بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلنَّاسُٱتَّقُوارَبَّكُمْإِنَّزَلْزَلَةَٱلسَّاعَةِشَىْءٌعَظِيمٌ١
Yâ eyyühe-nnâsü-ttekû rabbeküm. inne zelzelete-ssâ’ati şey'ün ’azîm.
Ey insanlar! Rabbinizden sakının; doğrusu kıyamet gününün sarsıntısı büyük şeydir.
يَوْمَتَرَوْنَهَاتَذْهَلُكُلُّمُرْضِعَةٍعَمَّآأَرْضَعَتْوَتَضَعُكُلُّذَاتِحَمْلٍحَمْلَهَاوَتَرَىٱلنَّاسَسُكَـٰرَىٰوَمَاهُمبِسُكَـٰرَىٰوَلَـٰكِنَّعَذَابَٱللَّهِشَدِيدٌ٢
Yevme teravnehâ tezhelü küllü mürdi’atin ’ammâ erda’at vetede’u küllü zâti hamlin hamlehâ vetera-nnâse sükârâ vemâ hüm bisükârâ velâkinne ’azâbe-llâhi şedîd.
Kıyameti gören her emzikli kadın emzirdiğini unutur, her hamile kadın çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş gibi görürsün oysa sarhoş değildirler, fakat bu sadece Allah'ın azabının çetin olmasındandır.
وَمِنَٱلنَّاسِمَنيُجَـٰدِلُفِىٱللَّهِبِغَيْرِعِلْمٍوَيَتَّبِعُكُلَّشَيْطَـٰنٍمَّرِيدٍ٣
Vemine-nnâsi mey yücâdilü fi-llâhi bigayri ’ilmiv veyettebi’u külle şeytânim merîd.
Allah hakkında bilmeden taşıyan ve her azılı şeytana uyan insanlar vardır.
كُتِبَعَلَيْهِأَنَّهُمَنتَوَلَّاهُفَأَنَّهُيُضِلُّهُوَيَهْدِيهِإِلَىٰعَذَابِٱلسَّعِيرِ٤
Kütibe ’aleyhi ennehû men tevellâhü feennehû yüdillühû veyehdîhi ilâ ’azâbi-sse’îr.
Onun hakkında şöyle yazılmıştır: O kendisini dost edinen kimseyi saptırır ve alevli azaba götürür.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلنَّاسُإِنكُنتُمْفِىرَيْبٍمِّنَٱلْبَعْثِفَإِنَّاخَلَقْنَـٰكُممِّنتُرَابٍثُمَّمِننُّطْفَةٍثُمَّمِنْعَلَقَةٍثُمَّمِنمُّضْغَةٍمُّخَلَّقَةٍوَغَيْرِمُخَلَّقَةٍلِّنُبَيِّنَلَكُمْوَنُقِرُّفِىٱلْأَرْحَامِمَانَشَآءُإِلَىٰٓأَجَلٍمُّسَمًّىثُمَّنُخْرِجُكُمْطِفْلًاثُمَّلِتَبْلُغُوٓاأَشُدَّكُمْوَمِنكُممَّنيُتَوَفَّىٰوَمِنكُممَّنيُرَدُّإِلَىٰٓأَرْذَلِٱلْعُمُرِلِكَيْلَايَعْلَمَمِنبَعْدِعِلْمٍشَيْـًٔاوَتَرَىٱلْأَرْضَهَامِدَةًفَإِذَآأَنزَلْنَاعَلَيْهَاٱلْمَآءَٱهْتَزَّتْوَرَبَتْوَأَنبَتَتْمِنكُلِّزَوْجٍبَهِيجٍ٥
Yâ eyyühe-nnâsü in küntüm fî raybim mine-lba’si feinnâ halaknâküm min türâbin sümme min nutfetin sümme min ’alekatin sümme mim mudgatim mühallekativ vegayri mühallekatil linübeyyine leküm. venükirru fi-l'erhâmi mâ neşâü ilâ ecelim müsemmen sümme nuhricüküm tiflen sümme liteblügû eşüddeküm. veminküm mey yüteveffâ veminküm mey yüraddü ilâ erzeli-l’umüri likeylâ ya’leme mim ba’di ’ilmin şey'â. vetera-l'arda hâmideten feizâ enzelnâ ’aleyhe-lmâe-htezzet verabet veembetet min külli zevcim behîc.
Ey insanlar! Öldükten sonra tekrar dirilmekten şüphede iseniz bilin ki, ne olduğunuzu size açıklamak için, Biz sizi topraktan sonra nutfeden, sonra pıhtılaşmış kandan, sonra da yapısı belli belirsiz bir çiğnem etten yaratmışızdır. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde tutarız; sonra sizi çocuk olarak çıkartırız, böylece yetişip erginlik çağına varırsınız. Kiminiz öldürülür, kiminiz de ömrünün en fena zamanına ulaştırılır ki, bilirken birşey bilmez olur. Yeryüzünü görürsün ki kupkurudur; fakat Biz ona su indirdiğimiz zaman harekete geçer, kabarır, her güzel bitkiden çift çift yetiştirir.
ذَٰلِكَبِأَنَّٱللَّهَهُوَٱلْحَقُّوَأَنَّهُيُحْىِٱلْمَوْتَىٰوَأَنَّهُعَلَىٰكُلِّشَىْءٍقَدِيرٌ٦
Zâlike bienne-llâhe hüve-lhakku veennehû yuhyi-lmevtâ veennehû ’alâ külli şey'in kadîr.
Bunlar, yalnız Allah'ın gerçek olduğunu, ölüleri dirilttiğini, gücünün herşeye yettiğini, şüphe götürmeyen kıyamet saatinin geleceğini, Allah'ın kabirlerde olanı dirilteceğini gösterir.
وَأَنَّٱلسَّاعَةَءَاتِيَةٌلَّارَيْبَفِيهَاوَأَنَّٱللَّهَيَبْعَثُمَنفِىٱلْقُبُورِ٧
Veenne-ssâ’ate âtiyetül lâ raybe fîhâ veenne-llâhe yeb’asü men fi-lkubûr.
Bunlar, yalnız Allah'ın gerçek olduğunu, ölüleri dirilttiğini, gücünün herşeye yettiğini, şüphe götürmeyen kıyamet saatinin geleceğini, Allah'ın kabirlerde olanı dirilteceğini gösterir.
وَمِنَٱلنَّاسِمَنيُجَـٰدِلُفِىٱللَّهِبِغَيْرِعِلْمٍوَلَاهُدًىوَلَاكِتَـٰبٍمُّنِيرٍ٨
Vemine-nnâsi mey yücâdilü fi-llâhi bigayri ’ilmiv velâ hüdev velâ kitâbim münîr.
Bilmeden, doğruya götüren bir rehberi olmadan, aydınlatıcı bir kitabı da bulunmadan Allah yolundan saptırmak için büyüklük taslayarak Allah hakkında tartışan insan vardır. Dünyada rezillik onadır; ona kıyamet günü yakıcı azabı tattırırız.
ثَانِىَعِطْفِهِلِيُضِلَّعَنسَبِيلِٱللَّهِلَهُفِىٱلدُّنْيَاخِزْىٌوَنُذِيقُهُيَوْمَٱلْقِيَـٰمَةِعَذَابَٱلْحَرِيقِ٩
Sâniye ’itfihî liyüdille ’an sebîli-llâh. lehû fi-ddünyâ hizyüv venüzîkuhû yevme-lkiyâmeti ’azâbe-lharîk.
Bilmeden, doğruya götüren bir rehberi olmadan, aydınlatıcı bir kitabı da bulunmadan Allah yolundan saptırmak için büyüklük taslayarak Allah hakkında tartışan insan vardır. Dünyada rezillik onadır; ona kıyamet günü yakıcı azabı tattırırız.
ذَٰلِكَبِمَاقَدَّمَتْيَدَاكَوَأَنَّٱللَّهَلَيْسَبِظَلَّـٰمٍلِّلْعَبِيدِ١٠
Zâlike bimâ kaddemet yedâke veenne-llâhe leyse bizallâmil lil’abîd.
Ona: "Bunlar senin yaptıklarından ötürüdür" denir, yoksa Allah, kullarına karşı hiç de zalim değildir.
وَمِنَٱلنَّاسِمَنيَعْبُدُٱللَّهَعَلَىٰحَرْفٍفَإِنْأَصَابَهُخَيْرٌٱطْمَأَنَّبِهِوَإِنْأَصَابَتْهُفِتْنَةٌٱنقَلَبَعَلَىٰوَجْهِهِخَسِرَٱلدُّنْيَاوَٱلْـَٔاخِرَةَذَٰلِكَهُوَٱلْخُسْرَانُٱلْمُبِينُ١١
Vemine-nnâsi mey ya’büdü-llâhe ’alâ harf. fein esâbehû hayrun-tmeenne bih. vein esâbethü fitnetün-nkalebe ’alâ vechih. hasira-ddünyâ vel'âhirah. zâlike hüve-lhusrânü-lmübîn.
İnsanlar içinde Allah'a, bir yar kenarındaymış gibi kulluk eden vardır. Ona bir iyilik gelirse yatışır, başına bir bela gelirse yüz üstü döner. Dünyayı da ahireti de kaybeder. İşte apaçık kayıp budur.
يَدْعُوامِندُونِٱللَّهِمَالَايَضُرُّهُوَمَالَايَنفَعُهُذَٰلِكَهُوَٱلضَّلَـٰلُٱلْبَعِيدُ١٢
Yed’û min dûni-llâhi mâ lâ yedurruhû vemâ lâ yenfe’uh. zâlike hüve-ddalâlü-lbe’îd.
Allah'ı bırakıp, kendisine fayda da zarar da veremeyen şeylere yalvarır. İşte derin sapıklık budur.
يَدْعُوالَمَنضَرُّهُٓأَقْرَبُمِننَّفْعِهِلَبِئْسَٱلْمَوْلَىٰوَلَبِئْسَٱلْعَشِيرُ١٣
Yed’û lemen darruhû akrabü min nef’ih. lebi'se-lmevlâ velebi'se-l’aşîr.
Kendisine zararı faydasından daha yakın olana yalvarır. Yalvardığı şey ne kötü yardımcı ve ne kötü yoldaştır!
إِنَّٱللَّهَيُدْخِلُٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِجَنَّـٰتٍتَجْرِىمِنتَحْتِهَاٱلْأَنْهَـٰرُإِنَّٱللَّهَيَفْعَلُمَايُرِيدُ١٤
İnne-llâhe yüdhilü-llezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâr. inne-llâhe yef’alü mâ yürîd.
Doğrusu Allah, inananları ve yararlı işler işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Allah, şüphesiz, istediğini yapar.
مَنكَانَيَظُنُّأَنلَّنيَنصُرَهُٱللَّهُفِىٱلدُّنْيَاوَٱلْـَٔاخِرَةِفَلْيَمْدُدْبِسَبَبٍإِلَىٱلسَّمَآءِثُمَّلْيَقْطَعْفَلْيَنظُرْهَلْيُذْهِبَنَّكَيْدُهُمَايَغِيظُ١٥
Men kâne yezunnü el ley yensurahü-llâhü fi-ddünyâ vel'âhirati felyemdüd bisebebin ile-ssemâi sümme liyakta’ felyenzur hel yüzhibenne keydühû mâ yegîz.
Allah'ın peygamber'e dünyada ve ahirette yardım etmeyeceğini sanan kimse, yukarı bağladığı bir ipe kendini asıp, boğsun; bir düşünsün bakalım, bu hilesi kendisini öfkelendiren şeye engel olabilir mi?
وَكَذَٰلِكَأَنزَلْنَـٰهُءَايَـٰتٍبَيِّنَـٰتٍوَأَنَّٱللَّهَيَهْدِىمَنيُرِيدُ١٦
Vekezâlike enzelnâhü âyâtim beyyinâtiv veenne-llâhe yehdî mey yürîd.
İşte böylece Kuran'ı apaçık ayetler olarak indirdik. Allah, şüphesiz, dilediğini doğru yola eriştirir.
إِنَّٱلَّذِينَءَامَنُواوَٱلَّذِينَهَادُواوَٱلصَّـٰبِـِٔينَوَٱلنَّصَـٰرَىٰوَٱلْمَجُوسَوَٱلَّذِينَأَشْرَكُوٓاإِنَّٱللَّهَيَفْصِلُبَيْنَهُمْيَوْمَٱلْقِيَـٰمَةِإِنَّٱللَّهَعَلَىٰكُلِّشَىْءٍشَهِيدٌ١٧
İnne-llezîne âmenû vellezîne hâdû vessâbi'îne vennesârâ velmecûse vellezîne eşrakû. inne-llâhe yefsilü beynehüm yevme-lkiyâmeh. inne-llâhe ’alâ külli şey'in şehîd.
Doğrusu, inananlar ve yahudiler, sabiiler, hıristiyanlar, mecusiler, ortak koşanlar arasında, kıyamet günü Allah kesin hüküm verecektir. Doğrusu Allah herşeye şahiddir.
أَلَمْتَرَأَنَّٱللَّهَيَسْجُدُلَهُمَنفِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَمَنفِىٱلْأَرْضِوَٱلشَّمْسُوَٱلْقَمَرُوَٱلنُّجُومُوَٱلْجِبَالُوَٱلشَّجَرُوَٱلدَّوَآبُّوَكَثِيرٌمِّنَٱلنَّاسِوَكَثِيرٌحَقَّعَلَيْهِٱلْعَذَابُوَمَنيُهِنِٱللَّهُفَمَالَهُمِنمُّكْرِمٍإِنَّٱللَّهَيَفْعَلُمَايَشَآءُ١٨
Elem tera enne-llâhe yescüdü lehû men fi-ssemâvâti vemen fi-l'ardi veşşemsü velkameru vennücûmü velcibâlü veşşeceru veddevâbbü vekesîrum mine-nnâs. vekesîrun hakka ’aleyhi-l’azâb. vemey yühini-llâhü femâ lehû mim mükrim. inne-llâhe yef’alü mâ yeşâ'.
Göklerde ve yerde olanların, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanların ve insanların birçoğunun Allah'a secde ettiklerini görmüyor musun? İnsanların birçoğu da azabı hak etmiştir. Allah'ın alçalttığı kimseyi yükseltebilecek yoktur. Doğrusu Allah ne dilerse yapar.
هَـٰذَانِخَصْمَانِٱخْتَصَمُوافِىرَبِّهِمْفَٱلَّذِينَكَفَرُواقُطِّعَتْلَهُمْثِيَابٌمِّننَّارٍيُصَبُّمِنفَوْقِرُءُوسِهِمُٱلْحَمِيمُ١٩
Hâzâni hasmâni-htesamû fî rabbihim. fellezîne keferû kutti’at lehüm siyâbüm min nârin. yüsabbü min fevki ruûsihimü-lhamîm.
İşte Rableri hakkında tartışmaya giren iki taraf: O'nu inkar edenlere, ateşten elbiseler kesilmiştir, başlarına da kaynar su dökülür de bununla karınlarındakiler ve deriler eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir.
يُصْهَرُبِهِمَافِىبُطُونِهِمْوَٱلْجُلُودُ٢٠
Yusheru bihî mâ fî bütûnihim velcülûd.
İşte Rableri hakkında tartışmaya giren iki taraf: O'nu inkar edenlere, ateşten elbiseler kesilmiştir, başlarına da kaynar su dökülür de bununla karınlarındakiler ve deriler eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir.
وَلَهُممَّقَـٰمِعُمِنْحَدِيدٍ٢١
Velehüm mekâmi’u min hadîd.
İşte Rableri hakkında tartışmaya giren iki taraf: O'nu inkar edenlere, ateşten elbiseler kesilmiştir, başlarına da kaynar su dökülür de bununla karınlarındakiler ve deriler eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir.
كُلَّمَآأَرَادُوٓاأَنيَخْرُجُوامِنْهَامِنْغَمٍّأُعِيدُوافِيهَاوَذُوقُواعَذَابَٱلْحَرِيقِ٢٢
Küllemâ erâdû ey yahrucû minhâ min gammin ü’îdû fîhâ vezûkû ’azâbe-lharîk.
Orada, uğradıkları gamdan ne zaman çıkmak isteseler her defasında oraya geri çevrilirler: "Yakıcı azabı tadın" denir.
إِنَّٱللَّهَيُدْخِلُٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِجَنَّـٰتٍتَجْرِىمِنتَحْتِهَاٱلْأَنْهَـٰرُيُحَلَّوْنَفِيهَامِنْأَسَاوِرَمِنذَهَبٍوَلُؤْلُؤًاوَلِبَاسُهُمْفِيهَاحَرِيرٌ٢٣
İnne-llâhe yüdhilü-llezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâru yühallevne fîhâ min esâvira min zehebiv velü'lüâ. velibâsühüm fîhâ harîr.
Doğrusu Allah, inanıp yararlı iş işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Orada altın bilezikler ve inciler takınırlar. Oradaki elbiseleri de ipektendir.
وَهُدُوٓاإِلَىٱلطَّيِّبِمِنَٱلْقَوْلِوَهُدُوٓاإِلَىٰصِرَٰطِٱلْحَمِيدِ٢٤
Vehüdû ile-ttayyibi mine-lkavl. vehüdû ilâ sirâti-lhamîd.
Bu kimseler, sözün güzelini işitecek duruma ulaştırılmışlar, övülmeğe layık olan Allah'ın yoluna eriştirilmişlerdir.
إِنَّٱلَّذِينَكَفَرُواوَيَصُدُّونَعَنسَبِيلِٱللَّهِوَٱلْمَسْجِدِٱلْحَرَامِٱلَّذِىجَعَلْنَـٰهُلِلنَّاسِسَوَآءًٱلْعَـٰكِفُفِيهِوَٱلْبَادِوَمَنيُرِدْفِيهِبِإِلْحَادٍبِظُلْمٍنُّذِقْهُمِنْعَذَابٍأَلِيمٍ٢٥
İnne-llezîne keferû veyesuddûne ’an sebîli-llâhi velmescidi-lharâmi-llezî ce’alnâhü linnâsi sevâeni-l’âkifü fîhi velbâd. vemey yürid fîhi biilhâdim bizulmin nüzikhü min ’azâbin elîm.
Doğrusu inkar edenleri, Allah'ın yolundan, yerli ve yolcu bütün insanlar için eşit kılınan Mescidi Haram'dan alıkoyanları ve orada zulm ile yanlış yola saptırmak isteyeni, can yakıcı bir azaba uğratırız.
وَإِذْبَوَّأْنَالِإِبْرَٰهِيمَمَكَانَٱلْبَيْتِأَنلَّاتُشْرِكْبِىشَيْـًٔاوَطَهِّرْبَيْتِىَلِلطَّآئِفِينَوَٱلْقَآئِمِينَوَٱلرُّكَّعِٱلسُّجُودِ٢٦
Veiz bevve'nâ liibrâhîme mekâne-lbeyti el lâ tüşrik bî şey'ev vetahhir beytiye littâifîne velkâimîne verrukke’i-ssücûd.
"Bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, orada kıyama duranlar, rüku edenler ve secdeye varanlar için Evimi temiz tut" diye İbrahim'i Kabe'nin yerine yerleştirmiştik.
وَأَذِّنفِىٱلنَّاسِبِٱلْحَجِّيَأْتُوكَرِجَالًاوَعَلَىٰكُلِّضَامِرٍيَأْتِينَمِنكُلِّفَجٍّعَمِيقٍ٢٧
Veezzin fi-nnâsi bilhacci ye'tûke ricâlev ve’alâ külli dâmiriy ye'tîne min külli feccin ’amîk.
İnsanları hacca çağır; yürüyerek veya binekler üstünde uzak yollardan sana gelsinler.
لِّيَشْهَدُوامَنَـٰفِعَلَهُمْوَيَذْكُرُواٱسْمَٱللَّهِفِىٓأَيَّامٍمَّعْلُومَـٰتٍعَلَىٰمَارَزَقَهُممِّنبَهِيمَةِٱلْأَنْعَـٰمِفَكُلُوامِنْهَاوَأَطْعِمُواٱلْبَآئِسَٱلْفَقِيرَ٢٨
Liyeşhedû menâfi’a lehüm veyezkürü-sme-llâhi fî eyyâmim ma’lûmâtin ’alâ mâ razekahüm mim behîmeti-l'en’âm. fekülû minhâ veat’imü-lbâise-lfekîr.
Taki kendi menfaatlerine şahid olsunlar; Allah'ın onlara rızık olarak verdiği hayvanları belli günlerde kurban ederken O'nun adını ansınlar. Siz de bunlardan yiyin, çaresiz kalmış yoksulu da doyurun.
ثُمَّلْيَقْضُواتَفَثَهُمْوَلْيُوفُوانُذُورَهُمْوَلْيَطَّوَّفُوابِٱلْبَيْتِٱلْعَتِيقِ٢٩
Sümme liyakdû tefesehüm velyûfû nüzûrahüm velyettavvefû bilbeyti-l’atîk.
Sonra kirlerini giderip temizlensinler. Adaklarını yerine getirsinler. Kabe'yi tavaf etsinler.
ذَٰلِكَوَمَنيُعَظِّمْحُرُمَـٰتِٱللَّهِفَهُوَخَيْرٌلَّهُعِندَرَبِّهِوَأُحِلَّتْلَكُمُٱلْأَنْعَـٰمُإِلَّامَايُتْلَىٰعَلَيْكُمْفَٱجْتَنِبُواٱلرِّجْسَمِنَٱلْأَوْثَـٰنِوَٱجْتَنِبُواقَوْلَٱلزُّورِ٣٠
Zâlik. vemey yü’azzim hurumâti-llâhi fehüve hayrul lehû ’inde rabbih. veühillet lekümü-l'en’âmü illâ mâ yütlâ ’aleyküm fectenibü-rricse mine-l'evsâni vectenibû kavle-zzûr.
İşte böyle. Kim Allah'ın yasaklarına saygı gösterirse, bu Rabbinin katında kendi iyiliğinedir. (Haram olduğu) size okunanlar dışında kalan hayvanlar, size helal kılındı. O halde pis putlardan sakının; yalan sözden kaçının.
حُنَفَآءَلِلَّهِغَيْرَمُشْرِكِينَبِهِوَمَنيُشْرِكْبِٱللَّهِفَكَأَنَّمَاخَرَّمِنَٱلسَّمَآءِفَتَخْطَفُهُٱلطَّيْرُأَوْتَهْوِىبِهِٱلرِّيحُفِىمَكَانٍسَحِيقٍ٣١
Hunefâe lillâhi gayra müşrikîne bih. vemey yüşrik billâhi fekeennemâ harra mine-ssemâi fetahtafühu-ttayru ev tehvî bihi-rrîhu fî mekânin sehîk.
Allah'a ortak koşmaksızın O'na yönelerek pis putlardan kaçının, yalan sözden çekinin. Allah'a ortak koşan kimse, gökten düşüp de kuşların kaptığı veya rüzgarın bir uçuruma attığı şeye benzer.
ذَٰلِكَوَمَنيُعَظِّمْشَعَـٰٓئِرَٱللَّهِفَإِنَّهَامِنتَقْوَىٱلْقُلُوبِ٣٢
Zâlik. vemey yü’azzim şe’âira-llâhi feinnehâ min takve-lkulûb.
Bu böyledir; kişinin Allah'ın nişanelerine hürmet göstermesi, kalblerin Allah'a karşı gelmekten sakınmasındandır.
لَكُمْفِيهَامَنَـٰفِعُإِلَىٰٓأَجَلٍمُّسَمًّىثُمَّمَحِلُّهَآإِلَىٱلْبَيْتِٱلْعَتِيقِ٣٣
Leküm fîhâ menâfi’u ilâ ecelim müsemmen sümme mehillühâ ile-lbeyti-l’atîk.
Bu nişanelerde sizin için belli bir süreye kadar faydalar vardır. Sonra bunlar Beyti Atik'de, Kabe'de son bulurlar.
وَلِكُلِّأُمَّةٍجَعَلْنَامَنسَكًالِّيَذْكُرُواٱسْمَٱللَّهِعَلَىٰمَارَزَقَهُممِّنبَهِيمَةِٱلْأَنْعَـٰمِفَإِلَـٰهُكُمْإِلَـٰهٌوَٰحِدٌفَلَهُٓأَسْلِمُواوَبَشِّرِٱلْمُخْبِتِينَ٣٤
Velikülli ümmetin ce’alnâ mensekel liyezkürü-sme-llâhi ’alâ mâ razekahüm mim behîmeti-l'en’âm. feilâhüküm ilâhüv vâhidün felehû eslimû. vebeşşiri-lmuhbitîn.
Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerlerine O'nun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık. Sizin Tanrınız tek bir Tanrı'dır, O'na teslim olun. Allah anıldığı zaman kalbleri titreyen, başlarına gelene sabreden, namaz kılan, kendilerine verdiğimiz rızıktan sarfeden ve Allah'a gönül vermiş olan kimselere müjde et.
ٱلَّذِينَإِذَاذُكِرَٱللَّهُوَجِلَتْقُلُوبُهُمْوَٱلصَّـٰبِرِينَعَلَىٰمَآأَصَابَهُمْوَٱلْمُقِيمِىٱلصَّلَوٰةِوَمِمَّارَزَقْنَـٰهُمْيُنفِقُونَ٣٥
Ellezîne izâ zükira-llâhü vecilet kulûbühüm vessâbirîne ’alâ mâ esâbehüm velmükîmi-ssalâti vemimmâ razaknâhüm yünfikûn.
Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerlerine O'nun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık. Sizin Tanrınız tek bir Tanrı'dır, O'na teslim olun. Allah anıldığı zaman kalbleri titreyen, başlarına gelene sabreden, namaz kılan, kendilerine verdiğimiz rızıktan sarfeden ve Allah'a gönül vermiş olan kimselere müjde et.
وَٱلْبُدْنَجَعَلْنَـٰهَالَكُممِّنشَعَـٰٓئِرِٱللَّهِلَكُمْفِيهَاخَيْرٌفَٱذْكُرُواٱسْمَٱللَّهِعَلَيْهَاصَوَآفَّفَإِذَاوَجَبَتْجُنُوبُهَافَكُلُوامِنْهَاوَأَطْعِمُواٱلْقَانِعَوَٱلْمُعْتَرَّكَذَٰلِكَسَخَّرْنَـٰهَالَكُمْلَعَلَّكُمْتَشْكُرُونَ٣٦
Velbüdne ce’alnâhâ leküm min şe’âiri-llâhi leküm fîhâ hayr. fezkürü-sme-llâhi ’aleyhâ savâff. feizâ vecebet cünûbühâ fekülû minhâ veat’imü-lkâni’a velmü’terr. kezâlike sehharnâhâ leküm le’alleküm teşkürûn.
İşte kurbanlık deve ve sığırları Allah'ın size olan nişanelerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Bağlı halde keserken üzerlerine Allah'ın adını anın. Yan üstü düşüp ölünce onlardan yiyin, isteyene de istemeyene de verin. Şükredersiniz diye onları böylece sizin buyruğunuza verdik.
لَنيَنَالَٱللَّهَلُحُومُهَاوَلَادِمَآؤُهَاوَلَـٰكِنيَنَالُهُٱلتَّقْوَىٰمِنكُمْكَذَٰلِكَسَخَّرَهَالَكُمْلِتُكَبِّرُواٱللَّهَعَلَىٰمَاهَدَىٰكُمْوَبَشِّرِٱلْمُحْسِنِينَ٣٧
Ley yenâle-llâhe lühûmühâ velâ dimâühâ velâkiy yenâlühü-ttakvâ minküm. kezâlike sehharahâ leküm litükebbirü-llâhe ’alâ mâ hedâküm. vebeşşiri-lmuhsinîn.
Bu hayvanların ne etleri ve ne de kanları Allah'a ulaşacaktır. Allah'a ulaşacak olan ancak sizin O'nun için yaptığınız gösterişten uzak amel ve ibadettir. Size doğru yolu gösterdiğinden, Allah'ı yüceltmeniz için onları böylece sizin buyruğunuza vermiştir. İyilik yapanlara müjde et.
إِنَّٱللَّهَيُدَٰفِعُعَنِٱلَّذِينَءَامَنُوٓاإِنَّٱللَّهَلَايُحِبُّكُلَّخَوَّانٍكَفُورٍ٣٨
İnne-llâhe yüdâfi’u ’ani-llezîne âmenû. inne-llâhe lâ yühibbü külle havvânin kefûr.
Allah şüphesiz inananları savunur, çünkü hainleri ve nankörleri hiç sevmez.
أُذِنَلِلَّذِينَيُقَـٰتَلُونَبِأَنَّهُمْظُلِمُواوَإِنَّٱللَّهَعَلَىٰنَصْرِهِمْلَقَدِيرٌ٣٩
Üzine lillezîne yükâtelûne biennehüm zulimû. veinne-llâhe ’alâ nasrihim lekadîr.
Haksızlığa uğratılarak kendilerine savaş açılan kimselerin karşı koyup savaşmasına izin verilmiştir. Allah onlara yardım etmeğe elbette Kadir'dir.
ٱلَّذِينَأُخْرِجُوامِندِيَـٰرِهِمبِغَيْرِحَقٍّإِلَّآأَنيَقُولُوارَبُّنَاٱللَّهُوَلَوْلَادَفْعُٱللَّهِٱلنَّاسَبَعْضَهُمبِبَعْضٍلَّهُدِّمَتْصَوَٰمِعُوَبِيَعٌوَصَلَوَٰتٌوَمَسَـٰجِدُيُذْكَرُفِيهَاٱسْمُٱللَّهِكَثِيرًاوَلَيَنصُرَنَّٱللَّهُمَنيَنصُرُهُٓإِنَّٱللَّهَلَقَوِىٌّعَزِيزٌ٤٠
Ellezîne uhricû min diyârihim bigayri hakkin illâ ey yekûlû rabbüne-llâh. velevlâ def’u-llâhi-nnâse ba’dahüm biba’dil lehüddimet savâmi’u vebiye’uv vesalevâtüv vemesâcidü yüzkeru fîhe-smü-llâhi kesîrâ. veleyensuranne-llâhü mey yensuruh. inne-llâhe lekaviyyün ’azîz.
Onlar haksız yere ve "Rabbimiz Allah'tır" dediler diye yurtlarından çıkarılmışlardır. Allah insanların bir kısmını diğeriyle savmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın adı çok anılan camiler yıkılıp giderdi. And olsun ki, Allah'a yardım edenlere O da yardım eder. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.
ٱلَّذِينَإِنمَّكَّنَّـٰهُمْفِىٱلْأَرْضِأَقَامُواٱلصَّلَوٰةَوَءَاتَوُاٱلزَّكَوٰةَوَأَمَرُوابِٱلْمَعْرُوفِوَنَهَوْاعَنِٱلْمُنكَرِوَلِلَّهِعَـٰقِبَةُٱلْأُمُورِ٤١
Ellezîne im mekkennâhüm fi-l'ardi ekâmu-ssalâte veâtevu-zzekâte veemerû bilma’rûfi venehev ’ani-lmünker. velillâhi ’âkibetü-l'ümûr.
Onları biz yeryüzüne yerleştirirsek namaz kılarlar, zekat verirler, uygun olanı emrederler, fenalığı yasak ederler. İşlerin sonucu Allah'a aittir.
وَإِنيُكَذِّبُوكَفَقَدْكَذَّبَتْقَبْلَهُمْقَوْمُنُوحٍوَعَادٌوَثَمُودُ٤٢
Veiy yükezzibûke fekad kezzebet kablehüm kavmü nûhiv ve’âdüv vesemûd.
Seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan önce Nuh milleti, Ad, Semud, İbrahim milleti, Lut milleti ve Medyen halkı da peygamberlerini yalancı saymış ve Musa da yalanlanmıştı. Ama Ben, kafirlere önce mehil verdim, sonra da onları yakalayıverdim; Beni tanımamak nasılmış görsünler.
وَقَوْمُإِبْرَٰهِيمَوَقَوْمُلُوطٍ٤٣
Vekavmü ibrâhîme vekavmü lût.
Seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan önce Nuh milleti, Ad, Semud, İbrahim milleti, Lut milleti ve Medyen halkı da peygamberlerini yalancı saymış ve Musa da yalanlanmıştı. Ama Ben, kafirlere önce mehil verdim, sonra da onları yakalayıverdim; Beni tanımamak nasılmış görsünler.
وَأَصْحَـٰبُمَدْيَنَوَكُذِّبَمُوسَىٰفَأَمْلَيْتُلِلْكَـٰفِرِينَثُمَّأَخَذْتُهُمْفَكَيْفَكَانَنَكِيرِ٤٤
Veashâbü medyen. veküzzibe mûsâ feemleytü lilkâfirîne sümme ehaztühüm. fekeyfe kâne nekîr.
Seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan önce Nuh milleti, Ad, Semud, İbrahim milleti, Lut milleti ve Medyen halkı da peygamberlerini yalancı saymış ve Musa da yalanlanmıştı. Ama Ben, kafirlere önce mehil verdim, sonra da onları yakalayıverdim; Beni tanımamak nasılmış görsünler.
فَكَأَيِّنمِّنقَرْيَةٍأَهْلَكْنَـٰهَاوَهِىَظَالِمَةٌفَهِىَخَاوِيَةٌعَلَىٰعُرُوشِهَاوَبِئْرٍمُّعَطَّلَةٍوَقَصْرٍمَّشِيدٍ٤٥
Fekeeyyim min karyetin ehleknâhâ vehiye zâlimetün fehiye hâviyetün ’alâ ’urûşihâ vebi'rim mü’attaletiv vekasrim meşîd.
Nice kasabaların halkını haksızlık yaparken yok ettik. Artık çatıları çökmüş, kuyuları metruk, sarayları bomboş kalmıştır.
أَفَلَمْيَسِيرُوافِىٱلْأَرْضِفَتَكُونَلَهُمْقُلُوبٌيَعْقِلُونَبِهَآأَوْءَاذَانٌيَسْمَعُونَبِهَافَإِنَّهَالَاتَعْمَىٱلْأَبْصَـٰرُوَلَـٰكِنتَعْمَىٱلْقُلُوبُٱلَّتِىفِىٱلصُّدُورِ٤٦
Efelem yesîrû fi-l'ardi fetekûne lehüm kulûbüy ya’kilûne bihâ ev âzânüy yesme’ûne bihâ. feinnehâ lâ ta’me-l'ebsâru velâkin ta’me-lkulûbü-lletî fi-ssudûr.
Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, orada olanları akledecek kalbleri, işitecek kulakları olsun. Ama yalnız gözler kör olmaz, fakat göğüslerde olan kalbler de körleşir.
وَيَسْتَعْجِلُونَكَبِٱلْعَذَابِوَلَنيُخْلِفَٱللَّهُوَعْدَهُوَإِنَّيَوْمًاعِندَرَبِّكَكَأَلْفِسَنَةٍمِّمَّاتَعُدُّونَ٤٧
Veyesta’cilûneke bil’azâbi veley yuhlife-llâhü va’deh. veinne yevmen ’inde rabbike keelfi senetim mimmâ te’uddûn.
Senden, başlarına acele azap getirmeni istiyorlar. Allah sözünden asla caymayacaktır. Rabbinin katında bir gün, saydıklarınızdan bin yıl gibidir.
وَكَأَيِّنمِّنقَرْيَةٍأَمْلَيْتُلَهَاوَهِىَظَالِمَةٌثُمَّأَخَذْتُهَاوَإِلَىَّٱلْمَصِيرُ٤٨
Vekeeyyim min karyetin emleytü lehâ vehiye zâlimetün sümme ehaztühâ. veileyye-lmesîr.
Nice kasabalara, haksız oldukları halde, mehil vermiştim; sonunda onları yakalayıverdim. Dönüş ancak Bana'dır.
قُلْيَـٰٓأَيُّهَاٱلنَّاسُإِنَّمَآأَنَالَكُمْنَذِيرٌمُّبِينٌ٤٩
Kul yâ eyyühe-nnâsü innemâ ene leküm nezîrum mübîn.
"Ey insanlar! Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım" de.
فَٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِلَهُممَّغْفِرَةٌوَرِزْقٌكَرِيمٌ٥٠
Fellezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti lehüm magfiratüv verizkun kerîm.
Cömertçe verilmiş rızık ve mağfiret, inanan ve yararlı iş işleyenleredir.
وَٱلَّذِينَسَعَوْافِىٓءَايَـٰتِنَامُعَـٰجِزِينَأُولَـٰٓئِكَأَصْحَـٰبُٱلْجَحِيمِ٥١
Vellezîne se’av fî âyâtinâ mü’âcizîne ülâike ashâbü-lcehîm.
Ayetlerimizi tartışarak bozmağa uğraşanlar, işte onlar cehennemliklerdir.
وَمَآأَرْسَلْنَامِنقَبْلِكَمِنرَّسُولٍوَلَانَبِىٍّإِلَّآإِذَاتَمَنَّىٰٓأَلْقَىٱلشَّيْطَـٰنُفِىٓأُمْنِيَّتِهِفَيَنسَخُٱللَّهُمَايُلْقِىٱلشَّيْطَـٰنُثُمَّيُحْكِمُٱللَّهُءَايَـٰتِهِوَٱللَّهُعَلِيمٌحَكِيمٌ٥٢
Vemâ erselnâ min kablike mir rasûliv velâ nebiyyin illâ izâ temennâ elka-şşeytânü fî ümniyyetih. feyensehu-llâhü mâ yülki-şşeytânü sümme yuhkimü-llâhü âyâtih. vellâhü ’alîmün hakîm.
Senden önce gönderdiğimiz hiçbir resul ve nebi yoktur ki, birşeyi arzuladığı zaman, şeytan onun arzusuna vesvese karıştırmamış olsun. Fakat Allah, şeytanın attığını derhal iptal eder, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
لِّيَجْعَلَمَايُلْقِىٱلشَّيْطَـٰنُفِتْنَةًلِّلَّذِينَفِىقُلُوبِهِممَّرَضٌوَٱلْقَاسِيَةِقُلُوبُهُمْوَإِنَّٱلظَّـٰلِمِينَلَفِىشِقَاقٍبَعِيدٍ٥٣
Liyec’ale mâ yülki-şşeytânü fitnetel lillezîne fî kulûbihim meraduv velkâsiyeti kulûbühüm. veinne-zzâlimîne lefî şikâkim be’îd.
/. Allah şeytanın karıştırdığını, kalblerinde hastalık bulunan ve kalbleri kaskatı olan kimseleri sınamayı vesile kılar. Zalimler şüphesiz derin bir ayrılık içindedirler.
وَلِيَعْلَمَٱلَّذِينَأُوتُواٱلْعِلْمَأَنَّهُٱلْحَقُّمِنرَّبِّكَفَيُؤْمِنُوابِهِفَتُخْبِتَلَهُقُلُوبُهُمْوَإِنَّٱللَّهَلَهَادِٱلَّذِينَءَامَنُوٓاإِلَىٰصِرَٰطٍمُّسْتَقِيمٍ٥٤
Veliya’leme-llezîne ûtü-l’ilme ennehü-lhakku mir rabbike feyü'minû bihî fetuhbita lehû kulûbühüm. veinne-llâhe lehâdi-llezîne âmenû ilâ sirâtim müstekîm.
Bu, kendilerine ilim verilenlerin Kuran'ın, senin Rabbin'den bir gerçek olduğunu bilip de ona inanmaları ve gönüllerini bağlamaları içindir. Allah inananları şüphesiz doğru yola eriştirir.
وَلَايَزَالُٱلَّذِينَكَفَرُوافِىمِرْيَةٍمِّنْهُحَتَّىٰتَأْتِيَهُمُٱلسَّاعَةُبَغْتَةًأَوْيَأْتِيَهُمْعَذَابُيَوْمٍعَقِيمٍ٥٥
Velâ yezâlü-llezîne keferû fî miryetim minhü hattâ te'tiyehümü-ssâ’atü bagteten ev ye'tiyehüm ’azâbü yevmin ’akîm.
İnkar edenler, ceza saati kendilerine ansızın gelene veya gecesi olmayan günün azabı çatana kadar Kuran'dan şüphe etmekte devam ederler.
ٱلْمُلْكُيَوْمَئِذٍلِّلَّهِيَحْكُمُبَيْنَهُمْفَٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِفِىجَنَّـٰتِٱلنَّعِيمِ٥٦
Elmülkü yevmeizil lillâh. yahkümü beynehüm. fellezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti fî cennâti-nne’îm.
İşte o gün hükümranlık Allah'ındır. O aralarında hükmeder. İnanıp yararlı iş işleyenler nimet cennetlerindedirler.
وَٱلَّذِينَكَفَرُواوَكَذَّبُوابِـَٔايَـٰتِنَافَأُولَـٰٓئِكَلَهُمْعَذَابٌمُّهِينٌ٥٧
Vellezîne keferû vekezzebû biâyâtinâ feülâike lehüm ’azâbüm mühîn.
İnkar edenler, ayetlerimizi yalan sayan kimseler, işte onlar için hakir düşüren azap vardır.
وَٱلَّذِينَهَاجَرُوافِىسَبِيلِٱللَّهِثُمَّقُتِلُوٓاأَوْمَاتُوالَيَرْزُقَنَّهُمُٱللَّهُرِزْقًاحَسَنًاوَإِنَّٱللَّهَلَهُوَخَيْرُٱلرَّٰزِقِينَ٥٨
Vellezîne hâcerû fî sebîli-llâhi sümme kutilû ev mâtû leyerzükannehümü-llâhü rizkan hasenâ. veinne-llâhe lehüve hayru-rrâzikîn.
Allah yolunda hicret edenlere, sonra öldürülen veya ölenlere Allah, elbette onlara güzel bir rızık verecektir. Rızık verenlerin en hayırlısı yalnız Allah'tır.
لَيُدْخِلَنَّهُممُّدْخَلًايَرْضَوْنَهُوَإِنَّٱللَّهَلَعَلِيمٌحَلِيمٌ٥٩
Leyüdhilennehüm müdhaley yerdavneh. veinne-llâhe le’alîmün halîm.
And olsun ki, onları hoşnut olacakları bir yere koyar. Şüphesiz Allah bilendir, Halim'dir.
ذَٰلِكَوَمَنْعَاقَبَبِمِثْلِمَاعُوقِبَبِهِثُمَّبُغِىَعَلَيْهِلَيَنصُرَنَّهُٱللَّهُإِنَّٱللَّهَلَعَفُوٌّغَفُورٌ٦٠
Zâlik. vemen ’âkabe bimisli mâ ’ûkibe bihî sümme bügiye ’aleyhi leyensurannehü-llâh. inne-llâhe le’afüvvun gafûr.
Bu böyledir; kim kendisine verilen kadar ceza verirse ve kendisine yine de saldırılırsa, Allah ona, and olsun ki yardım edecektir. Allah şüphesiz, affeder ve bağışlar.
ذَٰلِكَبِأَنَّٱللَّهَيُولِجُٱلَّيْلَفِىٱلنَّهَارِوَيُولِجُٱلنَّهَارَفِىٱلَّيْلِوَأَنَّٱللَّهَسَمِيعٌبَصِيرٌ٦١
Zâlike bienne-llâhe yûlicü-lleyle fi-nnehâri veyûlicü-nnehâra fi-lleyli veenne-llâhe semî’um besîr.
Böyledir; Allah geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar ve Allah şüphesiz işitir ve görür.
ذَٰلِكَبِأَنَّٱللَّهَهُوَٱلْحَقُّوَأَنَّمَايَدْعُونَمِندُونِهِهُوَٱلْبَـٰطِلُوَأَنَّٱللَّهَهُوَٱلْعَلِىُّٱلْكَبِيرُ٦٢
Zâlike bienne-llâhe hüve-lhakku veenne mâ yed’ûne min dûnihî hüve-lbâtilü veenne-llâhe hüve-l’aliyyü-lkebîr.
Keza Hak yalnız Allah'tır; O'nu bırakıp taptıkları sadece batıldır. Doğrusu Allah yücedir büyüktür.
أَلَمْتَرَأَنَّٱللَّهَأَنزَلَمِنَٱلسَّمَآءِمَآءًفَتُصْبِحُٱلْأَرْضُمُخْضَرَّةًإِنَّٱللَّهَلَطِيفٌخَبِيرٌ٦٣
Elem tera enne-llâhe enzele mine-ssemâi mââ. fetusbihu-l'ardu muhdarrah. inne-llâhe letîfün habîr.
Allah'ın gökten indirdiği su ile yerin yemyeşil olduğunu görmez misin? Doğrusu Allah Latif'dir, haberdardır.
لَّهُمَافِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَمَافِىٱلْأَرْضِوَإِنَّٱللَّهَلَهُوَٱلْغَنِىُّٱلْحَمِيدُ٦٤
Lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. veinne-llâhe lehüve-lganiyyü-lhamîd.
Göklerde olanlar, yerde olanlar O'nundur. Doğrusu Allah müstağnidir, övülmeğe layık olandır.
أَلَمْتَرَأَنَّٱللَّهَسَخَّرَلَكُممَّافِىٱلْأَرْضِوَٱلْفُلْكَتَجْرِىفِىٱلْبَحْرِبِأَمْرِهِوَيُمْسِكُٱلسَّمَآءَأَنتَقَعَعَلَىٱلْأَرْضِإِلَّابِإِذْنِهِٓإِنَّٱللَّهَبِٱلنَّاسِلَرَءُوفٌرَّحِيمٌ٦٥
Elem tera enne-llâhe sehhara leküm mâ fi-l'ardi velfülke tecrî fi-lbahri biemrih. veyümsikü-ssemâe en teka’a ’ale-l'ardi illâ biiznih. inne-llâhe binnâsi leraûfür rahîm.
Allah'ın yerde olanları ve emriyle denizlerde yürüyen gemileri buyruğunuz altına vermiş olduğunu; buyruğu olmaksızın yere düşmemesi için göğü O'nun tuttuğunu görmez misin? Doğrusu Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametli olandır.
وَهُوَٱلَّذِىٓأَحْيَاكُمْثُمَّيُمِيتُكُمْثُمَّيُحْيِيكُمْإِنَّٱلْإِنسَـٰنَلَكَفُورٌ٦٦
Vehüve-llezî ahyâküm. sümme yümîtüküm sümme yuhyîküm. inne-l'insâne lekefûr.
Sizi dirilten, sonra öldürecek sonra yine diriltecek olan O'dur. İnsan gerçekten pek nankördür.
لِّكُلِّأُمَّةٍجَعَلْنَامَنسَكًاهُمْنَاسِكُوهُفَلَايُنَـٰزِعُنَّكَفِىٱلْأَمْرِوَٱدْعُإِلَىٰرَبِّكَإِنَّكَلَعَلَىٰهُدًىمُّسْتَقِيمٍ٦٧
Likülli ümmetin ce’alnâ menseken hüm nâsikûhü felâ yünâzi’anneke fi-l'emri ved’u ilâ rabbik. inneke le’alâ hüdem müstekîm.
Her ümmete, yerine getirmeleri gerekli ibadetler koyduk. Öyleyse, bu konuda seninle çekişmelerine fırsat verme; Rabbine davet et, sen şüphesiz doğru yol üzerindesin. Seninle tartışırlarsa: "Allah yaptığınızı çok iyi bilir; ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında, kıyamet günü aranızda Allah hükmedecektir" de.
وَإِنجَـٰدَلُوكَفَقُلِٱللَّهُأَعْلَمُبِمَاتَعْمَلُونَ٦٨
Vein câdelûke fekuli-llâhü a’lemü bimâ ta’melûn.
Her ümmete, yerine getirmeleri gerekli ibadetler koyduk. Öyleyse, bu konuda seninle çekişmelerine fırsat verme; Rabbine davet et, sen şüphesiz doğru yol üzerindesin. Seninle tartışırlarsa: "Allah yaptığınızı çok iyi bilir; ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında, kıyamet günü aranızda Allah hükmedecektir" de.
ٱللَّهُيَحْكُمُبَيْنَكُمْيَوْمَٱلْقِيَـٰمَةِفِيمَاكُنتُمْفِيهِتَخْتَلِفُونَ٦٩
Allâhü yahkümü beyneküm yevme-lkiyâmeti fîmâ küntüm fîhi tahtelifûn.
Her ümmete, yerine getirmeleri gerekli ibadetler koyduk. Öyleyse, bu konuda seninle çekişmelerine fırsat verme; Rabbine davet et, sen şüphesiz doğru yol üzerindesin. Seninle tartışırlarsa: "Allah yaptığınızı çok iyi bilir; ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında, kıyamet günü aranızda Allah hükmedecektir" de.
أَلَمْتَعْلَمْأَنَّٱللَّهَيَعْلَمُمَافِىٱلسَّمَآءِوَٱلْأَرْضِإِنَّذَٰلِكَفِىكِتَـٰبٍإِنَّذَٰلِكَعَلَىٱللَّهِيَسِيرٌ٧٠
Elem ta’lem enne-llâhe ya’lemü mâ fi-ssemâi vel'ard. inne zâlike fî kitâb. inne zâlike ’ale-llâhi yesîr.
Gökte ve yerde olanı Allah'ın bildiğini bilmez misin? Bunlar hiç şüphesiz Kitap'dadır ve şüphesiz bunlar Allah'a kolaydır.
وَيَعْبُدُونَمِندُونِٱللَّهِمَالَمْيُنَزِّلْبِهِسُلْطَـٰنًاوَمَالَيْسَلَهُمبِهِعِلْمٌوَمَالِلظَّـٰلِمِينَمِننَّصِيرٍ٧١
Veya’büdûne min dûni-llâhi mâ lem yünezzil bihî sültânev vemâ leyse lehüm bihî ’ilm. vemâ lizzâlimîne min nesîr.
Onlar Allah'ı bırakıp da O'nun, haklarında hiçbir delil indirmediği, kendilerinde de bir bilgi olmayan şeylere taparlar. Zulmedenlerin yardımcısı olmaz.
وَإِذَاتُتْلَىٰعَلَيْهِمْءَايَـٰتُنَابَيِّنَـٰتٍتَعْرِفُفِىوُجُوهِٱلَّذِينَكَفَرُواٱلْمُنكَرَيَكَادُونَيَسْطُونَبِٱلَّذِينَيَتْلُونَعَلَيْهِمْءَايَـٰتِنَاقُلْأَفَأُنَبِّئُكُمبِشَرٍّمِّنذَٰلِكُمُٱلنَّارُوَعَدَهَاٱللَّهُٱلَّذِينَكَفَرُواوَبِئْسَٱلْمَصِيرُ٧٢
Veizâ tütlâ ’aleyhim âyâtünâ beyyinâtin ta’rifü fî vucûhi-llezîne keferü-lmünker. yekâdûne yestûne billezîne yetlûne ’aleyhim âyâtinâ. kul efeünebbiüküm bişerrim min zâliküm. ennâr. ve’adehe-llâhü-llezîne keferû. vebi'se-lmesîr.
Onlara ayetlerimiz apaçık olarak okunduğu zaman, inkar edenlerin yüzlerinden inkarlarını anlarsın. Nerdeyse, kendilerine ayetlerimizi okuyanlara saldıracaklar. De ki: "Size bundan daha fenasını haber vereyim mi? Allah'ın inkarcılara vadettiği ateş! Ne kötü bir dönüştür!..
يَـٰٓأَيُّهَاٱلنَّاسُضُرِبَمَثَلٌفَٱسْتَمِعُوالَهُٓإِنَّٱلَّذِينَتَدْعُونَمِندُونِٱللَّهِلَنيَخْلُقُواذُبَابًاوَلَوِٱجْتَمَعُوالَهُوَإِنيَسْلُبْهُمُٱلذُّبَابُشَيْـًٔالَّايَسْتَنقِذُوهُمِنْهُضَعُفَٱلطَّالِبُوَٱلْمَطْلُوبُ٧٣
Yâ eyyühe-nnâsü duribe meselün festemi’û leh. inne-llezîne ted’ûne min dûni-llâhi ley yahlükû zübâbev velevi-cteme’û leh. veiy yeslübhümü-zzübâbü şey'el lâ yestenkizûhü minh. da’ufe-ttâlibü velmatlûb.
Ey insanlar! Bir misal verilmektedir, şimdi onu dinleyin: Sizlerin Allah'ı bırakıp taptıklarınız bir araya gelseler, bir sinek bile yaratamıyacaklardır. Sinek onlardan bir şey kapsa, onu kurtaramazlar; isteyen de, istenen de aciz!
مَاقَدَرُواٱللَّهَحَقَّقَدْرِهِٓإِنَّٱللَّهَلَقَوِىٌّعَزِيزٌ٧٤
Mâ kaderü-llâhe hakka kadrih. inne-llâhe lekaviyyün ’azîz.
Allah'ı gereği gibi değerlendiremediler. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.
ٱللَّهُيَصْطَفِىمِنَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِرُسُلًاوَمِنَٱلنَّاسِإِنَّٱللَّهَسَمِيعٌبَصِيرٌ٧٥
Allâhü yastafî mine-lmelâiketi rusülev vemine-nnâs. inne-llâhe semî’um besîr.
Allah meleklerden ve insanlardan peygamberler seçer. Doğrusu Allah işitir ve görür.
يَعْلَمُمَابَيْنَأَيْدِيهِمْوَمَاخَلْفَهُمْوَإِلَىٱللَّهِتُرْجَعُٱلْأُمُورُ٧٦
Ya’lemü mâ beyne eydîhim vemâ halfehüm. veile-llâhi türce’u-l'ümûr.
O, geçmişlerini geleceklerini bilir. Bütün işler Allah'a döner.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُواٱرْكَعُواوَٱسْجُدُواوَٱعْبُدُوارَبَّكُمْوَٱفْعَلُواٱلْخَيْرَلَعَلَّكُمْتُفْلِحُونَ٧٧
Yâ eyyühe-llezîne âmenü-rke’û vescüdû va’büdû rabbeküm vef’alü-lhayra le’alleküm tüflihûn.
Ey inananlar! Rüku edin, secdeye varın, Rabbiniz'e kulluk edin, iyilik yapın ki saadete erişesiniz.
وَجَـٰهِدُوافِىٱللَّهِحَقَّجِهَادِهِهُوَٱجْتَبَىٰكُمْوَمَاجَعَلَعَلَيْكُمْفِىٱلدِّينِمِنْحَرَجٍمِّلَّةَأَبِيكُمْإِبْرَٰهِيمَهُوَسَمَّىٰكُمُٱلْمُسْلِمِينَمِنقَبْلُوَفِىهَـٰذَالِيَكُونَٱلرَّسُولُشَهِيدًاعَلَيْكُمْوَتَكُونُواشُهَدَآءَعَلَىٱلنَّاسِفَأَقِيمُواٱلصَّلَوٰةَوَءَاتُواٱلزَّكَوٰةَوَٱعْتَصِمُوابِٱللَّهِهُوَمَوْلَىٰكُمْفَنِعْمَٱلْمَوْلَىٰوَنِعْمَٱلنَّصِيرُ٧٨
Vecâhidû fi-llâhi hakka cihâdih. hüve-ctebâküm vemâ ce’ale ’aleyküm fi-ddîni min harac. millete ebîküm ibrâhîm. hüve semmâkümü-lmüslimîne min kablü vefî hâzâ liyekûne-rrasûlü şehîden ’aleyküm vetekûnû şühedâe ’ale-nnâs. feekîmu-ssalâte veâtü-zzekâte va’tesimû billâh. hüve mevlâküm. feni’me-lmevlâ veni’me-nnesîr.
Allah uğrunda gereği gibi cihat edin. O, sizi seçmiş, babanız İbrahim'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kuran'da, peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için size müslüman adını veren O'dur. Artık, namaz kılın, zekat verin, Allah'a sarılın. O sizin sahibinizdir. Ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!