Ra'd Suresi
43 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
الٓمٓرتِلْكَءَايَـٰتُٱلْكِتَـٰبِوَٱلَّذِىٓأُنزِلَإِلَيْكَمِنرَّبِّكَٱلْحَقُّوَلَـٰكِنَّأَكْثَرَٱلنَّاسِلَايُؤْمِنُونَ١
Elif-lâm-mîm-râ. tilke âyâtü-lkitâb. vellezî ünzile ileyke mir rabbike-lhakku velâkinne eksera-nnâsi lâ yü'minûn.

Elif, Lam, Mim, Ra. Bunlar Kitap'ın ayetleridir. Sana Rabbinden indirilen Kitap haktır; fakat insanların çoğu inanmazlar.

ٱللَّهُٱلَّذِىرَفَعَٱلسَّمَـٰوَٰتِبِغَيْرِعَمَدٍتَرَوْنَهَاثُمَّٱسْتَوَىٰعَلَىٱلْعَرْشِوَسَخَّرَٱلشَّمْسَوَٱلْقَمَرَكُلٌّيَجْرِىلِأَجَلٍمُّسَمًّىيُدَبِّرُٱلْأَمْرَيُفَصِّلُٱلْـَٔايَـٰتِلَعَلَّكُمبِلِقَآءِرَبِّكُمْتُوقِنُونَ٢
Allâhü-llezî rafe’a-ssemâvâti bigayri ’amedin teravnehâ sümme-stevâ ’ale-l’arşi vesehhara-şşemse velkamer. küllüy yecrî liecelim müsemmâ. yüdebbiru-l'emra yüfessilü-l'âyâti le’alleküm bilikâi rabbiküm tûkinûn.

Gökleri, gördüğünüz gibi, direksiz yükselten, sonra arşa hükmeden, her biri belli bir süreye kadar hareket edecek olan Güneş ve Ay'ı buyruğu altına alan, işleri yürüten, ayetleri uzun uzun açıklayan Allah'tır; ola ki Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanırsınız.

وَهُوَٱلَّذِىمَدَّٱلْأَرْضَوَجَعَلَفِيهَارَوَٰسِىَوَأَنْهَـٰرًاوَمِنكُلِّٱلثَّمَرَٰتِجَعَلَفِيهَازَوْجَيْنِٱثْنَيْنِيُغْشِىٱلَّيْلَٱلنَّهَارَإِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَـٰتٍلِّقَوْمٍيَتَفَكَّرُونَ٣
Vehüve-llezî medde-l'arda vece’ale fîhâ ravâsiye veenhârâ. vemin külli-ssemerâti ce’ale fîhâ zevceyni-sneyni yugşi-lleyle-nnehâr. inne fî zâlike leâyâtil likavmiy yetefekkerûn.

Yeri düzleyen, orada dağlar, nehirler var eden, her türlü üründen çift çift yetiştiren, gündüzü geceyle bürüyen de O'dur. Doğrusu bunlarda, düşünen kimseler için ibretler vardır.

وَفِىٱلْأَرْضِقِطَعٌمُّتَجَـٰوِرَٰتٌوَجَنَّـٰتٌمِّنْأَعْنَـٰبٍوَزَرْعٌوَنَخِيلٌصِنْوَانٌوَغَيْرُصِنْوَانٍيُسْقَىٰبِمَآءٍوَٰحِدٍوَنُفَضِّلُبَعْضَهَاعَلَىٰبَعْضٍفِىٱلْأُكُلِإِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَـٰتٍلِّقَوْمٍيَعْقِلُونَ٤
Vefi-l'ardi kita’um mütecâvirâtüv vecennâtüm min a’nâbiv vezer’uv venehîlün sinvânüv vegayru sinvâniy yüskâ bimâiv vâhid. venüfeddilü ba’dahâ ’alâ ba’din fi-l'ükül. inne fî zâlike leâyâtil likavmiy ya’kilûn.

Yeryüzünde, hepsi de aynı su ile sulanan, birbirine komşu toprak parçaları, tek ve çok köklü üzüm bağları, ekinler, hurma ağaçları vardır. Fakat onları şekil ve lezzetçe birbirinden farklı kılmışızdır. Düşünen kimseler için bunda ibretler vardır.

وَإِنتَعْجَبْفَعَجَبٌقَوْلُهُمْأَءِذَاكُنَّاتُرَٰبًاأَءِنَّالَفِىخَلْقٍجَدِيدٍأُولَـٰٓئِكَٱلَّذِينَكَفَرُوابِرَبِّهِمْوَأُولَـٰٓئِكَٱلْأَغْلَـٰلُفِىٓأَعْنَاقِهِمْوَأُولَـٰٓئِكَأَصْحَـٰبُٱلنَّارِهُمْفِيهَاخَـٰلِدُونَ٥
Vein ta’ceb fe’acebün kavlühüm eizâ künnâ türâben einnâ lefî halkin cedîd. ülâike-llezîne keferû birabbihim. veülâike-l'aglâlü fî a’nâkihim. veülâike ashâbü-nnâr. hüm fîhâ hâlidûn.

Şaşacaksan, onların: "Biz toprak olunca mı yeniden yaratılacağız?" demelerine şaşmak gerekir. İşte onlar Rablerini inkar edenlerdir. İşte onlar boyunlarına demir halkalar vurulanlardır. İşte onlar cehennemliklerdir, orada temelli kalacaklardır.

وَيَسْتَعْجِلُونَكَبِٱلسَّيِّئَةِقَبْلَٱلْحَسَنَةِوَقَدْخَلَتْمِنقَبْلِهِمُٱلْمَثُلَـٰتُوَإِنَّرَبَّكَلَذُومَغْفِرَةٍلِّلنَّاسِعَلَىٰظُلْمِهِمْوَإِنَّرَبَّكَلَشَدِيدُٱلْعِقَابِ٦
Veyesta’cilûneke bisseyyieti kable-lhaseneti vekad halet min kablihimü-lmesülât. veinne rabbeke lezû magfiratil linnâsi ’alâ zulmihim. veinne rabbeke leşedîdü-l’ikâb.

Puta tapanlar senden, iyilikten önce kötülük isterler, oysa onlardan önce nice ibret alınacak cezalar verilmiştir. Doğrusu Rabbinin, insanların zulümlerine rağmen onlara mağfireti vardır. Rabbinin cezalandırması çetindir.

وَيَقُولُٱلَّذِينَكَفَرُوالَوْلَآأُنزِلَعَلَيْهِءَايَةٌمِّنرَّبِّهِٓإِنَّمَآأَنتَمُنذِرٌوَلِكُلِّقَوْمٍهَادٍ٧
Veyekûlü-llezîne keferû levlâ ünzile ’aleyhi âyetüm mir rabbih. innemâ ente münziruv velikülli kavmin hâd.

İnkar edenler: "Rabbinden ona bir mucize indirilmeli değil miydi?" derler. Sen ancak bir uyarıcısın. Her milletin bir yol göstereni vardır.

ٱللَّهُيَعْلَمُمَاتَحْمِلُكُلُّأُنثَىٰوَمَاتَغِيضُٱلْأَرْحَامُوَمَاتَزْدَادُوَكُلُّشَىْءٍعِندَهُبِمِقْدَارٍ٨
Allâhü ya’lemü mâ tahmilü küllü ünsâ vemâ tegîdu-l'erhâmü vemâ tezdâd. veküllü şey'in ’indehû bimikdâr.

Allah her dişinin rahminde taşıdığını, rahimlerin düşürdüğünü ve alıkoyduğunu bilir. O'nun katında her şey bir ölçüye göredir.

عَـٰلِمُٱلْغَيْبِوَٱلشَّهَـٰدَةِٱلْكَبِيرُٱلْمُتَعَالِ٩
’âlimü-lgaybi veşşehâdeti-lkebîru-lmüte’âl.

Görüleni de görülmeyeni de bilen, yücelerin yücesi büyük Allah'a göre, aranızdan sözü gizleyen ile, açığa vuran ve geceye bürünerek gizlenip gündüzün ortaya çıkan arasında fark yoktur.

سَوَآءٌمِّنكُممَّنْأَسَرَّٱلْقَوْلَوَمَنجَهَرَبِهِوَمَنْهُوَمُسْتَخْفٍبِٱلَّيْلِوَسَارِبٌبِٱلنَّهَارِ١٠
Sevâüm minküm men eserra-lkavle vemen cehera bihî vemen hüve müstahfim billeyli vesâribüm binnehâr.

Görüleni de görülmeyeni de bilen, yücelerin yücesi büyük Allah'a göre, aranızdan sözü gizleyen ile, açığa vuran ve geceye bürünerek gizlenip gündüzün ortaya çıkan arasında fark yoktur.

لَهُمُعَقِّبَـٰتٌمِّنبَيْنِيَدَيْهِوَمِنْخَلْفِهِيَحْفَظُونَهُمِنْأَمْرِٱللَّهِإِنَّٱللَّهَلَايُغَيِّرُمَابِقَوْمٍحَتَّىٰيُغَيِّرُوامَابِأَنفُسِهِمْوَإِذَآأَرَادَٱللَّهُبِقَوْمٍسُوٓءًافَلَامَرَدَّلَهُوَمَالَهُممِّندُونِهِمِنوَالٍ١١
Lehû mü’akkibâtüm mim beyni yedeyhi vemin halfihî yahfezûnehû min emri-llâh. inne-llâhe lâ yügayyiru mâ bikavmin hattâ yügayyirû mâ bienfüsihim. veizâ erâde-llâhü bikavmin sûen felâ meradde leh. vemâ lehüm min dûnihî miv vâl.

Ardında ve önünde insanoğlunu takip edenler vardır; Allah'ın emriyle onu gözetirler. Bir millet kendini bozmadıkça Allah onların durumunu değiştirmez. Allah bir milletin fenalığını dileyince artık onun önüne geçilmez. Onlar için Allah'tan başka hamide bulunmaz.

هُوَٱلَّذِىيُرِيكُمُٱلْبَرْقَخَوْفًاوَطَمَعًاوَيُنشِئُٱلسَّحَابَٱلثِّقَالَ١٢
Hüve-llezî yürîkümü-lberka havfev vetame’av veyünşiü-ssehâbe-ssikâl.

Korku ve ümide düşürmek için size şimşeği gösteren, yağmurla yüklü bulutları meydana getiren O'dur.

وَيُسَبِّحُٱلرَّعْدُبِحَمْدِهِوَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُمِنْخِيفَتِهِوَيُرْسِلُٱلصَّوَٰعِقَفَيُصِيبُبِهَامَنيَشَآءُوَهُمْيُجَـٰدِلُونَفِىٱللَّهِوَهُوَشَدِيدُٱلْمِحَالِ١٣
Veyüsebbihu-rra’dü bihamdihî velmelâiketü min hîfetih. veyürsilu-ssavâ’ika feyüsîbü bihâ mey yeşâü vehüm yücâdilûne fi-llâh. vehüve şedîdü-lmihâl.

O'nu, gök gürlemesi hamd ile, melekler de korkularından tesbih ederler. Onlar pek kuvvetli olan Allah hakkında çekişirken, O, yıldırımları gönderir de onlarla dilediğini çarpar.

لَهُدَعْوَةُٱلْحَقِّوَٱلَّذِينَيَدْعُونَمِندُونِهِلَايَسْتَجِيبُونَلَهُمبِشَىْءٍإِلَّاكَبَـٰسِطِكَفَّيْهِإِلَىٱلْمَآءِلِيَبْلُغَفَاهُوَمَاهُوَبِبَـٰلِغِهِوَمَادُعَآءُٱلْكَـٰفِرِينَإِلَّافِىضَلَـٰلٍ١٤
Lehû da’vetü-lhakk. vellezîne yed’ûne min dûnihî lâ yestecîbûne lehüm bişey'in illâ kebâsiti keffeyhi ile-lmâi liyeblüga fâhü vemâ hüve bibâligih. vemâ dü’âü-lkâfirîne illâ fî dalâl.

Gerçek dua ve ibadet ancak O'nadır. O'ndan başka çağırdıkları putlar kendilerine hiçbir cevap vermezler. Durumları, suyun ağzına gelmesi için avuçlarını ona açmış bekleyen adamın durumu gibidir. Hiçbir zaman suya kavuşamaz. İşte kafirlerin yalvarışıda böyle, boşunadır.

وَلِلَّهِيَسْجُدُمَنفِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِطَوْعًاوَكَرْهًاوَظِلَـٰلُهُمبِٱلْغُدُوِّوَٱلْـَٔاصَالِ١٥
Velillâhi yescüdü men fi-ssemâvâti vel'ardi tav’av vekerhev vezilâlühüm bilgudüvvi vel'esâl.

Yerde ve göklerdeki kimseler de, gölgeleri de, sabah akşam, ister istemez Allah'a secde ederler.

قُلْمَنرَّبُّٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِقُلِٱللَّهُقُلْأَفَٱتَّخَذْتُممِّندُونِهِٓأَوْلِيَآءَلَايَمْلِكُونَلِأَنفُسِهِمْنَفْعًاوَلَاضَرًّاقُلْهَلْيَسْتَوِىٱلْأَعْمَىٰوَٱلْبَصِيرُأَمْهَلْتَسْتَوِىٱلظُّلُمَـٰتُوَٱلنُّورُأَمْجَعَلُوالِلَّهِشُرَكَآءَخَلَقُواكَخَلْقِهِفَتَشَـٰبَهَٱلْخَلْقُعَلَيْهِمْقُلِٱللَّهُخَـٰلِقُكُلِّشَىْءٍوَهُوَٱلْوَٰحِدُٱلْقَهَّـٰرُ١٦
Kul mer rabbü-ssemâvâti vel'ard. kuli-llâh. kul efettehaztüm min dûnihî evliyâe lâ yemlikûne lienfüsihim nef’av velâ darrâ. kul hel yestevi-l'a’mâ velbesîru em hel testevi-zzulümâtü vennûr. em ce’alû lillâhi şürakâe halekû kehalkihî feteşâbehe-lhalku ’aleyhim. kuli-llâhü hâliku külli şey'iv vehüve-lvâhidü-lkahhâr.

De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?", "Allah'tır" de. "Onu bırakıp, kendilerine bir fayda ve zararı olmayan dostlar mı edindiniz?" de. "Kör ile gören bir olur mu? Veya karanlıkla aydınlık bir midir?" de. Yoksa Allah'a, Allah gibi yaratması olan ortaklar buldular da, yaratmaları birbirine mi benzettiler? De ki: "Her şeyi yaratan Allah'tır. O, her şeye üstün gelen tek Tanrı'dır."

أَنزَلَمِنَٱلسَّمَآءِمَآءًفَسَالَتْأَوْدِيَةٌبِقَدَرِهَافَٱحْتَمَلَٱلسَّيْلُزَبَدًارَّابِيًاوَمِمَّايُوقِدُونَعَلَيْهِفِىٱلنَّارِٱبْتِغَآءَحِلْيَةٍأَوْمَتَـٰعٍزَبَدٌمِّثْلُهُكَذَٰلِكَيَضْرِبُٱللَّهُٱلْحَقَّوَٱلْبَـٰطِلَفَأَمَّاٱلزَّبَدُفَيَذْهَبُجُفَآءًوَأَمَّامَايَنفَعُٱلنَّاسَفَيَمْكُثُفِىٱلْأَرْضِكَذَٰلِكَيَضْرِبُٱللَّهُٱلْأَمْثَالَ١٧
Enzele mine-ssemâi mâen fesâlet evdiyetüm bikaderihâ fahtemele-sseylü zebeder râbiyâ. vemimmâ yûkidûne ’aleyhi fi-nnâri-btigâe hilyetin ev metâ’in zebedüm mislüh. kezâlike yadribü-llâhü-lhakka velbâtil. feemme-zzebedü feyezhebü cüfââ. veemmâ mâ yenfe’u-nnâse feyemküsü fi-l'ard. kezâlike yadribü-llâhü-l'emsâl.

Allah gökten su indirir, dereler onunla dolar taşar. Sel, üste çıkan köpüğü alır götürür. Süslenmek veya faydalanmak için ateşte erittiklerinizin üzerinde de buna benzer bir köpük vardır. Allah, hak ve batıl için şöyle misal verir: Köpük uçup gider, insanlara fayda veren ise yerde kalır. Allah bunun gibi daha nice misaller verir.

لِلَّذِينَٱسْتَجَابُوالِرَبِّهِمُٱلْحُسْنَىٰوَٱلَّذِينَلَمْيَسْتَجِيبُوالَهُلَوْأَنَّلَهُممَّافِىٱلْأَرْضِجَمِيعًاوَمِثْلَهُمَعَهُلَٱفْتَدَوْابِهِٓأُولَـٰٓئِكَلَهُمْسُوٓءُٱلْحِسَابِوَمَأْوَىٰهُمْجَهَنَّمُوَبِئْسَٱلْمِهَادُ١٨
Lillezîne-stecâbû lirabbihimü-lhusnâ. vellezîne lem yestecîbû lehû lev enne lehüm mâ fi-l'ardi cemî’av vemislehû me’ahû leftedev bih. ülâike lehüm sûü-lhisâbi veme'vâhüm cehennem. vebi'se-lmihâd.

Rablerinin çağrısına gelenlere en güzel karşılık vardır. O'nun çağrısına uymayanlar ise, yeryüzünde olan her şey ve daha bir katı onların olsa, kurtulmak için fidye verirlerdi. İşte hesapları kötü olanlar bunlardır. Varacakları yer cehennemdir; ne kötü konaktır!

أَفَمَنيَعْلَمُأَنَّمَآأُنزِلَإِلَيْكَمِنرَّبِّكَٱلْحَقُّكَمَنْهُوَأَعْمَىٰٓإِنَّمَايَتَذَكَّرُأُولُواٱلْأَلْبَـٰبِ١٩
Efemey ya’lemü ennemâ ünzile ileyke mir rabbike-lhakku kemen hüve a’mâ. innemâ yetezekkeru ülü-l'elbâb.

Sana Rabbinden indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, onu bilmeyen köre benzer mi? Ancak akıl sahipleri ibret alırlar.

ٱلَّذِينَيُوفُونَبِعَهْدِٱللَّهِوَلَايَنقُضُونَٱلْمِيثَـٰقَ٢٠
Ellezîne yûfûne bi’ahdi-llâhi velâ yenkudûne-lmîsâka.

Onlar, Allah'ın ahdini yerine getirirler, anlaşmayı bozmazlar.

وَٱلَّذِينَيَصِلُونَمَآأَمَرَٱللَّهُبِهِٓأَنيُوصَلَوَيَخْشَوْنَرَبَّهُمْوَيَخَافُونَسُوٓءَٱلْحِسَابِ٢١
Vellezîne yesilûne mâ emera-llâhü bihî ey yûsale veyahşevne rabbehüm veyehâfûne sûe-lhisâb.

Onlar, Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi birleştirirler, Rablerinden korkarlar; kötü hesaptan ürkerler.

وَٱلَّذِينَصَبَرُواٱبْتِغَآءَوَجْهِرَبِّهِمْوَأَقَامُواٱلصَّلَوٰةَوَأَنفَقُوامِمَّارَزَقْنَـٰهُمْسِرًّاوَعَلَانِيَةًوَيَدْرَءُونَبِٱلْحَسَنَةِٱلسَّيِّئَةَأُولَـٰٓئِكَلَهُمْعُقْبَىٱلدَّارِ٢٢
Vellezîne saberü-btigâe vechi rabbihim veekâmu-ssalâte veenfekû mimmâ razaknâhüm sirrav ve’alâniyetev veyedraûne bilhaseneti-sseyyiete ülâike lehüm ’ukbe-ddâr.

Onlar, Rablerinin rızasını dileyerek sabrederler, namazı kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan, gizlice ve açıkça sarfederler; iyilik yaparak kötülüğü ortadan kaldırırlar; işte onlara bu dünyanın iyi sonucu, girecekleri Adn cennetleri vardır; babalarının, eşlerinin, çocuklarının iyi olanları da oraya girerler. Melekler her kapıdan yanlarına girip: "Sabretmenize karşılık size selam olsun; burası dünyanın ne güzel bir sonucudur!" derler.

جَنَّـٰتُعَدْنٍيَدْخُلُونَهَاوَمَنصَلَحَمِنْءَابَآئِهِمْوَأَزْوَٰجِهِمْوَذُرِّيَّـٰتِهِمْوَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُيَدْخُلُونَعَلَيْهِممِّنكُلِّبَابٍ٢٣
Cennâtü ’adniy yedhulûnehâ vemen saleha min âbâihim veezvâcihim vezürriyyâtihim velmelâiketü yedhulûne ’aleyhim min külli bâb.

Onlar, Rablerinin rızasını dileyerek sabrederler, namazı kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan, gizlice ve açıkça sarfederler; iyilik yaparak kötülüğü ortadan kaldırırlar; işte onlara bu dünyanın iyi sonucu, girecekleri Adn cennetleri vardır; babalarının, eşlerinin, çocuklarının iyi olanları da oraya girerler. Melekler her kapıdan yanlarına girip: "Sabretmenize karşılık size selam olsun; burası dünyanın ne güzel bir sonucudur!" derler.

سَلَـٰمٌعَلَيْكُمبِمَاصَبَرْتُمْفَنِعْمَعُقْبَىٱلدَّارِ٢٤
Selâmün ’aleyküm bimâ sabertüm feni’me ’ukbe-ddâr.

Onlar, Rablerinin rızasını dileyerek sabrederler, namazı kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan, gizlice ve açıkça sarfederler; iyilik yaparak kötülüğü ortadan kaldırırlar; işte onlara bu dünyanın iyi sonucu, girecekleri Adn cennetleri vardır; babalarının, eşlerinin, çocuklarının iyi olanları da oraya girerler. Melekler her kapıdan yanlarına girip: "Sabretmenize karşılık size selam olsun; burası dünyanın ne güzel bir sonucudur!" derler.

وَٱلَّذِينَيَنقُضُونَعَهْدَٱللَّهِمِنبَعْدِمِيثَـٰقِهِوَيَقْطَعُونَمَآأَمَرَٱللَّهُبِهِٓأَنيُوصَلَوَيُفْسِدُونَفِىٱلْأَرْضِأُولَـٰٓئِكَلَهُمُٱللَّعْنَةُوَلَهُمْسُوٓءُٱلدَّارِ٢٥
Vellezîne yenkudûne ’ahde-llâhi mim ba’di mîsâkihî veyakta’ûne mâ emera-llâhü bihî ey yûsale veyüfsidûne fi-l'ardi ülâike lehümü-lla’netü velehüm sûü-ddâr.

Sağlam söz verdikten sonra Allah'ın ahdini bozanlar ve Allah'ın birleştirilmesini emrettiğini ayıranlar ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar, işte lanet onlara ve kötü yurt, cehennem, onlaradır.

ٱللَّهُيَبْسُطُٱلرِّزْقَلِمَنيَشَآءُوَيَقْدِرُوَفَرِحُوابِٱلْحَيَوٰةِٱلدُّنْيَاوَمَاٱلْحَيَوٰةُٱلدُّنْيَافِىٱلْـَٔاخِرَةِإِلَّامَتَـٰعٌ٢٦
Allâhü yebsütu-rrizka limey yeşâü veyakdir. veferihû bilhayâti-ddünyâ. veme-lhayâtü-ddünyâ fi-l'âhirati illâ metâ’.

Allah dilediği kimsenin rızkını genişletir ve bir ölçüye göre verir. Dünya hayatıyla övünenler bilsinler ki dünyadaki hayat ahiret yanında sadece bir geçimlikten ibarettir.

وَيَقُولُٱلَّذِينَكَفَرُوالَوْلَآأُنزِلَعَلَيْهِءَايَةٌمِّنرَّبِّهِقُلْإِنَّٱللَّهَيُضِلُّمَنيَشَآءُوَيَهْدِىٓإِلَيْهِمَنْأَنَابَ٢٧
Veyekûlü-llezîne keferû levlâ ünzile ’aleyhi âyetüm mir rabbih. kul inne-llâhe yüdillü mey yeşâü veyehdî ileyhi men enâb.

İnkar edenler: "Rabbinden ona bir mucize indirilmeli değil miydi?" derler. De ki: "Doğrusu Allah dileyeni saptırır ve Kendisine yöneleni doğru yola eriştirir."

ٱلَّذِينَءَامَنُواوَتَطْمَئِنُّقُلُوبُهُمبِذِكْرِٱللَّهِأَلَابِذِكْرِٱللَّهِتَطْمَئِنُّٱلْقُلُوبُ٢٨
Ellezîne âmenû vetatmeinnü kulûbühüm bizikri-llâh. elâ bizikri-llâhi tatmeinnü-lkulûb.

Onlar inanmışlar, kalbleri Allah'ı anmakla huzura kavuşmuştur. Dikkat edin, kalbler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur.

ٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِطُوبَىٰلَهُمْوَحُسْنُمَـَٔابٍ٢٩
Ellezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti tûbâ lehüm vehusnü meâb.

İnanan ve yararlı iş işleyen kimseler için hoş bir hayat ve dönülecek güzel bir yer vardır.

كَذَٰلِكَأَرْسَلْنَـٰكَفِىٓأُمَّةٍقَدْخَلَتْمِنقَبْلِهَآأُمَمٌلِّتَتْلُوَاعَلَيْهِمُٱلَّذِىٓأَوْحَيْنَآإِلَيْكَوَهُمْيَكْفُرُونَبِٱلرَّحْمَـٰنِقُلْهُوَرَبِّىلَآإِلَـٰهَإِلَّاهُوَعَلَيْهِتَوَكَّلْتُوَإِلَيْهِمَتَابِ٣٠
Kezâlike erselnâke fî ümmetin kad halet min kablihâ ümemül litetlüve ’aleyhimü-llezî evhaynâ ileyke vehüm yekfürûne birrahmân. kul hüve rabbî lâ ilâhe illâ hû. ’aleyhi tevekkeltü veileyhi metâb.

Sana vahyettiğimizi okuman için, seni de onlardan önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete gönderdik; o ümmet merhametli olan Allah'ı inkar eder; de ki: "O benim Rabbim'dir, O'ndan başka Tanrı yoktur, yalnız O'na güvenirim, dönüşüm de O'nadır."

وَلَوْأَنَّقُرْءَانًاسُيِّرَتْبِهِٱلْجِبَالُأَوْقُطِّعَتْبِهِٱلْأَرْضُأَوْكُلِّمَبِهِٱلْمَوْتَىٰبَللِّلَّهِٱلْأَمْرُجَمِيعًاأَفَلَمْيَايْـَٔسِٱلَّذِينَءَامَنُوٓاأَنلَّوْيَشَآءُٱللَّهُلَهَدَىٱلنَّاسَجَمِيعًاوَلَايَزَالُٱلَّذِينَكَفَرُواتُصِيبُهُمبِمَاصَنَعُواقَارِعَةٌأَوْتَحُلُّقَرِيبًامِّندَارِهِمْحَتَّىٰيَأْتِىَوَعْدُٱللَّهِإِنَّٱللَّهَلَايُخْلِفُٱلْمِيعَادَ٣١
Velev enne kur'ânen süyyirat bihi-lcibâlü ev kutti’at bihi-l'ardu ev küllime bihi-lmevtâ. bel lillâhi-l'emru cemî’â. efelem yey'esi-llezîne âmenû el lev yeşâü-llâhü lehede-nnâse cemî’â. velâ yezâlü-llezîne keferû tüsîbühüm bimâ sane’û kâri’atün ev tehullü karîbem min dârihim hattâ ye'tiye va’dü-llâh. inne-llâhe lâ yuhlifü-lmî’âd.

Eğer Kuran ile dağlar yürütülmüş veya yeryüzü parçalanmış yahut ölüler konuşturulmuş olsaydı, kafirler yine de inanmazlardı. Oysa bütün işler Allah'a aittir. İnananların, "Allah dilese bütün insanları doğru yola eriştirebilir" gerçeğini akılları kesmedi mi? Allah'ın sözü yerine gelinceye kadar, yaptıkları işler sebebiyle inkar edenlere bir belanın dokunması veya evlerinin yakınına inmesi devam eder durur. Allah, verdiği sözden şüphesiz caymaz.

وَلَقَدِٱسْتُهْزِئَبِرُسُلٍمِّنقَبْلِكَفَأَمْلَيْتُلِلَّذِينَكَفَرُواثُمَّأَخَذْتُهُمْفَكَيْفَكَانَعِقَابِ٣٢
Velekadi-stühzie birusülim min kablike feemleytü lillezîne keferû sümme ehaztühüm. fekeyfe kâne ’ikâb.

And olsun ki, senden önce de nice peygamberler alaya alınmıştı. İnkar edenleri önce erteledim, sonra cezalarını verdim. Cezalandırmam nasıldı?

أَفَمَنْهُوَقَآئِمٌعَلَىٰكُلِّنَفْسٍبِمَاكَسَبَتْوَجَعَلُوالِلَّهِشُرَكَآءَقُلْسَمُّوهُمْأَمْتُنَبِّـُٔونَهُبِمَالَايَعْلَمُفِىٱلْأَرْضِأَمبِظَـٰهِرٍمِّنَٱلْقَوْلِبَلْزُيِّنَلِلَّذِينَكَفَرُوامَكْرُهُمْوَصُدُّواعَنِٱلسَّبِيلِوَمَنيُضْلِلِٱللَّهُفَمَالَهُمِنْهَادٍ٣٣
Efemen hüve kâimün ’alâ külli nefsim bimâ kesebet. vece’alû lillâhi şürakâ'. kul semmûhüm. em tünebbiûnehû bimâ lâ ya’lemü fi-l'ardi em bizâhirim mine-lkavl. bel züyyine lillezîne keferû mekruhüm vesuddû ’ani-ssebîl. vemey yudlili-llâhü femâ lehû min hâd.

Herkesin yaptığını gözeten Allah, bunu yapamayan putlarla bir olur mu? Onlar Allah'a ortak koştular. De ki: "Onlara bir ad bulun bakalım; yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi Allah'a haber veriyorsunuz? Yoksa kuru sözlere mi aldanıyorsunuz? Fakat inkar edenlere, kurdukları düzenler güzel gösterildi ve doğru yoldan alıkonuldular. Zaten Allah'ın saptırdığına yol gösteren bulunmaz.

لَّهُمْعَذَابٌفِىٱلْحَيَوٰةِٱلدُّنْيَاوَلَعَذَابُٱلْـَٔاخِرَةِأَشَقُّوَمَالَهُممِّنَٱللَّهِمِنوَاقٍ٣٤
Lehüm ’azâbün fi-lhayâti-ddünyâ vele’azâbü-l'âhirati eşekk. vemâ lehüm mine-llâhi miv vâk.

Onlara, dünya hayatında azap vardır, ahiret azabı ise daha çetindir. Allah'a karşı onları bir koruyan da yoktur.

مَّثَلُٱلْجَنَّةِٱلَّتِىوُعِدَٱلْمُتَّقُونَتَجْرِىمِنتَحْتِهَاٱلْأَنْهَـٰرُأُكُلُهَادَآئِمٌوَظِلُّهَاتِلْكَعُقْبَىٱلَّذِينَٱتَّقَواوَّعُقْبَىٱلْكَـٰفِرِينَٱلنَّارُ٣٥
Meselü-lcenneti-lletî vu’ide-lmüttekûn. tecrî min tahtihe-l'enhâr. ükülühâ dâimüv vezillühâ. tilke ’ukbe-llezîne-ttekav. ve’ukbe-lkâfirîne-nnâr.

Allah'a karşı gelmekten sakınanlara vadedilen cennetin altından ırmaklar akar; oranın yiyecekleri ve gölgeleri devamlıdır. Bu, sakınanların elde edeceği sonuçtur, inkarcıların varacağı sonuç ise ateştir.

وَٱلَّذِينَءَاتَيْنَـٰهُمُٱلْكِتَـٰبَيَفْرَحُونَبِمَآأُنزِلَإِلَيْكَوَمِنَٱلْأَحْزَابِمَنيُنكِرُبَعْضَهُقُلْإِنَّمَآأُمِرْتُأَنْأَعْبُدَٱللَّهَوَلَآأُشْرِكَبِهِٓإِلَيْهِأَدْعُواوَإِلَيْهِمَـَٔابِ٣٦
Vellezîne âteynâhümü-lkitâbe yefrahûne bimâ ünzile ileyke vemine-l'ahzâbi mey yünkiru ba’dah. kul innemâ ümirtü en a’büde-llâhe velâ üşrike bih. ileyhi ed’û veileyhi meâb.

Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilenden memnun olurlar. Karşı guruplar içinde ise, onun bir kısmını inkar edenler vardır. De ki: "Ben ancak Allah'a kulluk etmekle ve O'na asla ortak koşmamakla emrolundum. Hepinizi ancak O'na çağırıyorum vedönüşüm O'nadır."

وَكَذَٰلِكَأَنزَلْنَـٰهُحُكْمًاعَرَبِيًّاوَلَئِنِٱتَّبَعْتَأَهْوَآءَهُمبَعْدَمَاجَآءَكَمِنَٱلْعِلْمِمَالَكَمِنَٱللَّهِمِنوَلِىٍّوَلَا٣٧
Vekezâlike enzelnâhü hukmen ’arabiyyâ. veleini-tteba’te ehvâehüm ba’de mâ câeke mine-l’ilmi mâ leke mine-llâhi miv veliyyiv velâ vâk.

Böylece Biz Kuran'ı Arapça bir hüküm ve hikmet olarak indirdik. Sana ilim geldikten sonra onların heveslerine uyarsan, and olsun ki, Allah katında sana bir dost ve seni koruyan çıkmaz.

وَلَقَدْأَرْسَلْنَارُسُلًامِّنقَبْلِكَوَجَعَلْنَالَهُمْأَزْوَٰجًاوَذُرِّيَّةًوَمَاكَانَلِرَسُولٍأَنيَأْتِىَبِـَٔايَةٍإِلَّابِإِذْنِٱللَّهِلِكُلِّأَجَلٍكِتَابٌ٣٨
Velekad erselnâ rusülem min kablike vece’alnâ lehüm ezvâcev vezürriyyeh. vemâ kâne lirasûlin ey ye'tiye biâyetin illâ biizni-llâh. likülli ecelin kitâb.

And olsun ki, senden önce nice peygamberler gönderdik; onlara eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmadan hiçbir peygamber bir ayet getiremez. Her şeyin vakti ve süresi yazılıdır.

يَمْحُواٱللَّهُمَايَشَآءُوَيُثْبِتُوَعِندَهُٓأُمُّٱلْكِتَـٰبِ٣٩
Yemhü-llâhü mâ yeşâü veyüsbit. ve’indehû ümmü-lkitâb.

Allah dilediğini siler, dilediğini bırakır; Ana Kitap O'nun katındadır.

وَإِنمَّانُرِيَنَّكَبَعْضَٱلَّذِىنَعِدُهُمْأَوْنَتَوَفَّيَنَّكَفَإِنَّمَاعَلَيْكَٱلْبَلَـٰغُوَعَلَيْنَاٱلْحِسَابُ٤٠
Veim mâ nüriyenneke ba’da-llezî ne’idühüm ev neteveffeyenneke feinnemâ ’aleyke-lbelâgu ve’aleyne-lhisâb.

Onlara vadettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de senin canını alsak da, vazifen sadece tebliğ etmektir. Hesap görmek Bize düşer.

أَوَلَمْيَرَوْاأَنَّانَأْتِىٱلْأَرْضَنَنقُصُهَامِنْأَطْرَافِهَاوَٱللَّهُيَحْكُمُلَامُعَقِّبَلِحُكْمِهِوَهُوَسَرِيعُٱلْحِسَابِ٤١
Evelem yerav ennâ ne'ti-l'arda nenkusuhâ min atrâfihâ. vellâhü yahkümü lâ mü’akkibe lihukmih. vehüve serî’u-lhisâb.

Görmüyorlar mı ki, Biz yeryüzünü etrafından gitgide eksiltmekteyiz. Hüküm Allah'ındır, O'nun hükmünü takip edip bozacak yoktur. O, hesabı çabuk görür.

وَقَدْمَكَرَٱلَّذِينَمِنقَبْلِهِمْفَلِلَّهِٱلْمَكْرُجَمِيعًايَعْلَمُمَاتَكْسِبُكُلُّنَفْسٍوَسَيَعْلَمُٱلْكُفَّـٰرُلِمَنْعُقْبَىٱلدَّارِ٤٢
Vekad mekera-llezîne min kablihim felillâhi-lmekru cemî’â. ya’lemü mâ teksibü küllü nefs. veseya’lemü-lküffâru limen ’ukbe-ddâr.

Onlardan öncekiler de tuzak kurdular, oysa bütün tuzaklar(ın cezası) Allah'ındır, Herkesin yaptığını bilir. İnkarcılar da, neticenin kimin olduğunu göreceklerdir.

وَيَقُولُٱلَّذِينَكَفَرُوالَسْتَمُرْسَلًاقُلْكَفَىٰبِٱللَّهِشَهِيدًابَيْنِىوَبَيْنَكُمْوَمَنْعِندَهُعِلْمُٱلْكِتَـٰبِ٤٣
Veyekûlü-llezîne keferû leste mürselâ. kul kefâ billâhi şehîdem beynî vebeyneküm vemen ’indehû ’ilmü-lkitâb.

İnkar edenler: "Sen peygamber değilsin" derler; de ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve Kitap'ı bilenler yeter."

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay