke ’aleyhim sültânün illâ meni-ttebe’ake mine-lgâvîn.
'Allah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır."
وَإِنَّجَهَنَّمَلَمَوْعِدُهُمْأَجْمَعِينَ٤٣
Veinne cehenneme lemev’idühüm ecme’în.
"Ve Cehennem onların hepsinin toplanacağı yerdir."
لَهَاسَبْعَةُأَبْوَٰبٍلِّكُلِّبَابٍمِّنْهُمْجُزْءٌمَّقْسُومٌ٤٤
Lehâ seb’atü ebvâb. likülli bâbim minhüm cüz'üm maksûm.
O cehennemin yedi kapısı olup, her kapıdan onların girecekleri ayrılmış bir kısım vardır.
إِنَّٱلْمُتَّقِينَفِىجَنَّـٰتٍوَعُيُونٍ٤٥
İnne-lmüttekîne fî cennâtiv ve’uyûn.
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar ise, cennetlerde, pınar başlarındadırlar.
ٱدْخُلُوهَابِسَلَـٰمٍءَامِنِينَ٤٦
Üdhulûhâ biselâmin âminîn.
"Oraya güven içinde, esenlikle girin" denilir.
وَنَزَعْنَامَافِىصُدُورِهِممِّنْغِلٍّإِخْوَٰنًاعَلَىٰسُرُرٍمُّتَقَـٰبِلِينَ٤٧
Veneza’nâ mâ fî sudûrihim min gillin ihvânen ’alâ sürurim mütekâbilîn.
Biz onların gönüllerinde olan kini çıkardık, artık onlar sedirler üzerinde karşılıklı oturan kardeşlerdir.
لَايَمَسُّهُمْفِيهَانَصَبٌوَمَاهُممِّنْهَابِمُخْرَجِينَ٤٨
Lâ yemessühüm fîhâ nesabüv vemâ hüm minhâ bimuhracîn.
Onlar orada bir yorgunluk hissetmezler. Oradan çıkarılacak da değillerdir.
نَبِّئْعِبَادِىٓأَنِّىٓأَنَاٱلْغَفُورُٱلرَّحِيمُ٤٩
Nebbi' ’ibâdî ennî ene-lgafûru-rrahîm.
Kullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver.
وَأَنَّعَذَابِىهُوَٱلْعَذَابُٱلْأَلِيمُ٥٠
Veenne ’azâbî hüve-l’azâbü-l'elîm.
Kullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver.
وَنَبِّئْهُمْعَنضَيْفِإِبْرَٰهِيمَ٥١
Venebbi'hüm ’an dayfi ibrâhîm.
Onlara İbrahim'in konuklarını da anlat:
إِذْدَخَلُواعَلَيْهِفَقَالُواسَلَـٰمًاقَالَإِنَّامِنكُمْوَجِلُونَ٥٢
İz dehalû ’aleyhi fekâlû selâmâ. kâle innâ minküm vecilûn.
İbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi.
قَالُوالَاتَوْجَلْإِنَّانُبَشِّرُكَبِغُلَـٰمٍعَلِيمٍ٥٣
Kâlû lâ tevcel innâ nübeşşiruke bigulâmin ’alîm.
İbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi.
قَالَأَبَشَّرْتُمُونِىعَلَىٰٓأَنمَّسَّنِىَٱلْكِبَرُفَبِمَتُبَشِّرُونَ٥٤
Kâle ebeşşertümûnî ’alâ em messeniye-lkiberu febime tübeşşirûn.
"Ben kocamışken bana müjde mi veriyorsunuz? Neye dayanarak müjdeliyorsunuz?" deyince:
قَالُوابَشَّرْنَـٰكَبِٱلْحَقِّفَلَاتَكُنمِّنَٱلْقَـٰنِطِينَ٥٥
Kâlû beşşernâke bilhakki felâ teküm mine-lkânitîn.
"Seni gerçekten müjdeliyoruz, umutsuzlardan olma" demişlerdi.
قَالَوَمَنيَقْنَطُمِنرَّحْمَةِرَبِّهِٓإِلَّاٱلضَّآلُّونَ٥٦
Kâle vemey yaknetu mir rahmeti rabbihî ille-ddâllûn.
"Zaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir?"
قَالَفَمَاخَطْبُكُمْأَيُّهَاٱلْمُرْسَلُونَ٥٧
Kâle femâ hatbüküm eyyühe-lmürselûn.
"Zaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir?"
قَالُوٓاإِنَّآأُرْسِلْنَآإِلَىٰقَوْمٍمُّجْرِمِينَ٥٨
Kâlû innâ ürsilnâ ilâ kavmim mücrimîn.
Şöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."
إِلَّآءَالَلُوطٍإِنَّالَمُنَجُّوهُمْأَجْمَعِينَ٥٩
İllâ âle lût. innâ lemüneccûhüm ecme’în.
Şöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."
إِلَّاٱمْرَأَتَهُقَدَّرْنَآإِنَّهَالَمِنَٱلْغَـٰبِرِينَ٦٠
İlle-mraetehû kaddernâ innehâ lemine-lgâbirîn.
Şöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk."
فَلَمَّاجَآءَءَالَلُوطٍٱلْمُرْسَلُونَ٦١
Felemmâ câe âle lûtini-lmürselûn.
Elçiler Lut'un ailesine gelince, Lut: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.
قَالَإِنَّكُمْقَوْمٌمُّنكَرُونَ٦٢
Kâle inneküm kavmüm münkerûn.
Elçiler Lut'un ailesine gelince, Lut: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedi.
قَالُوابَلْجِئْنَـٰكَبِمَاكَانُوافِيهِيَمْتَرُونَ٦٣
Kâlû bel ci'nâke bimâ kânû fîhi yemterûn.
"Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler.
وَأَتَيْنَـٰكَبِٱلْحَقِّوَإِنَّالَصَـٰدِقُونَ٦٤
Veeteynâke bilhakki veinnâ lesâdikûn.
"Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler.
فَأَسْرِبِأَهْلِكَبِقِطْعٍمِّنَٱلَّيْلِوَٱتَّبِعْأَدْبَـٰرَهُمْوَلَايَلْتَفِتْمِنكُمْأَحَدٌوَٱمْضُواحَيْثُتُؤْمَرُونَ٦٥
Feesri biehlike bikit’im mine-lleyli vettebi’ edbârahüm velâ yeltefit minküm ehadüv vemdû haysü tü'merûn.
"Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler.
وَقَضَيْنَآإِلَيْهِذَٰلِكَٱلْأَمْرَأَنَّدَابِرَهَـٰٓؤُلَآءِمَقْطُوعٌمُّصْبِحِينَ٦٦
Vekadaynâ ileyhi zâlike-l'emra enne dâbira hâülâi maktû’um musbihîn.
Böylece Lut'a bunların sonlarının kesilmiş olarak sabahlıyacaklarını bildirdik.
وَجَآءَأَهْلُٱلْمَدِينَةِيَسْتَبْشِرُونَ٦٧
Vecâe ehlü-lmedîneti yestebşirûn.
Şehir halkı, sevinerek geldiler.
قَالَإِنَّهَـٰٓؤُلَآءِضَيْفِىفَلَاتَفْضَحُونِ٦٨
Kâle inne hâülâi dayfî felâ tefdahûn.
Lut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi.
وَٱتَّقُواٱللَّهَوَلَاتُخْزُونِ٦٩
Vetteku-llâhe velâ tuhzûn.
Lut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi.
قَالُوٓاأَوَلَمْنَنْهَكَعَنِٱلْعَـٰلَمِينَ٧٠
Kâlû evelem nenheke ’ani-l’âlemîn.
"Biz sana kimseyi misafir kabul etmeyi yasak etmemiş miydik?" dediler.
قَالَهَـٰٓؤُلَآءِبَنَاتِىٓإِنكُنتُمْفَـٰعِلِينَ٧١
Kâle hâülâi benâtî in küntüm fâ’ilîn.
Lut: "Alacaksanız, işte benim kızlarım" dedi.
لَعَمْرُكَإِنَّهُمْلَفِىسَكْرَتِهِمْيَعْمَهُونَ٧٢
Le’amruke innehüm lefî sekratihim ya’mehûn.
Senin hayatına and olsun ki, onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.
فَأَخَذَتْهُمُٱلصَّيْحَةُمُشْرِقِينَ٧٣
Feehazethümu-ssayhatü müşrikîn.
Tanyeri ağarırken, çığlık onları yakalayıverdi.
فَجَعَلْنَاعَـٰلِيَهَاسَافِلَهَاوَأَمْطَرْنَاعَلَيْهِمْحِجَارَةًمِّنسِجِّيلٍ٧٤
Fece’alnâ ’âliyehâ sâfilehâ veemtarnâ ’aleyhim hicâratem min siccîl.
Memleketlerini alt üst ettik, üzerlerine sert taş yağdırdık.
إِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَـٰتٍلِّلْمُتَوَسِّمِينَ٧٥
İnne fî zâlike leâyâtil lilmütevessimîn.
Bunda, görebilen insanlar için ibretler vardır.
وَإِنَّهَالَبِسَبِيلٍمُّقِيمٍ٧٦
Veinnehâ lebisebîlim mükîm.
O şehrin kalıntıları işlek yollar üzerinde hala durmaktadır.
إِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَةًلِّلْمُؤْمِنِينَ٧٧
İnne fî zâlike leâyetel lilmü'minîn.
Bunda inananlar için ibret vardır.
وَإِنكَانَأَصْحَـٰبُٱلْأَيْكَةِلَظَـٰلِمِينَ٧٨
Vein kâne ashâbü-l'eyketi lezâlimîn.
Eykeliler de, şüphesiz zalim kimselerdi.
فَٱنتَقَمْنَامِنْهُمْوَإِنَّهُمَالَبِإِمَامٍمُّبِينٍ٧٩
Fentekamnâ minhüm. veinnehümâ lebiimâmim mübîn.
Bunun için onlardan da öç aldık. Hala her iki memleket de işlek bir yol üzerindedirler.
وَلَقَدْكَذَّبَأَصْحَـٰبُٱلْحِجْرِٱلْمُرْسَلِينَ٨٠
Velekad kezzebe ashâbü-lhicri-lmürselîn.
And olsun ki, Hicr halkı peygamberi yalanlamışlardı.
وَءَاتَيْنَـٰهُمْءَايَـٰتِنَافَكَانُواعَنْهَامُعْرِضِينَ٨١
Veâteynâhüm âyâtinâ fekânû ’anhâ mü’ridîn.
Onlara ayetlerimizi verdiğimiz halde, yüz çevirmişlerdi.
وَكَانُوايَنْحِتُونَمِنَٱلْجِبَالِبُيُوتًاءَامِنِينَ٨٢
Vekânû yenhitûne mine-lcibâli büyûten âminîn.
Dağlarda, güven içinde olarak evler yontuyorlardı.
فَأَخَذَتْهُمُٱلصَّيْحَةُمُصْبِحِينَ٨٣
Feehazethümu-ssayhatü musbihîn.
Sabaha karşı çığlık onları yakalayıverdi.
فَمَآأَغْنَىٰعَنْهُممَّاكَانُوايَكْسِبُونَ٨٤
Femâ agnâ ’anhüm mâ kânû yeksibûn.
Yaptıkları kendilerine bir fayda sağlamadı.
وَمَاخَلَقْنَاٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضَوَمَابَيْنَهُمَآإِلَّابِٱلْحَقِّوَإِنَّٱلسَّاعَةَلَـَٔاتِيَةٌفَٱصْفَحِٱلصَّفْحَٱلْجَمِيلَ٨٥
Vemâ halakne-ssemâvâti vel'arda vemâ beynehümâ illâ bilhakki. veinne-ssâ’ate leâtiyetün fasfehi-ssafha-lcemîl.
Biz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları gereğince yarattık. Kıyamet günü şüphesiz gelecektir. O halde yumuşak ve iyi davran.
إِنَّرَبَّكَهُوَٱلْخَلَّـٰقُٱلْعَلِيمُ٨٦
İnne rabbeke hüve-lhallâku-l’alîm.
Doğrusu yaratan ve bilen ancak Rabbindir.
وَلَقَدْءَاتَيْنَـٰكَسَبْعًامِّنَٱلْمَثَانِىوَٱلْقُرْءَانَٱلْعَظِيمَ٨٧
Velekad âteynâke seb’am mine-lmesânî velkur'âne-l’azîm.
And olsun ki, sana daima tekrarlanan yedi ayetli Fatiha'yı ve Kuran-ı Azim'i verdik.
لَاتَمُدَّنَّعَيْنَيْكَإِلَىٰمَامَتَّعْنَابِهِٓأَزْوَٰجًامِّنْهُمْوَلَاتَحْزَنْعَلَيْهِمْوَٱخْفِضْجَنَاحَكَلِلْمُؤْمِنِينَ٨٨
Lâ temüddenne ’ayneyke ilâ mâ metta’nâ bihî ezvâcem minhüm velâ tahzen ’aleyhim vahfid cenâhake lilmü'minîn.
Kafirler içinde bazı kimselere verdiğimiz kat kat servete gözünü dikme, onlara üzülme; inananları kanatların altına al.
وَقُلْإِنِّىٓأَنَاٱلنَّذِيرُٱلْمُبِينُ٨٩
Vekul innî ene-nnezîru-lmübîn.
De ki: "Doğrusu ben apaçık bir uyarıcıyım."
كَمَآأَنزَلْنَاعَلَىٱلْمُقْتَسِمِينَ٩٠
Kemâ enzelnâ ’ale-lmuktesimîn.
Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.
ٱلَّذِينَجَعَلُواٱلْقُرْءَانَعِضِينَ٩١
Ellezîne ce’alü-lkur'âne ’idîn.
Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.
فَوَرَبِّكَلَنَسْـَٔلَنَّهُمْأَجْمَعِينَ٩٢
Feverabbike lenes'elennehüm ecme’în.
Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.
عَمَّاكَانُوايَعْمَلُونَ٩٣
’ammâ kânû ya’melûn.
Kuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.
فَٱصْدَعْبِمَاتُؤْمَرُوَأَعْرِضْعَنِٱلْمُشْرِكِينَ٩٤
Fasda’ bimâ tü'meru vea’rid ’ani-lmüşrikîn.
Artık buyrulanı açıkça ortaya koy, puta tapanlara aldırış etme.
إِنَّاكَفَيْنَـٰكَٱلْمُسْتَهْزِءِينَ٩٥
İnnâ kefeynâke-lmüstehziîn.
Allah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir.
ٱلَّذِينَيَجْعَلُونَمَعَٱللَّهِإِلَـٰهًاءَاخَرَفَسَوْفَيَعْلَمُونَ٩٦
Ellezîne yec’alûne me’a-llâhi ilâhen âhar. fesevfe ya’lemûn.
Allah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir.
وَلَقَدْنَعْلَمُأَنَّكَيَضِيقُصَدْرُكَبِمَايَقُولُونَ٩٧
Velekad na’lemü enneke yedîku sadruke bimâ yekûlûn.
And olsun ki, söyledikleri şeylerden senin gönlünün daraldığını biliyoruz.
فَسَبِّحْبِحَمْدِرَبِّكَوَكُنمِّنَٱلسَّـٰجِدِينَ٩٨
Fesebbih bihamdi rabbike veküm mine-ssâcidîn.
Rabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et.
وَٱعْبُدْرَبَّكَحَتَّىٰيَأْتِيَكَٱلْيَقِينُ٩٩
Va’büd rabbeke hattâ ye'tiyeke-lyekîn.
Rabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et.