بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوالَاتُقَدِّمُوابَيْنَيَدَىِٱللَّهِوَرَسُولِهِوَٱتَّقُواٱللَّهَإِنَّٱللَّهَسَمِيعٌعَلِيمٌ١
Yâ eyyühe-llezîne âmenû lâ tükaddimû beyne yedeyi-llâhi verasûlihî vetteku-llâh. inne-llâhe semî’un ’alîm.
Ey inananlar! Allah'tan ve Peygamberinden öne geçmeyin; Allah'tan sakının, doğrusu Allah işitir ve bilir.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوالَاتَرْفَعُوٓاأَصْوَٰتَكُمْفَوْقَصَوْتِٱلنَّبِىِّوَلَاتَجْهَرُوالَهُبِٱلْقَوْلِكَجَهْرِبَعْضِكُمْلِبَعْضٍأَنتَحْبَطَأَعْمَـٰلُكُمْوَأَنتُمْلَاتَشْعُرُونَ٢
Yâ eyyühe-llezîne âmenû lâ terfe’û asvâteküm fevka savti-nnebiyyi velâ techerû lehû bilkavli kecehri ba’diküm liba’din en tahbeta a’mâlüküm veentüm lâ teş’urûn.
Ey inananlar! Seslerinizi, Peygamberin sesini bastıracak şekilde yükseltmeyin. Farkına varmadan, işlediklerinizin boşa gitmemesi için, Peygambere birbirinize bağırdığınız gibi yüksek sesle bağırmayın.
إِنَّٱلَّذِينَيَغُضُّونَأَصْوَٰتَهُمْعِندَرَسُولِٱللَّهِأُولَـٰٓئِكَٱلَّذِينَٱمْتَحَنَٱللَّهُقُلُوبَهُمْلِلتَّقْوَىٰلَهُممَّغْفِرَةٌوَأَجْرٌعَظِيمٌ٣
İnne-llezîne yeguddûne asvâtehüm ’inde rasûli-llâhi ülâike-llezîne-mtehane-llâhü kulûbehüm littakvâ. lehüm magfiratüv veecrun ’azîm.
Seslerini Peygamberin yanında kısan kimseler, Allah'ın gönüllerini takva ile sınadığı kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük ecir vardır.
إِنَّٱلَّذِينَيُنَادُونَكَمِنوَرَآءِٱلْحُجُرَٰتِأَكْثَرُهُمْلَايَعْقِلُونَ٤
İnne-llezîne yünâdûneke miv verâi-lhucürâti ekseruhüm lâ ya’kilûn.
Sana odaların ötesinden seslenenlerin çoğu akletmeyen kimselerdir.
وَلَوْأَنَّهُمْصَبَرُواحَتَّىٰتَخْرُجَإِلَيْهِمْلَكَانَخَيْرًالَّهُمْوَٱللَّهُغَفُورٌرَّحِيمٌ٥
Velev ennehüm saberû hattâ tahruce ileyhim lekâne hayral lehüm. vellâhü gafûrur rahîm.
Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi şüphesiz onlar için daha iyi olurdu. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوٓاإِنجَآءَكُمْفَاسِقٌبِنَبَإٍفَتَبَيَّنُوٓاأَنتُصِيبُواقَوْمًابِجَهَـٰلَةٍفَتُصْبِحُواعَلَىٰمَافَعَلْتُمْنَـٰدِمِينَ٦
Yâ eyyühe-llezîne âmenû in câeküm fâsikum binebein fetebeyyenû en tüsîbû kavmem bicehâletin fetusbihû ’alâ mâ fe’altüm nâdimîn.
Ey inananlar! Eğer yoldan çıkmışın biri size bir haber getirirse, onun iç yüzünü araştırın, yoksa bilmeden bir millete fenalık edersiniz de sonra ettiğinize pişman olursunuz.
وَٱعْلَمُوٓاأَنَّفِيكُمْرَسُولَٱللَّهِلَوْيُطِيعُكُمْفِىكَثِيرٍمِّنَٱلْأَمْرِلَعَنِتُّمْوَلَـٰكِنَّٱللَّهَحَبَّبَإِلَيْكُمُٱلْإِيمَـٰنَوَزَيَّنَهُفِىقُلُوبِكُمْوَكَرَّهَإِلَيْكُمُٱلْكُفْرَوَٱلْفُسُوقَوَٱلْعِصْيَانَأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلرَّٰشِدُونَ٧
Va’lemû enne fîküm rasûle-llâh. lev yütî’uküm fî kesîrim mine-l'emri le’anittüm velâkinne-llâhe habbebe ileykümü-l'îmâne vezeyyenehû fî kulûbiküm vekerrahe ileykümü-lküfra velfüsûka vel’isyân. ülâike hümü-rrâşidûn.
Bilin ki, içinizde Allah'ın Peygamberi bulunmaktadır. Eğer o, bir çok işlerde size uymuş olsaydı şüphesiz kötü duruma düşerdiniz; ama Allah size imanı sevdirmiş, onu gönüllerinize güzel göstermiş; inkarcılığı, yoldan çıkmayı ve baş kaldırmayı size iğrenç göstermiştir. İşte böyle olanlar, Allah katından bir lütuf ve nimet sayesinde doğru yolda bulunanlardır. Allah bilendir, Hakim'dir.
فَضْلًامِّنَٱللَّهِوَنِعْمَةًوَٱللَّهُعَلِيمٌحَكِيمٌ٨
Fadlem mine-llâhi veni’meh. vellâhü ’alîmün hakîm.
Bilin ki, içinizde Allah'ın Peygamberi bulunmaktadır. Eğer o, bir çok işlerde size uymuş olsaydı şüphesiz kötü duruma düşerdiniz; ama Allah size imanı sevdirmiş, onu gönüllerinize güzel göstermiş; inkarcılığı, yoldan çıkmayı ve baş kaldırmayı size iğrenç göstermiştir. İşte böyle olanlar, Allah katından bir lütuf ve nimet sayesinde doğru yolda bulunanlardır. Allah bilendir, Hakim'dir.
وَإِنطَآئِفَتَانِمِنَٱلْمُؤْمِنِينَٱقْتَتَلُوافَأَصْلِحُوابَيْنَهُمَافَإِنبَغَتْإِحْدَىٰهُمَاعَلَىٱلْأُخْرَىٰفَقَـٰتِلُواٱلَّتِىتَبْغِىحَتَّىٰتَفِىٓءَإِلَىٰٓأَمْرِٱللَّهِفَإِنفَآءَتْفَأَصْلِحُوابَيْنَهُمَابِٱلْعَدْلِوَأَقْسِطُوٓاإِنَّٱللَّهَيُحِبُّٱلْمُقْسِطِينَ٩
Vein tâifetâni mine-lmü'minîne-ktetelû feaslihû beynehümâ. feim begat ihdâhümâ ’ale-l'uhrâ fekâtilü-lletî tebgî hattâ tefîe ilâ emri-llâh. fein fâet feaslihû beynehümâ bil’adli veaksitû. inne-llâhe yühibbü-lmuksitîn.
Eğer müminlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltiniz; eğer biri diğeri üzerine saldırırsa, saldıranlarla Allah'ın buyruğuna dönmelerine kadar savaşınız; eğer dönerlerse aralarını adaletle bulunuz, adil davranınız, şüphesiz Allah adil davrananları sever.
إِنَّمَاٱلْمُؤْمِنُونَإِخْوَةٌفَأَصْلِحُوابَيْنَأَخَوَيْكُمْوَٱتَّقُواٱللَّهَلَعَلَّكُمْتُرْحَمُونَ١٠
İnneme-lmü'minûne ihvetün feaslihû beyne ehaveyküm vetteku-llâhe le’alleküm türhamûn.
Şüphesiz müminler birbiri ile kardeştirler; öyle ise dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltin; Allah'tan sakının ki size acısın.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوالَايَسْخَرْقَوْمٌمِّنقَوْمٍعَسَىٰٓأَنيَكُونُواخَيْرًامِّنْهُمْوَلَانِسَآءٌمِّننِّسَآءٍعَسَىٰٓأَنيَكُنَّخَيْرًامِّنْهُنَّوَلَاتَلْمِزُوٓاأَنفُسَكُمْوَلَاتَنَابَزُوابِٱلْأَلْقَـٰبِبِئْسَٱلِٱسْمُٱلْفُسُوقُبَعْدَٱلْإِيمَـٰنِوَمَنلَّمْيَتُبْفَأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلظَّـٰلِمُونَ١١
Yâ eyyühe-llezîne âmenû lâ yeshar kavmüm min kavmin ’asâ ey yekûnû hayram minhüm velâ nisâüm min nisâin ’asâ ey yekünne hayram minhünn. velâ telmizû enfüseküm velâ tenâbezû bil'elkâb. bi'se-lismü-lfüsûku ba’de-l'îmân. vemel lem yetüb feülâike hümu-zzâlimûn.
Ey inananlar! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın, belki de onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da başka kadınları alaya almasınlar, belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın; birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın; inandıktan sonra yoldan çıkmış olmak ne kötü bir addır. Tevbe etmeyenler, işte onlar zalimlerdir.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُواٱجْتَنِبُواكَثِيرًامِّنَٱلظَّنِّإِنَّبَعْضَٱلظَّنِّإِثْمٌوَلَاتَجَسَّسُواوَلَايَغْتَببَّعْضُكُمبَعْضًاأَيُحِبُّأَحَدُكُمْأَنيَأْكُلَلَحْمَأَخِيهِمَيْتًافَكَرِهْتُمُوهُوَٱتَّقُواٱللَّهَإِنَّٱللَّهَتَوَّابٌرَّحِيمٌ١٢
Yâ eyyühe-llezîne âmenü-ctenibû kesîram mine-zzann. inne ba’da-zzanni ismüv velâ tecessesû velâ yagteb ba’duküm ba’dâ. eyühibbü ehadüküm ey ye'küle lahme ehîhi meyten fekerihtümûh. vetteku-llâh. inne-llâhe tevvâbür rahîm.
Ey inananlar! Zannın çoğundan sakının, zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin suçunu araştırmayın; kimse kimseyi çekiştirmesin; hangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Ondan tiksinirsiniz; Allah'tan sakının, şüphesiz Allah tevbeleri daima kabul edendir, acıyandır.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلنَّاسُإِنَّاخَلَقْنَـٰكُممِّنذَكَرٍوَأُنثَىٰوَجَعَلْنَـٰكُمْشُعُوبًاوَقَبَآئِلَلِتَعَارَفُوٓاإِنَّأَكْرَمَكُمْعِندَٱللَّهِأَتْقَىٰكُمْإِنَّٱللَّهَعَلِيمٌخَبِيرٌ١٣
Yâ eyyühe-nnâsü innâ halaknâküm min zekeriv veünsâ vece’alnâküm şu’ûbev vekabâile lite’ârafû. inne ekrameküm ’inde-llâhi etkâküm. inne-llâhe ’alîmün habîr.
Ey insanlar! Doğrusu Biz sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi milletler ve kabileler haline koyduk ki birbirinizi kolayca tanıyasınız. Şüphesiz, Allah katında en değerliniz, O'na karşı gelmekten en çok sakınanızdır. Allah bilendir, haberdardır.
قَالَتِٱلْأَعْرَابُءَامَنَّاقُللَّمْتُؤْمِنُواوَلَـٰكِنقُولُوٓاأَسْلَمْنَاوَلَمَّايَدْخُلِٱلْإِيمَـٰنُفِىقُلُوبِكُمْوَإِنتُطِيعُواٱللَّهَوَرَسُولَهُلَايَلِتْكُممِّنْأَعْمَـٰلِكُمْشَيْـًٔاإِنَّٱللَّهَغَفُورٌرَّحِيمٌ١٤
Kâleti-l'a’râbü âmennâ. kul lem tü'minû velâkin kûlû eslemnâ velemmâ yedhuli-l'îmânü fî kulûbiküm. vein tütî’ü-llâhe verasûlehû lâ yelitküm min a’mâliküm şey'â. inne-llâhe gafûrur rahîm.
Bedeviler: "İnandık" dediler, de ki: "İnanmadınız ama İslam olduk deyin; inanç henüz gönüllerinize yerleşmedi; eğer Allah'a ve Peygamberine itaat ederseniz, işlediklerinizden bir şey eksilmez; doğrusu Allah, bağışlar, merhamet eder."
إِنَّمَاٱلْمُؤْمِنُونَٱلَّذِينَءَامَنُوابِٱللَّهِوَرَسُولِهِثُمَّلَمْيَرْتَابُواوَجَـٰهَدُوابِأَمْوَٰلِهِمْوَأَنفُسِهِمْفِىسَبِيلِٱللَّهِأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلصَّـٰدِقُونَ١٥
İnneme-lmü'minûne-llezîne âmenû billâhi verasûlihî sümme lem yertâbû vecâhedû biemvâlihim veenfüsihim fî sebîli-llâh. ülâike hümu-ssâdikûn.
"İnananlar, ancak Allah'a ve peygamberine inanmış, sonra şüpheye düşmemiş; Allah uğrunda mallarıyla, canlarıyla cihat etmiş olanlardır. İşte onlar doğru olanlardır."
قُلْأَتُعَلِّمُونَٱللَّهَبِدِينِكُمْوَٱللَّهُيَعْلَمُمَافِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَمَافِىٱلْأَرْضِوَٱللَّهُبِكُلِّشَىْءٍعَلِيمٌ١٦
Kul etü’allimûne-llâhe bidîniküm vellâhü ya’lemü mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. vellâhü bikülli şey'in ’alîm.
De ki: "Dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah göklerde olanları da yerde olanları da bilir, Allah her şeyi bilendir."
يَمُنُّونَعَلَيْكَأَنْأَسْلَمُواقُللَّاتَمُنُّواعَلَىَّإِسْلَـٰمَكُمبَلِٱللَّهُيَمُنُّعَلَيْكُمْأَنْهَدَىٰكُمْلِلْإِيمَـٰنِإِنكُنتُمْصَـٰدِقِينَ١٧
Yemünnûne ’aleyke en eslemû. kul lâ temünnû ’aleyye islâmeküm. beli-llâhü yemünnü ’aleyküm en hedâküm lil'îmâni in küntüm sâdikîn.
Müslüman oldular diye seni minnet altında bırakmak isterler; de ki: "Müslüman olmanızla beni minnet altında tutmayın, hayır; eğer doğru kimselerseniz, sizi imana eriştirmekle Allah sizi minnet altında bırakır."
إِنَّٱللَّهَيَعْلَمُغَيْبَٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَٱللَّهُبَصِيرٌبِمَاتَعْمَلُونَ١٨
İnne-llâhe ya’lemü gaybe-ssemâvâti vel'ard. vellâhü besîrum bimâ ta’melûn.
Doğrusu Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah, yaptıklarınızı görendir.