Fetih Suresi
29 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
إِنَّافَتَحْنَالَكَفَتْحًامُّبِينًا١
İnnâ fetahnâ leke fetham mübînâ.

Doğrusu Biz sana apaçık bir zafer sağlamışızdır.

لِّيَغْفِرَلَكَٱللَّهُمَاتَقَدَّمَمِنذَنبِكَوَمَاتَأَخَّرَوَيُتِمَّنِعْمَتَهُعَلَيْكَوَيَهْدِيَكَصِرَٰطًامُّسْتَقِيمًا٢
Liyagfira leke-llâhü mâ tekaddeme min zembike vemâ teehhara veyütimme ni’metehû ’aleyke veyehdiyeke sirâtam müstekîmâ.

Allah böylece, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar, sana olan nimetini tamamlar, seni doğru yola eriştirir.

وَيَنصُرَكَٱللَّهُنَصْرًاعَزِيزًا٣
Veyensurake-llâhü nasran ’azîzâ.

Böylece sana, kimsenin güç yetiremeyeceği bir şekilde yardım eder.

هُوَٱلَّذِىٓأَنزَلَٱلسَّكِينَةَفِىقُلُوبِٱلْمُؤْمِنِينَلِيَزْدَادُوٓاإِيمَـٰنًامَّعَإِيمَـٰنِهِمْوَلِلَّهِجُنُودُٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَكَانَٱللَّهُعَلِيمًاحَكِيمًا٤
Hüve-llezî enzele-ssekînete fî kulûbi-lmü'minîne liyezdâdû îmânem me’a îmânihim. velillâhi cünûdü-ssemâvâti vel'ard. vekâne-llâhü ’alîmen hakîmâ.

İnananların, imanlarını kat kat artırmaları için, kalblerine güven indiren O'dur. Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah'ındır. Allah bilendir, Hakim olandır.

لِّيُدْخِلَٱلْمُؤْمِنِينَوَٱلْمُؤْمِنَـٰتِجَنَّـٰتٍتَجْرِىمِنتَحْتِهَاٱلْأَنْهَـٰرُخَـٰلِدِينَفِيهَاوَيُكَفِّرَعَنْهُمْسَيِّـَٔاتِهِمْوَكَانَذَٰلِكَعِندَٱللَّهِفَوْزًاعَظِيمًا٥
Liyüdhile-lmü'minîne velmü'minâti cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâru hâlidîne fîhâ veyükeffira ’anhüm seyyiâtihim. vekâne zâlike ’inde-llâhi fevzen ’azîmâ.

İnanan erkek ve kadınları, içinde temelli kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar, onların kötülüklerini örter. Allah katında büyük kurtuluş işte budur.

وَيُعَذِّبَٱلْمُنَـٰفِقِينَوَٱلْمُنَـٰفِقَـٰتِوَٱلْمُشْرِكِينَوَٱلْمُشْرِكَـٰتِٱلظَّآنِّينَبِٱللَّهِظَنَّٱلسَّوْءِعَلَيْهِمْدَآئِرَةُٱلسَّوْءِوَغَضِبَٱللَّهُعَلَيْهِمْوَلَعَنَهُمْوَأَعَدَّلَهُمْجَهَنَّمَوَسَآءَتْمَصِيرًا٦
Veyü’azzibe-lmünâfikîne velmünâfikâti velmüşrikîne velmüşrikâti-zzânnîne billâhi zanne-ssev'. ’aleyhim dâiratü-ssev'. vegadibe-llâhü ’aleyhim vele’anehüm vee’adde lehüm cehennem. vesâet mesîrâ.

İnananlara yardım etmez diye Allah'a kötü sanıda bulunan ikiyüzlü erkek ve kadınlara, puta tapan erek ve kadınlara Allah azabetsin; kötü sanıları kendi baslarına gelsin! Allah onlara gazabetmiş, onları lanetlemiş ve cehennemi kendilerine hazırlamıştır. Ne kötü dönüş yeridir!

وَلِلَّهِجُنُودُٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَكَانَٱللَّهُعَزِيزًاحَكِيمًا٧
Velillâhi cünûdü-ssemâvâti vel'ard. vekâne-llâhü ’azîzen hakîmâ.

Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah'ındır. Allah güçlü olandır. Hakim olandır.

إِنَّآأَرْسَلْنَـٰكَشَـٰهِدًاوَمُبَشِّرًاوَنَذِيرًا٨
İnnâ erselnâke şâhidev vemübeşşirav venezîrâ.

Doğrusu seni şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Ey insanlar, siz de Allah'a ve Peygamberine inanasınız, ona yardım edesiniz, O'na saygı gösteresiniz ve O'nu sabah akşam tesbih edesiniz.

لِّتُؤْمِنُوابِٱللَّهِوَرَسُولِهِوَتُعَزِّرُوهُوَتُوَقِّرُوهُوَتُسَبِّحُوهُبُكْرَةًوَأَصِيلًا٩
Litü'minû billâhi verasûlihî vetü’azzirûhü vetüvekkirûh. vetüsebbihûhü bükratev veesîlâ.

Doğrusu seni şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Ey insanlar, siz de Allah'a ve Peygamberine inanasınız, ona yardım edesiniz, O'na saygı gösteresiniz ve O'nu sabah akşam tesbih edesiniz.

إِنَّٱلَّذِينَيُبَايِعُونَكَإِنَّمَايُبَايِعُونَٱللَّهَيَدُٱللَّهِفَوْقَأَيْدِيهِمْفَمَننَّكَثَفَإِنَّمَايَنكُثُعَلَىٰنَفْسِهِوَمَنْأَوْفَىٰبِمَاعَـٰهَدَعَلَيْهُٱللَّهَفَسَيُؤْتِيهِأَجْرًاعَظِيمًا١٠
İnne-llezîne yübâyi’ûneke innemâ yübâyi’ûne-llâh. yedü-llâhi fevka eydîhim. femen nekese feinnemâ yenküsü ’alâ nefsih. vemen evfâ bimâ ’âhede ’aleyhü-llâhe feseyü'tîhi ecran ’azîmâ.

Şüphesiz sana baş eğerek ellerini verenler (biat edenler), Allah'a baş eğip el vermiş sayılırlar. Allah'ın eli onların ellerinin üstündedir. Verdiği bu sözden dönen, ancak kendi aleyhine dönmüş olur. Allah'a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük ecir verecektir.

سَيَقُولُلَكَٱلْمُخَلَّفُونَمِنَٱلْأَعْرَابِشَغَلَتْنَآأَمْوَٰلُنَاوَأَهْلُونَافَٱسْتَغْفِرْلَنَايَقُولُونَبِأَلْسِنَتِهِممَّالَيْسَفِىقُلُوبِهِمْقُلْفَمَنيَمْلِكُلَكُممِّنَٱللَّهِشَيْـًٔاإِنْأَرَادَبِكُمْضَرًّاأَوْأَرَادَبِكُمْنَفْعًابَلْكَانَٱللَّهُبِمَاتَعْمَلُونَخَبِيرًا١١
Seyekûlü leke-lmühallefûne mine-l'a’râbi şegaletnâ emvâlünâ veehlûnâ festagfir lenâ. yekûlûne bielsinetihim mâ leyse fî kulûbihim. kul femey yemlikü leküm mine-llâhi şey'en in erâde biküm darran ev erâde biküm nef’â. bel kâne-llâhü bimâ ta’melûne habîrâ.

Bedevilerin savaştan geri kalmış olanları, sana: "Bizi mallarımız ve ailelerimiz alıkoydu. Allah'tan bizim bağışlanmamızı dile" diyecekler. Dilleriyle, gönüllerinde bulunmayanı söylerler; de ki: "Allah size bir zarar gelmesini dilerse, yahut bir fayda elde etmenizi dilerse, O'na karşı kimin gücü bir şeye yeter? Kaldı ki, Allah yaptıklarınızdan haberdardır."

بَلْظَنَنتُمْأَنلَّنيَنقَلِبَٱلرَّسُولُوَٱلْمُؤْمِنُونَإِلَىٰٓأَهْلِيهِمْأَبَدًاوَزُيِّنَذَٰلِكَفِىقُلُوبِكُمْوَظَنَنتُمْظَنَّٱلسَّوْءِوَكُنتُمْقَوْمًابُورًا١٢
Bel zanentüm el ley yenkalibe-rrasûlü velmü'minûne ilâ ehlîhim ebedev vezüyyine zâlike fî kulûbiküm vezanentüm zanne-ssev'. veküntüm kavmem bûrâ.

Aslında siz, Peygamberin ve inananların, ailelerine bir daha dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu, gönüllerinize güzel görünmüştü de kötü sanıda bulunmuştunuz. Hayırsız bir topluluk oldunuz.

وَمَنلَّمْيُؤْمِنبِٱللَّهِوَرَسُولِهِفَإِنَّآأَعْتَدْنَالِلْكَـٰفِرِينَسَعِيرًا١٣
Vemel lem yü'mim billâhi verasûlihî feinnâ a’tednâ lilkâfirîne se’îrâ.

Allah'a ve Peygamberine kim inanmamışsa bilsin ki, şüphesiz Biz, inkarcılar için çılgın alevli cehennemi hazırlamışızdır.

وَلِلَّهِمُلْكُٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِيَغْفِرُلِمَنيَشَآءُوَيُعَذِّبُمَنيَشَآءُوَكَانَٱللَّهُغَفُورًارَّحِيمًا١٤
Velillâhi mülkü-ssemâvâti vel'ard. yagfiru limey yeşâü veyü’azzibü mey yeşâ'. vekâne-llâhü gafûrar rahîmâ.

Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azabeder. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.

سَيَقُولُٱلْمُخَلَّفُونَإِذَاٱنطَلَقْتُمْإِلَىٰمَغَانِمَلِتَأْخُذُوهَاذَرُونَانَتَّبِعْكُمْيُرِيدُونَأَنيُبَدِّلُواكَلَـٰمَٱللَّهِقُللَّنتَتَّبِعُونَاكَذَٰلِكُمْقَالَٱللَّهُمِنقَبْلُفَسَيَقُولُونَبَلْتَحْسُدُونَنَابَلْكَانُوالَايَفْقَهُونَإِلَّاقَلِيلًا١٥
Seyekûlü-lmühallefûne ize-ntalaktüm ilâ megânime lite'huzûhâ zerûnâ nettebi’küm. yürîdûne ey yübeddilû kelâme-llâh. kul len tettebi’ûnâ kezâliküm kâle-llâhü min kabl. feseyekûlûne bel tahsüdûnenâ. bel kânû lâ yefkahûne illâ kalîlâ.

Savaştan geri kalmış olanlar, siz ganimetleri almaya giderken: "Bırakın, biz de sizinle gelelim" diyeceklerdir. Onlar Allah'ın sözünü değiştirmek isterler. De ki: "Bize uymayacaksınız; Allah sizin için önceden böyle buyurmuştur." Size: "Hayır, bizi çekemiyorsunuz" diyecekler. Aksine, kendileri ancak pek az söz anlayan kimselerdir.

قُللِّلْمُخَلَّفِينَمِنَٱلْأَعْرَابِسَتُدْعَوْنَإِلَىٰقَوْمٍأُولِىبَأْسٍشَدِيدٍتُقَـٰتِلُونَهُمْأَوْيُسْلِمُونَفَإِنتُطِيعُوايُؤْتِكُمُٱللَّهُأَجْرًاحَسَنًاوَإِنتَتَوَلَّوْاكَمَاتَوَلَّيْتُممِّنقَبْلُيُعَذِّبْكُمْعَذَابًاأَلِيمًا١٦
Kul lilmühallefîne mine-l'a’râbi setüd’avne ilâ kavmin ülî be'sin şedîdin tükâtilûnehüm ev yüslimûn. fein tütî’û yü'tikümü-llâhü ecran hasenâ. vein tetevellev kemâ tevelleytüm min kablü yü’azzibküm ’azâben elîmâ.

Bedevilerden geri kalmış olanlara de ki: "güçlü kuvvetli bir millete karşı, onlar müslüman olana kadar savaşmaya çağrılacaksanız; eğer itaat ederseniz Allah size güzel ecir verir, ama daha önce döndüğünüz gibi yine dönecek olursanız sizi can yakan bir azaba uğratır."

لَّيْسَعَلَىٱلْأَعْمَىٰحَرَجٌوَلَاعَلَىٱلْأَعْرَجِحَرَجٌوَلَاعَلَىٱلْمَرِيضِحَرَجٌوَمَنيُطِعِٱللَّهَوَرَسُولَهُيُدْخِلْهُجَنَّـٰتٍتَجْرِىمِنتَحْتِهَاٱلْأَنْهَـٰرُوَمَنيَتَوَلَّيُعَذِّبْهُعَذَابًاأَلِيمًا١٧
Leyse ’ale-l'a’mâ haracüv velâ ’ale-l'a’raci haracüv velâ ’ale-lmerîdi harac. vemey yüti’i-llâhe verasûlehû yüdhilhü cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâr. vemey yetevelle yü’azzibhü ’azâben elîmâ.

Ama, gözleri görmeyen kimse savaşa gelmezse ona bir sorumluluk yoktur; topala ve hastaya da sorumluluk yoktur. Kim Allah'a ve peygamberine itaat ederse, Allah onu, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Kim yüz çevirirse, onu can yakıcı azaba uğratır.

لَّقَدْرَضِىَٱللَّهُعَنِٱلْمُؤْمِنِينَإِذْيُبَايِعُونَكَتَحْتَٱلشَّجَرَةِفَعَلِمَمَافِىقُلُوبِهِمْفَأَنزَلَٱلسَّكِينَةَعَلَيْهِمْوَأَثَـٰبَهُمْفَتْحًاقَرِيبًا١٨
Lekad radiye-llâhü ’ani-lmü'minîne iz yübâyi’ûneke tahte-şşecerati fe’alime mâ fî kulûbihim feenzele-ssekînete ’aleyhim veesâbehüm fethan karîbâ.

Allah inananlardan, ağaç altında sana baş eğerek el verirlerken, and olsun ki hoşnut olmuştur. Gönüllerinde olanı da bilmiş, onlara güvenlik vermiş, onlara yakın bir zafer ve ele geçirecekleri bol ganimetler bahşetmiştir. Allah, güçlü olandır, Hakim olandır.

وَمَغَانِمَكَثِيرَةًيَأْخُذُونَهَاوَكَانَٱللَّهُعَزِيزًاحَكِيمًا١٩
Vemegânime kesîratey ye'huzûnehâ. vekâne-llâhü ’azîzen hakîmâ.

Allah inananlardan, ağaç altında sana baş eğerek el verirlerken, and olsun ki hoşnut olmuştur. Gönüllerinde olanı da bilmiş, onlara güvenlik vermiş, onlara yakın bir zafer ve ele geçirecekleri bol ganimetler bahşetmiştir. Allah, güçlü olandır, Hakim olandır.

وَعَدَكُمُٱللَّهُمَغَانِمَكَثِيرَةًتَأْخُذُونَهَافَعَجَّلَلَكُمْهَـٰذِهِوَكَفَّأَيْدِىَٱلنَّاسِعَنكُمْوَلِتَكُونَءَايَةًلِّلْمُؤْمِنِينَوَيَهْدِيَكُمْصِرَٰطًامُّسْتَقِيمًا٢٠
Ve’adekümü-llâhü megânime kesîraten te'huzûnehâ fe’accele leküm hâzihî vekeffe eydiye-nnâsi ’anküm. velitekûne âyetel lilmü'minîne veyehdiyeküm sirâtam müstekîmâ.

Allah size, ele geçireceğiniz bol bol ganimetler vadetmiştir. İnananlar için bir belge olması, sizi doğru yola eriştirmesi için bunları size hemen vermiş ve insanların size uzanan ellerini önlemiştir.

وَأُخْرَىٰلَمْتَقْدِرُواعَلَيْهَاقَدْأَحَاطَٱللَّهُبِهَاوَكَانَٱللَّهُعَلَىٰكُلِّشَىْءٍقَدِيرًا٢١
Veuhrâ lem takdirû ’aleyhâ kad ehâta-llâhü bihâ. vekâne-llâhü ’alâ külli şey'in kadîrâ.

Bundan başka, sizin gücünüzün yetmediği fakat Allah'ın sizin için sakladığı ganimetler de vardır. Allah her şeye Kadir olandır.

وَلَوْقَـٰتَلَكُمُٱلَّذِينَكَفَرُوالَوَلَّوُاٱلْأَدْبَـٰرَثُمَّلَايَجِدُونَوَلِيًّاوَلَانَصِيرًا٢٢
Velev kâtelekümü-llezîne keferû levellevu-l'edbâra sümme lâ yecidûne veliyyev velâ nesîrâ.

İnkar edenler sizinle savaşsalardı yüzgeri döneceklerdi. Sonra bir dost ve yardımcı da bulamayacaklardı.

سُنَّةَٱللَّهِٱلَّتِىقَدْخَلَتْمِنقَبْلُوَلَنتَجِدَلِسُنَّةِٱللَّهِتَبْدِيلًا٢٣
Sünnete-llâhi-lletî kad halet min kabl. velen tecide lisünneti-llâhi tebdîlâ.

Allah'ın önceden gelip geçmişlere uyguladığı yasası budur. Allah'ın yasasında değişme bulamazsın.

وَهُوَٱلَّذِىكَفَّأَيْدِيَهُمْعَنكُمْوَأَيْدِيَكُمْعَنْهُمبِبَطْنِمَكَّةَمِنبَعْدِأَنْأَظْفَرَكُمْعَلَيْهِمْوَكَانَٱللَّهُبِمَاتَعْمَلُونَبَصِيرًا٢٤
Vehüve-llezî keffe eydiyehüm ’anküm veeydiyeküm ’anhüm bibatni mekkete mim ba’di en azferaküm ’aleyhim. vekâne-llâhü bimâ ta’melûne besîrâ.

Sizi onlara üstün kıldıktan sonra, Mekke bölgesinde, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan geri tutan, savaşı önleyen O'dur. Allah yaptıklarınızı görendir.

هُمُٱلَّذِينَكَفَرُواوَصَدُّوكُمْعَنِٱلْمَسْجِدِٱلْحَرَامِوَٱلْهَدْىَمَعْكُوفًاأَنيَبْلُغَمَحِلَّهُوَلَوْلَارِجَالٌمُّؤْمِنُونَوَنِسَآءٌمُّؤْمِنَـٰتٌلَّمْتَعْلَمُوهُمْأَنتَطَـُٔوهُمْفَتُصِيبَكُممِّنْهُممَّعَرَّةٌبِغَيْرِعِلْمٍلِّيُدْخِلَٱللَّهُفِىرَحْمَتِهِمَنيَشَآءُلَوْتَزَيَّلُوالَعَذَّبْنَاٱلَّذِينَكَفَرُوامِنْهُمْعَذَابًاأَلِيمًا٢٥
Hümü-llezîne keferû vesaddûküm ’ani-lmescidi-lharâmi velhedye ma’kûfen ey yeblüga mehilleh. velevlâ ricâlüm mü'minûne venisâüm mü'minâtül lem ta’lemûhüm en tetaûhüm fetüsîbeküm minhüm me’arratüm bigayri ’ilmin. liyüdhile-llâhü fî rahmetihî mey yeşâ'. lev tezeyyelû le’azzebne-llezîne keferû minhüm ’azâben elîmâ.

Onlar inkar edenlerdir, sizi Mescidi Haram'ı ziyaretten ve bağlı kurbanları yerlerine gitmekten alıkoyanlardır. Eğer, oradaki henüz tanımadığınız inanmış erkeklerle inanmış kadınları bilmeyerek ezmek suretiyle üzüntüye kapılmanız ihtimali olmasaydı Allah savaşı önlemezdi. Allah, dilediklerine rahmet etmek için böyle yapmıştır. Eğer inananlarla inkarcılar birbirinden ayrılmış olsalardı, inkar edenleri can yakıcı bir azaba uğratırdık.

إِذْجَعَلَٱلَّذِينَكَفَرُوافِىقُلُوبِهِمُٱلْحَمِيَّةَحَمِيَّةَٱلْجَـٰهِلِيَّةِفَأَنزَلَٱللَّهُسَكِينَتَهُعَلَىٰرَسُولِهِوَعَلَىٱلْمُؤْمِنِينَوَأَلْزَمَهُمْكَلِمَةَٱلتَّقْوَىٰوَكَانُوٓاأَحَقَّبِهَاوَأَهْلَهَاوَكَانَٱللَّهُبِكُلِّشَىْءٍعَلِيمًا٢٦
İz ce’ale-llezîne keferû fî kulûbihimü-lhamiyyete hamiyyete-lcâhiliyyeti feenzele-llâhü sekînetehû ’alâ rasûlihî ve’ale-lmü'minîne veelzemehüm kelimete-ttakvâ vekânû ehakka bihâ veehlehâ. vekâne-llâhü bikülli şey'in ’alîmâ.

İnkar edenler, gönüllerindeki cahiliyye çağının asabiyet ateşini ateşlendirdiklerinde, Allah, Peygamberine ve inananlara huzur indirdi; onların takva sözünü tutmalarını sağladı. Onlar, bu söze layık ve ehil kimselerdi. Allah her şeyi bilmektedir.

لَّقَدْصَدَقَٱللَّهُرَسُولَهُٱلرُّءْيَابِٱلْحَقِّلَتَدْخُلُنَّٱلْمَسْجِدَٱلْحَرَامَإِنشَآءَٱللَّهُءَامِنِينَمُحَلِّقِينَرُءُوسَكُمْوَمُقَصِّرِينَلَاتَخَافُونَفَعَلِمَمَالَمْتَعْلَمُوافَجَعَلَمِندُونِذَٰلِكَفَتْحًاقَرِيبًا٢٧
Lekad sadeka-llâhü rasûlehü-rru'yâ bilhakk. letedhulünne-lmescide-lharâme in şâe-llâhü âminîne mühallikîne ruûseküm vemükassirîne lâ tehâfûn. fe’alime mâ lem ta’lemû fece’ale min dûni zâlike fethan karîbâ.

And olsun ki Allah, Peygamberinin rüyasının gerçek olduğunu tasdik eder. Ey inananlar! Siz, Allah dilerse, güven içinde, başlarınızı tıraş etmiş veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescidi Haram'a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi bilir. Size, bundan başka, yakın zamanda bir zafer verecektir.

هُوَٱلَّذِىٓأَرْسَلَرَسُولَهُبِٱلْهُدَىٰوَدِينِٱلْحَقِّلِيُظْهِرَهُعَلَىٱلدِّينِكُلِّهِوَكَفَىٰبِٱللَّهِشَهِيدًا٢٨
Hüve-llezî ersele rasûlehû bilhüdâ vedîni-lhakki liyuzhirahû ’ale-ddîni küllih. vekefâ billâhi şehîdâ.

Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini, doğruluk rehberi Kuran ve hak din ile gönderen O'dur. Şahit olarak Allah yeter.

مُّحَمَّدٌرَّسُولُٱللَّهِوَٱلَّذِينَمَعَهُٓأَشِدَّآءُعَلَىٱلْكُفَّارِرُحَمَآءُبَيْنَهُمْتَرَىٰهُمْرُكَّعًاسُجَّدًايَبْتَغُونَفَضْلًامِّنَٱللَّهِوَرِضْوَٰنًاسِيمَاهُمْفِىوُجُوهِهِممِّنْأَثَرِٱلسُّجُودِذَٰلِكَمَثَلُهُمْفِىٱلتَّوْرَىٰةِوَمَثَلُهُمْفِىٱلْإِنجِيلِكَزَرْعٍأَخْرَجَشَطْـَٔهُفَـَٔازَرَهُفَٱسْتَغْلَظَفَٱسْتَوَىٰعَلَىٰسُوقِهِيُعْجِبُٱلزُّرَّاعَلِيَغِيظَبِهِمُٱلْكُفَّارَوَعَدَٱللَّهُٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِمِنْهُممَّغْفِرَةًوَأَجْرًاعَظِيمًا٢٩
Mühammedür rasûlü-llâh. vellezîne me’ahû eşiddâü ’ale-lküffâri ruhamâü beynehüm terâhüm rukke’an süccedey yebtegûne fadlem mine-llâhi veridvânâ. sîmâhüm fî vucûhihim min eseri-ssücûd. zâlike meselühüm fi-ttevrâh. vemeselühüm fi-l'incîl. kezer’in ahrace şat'ehû feâzerahû festagleza festevâ ’alâ sûkihî yü’cibü-zzürrâ’a liyegîza bihimü-lküffâr. ve’ade-llâhü-llezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti minhüm magfiratev veecran ’azîmâ.

Muhammed Allah'ın elçisidir. Onun beraberinde bulunanlar, inkarcılara karşı sert, birbirlerine merhametlidirler. Onları rükua varırken, secde ederken, Allah'tan lütuf ve hoşnudluk dilerken görürsün. Onlar, yüzlerindeki secde izi ile tanınırlar. İşte bu, onların Tevrat'ta anlatılan vasıflarıdır. İncil'de de şöyle vasıflandırılmışlardı: Filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ekincilerin hoşuna giden ekin gibidirler. Allah böylece bunları çoğaltıp kuvvetlendirmekle inkarcıları öfkelendirir. Allah, inanıp yararlı işler işleyenlere, bağışlama ve büyük ecir vadetmiştir.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay