İbrâhîm Suresi
52 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
الٓركِتَـٰبٌأَنزَلْنَـٰهُإِلَيْكَلِتُخْرِجَٱلنَّاسَمِنَٱلظُّلُمَـٰتِإِلَىٱلنُّورِبِإِذْنِرَبِّهِمْإِلَىٰصِرَٰطِٱلْعَزِيزِٱلْحَمِيدِ١
Elif-lâm-râ. kitâbün enzelnâhü ileyke lituhrice-nnâse mine-zzulümâti ile-nnûri biizni rabbihim ilâ sirâti-l’azîzi-lhamîd.

Elif, Lam, Ra; Bu, Allah'ın izniyle, insanları karanlıklardan aydınlığa, güçlü ve övülmeğe layık, göklerde ve yerde olanların sahibi Allah'ın yoluna çıkarman için, sana indirdiğimiz Kitaptır. Uğrayacakları çetin azabdan dolayı vay kafirlerin haline!

ٱللَّهِٱلَّذِىلَهُمَافِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَمَافِىٱلْأَرْضِوَوَيْلٌلِّلْكَـٰفِرِينَمِنْعَذَابٍشَدِيدٍ٢
Allâhi-llezî lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. veveylül lilkâfirîne min ’azâbin şedîd.

Elif, Lam, Ra; Bu, Allah'ın izniyle, insanları karanlıklardan aydınlığa, güçlü ve övülmeğe layık, göklerde ve yerde olanların sahibi Allah'ın yoluna çıkarman için, sana indirdiğimiz Kitaptır. Uğrayacakları çetin azabdan dolayı vay kafirlerin haline!

ٱلَّذِينَيَسْتَحِبُّونَٱلْحَيَوٰةَٱلدُّنْيَاعَلَىٱلْـَٔاخِرَةِوَيَصُدُّونَعَنسَبِيلِٱللَّهِوَيَبْغُونَهَاعِوَجًاأُولَـٰٓئِكَفِىضَلَـٰلٍبَعِيدٍ٣
Ellezîne yestehibbûne-lhayâte-ddünyâ ’ale-l'âhirati veyesuddûne ’an sebîli-llâhi veyebgûnehâ ’ivecâ. ülâike fî dalâlim be’îd.

Onlar dünya hayatını ahirete tercih ederler, Allah'ın yolundan alıkoyup onun eğriliğini isterler. İşte onlar uzak bir sapıklık içindedirler.

وَمَآأَرْسَلْنَامِنرَّسُولٍإِلَّابِلِسَانِقَوْمِهِلِيُبَيِّنَلَهُمْفَيُضِلُّٱللَّهُمَنيَشَآءُوَيَهْدِىمَنيَشَآءُوَهُوَٱلْعَزِيزُٱلْحَكِيمُ٤
Vemâ erselnâ mir rasûlin illâ bilisâni kavmihî liyübeyyine lehüm. feyüdillü-llâhü mey yeşâü veyehdî mey yeşâ'. vehüve-l’azîzü-lhakîm.

Kendilerine apaçık anlatabilsin diye, her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik. Allah dilediğini saptırır ve dilediğini de doğru yola eriştirir; güçlü olan, Hakim olan O'dur.

وَلَقَدْأَرْسَلْنَامُوسَىٰبِـَٔايَـٰتِنَآأَنْأَخْرِجْقَوْمَكَمِنَٱلظُّلُمَـٰتِإِلَىٱلنُّورِوَذَكِّرْهُمبِأَيَّىٰمِٱللَّهِإِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَـٰتٍلِّكُلِّصَبَّارٍشَكُورٍ٥
Velekad erselnâ mûsâ biâyâtinâ en ahric kavmeke mine-zzulümâti ile-nnûri vezekkirhüm bieyyâmi-llâh. inne fî zâlike leâyâtil likülli sabbârin şekûr.

And olsun ki Musa'yı ayetlerimizle, "Milletini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve Allah'ın günlerini onlara hatırlat" diye göndermiştik. Bunlarda, çokça sabreden ve şükreden herkes için dersler vardır.

وَإِذْقَالَمُوسَىٰلِقَوْمِهِٱذْكُرُوانِعْمَةَٱللَّهِعَلَيْكُمْإِذْأَنجَىٰكُممِّنْءَالِفِرْعَوْنَيَسُومُونَكُمْسُوٓءَٱلْعَذَابِوَيُذَبِّحُونَأَبْنَآءَكُمْوَيَسْتَحْيُونَنِسَآءَكُمْوَفِىذَٰلِكُمبَلَآءٌمِّنرَّبِّكُمْعَظِيمٌ٦
Veiz kâle mûsâ likavmihi-zkürû ni’mete-llâhi ’aleyküm iz encâküm min âli fir’avne yesûmûneküm sûe-l’azâbi veyüzebbihûne ebnâeküm veyestahyûne nisâeküm. vefî zâliküm belâüm mir rabbiküm ’azîm.

Musa, milletine dedi ki: "Allah'ın size olan nimetlerini anın; size işkence eden, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden sizi kurtardı; bütün bunlarda Rabbinizden size büyük bir imtihan vardır."

وَإِذْتَأَذَّنَرَبُّكُمْلَئِنشَكَرْتُمْلَأَزِيدَنَّكُمْوَلَئِنكَفَرْتُمْإِنَّعَذَابِىلَشَدِيدٌ٧
Veiz teezzene rabbüküm lein şekertüm leezîdenneküm velein kefertüm inne ’azâbî leşedîd.

Rabbiniz: "Şükrederseniz and olsun ki, size karşılığını artıracağım; nankörlük ederseniz bilin ki azabım pek çetindir" diye bildirmişti.

وَقَالَمُوسَىٰٓإِنتَكْفُرُوٓاأَنتُمْوَمَنفِىٱلْأَرْضِجَمِيعًافَإِنَّٱللَّهَلَغَنِىٌّحَمِيدٌ٨
Vekâle mûsâ in tekfürû entüm vemen fi-l'ardi cemî’an feinne-llâhe leganiyyün hamîd.

Musa: "Siz ve yeryüzünde olanlar, hepiniz nankörlük etseniz, Allah yine de müstağni ve övülmeğe layık olandır" demişti.

أَلَمْيَأْتِكُمْنَبَؤُاٱلَّذِينَمِنقَبْلِكُمْقَوْمِنُوحٍوَعَادٍوَثَمُودَوَٱلَّذِينَمِنبَعْدِهِمْلَايَعْلَمُهُمْإِلَّاٱللَّهُجَآءَتْهُمْرُسُلُهُمبِٱلْبَيِّنَـٰتِفَرَدُّوٓاأَيْدِيَهُمْفِىٓأَفْوَٰهِهِمْوَقَالُوٓاإِنَّاكَفَرْنَابِمَآأُرْسِلْتُمبِهِوَإِنَّالَفِىشَكٍّمِّمَّاتَدْعُونَنَآإِلَيْهِمُرِيبٍ٩
Elem ye'tiküm nebeü-llezîne min kabliküm kavmi nûhiv ve’âdiv vesemûd. vellezîne mim ba’dihim. lâ ya’lemühüm ille-llâh. câethüm rusülühüm bilbeyyinâti feraddû eydiyehüm fî efvâhihim vekâlû innâ kefernâ bimâ ürsiltüm bihî veinnâ lefî şekkim mimmâ ted’ûnenâ ileyhi mürîbün.

Sizden önce gecen Nuh, Ad, Semud milletlerinin ve onlardan sonra gelenlerin haberleri ki onları Allah'tan başkası bilmez size ulaşmadı mı? Onlara peygamberleri belgelerle geldiler, fakat ellerini ağızlarına götürüp: "Biz sizinle gönderilene inanmıyoruz. Bizi çağırdığınız şeyden de şüphe ve endişe içindeyiz" dediler.

قَالَتْرُسُلُهُمْأَفِىٱللَّهِشَكٌّفَاطِرِٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِيَدْعُوكُمْلِيَغْفِرَلَكُممِّنذُنُوبِكُمْوَيُؤَخِّرَكُمْإِلَىٰٓأَجَلٍمُّسَمًّىقَالُوٓاإِنْأَنتُمْإِلَّابَشَرٌمِّثْلُنَاتُرِيدُونَأَنتَصُدُّونَاعَمَّاكَانَيَعْبُدُءَابَآؤُنَافَأْتُونَابِسُلْطَـٰنٍمُّبِينٍ١٠
Kâlet rusülühüm efi-llâhi şekkün fâtiri-ssemâvâti vel'ard. yed’ûküm liyagfira leküm min zünûbiküm veyüehhiraküm ilâ ecelim müsemmâ. kâlû in entüm illâ beşerum mislünâ. türîdûne en tesuddûnâ ’ammâ kâne ya’büdü âbâünâ fe'tûnâ bisültânim mübîn.

Onların peygamberleri: "Gökleri ve yeri yaratan, günahlarınızı bağışlamaya çağıran ve bir süreye kadar sizi erteleyen Allah'tan mı şüphe ediyorsunuz?" dediler. Onlar da: "Siz de sadece bizim gibi birer insansınız; bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirmelisiniz" dediler.

قَالَتْلَهُمْرُسُلُهُمْإِننَّحْنُإِلَّابَشَرٌمِّثْلُكُمْوَلَـٰكِنَّٱللَّهَيَمُنُّعَلَىٰمَنيَشَآءُمِنْعِبَادِهِوَمَاكَانَلَنَآأَننَّأْتِيَكُمبِسُلْطَـٰنٍإِلَّابِإِذْنِٱللَّهِوَعَلَىٱللَّهِفَلْيَتَوَكَّلِٱلْمُؤْمِنُونَ١١
Kâlet lehüm rusülühüm in nahnü illâ beşerum mislüküm velâkinne-llâhe yemünnü ’alâ mey yeşâü min ’ibâdih. vemâ kâne lenâ en ne'tiyeküm bisültânin illâ biizni-llâh. ve’ale-llâhi felyetevekkeli-lmü'minûn.

Peygamberleri onlara şöyle dedi: "Biz ancak sizin gibi birer insanız ama, Allah, kullarından dilediğine iyilikte bulunur. Allah'ın izni olmadıkça biz size delil getiremeyiz. İnananlar sadece Allah'a güvensin."

وَمَالَنَآأَلَّانَتَوَكَّلَعَلَىٱللَّهِوَقَدْهَدَىٰنَاسُبُلَنَاوَلَنَصْبِرَنَّعَلَىٰمَآءَاذَيْتُمُونَاوَعَلَىٱللَّهِفَلْيَتَوَكَّلِٱلْمُتَوَكِّلُونَ١٢
Vemâ lenâ ellâ netevekkele ’ale-llâhi vekad hedânâ sübülenâ. velenasbiranne ’alâ mâ âzeytümûnâ. ve’ale-llâhi felyetevekkeli-lmütevekkilûn.

"Bize yollarımızı gösteren Allah'a niçin güvenmeyelim? Bize ettiğiniz eziyete elbette katlanacağız. Güvenenler ancak Allah'a güvensinler."

وَقَالَٱلَّذِينَكَفَرُوالِرُسُلِهِمْلَنُخْرِجَنَّكُممِّنْأَرْضِنَآأَوْلَتَعُودُنَّفِىمِلَّتِنَافَأَوْحَىٰٓإِلَيْهِمْرَبُّهُمْلَنُهْلِكَنَّٱلظَّـٰلِمِينَ١٣
Vekâle-llezîne keferû lirusülihim lenuhricenneküm min ardinâ ev lete’ûdünne fî milletinâ. feevhâ ileyhim rabbühüm lenühlikenne-zzâlimîn.

İnkar edenler, peygamberlerine: "Ya bizim dinimize dönersiniz ya da sizi memleketimizden çıkarırız" dediler. Rableri peygamberlere: "Biz, haksızlık edenleri yok edeceğiz, onlardan sonra yeryüzüne sizi yerleştireceğiz. Bu, makamımdan ve tehdidimden korkanlar içindir." diye vahyetti.

وَلَنُسْكِنَنَّكُمُٱلْأَرْضَمِنبَعْدِهِمْذَٰلِكَلِمَنْخَافَمَقَامِىوَخَافَوَعِيدِ١٤
Velenüskinennekümü-l'arda mim ba’dihim. zâlike limen hâfe mekâmî vehâfe ve’îd.

İnkar edenler, peygamberlerine: "Ya bizim dinimize dönersiniz ya da sizi memleketimizden çıkarırız" dediler. Rableri peygamberlere: "Biz, haksızlık edenleri yok edeceğiz, onlardan sonra yeryüzüne sizi yerleştireceğiz. Bu, makamımdan ve tehdidimden korkanlar içindir." diye vahyetti.

وَٱسْتَفْتَحُواوَخَابَكُلُّجَبَّارٍعَنِيدٍ١٥
Vesteftehû vehâbe küllü cebbârin ’anîd.

Peygamberler yardım istediler ve her inatçı zorba hüsrana uğradı.

مِّنوَرَآئِهِجَهَنَّمُوَيُسْقَىٰمِنمَّآءٍصَدِيدٍ١٦
Miv verâihî cehennemü veyüskâ mim mâin sadîd.

Ardında cehennem vardır; orada kendisine irinli su içirilecektir.

يَتَجَرَّعُهُوَلَايَكَادُيُسِيغُهُوَيَأْتِيهِٱلْمَوْتُمِنكُلِّمَكَانٍوَمَاهُوَبِمَيِّتٍوَمِنوَرَآئِهِعَذَابٌغَلِيظٌ١٧
Yetecerra’uhû velâ yekâdü yüsîguhû veye'tîhi-lmevtü min külli mekâniv vemâ hüve bimeyyit. vemiv verâihî ’azâbün galîz.

Onu yudum yudum alacak fakat yutamıyacaktır. Ölüm ona her taraftan geldiği halde, ölemiyecek, arkasından da çetin bir azap gelecektir.

مَّثَلُٱلَّذِينَكَفَرُوابِرَبِّهِمْأَعْمَـٰلُهُمْكَرَمَادٍٱشْتَدَّتْبِهِٱلرِّيحُفِىيَوْمٍعَاصِفٍلَّايَقْدِرُونَمِمَّاكَسَبُواعَلَىٰشَىْءٍذَٰلِكَهُوَٱلضَّلَـٰلُٱلْبَعِيدُ١٨
Meselü-llezîne keferû birabbihim a’mâlühüm keramâdin-şteddet bihi-rrîhu fî yevmin ’âsif. lâ yakdirûne mimmâ kesebû ’alâ şey'. zâlike hüve-ddalâlü-lbe’îd.

Rablerini inkar edenlerin işleri, fırtınalı bir günde, rüzgarın şiddetle savurduğu küle benzer; yaptıklarından hiçbir şey elde edemezler. İşte bu uzak sapıklıktır.

أَلَمْتَرَأَنَّٱللَّهَخَلَقَٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضَبِٱلْحَقِّإِنيَشَأْيُذْهِبْكُمْوَيَأْتِبِخَلْقٍجَدِيدٍ١٩
Elem tera enne-llâhe haleka-ssemâvâti vel'arda bilhakk. iy yeşe' yüzhibküm veye'ti bihalkin cedîd.

Gökleri ve yeri gerçekten Allah'ın yarattığını bilmiyor musun? Dilerse sizi yok edip yeni bir topluluk var eder.

وَمَاذَٰلِكَعَلَىٱللَّهِبِعَزِيزٍ٢٠
Vemâ zâlike ’ale-llâhi bi’azîz.

Bu, Allah için güç değildir.

وَبَرَزُوالِلَّهِجَمِيعًافَقَالَٱلضُّعَفَـٰٓؤُالِلَّذِينَٱسْتَكْبَرُوٓاإِنَّاكُنَّالَكُمْتَبَعًافَهَلْأَنتُممُّغْنُونَعَنَّامِنْعَذَابِٱللَّهِمِنشَىْءٍقَالُوالَوْهَدَىٰنَاٱللَّهُلَهَدَيْنَـٰكُمْسَوَآءٌعَلَيْنَآأَجَزِعْنَآأَمْصَبَرْنَامَالَنَامِنمَّحِيصٍ٢١
Veberazû lillâhi cemî’an fekâle-ddu’afâü lillezîne-stekberû innâ künnâ leküm tebe’an fehel entüm mugnûne ’annâ min ’azâbi-llâhi min şey'. kâlû lev hedâne-llâhü lehedeynâküm. sevâün ’aleynâ ecezi’nâ em sabernâ mâ lenâ mim mehîs.

İnsanların hepsi Allah'ın huzuruna çıkarlar; güçsüzler, büyüklük taslayanlara: "Doğrusu biz size uymuştuk, Allah'ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?" derler. Cevap olarak: "Allah bizi doğru yola eriştirseydi biz de sizi eriştirirdik. Artık sızlansak da sabretsek de birdir, çünkü kaçacak yerimiz yoktur" derler.

وَقَالَٱلشَّيْطَـٰنُلَمَّاقُضِىَٱلْأَمْرُإِنَّٱللَّهَوَعَدَكُمْوَعْدَٱلْحَقِّوَوَعَدتُّكُمْفَأَخْلَفْتُكُمْوَمَاكَانَلِىَعَلَيْكُممِّنسُلْطَـٰنٍإِلَّآأَندَعَوْتُكُمْفَٱسْتَجَبْتُمْلِىفَلَاتَلُومُونِىوَلُومُوٓاأَنفُسَكُممَّآأَنَابِمُصْرِخِكُمْوَمَآأَنتُمبِمُصْرِخِىَّإِنِّىكَفَرْتُبِمَآأَشْرَكْتُمُونِمِنقَبْلُإِنَّٱلظَّـٰلِمِينَلَهُمْعَذَابٌأَلِيمٌ٢٢
Vekâle-şşeytânü lemmâ kudiye-l'emru inne-llâhe ve’adeküm va’de-lhakki veve’attüküm feahleftüküm. vemâ kâne liye ’aleyküm min sültânin illâ en de’avtüküm festecebtüm lî. felâ telûmûnî velûmû enfüseküm. mâ ene bimusrihiküm vemâ entüm bimusrihîy. innî kefertü bimâ eşraktümûni min kabl. inne-zzâlimîne lehüm ’azâbün elîm.

İş olup bitince, şeytan: "Doğrusu Allah size gerçeği söz vermişti. Ben de size söz verdim ama, sonra caydım; esasen sizi zorlayacak bir nüfuzum yoktu; sadece çağırdım, siz de geldiniz. O halde, beni değil kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Beni Allah'a ortak koşmanızı daha önce kabul etmemiştim; doğrusu zalimlere can yakan bir azap vardır" der.

وَأُدْخِلَٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِجَنَّـٰتٍتَجْرِىمِنتَحْتِهَاٱلْأَنْهَـٰرُخَـٰلِدِينَفِيهَابِإِذْنِرَبِّهِمْتَحِيَّتُهُمْفِيهَاسَلَـٰمٌ٢٣
Veüdhile-llezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâru hâlidîne fîhâ biizni rabbihim. tehiyyetühüm fîhâ selâm.

İnanan ve yararlı işleri yapanlar, içlerinden ırmaklar akan cennetlere konulurlar, Rablerinin izniyle orada temelli kalırlar. Oradaki dirlik temennileri: "Selam!"dır.

أَلَمْتَرَكَيْفَضَرَبَٱللَّهُمَثَلًاكَلِمَةًطَيِّبَةًكَشَجَرَةٍطَيِّبَةٍأَصْلُهَاثَابِتٌوَفَرْعُهَافِىٱلسَّمَآءِ٢٤
Elem tera keyfe darabe-llâhü meselen kelimeten tayyibeten keşeceratin tayyibetin aslühâ sâbitüv vefer’uhâ fi-ssemâ'.

Allah'ın, hoş bir sözü; kökü sağlam, dalları göğe doğru olan, Rabbinin izniyle her zaman meyve veren hoş bir ağaca benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah onlara misal gösteriyor.

تُؤْتِىٓأُكُلَهَاكُلَّحِينٍبِإِذْنِرَبِّهَاوَيَضْرِبُٱللَّهُٱلْأَمْثَالَلِلنَّاسِلَعَلَّهُمْيَتَذَكَّرُونَ٢٥
Tü'tî ükülehâ külle hînim biizni rabbihâ. veyadribü-llâhü-l'emsâle linnâsi le’allehüm yetezekkerûn.

Allah'ın, hoş bir sözü; kökü sağlam, dalları göğe doğru olan, Rabbinin izniyle her zaman meyve veren hoş bir ağaca benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah onlara misal gösteriyor.

وَمَثَلُكَلِمَةٍخَبِيثَةٍكَشَجَرَةٍخَبِيثَةٍٱجْتُثَّتْمِنفَوْقِٱلْأَرْضِمَالَهَامِنقَرَارٍ٢٦
Vemeselü kelimetin habîsetin keşeceratin habîsetin-ctüsset min fevki-l'ardi mâ lehâ min karâr.

Çirkin bir söz de, yerden koparılmış, kökü olmayan kötü bir ağaca benzer.

يُثَبِّتُٱللَّهُٱلَّذِينَءَامَنُوابِٱلْقَوْلِٱلثَّابِتِفِىٱلْحَيَوٰةِٱلدُّنْيَاوَفِىٱلْـَٔاخِرَةِوَيُضِلُّٱللَّهُٱلظَّـٰلِمِينَوَيَفْعَلُٱللَّهُمَايَشَآءُ٢٧
Yüsebbitü-llâhü-llezîne âmenû bilkavli-ssâbiti fi-lhayâti-ddünyâ vefi-l'âhirah. veyüdillü-llâhu-zzâlimîne veyef’alü-llâhü mâ yeşâ'.

Allah inananları, dünya hayatında ve ahirette sağlam bir söz üzerinde tutar; zalimleri de saptırır. Allah dilediğini yapar.

أَلَمْتَرَإِلَىٱلَّذِينَبَدَّلُوانِعْمَتَٱللَّهِكُفْرًاوَأَحَلُّواقَوْمَهُمْدَارَٱلْبَوَارِ٢٨
Elem tera ile-llezîne beddelû ni’mete-llâhi küfrav veehallû kavmehüm dâra-lbevâr.

Allah'ın verdiği nimeti nankörlükle karşılayanları ve milletlerini helak olacakları yere, yaslanacakları cehenneme götürenleri görmüyor musun?

جَهَنَّمَيَصْلَوْنَهَاوَبِئْسَٱلْقَرَارُ٢٩
Cehennem. yaslevnehâ. vebi'se-lkarâr.

Allah'ın verdiği nimeti nankörlükle karşılayanları ve milletlerini helak olacakları yere, yaslanacakları cehenneme götürenleri görmüyor musun?

وَجَعَلُوالِلَّهِأَندَادًالِّيُضِلُّواعَنسَبِيلِهِقُلْتَمَتَّعُوافَإِنَّمَصِيرَكُمْإِلَىٱلنَّارِ٣٠
Vece’alû lillâhi endâdel liyüdillû ’an sebîlih. kul temette’û feinne mesîraküm ile-nnâr.

Allah'ın yolundan sapıtmak için O'na eşler koşmuşlardı. De ki: "Yaşayın bakalım, hiç şüphesiz varacağınız yer ateş olacaktır."

قُللِّعِبَادِىَٱلَّذِينَءَامَنُوايُقِيمُواٱلصَّلَوٰةَوَيُنفِقُوامِمَّارَزَقْنَـٰهُمْسِرًّاوَعَلَانِيَةًمِّنقَبْلِأَنيَأْتِىَيَوْمٌلَّابَيْعٌفِيهِوَلَاخِلَـٰلٌ٣١
Kul li’ibâdiye-llezîne âmenû yükîmu-ssalâte veyünfikû mimmâ razaknâhüm sirrav ve’alâniyetem min kabli ey ye'tiye yevmül lâ bey’un fîhi velâ hilâl.

İnanan kullarıma söyle, namazı kılsınlar; alışveriş ve dostluğun olmayacağı günün gelmesinden önce, kendilerine verdiğimiz rızıktan açık ve gizli sarfetsinler.

ٱللَّهُٱلَّذِىخَلَقَٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضَوَأَنزَلَمِنَٱلسَّمَآءِمَآءًفَأَخْرَجَبِهِمِنَٱلثَّمَرَٰتِرِزْقًالَّكُمْوَسَخَّرَلَكُمُٱلْفُلْكَلِتَجْرِىَفِىٱلْبَحْرِبِأَمْرِهِوَسَخَّرَلَكُمُٱلْأَنْهَـٰرَ٣٢
Allâhü-llezî haleka-ssemâvâti vel'arda veenzele mine-ssemâi mâen feahrace bihî mine-ssemerâti rizkal leküm. vesehhara lekümü-lfülke litecriye fi-lbahri biemrih. vesehhara lekümü-l'enhâr.

Gökleri ve yeri yaratan, yukardan indirdiği su ile rızık olarak ürünler yetiştiren, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri, nehirleri, belli yörüngelerinde yürüyen ay ve güneşi, geceyle gündüzü sizin buyruğunuza veren Allah'tır.

وَسَخَّرَلَكُمُٱلشَّمْسَوَٱلْقَمَرَدَآئِبَيْنِوَسَخَّرَلَكُمُٱلَّيْلَوَٱلنَّهَارَ٣٣
Vesehhara lekümü-şşemse velkamera dâibeyn. vesehhara lekümü-lleyle vennehâr.

Gökleri ve yeri yaratan, yukardan indirdiği su ile rızık olarak ürünler yetiştiren, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri, nehirleri, belli yörüngelerinde yürüyen ay ve güneşi, geceyle gündüzü sizin buyruğunuza veren Allah'tır.

وَءَاتَىٰكُممِّنكُلِّمَاسَأَلْتُمُوهُوَإِنتَعُدُّوانِعْمَتَٱللَّهِلَاتُحْصُوهَآإِنَّٱلْإِنسَـٰنَلَظَلُومٌكَفَّارٌ٣٤
Veâtâküm min külli mâ seeltümûh. vein te’uddû ni’mete-llâhi lâ tuhsûhâ. inne-l'insâne lezalûmün keffâr.

Kendisinden isteyebileceğiniz her şeyi size vermiştir. Allah'ın nimetini sayacak olsanız bitiremezsiniz. Doğrusu insan pek zalim ve çok nankördür.

وَإِذْقَالَإِبْرَٰهِيمُرَبِّٱجْعَلْهَـٰذَاٱلْبَلَدَءَامِنًاوَٱجْنُبْنِىوَبَنِىَّأَننَّعْبُدَٱلْأَصْنَامَ٣٥
Veiz kâle ibrâhîmü rabbi-c’al hâze-lbelede âminev vecnübnî vebenîye en na’büde-l'asnâm.

İbrahim şöyle demişti: "Rabbim! Bu şehri güvenli kıl; beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut."

رَبِّإِنَّهُنَّأَضْلَلْنَكَثِيرًامِّنَٱلنَّاسِفَمَنتَبِعَنِىفَإِنَّهُمِنِّىوَمَنْعَصَانِىفَإِنَّكَغَفُورٌرَّحِيمٌ٣٦
Rabbi innehünne adlelne kesîram mine-nnâs. femen tebi’anî feinnehû minnî. vemen ’asânî feinneke gafûrur rahîm.

"Rabbim! O putlar çok insanları saptırdı; bana uyan bendendir, bana karşı gelen kimseyi Sana bırakırım; Sen bağışlarsın, merhamet edersin."

رَّبَّنَآإِنِّىٓأَسْكَنتُمِنذُرِّيَّتِىبِوَادٍغَيْرِذِىزَرْعٍعِندَبَيْتِكَٱلْمُحَرَّمِرَبَّنَالِيُقِيمُواٱلصَّلَوٰةَفَٱجْعَلْأَفْـِٔدَةًمِّنَٱلنَّاسِتَهْوِىٓإِلَيْهِمْوَٱرْزُقْهُممِّنَٱلثَّمَرَٰتِلَعَلَّهُمْيَشْكُرُونَ٣٧
Rabbenâ innî eskentü min zürriyyetî bivâdin gayri zî zer’in ’inde beytike-lmüharrami rabbenâ liyükîmu-ssalâte fec’al ef'idetem mine-nnâsi tehvî ileyhim verzukhüm mine-ssemerâti le’allehüm yeşkürûn.

"Rabbimiz! Ben çocuklarımdan kimini, namaz kılabilmeleri için Senin kutsal evinin yanında, ziraata elverişsiz bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! İnsanların gönüllerini onlara meylettir, şükretmeleri için onları ürünlerle rızıklandır."

رَبَّنَآإِنَّكَتَعْلَمُمَانُخْفِىوَمَانُعْلِنُوَمَايَخْفَىٰعَلَىٱللَّهِمِنشَىْءٍفِىٱلْأَرْضِوَلَافِىٱلسَّمَآءِ٣٨
Rabbenâ inneke ta’lemü mâ nuhfî vemâ nü’lin. vemâ yahfâ ’ale-llâhi min şey'in fi-l'ardi velâ fi-ssemâ'.

"Rabbimiz! Doğrusu Sen gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz."

ٱلْحَمْدُلِلَّهِٱلَّذِىوَهَبَلِىعَلَىٱلْكِبَرِإِسْمَـٰعِيلَوَإِسْحَـٰقَإِنَّرَبِّىلَسَمِيعُٱلدُّعَآءِ٣٩
Elhamdü lillâhi-llezî vehebe lî ’ale-lkiberi ismâ’île veishâk. inne rabbî lesemî’u-ddü’â'.

"Kocamışken, bana İsmail ve İshak'ı veren Allah'a hamdolsun. Doğrusu Rabbim duaları işitendir."

رَبِّٱجْعَلْنِىمُقِيمَٱلصَّلَوٰةِوَمِنذُرِّيَّتِىرَبَّنَاوَتَقَبَّلْدُعَآءِ٤٠
Rabbi-c’alnî mükîme-ssalâti vemin zürriyyetî. rabbenâ vetekabbel dü’â'.

"Rabbim! Beni ve çocuklarımı namaz kılanlardan eyle. Rabbimiz! Duamı kabul buyur."

رَبَّنَاٱغْفِرْلِىوَلِوَٰلِدَىَّوَلِلْمُؤْمِنِينَيَوْمَيَقُومُٱلْحِسَابُ٤١
Rabbene-gfir lî velivâlideyye velilmü'minîne yevme yekûmü-lhisâb.

"Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, anamı babamı ve inananları bağışla."

وَلَاتَحْسَبَنَّٱللَّهَغَـٰفِلًاعَمَّايَعْمَلُٱلظَّـٰلِمُونَإِنَّمَايُؤَخِّرُهُمْلِيَوْمٍتَشْخَصُفِيهِٱلْأَبْصَـٰرُ٤٢
Velâ tahsebenne-llâhe gâfilen ’ammâ ya’melu-zzâlimûne. innemâ yü'ehhiruhüm liyevmin teşhasu fîhi-l'ebsâr.

Sakın Allah'ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma; gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne kadar onları ertelemektedir.

مُهْطِعِينَمُقْنِعِىرُءُوسِهِمْلَايَرْتَدُّإِلَيْهِمْطَرْفُهُمْوَأَفْـِٔدَتُهُمْهَوَآءٌ٤٣
Mühti’îne mukni’î ruûsihim lâ yerteddü ileyhim tarfühüm. veef'idetühüm hevâ'.

O gün başları kalkmış, gözleri kendilerine dönemeyecek şekilde sabit kalmış, gönülleri bomboş halde koşup duracaklardır.

وَأَنذِرِٱلنَّاسَيَوْمَيَأْتِيهِمُٱلْعَذَابُفَيَقُولُٱلَّذِينَظَلَمُوارَبَّنَآأَخِّرْنَآإِلَىٰٓأَجَلٍقَرِيبٍنُّجِبْدَعْوَتَكَوَنَتَّبِعِٱلرُّسُلَأَوَلَمْتَكُونُوٓاأَقْسَمْتُممِّنقَبْلُمَالَكُممِّنزَوَالٍ٤٤
Veenziri-nnâse yevme ye'tîhimü-l’azâbü feyekûlü-llezîne zalemû rabbenâ ehhirnâ ilâ ecelin karîbin nücib da’veteke venettebi’i-rrusül. evelem tekûnû aksemtüm min kablü mâ leküm min zevâl.

İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Haksızlık edenler: "Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele de çağrına gelelim, peygamberlere uyalım" derler. Siz daha önce, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz! Üstelik kendilerine yazık edenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara, yaptıklarımız da sizlere açıklanmıştı. Size misaller de vermiştik.

وَسَكَنتُمْفِىمَسَـٰكِنِٱلَّذِينَظَلَمُوٓاأَنفُسَهُمْوَتَبَيَّنَلَكُمْكَيْفَفَعَلْنَابِهِمْوَضَرَبْنَالَكُمُٱلْأَمْثَالَ٤٥
Vesekentüm fî mesâkini-llezîne zalemû enfüsehüm vetebeyyene leküm keyfe fe’alnâ bihim vedarabnâ lekümü-l'emsâl.

İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Haksızlık edenler: "Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele de çağrına gelelim, peygamberlere uyalım" derler. Siz daha önce, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz! Üstelik kendilerine yazık edenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara, yaptıklarımız da sizlere açıklanmıştı. Size misaller de vermiştik.

وَقَدْمَكَرُوامَكْرَهُمْوَعِندَٱللَّهِمَكْرُهُمْوَإِنكَانَمَكْرُهُمْلِتَزُولَمِنْهُٱلْجِبَالُ٤٦
Vekad mekerû mekrahüm ve’inde-llâhi mekruhüm. vein kâne mekruhüm litezûle minhü-lcibâl.

Şüphesiz onlar düzenlerini kurdular; oysa dağları yerinden oynatacak olsa bile, bu düzenleri hep Allah'ın elindeydi.

فَلَاتَحْسَبَنَّٱللَّهَمُخْلِفَوَعْدِهِرُسُلَهُٓإِنَّٱللَّهَعَزِيزٌذُوٱنتِقَامٍ٤٧
Felâ tahsebenne-llâhe muhlife va’dihî rusüleh. inne-llâhe ’azîzün zü-ntikâm.

Yerin başka bir yerle, göklerin de başka göklerle değiştirildiği, her şeye üstün gelen tek Allah'ın huzuruna çıktıkları günde, sakın Allah'ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma; doğrusu Allah güçlüdür, öç alandır.

يَوْمَتُبَدَّلُٱلْأَرْضُغَيْرَٱلْأَرْضِوَٱلسَّمَـٰوَٰتُوَبَرَزُوالِلَّهِٱلْوَٰحِدِٱلْقَهَّارِ٤٨
Yevme tübeddelü-l'ardu gayra-l'ardi vessemâvâtü veberazû lillâhi-lvâhidi-lkahhâr.

Yerin başka bir yerle, göklerin de başka göklerle değiştirildiği, her şeye üstün gelen tek Allah'ın huzuruna çıktıkları günde, sakın Allah'ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma; doğrusu Allah güçlüdür, öç alandır.

وَتَرَىٱلْمُجْرِمِينَيَوْمَئِذٍمُّقَرَّنِينَفِىٱلْأَصْفَادِ٤٩
Vetera-lmücrimîne yevmeizim mükarranîne fi-l'asfâd.

O gün, suçluları zincirlere vurulmuş olarak görürsün.

سَرَابِيلُهُممِّنقَطِرَانٍوَتَغْشَىٰوُجُوهَهُمُٱلنَّارُ٥٠
Serâbîlühüm min katirâniv vetagşâ vucûhehümü-nnâr.

Gömlekleri katrandan olacak, yüzlerini ateş bürüyecektir.

لِيَجْزِىَٱللَّهُكُلَّنَفْسٍمَّاكَسَبَتْإِنَّٱللَّهَسَرِيعُٱلْحِسَابِ٥١
Liyecziye-llâhü külle nefsim mâ kesebet. inne-llâhe serî’u-lhisâb.

Bu, Allah herkese yaptığının karşılığını vereceği için böyledir. Doğrusu Allah hesabı çabuk görür.

هَـٰذَابَلَـٰغٌلِّلنَّاسِوَلِيُنذَرُوابِهِوَلِيَعْلَمُوٓاأَنَّمَاهُوَإِلَـٰهٌوَٰحِدٌوَلِيَذَّكَّرَأُولُواٱلْأَلْبَـٰبِ٥٢
Hâzâ belâgul linnâsi veliyünzerû bihî veliya’lemû ennemâ hüve ilâhüv vâhidüv veliyezzekkera ülü-l'elbâb.

Bu Kuran, onunla uyarılsınlar ve tek bir Tanrı bulunduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara tebliğ edilmiştir.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay