İsrâ Suresi
111 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
سُبْحَـٰنَٱلَّذِىٓأَسْرَىٰبِعَبْدِهِلَيْلًامِّنَٱلْمَسْجِدِٱلْحَرَامِإِلَىٱلْمَسْجِدِٱلْأَقْصَاٱلَّذِىبَـٰرَكْنَاحَوْلَهُلِنُرِيَهُمِنْءَايَـٰتِنَآإِنَّهُهُوَٱلسَّمِيعُٱلْبَصِيرُ١
Sübhâne-llezî esrâ bi’abdihî leylem mine-lmescidi-lharâmi ile-lmescidi-l'akse-llezî bâraknâ havlehû linüriyehû min âyâtinâ. innehû hüve-ssemî’u-lbesîr.

Kulunu (Muhammed'i) bir gece Mescidi Haram'dan (Mekke'den), kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa'ya (Kudüs'e) götüren Allah'ın şanı yücedir. Doğrusu O, işitir ve görür.

وَءَاتَيْنَامُوسَىٱلْكِتَـٰبَوَجَعَلْنَـٰهُهُدًىلِّبَنِىٓإِسْرَٰٓءِيلَأَلَّاتَتَّخِذُوامِندُونِىوَكِيلًا٢
Veâteynâ mûse-lkitâbe vece’alnâhü hüdel libenî isrâîle ellâ tettehizû min dûnî vekîlâ.

Musa'ya kitap verdik. Ey Nuh'la beraber taşıyarak kurtardığımız kimselerin soyundan olanlar! Beni bırakıp başkasını vekil edinmeyesiniz diye onu İsrailoğullarına doğruluk rehberi kıldık. Doğrusu Nuh, çok şükreden bir kuldu.

ذُرِّيَّةَمَنْحَمَلْنَامَعَنُوحٍإِنَّهُكَانَعَبْدًاشَكُورًا٣
Zürriyyete men hamelnâ me’a nûh. innehû kâne ’abden şekûrâ.

Musa'ya kitap verdik. Ey Nuh'la beraber taşıyarak kurtardığımız kimselerin soyundan olanlar! Beni bırakıp başkasını vekil edinmeyesiniz diye onu İsrailoğullarına doğruluk rehberi kıldık. Doğrusu Nuh, çok şükreden bir kuldu.

وَقَضَيْنَآإِلَىٰبَنِىٓإِسْرَٰٓءِيلَفِىٱلْكِتَـٰبِلَتُفْسِدُنَّفِىٱلْأَرْضِمَرَّتَيْنِوَلَتَعْلُنَّعُلُوًّاكَبِيرًا٤
Vekadaynâ ilâ benî isrâîle fi-lkitâbi letüfsidünne fi-l'ardi merrateyni veleta’lünne ’ulüvven kebîrâ.

İsrailoğullarına Kitap'da: "Doğrusu yeryüzünde iki defa bozgunculuk yapacak ve kibirlendikçe kibirleneceksiniz" diye bildirdik.

فَإِذَاجَآءَوَعْدُأُولَىٰهُمَابَعَثْنَاعَلَيْكُمْعِبَادًالَّنَآأُولِىبَأْسٍشَدِيدٍفَجَاسُواخِلَـٰلَٱلدِّيَارِوَكَانَوَعْدًامَّفْعُولًا٥
Feizâ câe va’dü ûlâhümâ be’asnâ ’aleyküm ’ibâdel lenâ ülî be'sin şedîdin fecâsû hilâle-ddiyâr. vekâne va’dem mef’ûlâ.

"Bu ikiden birincisinin vakti gelince, üzerinize pek güçlü olan kullarımızı salacağız. Onlar memleketlerinizde her köşeyi kontrollerine alacaklar. Bu, yerine gelecek bir vaaddir."

ثُمَّرَدَدْنَالَكُمُٱلْكَرَّةَعَلَيْهِمْوَأَمْدَدْنَـٰكُمبِأَمْوَٰلٍوَبَنِينَوَجَعَلْنَـٰكُمْأَكْثَرَنَفِيرًا٦
Sümme radednâ lekümü-lkerrate ’aleyhim veemdednâküm biemvâliv vebenîne vece’alnâküm eksera nefîrâ.

"Bunun ardından sizi onlara galip getireceğiz; mallar ve oğullarla size yardım edecek ve sizin sayınızı artıracağız."

إِنْأَحْسَنتُمْأَحْسَنتُمْلِأَنفُسِكُمْوَإِنْأَسَأْتُمْفَلَهَافَإِذَاجَآءَوَعْدُٱلْـَٔاخِرَةِلِيَسُـٓـُٔواوُجُوهَكُمْوَلِيَدْخُلُواٱلْمَسْجِدَكَمَادَخَلُوهُأَوَّلَمَرَّةٍوَلِيُتَبِّرُوامَاعَلَوْاتَتْبِيرًا٧
İn ahsentüm ahsentüm lienfüsiküm vein ese'tüm felehâ. feizâ câe va’dü-l'âhirati liyesûû vucûheküm veliyedhulü-lmescide kemâ dehalûhü evvele merrativ veliyütebbirû mâ ’alev tetbîrâ.

İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz. Kötülük ederseniz o da kendinizedir. İki vaadden ikincisinin vakti gelince, yüzünüzü üzüntüye sokmaları, kötülük yapmaları, önceden Mescid'e girdikleri gibi girmeleri, ele geçirdikleri yerleri harap etmeleri için onları tekrar göndereceğiz.

عَسَىٰرَبُّكُمْأَنيَرْحَمَكُمْوَإِنْعُدتُّمْعُدْنَاوَجَعَلْنَاجَهَنَّمَلِلْكَـٰفِرِينَحَصِيرًا٨
’asâ rabbüküm ey yerhameküm. vein ’uttüm ’udnâ. vece’alnâ cehenneme lilkâfirîne hasîrâ.

Umulur ki Rabbiniz size acır; ama siz dönerseniz Biz de döneriz. Cehennemi, inkarcılara bir zindan kılmışızdır.

إِنَّهَـٰذَاٱلْقُرْءَانَيَهْدِىلِلَّتِىهِىَأَقْوَمُوَيُبَشِّرُٱلْمُؤْمِنِينَٱلَّذِينَيَعْمَلُونَٱلصَّـٰلِحَـٰتِأَنَّلَهُمْأَجْرًاكَبِيرًا٩
İnne hâze-lkur'âne yehdî lilletî hiye akvemü veyübeşşiru-lmü'minîne-llezîne ya’melûne-ssâlihâti enne lehüm ecran kebîrâ.

Doğrusu bu Kuran en doğru yola götürür ve yararlı iş yapan müminlere büyük ecir olduğunu, ahirete inanmayanlara can yakıcı bir azap hazırladığımızı müjdeler.

وَأَنَّٱلَّذِينَلَايُؤْمِنُونَبِٱلْـَٔاخِرَةِأَعْتَدْنَالَهُمْعَذَابًاأَلِيمًا١٠
Veenne-llezîne lâ yü'minûne bil'âhirati a’tednâ lehüm ’azâben elîmâ.

Doğrusu bu Kuran en doğru yola götürür ve yararlı iş yapan müminlere büyük ecir olduğunu, ahirete inanmayanlara can yakıcı bir azap hazırladığımızı müjdeler.

وَيَدْعُٱلْإِنسَـٰنُبِٱلشَّرِّدُعَآءَهُبِٱلْخَيْرِوَكَانَٱلْإِنسَـٰنُعَجُولًا١١
Veyed’u-l'insânü bişşerri dü’âehû bilhayr. vekâne-l'insânü ’acûlâ.

İnsan iyiliğin gelmesine dua ettiği gibi, kötülüğün gelmesine de dua eder. Esasen insanoğlu acelecidir.

وَجَعَلْنَاٱلَّيْلَوَٱلنَّهَارَءَايَتَيْنِفَمَحَوْنَآءَايَةَٱلَّيْلِوَجَعَلْنَآءَايَةَٱلنَّهَارِمُبْصِرَةًلِّتَبْتَغُوافَضْلًامِّنرَّبِّكُمْوَلِتَعْلَمُواعَدَدَٱلسِّنِينَوَٱلْحِسَابَوَكُلَّشَىْءٍفَصَّلْنَـٰهُتَفْصِيلًا١٢
Vece’alne-lleyle vennehâra âyeteyni femehavnâ âyete-lleyli vece’alnâ âyete-nnehâri mübsiratel litebtegû fadlem mir rabbiküm velita’lemû ’adede-ssinîne velhisâb. vekülle şey'in fessalnâhü tefsîlâ.

Gece ve gündüzü varlığımıza birer delil kıldık. Bir delil olan geceyi kaldırıp yine bir delil olan gündüzü Rabbinizin bol nimetini aramanız, yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için aydınlık kıldık. Her şeyi uzun uzadıya açıkladık.

وَكُلَّإِنسَـٰنٍأَلْزَمْنَـٰهُطَـٰٓئِرَهُفِىعُنُقِهِوَنُخْرِجُلَهُيَوْمَٱلْقِيَـٰمَةِكِتَـٰبًايَلْقَىٰهُمَنشُورًا١٣
Vekülle insânin elzemnâhü tâirahû fî ’unükih. venuhricü lehû yevme-lkiyâmeti kitâbey yelkâhü menşûrâ.

Her insanın boynuna işlediklerini dolarız ve kıyamet günü açılmış bulacağı Kitap'ı önüne çıkarırız.

ٱقْرَأْكِتَـٰبَكَكَفَىٰبِنَفْسِكَٱلْيَوْمَعَلَيْكَحَسِيبًا١٤
İkra' kitâbek. kefâ binefsike-lyevme ’aleyke hasîbâ.

"Kitabını oku, bugün, hesap görücü olarak sen kendine yetersin."

مَّنِٱهْتَدَىٰفَإِنَّمَايَهْتَدِىلِنَفْسِهِوَمَنضَلَّفَإِنَّمَايَضِلُّعَلَيْهَاوَلَاتَزِرُوَازِرَةٌوِزْرَأُخْرَىٰوَمَاكُنَّامُعَذِّبِينَحَتَّىٰنَبْعَثَرَسُولًا١٥
Meni-htedâ feinnemâ yehtedî linefsih. vemen dalle feinnemâ yedillü ’aleyhâ. velâ teziru vâziratüv vizra uhrâ. vemâ künnâ mü’azzibîne hattâ neb’ase rasûlâ.

Kim doğru yola gelirse ancak kendi lehine yola gelmiş ve kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmıştır. Kimse kimsenin günahını çekmez. Biz peygamber göndermedikçe kimseye azabetmeyiz.

وَإِذَآأَرَدْنَآأَننُّهْلِكَقَرْيَةًأَمَرْنَامُتْرَفِيهَافَفَسَقُوافِيهَافَحَقَّعَلَيْهَاٱلْقَوْلُفَدَمَّرْنَـٰهَاتَدْمِيرًا١٦
Veizâ eradnâ en nühlike karyeten emernâ mütrafîhâ fefesekû fîhâ fehakka ’aleyhe-lkavlü fedemmernâhâ tedmîrâ.

Bir şehri yok etmek istediğimiz zaman, şımarık varlıklarına yola gelmelerini emrederiz, ama onlar yoldan çıkarlar. Artık o şehir yok olmayı hakeder. Biz de onu yerle bir ederiz.

وَكَمْأَهْلَكْنَامِنَٱلْقُرُونِمِنبَعْدِنُوحٍوَكَفَىٰبِرَبِّكَبِذُنُوبِعِبَادِهِخَبِيرًابَصِيرًا١٧
Vekem ehleknâ mine-lkurûni mim ba’di nûh. vekefâ birabbike bizünûbi ’ibâdihî habîram besîrâ.

Nuh'dan sonra nice nesilleri yok etmişizdir. Kullarının günahlarından haberdar ve onları gören olarak Rabbin yeter.

مَّنكَانَيُرِيدُٱلْعَاجِلَةَعَجَّلْنَالَهُفِيهَامَانَشَآءُلِمَننُّرِيدُثُمَّجَعَلْنَالَهُجَهَنَّمَيَصْلَىٰهَامَذْمُومًامَّدْحُورًا١٨
Men kâne yürîdü-l’âcilete ’accelnâ lehû fîhâ mâ neşâü limen nürîdü sümme ce’alnâ lehû cehennem. yaslâhâ mezmûmem medhûrâ.

Dünyayı isteyene istediğimiz kimseye dilediğimiz kadar hemen veririz. Sonra ona cehennemi hazırlarız; yerilmiş ve kovulmuş olarak oraya girer.

وَمَنْأَرَادَٱلْـَٔاخِرَةَوَسَعَىٰلَهَاسَعْيَهَاوَهُوَمُؤْمِنٌفَأُولَـٰٓئِكَكَانَسَعْيُهُممَّشْكُورًا١٩
Vemen erâde-l'âhirate vese’â lehâ sa’yehâ vehüve mü'minün feülâike kâne sa’yühüm meşkûrâ.

Ahireti isteyip, inanmış olarak onun için gerekli çalışmada bulunan kimselerin, işte onların çalışmaları şükre değer.

كُلًّانُّمِدُّهَـٰٓؤُلَآءِوَهَـٰٓؤُلَآءِمِنْعَطَآءِرَبِّكَوَمَاكَانَعَطَآءُرَبِّكَمَحْظُورًا٢٠
Küllen nümiddü hâülâi vehâülâi min ’atâi rabbik. vemâ kâne ’atâü rabbike mahzûrâ.

Onların ve bunların her birine Rabbinin nimetinden ulaştırırız. Esasen Rabbinin nimeti kimseye yasak kılınmış değildir.

ٱنظُرْكَيْفَفَضَّلْنَابَعْضَهُمْعَلَىٰبَعْضٍوَلَلْـَٔاخِرَةُأَكْبَرُدَرَجَـٰتٍوَأَكْبَرُتَفْضِيلًا٢١
Ünzur keyfe feddalnâ ba’dahüm ’alâ ba’d. velel'âhiratü ekberu deracâtiv veekberu tefdîlâ.

Onları birbirlerinden nasıl üstün kıldığımıza bir bak! Doğrusu ahirette daha büyük dereceler ve daha büyük üstünlükler vardır.

لَّاتَجْعَلْمَعَٱللَّهِإِلَـٰهًاءَاخَرَفَتَقْعُدَمَذْمُومًامَّخْذُولًا٢٢
Lâ tec’al me’a-llâhi ilâhen âhara fetak’ude mezmûmem mahzûlâ.

Allah'la beraber başka bir tanrı edinme, yoksa yerilmiş ve tek başına kalmış olursun.

وَقَضَىٰرَبُّكَأَلَّاتَعْبُدُوٓاإِلَّآإِيَّاهُوَبِٱلْوَٰلِدَيْنِإِحْسَـٰنًاإِمَّايَبْلُغَنَّعِندَكَٱلْكِبَرَأَحَدُهُمَآأَوْكِلَاهُمَافَلَاتَقُللَّهُمَآأُفٍّوَلَاتَنْهَرْهُمَاوَقُللَّهُمَاقَوْلًاكَرِيمًا٢٣
Vekadâ rabbüke ellâ ta’büdû illâ iyyâhü vebilvâlideyni ihsânâ. immâ yeblüganne ’indeke-lkibera ehadühümâ ev kilâhümâ felâ tekul lehümâ üffiv velâ tenherhümâ vekul lehümâ kavlen kerîmâ.

Rabbin, yalnız Kendisine tapmanızı ve ana babaya iyilik etmeyi buyurmuştur. Eğer ikisinden biri veya her ikisi, senin yanında iken ihtiyarlayacak olursa, onlara karşı "Öf" bile demeyesin, onları azarlamayasın. İkisine de hep tatlı söz söyleyesin.

وَٱخْفِضْلَهُمَاجَنَاحَٱلذُّلِّمِنَٱلرَّحْمَةِوَقُلرَّبِّٱرْحَمْهُمَاكَمَارَبَّيَانِىصَغِيرًا٢٤
Vahfid lehümâ cenâha-zzülli mine-rrahmeti vekur rabbi-rhamhümâ kemâ rabbeyânî sagîrâ.

Onlara acıyarak alçak gönüllülük kanatlarını ger ve: "Rabbim! Küçükken beni yetiştirdikleri gibi sen de onlara merhamet et!" de.

رَّبُّكُمْأَعْلَمُبِمَافِىنُفُوسِكُمْإِنتَكُونُواصَـٰلِحِينَفَإِنَّهُكَانَلِلْأَوَّٰبِينَغَفُورًا٢٥
Rabbüküm a’lemü bimâ fî nüfûsiküm. in tekûnû sâlihîne feinnehû kâne lil'evvâbîne gafûrâ.

İçinizde olanı en iyi Rabbiniz bilir. İyi kimselerseniz bilin ki O şüphesiz, Kendine baş vuranları bağışlar.

وَءَاتِذَاٱلْقُرْبَىٰحَقَّهُوَٱلْمِسْكِينَوَٱبْنَٱلسَّبِيلِوَلَاتُبَذِّرْتَبْذِيرًا٢٦
Veâti ze-lkurbâ hakkahû velmiskîne vebne-ssebîli velâ tübezzir tebzîrâ.

Yakınına, düşküne, yolcuya hakkını ver; elindekileri saçıp savurma.

إِنَّٱلْمُبَذِّرِينَكَانُوٓاإِخْوَٰنَٱلشَّيَـٰطِينِوَكَانَٱلشَّيْطَـٰنُلِرَبِّهِكَفُورًا٢٧
İnne-lmübezzirîne kânû ihvâne-şşeyâtîn. vekâne-şşeytânü lirabbihî kefûrâ.

Saçıp savuranlar, şüphesiz şeytanlarla kardeş olmuş olurlar; şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür.

وَإِمَّاتُعْرِضَنَّعَنْهُمُٱبْتِغَآءَرَحْمَةٍمِّنرَّبِّكَتَرْجُوهَافَقُللَّهُمْقَوْلًامَّيْسُورًا٢٨
Veimmâ tü’ridanne ’anhümü-btigâe rahmetim mir rabbike tercûhâ fekul lehüm kavlem meysûrâ.

Rabbin'den umduğun rahmeti elde etmek için, hak sahiblerinden yüz çevirmek zorunda kalırsan, onlara hiç değilse tatlı bir söz söyle.

وَلَاتَجْعَلْيَدَكَمَغْلُولَةًإِلَىٰعُنُقِكَوَلَاتَبْسُطْهَاكُلَّٱلْبَسْطِفَتَقْعُدَمَلُومًامَّحْسُورًا٢٩
Velâ tec’al yedeke maglûleten ilâ ’unükike velâ tebsuthâ külle-lbesti fetak’ude melûmem mahsûrâ.

Elini boynuna bağlayıp cimri kesilme, büsbütün de açıp tutumsuz olma, yoksa pişman olur, açıkta kalırsın.

إِنَّرَبَّكَيَبْسُطُٱلرِّزْقَلِمَنيَشَآءُوَيَقْدِرُإِنَّهُكَانَبِعِبَادِهِخَبِيرًابَصِيرًا٣٠
İnne rabbeke yebsütu-rrizka limey yeşâü veyakdir. innehû kâne bi’ibâdihî habîram besîrâ.

Doğrusu senin Rabbin dilediği kimsenin rızkını genişletir ve bir ölçüye göre verir. O kullarını gören ve haberdar olandır.

وَلَاتَقْتُلُوٓاأَوْلَـٰدَكُمْخَشْيَةَإِمْلَـٰقٍنَّحْنُنَرْزُقُهُمْوَإِيَّاكُمْإِنَّقَتْلَهُمْكَانَخِطْـًٔاكَبِيرًا٣١
Velâ taktülû evlâdeküm haşyete imlâk. nahnü nerzükuhüm veiyyâküm. inne katlehüm kâne hit'en kebîrâ.

Çocuklarınızı yoksulluk korkusuyla öldürmeyin. Biz onlara da size de rızık veririz. Onları öldürmek, şüphesiz büyük bir günahtır.

وَلَاتَقْرَبُواٱلزِّنَىٰٓإِنَّهُكَانَفَـٰحِشَةًوَسَآءَسَبِيلًا٣٢
Velâ takrabü-zzinâ innehû kâne fâhişeten. vesâe sebîlâ.

Sakın zinaya yaklaşmayın; doğrusu bu çirkindir, kötü bir yoldur.

وَلَاتَقْتُلُواٱلنَّفْسَٱلَّتِىحَرَّمَٱللَّهُإِلَّابِٱلْحَقِّوَمَنقُتِلَمَظْلُومًافَقَدْجَعَلْنَالِوَلِيِّهِسُلْطَـٰنًافَلَايُسْرِففِّىٱلْقَتْلِإِنَّهُكَانَمَنصُورًا٣٣
Velâ taktülü-nnefse-lletî harrame-llâhü illâ bilhakk. vemen kutile mazlûmen fekad ce’alnâ liveliyyihî sültânen felâ yüsrif fi-lkatl. innehû kâne mensûrâ.

Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. Haksız yere öldürülenin velisine bir yetki tanımışızdır. Artık o da öldürmekte aşırı gitmesin. Zira kendisi ne de olsa yardım görmüştür.

وَلَاتَقْرَبُوامَالَٱلْيَتِيمِإِلَّابِٱلَّتِىهِىَأَحْسَنُحَتَّىٰيَبْلُغَأَشُدَّهُوَأَوْفُوابِٱلْعَهْدِإِنَّٱلْعَهْدَكَانَمَسْـُٔولًا٣٤
Velâ takrabû mâle-lyetîmi illâ billetî hiye ahsenü hattâ yeblüga eşüddeh. veevfû bil’ahd. inne-l’ahde kâne mes'ûlâ.

Yetimin malına ergin çağa ulaşana kadar en güzel şeklin dışında yaklaşmayın. Ahdi de yerine getirin, doğrusu verilen ahidde sorumluluk vardır.

وَأَوْفُواٱلْكَيْلَإِذَاكِلْتُمْوَزِنُوابِٱلْقِسْطَاسِٱلْمُسْتَقِيمِذَٰلِكَخَيْرٌوَأَحْسَنُتَأْوِيلًا٣٥
Veevfü-lkeyle izâ kiltüm vezinû bilkistâsi-lmüstekîm. zâlike hayruv veahsenü te'vîlâ.

Bir şeyi ölçtüğünüz zaman, ölçüyü tam tutun, doğru teraziyle tartın. Böyle yapmak, sonuç itibariyle daha güzel ve daha iyidir.

وَلَاتَقْفُمَالَيْسَلَكَبِهِعِلْمٌإِنَّٱلسَّمْعَوَٱلْبَصَرَوَٱلْفُؤَادَكُلُّأُولَـٰٓئِكَكَانَعَنْهُمَسْـُٔولًا٣٦
Velâ takfü mâ leyse leke bihî ’ilm. inne-ssem’a velbesara velfüâde küllü ülâike kâne ’anhü mes'ûlâ.

Bilmediğin şeyin ardına düşme; doğrusu kulak, göz ve kalp, bunların hepsi o şeyden sorumlu olur.

وَلَاتَمْشِفِىٱلْأَرْضِمَرَحًاإِنَّكَلَنتَخْرِقَٱلْأَرْضَوَلَنتَبْلُغَٱلْجِبَالَطُولًا٣٧
Velâ temşi fi-l'ardi merahâ. inneke len tahrika-l'arda velen teblüga-lcibâle tûlâ.

Yeryüzünde böbürlenerek yürüme, çünkü sen ne yeri delebilir ve ne de boyca dağlara ulaşabilirsin.

كُلُّذَٰلِكَكَانَسَيِّئُهُعِندَرَبِّكَمَكْرُوهًا٣٨
Küllü zâlike kâne seyyiühû ’inde rabbike mekrûhâ.

Rabbinin katında bunların hepsi beğenilmeyen kötü şeylerdir.

ذَٰلِكَمِمَّآأَوْحَىٰٓإِلَيْكَرَبُّكَمِنَٱلْحِكْمَةِوَلَاتَجْعَلْمَعَٱللَّهِإِلَـٰهًاءَاخَرَفَتُلْقَىٰفِىجَهَنَّمَمَلُومًامَّدْحُورًا٣٩
Zâlike mimmâ evhâ ileyke rabbüke mine-lhikmeh. velâ tec’al me’a-llâhi ilâhen âhara fetülkâ fî cehenneme melûmem medhûrâ.

Bunlar Rabbinin sana bildirdiği hikmetlerdir. Sakın Allah'la beraber başka tanrı edinme. Yoksa yerilmiş ve kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.

أَفَأَصْفَىٰكُمْرَبُّكُمبِٱلْبَنِينَوَٱتَّخَذَمِنَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِإِنَـٰثًاإِنَّكُمْلَتَقُولُونَقَوْلًاعَظِيمًا٤٠
Efeasfâküm rabbüküm bilbenîne vettehaze mine-lmelâiketi inâsâ. inneküm letekûlûne kavlen ’azîmâ.

Rabbiniz oğulları size ayırdı, seçti de kendisi için kız olarak melekleri mi edindi? Doğrusu siz büyük söz söylüyorsunuz.

وَلَقَدْصَرَّفْنَافِىهَـٰذَاٱلْقُرْءَانِلِيَذَّكَّرُواوَمَايَزِيدُهُمْإِلَّانُفُورًا٤١
Velekad sarrafnâ fî hâze-lkur'âni liyezzekkerû. vemâ yezîdühüm illâ nüfûrâ.

Biz, and olsun ki öğüt almaları için bu Kuran'da bunları türlü türlü açıkladık. Fakat bu açıklamalar ancak onların nefretini artırmıştır.

قُللَّوْكَانَمَعَهُٓءَالِهَةٌكَمَايَقُولُونَإِذًالَّٱبْتَغَوْاإِلَىٰذِىٱلْعَرْشِسَبِيلًا٤٢
Kul lev kâne me’ahû âlihetün kemâ yekûlûne izel lebtegav ilâ zi-l’arşi sebîlâ.

De ki: "Eğer dedikleri gibi Allah'la beraber tanrılar bulunsaydı, o takdirde hepsi arşın sahibiyle savaşmaya bir yol ararlardı."

سُبْحَـٰنَهُوَتَعَـٰلَىٰعَمَّايَقُولُونَعُلُوًّاكَبِيرًا٤٣
Sübhânehû vete’âlâ ’ammâ yekûlûne ’ulüvven kebîrâ.

O, onların söylediklerinden Münezzeh'tir, Yüce'dir, Ulu'dur.

تُسَبِّحُلَهُٱلسَّمَـٰوَٰتُٱلسَّبْعُوَٱلْأَرْضُوَمَنفِيهِنَّوَإِنمِّنشَىْءٍإِلَّايُسَبِّحُبِحَمْدِهِوَلَـٰكِنلَّاتَفْقَهُونَتَسْبِيحَهُمْإِنَّهُكَانَحَلِيمًاغَفُورًا٤٤
Tüsebbihu lehü-ssemâvâtü-sseb’u vel'ardu vemen fîhinn. veim min şey'in illâ yüsebbihu bihamdihî velâkil lâ tefkahûne tesbîhahüm. innehû kâne halîmen gafûrâ.

Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O'nu tesbih eder; O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur; fakat siz onların tesbihlerini anlamazsınız. Doğrusu O Halim olandır, Bağışlayan'dır.

وَإِذَاقَرَأْتَٱلْقُرْءَانَجَعَلْنَابَيْنَكَوَبَيْنَٱلَّذِينَلَايُؤْمِنُونَبِٱلْـَٔاخِرَةِحِجَابًامَّسْتُورًا٤٥
Veizâ kara'te-lkur'âne ce’alnâ beyneke vebeyne-llezîne lâ yü'minûne bil'âhirati hicâbem mestûrâ.

Kuran okuduğun zaman senin ile ahirete inanmayan kimseler arasına görünmeyen bir perde çekeriz.

وَجَعَلْنَاعَلَىٰقُلُوبِهِمْأَكِنَّةًأَنيَفْقَهُوهُوَفِىٓءَاذَانِهِمْوَقْرًاوَإِذَاذَكَرْتَرَبَّكَفِىٱلْقُرْءَانِوَحْدَهُوَلَّوْاعَلَىٰٓأَدْبَـٰرِهِمْنُفُورًا٤٦
Vece’alnâ ’alâ kulûbihim ekinneten ey yefkahûhü vefî âzânihim vakrâ. veizâ zekerte rabbeke fi-lkur'âni vahdehû vellev ’alâ edbârihim nüfûrâ.

Kuran'ı anlarlar diye kalblerine örtüler ve kulaklarına da ağırlık koyduk. Kuran'da Rabbini bir tek olarak andığın zaman, onlar ürkerek ardlarına dönerler.

نَّحْنُأَعْلَمُبِمَايَسْتَمِعُونَبِهِٓإِذْيَسْتَمِعُونَإِلَيْكَوَإِذْهُمْنَجْوَىٰٓإِذْيَقُولُٱلظَّـٰلِمُونَإِنتَتَّبِعُونَإِلَّارَجُلًامَّسْحُورًا٤٧
Nahnü a’lemü bimâ yestemi’ûne bihî iz yestemi’ûne ileyke veiz hüm necvâ iz yekûlu-zzâlimûne in tettebi’ûne illâ racülem meshûrâ.

Seni dinledikleri zaman neye kulak verdiklerini ve gizli toplantılarında zalimlerin: "Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediklerini Biz çok iyi biliriz.

ٱنظُرْكَيْفَضَرَبُوالَكَٱلْأَمْثَالَفَضَلُّوافَلَايَسْتَطِيعُونَسَبِيلًا٤٨
Ünzur keyfe darabû leke-l'emsâle fedallû felâ yestetî’ûne sebîlâ.

Sana nasıl misaller verdiklerine bir bak! Bu yüzden sapmışlardır, artık bir yol da bulamamaktadırlar.

وَقَالُوٓاأَءِذَاكُنَّاعِظَـٰمًاوَرُفَـٰتًاأَءِنَّالَمَبْعُوثُونَخَلْقًاجَدِيدًا٤٩
Vekâlû eizâ künnâ ’izâmev verufâten einnâ lemeb’ûsûne halkan cedîdâ.

"Biz kemik ve ufalanmış toprak olduğumuz zaman, yeniden mutlaka dirilecek miyiz? derler.

قُلْكُونُواحِجَارَةًأَوْحَدِيدًا٥٠
Kul kûnû hicâraten ev hadîdâ.

De ki: "İster taş veya demir ya da kalbinizde büyüttüğünüz başka bir yaratık olun, yine de dirileceksiniz." "Bizi tekrar kim diriltir?" derler; de ki: "Sizi ilk defa yaratan." Sana başlarını sallayarak: "Ne zamandır bu?" derler. "Yakında olması mümkündür" de.

أَوْخَلْقًامِّمَّايَكْبُرُفِىصُدُورِكُمْفَسَيَقُولُونَمَنيُعِيدُنَاقُلِٱلَّذِىفَطَرَكُمْأَوَّلَمَرَّةٍفَسَيُنْغِضُونَإِلَيْكَرُءُوسَهُمْوَيَقُولُونَمَتَىٰهُوَقُلْعَسَىٰٓأَنيَكُونَقَرِيبًا٥١
Ev halkam mimmâ yekbüru fî sudûriküm. feseyekûlûne mey yü’îdünâ. kuli-llezî fetaraküm evvele merrah. feseyüngidûne ileyke ruûsehüm veyekûlûne metâ hû. kul ’asâ ey yekûne karîbâ.

De ki: "İster taş veya demir ya da kalbinizde büyüttüğünüz başka bir yaratık olun, yine de dirileceksiniz." "Bizi tekrar kim diriltir?" derler; de ki: "Sizi ilk defa yaratan." Sana başlarını sallayarak: "Ne zamandır bu?" derler. "Yakında olması mümkündür" de.

يَوْمَيَدْعُوكُمْفَتَسْتَجِيبُونَبِحَمْدِهِوَتَظُنُّونَإِنلَّبِثْتُمْإِلَّاقَلِيلًا٥٢
Yevme yed’ûküm fetestecîbûne bihamdihî vetezunnûne il lebistüm illâ kalîlâ.

Sizi çağırdığı gün, O'na hamdederek davetine uyarsınız ve kabirlerinizde pek az bir müddet kaldığınızı sanırsınız.

وَقُللِّعِبَادِىيَقُولُواٱلَّتِىهِىَأَحْسَنُإِنَّٱلشَّيْطَـٰنَيَنزَغُبَيْنَهُمْإِنَّٱلشَّيْطَـٰنَكَانَلِلْإِنسَـٰنِعَدُوًّامُّبِينًا٥٣
Vekul li’ibâdî yekûlü-lletî hiye ahsen. inne-şşeytâne yenzegu beynehüm. inne-şşeytâne kâne lil'insâni ’adüvvem mübînâ.

İnanan kullarıma söyle, en güzel şekilde konuşsunlar. Doğrusu şeytan aralarını bozmak ister. Şeytan şüphesiz insanın apaçık düşmanıdır.

رَّبُّكُمْأَعْلَمُبِكُمْإِنيَشَأْيَرْحَمْكُمْأَوْإِنيَشَأْيُعَذِّبْكُمْوَمَآأَرْسَلْنَـٰكَعَلَيْهِمْوَكِيلًا٥٤
Rabbüküm a’lemü biküm. iy yeşe' yerhamküm ev iy yeşe' yü’azzibküm. vemâ erselnâke ’aleyhim vekîlâ.

Rabbiniz sizi daha iyi bilir. Dilerse size merhamet eder veya dilerse size azabeder. Biz seni onlara vekil olarak göndermedik.

وَرَبُّكَأَعْلَمُبِمَنفِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَلَقَدْفَضَّلْنَابَعْضَٱلنَّبِيِّـنَعَلَىٰبَعْضٍوَءَاتَيْنَادَاوُدَزَبُورًا٥٥
Verabbüke a’lemü bimen fi-ssemâvâti vel'ard. velekad feddalnâ ba’da-nnebiyyîne ’alâ ba’div veâteynâ dâvûde zebûrâ.

Göklerde ve yerde olan kimseleri Rabbin daha iyi bilir. And olsun ki peygamberleri birbirinden üstün kılmış ve Davud'a Zebur vermişizdir.

قُلِٱدْعُواٱلَّذِينَزَعَمْتُممِّندُونِهِفَلَايَمْلِكُونَكَشْفَٱلضُّرِّعَنكُمْوَلَاتَحْوِيلًا٥٦
Kuli-d’ü-llezîne za’amtüm min dûnihî felâ yemlikûne keşfe-ddurri ’anküm velâ tahvîlâ.

De ki: "Allah'tan başka tanrı olduğunu sandıklarınızı çağırın; sizin bir sıkıntınızı gidermeye ve onu değiştirmeye güçleri yetmez."

أُولَـٰٓئِكَٱلَّذِينَيَدْعُونَيَبْتَغُونَإِلَىٰرَبِّهِمُٱلْوَسِيلَةَأَيُّهُمْأَقْرَبُوَيَرْجُونَرَحْمَتَهُوَيَخَافُونَعَذَابَهُٓإِنَّعَذَابَرَبِّكَكَانَمَحْذُورًا٥٧
Ülâike-llezîne yed’ûne yebtegûne ilâ rabbihimü-lvesîlete eyyühüm akrabü veyercûne rahmetehû veyehâfûne ’azâbeh. inne ’azâbe rabbike kâne mahzûrâ.

Taptıkları putlar Rablerine daha yakın olmak için vesile ararlar. O'nun rahmetini umar, azabından korkarlar. Zira Rabbinin azabı korkmağa değer.

وَإِنمِّنقَرْيَةٍإِلَّانَحْنُمُهْلِكُوهَاقَبْلَيَوْمِٱلْقِيَـٰمَةِأَوْمُعَذِّبُوهَاعَذَابًاشَدِيدًاكَانَذَٰلِكَفِىٱلْكِتَـٰبِمَسْطُورًا٥٨
Veim min karyetin illâ nahnü mühlikûhâ kable yevmi-lkiyâmeti ev mü’azzibûhâ ’azâben şedîdâ. kâne zâlike fi-lkitâbi mestûrâ.

Kıyamet gününden önce ortadan kaldırmayacağımız veya çetin azaba uğratmayacağımız bir şehir yoktur. Bu, Kitap'da yazılıdır.

وَمَامَنَعَنَآأَننُّرْسِلَبِٱلْـَٔايَـٰتِإِلَّآأَنكَذَّبَبِهَاٱلْأَوَّلُونَوَءَاتَيْنَاثَمُودَٱلنَّاقَةَمُبْصِرَةًفَظَلَمُوابِهَاوَمَانُرْسِلُبِٱلْـَٔايَـٰتِإِلَّاتَخْوِيفًا٥٩
Vemâ mene’anâ en nürsile bil'âyâti illâ en kezzebe bihe-l'evvelûn. veâteynâ semûde-nnâkate mübsiraten fezalemû bihâ. vemâ nürsilü bil'âyâti illâ tahvîfâ.

Bizi mucize göndermekten alıkoyan, ancak, öncekilerin onları yalanlamış olmalarıdır. Semud milletine gözle görülebilen bir mucize, bir dişi deve vermiştik de ona zulmetmişlerdi. Oysa Biz mucizeleri yalnız korkutmak için göndeririz.

وَإِذْقُلْنَالَكَإِنَّرَبَّكَأَحَاطَبِٱلنَّاسِوَمَاجَعَلْنَاٱلرُّءْيَاٱلَّتِىٓأَرَيْنَـٰكَإِلَّافِتْنَةًلِّلنَّاسِوَٱلشَّجَرَةَٱلْمَلْعُونَةَفِىٱلْقُرْءَانِوَنُخَوِّفُهُمْفَمَايَزِيدُهُمْإِلَّاطُغْيَـٰنًاكَبِيرًا٦٠
Veiz kulnâ leke inne rabbeke ehâta binnâs. vemâ ce’alne-rru'ye-lletî eraynâke illâ fitnetel linnâsi veşşecerate-lmel’ûnete fi-lkur'ân. venühavvifühüm femâ yezîdühüm illâ tugyânen kebîrâ.

Sana: "Rabbin şüphesiz insanları kuşatmıştır" demiştik; sana gösterdiğimiz rüya ile ve Kuran'da lanetlenmiş ağaçla, sadece insanları denedik. Biz onları korkutuyoruz, fakat bu onlara büyük taşkınlık vermekten başka birşeye yaramıyor.

وَإِذْقُلْنَالِلْمَلَـٰٓئِكَةِٱسْجُدُوالِـَٔادَمَفَسَجَدُوٓاإِلَّآإِبْلِيسَقَالَءَأَسْجُدُلِمَنْخَلَقْتَطِينًا٦١
Veiz kulnâ lilmelâiketi-scüdû liâdeme fesecedû illâ iblîs. kâle eescüdü limen halakte tînâ.

Meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik, İblis'ten başka hepsi secde etmiş, o ise: "çamurdan yarattığına mı secde edeceğim?" demişti.

قَالَأَرَءَيْتَكَهَـٰذَاٱلَّذِىكَرَّمْتَعَلَىَّلَئِنْأَخَّرْتَنِإِلَىٰيَوْمِٱلْقِيَـٰمَةِلَأَحْتَنِكَنَّذُرِّيَّتَهُٓإِلَّاقَلِيلًا٦٢
Kâle era'eyteke hâze-llezî kerramte ’aleyy. lein ehharteni ilâ yevmi-lkiyâmeti leahtenikenne zürriyyetehû illâ kalîlâ.

"Benden üstün kıldığını görüyor musun? Kıyamet gününe kadar beni ertelersen, and olsun ki, azı bir yana, onun soyunu kendi buyruğum altına alacağım" demişti.

قَالَٱذْهَبْفَمَنتَبِعَكَمِنْهُمْفَإِنَّجَهَنَّمَجَزَآؤُكُمْجَزَآءًمَّوْفُورًا٦٣
Kâle-zheb femen tebi’ake minhüm feinne cehenneme cezâüküm cezâem mevfûrâ.

Allah: "Haydi git! Onlardan sana kim uyarsa bil ki, cehennem hepinizin cezası olur, hem de tam bir ceza" dedi.

وَٱسْتَفْزِزْمَنِٱسْتَطَعْتَمِنْهُمبِصَوْتِكَوَأَجْلِبْعَلَيْهِمبِخَيْلِكَوَرَجِلِكَوَشَارِكْهُمْفِىٱلْأَمْوَٰلِوَٱلْأَوْلَـٰدِوَعِدْهُمْوَمَايَعِدُهُمُٱلشَّيْطَـٰنُإِلَّاغُرُورًا٦٤
Vestefziz meni-steta’te minhüm bisavtike veeclib ’aleyhim bihaylike veraclike veşârikhüm fi-l'emvâli vel'evlâdi ve’idhüm. vemâ ye’idühümü-şşeytânü illâ gurûrâ.

"Sesinle, gücünün yettiğini yerinden oynat, onlara karşı yaya ve atlılarınla haykırarak yürü, mallarına ve çocuklarına ortak ol, onlara vaadlerde bulun ama şeytan sadece onları aldatmak için vaadeder.

إِنَّعِبَادِىلَيْسَلَكَعَلَيْهِمْسُلْطَـٰنٌوَكَفَىٰبِرَبِّكَوَكِيلًا٦٥
İnne ’ibâdî leyse leke ’aleyhim sültân. vekefâ birabbike vekîlâ.

Doğrusu Benim mümin kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin olamaz. Rabbin vekil olarak yeter."

رَّبُّكُمُٱلَّذِىيُزْجِىلَكُمُٱلْفُلْكَفِىٱلْبَحْرِلِتَبْتَغُوامِنفَضْلِهِٓإِنَّهُكَانَبِكُمْرَحِيمًا٦٦
Rabbükümü-llezî yüzcî lekümü-lfülke fi-lbahri litebtegû min fadlih. innehû kâne biküm rahîmâ.

Rabbiniz, bol nimetinden elde edesiniz diye, denizde gemileri sizin için yüzdürür. O, size merhamet eder.

وَإِذَامَسَّكُمُٱلضُّرُّفِىٱلْبَحْرِضَلَّمَنتَدْعُونَإِلَّآإِيَّاهُفَلَمَّانَجَّىٰكُمْإِلَىٱلْبَرِّأَعْرَضْتُمْوَكَانَٱلْإِنسَـٰنُكَفُورًا٦٧
Veizâ messekümu-ddurru fi-lbahri dalle men ted’ûne illâ iyyâh. felemmâ neccâküm ile-lberri a’radtüm. vekâne-l'insânü kefûrâ.

Denizde bir sıkıntıya düştüğünüz zaman, Allah'tan başka yalvardıklarınız kaybolup gider, fakat O sizi karaya çıkararak kurtarınca yüz çevirirsiniz. Zaten insan pek nankördür.

أَفَأَمِنتُمْأَنيَخْسِفَبِكُمْجَانِبَٱلْبَرِّأَوْيُرْسِلَعَلَيْكُمْحَاصِبًاثُمَّلَاتَجِدُوالَكُمْوَكِيلًا٦٨
Efeemintüm ey yahsife biküm cânibe-lberri ev yürsile ’aleyküm hâsiben sümme lâ tecidû leküm vekîlâ.

Onun karada da, sizi yere batırmasından veya başınıza taş yağdırmasından güvende misiniz? Sonra kendinize bir koruyucu da bulamazsınız.

أَمْأَمِنتُمْأَنيُعِيدَكُمْفِيهِتَارَةًأُخْرَىٰفَيُرْسِلَعَلَيْكُمْقَاصِفًامِّنَٱلرِّيحِفَيُغْرِقَكُمبِمَاكَفَرْتُمْثُمَّلَاتَجِدُوالَكُمْعَلَيْنَابِهِتَبِيعًا٦٩
Em emintüm ey yü’îdeküm fîhi târaten uhrâ feyürsile ’aleyküm kâsifem mine-rrîhi feyugrikaküm bimâ kefertüm sümme lâ tecidû leküm ’aleynâ bihî tebî’â.

Yoksa sizi tekrar denize döndürüp, üzerinize ortalığı yıkan bir fırtına gönderip, inkarlarınızdan ötürü sizi suda boğmasından güvende misiniz? O zaman bize soru soracak bir yardımcı da bulamazsınız.

وَلَقَدْكَرَّمْنَابَنِىٓءَادَمَوَحَمَلْنَـٰهُمْفِىٱلْبَرِّوَٱلْبَحْرِوَرَزَقْنَـٰهُممِّنَٱلطَّيِّبَـٰتِوَفَضَّلْنَـٰهُمْعَلَىٰكَثِيرٍمِّمَّنْخَلَقْنَاتَفْضِيلًا٧٠
Velekad kerramnâ benî âdeme vehamelnâhüm fi-lberri velbahri verazaknâhüm mine-ttayyibâti vefeddalnâhüm ’alâ kesîrim mimmen halaknâ tefdîlâ.

And olsun ki, biz insanoğullarını şerefli kıldık, onların karada ve denizde gezmesini sağladık, temiz şeylerle onları rızıklandırdık, yaratıklarımızın pek çoğundan üstün kıldık.

يَوْمَنَدْعُواكُلَّأُنَاسٍبِإِمَـٰمِهِمْفَمَنْأُوتِىَكِتَـٰبَهُبِيَمِينِهِفَأُولَـٰٓئِكَيَقْرَءُونَكِتَـٰبَهُمْوَلَايُظْلَمُونَفَتِيلًا٧١
Yevme ned’û külle ünâsim biimâmihim. femen ûtiye kitâbehû biyemînihî feülâike yakraûne kitâbehüm velâ yuzlemûne fetîlâ.

Bir gün bütün insanları önderleriyle beraber çağırırız. O gün kitabı sağından verilenler, işte onlar kitablarını okurlar. Onlara kıl kadar haksizlik edilmez.

وَمَنكَانَفِىهَـٰذِهِٓأَعْمَىٰفَهُوَفِىٱلْـَٔاخِرَةِأَعْمَىٰوَأَضَلُّسَبِيلًا٧٢
Vemen kâne fî hâzihî a’mâ fehüve fi-l'âhirati a’mâ veedallü sebîlâ.

Bu dünyada kalbi kör olan, ahirette de kör ve daha şaşkındır.

وَإِنكَادُوالَيَفْتِنُونَكَعَنِٱلَّذِىٓأَوْحَيْنَآإِلَيْكَلِتَفْتَرِىَعَلَيْنَاغَيْرَهُوَإِذًالَّٱتَّخَذُوكَخَلِيلًا٧٣
Vein kâdû leyeftinûneke ’ani-llezî evhaynâ ileyke litefteriye ’aleynâ gayrah. veizel lettehazûke halîlâ.

Seni, sana vahyettiğimizden ayırıp başka bir şeyi Bize karşı uydurman için uğraşırlar. O zaman seni dost edinirler.

وَلَوْلَآأَنثَبَّتْنَـٰكَلَقَدْكِدتَّتَرْكَنُإِلَيْهِمْشَيْـًٔاقَلِيلًا٧٤
Velevlâ en sebbetnâke lekad kitte terkenü ileyhim şey'en kalîlâ.

Sana sebat vermemiş olsaydık, and olsun ki, az da olsa onlara meyledecektin.

إِذًالَّأَذَقْنَـٰكَضِعْفَٱلْحَيَوٰةِوَضِعْفَٱلْمَمَاتِثُمَّلَاتَجِدُلَكَعَلَيْنَانَصِيرًا٧٥
İzel leezaknâke di’fe-lhayâti vedi’fe-lmemâti sümme lâ tecidü leke ’aleynâ nesîrâ.

O takdirde sana, hayatın da ölümün de, kat kat azabını tattırırdık. Sonra bize karşı bir yardımcı da bulamazdın.

وَإِنكَادُوالَيَسْتَفِزُّونَكَمِنَٱلْأَرْضِلِيُخْرِجُوكَمِنْهَاوَإِذًالَّايَلْبَثُونَخِلَـٰفَكَإِلَّاقَلِيلًا٧٦
Vein kâdû leyestefizzûneke mine-l'ardi liyuhricûke minhâ veizel lâ yelbesûne hilâfeke illâ kalîlâ.

Memleketinden çıkarmak için seni nerdeyse zorlayacaklardı. O takdirde senin ardından onlar da pek az kalabilirlerdi.

سُنَّةَمَنقَدْأَرْسَلْنَاقَبْلَكَمِنرُّسُلِنَاوَلَاتَجِدُلِسُنَّتِنَاتَحْوِيلًا٧٧
Sünnete men kad erselnâ kableke mir rusülinâ velâ tecidü lisünnetinâ tahvîlâ.

Bu, senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimize de uyguladığımız yasadır. Sen bizim yasamızda değişiklik bulamazsın.

أَقِمِٱلصَّلَوٰةَلِدُلُوكِٱلشَّمْسِإِلَىٰغَسَقِٱلَّيْلِوَقُرْءَانَٱلْفَجْرِإِنَّقُرْءَانَٱلْفَجْرِكَانَمَشْهُودًا٧٨
Ekimi-ssalâte lidülûki-şşemsi ilâ gaseki-lleyli vekur'âne-lfecr. inne kur'âne-lfecri kâne meşhûdâ.

Güneşin batıya yönelmesinden gecenin kararmasına kadar namaz kıl; sabah vakti de namaz kıl, zira sabah namazına melekler şahit olur.

وَمِنَٱلَّيْلِفَتَهَجَّدْبِهِنَافِلَةًلَّكَعَسَىٰٓأَنيَبْعَثَكَرَبُّكَمَقَامًامَّحْمُودًا٧٩
Vemine-lleyli fetehecced bihî nâfiletel lek. ’asâ ey yeb’aseke rabbüke mekâmem mahmûdâ.

Geceleyin uyanıp, yalnız sana mahsus olarak fazladan namaz kıl. Belki de Rabbin seni övülecek makama yükseltir.

وَقُلرَّبِّأَدْخِلْنِىمُدْخَلَصِدْقٍوَأَخْرِجْنِىمُخْرَجَصِدْقٍوَٱجْعَللِّىمِنلَّدُنكَسُلْطَـٰنًانَّصِيرًا٨٠
Vekur rabbi edhilnî müdhale sidkiv veahricnî muhrace sidkiv vec’al lî mil ledünke sültânen nesîrâ.

De ki: "Rabbim! Beni dahil edeceğin yere hoşnutluk ve esenlikle dahil et; çıkaracağın yerden de hoşnutluk ve esenlikle çıkar. Katından beni destekleyecek bir kuvvet ver."

وَقُلْجَآءَٱلْحَقُّوَزَهَقَٱلْبَـٰطِلُإِنَّٱلْبَـٰطِلَكَانَزَهُوقًا٨١
Vekul câe-lhakku vezeheka-lbâtil. inne-lbâtile kâne zehûkâ.

De ki: "Hak geldi, batıl ortadan kalkmaya mahkumdur."

وَنُنَزِّلُمِنَٱلْقُرْءَانِمَاهُوَشِفَآءٌوَرَحْمَةٌلِّلْمُؤْمِنِينَوَلَايَزِيدُٱلظَّـٰلِمِينَإِلَّاخَسَارًا٨٢
Venünezzilü mine-lkur'âni mâ hüve şifâüv verahmetül lilmü'minîne velâ yezîdu-zzâlimîne illâ hasârâ.

Kuran'dan inananlara rahmet ve şifa olan şeyler indiriyoruz. O, zalimlerin ise sadece kaybını artırır.

وَإِذَآأَنْعَمْنَاعَلَىٱلْإِنسَـٰنِأَعْرَضَوَنَـَٔابِجَانِبِهِوَإِذَامَسَّهُٱلشَّرُّكَانَيَـُٔوسًا٨٣
Veizâ en’amnâ ’ale-l'insâni a’rada veneâ bicânibih. veizâ messehü-şşerru kâne yeûsâ.

İnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirerek yan çizer; başına bir kötülük gelince de yese düşer.

قُلْكُلٌّيَعْمَلُعَلَىٰشَاكِلَتِهِفَرَبُّكُمْأَعْلَمُبِمَنْهُوَأَهْدَىٰسَبِيلًا٨٤
Kul küllüy ya’melü ’alâ şâkiletih. ferabbüküm a’lemü bimen hüve ehdâ sebîlâ.

De ki: "Herkes yaradılışına göre davranır. Rabbiniz kimin en doğru yolda olduğunu bilir."

وَيَسْـَٔلُونَكَعَنِٱلرُّوحِقُلِٱلرُّوحُمِنْأَمْرِرَبِّىوَمَآأُوتِيتُممِّنَٱلْعِلْمِإِلَّاقَلِيلًا٨٥
Veyes'elûneke ’ani-rrûh. kuli-rrûhu min emri rabbî vemâ ûtîtüm mine-l’ilmi illâ kalîlâ.

Sana ruhun ne olduğunu soruyorlar, de ki: "Ruh, Rabbimin emrinden ibarettir. Bu hususta size pek az bilgi verilmiştir."

وَلَئِنشِئْنَالَنَذْهَبَنَّبِٱلَّذِىٓأَوْحَيْنَآإِلَيْكَثُمَّلَاتَجِدُلَكَبِهِعَلَيْنَاوَكِيلًا٨٦
Velein şi'nâ lenezhebenne billezî evhaynâ ileyke sümme lâ tecidü leke bihî ’aleynâ vekîlâ.

Dileseydik and olsun ki, sana vahyettiğimizi alıp götürürdük. Sonra bize karşı duracak bir vekil de bulamazdın.

إِلَّارَحْمَةًمِّنرَّبِّكَإِنَّفَضْلَهُكَانَعَلَيْكَكَبِيرًا٨٧
İllâ rahmetem mir rabbik. inne fadlehû kâne ’aleyke kebîrâ.

Bunu yapmayışı ancak Rabbinin sana merhamet etmesindendir. Çünkü O'nun sana olan nimeti büyüktür.

قُللَّئِنِٱجْتَمَعَتِٱلْإِنسُوَٱلْجِنُّعَلَىٰٓأَنيَأْتُوابِمِثْلِهَـٰذَاٱلْقُرْءَانِلَايَأْتُونَبِمِثْلِهِوَلَوْكَانَبَعْضُهُمْلِبَعْضٍظَهِيرًا٨٨
Kul leini-cteme’ati-l'insü velcinnü ’alâ ey ye'tû bimisli hâze-lkur'âni lâ ye'tûne bimislihî velev kâne ba’duhüm liba’din zahîrâ.

De ki: "İnsanlar ve cinler, birbirine yardımcı olarak bu Kuran'ın bir benzerini ortaya koymak için bir araya gelseler, and olsun ki, yine de benzerini ortaya koyamazlar."

وَلَقَدْصَرَّفْنَالِلنَّاسِفِىهَـٰذَاٱلْقُرْءَانِمِنكُلِّمَثَلٍفَأَبَىٰٓأَكْثَرُٱلنَّاسِإِلَّاكُفُورًا٨٩
Velekad sarrafnâ linnâsi fî hâze-lkur'âni min külli mesel. feebâ ekseru-nnâsi illâ küfûrâ.

And olsun ki, biz Kuran'da insanlara türlü türlü misal gösterip açıkladık. Öyleyken insanların çoğu nankör olmakta direndiler.

وَقَالُوالَننُّؤْمِنَلَكَحَتَّىٰتَفْجُرَلَنَامِنَٱلْأَرْضِيَنبُوعًا٩٠
Vekâlû len nü'mine leke hattâ tefcüra lenâ mine-l'ardi yembû’â.

Şöyle söylediler: "Bize, yerden kaynaklar fışkırtmadıkça sana inanmayacağız",

أَوْتَكُونَلَكَجَنَّةٌمِّننَّخِيلٍوَعِنَبٍفَتُفَجِّرَٱلْأَنْهَـٰرَخِلَـٰلَهَاتَفْجِيرًا٩١
Ev tekûne leke cennetüm min nehîliv ve’inebin fetüfeccira-l'enhâra hilâlehâ tefcîrâ.

"Veya hurmalıkların, bağların olup, aralarında ırmaklar akıtmalısın."

أَوْتُسْقِطَٱلسَّمَآءَكَمَازَعَمْتَعَلَيْنَاكِسَفًاأَوْتَأْتِىَبِٱللَّهِوَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِقَبِيلًا٩٢
Ev tüskita-ssemâe kemâ za’amte ’aleynâ kisefen ev te'tiye billâhi velmelâiketi kabîlâ.

"Yahut da iddia ettiğin gibi, göğü tepemize parça parça düşürmeli, ya da Allah'ı ve melekleri karşımıza getirmelisin."

أَوْيَكُونَلَكَبَيْتٌمِّنزُخْرُفٍأَوْتَرْقَىٰفِىٱلسَّمَآءِوَلَننُّؤْمِنَلِرُقِيِّكَحَتَّىٰتُنَزِّلَعَلَيْنَاكِتَـٰبًانَّقْرَؤُهُقُلْسُبْحَانَرَبِّىهَلْكُنتُإِلَّابَشَرًارَّسُولًا٩٣
Ev yekûne leke beytüm min zuhrufin ev terkâ fi-ssemâ'. velen nü'mine lirukiyyike hattâ tünezzile ’aleynâ kitâben nakraüh. kul sübhâne rabbî hel küntü illâ beşerar rasûlâ.

"Veya altın bir evin olmalı, yahut göğe yükselmelisin ama oradan okuyacağımız bir kitap indirmezsen yine o yükselmene inanmayacağız." De ki: "Fesubhanallah! Ben peygamber olan bir insandan başka bir şey miyim? "

وَمَامَنَعَٱلنَّاسَأَنيُؤْمِنُوٓاإِذْجَآءَهُمُٱلْهُدَىٰٓإِلَّآأَنقَالُوٓاأَبَعَثَٱللَّهُبَشَرًارَّسُولًا٩٤
Vemâ mene’a-nnâse ey yü'minû iz câehümü-lhüdâ illâ en kâlû ebe’ase-llâhü beşerar rasûlâ.

İnsanlara doğruluk rehberi geldiği zaman, inanmalarına engel olan, sadece: "Allah peygamber olarak bir insan mı gönderdi?" demiş olmalarıdır.

قُللَّوْكَانَفِىٱلْأَرْضِمَلَـٰٓئِكَةٌيَمْشُونَمُطْمَئِنِّينَلَنَزَّلْنَاعَلَيْهِممِّنَٱلسَّمَآءِمَلَكًارَّسُولًا٩٥
Kul lev kâne fi-l'ardi melâiketüy yemşûne mutmeinnîne lenezzelnâ ’aleyhim mine-ssemâi meleker rasûlâ.

De ki: "Yeryüzünde yerleşip dolaşanlar melek olsalardı, biz de onlara gökten peygamber olarak bir melek gönderirdik."

قُلْكَفَىٰبِٱللَّهِشَهِيدًابَيْنِىوَبَيْنَكُمْإِنَّهُكَانَبِعِبَادِهِخَبِيرًابَصِيرًا٩٦
Kul kefâ billâhi şehîdem beynî vebeyneküm. innehû kâne bi’ibâdihî habîram besîrâ.

De ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Doğrusu O, kullarını görür, haberdardır."

وَمَنيَهْدِٱللَّهُفَهُوَٱلْمُهْتَدِوَمَنيُضْلِلْفَلَنتَجِدَلَهُمْأَوْلِيَآءَمِندُونِهِوَنَحْشُرُهُمْيَوْمَٱلْقِيَـٰمَةِعَلَىٰوُجُوهِهِمْعُمْيًاوَبُكْمًاوَصُمًّامَّأْوَىٰهُمْجَهَنَّمُكُلَّمَاخَبَتْزِدْنَـٰهُمْسَعِيرًا٩٧
Vemey yehdi-llâhü fehüve-lmühted. vemey yudlil felen tecide lehüm evliyâe min dûnih. venahşüruhüm yevme-lkiyâmeti ’alâ vucûhihim ’umyev vebükmev vesummâ. me'vâhüm cehennem. küllemâ habet zidnâhüm se’îrâ.

Allah'ın doğru yola eriştirdiği kimse hak yoldadır. Kimleri de saptırırsa, artık onlar için Allah'dan başka dostlar bulamazsın. Biz onları kıyamet günü yüzükoyun, körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz. Varacakları yer cehennemdir. Onun ateşi ne zaman sönmeye yüz tutsa hemen alevini artırırız.

ذَٰلِكَجَزَآؤُهُمبِأَنَّهُمْكَفَرُوابِـَٔايَـٰتِنَاوَقَالُوٓاأَءِذَاكُنَّاعِظَـٰمًاوَرُفَـٰتًاأَءِنَّالَمَبْعُوثُونَخَلْقًاجَدِيدًا٩٨
Zâlike cezâühüm biennehüm keferû biâyâtinâ vekâlû eizâ künnâ ’izâmev verufâten einnâ lemeb’ûsûne halkan cedîdâ.

Bu, ayetlerimizi inkar etmelerinin ve: "Kemik ve ufalanmış toprak olduğumuzda mı yeniden dirileceğiz?" demelerinin cezasıdır.

أَوَلَمْيَرَوْاأَنَّٱللَّهَٱلَّذِىخَلَقَٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضَقَادِرٌعَلَىٰٓأَنيَخْلُقَمِثْلَهُمْوَجَعَلَلَهُمْأَجَلًالَّارَيْبَفِيهِفَأَبَىٱلظَّـٰلِمُونَإِلَّاكُفُورًا٩٩
Evelem yerav enne-llâhe-llezî haleka-ssemâvâti vel'arda kâdirun ’alâ ey yahlüka mislehüm vece’ale lehüm ecelel lâ raybe fîh. feebe-zzâlimûne illâ küfûrâ.

Gökleri ve yeri yaratan Allah'ın, onların benzerlerini de tekrar yaratmaya Kadir olduğunu görmezler mi? Onlar için şüphe götürmeyen bir süre tayin etmiştir. Öyleyken, zalimler, inkarcılıkta hala direnirler.

قُللَّوْأَنتُمْتَمْلِكُونَخَزَآئِنَرَحْمَةِرَبِّىٓإِذًالَّأَمْسَكْتُمْخَشْيَةَٱلْإِنفَاقِوَكَانَٱلْإِنسَـٰنُقَتُورًا١٠٠
Kul lev entüm temlikûne hazâine rahmeti rabbî izel leemsektüm haşyete-l'infâk. vekâne-l'insânü katûrâ.

De ki: "Rabbimin rahmet hazinelerine siz sahip olsaydınız, tükenir korkusuyla yine de cimrilik ederdiniz. Zaten insanlar pek cimridir."

وَلَقَدْءَاتَيْنَامُوسَىٰتِسْعَءَايَـٰتٍبَيِّنَـٰتٍفَسْـَٔلْبَنِىٓإِسْرَٰٓءِيلَإِذْجَآءَهُمْفَقَالَلَهُفِرْعَوْنُإِنِّىلَأَظُنُّكَيَـٰمُوسَىٰمَسْحُورًا١٠١
Velekad âteynâ mûsâ tis’a âyâtim beyyinâtin fes'el benî isrâîle iz câehüm fekâle lehû fir’avnü innî leezunnüke yâ mûsâ meshûrâ.

And olsun ki, Musa'ya dokuz tane apaçık mucize verdik. İsrailoğullarına sor, Musa onlara geldiğinde, Firavun kendisine: "Ey Musa! Ben seni büyülenmiş sanıyorum" demişti.

قَالَلَقَدْعَلِمْتَمَآأَنزَلَهَـٰٓؤُلَآءِإِلَّارَبُّٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِبَصَآئِرَوَإِنِّىلَأَظُنُّكَيَـٰفِرْعَوْنُمَثْبُورًا١٠٢
Kâle lekad ’alimte mâ enzele hâülâi illâ rabbü-ssemâvâti vel'ardi besâir. veinnî leezunnüke yâ fir’avnü mesbûrâ.

Musa da: "And olsun ki, bunları göklerin ve yerin Rabbinin açık belgeler olarak indirdiğini biliyorsun. Ey Firavun! Doğrusu senin mahvolacağını sanıyorum" demişti.

فَأَرَادَأَنيَسْتَفِزَّهُممِّنَٱلْأَرْضِفَأَغْرَقْنَـٰهُوَمَنمَّعَهُجَمِيعًا١٠٣
Feerâde ey yestefizzehüm mine-l'ardi feagraknâhü vemem me’ahû cemî’â.

Firavun bunun üzerine onları memleketten sürmek istedi. Biz de onu ve beraberindekilerin hepsini suda boğduk.

وَقُلْنَامِنبَعْدِهِلِبَنِىٓإِسْرَٰٓءِيلَٱسْكُنُواٱلْأَرْضَفَإِذَاجَآءَوَعْدُٱلْـَٔاخِرَةِجِئْنَابِكُمْلَفِيفًا١٠٤
Vekulnâ mim ba’dihî libenî isrâîle-skünü-l'arda feizâ câe va’dü-l'âhirati ci'nâ biküm lefîfâ.

Sonra İsrailoğullarına: "Bu memlekette siz oturun, kıyamet koptuğunda hepinizi bir araya getiririz." dedik.

وَبِٱلْحَقِّأَنزَلْنَـٰهُوَبِٱلْحَقِّنَزَلَوَمَآأَرْسَلْنَـٰكَإِلَّامُبَشِّرًاوَنَذِيرًا١٠٥
Vebilhakki enzelnâhü vebilhakki nezel. vemâ erselnâke illâ mübeşşirav venezîrâ.

Kuran'ı ancak hak olarak indirdik ve o da indiği gibi hak olarak kaldı. Seni de yalnız müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.

وَقُرْءَانًافَرَقْنَـٰهُلِتَقْرَأَهُعَلَىٱلنَّاسِعَلَىٰمُكْثٍوَنَزَّلْنَـٰهُتَنزِيلًا١٠٦
Vekur'ânen feraknâhü litakraehû ’ale-nnâsi ’alâ müksiv venezzelnâhü tenzîlâ.

Kuran'ı, insanlara ağır ağır okuman için, bölüm bölüm indirdik ve onu gerektikçe indirdik.

قُلْءَامِنُوابِهِٓأَوْلَاتُؤْمِنُوٓاإِنَّٱلَّذِينَأُوتُواٱلْعِلْمَمِنقَبْلِهِٓإِذَايُتْلَىٰعَلَيْهِمْيَخِرُّونَلِلْأَذْقَانِسُجَّدًا١٠٧
Kul âminû bihî ev lâ tü'minû. inne-llezîne ûtü-l’ilme min kablihî izâ yütlâ ’aleyhim yehirrûne lil'ezkâni süccedâ.

De ki: "Kuran'a ister inanın, isten inanmayın, O'ndan önceki bilginlere o okunduğu zaman, yüzleri üzerine secdeye varırlar" ve "Rabbimiz münezzehtir. Rabbimiz'in sözü şüphesiz yerine gelecektir" derler.

وَيَقُولُونَسُبْحَـٰنَرَبِّنَآإِنكَانَوَعْدُرَبِّنَالَمَفْعُولًا١٠٨
Veyekûlûne sübhâne rabbinâ in kâne va’dü rabbinâ lemef’ûlâ.

De ki: "Kuran'a ister inanın, isten inanmayın, O'ndan önceki bilginlere o okunduğu zaman, yüzleri üzerine secdeye varırlar" ve "Rabbimiz münezzehtir. Rabbimiz'in sözü şüphesiz yerine gelecektir" derler.

وَيَخِرُّونَلِلْأَذْقَانِيَبْكُونَوَيَزِيدُهُمْخُشُوعًا١٠٩
Veyehirrûne lil'ezkâni yebkûne veyezîdühüm huşû’â.

Ağlayarak yüz üstü yere kapanırlar; bu, onların gönüllerindeki saygıyı artırır.

قُلِٱدْعُواٱللَّهَأَوِٱدْعُواٱلرَّحْمَـٰنَأَيًّامَّاتَدْعُوافَلَهُٱلْأَسْمَآءُٱلْحُسْنَىٰوَلَاتَجْهَرْبِصَلَاتِكَوَلَاتُخَافِتْبِهَاوَٱبْتَغِبَيْنَذَٰلِكَسَبِيلًا١١٠
Kuli-d’ü-llâhe evi-d’ü-rrahmân. eyyem mâ ted’û felehü-l'esmâü-lhusnâ. velâ techer bisalâtike velâ tühâfit bihâ vebtegi beyne zâlike sebîlâ.

De ki: "İster Allah deyin, ister Rahman deyin, hangisini derseniz deyin, en güzel isimler O'nundur." Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma, ikisi ortasında bir yol tut.

وَقُلِٱلْحَمْدُلِلَّهِٱلَّذِىلَمْيَتَّخِذْوَلَدًاوَلَمْيَكُنلَّهُشَرِيكٌفِىٱلْمُلْكِوَلَمْيَكُنلَّهُوَلِىٌّمِّنَٱلذُّلِّوَكَبِّرْهُتَكْبِيرًا١١١
Vekuli-lhamdü lillâhi-llezî lem yettehiz veledev velem yekül lehû şerîkün fi-lmülki velem yekül lehû veliyyüm mine-zzülli vekebbirhü tekbîrâ.

De ki: "Hamd, çocuk edinmemiş olan, hükümranlığında ortağı bulunmayan, düşkün olmayıp yardımcıya da ihtiyaç göstermeyen Allah'a mahsustur." O'nu gereği gibi büyükle.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay