Haşr Suresi
24 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
سَبَّحَلِلَّهِمَافِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَمَافِىٱلْأَرْضِوَهُوَٱلْعَزِيزُٱلْحَكِيمُ١
Sebbeha lillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. vehüve-l’azîzü-lhakîm.

Göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah'ı tesbih ederler. O güçlüdür, Hakim'dir.

هُوَٱلَّذِىٓأَخْرَجَٱلَّذِينَكَفَرُوامِنْأَهْلِٱلْكِتَـٰبِمِندِيَـٰرِهِمْلِأَوَّلِٱلْحَشْرِمَاظَنَنتُمْأَنيَخْرُجُواوَظَنُّوٓاأَنَّهُممَّانِعَتُهُمْحُصُونُهُممِّنَٱللَّهِفَأَتَىٰهُمُٱللَّهُمِنْحَيْثُلَمْيَحْتَسِبُواوَقَذَفَفِىقُلُوبِهِمُٱلرُّعْبَيُخْرِبُونَبُيُوتَهُمبِأَيْدِيهِمْوَأَيْدِىٱلْمُؤْمِنِينَفَٱعْتَبِرُوايَـٰٓأُولِىٱلْأَبْصَـٰرِ٢
Hüve-llezî ahrace-llezîne keferû min ehli-lkitâbi min diyârihim lievveli-lhaşr. mâ zanentüm ey yahrucû vezannû ennehüm mâni’atühüm husûnühüm mine-llâhi feetâhümü-llâhü min haysü lem yahtesibû vekazefe fî kulûbihimü-rru’be yuhribûne büyûtehüm bieydîhim veeydi-lmü'minîne fa’tebirû yâ ûli-l'ebsâr.

Kitap ehlinden inkarcı olanları ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O'dur. Oysa ey inananlar! Çıkacaklarını sanmamıştınız, onlar da, kalelerinin kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah'ın azabı onlara beklemedikleri yerden geldi, kalblerine korku saldı; evlerini kendi elleriyle ve inananların elleriyle yıkıyorlardı. Ey akıl sahipleri! Ders alın.

وَلَوْلَآأَنكَتَبَٱللَّهُعَلَيْهِمُٱلْجَلَآءَلَعَذَّبَهُمْفِىٱلدُّنْيَاوَلَهُمْفِىٱلْـَٔاخِرَةِعَذَابُٱلنَّارِ٣
Velevlâ en ketebe-llâhü ’aleyhimü-lcelâe le’azzebehüm fi-ddünyâ. velehüm fi-l'âhirati ’azâbü-nnâr.

Allah onlara sürülmeyi yazmamış olsaydı, dünyada başka şekilde azap verecekti. Ahirette onlara ateş azabı vardır.

ذَٰلِكَبِأَنَّهُمْشَآقُّواٱللَّهَوَرَسُولَهُوَمَنيُشَآقِّٱللَّهَفَإِنَّٱللَّهَشَدِيدُٱلْعِقَابِ٤
Zâlike biennehüm şâkku-llâhe verasûleh. vemey yüşâkki-llâhe feinne-llâhe şedîdü-l’ikâb.

Bu, Allah'a ve Peygamberine karşı gelmelerinden ötürüdür. Kim Allah'a karşı gelirse bilsin ki Allah'ın cezalandırması şüphesiz çetindir.

مَاقَطَعْتُممِّنلِّينَةٍأَوْتَرَكْتُمُوهَاقَآئِمَةًعَلَىٰٓأُصُولِهَافَبِإِذْنِٱللَّهِوَلِيُخْزِىَٱلْفَـٰسِقِينَ٥
Mâ kata’tüm mil lînetin ev teraktümûhâ kâimeten ’alâ üsûlihâ febiizni-llâhi veliyuhziye-lfâsikîn.

İnkarcı kitap ehlinin yurtlarında hurma ağaçlarını kesmeniz veya onları kesmeyip gövdeleri üzerinde ayakta bırakmanız Allah'ın izniyledir. Allah yoldan çıkanları böylece rezilliğe uğratır.

وَمَآأَفَآءَٱللَّهُعَلَىٰرَسُولِهِمِنْهُمْفَمَآأَوْجَفْتُمْعَلَيْهِمِنْخَيْلٍوَلَارِكَابٍوَلَـٰكِنَّٱللَّهَيُسَلِّطُرُسُلَهُعَلَىٰمَنيَشَآءُوَٱللَّهُعَلَىٰكُلِّشَىْءٍقَدِيرٌ٦
Vemâ efâe-llâhü ’alâ rasûlihî minhüm femâ evceftüm ’aleyhi min hayliv velâ rikâbiv velâkinne-llâhe yüsellitu rusülehû ’alâ mey yeşâ'. vellâhü ’alâ külli şey'in kadîr.

Ey inananlar! Onların mallarından, Allah'ın Peygamberine verdiği şeyler için siz ne at ve ne de deve sürdünüz; fakat Allah peygamberlerine, dilediği kimselere karşı üstünlük verir. Allah herşeye Kadir'dir.

مَّآأَفَآءَٱللَّهُعَلَىٰرَسُولِهِمِنْأَهْلِٱلْقُرَىٰفَلِلَّهِوَلِلرَّسُولِوَلِذِىٱلْقُرْبَىٰوَٱلْيَتَـٰمَىٰوَٱلْمَسَـٰكِينِوَٱبْنِٱلسَّبِيلِكَىْلَايَكُونَدُولَةًبَيْنَٱلْأَغْنِيَآءِمِنكُمْوَمَآءَاتَىٰكُمُٱلرَّسُولُفَخُذُوهُوَمَانَهَىٰكُمْعَنْهُفَٱنتَهُواوَٱتَّقُواٱللَّهَإِنَّٱللَّهَشَدِيدُٱلْعِقَابِ٧
Mâ efâe-llâhü ’alâ rasûlihî min ehli-lkurâ felillâhi velirrasûli velizi-lkurbâ velyetâmâ velmesâkîni vebni-ssebîli key lâ yekûne dûletem beyne-l'agniyâi minküm. vemâ âtâkümü-rrasûlü fehuzûhü vemâ nehâküm ’anhü fentehû. vetteku-llâh. inne-llâhe şedîdü-l’ikâb.

Allah'ın, fethedilen memleketler halkının mallarından Peygamberine verdikleri; Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir; ta ki içinizdeki zenginler arasında elden ele dolaşan bir devlet olmasın. Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden menederse ondan geri durun; Allah'tan sakının, doğrusu Allah'ın cezalandırması çetindir.

لِلْفُقَرَآءِٱلْمُهَـٰجِرِينَٱلَّذِينَأُخْرِجُوامِندِيَـٰرِهِمْوَأَمْوَٰلِهِمْيَبْتَغُونَفَضْلًامِّنَٱللَّهِوَرِضْوَٰنًاوَيَنصُرُونَٱللَّهَوَرَسُولَهُٓأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلصَّـٰدِقُونَ٨
Lilfükarâi-lmühâcirîne-llezîne uhricû min diyârihim veemvâlihim yebtegûne fadlem mine-llâhi veridvânev veyensurûne-llâhe verasûleh. ülâike hümu-ssâdikûn.

Allah'ın verdiği bu ganimet malları bilhassa; yurtlarından ve mallarından edilmiş olan, Allah'tan bir lütuf ve rıza dileyen, Allah'ın dinine ve Peygamberine yardım eden muhacir fakirlerindir. İşte doğru olanlar bunlardır.

وَٱلَّذِينَتَبَوَّءُوٱلدَّارَوَٱلْإِيمَـٰنَمِنقَبْلِهِمْيُحِبُّونَمَنْهَاجَرَإِلَيْهِمْوَلَايَجِدُونَفِىصُدُورِهِمْحَاجَةًمِّمَّآأُوتُواوَيُؤْثِرُونَعَلَىٰٓأَنفُسِهِمْوَلَوْكَانَبِهِمْخَصَاصَةٌوَمَنيُوقَشُحَّنَفْسِهِفَأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلْمُفْلِحُونَ٩
Vellezîne tebevveü-ddâra vel'îmâne min kablihim yühibbûne men hâcera ileyhim velâ yecidûne fî sudûrihim hâcetem mimmâ ûtû veyü'sirûne ’alâ enfüsihim velev kâne bihim hasâsah. vemey yûka şühha nefsihî feülâike hümü-lmüflihûn.

Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine hicret edip gelenleri severler; onlara verilenler karşısında içlerinde bir çekememezlik hissetmezler; kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerinden önde tutarlar. Nefsinin tamahkarlığından korunabilmiş kimseler, işte onlar saadete erenlerdir.

وَٱلَّذِينَجَآءُومِنبَعْدِهِمْيَقُولُونَرَبَّنَاٱغْفِرْلَنَاوَلِإِخْوَٰنِنَاٱلَّذِينَسَبَقُونَابِٱلْإِيمَـٰنِوَلَاتَجْعَلْفِىقُلُوبِنَاغِلًّالِّلَّذِينَءَامَنُوارَبَّنَآإِنَّكَرَءُوفٌرَّحِيمٌ١٠
Vellezîne câû mim ba’dihim yekûlûne rabbene-gfir lenâ veliihvânine-llezîne sebekûnâ bil'îmâni velâ tec’al fî kulûbinâ gillel lillezîne âmenû rabbenâ inneke raûfür rahîm.

Onlardan sonra gelenler: "Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde müminlere karşı kin bırakma; Rabbimiz! Şüphesiz Sen şefkatlisin, merhametlisin" derler.

أَلَمْتَرَإِلَىٱلَّذِينَنَافَقُوايَقُولُونَلِإِخْوَٰنِهِمُٱلَّذِينَكَفَرُوامِنْأَهْلِٱلْكِتَـٰبِلَئِنْأُخْرِجْتُمْلَنَخْرُجَنَّمَعَكُمْوَلَانُطِيعُفِيكُمْأَحَدًاأَبَدًاوَإِنقُوتِلْتُمْلَنَنصُرَنَّكُمْوَٱللَّهُيَشْهَدُإِنَّهُمْلَكَـٰذِبُونَ١١
Elem tera ile-llezîne nâfekû yekûlûne liihvânihimü-llezîne keferû min ehli-lkitâbi lein uhrictüm lenahrucenne me’aküm velâ nütî’u fîküm ehaden ebedev vein kûtiltüm lenensuranneküm. vellâhü yeşhedü innehüm lekâzibûn.

Münafıkların, kitap ehlinin inkarcılarından olan kardeşlerine: "Eğer siz yurdunuzdan çıkarılırsanız and olsun ki, biz de sizinle beraber çıkarız; sizin aleyhinizde kimseye asla uymayız; eğer savaşa tutuşursanız mutlaka size yardım ederiz" dediklerini görmedin mi? Allah onların yalancı olduklarına şahidlik eder.

لَئِنْأُخْرِجُوالَايَخْرُجُونَمَعَهُمْوَلَئِنقُوتِلُوالَايَنصُرُونَهُمْوَلَئِننَّصَرُوهُمْلَيُوَلُّنَّٱلْأَدْبَـٰرَثُمَّلَايُنصَرُونَ١٢
Lein uhricû lâ yahrucûne me’ahüm. velein kûtilû lâ yensurûnehüm. velein nesarûhüm leyüvellünne-l'edbâr. sümme lâ yünsarûn.

Onlar çıkarılmış olsalar, and olsun ki, onlarla beraber çıkmazlar; savaşa tutuşmuş olsalar, and olsun ki, onlara yardıma koşmazlar; onlara yardıma gitseler, mutlaka geri dönüp kaçarlar, sonra yardım da görmezler.

لَأَنتُمْأَشَدُّرَهْبَةًفِىصُدُورِهِممِّنَٱللَّهِذَٰلِكَبِأَنَّهُمْقَوْمٌلَّايَفْقَهُونَ١٣
Leentüm eşeddü rahbeten fî sudûrihim mine-llâh. zâlike biennehüm kavmül lâ yefkahûn.

Ey inananlar! Onların yüreklerine korku salan, Allah'tan çok sizlersiniz; çünkü onlar, anlamayan kimselerdir.

لَايُقَـٰتِلُونَكُمْجَمِيعًاإِلَّافِىقُرًىمُّحَصَّنَةٍأَوْمِنوَرَآءِجُدُرٍبَأْسُهُمبَيْنَهُمْشَدِيدٌتَحْسَبُهُمْجَمِيعًاوَقُلُوبُهُمْشَتَّىٰذَٰلِكَبِأَنَّهُمْقَوْمٌلَّايَعْقِلُونَ١٤
Lâ yükâtilûneküm cemî’an illâ fî kuram mühassanetin ev miv verâi cüdür. be'sühüm beynehüm şedîd. tahsebühüm cemî’av vekulûbühüm şettâ. zâlike biennehüm kavmül lâ ya’kilûn.

Onlar sizinle toplu olarak, ancak surla çevrilmiş kasabalar içinde veya duvarlar arkasından savaşı kabul edebilirler. Kendi aralarındaki çekişmeleri ise serttir; onları birlik sanırsın, oysa kalbleri birbirinden ayrıdır. Bu, akletmeyen bir topluluk olmalarındandır.

كَمَثَلِٱلَّذِينَمِنقَبْلِهِمْقَرِيبًاذَاقُواوَبَالَأَمْرِهِمْوَلَهُمْعَذَابٌأَلِيمٌ١٥
Kemeseli-llezîne min kablihim karîben zâkû vebâle emrihim. velehüm ’azâbün elîm.

Onların durumu, kendilerinden az zaman önce geçmiş ve işlerinin karşılığını tatmış olanların durumu gibidir. Onlara can yakıcı azap vardır.

كَمَثَلِٱلشَّيْطَـٰنِإِذْقَالَلِلْإِنسَـٰنِٱكْفُرْفَلَمَّاكَفَرَقَالَإِنِّىبَرِىٓءٌمِّنكَإِنِّىٓأَخَافُٱللَّهَرَبَّٱلْعَـٰلَمِينَ١٦
Kemeseli-şşeytâni iz kâle lil'insâni-kfür. felemmâ kefera kâle innî berîüm minke innî ehâfü-llâhe rabbe-l’âlemîn.

İkiyüzlülerin durumu insana: "İnkar et!" deyip, insan da inkar edince: "Doğrusu ben senden uzağım; Alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım" diyen şeytanın durumu gibidir.

فَكَانَعَـٰقِبَتَهُمَآأَنَّهُمَافِىٱلنَّارِخَـٰلِدَيْنِفِيهَاوَذَٰلِكَجَزَٰٓؤُاٱلظَّـٰلِمِينَ١٧
Fekâne ’âkibetehümâ ennehümâ fi-nnâri hâlideyni fîhâ. vezâlike cezâu-zzâlimîn.

İkisinin sonucu da, içinde temelli kalacakları ateş olacaktır. Zalimlerin cezası budur.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُواٱتَّقُواٱللَّهَوَلْتَنظُرْنَفْسٌمَّاقَدَّمَتْلِغَدٍوَٱتَّقُواٱللَّهَإِنَّٱللَّهَخَبِيرٌبِمَاتَعْمَلُونَ١٨
Yâ eyyühe-llezîne âmenü-tteku-llâhe veltenzur nefsüm mâ kaddemet ligad. vetteku-llâh. inne-llâhe habîrum bimâ ta’melûn.

Ey inananlar! Allah'tan sakının; herkes yarına ne hazırladığına baksın; Allah'tan sakının, çünkü Allah işlediklerinizden haberdardır.

وَلَاتَكُونُواكَٱلَّذِينَنَسُواٱللَّهَفَأَنسَىٰهُمْأَنفُسَهُمْأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلْفَـٰسِقُونَ١٩
Velâ tekûnû kellezîne nesü-llâhe feensâhüm enfüsehüm. ülâike hümü-lfâsikûn.

Allah'ı unutup da, Allah'ın da kendilerini kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayın; onlar, yoldan çıkmış kimselerdir.

لَايَسْتَوِىٓأَصْحَـٰبُٱلنَّارِوَأَصْحَـٰبُٱلْجَنَّةِأَصْحَـٰبُٱلْجَنَّةِهُمُٱلْفَآئِزُونَ٢٠
Lâ yestevî ashâbü-nnâri veashâbü-lcenneh. ashâbü-lcenneti hümü-lfâizûn.

Cehennemliklerle cennetlikler bir değildir. Kurtuluşa ermiş kimseler cennetliklerdir.

لَوْأَنزَلْنَاهَـٰذَاٱلْقُرْءَانَعَلَىٰجَبَلٍلَّرَأَيْتَهُخَـٰشِعًامُّتَصَدِّعًامِّنْخَشْيَةِٱللَّهِوَتِلْكَٱلْأَمْثَـٰلُنَضْرِبُهَالِلنَّاسِلَعَلَّهُمْيَتَفَكَّرُونَ٢١
Lev enzelnâ hâze-lkur'âne ’alâ cebelil lera'eytehû hâşi’am mütesaddi’am min haşyeti-llâh. vetilke-l'emsâlü nadribühâ linnâsi le’allehüm yetefekkerûn.

Eğer Biz Kuran'ı bir dağa indirmiş olsaydık, sen, onun, Allah korkusuyla başeğerek parça parça olduğunu görürdün. Bu misalleri, insanlar düşünsünler diye veriyoruz.

هُوَٱللَّهُٱلَّذِىلَآإِلَـٰهَإِلَّاهُوَعَـٰلِمُٱلْغَيْبِوَٱلشَّهَـٰدَةِهُوَٱلرَّحْمَـٰنُٱلرَّحِيمُ٢٢
Hüve-llâhü-llezî lâ ilâhe illâ hû. ’âlimü-lgaybi veşşehâdeh. hüve-rrahmânü-rrahîm.

O, görüleni de görülmeyeni de bilen, kendisinden başka tanrı olmayan Allah'tır. O, acıyıcı olandır, acıyandır.

هُوَٱللَّهُٱلَّذِىلَآإِلَـٰهَإِلَّاهُوَٱلْمَلِكُٱلْقُدُّوسُٱلسَّلَـٰمُٱلْمُؤْمِنُٱلْمُهَيْمِنُٱلْعَزِيزُٱلْجَبَّارُٱلْمُتَكَبِّرُسُبْحَـٰنَٱللَّهِعَمَّايُشْرِكُونَ٢٣
Hüve-llâhü-llezî lâ ilâhe illâ hû. elmelikü-lkuddûsü-sselâmü-lmü'minü-lmüheyminü-l’azîzü-lcebbâru-lmütekebbir. sübhâne-llâhi ’ammâ yüşrikûn.

O, kendisinden başka tanrı olmayan, hükümran, çok kutsal; esenlik veren, güvenlik veren, görüp gözeten, güçlü, buyruğunu herşeye geçiren, ulu olan, Allah'tır. Allah onların koştukları eşlerden (ortaklardan) münezzehtir.

هُوَٱللَّهُٱلْخَـٰلِقُٱلْبَارِئُٱلْمُصَوِّرُلَهُٱلْأَسْمَآءُٱلْحُسْنَىٰيُسَبِّحُلَهُمَافِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَهُوَٱلْعَزِيزُٱلْحَكِيمُ٢٤
Hüve-llâhü-lhâliku-lbâriü-lmüsavviru lehü-l'esmâü-lhusnâ. yüsebbihu lehû mâ fi-ssemâvâti vel'ard. vehüve-l’azîzü-lhakîm.

O, vareden, güzel yaratan, yarattıklarına şekil veren, en güzel adlar kendisinin olan Allah'tır. Göklerde ve yerde olanlar O'nu tesbih ederler. O güçlüdür, Hakim'dir.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay