Mücâdele Suresi
22 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
قَدْسَمِعَٱللَّهُقَوْلَٱلَّتِىتُجَـٰدِلُكَفِىزَوْجِهَاوَتَشْتَكِىٓإِلَىٱللَّهِوَٱللَّهُيَسْمَعُتَحَاوُرَكُمَآإِنَّٱللَّهَسَمِيعٌبَصِيرٌ١
Kad semi’a-llâhü kavle-lletî tücâdilüke fi zevcihâ veteştekî ile-llâh. vellâhü yesme’u tehâvurakümâ. inne-llâhe semî’um besîr.

Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikayette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir; esasen Allah konuşmanızı işitir. Doğrusu Allah işitendir, görendir.

ٱلَّذِينَيُظَـٰهِرُونَمِنكُممِّننِّسَآئِهِممَّاهُنَّأُمَّهَـٰتِهِمْإِنْأُمَّهَـٰتُهُمْإِلَّاٱلَّـٰٓـِٔىوَلَدْنَهُمْوَإِنَّهُمْلَيَقُولُونَمُنكَرًامِّنَٱلْقَوْلِوَزُورًاوَإِنَّٱللَّهَلَعَفُوٌّغَفُورٌ٢
Ellezîne yüzâhirûne minküm min nisâihim mâ hünne ümmehâtihim. in ümmehâtühüm ille-llâî velednâhüm. veinnehüm leyekûlûne münkeram mine-lkavli vezûrâ. veinne-llâhe le’afüvvun gafûr.

İçinizde karılarını "zıhar" yapanlar bilsinler ki, karıları anneleri değildir; anneleri ancak, onları doğuranlardır. Doğrusu söyledikleri kötü ve asılsız bir sözdür. Allah şüphesiz affedendir, bağışlayandır.

وَٱلَّذِينَيُظَـٰهِرُونَمِننِّسَآئِهِمْثُمَّيَعُودُونَلِمَاقَالُوافَتَحْرِيرُرَقَبَةٍمِّنقَبْلِأَنيَتَمَآسَّاذَٰلِكُمْتُوعَظُونَبِهِوَٱللَّهُبِمَاتَعْمَلُونَخَبِيرٌ٣
Vellezîne yüzâhirûne min nisâihim sümme ye’ûdûne limâ kâlû fetahrîru rakabetim min kabli ey yetemâssâ. zâliküm tû’azûne bih. vellâhü bimâ ta’melûne habîr.

Karılarını zıhar yoluyla boşamak isteyip, sonra sözlerinden dönenlerin, ailesiyle temas etmeden bir köle azad etmeleri gerekir. Size bu hususta böylece öğüt verilmektedir. Allah, işlediklerinizden haberdardır.

فَمَنلَّمْيَجِدْفَصِيَامُشَهْرَيْنِمُتَتَابِعَيْنِمِنقَبْلِأَنيَتَمَآسَّافَمَنلَّمْيَسْتَطِعْفَإِطْعَامُسِتِّينَمِسْكِينًاذَٰلِكَلِتُؤْمِنُوابِٱللَّهِوَرَسُولِهِوَتِلْكَحُدُودُٱللَّهِوَلِلْكَـٰفِرِينَعَذَابٌأَلِيمٌ٤
Femel lem yecid fesiyâmü şehrayni mütetâbi’ayni min kabli ey yetemâssâ. femel lem yesteti’ feit’âmü sittîne miskînâ. zâlike litü'minû billâhi verasûlih. vetilke hudûdü-llâh. velilkâfirîne ’azâbün elîm.

Azad edecek köle bulamayanın, ailesiyle temastan önce iki ay birbiri peşinden oruç tutması gerekir. Buna gücü yetmeyen, altmış düşkünü doyurur. Bu kolaylık, Allah'a ve Peygamberine inanmış olmanızdan ötürüdür; bunlar, Allah'ın koyduğu sınırlardır; inkar edenler için can yakıcı azap vardır.

إِنَّٱلَّذِينَيُحَآدُّونَٱللَّهَوَرَسُولَهُكُبِتُواكَمَاكُبِتَٱلَّذِينَمِنقَبْلِهِمْوَقَدْأَنزَلْنَآءَايَـٰتٍبَيِّنَـٰتٍوَلِلْكَـٰفِرِينَعَذَابٌمُّهِينٌ٥
İnne-llezîne yühâddûne-llâhe verasûlehû kübitû kemâ kübite-llezîne min kablihim vekad enzelnâ âyâtim beyyinât. velilkâfirîne ’azâbüm mühîn.

Allah'a ve Peygamberine karşı gelenler, kendilerinden öncekiler nasıl alçaltıldı ise öyle alçaltılacaklardır. Biz, apaçık ayetler indirmişizdir, bunları inkar edene alçaltıcı azap vardır.

يَوْمَيَبْعَثُهُمُٱللَّهُجَمِيعًافَيُنَبِّئُهُمبِمَاعَمِلُوٓاأَحْصَىٰهُٱللَّهُوَنَسُوهُوَٱللَّهُعَلَىٰكُلِّشَىْءٍشَهِيدٌ٦
Yevme yeb’asühümü-llâhü cemî’an feyünebbiühüm bimâ ’amilû. ahsâhü-llâhü venesûh. vellâhü ’alâ külli şey'in şehîd.

Allah onların hepsini dirilttiği gün, kendilerine işlediklerini haber verir; Allah onları bir bir saymıştır, fakat kendileri unutmuşlardır. Allah her şeye şahiddir.

أَلَمْتَرَأَنَّٱللَّهَيَعْلَمُمَافِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَمَافِىٱلْأَرْضِمَايَكُونُمِننَّجْوَىٰثَلَـٰثَةٍإِلَّاهُوَرَابِعُهُمْوَلَاخَمْسَةٍإِلَّاهُوَسَادِسُهُمْوَلَآأَدْنَىٰمِنذَٰلِكَوَلَآأَكْثَرَإِلَّاهُوَمَعَهُمْأَيْنَمَاكَانُواثُمَّيُنَبِّئُهُمبِمَاعَمِلُوايَوْمَٱلْقِيَـٰمَةِإِنَّٱللَّهَبِكُلِّشَىْءٍعَلِيمٌ٧
Elem tera enne-llâhe ya’lemü mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. mâ yekûnü min necvâ selâsetin illâ hüve râbi’uhüm velâ hamsetin illâ hüve sâdisühüm velâ ednâ min zâlike velâ eksera illâ hüve me’ahüm eyne mâ kânû. sümme yünebbiühüm bimâ ’amilû yevme-lkiyâmeh. inne-llâhe bikülli şey'in ’alîm.

Göklerde olanları da, yerde olanları da Allah'ın bildiğini bilmez misin? Üç kişinin gizli bulunduğu yerde dördüncü mutlaka O'dur; beş kişinin gizli bulunduğu yerde altıncıları mutlaka O'dur; bunlardan az veya çok, ne olursa olsunlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, mutlak onlarla beraberdir. Sonra, kıyamet günü, işlediklerini onlara haber verir. Doğrusu Allah her şeyi bilendir.

أَلَمْتَرَإِلَىٱلَّذِينَنُهُواعَنِٱلنَّجْوَىٰثُمَّيَعُودُونَلِمَانُهُواعَنْهُوَيَتَنَـٰجَوْنَبِٱلْإِثْمِوَٱلْعُدْوَٰنِوَمَعْصِيَتِٱلرَّسُولِوَإِذَاجَآءُوكَحَيَّوْكَبِمَالَمْيُحَيِّكَبِهِٱللَّهُوَيَقُولُونَفِىٓأَنفُسِهِمْلَوْلَايُعَذِّبُنَاٱللَّهُبِمَانَقُولُحَسْبُهُمْجَهَنَّمُيَصْلَوْنَهَافَبِئْسَٱلْمَصِيرُ٨
Elem tera ile-llezîne nühû ’ani-nnecvâ sümme ye’ûdûne limâ nühû ’anhü veyetenâcevne bil'ismi vel’udvâv vema’siyeti-rrasûl. veizâ câûke hayyevke bimâ lem yühayyike bihi-llâhü veyekûlûne fî enfüsihim levlâ yü’azzibüne-llâhü bimâ nekûl. hasbühüm cehennem. yaslevnehâ. febi'se-lmesîr.

Gizli toplantıdan menedilen, sonra menolundukları şeyi yapmaya kalkışarak günah işlemek, düşmanlık etmek ve Peygambere karşı gelmek konusunda gizli gizli konuşanları görmedin mi? Sana geldiklerinde, Allah'ın seni selamlamadığı bir şekilde seni selamlarlar; içlerinden, "Gerçekten peygamber olsaydı Allah'ın bizi, söylediklerimizden ötürü, cezalandırması gerekmez miydi?" derler. Cehennem onlara yeter. Oraya girerler, ne kötü dönüştür!

يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوٓاإِذَاتَنَـٰجَيْتُمْفَلَاتَتَنَـٰجَوْابِٱلْإِثْمِوَٱلْعُدْوَٰنِوَمَعْصِيَتِٱلرَّسُولِوَتَنَـٰجَوْابِٱلْبِرِّوَٱلتَّقْوَىٰوَٱتَّقُواٱللَّهَٱلَّذِىٓإِلَيْهِتُحْشَرُونَ٩
Yâ eyyühe-llezîne âmenû izâ tenâceytüm felâ tetenâcev bil'ismi vel’udvâni vema’siyeti-rrasûli vetenâcev bilbirri vettakvâ. vetteku-llâhe-llezî ileyhi tuhşerûn.

Ey inananlar! Gizli konuştuğunuz zaman, günah işlemeyi, düşmanlık etmeyi ve Peygambere karşı gelmeyi fısıldaşmayın; iyilik yapmak ve Allah'a karşı gelmekten sakınmayı konuşun; kıyamet günü huzurunda toplanacağınız Allah'tan sakının.

إِنَّمَاٱلنَّجْوَىٰمِنَٱلشَّيْطَـٰنِلِيَحْزُنَٱلَّذِينَءَامَنُواوَلَيْسَبِضَآرِّهِمْشَيْـًٔاإِلَّابِإِذْنِٱللَّهِوَعَلَىٱللَّهِفَلْيَتَوَكَّلِٱلْمُؤْمِنُونَ١٠
İnneme-nnecvâ mine-şşeytâni liyahzüne-llezîne âmenû veleyse bidârrihim şey'en illâ biizni-llâh. ve’ale-llâhi felyetevekkeli-lmü'minûn.

Gizli toplantılar inananları üzmek için şeytanın istediği şeydir; Allah'ın izni olmadıkça şeytan onlara bir zarar veremez; inananlar yalnız Allah'a güvensinler.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوٓاإِذَاقِيلَلَكُمْتَفَسَّحُوافِىٱلْمَجَـٰلِسِفَٱفْسَحُوايَفْسَحِٱللَّهُلَكُمْوَإِذَاقِيلَٱنشُزُوافَٱنشُزُوايَرْفَعِٱللَّهُٱلَّذِينَءَامَنُوامِنكُمْوَٱلَّذِينَأُوتُواٱلْعِلْمَدَرَجَـٰتٍوَٱللَّهُبِمَاتَعْمَلُونَخَبِيرٌ١١
Yâ eyyühe-llezîne âmenû izâ kîle leküm tefessehû fi-lmecâlisi fefsehû yefsehi-llâhü leküm. veizâ kîle-nşüzû fenşüzû yerfe’i-llâhü-llezîne âmenû minküm vellezîne ûtü-l’ilme deracât. vellâhü bimâ ta’melûne habîr.

Ey inananlar! Toplantılarda, size, "Yer açın" denince yer açın ki Allah da size genişlik versin; "Kalkın" denildiği zaman da hemen kalkın ki, Allah, içinizden inanmış olanları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah işlediklerinizden haberdardır.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوٓاإِذَانَـٰجَيْتُمُٱلرَّسُولَفَقَدِّمُوابَيْنَيَدَىْنَجْوَىٰكُمْصَدَقَةًذَٰلِكَخَيْرٌلَّكُمْوَأَطْهَرُفَإِنلَّمْتَجِدُوافَإِنَّٱللَّهَغَفُورٌرَّحِيمٌ١٢
Yâ eyyühe-llezîne âmenû izâ nâceytümü-rrasûle fekaddimû beyne yedey necvâküm sadekaten. zâlike hayrul leküm veather. feil lem tecidû feinne-llâhe gafûrur rahîm.

Ey inananlar! Peygamberle hususi olarak konuşacağınızda, bu konuşmanızdan önce fakirlere sadaka veriniz; bu, sizin daha iyi ve daha temiz olmanız içindir. Eğer sadaka verecek bir şey bulamazsanız üzülmeyiniz. Allah şüphesiz bağışlayandır, acıyandır.

ءَأَشْفَقْتُمْأَنتُقَدِّمُوابَيْنَيَدَىْنَجْوَىٰكُمْصَدَقَـٰتٍفَإِذْلَمْتَفْعَلُواوَتَابَٱللَّهُعَلَيْكُمْفَأَقِيمُواٱلصَّلَوٰةَوَءَاتُواٱلزَّكَوٰةَوَأَطِيعُواٱللَّهَوَرَسُولَهُوَٱللَّهُخَبِيرٌبِمَاتَعْمَلُونَ١٣
Eeşfaktüm en tükaddimû beyne yedey necvâküm sadekât. feiz lem tef’alû vetâbe-llâhü ’aleyküm feekîmu-ssalâte veâtü-zzekâte veetî’ü-llâhe verasûleh. vellâhü habîrum bimâ ta’melûn.

Hususi konuşmanızdan önce sadaka vermekten ürktünüz mü ki bunu yerine getirmediniz? Ama Allah, tevbenizi kabul etmiştir. Öyleyse namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve Peygamberine itaat edin. Allah, işlediklerinizden haberdardır.

أَلَمْتَرَإِلَىٱلَّذِينَتَوَلَّوْاقَوْمًاغَضِبَٱللَّهُعَلَيْهِممَّاهُممِّنكُمْوَلَامِنْهُمْوَيَحْلِفُونَعَلَىٱلْكَذِبِوَهُمْيَعْلَمُونَ١٤
Elem tera ile-llezîne tevellev kavmen gadibe-llâhü ’aleyhim. mâ hüm minküm velâ minhüm veyahlifûne ’ale-lkezibi vehüm ya’lemûn.

Allah'ın gazabettiği milleti dost edinen münafıkları görmedin mi? Onlar ne sizdendir ne de onlardan, bile bile, yalan yere yemin etmektedirler.

أَعَدَّٱللَّهُلَهُمْعَذَابًاشَدِيدًاإِنَّهُمْسَآءَمَاكَانُوايَعْمَلُونَ١٥
E’adde-llâhü lehüm ’azâben şedîdâ. innehüm sâe mâ kânû ya’melûn.

Allah, onlara çetin bir azap hazırlamıştır. İşledikleri şey ne kötüdür!

ٱتَّخَذُوٓاأَيْمَـٰنَهُمْجُنَّةًفَصَدُّواعَنسَبِيلِٱللَّهِفَلَهُمْعَذَابٌمُّهِينٌ١٦
İttehazû eymânehüm cünneten fesaddû ’an sebîli-llâhi felehüm ’azâbüm mühîn.

Yeminlerini kalkan edindiler de, Allah yolundan alıkoydular; onlara alçaltıcı bir azap vardır.

لَّنتُغْنِىَعَنْهُمْأَمْوَٰلُهُمْوَلَآأَوْلَـٰدُهُممِّنَٱللَّهِشَيْـًٔاأُولَـٰٓئِكَأَصْحَـٰبُٱلنَّارِهُمْفِيهَاخَـٰلِدُونَ١٧
Len tugniye ’anhüm emvâlühüm velâ evlâdühüm mine-llâhi şey'â. ülâike ashâbü-nnâr. hüm fîhâ hâlidûn.

Malları ve çocukları, onlara, Allah katında bir fayda sağlamaz. Onlar cehennemliklerdir, orada temelli kalacaklardır.

يَوْمَيَبْعَثُهُمُٱللَّهُجَمِيعًافَيَحْلِفُونَلَهُكَمَايَحْلِفُونَلَكُمْوَيَحْسَبُونَأَنَّهُمْعَلَىٰشَىْءٍأَلَآإِنَّهُمْهُمُٱلْكَـٰذِبُونَ١٨
Yevme yeb’asühümü-llâhü cemî’an feyahlifûne lehû kemâ yahlifûne leküm veyahsebûne ennehüm ’alâ şey'. elâ innehüm hümü-lkâzibûn.

Allah, onların hepsini tekrar dirilttiği gün, size yemin ettikleri gibi O'na yemin ederler; kendilerine bir yarar sağlayacağını sanırlar. Dikkat edin; onlar şüphesiz yalancıdırlar.

ٱسْتَحْوَذَعَلَيْهِمُٱلشَّيْطَـٰنُفَأَنسَىٰهُمْذِكْرَٱللَّهِأُولَـٰٓئِكَحِزْبُٱلشَّيْطَـٰنِأَلَآإِنَّحِزْبَٱلشَّيْطَـٰنِهُمُٱلْخَـٰسِرُونَ١٩
İstahveze ’aleyhimü-şşeytânü feensâhüm zikra-llâh. ülâike hizbü-şşeytân. elâ inne hizbe-şşeytâni hümü-lhâsirûn.

Şeytan onların başlarına dikilip Allah'ı anmayı unutturmuştur. İşte onlar şeytanın taraftarlarıdır. İyi bilin; şeytanın taraftarları elbette hüsrandadırlar.

إِنَّٱلَّذِينَيُحَآدُّونَٱللَّهَوَرَسُولَهُٓأُولَـٰٓئِكَفِىٱلْأَذَلِّينَ٢٠
İnne-llezîne yühâddûne-llâhe verasûlehû ülâike fi-l'ezellîn.

Allah'a ve Peygamberine karşı gelenler; işte onlar, en alçak kimselerle beraberdirler.

كَتَبَٱللَّهُلَأَغْلِبَنَّأَنَاوَرُسُلِىٓإِنَّٱللَّهَقَوِىٌّعَزِيزٌ٢١
Ketebe-llâhü leaglibenne ene verusülî. inne-llâhe kaviyyün ’azîz.

Allah, "And olsun ki Ben ve peygamberlerim üstün geleceğiz" diye yazmıştır. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.

لَّاتَجِدُقَوْمًايُؤْمِنُونَبِٱللَّهِوَٱلْيَوْمِٱلْـَٔاخِرِيُوَآدُّونَمَنْحَآدَّٱللَّهَوَرَسُولَهُوَلَوْكَانُوٓاءَابَآءَهُمْأَوْأَبْنَآءَهُمْأَوْإِخْوَٰنَهُمْأَوْعَشِيرَتَهُمْأُولَـٰٓئِكَكَتَبَفِىقُلُوبِهِمُٱلْإِيمَـٰنَوَأَيَّدَهُمبِرُوحٍمِّنْهُوَيُدْخِلُهُمْجَنَّـٰتٍتَجْرِىمِنتَحْتِهَاٱلْأَنْهَـٰرُخَـٰلِدِينَفِيهَارَضِىَٱللَّهُعَنْهُمْوَرَضُواعَنْهُأُولَـٰٓئِكَحِزْبُٱللَّهِأَلَآإِنَّحِزْبَٱللَّهِهُمُٱلْمُفْلِحُونَ٢٢
Lâ tecidü kavmey yü'minûne billâhi velyevmi-l'âhiri yüvâddûne men hâdde-llâhe verasûlehû velev kânû âbâehüm ev ebnâehüm ev ihvânehüm ev ’aşîratehüm. ülâike ketebe fî kulûbihimü-l'îmâne veeyyedehüm birûhim minh. veyüdhilühüm cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâru hâlidîne fîhâ. radiye-llâhü ’anhüm veradû ’anh. ülâike hizbü-llâh. elâ inne hizbe-llâhi hümü-lmüflihûn.

Allah'a ve ahiret gününe inanan bir milletin, babaları veya oğulları veya kardeşleri ya da akrabaları olsa bile Allah'a ve Peygamberine karşı gelenlere, sevgi beslediklerini görmezsin. İşte Allah, imanı bunların kalblerine yazmış, katından bir nur ile onları desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetlere koyar. Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da Allah'tan hoşnut olmuştur. İşte bunlar, Allah'tan yana olanlardır. İyi bilin ki, saadete erecek olanlar, Allah'tan yana olanlardır.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay