Bakara Suresi
286 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
الٓمٓ١
Elif-lâm-mîm.

Elif, Lam, Mim.

ذَٰلِكَٱلْكِتَـٰبُلَارَيْبَفِيهِهُدًىلِّلْمُتَّقِينَ٢
Zâlike-lkitâbü lâ raybe fîh. hüdel lilmüttekîn.

Bu, doğruluğu şüphe götürmeyen ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yol gösteren Kitap'dır.

ٱلَّذِينَيُؤْمِنُونَبِٱلْغَيْبِوَيُقِيمُونَٱلصَّلَوٰةَوَمِمَّارَزَقْنَـٰهُمْيُنفِقُونَ٣
Ellezîne yü'minûne bilgaybi veyükîmûne-ssalâte vemimmâ razaknâhüm yünfikûn.

Onlar, gaybe inanırlar, namazı kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarfederler.

وَٱلَّذِينَيُؤْمِنُونَبِمَآأُنزِلَإِلَيْكَوَمَآأُنزِلَمِنقَبْلِكَوَبِٱلْـَٔاخِرَةِهُمْيُوقِنُونَ٤
Vellezîne yü'minûne bimâ ünzile ileyke vemâ ünzile min kablik. vebil'âhirati hüm yûkinûn.

Onlar, sana indirilen Kitap'a da, senden önce indirilenlere de inanırlar; ahirete de yalnız onlar kesinlikle inanırlar.

أُولَـٰٓئِكَعَلَىٰهُدًىمِّنرَّبِّهِمْوَأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلْمُفْلِحُونَ٥
Ülâike ’alâ hüdem mir rabbihim veülâike hümü-lmüflihûn.

İşte Rab'lerinin yolunda olanlar ve saadete erişenler bunlardır.

إِنَّٱلَّذِينَكَفَرُواسَوَآءٌعَلَيْهِمْءَأَنذَرْتَهُمْأَمْلَمْتُنذِرْهُمْلَايُؤْمِنُونَ٦
İnne-llezîne keferû sevâün ’aleyhim eenzertehüm em lem tünzirhüm lâ yü'minûn.

Şüphe yok ki, inkar edenleri, başlarına gelecekle uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar.

خَتَمَٱللَّهُعَلَىٰقُلُوبِهِمْوَعَلَىٰسَمْعِهِمْوَعَلَىٰٓأَبْصَـٰرِهِمْغِشَـٰوَةٌوَلَهُمْعَذَابٌعَظِيمٌ٧
Hateme-llâhü ’alâ kulûbihim ve’alâ sem’ihim. ve’alâ ebsârihim gişâveh. velehüm ’azâbün ’azîm.

Allah onların kalblerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de perde vardır ve büyük azab onlar içindir.

وَمِنَٱلنَّاسِمَنيَقُولُءَامَنَّابِٱللَّهِوَبِٱلْيَوْمِٱلْـَٔاخِرِوَمَاهُمبِمُؤْمِنِينَ٨
Vemine-nnâsi mey yekûlü âmennâ billâhi vebilyevmi-l'âhiri vemâ hüm bimü'minîn.

İnsanlardan, inanmadıkları halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandık" diyenler vardır.

يُخَـٰدِعُونَٱللَّهَوَٱلَّذِينَءَامَنُواوَمَايَخْدَعُونَإِلَّآأَنفُسَهُمْوَمَايَشْعُرُونَ٩
Yühâdi’ûne-llâhe vellezîne âmenû. vemâ yahde’ûne illâ enfüsehüm vemâ yeş’urûn.

Bunlar Allah'ı ve inananları aldatmaya çalışırlar, oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değildirler.

فِىقُلُوبِهِممَّرَضٌفَزَادَهُمُٱللَّهُمَرَضًاوَلَهُمْعَذَابٌأَلِيمٌبِمَاكَانُوايَكْذِبُونَ١٠
Fî kulûbihim meradun fezâdehümü-llâhü meradâ. velehüm ’azâbün elîmüm bimâ kânû yekzibûn.

Kalblerinde hastalık vardır, Allah hastalıklarını artırmıştır. Yalan söyleye geldikleri için onlara elem verici azab vardır.

وَإِذَاقِيلَلَهُمْلَاتُفْسِدُوافِىٱلْأَرْضِقَالُوٓاإِنَّمَانَحْنُمُصْلِحُونَ١١
Veizâ kîle lehüm lâ tüfsidû fi-l'ardi kâlû innemâ nahnü muslihûn.

Kendilerine: "Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın" dendiği zaman, "Bizler sadece ıslah edicileriz" derler.

أَلَآإِنَّهُمْهُمُٱلْمُفْسِدُونَوَلَـٰكِنلَّايَشْعُرُونَ١٢
Elâ innehüm hümü-lmüfsidûne velâkil lâ yeş’urûn.

İyi bilin ki, asıl bozguncular kendileridir, lakin farkında değillerdir.

وَإِذَاقِيلَلَهُمْءَامِنُواكَمَآءَامَنَٱلنَّاسُقَالُوٓاأَنُؤْمِنُكَمَآءَامَنَٱلسُّفَهَآءُأَلَآإِنَّهُمْهُمُٱلسُّفَهَآءُوَلَـٰكِنلَّايَعْلَمُونَ١٣
Veizâ kîle lehüm âminû kemâ âmene-nnâsü kâlû enü'minü kemâ âmene-ssüfehâ'. elâ innehüm hümü-ssüfehâü velâkil lâ ya’lemûn.

Onlara "Müslümanların inandığı gibi siz de inanın" denilince de, "Beyinsizlerin inandığı gibi mi inanalım?" derler; iyi bilin ki asıl beyinsizler kendileridir, fakat bilmezler.

وَإِذَالَقُواٱلَّذِينَءَامَنُواقَالُوٓاءَامَنَّاوَإِذَاخَلَوْاإِلَىٰشَيَـٰطِينِهِمْقَالُوٓاإِنَّامَعَكُمْإِنَّمَانَحْنُمُسْتَهْزِءُونَ١٤
Veizâ leku-llezîne âmenû kâlû âmennâ. veizâ halev ilâ şeyâtînihim kâlû innâ me’aküm innemâ nahnü müstehziûn.

İnananlara rastladıkları zaman, "İnandık" derler, elebaşılarıyla baş başa kaldıklarında, "Biz şüphesiz sizinleyiz, onlarla sadece alay etmekteyiz" derler.

ٱللَّهُيَسْتَهْزِئُبِهِمْوَيَمُدُّهُمْفِىطُغْيَـٰنِهِمْيَعْمَهُونَ١٥
Allâhü yestehziü bihim veyemüddühüm fî tugyânihim ya’mehûn.

Onlarla Allah alay eder ve taşkınlıkları içinde bocalar durumda bırakır.

أُولَـٰٓئِكَٱلَّذِينَٱشْتَرَوُاٱلضَّلَـٰلَةَبِٱلْهُدَىٰفَمَارَبِحَتتِّجَـٰرَتُهُمْوَمَاكَانُوامُهْتَدِينَ١٦
Ülâike-llezîne-şteravu-ddalâlete bilhüdâ. femâ rabihat ticâratühüm vemâ kânû mühtedîn.

Onlar, doğruluk yerine sapıklığı aldılar da alışverişleri kar getirmedi; doğru yolu bulamamışlardı.

مَثَلُهُمْكَمَثَلِٱلَّذِىٱسْتَوْقَدَنَارًافَلَمَّآأَضَآءَتْمَاحَوْلَهُذَهَبَٱللَّهُبِنُورِهِمْوَتَرَكَهُمْفِىظُلُمَـٰتٍلَّايُبْصِرُونَ١٧
Meselühüm kemeseli-llezi-stevkade nârâ. felemmâ edâet mâ havlehû zehebe-llâhü binûrihim veterakehüm fî zulümâtil lâ yübsirûn.

Onlar, çevresini aydınlatmak için ateş yakan kimseye benzerler ki, Allah ışıklarını yok edince, onları karanlıklar içinde görmez bir halde bırakmıştır.

صُمٌّبُكْمٌعُمْىٌفَهُمْلَايَرْجِعُونَ١٨
Summüm bükmün ’umyün fehüm lâ yerci’ûn.

Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, bu yüzden doğru yola dönmezler.

أَوْكَصَيِّبٍمِّنَٱلسَّمَآءِفِيهِظُلُمَـٰتٌوَرَعْدٌوَبَرْقٌيَجْعَلُونَأَصَـٰبِعَهُمْفِىٓءَاذَانِهِممِّنَٱلصَّوَٰعِقِحَذَرَٱلْمَوْتِوَٱللَّهُمُحِيطٌبِٱلْكَـٰفِرِينَ١٩
Ev kesayyibim mine-ssemâi fîhi zulümâtüv vera’düv veberk. yec’alûne esâbi’ahüm fî âzânihim mine-ssavâ’iki hazera-lmevt. vellâhü mühîtum bilkâfirîn.

Bir kısmı da, karanlıklarda, gök gürlemeleri ve şimşek arasında gökten boşanan sağanağa tutulup, yıldırımlardan ölmek korkusu ile parmaklarını kulaklarına tıkayan kimseye benzer.

يَكَادُٱلْبَرْقُيَخْطَفُأَبْصَـٰرَهُمْكُلَّمَآأَضَآءَلَهُممَّشَوْافِيهِوَإِذَآأَظْلَمَعَلَيْهِمْقَامُواوَلَوْشَآءَٱللَّهُلَذَهَبَبِسَمْعِهِمْوَأَبْصَـٰرِهِمْإِنَّٱللَّهَعَلَىٰكُلِّشَىْءٍقَدِيرٌ٢٠
Yekâdü-lberku yahtafü ebsârahüm. küllemâ edâe lehüm meşev fîhi veizâ azleme ’aleyhim kâmû. velev şâe-llâhü lezehebe bisem’ihim veebsârihim. inne-llâhe ’alâ külli şey'in kadîr.

Şimşeğin çakması neredeyse gözlerini alır; onları aydınlattıkça ışığında yürürler ve üzerlerine karanlık basınca durakalırlar. Allah dileseydi işitme ve görmelerini giderirdi. Doğrusu Allah her şeye Kadir'dir.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلنَّاسُٱعْبُدُوارَبَّكُمُٱلَّذِىخَلَقَكُمْوَٱلَّذِينَمِنقَبْلِكُمْلَعَلَّكُمْتَتَّقُونَ٢١
Yâ eyyühe-nnâsu-’büdû rabbekümü-llezî halekaküm vellezîne min kabliküm le’alleküm tettekûn.

Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz ki, O'na karşı gelmekten korunmuş olabilesiniz.

ٱلَّذِىجَعَلَلَكُمُٱلْأَرْضَفِرَٰشًاوَٱلسَّمَآءَبِنَآءًوَأَنزَلَمِنَٱلسَّمَآءِمَآءًفَأَخْرَجَبِهِمِنَٱلثَّمَرَٰتِرِزْقًالَّكُمْفَلَاتَجْعَلُوالِلَّهِأَندَادًاوَأَنتُمْتَعْلَمُونَ٢٢
Ellezî ce’ale lekümü-l'arda firâşev vessemâe binaâ. veenzele mine-ssemâi mâen feahrace bihî mine-ssemerâti rizkal leküm. felâ tec’alû lillâhi endâdev veentüm ta’lemûn.

O, yeryüzünü size bir döşek ve göğü de bir bina kıldı. Gökten su indirip onunla size rızık olmak üzere ürünler meydana getirdi; artık Allah'a, bile bile eş koşmayın.

وَإِنكُنتُمْفِىرَيْبٍمِّمَّانَزَّلْنَاعَلَىٰعَبْدِنَافَأْتُوابِسُورَةٍمِّنمِّثْلِهِوَٱدْعُواشُهَدَآءَكُممِّندُونِٱللَّهِإِنكُنتُمْصَـٰدِقِينَ٢٣
Vein küntüm fî raybim mimmâ nezzelnâ ’alâ ’abdinâ fe'tû bisûratim mim mislih. ved’û şühedâeküm min dûni-llâhi in küntüm sâdikîn.

Kulumuza indirdiğimiz Kuran'dan şüphe ediyorsanız, siz de onun benzeri bir sure meydana getirin; eğer doğru sözlü iseniz, Allah'tan başka, güvendiklerinizi de yardıma çağırın.

فَإِنلَّمْتَفْعَلُواوَلَنتَفْعَلُوافَٱتَّقُواٱلنَّارَٱلَّتِىوَقُودُهَاٱلنَّاسُوَٱلْحِجَارَةُأُعِدَّتْلِلْكَـٰفِرِينَ٢٤
Feil lem tef’alû velen tef’alû fetteku-nnâra-lletî vekûdühe-nnâsü velhicârah. ü’iddet lilkâfirîn.

Yapamazsanız ki yapamayacaksınız o takdirde, inkar edenler için hazırlanan ve yakıtı insanlarla taş olan ateşten sakının.

وَبَشِّرِٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِأَنَّلَهُمْجَنَّـٰتٍتَجْرِىمِنتَحْتِهَاٱلْأَنْهَـٰرُكُلَّمَارُزِقُوامِنْهَامِنثَمَرَةٍرِّزْقًاقَالُواهَـٰذَاٱلَّذِىرُزِقْنَامِنقَبْلُوَأُتُوابِهِمُتَشَـٰبِهًاوَلَهُمْفِيهَآأَزْوَٰجٌمُّطَهَّرَةٌوَهُمْفِيهَاخَـٰلِدُونَ٢٥
Vebeşşiri-llezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti enne lehüm cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâr. küllemâ ruzikû minhâ min semeratir rizkan kâlû hâze-llezî ruziknâ min kablü veütû bihî müteşâbihâ. velehüm fîhâ ezvâcüm mütahherâtüv vehüm fîhâ hâlidûn.

İnananlar ve yararlı işler yapanlara, kendilerine altlarından ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Onlara buranın bir ürünü rızık olarak verildiğinde, "Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bunlar, söylediklerinin benzerleri olarak sunulmuştur. Onlara orada tertemiz eşler vardır ve orada temelli kalırlar.

إِنَّٱللَّهَلَايَسْتَحْىِٓأَنيَضْرِبَمَثَلًامَّابَعُوضَةًفَمَافَوْقَهَافَأَمَّاٱلَّذِينَءَامَنُوافَيَعْلَمُونَأَنَّهُٱلْحَقُّمِنرَّبِّهِمْوَأَمَّاٱلَّذِينَكَفَرُوافَيَقُولُونَمَاذَآأَرَادَٱللَّهُبِهَـٰذَامَثَلًايُضِلُّبِهِكَثِيرًاوَيَهْدِىبِهِكَثِيرًاوَمَايُضِلُّبِهِٓإِلَّاٱلْفَـٰسِقِينَ٢٦
İnne-llâhe lâ yestahyî ey yadribe meselem mâ be’ûdaten femâ fevkahâ. feemme-llezîne âmenû feya’lemûne ennehü-lhakku mir rabbihim. veemme-llezîne keferû feyekûlûne mâzâ erâde-llâhü bihâzâ meselâ. yüdillü bihî kesîrav veyehdî bihî kesîrâ. vemâ yüdillü bihî ille-lfâsikîn.

Allah sivrisineği ve onun üstününü misal olarak vermekten çekinmez. İnananlar bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenler ise "Allah bu misalle neyi murad etti?" derler, O, bu misalle birçoğunu saptırır, birçoğunu da yola getirir. Onunla saptırdığı yalnız fasıklardır ki onlar Allah'la yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozarlar. Allah'ın birleştirilmesini buyurduğu şeyi ayırırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar; zarara uğrayanlar işte onlardır.

ٱلَّذِينَيَنقُضُونَعَهْدَٱللَّهِمِنبَعْدِمِيثَـٰقِهِوَيَقْطَعُونَمَآأَمَرَٱللَّهُبِهِٓأَنيُوصَلَوَيُفْسِدُونَفِىٱلْأَرْضِأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلْخَـٰسِرُونَ٢٧
Ellezîne yenkudûne ’ahde-llâhi mim ba’di mîsâkih. veyakta’ûne mâ emera-llâhü bihî ey yûsale veyüfsidûne fi-l'ard. ülâike hümü-lhâsirûn.

Allah sivrisineği ve onun üstününü misal olarak vermekten çekinmez. İnananlar bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenler ise "Allah bu misalle neyi murad etti?" derler, O, bu misalle birçoğunu saptırır, birçoğunu da yola getirir. Onunla saptırdığı yalnız fasıklardır ki onlar Allah'la yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozarlar. Allah'ın birleştirilmesini buyurduğu şeyi ayırırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar; zarara uğrayanlar işte onlardır.

كَيْفَتَكْفُرُونَبِٱللَّهِوَكُنتُمْأَمْوَٰتًافَأَحْيَـٰكُمْثُمَّيُمِيتُكُمْثُمَّيُحْيِيكُمْثُمَّإِلَيْهِتُرْجَعُونَ٢٨
Keyfe tekfürûne billâhi veküntüm emvâten feahyâküm. sümme yümîtüküm sümme yuhyîküm sümme ileyhi türce’ûn.

Ölü idiniz sizleri diriltti, sonra öldürecek sonra tekrar diriltecek ve sonunda O'na döneceksiniz; öyleyken Allah'ı nasıl inkar edersiniz?

هُوَٱلَّذِىخَلَقَلَكُممَّافِىٱلْأَرْضِجَمِيعًاثُمَّٱسْتَوَىٰٓإِلَىٱلسَّمَآءِفَسَوَّىٰهُنَّسَبْعَسَمَـٰوَٰتٍوَهُوَبِكُلِّشَىْءٍعَلِيمٌ٢٩
Hüve-llezî haleka leküm mâ fi-l'ardi cemî’an sümme-stevâ ile-ssemâi fesevvâhünne seb’a semâvât. vehüve bikülli şey'in ’alîm.

Yerde olanların hepsini; sizin için yaratan O'dur. Sonra, göğe doğru yönelerek yedi gök olarak onları düzenlemiştir. O her şeyi bilir.

وَإِذْقَالَرَبُّكَلِلْمَلَـٰٓئِكَةِإِنِّىجَاعِلٌفِىٱلْأَرْضِخَلِيفَةًقَالُوٓاأَتَجْعَلُفِيهَامَنيُفْسِدُفِيهَاوَيَسْفِكُٱلدِّمَآءَوَنَحْنُنُسَبِّحُبِحَمْدِكَوَنُقَدِّسُلَكَقَالَإِنِّىٓأَعْلَمُمَالَاتَعْلَمُونَ٣٠
Veiz kâle rabbüke lilmelâiketi innî câ’ilün fi-l'ardi halîfeh. kâlû etec’alü fîhâ mey yüfsidü fîhâ veyesfikü-ddimâ'. venahnü nüsebbihu bihamdike venükaddisü lek. kâle innî a’lemü mâ lâ ta’lemûn.

Rabbin meleklere "Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti; melekler, "Orada bozgunculuk yapacak, kanlar akıtacak birini mi var edeceksin? Oysa biz Seni överek yüceltiyor ve Seni devamlı takdis ediyoruz" dediler; Allah "Ben şüphesiz sizin bilmediklerinizi bilirim" dedi.

وَعَلَّمَءَادَمَٱلْأَسْمَآءَكُلَّهَاثُمَّعَرَضَهُمْعَلَىٱلْمَلَـٰٓئِكَةِفَقَالَأَنبِـُٔونِىبِأَسْمَآءِهَـٰٓؤُلَآءِإِنكُنتُمْصَـٰدِقِينَ٣١
Ve’alleme âdeme-l'esmâe küllehâ sümme ’aradahüm ’ale-lmelâiketi fekâle embiûnî biesmâi hâülâi in küntüm sâdikîn.

Ve Adem'e bütün isimleri öğretti, sonra eşyayı meleklere gösterdi. "Eğer sözünüzde samimi iseniz bunların isimlerini bana söyleyin" dedi.

قَالُواسُبْحَـٰنَكَلَاعِلْمَلَنَآإِلَّامَاعَلَّمْتَنَآإِنَّكَأَنتَٱلْعَلِيمُٱلْحَكِيمُ٣٢
Kâlû sübhâneke lâ ’ilme lenâ illâ mâ ’allemtenâ. inneke ente-l’alîmü-lhakîm.

Cevap verdiler: "Sen münezzehsin, öğrettiğinden başka bizim bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz Sen hem bilensin, hem Hakim'sin".

قَالَيَـٰٓـَٔادَمُأَنبِئْهُمبِأَسْمَآئِهِمْفَلَمَّآأَنبَأَهُمبِأَسْمَآئِهِمْقَالَأَلَمْأَقُللَّكُمْإِنِّىٓأَعْلَمُغَيْبَٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَأَعْلَمُمَاتُبْدُونَوَمَاكُنتُمْتَكْتُمُونَ٣٣
Kâle yâ âdemü embi'hüm biesmâihim. felemmâ embeehüm biesmâihim kâle elem ekul leküm innî a’lemü gaybe-ssemâvâti vel'ardi vea’lemü mâ tübdûne vemâ küntüm tektümûn.

Allah "Ey Adem onlara isimlerini söyle" dedi. Adem isimlerini söyleyince, Allah "Ben gökler ve yerde görünmeyeni biliyorum, sizin açıkladığınızı ve gizlemekte olduğunuzu da bilirim, diye size söylememiş miydim?" dedi.

وَإِذْقُلْنَالِلْمَلَـٰٓئِكَةِٱسْجُدُوالِـَٔادَمَفَسَجَدُوٓاإِلَّآإِبْلِيسَأَبَىٰوَٱسْتَكْبَرَوَكَانَمِنَٱلْكَـٰفِرِينَ٣٤
Veiz kulnâ lilmelâiketi-scüdû liâdeme fesecedû illâ iblîs. ebâ vestekbera vekâne mine-lkâfirîn.

Meleklere, "Adem'e secde edin" demiştik, İblis müstesna hepsi secde ettiler, o ise kaçındı, büyüklük tasladı ve inkar edenlerden oldu.

وَقُلْنَايَـٰٓـَٔادَمُٱسْكُنْأَنتَوَزَوْجُكَٱلْجَنَّةَوَكُلَامِنْهَارَغَدًاحَيْثُشِئْتُمَاوَلَاتَقْرَبَاهَـٰذِهِٱلشَّجَرَةَفَتَكُونَامِنَٱلظَّـٰلِمِينَ٣٥
Vekulnâ yâ âdemü-skün ente vezevcüke-lcennete vekülâ minhâ ragaden haysü şi'tümâ. velâ takrabâ hâzihi-şşecerate fetekûnâ mine-zzâlimîn.

"Ey Adem! Eşin ve sen cennette kal, orada olandan istediğiniz yerde bol bol yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın; yoksa zalimlerden olursunuz" dedik.

فَأَزَلَّهُمَاٱلشَّيْطَـٰنُعَنْهَافَأَخْرَجَهُمَامِمَّاكَانَافِيهِوَقُلْنَاٱهْبِطُوابَعْضُكُمْلِبَعْضٍعَدُوٌّوَلَكُمْفِىٱلْأَرْضِمُسْتَقَرٌّوَمَتَـٰعٌإِلَىٰحِينٍ٣٦
Feezellehüme-şşeytânü ’anhâ feahracehümâ mimmâ kânâ fîh. vekulne-hbitû ba’duküm liba’din ’adüvv. veleküm fi-l'ardi müstekarruv vemetâ’un ilâ hîn.

Şeytan oradan ikisinin de ayağını kaydırttı, onları bulundukları yerden çıkardı, onlara "Birbirinize düşman olarak inin, yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz" dedik.

فَتَلَقَّىٰٓءَادَمُمِنرَّبِّهِكَلِمَـٰتٍفَتَابَعَلَيْهِإِنَّهُهُوَٱلتَّوَّابُٱلرَّحِيمُ٣٧
Fetelekkâ âdemü mir rabbihî kelimâtin fetâbe ’aleyh. innehû hüve-ttevvâbü-rrahîm.

Adem, Rabbi'nden emirler aldı; onları yerine getirdi. Rabb'i de bunun üzerine tevbesini kabul etti. Şüphesiz o tevbeleri daima kabul edendir, merhametli olandır.

قُلْنَاٱهْبِطُوامِنْهَاجَمِيعًافَإِمَّايَأْتِيَنَّكُممِّنِّىهُدًىفَمَنتَبِعَهُدَاىَفَلَاخَوْفٌعَلَيْهِمْوَلَاهُمْيَحْزَنُونَ٣٨
Kulne-hbitû minhâ cemî’â. feimmâ ye'tiyenneküm minnî hüden femen tebi’a hüdâye felâ havfün ’aleyhim velâ hüm yahzenûn.

"İnin oradan hepiniz, tarafımdan size bir yol gösteren gelecektir; Benim yoluma uyanlar için artık korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir" dedik.

وَٱلَّذِينَكَفَرُواوَكَذَّبُوابِـَٔايَـٰتِنَآأُولَـٰٓئِكَأَصْحَـٰبُٱلنَّارِهُمْفِيهَاخَـٰلِدُونَ٣٩
Vellezîne keferû vekezzebû biâyâtinâ ülâike ashâbü-nnâr. hüm fîhâ hâlidûn.

İnkar eden kimseler ve ayetlerimizi yalan sayanlar cehennemlik olanlardır, onlar orada temelli kalacaklardır.

يَـٰبَنِىٓإِسْرَٰٓءِيلَٱذْكُرُوانِعْمَتِىَٱلَّتِىٓأَنْعَمْتُعَلَيْكُمْوَأَوْفُوابِعَهْدِىٓأُوفِبِعَهْدِكُمْوَإِيَّـٰىَفَٱرْهَبُونِ٤٠
Yâ benî isrâîle-zkürû ni’metiye-lletî en’amtü ’aleyküm veevfû bi’ahdî ûfi bi’ahdiküm veiyyâye ferhebûn.

Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti hatırlayın ve ahdimi yerine getirin ki Ben de yerine getireyim; yoksa benden korkun.

وَءَامِنُوابِمَآأَنزَلْتُمُصَدِّقًالِّمَامَعَكُمْوَلَاتَكُونُوٓاأَوَّلَكَافِرٍبِهِوَلَاتَشْتَرُوابِـَٔايَـٰتِىثَمَنًاقَلِيلًاوَإِيَّـٰىَفَٱتَّقُونِ٤١
Veâminû bimâ enzeltü müsaddikal limâ me’aküm velâ tekûnû evvele kâfirim bih. velâ teşterû biâyâtî semenen kalîlâ. veiyyâye fettekûn.

Yanınızdaki Tevrat'ı tasdik ederek indirdiğim Kuran'a, inanın; onu ilk inkar edenler siz olmayın, ayetlerimi hiçbir değere karşılık değiştirmeyin ve bile bile hakkı gizlemeyin.

وَلَاتَلْبِسُواٱلْحَقَّبِٱلْبَـٰطِلِوَتَكْتُمُواٱلْحَقَّوَأَنتُمْتَعْلَمُونَ٤٢
Velâ telbisü-lhakka bilbâtili vetektümü-lhakka veentüm ta’lemûn.

Hakkı batıla karıştırmayın ve bile bile hakkı gizlemeyin.

وَأَقِيمُواٱلصَّلَوٰةَوَءَاتُواٱلزَّكَوٰةَوَٱرْكَعُوامَعَٱلرَّٰكِعِينَ٤٣
Veekîmu-ssalâte veâtü-zzekâte verke’û me’a-rrâki’în.

Namazı kılın, zekatı verin, rüku edenlerle birlikte rüku edin.

أَتَأْمُرُونَٱلنَّاسَبِٱلْبِرِّوَتَنسَوْنَأَنفُسَكُمْوَأَنتُمْتَتْلُونَٱلْكِتَـٰبَأَفَلَاتَعْقِلُونَ٤٤
Ete'mürûne-nnâse bilbirri vetensevne enfüseküm veentüm tetlûne-lkitâb. efelâ ta’kilûn.

Kitap'ı okuyup durduğunuz halde kendinizi unutur da başkalarına mı iyilikle emredersiniz? Düşünmez misiniz?

وَٱسْتَعِينُوابِٱلصَّبْرِوَٱلصَّلَوٰةِوَإِنَّهَالَكَبِيرَةٌإِلَّاعَلَىٱلْخَـٰشِعِينَ٤٥
Veste’înû bissabri vessalâh. veinnehâ lekebîratün illâ ’ale-lhâşi’în.

Sabır ve namazla Allah'a sığınıp yardım isteyin; Rablerine kavuşacaklarını ve Ona döneceklerini umanlar ve huşu duyanlardan başkasına namaz elbette ağır gelir.

ٱلَّذِينَيَظُنُّونَأَنَّهُممُّلَـٰقُوارَبِّهِمْوَأَنَّهُمْإِلَيْهِرَٰجِعُونَ٤٦
Ellezîne yezunnûne ennehüm mülâkû rabbihim veennehüm ileyhi râci’ûn.

Sabır ve namazla Allah'a sığınıp yardım isteyin; Rablerine kavuşacaklarını ve Ona döneceklerini umanlar ve huşu duyanlardan başkasına namaz elbette ağır gelir.

يَـٰبَنِىٓإِسْرَٰٓءِيلَٱذْكُرُوانِعْمَتِىَٱلَّتِىٓأَنْعَمْتُعَلَيْكُمْوَأَنِّىفَضَّلْتُكُمْعَلَىٱلْعَـٰلَمِينَ٤٧
Yâ benî isrâîle-zkürû ni’metiye-lletî en’amtü ’aleyküm veennî feddaltüküm ’ale-l’âlemîn.

Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi bir zamanlar alemlere üstün kıldığımı hatırlayın.

وَٱتَّقُوايَوْمًالَّاتَجْزِىنَفْسٌعَننَّفْسٍشَيْـًٔاوَلَايُقْبَلُمِنْهَاشَفَـٰعَةٌوَلَايُؤْخَذُمِنْهَاعَدْلٌوَلَاهُمْيُنصَرُونَ٤٨
Vettekû yevmel lâ teczî nefsün ’an nefsin şey'ev velâ yukbelü minhâ şefâ’atüv velâ yü'hazü minhâ ’adlüv velâ hüm yünsarûn.

Kimsenin kimseden faydalanamayacağı, kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği, kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden korunun.

وَإِذْنَجَّيْنَـٰكُممِّنْءَالِفِرْعَوْنَيَسُومُونَكُمْسُوٓءَٱلْعَذَابِيُذَبِّحُونَأَبْنَآءَكُمْوَيَسْتَحْيُونَنِسَآءَكُمْوَفِىذَٰلِكُمبَلَآءٌمِّنرَّبِّكُمْعَظِيمٌ٤٩
Veiz necceynâküm min âli fir’avne yesûmûneküm sûe-l’azâbi yüzebbihûne ebnâeküm veyestahyûne nisâeküm. vefî zâliküm belâüm mir rabbiküm ’azîm.

Size işkence eden, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık; bu Rabbinizin büyük bir imtihanı idi.

وَإِذْفَرَقْنَابِكُمُٱلْبَحْرَفَأَنجَيْنَـٰكُمْوَأَغْرَقْنَآءَالَفِرْعَوْنَوَأَنتُمْتَنظُرُونَ٥٠
Veiz feraknâ bikümü-lbahra feenceynâküm veagraknâ âle fir’avne veentüm tenzurûn.

Denizi yarıp sizi kurtarmış ve gözlerinizin önünde Firavun ailesini batırmıştık.

وَإِذْوَٰعَدْنَامُوسَىٰٓأَرْبَعِينَلَيْلَةًثُمَّٱتَّخَذْتُمُٱلْعِجْلَمِنبَعْدِهِوَأَنتُمْظَـٰلِمُونَ٥١
Veiz vâ’adnâ mûsâ erbe’îne leyleten sümme-ttehaztümü-l’icle mim ba’dihî veentüm zâlimûn.

Musa'ya kırk gece vade vermiştik. Sonra onun arkasından, kendinize yazık ederek, buzağıyı tanrı edinmiştiniz.

ثُمَّعَفَوْنَاعَنكُممِّنبَعْدِذَٰلِكَلَعَلَّكُمْتَشْكُرُونَ٥٢
Sümme ’afevnâ ’anküm mim ba’di zâlike le’alleküm teşkürûn.

Sonra bunun ardından, şükredersiniz diye, sizi bağışlamıştık.

وَإِذْءَاتَيْنَامُوسَىٱلْكِتَـٰبَوَٱلْفُرْقَانَلَعَلَّكُمْتَهْتَدُونَ٥٣
Veiz âteynâ mûse-lkitâbe velfürkâne le’alleküm tehtedûn.

Doğru yola gidesiniz diye Musa'ya hakkı batıldan ayıran Kitabı vermiştik.

وَإِذْقَالَمُوسَىٰلِقَوْمِهِيَـٰقَوْمِإِنَّكُمْظَلَمْتُمْأَنفُسَكُمبِٱتِّخَاذِكُمُٱلْعِجْلَفَتُوبُوٓاإِلَىٰبَارِئِكُمْفَٱقْتُلُوٓاأَنفُسَكُمْذَٰلِكُمْخَيْرٌلَّكُمْعِندَبَارِئِكُمْفَتَابَعَلَيْكُمْإِنَّهُهُوَٱلتَّوَّابُٱلرَّحِيمُ٥٤
Veiz kâle mûsâ likavmihî yâ kavmi inneküm zalemtüm enfüseküm bittihâzikümü-l’icle fetûbû ilâ bâriiküm faktülû enfüseküm. zâliküm hayrul leküm ’inde bâriiküm. fetâbe ’aleyküm. innehû hüve-ttevvâbü-rrahîm.

Musa milletine "Ey milletim! Buzağıyı tanrı olarak benimsemekle kendinize yazık ettiniz. Yaratanınıza tevbe edin ve nefislerinizi öldürün, bu Yaratanınız katında sizin için hayırlı olur; O daima tevbeleri kabul ve merhamet eden olduğu için tevbenizikabul eder" demişti.

وَإِذْقُلْتُمْيَـٰمُوسَىٰلَننُّؤْمِنَلَكَحَتَّىٰنَرَىٱللَّهَجَهْرَةًفَأَخَذَتْكُمُٱلصَّـٰعِقَةُوَأَنتُمْتَنظُرُونَ٥٥
Veiz kultüm yâ mûsâ len nü'mine leke hattâ nera-llâhe cehraten feehazetkümu-ssâ’ikatü veentüm tenzurûn.

"Ya Musa! Allah'ı apaçık görmedikçe sana inanmayacağız" demiştiniz de gözleriniz göre göre sizi yıldırım çarpmıştı.

ثُمَّبَعَثْنَـٰكُممِّنبَعْدِمَوْتِكُمْلَعَلَّكُمْتَشْكُرُونَ٥٦
Sümme be’asnâküm mim ba’di mevtiküm le’alleküm teşkürûn.

Ölümünüzden sonra, şükredesiniz diye sizi tekrar diriltmiştik.

وَظَلَّلْنَاعَلَيْكُمُٱلْغَمَامَوَأَنزَلْنَاعَلَيْكُمُٱلْمَنَّوَٱلسَّلْوَىٰكُلُوامِنطَيِّبَـٰتِمَارَزَقْنَـٰكُمْوَمَاظَلَمُونَاوَلَـٰكِنكَانُوٓاأَنفُسَهُمْيَظْلِمُونَ٥٧
Vezallelnâ ’aleykümü-lgamâme veenzelnâ ’aleykümü-lmenne vesselvâ. külû min tayyibâti mâ razaknâküm. vemâ zalemûnâ velâkin kânû enfüsehüm yazlimûn.

Bulutla sizi gölgelendirdik, kudret helvası ve bıldırcın indirdik, "Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin" dedik. Onlar Bize değil, fakat kendilerine yazık ediyorlardı.

وَإِذْقُلْنَاٱدْخُلُواهَـٰذِهِٱلْقَرْيَةَفَكُلُوامِنْهَاحَيْثُشِئْتُمْرَغَدًاوَٱدْخُلُواٱلْبَابَسُجَّدًاوَقُولُواحِطَّةٌنَّغْفِرْلَكُمْخَطَـٰيَـٰكُمْوَسَنَزِيدُٱلْمُحْسِنِينَ٥٨
Veiz kulne-dhulû hâzihi-lkaryete fekülû minhâ haysü şi'tüm ragadev vedhulü-lbâbe süccedev vekûlû hittatün nagfir leküm hatâyâküm. vesenezîdü-lmuhsinîn.

"Şu şehre girin, orada dilediğiniz gibi, bol bol yiyin, secde ederek kapısından girin, "bağışla!" deyin, Biz de yanılmalarınızı bağışlarız, iyilere daha da artırırız" demiştik.

فَبَدَّلَٱلَّذِينَظَلَمُواقَوْلًاغَيْرَٱلَّذِىقِيلَلَهُمْفَأَنزَلْنَاعَلَىٱلَّذِينَظَلَمُوارِجْزًامِّنَٱلسَّمَآءِبِمَاكَانُوايَفْسُقُونَ٥٩
Febeddele-llezîne zalemû kavlen gayra-llezî kîle lehüm feenzelnâ ’ale-llezîne zalemû riczem mine-ssemâi bimâ kânû yefsükûn.

Ama zulmedenler, kendilerine söylenmiş olan sözü başka sözle değiştirdiler. Biz de, zalimlere, yoldan çıkmalarından dolayı gökten azab indirdik.

وَإِذِٱسْتَسْقَىٰمُوسَىٰلِقَوْمِهِفَقُلْنَاٱضْرِببِّعَصَاكَٱلْحَجَرَفَٱنفَجَرَتْمِنْهُٱثْنَتَاعَشْرَةَعَيْنًاقَدْعَلِمَكُلُّأُنَاسٍمَّشْرَبَهُمْكُلُواوَٱشْرَبُوامِنرِّزْقِٱللَّهِوَلَاتَعْثَوْافِىٱلْأَرْضِمُفْسِدِينَ٦٠
Veizi-steskâ mûsâ likavmihî fekulne-drib bi’asâke-lhacer. fenfecerat minhü-snetâ ’aşrate ’aynâ. kad ’alime küllü ünâsim meşrabehüm. külû veşrabû mir rizki-llâhi velâ ta’sev fi-l'ardi müfsidîn.

Musa, milleti için su aramıştı; "Asanla taşa vur" dedik; ondan on iki pınar fışkırdı, herkes içeceği yeri bildi. Allah'ın rızkından yiyin, için, yalnız yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.

وَإِذْقُلْتُمْيَـٰمُوسَىٰلَننَّصْبِرَعَلَىٰطَعَامٍوَٰحِدٍفَٱدْعُلَنَارَبَّكَيُخْرِجْلَنَامِمَّاتُنبِتُٱلْأَرْضُمِنبَقْلِهَاوَقِثَّآئِهَاوَفُومِهَاوَعَدَسِهَاوَبَصَلِهَاقَالَأَتَسْتَبْدِلُونَٱلَّذِىهُوَأَدْنَىٰبِٱلَّذِىهُوَخَيْرٌٱهْبِطُوامِصْرًافَإِنَّلَكُممَّاسَأَلْتُمْوَضُرِبَتْعَلَيْهِمُٱلذِّلَّةُوَٱلْمَسْكَنَةُوَبَآءُوبِغَضَبٍمِّنَٱللَّهِذَٰلِكَبِأَنَّهُمْكَانُوايَكْفُرُونَبِـَٔايَـٰتِٱللَّهِوَيَقْتُلُونَٱلنَّبِيِّـنَبِغَيْرِٱلْحَقِّذَٰلِكَبِمَاعَصَواوَّكَانُوايَعْتَدُونَ٦١
Veiz kultüm yâ mûsâ len nasbira ’alâ ta’âmiv vâhidin fed’u lenâ rabbeke yuhric lenâ mimmâ tümbitü-l'ardu mim baklihâ vekissâihâ vefûmihâ ve’adesihâ vebesalihâ. kâle etestebdilûne-llezî hüve ednâ billezî hüve hayr. ihbitû misran feinne leküm mâ seeltüm. veduribet ’aleyhimü-zzilletü velmeskenetü vebâû bigadabim mine-llâh. zâlike biennehüm kânû yekfürûne biâyâti-llâhi veyaktülûne-nnebiyyîne bigayri-lhakk. zâlike bimâ ’asav vekânû ya’tedûn.

"Ey Musa! Bir çeşit yemeğe dayanamayacağız, bizim için Rabbine yalvar, bize, yerin bitirdiği sebze, hıyar, sarımsak, mercimek ve soğan yetiştirsin" demiştiniz de, "Hayırlı olanı daha düşük şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? Bir şehre inin, şüphesiz orada istediğiniz vardır" demişti. Onlara yoksulluk ve düşkünlük damgası vuruldu, Allah'ın gazabına uğradılar. Bu, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmelerindendi; bu, karşı gelmeleri ve taşkınlık yapmalarındandı.

إِنَّٱلَّذِينَءَامَنُواوَٱلَّذِينَهَادُواوَٱلنَّصَـٰرَىٰوَٱلصَّـٰبِـِٔينَمَنْءَامَنَبِٱللَّهِوَٱلْيَوْمِٱلْـَٔاخِرِوَعَمِلَصَـٰلِحًافَلَهُمْأَجْرُهُمْعِندَرَبِّهِمْوَلَاخَوْفٌعَلَيْهِمْوَلَاهُمْيَحْزَنُونَ٦٢
İnne-llezîne âmenû vellezîne hâdû vennesârâ vessâbi'îne men âmene billâhi velyevmi-l'âhiri ve’amile sâlihan felehüm ecruhüm ’inde rabbihim. velâ havfün ’aleyhim velâ hüm yahzenûn.

Şüphesiz, inananlar, Yahudi olanlar, Hıristiyanlar ve Sabiilerden Allah'a ve ahiret gününe inanıp yararlı iş yapanların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlar için artık korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir.

وَإِذْأَخَذْنَامِيثَـٰقَكُمْوَرَفَعْنَافَوْقَكُمُٱلطُّورَخُذُوامَآءَاتَيْنَـٰكُمبِقُوَّةٍوَٱذْكُرُوامَافِيهِلَعَلَّكُمْتَتَّقُونَ٦٣
Veiz ehaznâ mîsâkaküm verafa’nâ fevkakümu-ttûr. huzû mâ âteynâküm bikuvvetiv vezkürû mâ fîhi le’alleküm tettekûn.

Sizden kesin söz almıştık. Tur dağını yükselterek tepenize dikmiştik. "Allah'a karşı gelmekten sakınanlardan olabilmeniz için, size verdiğimiz Kitab'a kuvvetle sarılın, onda bulunanları hatırda tutun" demiştik.

ثُمَّتَوَلَّيْتُممِّنبَعْدِذَٰلِكَفَلَوْلَافَضْلُٱللَّهِعَلَيْكُمْوَرَحْمَتُهُلَكُنتُممِّنَٱلْخَـٰسِرِينَ٦٤
Sümme tevelleytüm mim ba’di zâlik. felevlâ fadlü-llâhi ’aleyküm verahmetühû leküntüm mine-lhâsirîn.

Bundan sonra yine yüz çevirdiniz; eğer Allah'ın size bol nimeti ve merhameti olmasaydı, muhakkak zarara uğrayanlardan olurdunuz.

وَلَقَدْعَلِمْتُمُٱلَّذِينَٱعْتَدَوْامِنكُمْفِىٱلسَّبْتِفَقُلْنَالَهُمْكُونُواقِرَدَةًخَـٰسِـِٔينَ٦٥
Velekad ’alimtümü-llezîne-’tedev minküm fi-ssebti fekulnâ lehüm kûnû kiradeten hâsiîn.

İçinizden cumartesi günü azgınlık edenleri elbette biliyorsunuz. Onlara "Aşağılık birer maymun olunuz" dedik; bunu, çağdaşlarına ve sonradan geleceklere bir ceza örneği ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara öğüt olsun diye yaptık.

فَجَعَلْنَـٰهَانَكَـٰلًالِّمَابَيْنَيَدَيْهَاوَمَاخَلْفَهَاوَمَوْعِظَةًلِّلْمُتَّقِينَ٦٦
Fece’alnâhâ nekâlel limâ beyne yedeyhâ vemâ halfehâ vemev’izatel lilmüttekîn.

İçinizden cumartesi günü azgınlık edenleri elbette biliyorsunuz. Onlara "Aşağılık birer maymun olunuz" dedik; bunu, çağdaşlarına ve sonradan geleceklere bir ceza örneği ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara öğüt olsun diye yaptık.

وَإِذْقَالَمُوسَىٰلِقَوْمِهِٓإِنَّٱللَّهَيَأْمُرُكُمْأَنتَذْبَحُوابَقَرَةًقَالُوٓاأَتَتَّخِذُنَاهُزُوًاقَالَأَعُوذُبِٱللَّهِأَنْأَكُونَمِنَٱلْجَـٰهِلِينَ٦٧
Veiz kâle mûsâ likavmihî inne-llâhe ye'müruküm en tezbehû bekarah. kâlû etettehizünâ hüzüvâ. kâle e’ûzü billâhi en ekûne mine-lcâhilîn.

Musa milletine: "Allah muhakkak bir sığır boğazlamanızı buyuruyor" demişti; "Bizi alaya mı alıyorsun?" dediklerinde de: "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım" dedi.

قَالُواٱدْعُلَنَارَبَّكَيُبَيِّنلَّنَامَاهِىَقَالَإِنَّهُيَقُولُإِنَّهَابَقَرَةٌلَّافَارِضٌوَلَابِكْرٌعَوَانٌبَيْنَذَٰلِكَفَٱفْعَلُوامَاتُؤْمَرُونَ٦٨
Kâlü-d’u lenâ rabbeke yübeyyil lenâ mâ hî. kâle innehû yekûlü innehâ bekaratül lâ fâriduv velâ bikr. ’avânüm beyne zâlik. fef’alû mâ tü'merûn.

"Rabbine bizim adımıza yalvar da onun mahiyetini bize bildirsin" dediler, "O, onun ne pek kart, ne pek körpe, ikisi ortası bir sığır olduğunu söylüyor, size emrolunanı yapın" dedi.

قَالُواٱدْعُلَنَارَبَّكَيُبَيِّنلَّنَامَالَوْنُهَاقَالَإِنَّهُيَقُولُإِنَّهَابَقَرَةٌصَفْرَآءُفَاقِعٌلَّوْنُهَاتَسُرُّٱلنَّـٰظِرِينَ٦٩
Kâlü-d’u lenâ rabbeke yübeyyil lenâ mâ levnühâ. kâle innehû yekûlü innehâ bekaratün safrâü fâki’ul levnühâ tesürru-nnâzirîn.

"Rabbine bizim adımıza yalvar da ne renk olduğunu bize bildirsin" dediler. "O, onun, bakanların içini açan parlak sarı renkli bir sığır olduğunu söylüyor" dedi.

قَالُواٱدْعُلَنَارَبَّكَيُبَيِّنلَّنَامَاهِىَإِنَّٱلْبَقَرَتَشَـٰبَهَعَلَيْنَاوَإِنَّآإِنشَآءَٱللَّهُلَمُهْتَدُونَ٧٠
Kâlü-d’u lenâ rabbeke yübeyyil lenâ mâ hiye inne-lbekara teşâbehe ’aleynâ. veinnâ in şâe-llâhü lemühtedûn.

"Rabbine bizim adımıza yalvar da, mahiyetini bize bildirsin, çünkü sığırlar, bizce, birbirine benzemektedir. Allah dilerse biz şüphesiz doğruyu bulmuş oluruz" dediler.

قَالَإِنَّهُيَقُولُإِنَّهَابَقَرَةٌلَّاذَلُولٌتُثِيرُٱلْأَرْضَوَلَاتَسْقِىٱلْحَرْثَمُسَلَّمَةٌلَّاشِيَةَفِيهَاقَالُواٱلْـَٔـٰنَجِئْتَبِٱلْحَقِّفَذَبَحُوهَاوَمَاكَادُوايَفْعَلُونَ٧١
Kâle innehû yekûlü innehâ bekaratül lâ zelûlün tüsîru-l'arda velâ teski-lhars. müsellemetül lâ şiyete fîhâ. kâlü-l'âne ci'te bilhakk. fezebehûhâ vemâ kâdû yef’alûn.

"Yeri sürüp, ekini sulayarak boyunduruk altında ezilmemiş, kusursuz, alacasız bir sığır olduğunu söylüyor" dedi. "Şimdi gerçeği bildirdin" deyip sığırı boğazladılar; az kalsın bunu yapmayacaklardı.

وَإِذْقَتَلْتُمْنَفْسًافَٱدَّٰرَْٰٔتُمْفِيهَاوَٱللَّهُمُخْرِجٌمَّاكُنتُمْتَكْتُمُونَ٧٢
Veiz kateltüm nefsen feddâra'tüm fîhâ. vellâhü muhricüm mâ küntüm tektümûn.

Siz bir kimseyi öldürmüş ve bunu birbirinize atmıştınız; oysa Allah gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktı.

فَقُلْنَاٱضْرِبُوهُبِبَعْضِهَاكَذَٰلِكَيُحْىِٱللَّهُٱلْمَوْتَىٰوَيُرِيكُمْءَايَـٰتِهِلَعَلَّكُمْتَعْقِلُونَ٧٣
Fekulne-dribûhü biba’dihâ. kezâlike yuhyi-llâhü-lmevtâ veyürîküm âyâtihî le’alleküm ta’kilûn.

"Sığırın bir parçasıyla ona vurun" dedik. İşte böylece Allah ölüleri diriltir ve aklınızı kullanasınız diye size ayetlerini gösterir.

ثُمَّقَسَتْقُلُوبُكُممِّنبَعْدِذَٰلِكَفَهِىَكَٱلْحِجَارَةِأَوْأَشَدُّقَسْوَةًوَإِنَّمِنَٱلْحِجَارَةِلَمَايَتَفَجَّرُمِنْهُٱلْأَنْهَـٰرُوَإِنَّمِنْهَالَمَايَشَّقَّقُفَيَخْرُجُمِنْهُٱلْمَآءُوَإِنَّمِنْهَالَمَايَهْبِطُمِنْخَشْيَةِٱللَّهِوَمَاٱللَّهُبِغَـٰفِلٍعَمَّاتَعْمَلُونَ٧٤
Sümme kaset kulûbüküm mim ba’di zâlike fehiye kelhicârati ev eşeddü kasveh. veinne mine-lhicârati lemâ yetefecceru minhü-l'enhâr. veinne minhâ lemâ yeşşekkaku feyahrucü minhü-lmâ'. veinne minhâ lemâ yehbitu min haşyeti-llâh. veme-llâhü bigâfilin ’ammâ ta’melûn.

Sonra kalbleriniz yine katılaştı, taş gibi, hatta daha da katı oldu. Nitekim taşlar arasında kendisinden ırmaklar fışkıran vardır; yarılıp su çıkan vardır; Allah korkusundan yuvarlananlar vardır. Allah yaptıklarınızı bilmez değildir.

أَفَتَطْمَعُونَأَنيُؤْمِنُوالَكُمْوَقَدْكَانَفَرِيقٌمِّنْهُمْيَسْمَعُونَكَلَـٰمَٱللَّهِثُمَّيُحَرِّفُونَهُمِنبَعْدِمَاعَقَلُوهُوَهُمْيَعْلَمُونَ٧٥
Efetatme’ûne ey yü'minû leküm vekad kâne ferîkum minhüm yesme’ûne kelâme-llâhi sümme yüharrifûnehû mim ba’di mâ ’akalûhü vehüm ya’lemûn.

Size inanacaklarını umuyor musunuz? Oysa onlardan bir takımı Allah'ın sözünü işitiyor, ona akılları yattıktan sonra, bile bile onu tahrif ediyorlardı.

وَإِذَالَقُواٱلَّذِينَءَامَنُواقَالُوٓاءَامَنَّاوَإِذَاخَلَابَعْضُهُمْإِلَىٰبَعْضٍقَالُوٓاأَتُحَدِّثُونَهُمبِمَافَتَحَٱللَّهُعَلَيْكُمْلِيُحَآجُّوكُمبِهِعِندَرَبِّكُمْأَفَلَاتَعْقِلُونَ٧٦
Veizâ leku-llezîne âmenû kâlû âmennâ. veizâ halâ ba’duhüm ilâ ba’din kâlû etühaddisûnehüm bimâ feteha-llâhü ’aleyküm liyühâccûküm bihî ’inde rabbiküm. efelâ ta’kilûn.

İnananlarla karşılaştıkları zaman, "İnandık" derlerdi; birbirleriyle yalnız kaldıklarında, "Rabbinizin katında size karşı hüccet göstersinler diye mi Allah'ın size açıkladığını onlara anlatıyorsunuz? Bunu akletmiyor musunuz?" derlerdi.

أَوَلَايَعْلَمُونَأَنَّٱللَّهَيَعْلَمُمَايُسِرُّونَوَمَايُعْلِنُونَ٧٧
Evelâ ya’lemûne enne-llâhe ya’lemü mâ yüsirrûne vemâ yü’linûn.

Gizlediklerini de, açıkladıklarını da Allah'ın bildiğini bilmiyorlar mı?

وَمِنْهُمْأُمِّيُّونَلَايَعْلَمُونَٱلْكِتَـٰبَإِلَّآأَمَانِىَّوَإِنْهُمْإِلَّايَظُنُّونَ٧٨
Veminhüm ümmiyyûne lâ ya’lemûne-lkitâbe illâ emâniyye vein hüm illâ yezunnûn.

Onların bir kısmının okuyup yazması yoktu. Kitab'ı bilmezlerdi; bildikleri sadece bir takım yalan ve kuruntulardı. Onlar ancak vehim içindedirler.

فَوَيْلٌلِّلَّذِينَيَكْتُبُونَٱلْكِتَـٰبَبِأَيْدِيهِمْثُمَّيَقُولُونَهَـٰذَامِنْعِندِٱللَّهِلِيَشْتَرُوابِهِثَمَنًاقَلِيلًافَوَيْلٌلَّهُممِّمَّاكَتَبَتْأَيْدِيهِمْوَوَيْلٌلَّهُممِّمَّايَكْسِبُونَ٧٩
Feveylül lillezîne yektübûne-lkitâbe bieydîhim sümme yekûlûne hâzâ min ’indi-llâhi liyeşterû bihî semenen kalîlâ. feveylül lehüm mimmâ ketebet eydîhim veveylül lehüm mimmâ yeksibûn.

Vay, Kitabı elleriyle yazıp, sonra da onu az bir değere satmak için, "Bu Allah katındandır" diyenlere! Vay ellerinin yazdıklarına! Vay kazandıklarına!

وَقَالُوالَنتَمَسَّنَاٱلنَّارُإِلَّآأَيَّامًامَّعْدُودَةًقُلْأَتَّخَذْتُمْعِندَٱللَّهِعَهْدًافَلَنيُخْلِفَٱللَّهُعَهْدَهُٓأَمْتَقُولُونَعَلَىٱللَّهِمَالَاتَعْلَمُونَ٨٠
Vekâlû len temessene-nnâru illâ eyyâmem ma’dûdeh. kul ettehaztüm ’inde-llâhi ’ahden feley yuhlife-llâhü ’ahdehû em tekûlûne ’ale-llâhi mâ lâ ta’lemûn.

"Ateş bize sadece sayılı birkaç gün değecektir", derler; sor, "Allah katından siz söz mü aldınız?", eğer öyle ise Allah sözünden caymayacaktır. "Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?"

بَلَىٰمَنكَسَبَسَيِّئَةًوَأَحَـٰطَتْبِهِخَطِيٓـَٔتُهُفَأُولَـٰٓئِكَأَصْحَـٰبُٱلنَّارِهُمْفِيهَاخَـٰلِدُونَ٨١
Belâ men kesebe seyyietev veehâtat bihî hatîetühû feülâike ashâbü-nnâr. hüm fîhâ hâlidûn.

Hayır öyle değil; kötülük işleyip suçu kendisini kuşatmış olan kimseler; cehennemlikler işte onlardır. Onlar orada temellidirler.

وَٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِأُولَـٰٓئِكَأَصْحَـٰبُٱلْجَنَّةِهُمْفِيهَاخَـٰلِدُونَ٨٢
Vellezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti ülâike ashâbü-lcenneh. hüm fîhâ hâlidûn.

İnanıp yararlı işler yapan kimseler cennetlik olanlardır, onlar da orada temellidirler.

وَإِذْأَخَذْنَامِيثَـٰقَبَنِىٓإِسْرَٰٓءِيلَلَاتَعْبُدُونَإِلَّاٱللَّهَوَبِٱلْوَٰلِدَيْنِإِحْسَانًاوَذِىٱلْقُرْبَىٰوَٱلْيَتَـٰمَىٰوَٱلْمَسَـٰكِينِوَقُولُوالِلنَّاسِحُسْنًاوَأَقِيمُواٱلصَّلَوٰةَوَءَاتُواٱلزَّكَوٰةَثُمَّتَوَلَّيْتُمْإِلَّاقَلِيلًامِّنكُمْوَأَنتُممُّعْرِضُونَ٨٣
Veiz ehaznâ mîsâka benî isrâîle lâ ta’büdûne ille-llâhe vebilvâlideyni ihsânev vezi-lkurbâ velyetâmâ velmesâkîni vekûlû linnâsi husnev veekîmu-ssalâte veâtü-zzekâh. sümme tevelleytüm illâ kalîlem minküm veentüm mü’ridûn.

İsrailoğullarından, "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, anne babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edin, insanlarla güzel güzel konuşun, namazı kılın, zekatı verin" diye söz almıştık. Sonra siz pek azınız müstesna, döndünüz; hala da yüz çevirip duruyorsunuz.

وَإِذْأَخَذْنَامِيثَـٰقَكُمْلَاتَسْفِكُونَدِمَآءَكُمْوَلَاتُخْرِجُونَأَنفُسَكُممِّندِيَـٰرِكُمْثُمَّأَقْرَرْتُمْوَأَنتُمْتَشْهَدُونَ٨٤
Veiz ehaznâ mîsâkaküm lâ tesfikûne dimâeküm velâ tuhricûne enfüseküm min diyâriküm sümme akrartüm veentüm teşhedûn.

Kanınızı dökmeyin, birbirinizi yurdunuzdan sürmeyin diye sizden söz almıştık, sonra bunu böylece kabul etmiştiniz, buna siz şahidsiniz.

ثُمَّأَنتُمْهَـٰٓؤُلَآءِتَقْتُلُونَأَنفُسَكُمْوَتُخْرِجُونَفَرِيقًامِّنكُممِّندِيَـٰرِهِمْتَظَـٰهَرُونَعَلَيْهِمبِٱلْإِثْمِوَٱلْعُدْوَٰنِوَإِنيَأْتُوكُمْأُسَـٰرَىٰتُفَـٰدُوهُمْوَهُوَمُحَرَّمٌعَلَيْكُمْإِخْرَاجُهُمْأَفَتُؤْمِنُونَبِبَعْضِٱلْكِتَـٰبِوَتَكْفُرُونَبِبَعْضٍفَمَاجَزَآءُمَنيَفْعَلُذَٰلِكَمِنكُمْإِلَّاخِزْىٌفِىٱلْحَيَوٰةِٱلدُّنْيَاوَيَوْمَٱلْقِيَـٰمَةِيُرَدُّونَإِلَىٰٓأَشَدِّٱلْعَذَابِوَمَاٱللَّهُبِغَـٰفِلٍعَمَّاتَعْمَلُونَ٨٥
Sümme entüm hâülâi taktülûne enfüseküm vetuhricûne ferîkam minküm min diyârihim. tezâherûne ’aleyhim bil'ismi vel’udvân. veiy ye'tûküm üsârâ tüfâdûhüm vehüve müharramün ’aleyküm ihrâcühüm. efetü'minûne biba’di-lkitâbi vetekfürûne biba’d. femâ cezâü mey yef’alü zâlike minküm illâ hizyün fi-lhayâti-ddünyâ. veyevme-lkiyâmeti yüraddûne ilâ eşeddi-l’azâb. veme-llâhü bigâfilin ’ammâ ta’melûn.

Sonra siz, birbirinizi öldüren, aranızdan bir takımı memleketlerinden süren, onlara karşı günah ve düşmanlıkta birleşen, onları çıkarmak haramken size esir olarak geldiklerinde fidyelerini vermeye kalkan kimselersiniz. Kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Aranızda böyle yapanın cezası ancak dünya hayatında rezil olmaktır. Ahiret gününde de azabın en şiddetlisine onlar uğratılırlar. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.

أُولَـٰٓئِكَٱلَّذِينَٱشْتَرَوُاٱلْحَيَوٰةَٱلدُّنْيَابِٱلْـَٔاخِرَةِفَلَايُخَفَّفُعَنْهُمُٱلْعَذَابُوَلَاهُمْيُنصَرُونَ٨٦
Ülâike-llezîne-şteravu-lhayâte-ddünyâ bil'âhirati. felâ yühaffefü ’anhümü-l’azâbü velâ hüm yünsarûn.

Onlar ahiret karşılığında dünya hayatını satın alan kimselerdir, bu yüzden azabları hafifletilmez, onlar yardım da görmezler.

وَلَقَدْءَاتَيْنَامُوسَىٱلْكِتَـٰبَوَقَفَّيْنَامِنبَعْدِهِبِٱلرُّسُلِوَءَاتَيْنَاعِيسَىٱبْنَمَرْيَمَٱلْبَيِّنَـٰتِوَأَيَّدْنَـٰهُبِرُوحِٱلْقُدُسِأَفَكُلَّمَاجَآءَكُمْرَسُولٌبِمَالَاتَهْوَىٰٓأَنفُسُكُمُٱسْتَكْبَرْتُمْفَفَرِيقًاكَذَّبْتُمْوَفَرِيقًاتَقْتُلُونَ٨٧
Velekad âteynâ mûse-lkitâbe vekaffeynâ mim ba’dihî birrusüli veâteynâ ’îse-bne meryeme-lbeyyinâti veeyyednâhü birûhi-lkudüs. efeküllemâ câeküm rasûlüm bimâ lâ tehvâ enfüsükümü-stekbertüm. feferîkan kezzebtüm veferîkan taktülûn.

And olsun ki, Musa'ya kitap verdik, ondan sonra ardarda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya belgeler verdik, onu Ruhul Kudüs ile destekledik. Size bir peygamber nefsinizin hoşlanmadığı bir şey getirdikçe, büyüklük taslayarak, bir kısmını yalancı sayıp, bir kısmını öldürür müsünüz?

وَقَالُواقُلُوبُنَاغُلْفٌبَللَّعَنَهُمُٱللَّهُبِكُفْرِهِمْفَقَلِيلًامَّايُؤْمِنُونَ٨٨
Vekâlû kulûbünâ gulf. bel le’anehümü-llâhü biküfrihim fekalîlem mâ yü'minûn.

"Kalplerimiz perdelidir" dediler, hayır, Allah inkarlarından dolayı onları lanetlemiştir. Onların pek azı inanırlar.

وَلَمَّاجَآءَهُمْكِتَـٰبٌمِّنْعِندِٱللَّهِمُصَدِّقٌلِّمَامَعَهُمْوَكَانُوامِنقَبْلُيَسْتَفْتِحُونَعَلَىٱلَّذِينَكَفَرُوافَلَمَّاجَآءَهُممَّاعَرَفُواكَفَرُوابِهِفَلَعْنَةُٱللَّهِعَلَىٱلْكَـٰفِرِينَ٨٩
Velemmâ câehüm kitâbüm min ’indi-llâhi müsaddikul limâ me’ahüm vekânû min kablü yesteftihûne ’ale-llezîne keferû. felemmâ câehüm mâ ’arafû keferû bih. fela’netü-llâhi ’ale-lkâfirîn.

Vaktaki Allah katından onlara, kendilerinde olanı tasdik eden Kitap geldi ki onlar bundan önceleri, inkar edenlere karşı kendilerine yardım gelmesini beklerlerdi, bildikleri gelince onu inkar ettiler. Allah'ın laneti, inkar edenlerin üzerine olsun.

بِئْسَمَاٱشْتَرَوْابِهِٓأَنفُسَهُمْأَنيَكْفُرُوابِمَآأَنزَلَٱللَّهُبَغْيًاأَنيُنَزِّلَٱللَّهُمِنفَضْلِهِعَلَىٰمَنيَشَآءُمِنْعِبَادِهِفَبَآءُوبِغَضَبٍعَلَىٰغَضَبٍوَلِلْكَـٰفِرِينَعَذَابٌمُّهِينٌ٩٠
Bi'seme-şterav bihî enfüsehüm ey yekfürû bimâ enzele-llâhü bagyen ey yünezzile-llâhü min fadlihî ’alâ mey yeşâü min ’ibâdih. febâû bigadabin ’alâ gadab. velilkâfirîne ’azâbüm mühîn.

Allah'ın kullarından dilediğine, bol ihsanından indirmesini çekemeyerek, Allah'ın indirdiğini inkar etmekle, kendilerini ne kötü bir şey karşılığında sattılar. Bu yüzden gazab üstüne gazaba uğradılar. Kafirlere alçaltıcı bir azab vardır.

وَإِذَاقِيلَلَهُمْءَامِنُوابِمَآأَنزَلَٱللَّهُقَالُوانُؤْمِنُبِمَآأُنزِلَعَلَيْنَاوَيَكْفُرُونَبِمَاوَرَآءَهُوَهُوَٱلْحَقُّمُصَدِّقًالِّمَامَعَهُمْقُلْفَلِمَتَقْتُلُونَأَنبِيَآءَٱللَّهِمِنقَبْلُإِنكُنتُممُّؤْمِنِينَ٩١
Veizâ kîle lehüm âminû bimâ enzele-llâhü kâlû nü'minü bimâ ünzile ’aleynâ veyekfürûne bimâ verâehû vehüve-lhakku müsaddikal limâ me’ahüm. kul felime taktülûne embiyâe-llâhi min kablü in küntüm mü'minîn.

Onlara, "Allah'ın indirdiğine inanın" denildiğinde "Bize indirilene inanırız" deyip ondan sonra gelen Kuran'ı inkar ederler; halbuki o, ellerinde bulunan Tevrat'ı tasdik eden hak bir Kitap'dır. Onlara "Eğer inanıyor idiyseniz niçin daha önce Allah'ın peygamberlerini öldürüyordunuz?" diye sor.

وَلَقَدْجَآءَكُممُّوسَىٰبِٱلْبَيِّنَـٰتِثُمَّٱتَّخَذْتُمُٱلْعِجْلَمِنبَعْدِهِوَأَنتُمْظَـٰلِمُونَ٩٢
Velekad câeküm mûsâ bilbeyyinâti sümme-ttehaztümü-l’icle mim ba’dihî veentüm zâlimûn.

And olsun ki, Musa size mucizeler getirdi, sonra ardından kendinize yazık ederek buzağıyı tanrı olarak benimsediniz.

وَإِذْأَخَذْنَامِيثَـٰقَكُمْوَرَفَعْنَافَوْقَكُمُٱلطُّورَخُذُوامَآءَاتَيْنَـٰكُمبِقُوَّةٍوَٱسْمَعُواقَالُواسَمِعْنَاوَعَصَيْنَاوَأُشْرِبُوافِىقُلُوبِهِمُٱلْعِجْلَبِكُفْرِهِمْقُلْبِئْسَمَايَأْمُرُكُمبِهِٓإِيمَـٰنُكُمْإِنكُنتُممُّؤْمِنِينَ٩٣
Veiz ehaznâ mîsâkaküm verafa’nâ fevkakümu-ttûr. huzû mâ âteynâküm bikuvvetiv vesme’û. kâlû semi’nâ ve’asaynâ veüşribû fî kulûbihimü-l’icle biküfrihim. kul bi'semâ ye'müruküm bihî îmânüküm in küntüm mü'minîn.

Sizden kesin söz almış ve Tur'u tepenize dikmiştik, "Size verdiğimize kuvvetle sarılın ve dinleyin" demiştik "İşittik ve karşı geldik" dediler de inkarları yüzünden buzağı sevgisi kalblerine sindirildi. De ki, "Eğer inanmışsanız, imanınız size ne kötü şey emrediyor?"

قُلْإِنكَانَتْلَكُمُٱلدَّارُٱلْـَٔاخِرَةُعِندَٱللَّهِخَالِصَةًمِّندُونِٱلنَّاسِفَتَمَنَّوُاٱلْمَوْتَإِنكُنتُمْصَـٰدِقِينَ٩٤
Kul in kânet lekümü-ddâru-l'âhiratü ’inde-llâhi hâlisatem min dûni-nnâsi fetemennevu-lmevte in küntüm sâdikîn.

De ki, "Eğer ahiret yurdu Allah katında başkalarına değil de yalnız size mahsus ise ve eğer doğru sözlü iseniz, ölümü dilesenize!"

وَلَنيَتَمَنَّوْهُأَبَدًابِمَاقَدَّمَتْأَيْدِيهِمْوَٱللَّهُعَلِيمٌبِٱلظَّـٰلِمِينَ٩٥
Veley yetemennevhü ebedem bimâ kaddemet eydîhim. vellâhü ’alîmüm bizzâlimîn.

Bunu, önceden işlediklerinden ötürü, asla dilemeyeceklerdir. Allah zalimleri bilir.

وَلَتَجِدَنَّهُمْأَحْرَصَٱلنَّاسِعَلَىٰحَيَوٰةٍوَمِنَٱلَّذِينَأَشْرَكُوايَوَدُّأَحَدُهُمْلَوْيُعَمَّرُأَلْفَسَنَةٍوَمَاهُوَبِمُزَحْزِحِهِمِنَٱلْعَذَابِأَنيُعَمَّرَوَٱللَّهُبَصِيرٌبِمَايَعْمَلُونَ٩٦
Veletecidennehüm ahrasa-nnâsi ’alâ hayâh. vemine-llezîne eşrakû yeveddü ehadühüm lev yü’ammeru elfe seneh. vemâ hüve bimüzahzihihî mine-l’azâbi ey yü’ammer. vellâhü besîrum bimâ ya’melûn.

And olsun ki, onların hayata diğer insanlardan ve hatta Allah'a eş koşanlardan da daha düşkün olduklarını görürsün. Her biri ömrünün bin yıl olmasını ister. Oysa uzun ömürlü olması onu azabdan uzaklaştırmaz. Allah onların yaptıklarını görür.

قُلْمَنكَانَعَدُوًّالِّجِبْرِيلَفَإِنَّهُنَزَّلَهُعَلَىٰقَلْبِكَبِإِذْنِٱللَّهِمُصَدِّقًالِّمَابَيْنَيَدَيْهِوَهُدًىوَبُشْرَىٰلِلْمُؤْمِنِينَ٩٧
Kul men kâne ’adüvvel licibrîle feinnehû nezzelehû ’alâ kalbike biizni-llâhi müsaddikal limâ beyne yedeyhi vehüdev vebüşrâ lilmü'minîn.

De ki, "Cebrail'e düşman olan kimse Allah'a düşmandır", çünkü O, Kuran'ı Allah'ın izniyle kendinden öncekini tasdik ederek, yol gösterici ve inananlara müjdeci olarak senin kalbine indirmiştir.

مَنكَانَعَدُوًّالِّلَّهِوَمَلَـٰٓئِكَتِهِوَرُسُلِهِوَجِبْرِيلَوَمِيكَىٰلَفَإِنَّٱللَّهَعَدُوٌّلِّلْكَـٰفِرِينَ٩٨
Men kâne ’adüvvel lillâhi vemelâiketihî verusülihî vecibrîle vemîkâle feinne-llâhe ’adüvvül lilkâfirîn.

Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikail'e düşman olan kimse inkar etmiş olur. Allah şüphesiz, inkar edenlerin düşmanıdır.

وَلَقَدْأَنزَلْنَآإِلَيْكَءَايَـٰتٍبَيِّنَـٰتٍوَمَايَكْفُرُبِهَآإِلَّاٱلْفَـٰسِقُونَ٩٩
Velekad enzelnâ ileyke âyâtim beyyinât. vemâ yekfüru bihâ ille-lfâsikûn.

And olsun ki, sana apaçık ayetler indirdik. Onları sadece yoldan çıkmışlar inkar eder.

أَوَكُلَّمَاعَـٰهَدُواعَهْدًانَّبَذَهُفَرِيقٌمِّنْهُمبَلْأَكْثَرُهُمْلَايُؤْمِنُونَ١٠٠
Eveküllemâ ’âhedû ’ahden nebezehû ferîkum minhüm. bel ekseruhüm lâ yü'minûn.

Onlar, her ne zaman bir ahidde bulunmuşlarsa içlerinden bir takımı onu bozmamış mıdır? Zaten onların çoğu inanmazlar.

وَلَمَّاجَآءَهُمْرَسُولٌمِّنْعِندِٱللَّهِمُصَدِّقٌلِّمَامَعَهُمْنَبَذَفَرِيقٌمِّنَٱلَّذِينَأُوتُواٱلْكِتَـٰبَكِتَـٰبَٱللَّهِوَرَآءَظُهُورِهِمْكَأَنَّهُمْلَايَعْلَمُونَ١٠١
Velemmâ câehüm rasûlüm min ’indi-llâhi müsaddikul limâ me’ahüm nebeze ferîkum mine-llezîne ûtü-lkitâb. kitâbe-llâhi verâe zuhûrihim keennehüm lâ ya’lemûn.

Yanlarındakini doğrulayan bir Peygamber, Allah katından onlara gelince Kitap verilenlerden bir takımı, bilmiyorlarmış gibi, Allah'ın Kitabı'nı arkalarına attılar.

وَٱتَّبَعُوامَاتَتْلُواٱلشَّيَـٰطِينُعَلَىٰمُلْكِسُلَيْمَـٰنَوَمَاكَفَرَسُلَيْمَـٰنُوَلَـٰكِنَّٱلشَّيَـٰطِينَكَفَرُوايُعَلِّمُونَٱلنَّاسَٱلسِّحْرَوَمَآأُنزِلَعَلَىٱلْمَلَكَيْنِبِبَابِلَهَـٰرُوتَوَمَـٰرُوتَوَمَايُعَلِّمَانِمِنْأَحَدٍحَتَّىٰيَقُولَآإِنَّمَانَحْنُفِتْنَةٌفَلَاتَكْفُرْفَيَتَعَلَّمُونَمِنْهُمَامَايُفَرِّقُونَبِهِبَيْنَٱلْمَرْءِوَزَوْجِهِوَمَاهُمبِضَآرِّينَبِهِمِنْأَحَدٍإِلَّابِإِذْنِٱللَّهِوَيَتَعَلَّمُونَمَايَضُرُّهُمْوَلَايَنفَعُهُمْوَلَقَدْعَلِمُوالَمَنِٱشْتَرَىٰهُمَالَهُفِىٱلْـَٔاخِرَةِمِنْخَلَـٰقٍوَلَبِئْسَمَاشَرَوْابِهِٓأَنفُسَهُمْلَوْكَانُوايَعْلَمُونَ١٠٢
Vettebe’û mâ tetlü-şşeyâtînü ’alâ mülki süleymân. vemâ kefera süleymânü velâkinne-şşeyâtîne keferû yü’allimûne-nnâse-ssihr. vemâ ünzile ’ale-lmelekeyni bibâbile hârûte vemârût. vemâ yü’allimâni min ehadin hattâ yekûlâ innemâ nahnü fitnetün felâ tekfür. feyete’allemûne minhümâ mâ yüferrikûne bihî beyne-lmer'i vezevcih. vemâ hüm bidârrîne bihî min ehadin illâ biizni-llâh. veyete’allemûne mâ yedurruhüm velâ yenfe’uhüm. velekad ’alimû lemeni-şterâhü mâ lehû fi-l'âhirati min halâk. velebi'se mâ şerav bihî enfüsehüm. lev kânû ya’lemûn.

Şeytanların Süleyman'ın hükümdarlığı hakkında söylediklerine uydular. Oysa Süleyman kafir değildi, ama insanlara sihri öğreten şeytanlar kafir olmuşlardı. Babil'de, melek denilen Harut ve Marut'a bir şey indirilmemişti. Bu ikisi "Biz sadece imtihan ediyoruz, sakın inkar etme" demedikçe kimseye bir şey öğretmezlerdi. Halbuki bu ikisinden, koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Oysa Allah'ın izni olmadıkça onlar kimseye zarar veremezlerdi. Kendilerine zarar verecek, faydalı olmayacak şeyler öğreniyorlardı. And olsun ki, onu satın alanın ahiretten bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şeyin ne kötü olduğunu keşke bilselerdi!

وَلَوْأَنَّهُمْءَامَنُواوَٱتَّقَوْالَمَثُوبَةٌمِّنْعِندِٱللَّهِخَيْرٌلَّوْكَانُوايَعْلَمُونَ١٠٣
Velev ennehüm âmenû vettekav lemesûbetüm min ’indi-llâhi hayr. lev kânû ya’lemûn.

Onlar inanıp, Allah'a karşı gelmekten sakınsalardı, Allah katından olan sevab daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi!

يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوالَاتَقُولُوارَٰعِنَاوَقُولُواٱنظُرْنَاوَٱسْمَعُواوَلِلْكَـٰفِرِينَعَذَابٌأَلِيمٌ١٠٤
Yâ eyyühe-llezîne âmenû lâ tekûlû râ’inâ vekûlü-nzürnâ vesme’û. velilkâfirîne ’azâbün elîm.

Ey inananlar! Peygamber'e, "Bizi de dinle" (raina; kötü anlama gelebilecek söz) demeyin, "Bizi gözet" (unzurna) deyin ve dinleyin, inkar edenlere elem verici azab vardır.

مَّايَوَدُّٱلَّذِينَكَفَرُوامِنْأَهْلِٱلْكِتَـٰبِوَلَاٱلْمُشْرِكِينَأَنيُنَزَّلَعَلَيْكُممِّنْخَيْرٍمِّنرَّبِّكُمْوَٱللَّهُيَخْتَصُّبِرَحْمَتِهِمَنيَشَآءُوَٱللَّهُذُوٱلْفَضْلِٱلْعَظِيمِ١٠٥
Mâ yeveddü-llezîne keferû min ehli-lkitâbi vele-lmüşrikîne ey yünezzele ’aleyküm min hayrim mir rabbiküm. vellâhü yahtessu birahmetihî mey yeşâ'. vellâhü zü-lfadli-l’azîm.

Kitap ehlinden ve Allah'a eş koşanlardan inkar edenler, Rabbinizden size bir iyilik gelmesini istemezler. Allah, rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah büyük nimet sahibidir.

مَانَنسَخْمِنْءَايَةٍأَوْنُنسِهَانَأْتِبِخَيْرٍمِّنْهَآأَوْمِثْلِهَآأَلَمْتَعْلَمْأَنَّٱللَّهَعَلَىٰكُلِّشَىْءٍقَدِيرٌ١٠٦
Mâ nensah min âyetin ev nünsihâ ne'ti bihayrim minhâ ev mislihâ. elem ta’lem enne-llâhe ’alâ külli şey'in kadîr.

Herhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya unutturursak, onun yerine daha hayırlısını veya onun benzerini getiririz. Allah'ın her şeye kadir olduğunu bilmez misin?

أَلَمْتَعْلَمْأَنَّٱللَّهَلَهُمُلْكُٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَمَالَكُممِّندُونِٱللَّهِمِنوَلِىٍّوَلَانَصِيرٍ١٠٧
Elem ta’lem enne-llâhe lehû mülkü-ssemâvâti vel'ard. vemâ leküm min dûni-llâhi miv veliyyiv velâ nesîr.

Göklerin ve yerin Hükümdarlığının Allah'a aid olduğunu bilmez misin? Allah'tan başka dost ve yardımcınız yoktur.

أَمْتُرِيدُونَأَنتَسْـَٔلُوارَسُولَكُمْكَمَاسُئِلَمُوسَىٰمِنقَبْلُوَمَنيَتَبَدَّلِٱلْكُفْرَبِٱلْإِيمَـٰنِفَقَدْضَلَّسَوَآءَٱلسَّبِيلِ١٠٨
Em türîdûne en tes'elû rasûleküm kemâ süile mûsâ min kabl. vemey yetebeddeli-lküfra bil'îmâni fekad dalle sevâe-ssebîl.

Yoksa, daha önce Musa'nın sorguya çekildiği gibi, siz de peygamberinizi sorguya mı çekmek istiyorsunuz? İmanı inkarla değiştiren, şüphesiz doğru yoldan sapmış olur.

وَدَّكَثِيرٌمِّنْأَهْلِٱلْكِتَـٰبِلَوْيَرُدُّونَكُممِّنبَعْدِإِيمَـٰنِكُمْكُفَّارًاحَسَدًامِّنْعِندِأَنفُسِهِممِّنبَعْدِمَاتَبَيَّنَلَهُمُٱلْحَقُّفَٱعْفُواوَٱصْفَحُواحَتَّىٰيَأْتِىَٱللَّهُبِأَمْرِهِٓإِنَّٱللَّهَعَلَىٰكُلِّشَىْءٍقَدِيرٌ١٠٩
Vedde kesîrum min ehli-lkitâbi lev yeruddûneküm mim ba’di îmâniküm küffârâ. hasedem min ’indi enfüsihim mim ba’di mâ tebeyyene lehümü-lhakk. fa’fû vasfehû hattâ ye'tiye-llâhü biemrih. inne-llâhe ’alâ külli şey'in kadîr.

Kitap ehlinin çoğu, hak kendilerine apaçık belli olduktan sonra, içlerindeki çekememezlikten ötürü, sizi, inandıktan sonra küfre döndürmeyi isterler. Allah'ın emri gelene kadar onları affedin, geçin. Allah muhakkak her şeye Kadir'dir.

وَأَقِيمُواٱلصَّلَوٰةَوَءَاتُواٱلزَّكَوٰةَوَمَاتُقَدِّمُوالِأَنفُسِكُممِّنْخَيْرٍتَجِدُوهُعِندَٱللَّهِإِنَّٱللَّهَبِمَاتَعْمَلُونَبَصِيرٌ١١٠
Veekîmu-ssalâte veâtü-zzekâh. vemâ tükaddimû lienfüsiküm min hayrin tecidûhü ’inde-llâh. inne-llâhe bimâ ta’melûne besîr.

Namazı kılın, zekatı verin, kendiniz için önden gönderdiğiniz her hayrı Allah katında bulacaksınız. Allah yaptıklarınızı şüphesiz görür.

وَقَالُوالَنيَدْخُلَٱلْجَنَّةَإِلَّامَنكَانَهُودًاأَوْنَصَـٰرَىٰتِلْكَأَمَانِيُّهُمْقُلْهَاتُوابُرْهَـٰنَكُمْإِنكُنتُمْصَـٰدِقِينَ١١١
Vekâlû ley yedhule-lcennete illâ men kâne hûden ev nesârâ. tilke emâniyyühüm. kul hâtû bürhâneküm in küntüm sâdikîn.

"Yahudi veya Hıristiyan olmayan kimse elbette cennete girmeyecek" dediler; bu onların kuruntularıdır. De ki: "Sözünüz doğru ise delillerinizi getirin".

بَلَىٰمَنْأَسْلَمَوَجْهَهُلِلَّهِوَهُوَمُحْسِنٌفَلَهُٓأَجْرُهُعِندَرَبِّهِوَلَاخَوْفٌعَلَيْهِمْوَلَاهُمْيَحْزَنُونَ١١٢
Belâ men esleme vechehû lillâhi vehüve muhsinün felehû ecruhû ’inde rabbih. velâ havfün ’aleyhim velâ hüm yahzenûn.

Hayır, öyle değil; iyilik yaparak kendini Allah'a veren kimsenin ecri Rabbi'nin katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.

وَقَالَتِٱلْيَهُودُلَيْسَتِٱلنَّصَـٰرَىٰعَلَىٰشَىْءٍوَقَالَتِٱلنَّصَـٰرَىٰلَيْسَتِٱلْيَهُودُعَلَىٰشَىْءٍوَهُمْيَتْلُونَٱلْكِتَـٰبَكَذَٰلِكَقَالَٱلَّذِينَلَايَعْلَمُونَمِثْلَقَوْلِهِمْفَٱللَّهُيَحْكُمُبَيْنَهُمْيَوْمَٱلْقِيَـٰمَةِفِيمَاكَانُوافِيهِيَخْتَلِفُونَ١١٣
Vekâleti-lyehûdü leyseti-nnesârâ ’alâ şey'. vekâleti-nnesârâ leyseti-lyehûdü ’alâ şey'iv vehüm yetlûne-lkitâb. kezâlike kâle-llezîne lâ ya’lemûne misle kavlihim. fellâhü yahkümü beynehüm yevme-lkiyâmeti fîmâ kânû fîhi yahtelifûn.

Yahudiler "Hıristiyanlar bir temel üzerinde değil" dediler, Hıristiyanlar da "Yahudiler bir temel üzerinde değil" dediler; oysa onlar Kitaplarını da okuyorlar. Bilgisizler de tıpkı onların söylediklerini söylemiştir. Allah, kıyamet günü, anlaşmazlığa düştükleri şeylerde onların arasında hüküm verecektir.

وَمَنْأَظْلَمُمِمَّنمَّنَعَمَسَـٰجِدَٱللَّهِأَنيُذْكَرَفِيهَاٱسْمُهُوَسَعَىٰفِىخَرَابِهَآأُولَـٰٓئِكَمَاكَانَلَهُمْأَنيَدْخُلُوهَآإِلَّاخَآئِفِينَلَهُمْفِىٱلدُّنْيَاخِزْىٌوَلَهُمْفِىٱلْـَٔاخِرَةِعَذَابٌعَظِيمٌ١١٤
Vemen azlemü mimmem mene’a mesâcide-llâhi ey yüzkera fîhe-smühû vese’â fî harâbihâ. ülâike mâ kâne lehüm ey yedhulûhâ illâ hâifîn. lehüm fi-ddünyâ hizyüv velehüm fi-l'âhirati ’azâbün ’azîm.

Allah'ın mescidlerinde O'nun isminin anılmasını yasak eden ve oraların yıkılmasına çalışan kimseden daha zalim kim vardır? Onların oralara korkmadan girememeleri gerekir. Dünyada rezillik onlaradır, ahirette büyük azab da onlaradır.

وَلِلَّهِٱلْمَشْرِقُوَٱلْمَغْرِبُفَأَيْنَمَاتُوَلُّوافَثَمَّوَجْهُٱللَّهِإِنَّٱللَّهَوَٰسِعٌعَلِيمٌ١١٥
Velillâhi-lmeşriku velmagribü feeynemâ tüvellû fesemme vechü-llâh. inne-llâhe vâsi’un ’alîm.

Doğu da batı da Allah'ındır, nereye dönerseniz Allah'ın yönü orasıdır. Doğrusu Allah her yeri kaplar ve her şeyi bilir.

وَقَالُواٱتَّخَذَٱللَّهُوَلَدًاسُبْحَـٰنَهُبَللَّهُمَافِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِكُلٌّلَّهُقَـٰنِتُونَ١١٦
Vekâlü-ttehaze-llâhü veleden sübhâneh. bel lehû mâ fi-ssemâvâti vel'ard. küllül lehû kânitûn.

"Allah oğul edindi" dediler; haşa, oysa, göklerde ve yerde olanlar O'nundur. Hepsi O'na boyun eğmişlerdir.

بَدِيعُٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَإِذَاقَضَىٰٓأَمْرًافَإِنَّمَايَقُولُلَهُكُنفَيَكُونُ١١٧
Bedî’u-ssemâvâti vel'ard. veizâ kadâ emran feinnemâ yekûlü lehû kün feyekûn.

Gökleri ve yeri yoktan var eden Allah'tır. O, bir işin olmasını dilerse, ona ancak "ol" der ve olur.

وَقَالَٱلَّذِينَلَايَعْلَمُونَلَوْلَايُكَلِّمُنَاٱللَّهُأَوْتَأْتِينَآءَايَةٌكَذَٰلِكَقَالَٱلَّذِينَمِنقَبْلِهِممِّثْلَقَوْلِهِمْتَشَـٰبَهَتْقُلُوبُهُمْقَدْبَيَّنَّاٱلْـَٔايَـٰتِلِقَوْمٍيُوقِنُونَ١١٨
Vekâle-llezîne lâ ya’lemûne levlâ yükellimüne-llâhü ev te'tînâ âyeh. kezâlike kâle-llezîne min kablihim misle kavlihim. teşâbehet kulûbühüm. kad beyyenne-l'âyâti likavmiy yûkinûn.

Bilmeyenler: "Allah bizimle konuşmalı veya bize bir ayet gelmeli değil miydi?" dediler. Onlardan öncekiler de onların söylediklerinin tıpkısını söylemişlerdi. Kalbleri birbirine benzedi. Kesinlikle inanan kimseler için ayetleri açıklamışızdır.

إِنَّآأَرْسَلْنَـٰكَبِٱلْحَقِّبَشِيرًاوَنَذِيرًاوَلَاتُسْـَٔلُعَنْأَصْحَـٰبِٱلْجَحِيمِ١١٩
İnnâ erselnâke bilhakki beşîrav venezîrav velâ tüs'elü ’an ashâbi-lcehîm.

Doğrusu Biz, seni hak ile, müjdeci ve uyarıcı olarak göndermişizdir. Sen, cehennemliklerden sorumlu tutulmayacaksın.

وَلَنتَرْضَىٰعَنكَٱلْيَهُودُوَلَاٱلنَّصَـٰرَىٰحَتَّىٰتَتَّبِعَمِلَّتَهُمْقُلْإِنَّهُدَىٱللَّهِهُوَٱلْهُدَىٰوَلَئِنِٱتَّبَعْتَأَهْوَآءَهُمبَعْدَٱلَّذِىجَآءَكَمِنَٱلْعِلْمِمَالَكَمِنَٱللَّهِمِنوَلِىٍّوَلَانَصِيرٍ١٢٠
Velen terdâ ’anke-lyehûdü vele-nnesârâ hattâ tettebi’a milletehüm. kul inne hüde-llâhi hüve-lhüdâ. veleini-tteba’te ehvâehüm ba’de-llezî câeke mine-l’ilmi mâ leke mine-llâhi miv veliyyiv velâ nesîr.

Kendi dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden asla hoşnud olmayacaklardır. De ki: "Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur". Sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan, and olsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olur.

ٱلَّذِينَءَاتَيْنَـٰهُمُٱلْكِتَـٰبَيَتْلُونَهُحَقَّتِلَاوَتِهِٓأُولَـٰٓئِكَيُؤْمِنُونَبِهِوَمَنيَكْفُرْبِهِفَأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلْخَـٰسِرُونَ١٢١
Ellezîne âteynâhümü-lkitâbe yetlûnehû hakka tilâvetih. ülâike yü'minûne bih. vemey yekfür bihî feülâike hümü-lhâsirûn.

Kendilerine verdiğimiz Kitabı gereğince okuyanlar var ya, işte ona ancak onlar inanırlar. Onu inkar edenler ise kaybedenlerdir.

يَـٰبَنِىٓإِسْرَٰٓءِيلَٱذْكُرُوانِعْمَتِىَٱلَّتِىٓأَنْعَمْتُعَلَيْكُمْوَأَنِّىفَضَّلْتُكُمْعَلَىٱلْعَـٰلَمِينَ١٢٢
Yâ benî isrâîle-zkürû ni’metiye-lletî en’amtü ’aleyküm veennî feddaltüküm ’ale-l’âlemîn.

Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi bir zamanlar alemlere üstün tuttuğumu hatırlayın.

وَٱتَّقُوايَوْمًالَّاتَجْزِىنَفْسٌعَننَّفْسٍشَيْـًٔاوَلَايُقْبَلُمِنْهَاعَدْلٌوَلَاتَنفَعُهَاشَفَـٰعَةٌوَلَاهُمْيُنصَرُونَ١٢٣
Vettekû yevmel lâ teczî nefsün ’an nefsin şey'ev velâ yukbelü minhâ ’adlüv velâ tenfe’uhâ şefâ’atüv velâ hüm yünsarûn.

Kimsenin kimse namına bir şey ödemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı, kimseye şefaatin yarar sağlamayacağı ve onların yardım görmeyeceği günden korunun.

وَإِذِٱبْتَلَىٰٓإِبْرَٰهِـمَرَبُّهُبِكَلِمَـٰتٍفَأَتَمَّهُنَّقَالَإِنِّىجَاعِلُكَلِلنَّاسِإِمَامًاقَالَوَمِنذُرِّيَّتِىقَالَلَايَنَالُعَهْدِىٱلظَّـٰلِمِينَ١٢٤
Veizi-btelâ ibrâhîme rabbühû bikelimâtin feetemmehünn. kâle innî câ’ilüke linnâsi imâmâ. kâle vemin zürriyyetî. kâle lâ yenâlü ’ahdi-zzâlimîn.

Rabbi İbrahim'i bir takım emirlerle denemiş, o da onları yerine getirmişti. Allah, "seni insanlara önder kılacağım" demişti. O "soyumdan da" deyince, "zalimler benim ahdime erişemez" buyurmuştu.

وَإِذْجَعَلْنَاٱلْبَيْتَمَثَابَةًلِّلنَّاسِوَأَمْنًاوَٱتَّخِذُوامِنمَّقَامِإِبْرَٰهِـمَمُصَلًّىوَعَهِدْنَآإِلَىٰٓإِبْرَٰهِـمَوَإِسْمَـٰعِيلَأَنطَهِّرَابَيْتِىَلِلطَّآئِفِينَوَٱلْعَـٰكِفِينَوَٱلرُّكَّعِٱلسُّجُودِ١٢٥
Veiz ce’alne-lbeyte mesâbetel linnâsi veemnâ. vettehizû mim mekâmi ibrâhîme müsallâ. ve’ahidnâ ilâ ibrâhîme veismâ’île en tahhirâ beytiye littâifîne vel’âkifîne verrukke’i-ssücûd.

Kabeyi, insanlar için toplanma ve güven yeri kılmıştık. İbrahim'in makamını namaz yeri edinin, dedik. Evimi ziyaret edenler, kendini ibadete verenler, rüku ve secde edenler için temiz tutun diye İbrahim ve İsmail'e ahd verdik.

وَإِذْقَالَإِبْرَٰهِـمُرَبِّٱجْعَلْهَـٰذَابَلَدًاءَامِنًاوَٱرْزُقْأَهْلَهُمِنَٱلثَّمَرَٰتِمَنْءَامَنَمِنْهُمبِٱللَّهِوَٱلْيَوْمِٱلْـَٔاخِرِقَالَوَمَنكَفَرَفَأُمَتِّعُهُقَلِيلًاثُمَّأَضْطَرُّهُٓإِلَىٰعَذَابِٱلنَّارِوَبِئْسَٱلْمَصِيرُ١٢٦
Veiz kâle ibrâhîmü rabbi-c’al hâzâ beleden âminev verzuk ehlehû mine-ssemerâti men âmene minhüm billâhi velyevmi-l'âhir. kâle vemen kefera feümetti’uhû kalîlen sümme adtarruhû ilâ ’azâbi-nnâr. vebi'se-lmesîr.

İbrahim: "Rabbim! Burasını emin bir şehir kıl, halkından, Allah'a ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır" demişti. Allah da: "İnkar edeni de az bir müddet geçindirir, sonra da onu ateşin azabına uğramak zorunda bırakırım, ne kötü sonuç" buyurmuştu.

وَإِذْيَرْفَعُإِبْرَٰهِـمُٱلْقَوَاعِدَمِنَٱلْبَيْتِوَإِسْمَـٰعِيلُرَبَّنَاتَقَبَّلْمِنَّآإِنَّكَأَنتَٱلسَّمِيعُٱلْعَلِيمُ١٢٧
Veiz yerfe’u ibrâhîmü-lkavâ’ide mine-lbeyti veismâ’îl. rabbenâ tekabbel minnâ. inneke ente-ssemî’u-l’alîm.

İbrahim ve İsmail, Kabenin temellerini yükseltiyordu: "Rabbimiz! Yaptığımızı kabul buyur. Şüphesiz ki, Sen hem işitir hem bilirsin"

رَبَّنَاوَٱجْعَلْنَامُسْلِمَيْنِلَكَوَمِنذُرِّيَّتِنَآأُمَّةًمُّسْلِمَةًلَّكَوَأَرِنَامَنَاسِكَنَاوَتُبْعَلَيْنَآإِنَّكَأَنتَٱلتَّوَّابُٱلرَّحِيمُ١٢٨
Rabbenâ vec’alnâ müslimeyni leke vemin zürriyyetinâ ümmetem müslimetel lek. veerinâ menâsikenâ vetüb ’aleynâ. inneke ente-ttevvâbü-rrahîm.

"Rabbimiz! İkimizi Sana teslim olanlardan kıl, soyumuzdan da Sana teslim olanlardan bir ümmet yetiştir. Bize ibadet yollarımızı göster, tevbemizi kabul buyur, çünkü tevbeleri daima kabul eden, merhametli olan ancak Sensin".

رَبَّنَاوَٱبْعَثْفِيهِمْرَسُولًامِّنْهُمْيَتْلُواعَلَيْهِمْءَايَـٰتِكَوَيُعَلِّمُهُمُٱلْكِتَـٰبَوَٱلْحِكْمَةَوَيُزَكِّيهِمْإِنَّكَأَنتَٱلْعَزِيزُٱلْحَكِيمُ١٢٩
Rabbenâ veb’as fîhim rasûlem minhüm yetlû ’aleyhim âyâtike veyü’allimühümü-lkitâbe velhikmete veyüzekkîhim. inneke ente-l’azîzü-lhakîm.

"Rabbimiz! İçlerinden onlara Senin ayetlerini okuyan, Kitabı ve hikmeti öğreten, onları her kötülükten arıtan bir peygamber gönder. Doğrusu güçlü ve Hakim olan ancak Sensin".

وَمَنيَرْغَبُعَنمِّلَّةِإِبْرَٰهِـمَإِلَّامَنسَفِهَنَفْسَهُوَلَقَدِٱصْطَفَيْنَـٰهُفِىٱلدُّنْيَاوَإِنَّهُفِىٱلْـَٔاخِرَةِلَمِنَٱلصَّـٰلِحِينَ١٣٠
Vemey yergabü ’am milleti ibrâhîme illâ men sefihe nefseh. velekadi-stafeynâhü fi-ddünyâ. veinnehû fi-l'âhirati lemine-ssâlihîn.

Kendini bilmezden başkası İbrahim'in dininden yüz çevirmez. And olsun ki, dünyada onu seçtik, şüphesiz o, ahirette de iyilerdendir.

إِذْقَالَلَهُرَبُّهُٓأَسْلِمْقَالَأَسْلَمْتُلِرَبِّٱلْعَـٰلَمِينَ١٣١
İz kâle lehû rabbühû eslim kâle eslemtü lirabbi-l’âlemîn.

Rabbi ona: "Teslim ol" buyurduğunda, "Alemlerin Rabbine teslim oldum" demişti.

وَوَصَّىٰبِهَآإِبْرَٰهِـمُبَنِيهِوَيَعْقُوبُيَـٰبَنِىَّإِنَّٱللَّهَٱصْطَفَىٰلَكُمُٱلدِّينَفَلَاتَمُوتُنَّإِلَّاوَأَنتُممُّسْلِمُونَ١٣٢
Vevessâ bihâ ibrâhîmü benîhi veya’kûb. yâ benîye inne-llâhe-stafâ lekümü-ddîne felâ temûtünne illâ veentüm müslimûn.

İbrahim bunu oğullarına vasiyet etti. Yakub da: "Oğullarım! Allah dini size seçti, siz de ancak O'na teslim olmuş olarak can verin" dedi.

أَمْكُنتُمْشُهَدَآءَإِذْحَضَرَيَعْقُوبَٱلْمَوْتُإِذْقَالَلِبَنِيهِمَاتَعْبُدُونَمِنبَعْدِىقَالُوانَعْبُدُإِلَـٰهَكَوَإِلَـٰهَءَابَآئِكَإِبْرَٰهِـمَوَإِسْمَـٰعِيلَوَإِسْحَـٰقَإِلَـٰهًاوَٰحِدًاوَنَحْنُلَهُمُسْلِمُونَ١٣٣
Em küntüm şühedâe iz hadara ya’kûbe-lmevtü iz kâle libenîhi mâ ta’büdûne mim ba’dî. kâlû na’büdü ilâheke veilâhe âbâike ibrâhîme veismâ’île veishâka ilâhev vâhidâ. venahnü lehû müslimûn.

Yoksa Yakub can verirken sizler yanında mı idiniz? O, oğullarına: "Benden sonra kime kulluk edeceksiniz?" diye sormuştu; Onlar da: "Senin Tanrına ve ataların İbrahim, İsmail, İshak'ın Tanrısı olan tek Tanrıya kulluk edeceğiz, bizler O'na teslim olmuşuzdur" demişlerdi.

تِلْكَأُمَّةٌقَدْخَلَتْلَهَامَاكَسَبَتْوَلَكُممَّاكَسَبْتُمْوَلَاتُسْـَٔلُونَعَمَّاكَانُوايَعْمَلُونَ١٣٤
Tilke ümmetün kad halet. lehâ mâ kesebet veleküm mâ kesebtüm. velâ tüs'elûne ’ammâ kânû ya’melûn.

Onlar geçmiş birer ümmettir. Kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da sizedir. Onların yapmış olduklarından sorumlu değilsiniz.

وَقَالُواكُونُواهُودًاأَوْنَصَـٰرَىٰتَهْتَدُواقُلْبَلْمِلَّةَإِبْرَٰهِـمَحَنِيفًاوَمَاكَانَمِنَٱلْمُشْرِكِينَ١٣٥
Vekâlû kûnû hûden ev nesârâ tehtedû. kul bel millete ibrâhîme hanîfâ. vemâ kâne mine-lmüşrikîn.

"Yahudi veya Hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız" dediler. "Doğruya yönelmiş olan ve Allah'a eş koşanlardan olmayan İbrahim'in dinine uyarız" de.

قُولُوٓاءَامَنَّابِٱللَّهِوَمَآأُنزِلَإِلَيْنَاوَمَآأُنزِلَإِلَىٰٓإِبْرَٰهِـمَوَإِسْمَـٰعِيلَوَإِسْحَـٰقَوَيَعْقُوبَوَٱلْأَسْبَاطِوَمَآأُوتِىَمُوسَىٰوَعِيسَىٰوَمَآأُوتِىَٱلنَّبِيُّونَمِنرَّبِّهِمْلَانُفَرِّقُبَيْنَأَحَدٍمِّنْهُمْوَنَحْنُلَهُمُسْلِمُونَ١٣٦
Kûlû âmennâ billâhi vemâ ünzile ileynâ vemâ ünzile ilâ ibrâhîme veismâ’île veishâka veya’kûbe vel'esbâti vemâ ûtiye mûsâ ve’îsâ vemâ ûtiye-nnebiyyûne mir rabbihim. lâ nüferriku beyne ehadim minhüm. venahnü lehû müslimûn.

"Allah'a, bize gönderilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına gönderilene, Musa ve İsa'ya verilene, Rableri tarafından peygamberlere verilene, onları birbirinden ayırt etmeyerek inandık, biz O'na teslim olanlarız" deyin.

فَإِنْءَامَنُوابِمِثْلِمَآءَامَنتُمبِهِفَقَدِٱهْتَدَواوَّإِنتَوَلَّوْافَإِنَّمَاهُمْفِىشِقَاقٍفَسَيَكْفِيكَهُمُٱللَّهُوَهُوَٱلسَّمِيعُٱلْعَلِيمُ١٣٧
Fein âmenû bimisli mâ âmentüm bihî fekadi-htedev. vein tevellev feinnemâ hüm fî şikâk. feseyekfîkehümü-llâh. vehüve-ssemî’u-l’alîm.

Sizin inandığınız gibi inanmış olsalar, doğru yolu bulmuş olurlar. Yüz çevirirlerse, şüphesiz onlar çıkmazdadırlar. Onlara karşı sana Allah yetecektir. O, işitir ve bilir.

صِبْغَةَٱللَّهِوَمَنْأَحْسَنُمِنَٱللَّهِصِبْغَةًوَنَحْنُلَهُعَـٰبِدُونَ١٣٨
Sibgate-llâh. vemen ahsenü mine-llâhi sibgah. venahnü lehû ’âbidûn.

Allah'ın verdiği renge uyun; rengi Allah'ınkinden daha güzel olan kim vardır? "Biz O'na kulluk edenleriz" deyin.

قُلْأَتُحَآجُّونَنَافِىٱللَّهِوَهُوَرَبُّنَاوَرَبُّكُمْوَلَنَآأَعْمَـٰلُنَاوَلَكُمْأَعْمَـٰلُكُمْوَنَحْنُلَهُمُخْلِصُونَ١٣٩
Kul etühâccûnenâ fi-llâhi vehüve rabbünâ verabbüküm. velenâ a’mâlünâ veleküm a’mâlüküm. venahnü lehû muhlisûn.

De ki: "Bizim ve sizin Rabbiniz olan Allah hakkında bize karşı hüccet mi gösteriyorsunuz? Bizim yaptıklarımız kendimize, sizin yaptıklarınız de kendinize aittir. Biz O'na karşı samimiyiz".

أَمْتَقُولُونَإِنَّإِبْرَٰهِـمَوَإِسْمَـٰعِيلَوَإِسْحَـٰقَوَيَعْقُوبَوَٱلْأَسْبَاطَكَانُواهُودًاأَوْنَصَـٰرَىٰقُلْءَأَنتُمْأَعْلَمُأَمِٱللَّهُوَمَنْأَظْلَمُمِمَّنكَتَمَشَهَـٰدَةًعِندَهُمِنَٱللَّهِوَمَاٱللَّهُبِغَـٰفِلٍعَمَّاتَعْمَلُونَ١٤٠
Em tekûlûne inne ibrâhîme veismâ’île veishâka veya’kûbe vel'esbâta kânû hûden ev nesârâ. kul eentüm a’lemü emi-llâh. vemen azlemü mimmen keteme şehâdeten ’indehû mine-llâh. veme-llâhü bigâfilin ’ammâ ta’melûn.

Yoksa İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarının Yahudi veya Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? Peki, siz mi yoksa Allah mı daha iyi bilir? de. Allah tarafından kendisine bildirilen bir gerçeği gizleyenden daha zalim kim vardır? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.

تِلْكَأُمَّةٌقَدْخَلَتْلَهَامَاكَسَبَتْوَلَكُممَّاكَسَبْتُمْوَلَاتُسْـَٔلُونَعَمَّاكَانُوايَعْمَلُونَ١٤١
Tilke ümmetün kad halet. lehâ mâ kesebet veleküm mâ kesebtüm. velâ tüs'elûne ’ammâ kânû ya’melûn.

Onlar geçmiş birer ümmettir. Kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da sizedir. Onların yapmış olduklarından sorumlu değilsiniz.

سَيَقُولُٱلسُّفَهَآءُمِنَٱلنَّاسِمَاوَلَّىٰهُمْعَنقِبْلَتِهِمُٱلَّتِىكَانُواعَلَيْهَاقُللِّلَّهِٱلْمَشْرِقُوَٱلْمَغْرِبُيَهْدِىمَنيَشَآءُإِلَىٰصِرَٰطٍمُّسْتَقِيمٍ١٤٢
Seyekûlü-ssüfehâü mine-nnâsi mâ vellâhüm ’an kibletihimü-lletî kânû ’aleyhâ. kul lillâhi-lmeşriku velmagrib. yehdî mey yeşâü ilâ sirâtim müstekîm.

İnsanların beyinsizleri, "Yöneldikleri kıbleden onları çeviren nedir?" diyecekler; de ki: "Doğu ve batı Allah'ındır. O, dilediğini doğru yola eriştirir".

وَكَذَٰلِكَجَعَلْنَـٰكُمْأُمَّةًوَسَطًالِّتَكُونُواشُهَدَآءَعَلَىٱلنَّاسِوَيَكُونَٱلرَّسُولُعَلَيْكُمْشَهِيدًاوَمَاجَعَلْنَاٱلْقِبْلَةَٱلَّتِىكُنتَعَلَيْهَآإِلَّالِنَعْلَمَمَنيَتَّبِعُٱلرَّسُولَمِمَّنيَنقَلِبُعَلَىٰعَقِبَيْهِوَإِنكَانَتْلَكَبِيرَةًإِلَّاعَلَىٱلَّذِينَهَدَىٱللَّهُوَمَاكَانَٱللَّهُلِيُضِيعَإِيمَـٰنَكُمْإِنَّٱللَّهَبِٱلنَّاسِلَرَءُوفٌرَّحِيمٌ١٤٣
Vekezâlike ce’alnâküm ümmetev vesetal litekûnû şühedâe ’ale-nnâsi veyekûne-rrasûlü ’aleyküm şehîdâ. vemâ ce’alne-lkiblete-lletî künte ’aleyhâ illâ lina’leme mey yettebi’u-rrasûle mimmey yenkalibü ’alâ ’akibeyh. vein kânet lekebîraten illâ ’ale-llezîne hede-llâh. vemâ kâne-llâhü liyüdî’a îmâneküm. inne-llâhe binnâsi leraûfür rahîm.

Böylece sizi insanlara şahid ve örnek olmanız için tam ortada bulunan bir ümmet kıldık. Peygamber de size şahid ve örnektir. Senin yöneldiğin yönü, Peygambere uyanları, cayacaklardan ayırdetmek için kıble yaptık. Doğrusu Allah'ın yola koyduğu kimselerden başkasına bu ağır bir şeydir. Allah ibadetlerinizi boşa çıkaracak değildir. Doğrusu Allah insanlara şefkat gösterir, merhamet eder.

قَدْنَرَىٰتَقَلُّبَوَجْهِكَفِىٱلسَّمَآءِفَلَنُوَلِّيَنَّكَقِبْلَةًتَرْضَىٰهَافَوَلِّوَجْهَكَشَطْرَٱلْمَسْجِدِٱلْحَرَامِوَحَيْثُمَاكُنتُمْفَوَلُّواوُجُوهَكُمْشَطْرَهُوَإِنَّٱلَّذِينَأُوتُواٱلْكِتَـٰبَلَيَعْلَمُونَأَنَّهُٱلْحَقُّمِنرَّبِّهِمْوَمَاٱللَّهُبِغَـٰفِلٍعَمَّايَعْمَلُونَ١٤٤
Kad nerâ tekallübe vechike fi-ssemâ'. felenüvelliyenneke kibleten terdâhâ. fevelli vecheke şatra-lmescidi-lharâm. vehaysü mâ küntüm fevellû vucûheküm şatrah. veinne-llezîne ûtü-lkitâbe leya’lemûne ennehü-lhakku mir rabbihim. veme-llâhü bigâfilin ’ammâ ya’melûn.

Yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz. Hoşnud olacağın kıbleye seni elbette çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram semtine çevir; bulunduğunuz yerde yüzlerinizi o yöne çevirin. Doğrusu Kitap verilenler, bunun Rab'lerinden bir gerçek olduğunu bilirler. Allah onların yaptıklarından gafil değildir.

وَلَئِنْأَتَيْتَٱلَّذِينَأُوتُواٱلْكِتَـٰبَبِكُلِّءَايَةٍمَّاتَبِعُواقِبْلَتَكَوَمَآأَنتَبِتَابِعٍقِبْلَتَهُمْوَمَابَعْضُهُمبِتَابِعٍقِبْلَةَبَعْضٍوَلَئِنِٱتَّبَعْتَأَهْوَآءَهُممِّنبَعْدِمَاجَآءَكَمِنَٱلْعِلْمِإِنَّكَإِذًالَّمِنَٱلظَّـٰلِمِينَ١٤٥
Velein eteyte-llezîne ûtü-lkitâbe bikülli âyetim mâ tebi’û kibletek. vemâ ente bitâbi’in kibletehüm. vemâ ba’duhüm bitâbi’in kiblete ba’d. veleini-tteba’te ehvâehüm mim ba’di mâ câeke mine-l’ilmi inneke izel lemine-zzâlimîn.

Sen, Kitap verilenlere her türlü delili getirsen, yine de kıblene uymazlar; sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. And olsun ki, eğer sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan, şüphesiz o zaman zulmedenlerden olursun.

ٱلَّذِينَءَاتَيْنَـٰهُمُٱلْكِتَـٰبَيَعْرِفُونَهُكَمَايَعْرِفُونَأَبْنَآءَهُمْوَإِنَّفَرِيقًامِّنْهُمْلَيَكْتُمُونَٱلْحَقَّوَهُمْيَعْلَمُونَ١٤٦
Ellezîne âteynâhümü-lkitâbe ya’rifûnehû kemâ ya’rifûne ebnâehüm. veinne ferîkam minhüm leyektümûne-lhakka vehüm ya’lemûn.

Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Onlardan bir takımı, doğrusu bile bile hakkı gizlerler.

ٱلْحَقُّمِنرَّبِّكَفَلَاتَكُونَنَّمِنَٱلْمُمْتَرِينَ١٤٧
Elhakku mir rabbike felâ tekûnenne mine-lmümterîn.

Gerçek Rabb'indendir, sakın şüphelenenlerden olma.

وَلِكُلٍّوِجْهَةٌهُوَمُوَلِّيهَافَٱسْتَبِقُواٱلْخَيْرَٰتِأَيْنَمَاتَكُونُوايَأْتِبِكُمُٱللَّهُجَمِيعًاإِنَّٱللَّهَعَلَىٰكُلِّشَىْءٍقَدِيرٌ١٤٨
Velikülliv vichetün hüve müvellîhâ festebiku-lhayrât. eyne mâ tekûnû ye'ti bikümü-llâhü cemî’â. inne-llâhe ’alâ külli şey'in kadîr.

Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Hayırlı işlerde birbirinizle yarışın. Nerede olursanız olun Allah sizi bir araya toplar, Allah şüphesiz her şeye Kadir'dir.

وَمِنْحَيْثُخَرَجْتَفَوَلِّوَجْهَكَشَطْرَٱلْمَسْجِدِٱلْحَرَامِوَإِنَّهُلَلْحَقُّمِنرَّبِّكَوَمَاٱللَّهُبِغَـٰفِلٍعَمَّاتَعْمَلُونَ١٤٩
Vemin haysü haracte fevelli vecheke şatra-lmescidi-lharâm. veinnehû lelhakku mir rabbik. veme-llâhü bigâfilin ’ammâ ta’melûn.

Her nereden yola çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram semtine çevir, şüphesiz bu Rabbinden bir haktır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.

وَمِنْحَيْثُخَرَجْتَفَوَلِّوَجْهَكَشَطْرَٱلْمَسْجِدِٱلْحَرَامِوَحَيْثُمَاكُنتُمْفَوَلُّواوُجُوهَكُمْشَطْرَهُلِئَلَّايَكُونَلِلنَّاسِعَلَيْكُمْحُجَّةٌإِلَّاٱلَّذِينَظَلَمُوامِنْهُمْفَلَاتَخْشَوْهُمْوَٱخْشَوْنِىوَلِأُتِمَّنِعْمَتِىعَلَيْكُمْوَلَعَلَّكُمْتَهْتَدُونَ١٥٠
Vemin haysü haracte fevelli vecheke şatra-lmescidi-lharâm. vehaysü mâ küntüm fevellû vucûheküm şatrahû liellâ yekûne linnâsi ’aleyküm hucceh. ille-llezîne zalemû minhüm felâ tahşevhüm vahşevnî veliütimme ni’metî ’aleyküm vele’alleküm tehtedûn.

Her nereden çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram semtine çevir. İnsanların zulmedenlerinden başkalarının size karşı gösterecekleri bir hüccet olmaması için, her nerede olursanız, yüzlerinizi oranın semtine çevirin, bu hususta onlardan korkmayın. Benden korkun da size olan nimetimi tamamlayayım. Böylece doğru yolu bulursunuz.

كَمَآأَرْسَلْنَافِيكُمْرَسُولًامِّنكُمْيَتْلُواعَلَيْكُمْءَايَـٰتِنَاوَيُزَكِّيكُمْوَيُعَلِّمُكُمُٱلْكِتَـٰبَوَٱلْحِكْمَةَوَيُعَلِّمُكُممَّالَمْتَكُونُواتَعْلَمُونَ١٥١
Kemâ erselnâ fîküm rasûlem minküm yetlû ’aleyküm âyâtinâ veyüzekkîküm veyü’allimükümü-lkitâbe velhikmete veyü’allimüküm mâ lem tekûnû ta’lemûn.

Nitekim Biz size, ayetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek aranızdan, bir Peygamber gönderdik.

فَٱذْكُرُونِىٓأَذْكُرْكُمْوَٱشْكُرُوالِىوَلَاتَكْفُرُونِ١٥٢
Fezkürûnî ezkürküm veşkürû lî velâ tekfürûn.

Artık Beni anın, Ben de sizi anayım; Bana şükredin, nankörlük etmeyin.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُواٱسْتَعِينُوابِٱلصَّبْرِوَٱلصَّلَوٰةِإِنَّٱللَّهَمَعَٱلصَّـٰبِرِينَ١٥٣
Yâ eyyühe-llezîne âmenü-ste’înû bissabri vessalâh. inne-llâhe me’a-ssâbirîn.

Ey İnananlar! Sabır ve namazla yardım dileyin. Allah, muhakkak ki sabredenlerle beraberdir.

وَلَاتَقُولُوالِمَنيُقْتَلُفِىسَبِيلِٱللَّهِأَمْوَٰتٌبَلْأَحْيَآءٌوَلَـٰكِنلَّاتَشْعُرُونَ١٥٤
Velâ tekûlû limey yuktelü fî sebîli-llâhi emvâh. bel ahyâüv velâkil lâ teş’urûn.

Allah yolunda öldürülenlere "Ölüler" demeyin, zira onlar diridirler, fakat siz farkında değilsiniz.

وَلَنَبْلُوَنَّكُمبِشَىْءٍمِّنَٱلْخَوْفِوَٱلْجُوعِوَنَقْصٍمِّنَٱلْأَمْوَٰلِوَٱلْأَنفُسِوَٱلثَّمَرَٰتِوَبَشِّرِٱلصَّـٰبِرِينَ١٥٥
Veleneblüvenneküm bişey'im mine-lhavfi velcû’i venaksim mine-l'emvâli vel'enfüsi vessemerât. vebeşşiri-ssâbirîn.

Muhakkak sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz, sabredenleri müjdele.

ٱلَّذِينَإِذَآأَصَـٰبَتْهُممُّصِيبَةٌقَالُوٓاإِنَّالِلَّهِوَإِنَّآإِلَيْهِرَٰجِعُونَ١٥٦
Ellezîne izâ esâbethüm müsîbetün kâlû innâ lillâhi veinnâ ileyhi râci’ûn.

Onlara bir musibet geldiğinde: "Biz Allah'ınız ve elbette O'na döneceğiz" derler.

أُولَـٰٓئِكَعَلَيْهِمْصَلَوَٰتٌمِّنرَّبِّهِمْوَرَحْمَةٌوَأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلْمُهْتَدُونَ١٥٧
Ülâike ’aleyhim salevâtüm mir rabbihim verahmetüv veülâike hümü-lmühtedûn.

Rablerinin mağfiret ve rahmeti onlaradır. O'nun yolunda olanlar da onlardır.

إِنَّٱلصَّفَاوَٱلْمَرْوَةَمِنشَعَآئِرِٱللَّهِفَمَنْحَجَّٱلْبَيْتَأَوِٱعْتَمَرَفَلَاجُنَاحَعَلَيْهِأَنيَطَّوَّفَبِهِمَاوَمَنتَطَوَّعَخَيْرًافَإِنَّٱللَّهَشَاكِرٌعَلِيمٌ١٥٨
İnne-ssafâ velmervete min şe’âiri-llâh. femen hacce-lbeyte evi-’temera felâ cünâha ’aleyhi ey yettavvefe bihimâ. vemen tetavve’a hayran feinne-llâhe şâkirun ’alîm.

Şüphesiz Safa ile Merve Allah'ın nişanelerindendir. Kim Kabe'yi hacceder veya umre yaparsa, bu ikisini de tavaf etmesinde bir beis yoktur. Kim gönülden iyilik yaparsa, karşılığını görür. Doğrusu Allah şükrün karşılığını verendir ve bilendir.

إِنَّٱلَّذِينَيَكْتُمُونَمَآأَنزَلْنَامِنَٱلْبَيِّنَـٰتِوَٱلْهُدَىٰمِنبَعْدِمَابَيَّنَّـٰهُلِلنَّاسِفِىٱلْكِتَـٰبِأُولَـٰٓئِكَيَلْعَنُهُمُٱللَّهُوَيَلْعَنُهُمُٱللَّـٰعِنُونَ١٥٩
İnne-llezîne yektümûne mâ enzelnâ mine-lbeyyinâti velhüdâ mim ba’di mâ beyyennâhü linnâsi fi-lkitâbi ülâike yel’anühümü-llâhü veyel’anühümü-llâ’inûn.

İndirdiğimiz belgeleri ve doğru yolu Kitab'da insanlara açıkladıktan sonra, gizleyen kimseler var ya, onlara hem Allah lanet eder, hem lanetçiler lanet eder, ancak tevbe edenler, ıslah olanlar ve gerçeği ortaya koyanlar müstesna; işte onların tevbesini kabul ederim. Ben, tevbeleri daima kabul ve merhamet edenim.

إِلَّاٱلَّذِينَتَابُواوَأَصْلَحُواوَبَيَّنُوافَأُولَـٰٓئِكَأَتُوبُعَلَيْهِمْوَأَنَاٱلتَّوَّابُٱلرَّحِيمُ١٦٠
İlle-llezîne tâbû veaslehû vebeyyenû feülâike etûbü ’aleyhim. veene-ttevvâbü-rrahîm.

İndirdiğimiz belgeleri ve doğru yolu Kitab'da insanlara açıkladıktan sonra, gizleyen kimseler var ya, onlara hem Allah lanet eder, hem lanetçiler lanet eder, ancak tevbe edenler, ıslah olanlar ve gerçeği ortaya koyanlar müstesna; işte onların tevbesini kabul ederim. Ben, tevbeleri daima kabul ve merhamet edenim.

إِنَّٱلَّذِينَكَفَرُواوَمَاتُواوَهُمْكُفَّارٌأُولَـٰٓئِكَعَلَيْهِمْلَعْنَةُٱللَّهِوَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِوَٱلنَّاسِأَجْمَعِينَ١٦١
İnne-llezîne keferû vemâtû vehüm küffârun ülâike ’aleyhim la’netü-llâhi velmelâiketi vennâsi ecme’în.

İnkar edip de o halde ölenler var ya, işte, Allah'ın, meleklerin, insanların hepsinin laneti onlaradır.

خَـٰلِدِينَفِيهَالَايُخَفَّفُعَنْهُمُٱلْعَذَابُوَلَاهُمْيُنظَرُونَ١٦٢
Hâlidîne fîhâ. lâ yühaffefü ’anhümü-l’azâbü velâ hüm yünzarûn.

Lanette temellidirler, onlardan azab hafifletilmez ve onların azabı geciktirilmez.

وَإِلَـٰهُكُمْإِلَـٰهٌوَٰحِدٌلَّآإِلَـٰهَإِلَّاهُوَٱلرَّحْمَـٰنُٱلرَّحِيمُ١٦٣
Veilâhüküm ilâhüv vâhid. lâ ilâhe illâ hüve-rrahmânü-rrahîm.

Tanrınız bir tek Tanrıdır. O, merhamet eden, merhametli olandan başka Tanrı yoktur.

إِنَّفِىخَلْقِٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَٱخْتِلَـٰفِٱلَّيْلِوَٱلنَّهَارِوَٱلْفُلْكِٱلَّتِىتَجْرِىفِىٱلْبَحْرِبِمَايَنفَعُٱلنَّاسَوَمَآأَنزَلَٱللَّهُمِنَٱلسَّمَآءِمِنمَّآءٍفَأَحْيَابِهِٱلْأَرْضَبَعْدَمَوْتِهَاوَبَثَّفِيهَامِنكُلِّدَآبَّةٍوَتَصْرِيفِٱلرِّيَـٰحِوَٱلسَّحَابِٱلْمُسَخَّرِبَيْنَٱلسَّمَآءِوَٱلْأَرْضِلَـَٔايَـٰتٍلِّقَوْمٍيَعْقِلُونَ١٦٤
İnne fî halki-ssemâvâti vel'ardi vahtilâfi-lleyli vennehâri velfülki-lletî tecrî fi-lbahri bimâ yenfe’u-nnâse vemâ enzele-llâhü mine-ssemâi mim mâin feahyâ bihi-l'arda ba’de mevtihâ vebesse fîhâ min külli dâbbeh. vetasrîfi-rriyâhi vessehâbi-lmüsehhari beyne-ssemâi vel'ardi leâyâtil likavmiy ya’kilûn.

Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, insanlara yararlı şeylerle denizde süzülen gemilerde, Allah'ın gökten indirip yeri ölümünden sonra dirilttiği suda, her türlü canlıyı orada yaymasında, rüzgarları ve yerle gök arasında emre amade duran bulutları döndürmesinde, düşünen kimseler için deliller vardır.

وَمِنَٱلنَّاسِمَنيَتَّخِذُمِندُونِٱللَّهِأَندَادًايُحِبُّونَهُمْكَحُبِّٱللَّهِوَٱلَّذِينَءَامَنُوٓاأَشَدُّحُبًّالِّلَّهِوَلَوْيَرَىٱلَّذِينَظَلَمُوٓاإِذْيَرَوْنَٱلْعَذَابَأَنَّٱلْقُوَّةَلِلَّهِجَمِيعًاوَأَنَّٱللَّهَشَدِيدُٱلْعَذَابِ١٦٥
Vemine-nnâsi mey yettehizü min dûni-llâhi endâdey yühibbûnehüm kehubbi-llâh. vellezîne âmenû eşeddü hubbel lillâh. velev yera-llezîne zalemû iz yeravne-l’azâbe enne-lkuvvete lillâhi cemî’av veenne-llâhe şedîdü-l’azâb.

İnsanlar arasında, Allah'ı bırakıp, O'na koştukları eşleri tanrı olarak benimseyenler ve onları, Allah'ı severcesine sevenler vardır. Müminlerin Allah'ı sevmesi ise hepsinden kuvvetlidir. Zalimler azabı gördükleri zaman, bütün kuvvetin Allah'a aid bulunacağını ve Allah'ın azabının şiddetli olduğunu keşke bilselerdi!

إِذْتَبَرَّأَٱلَّذِينَٱتُّبِعُوامِنَٱلَّذِينَٱتَّبَعُواوَرَأَوُاٱلْعَذَابَوَتَقَطَّعَتْبِهِمُٱلْأَسْبَابُ١٦٦
İz teberrae-llezîne-ttübi’û mine-llezîne-ttebe’û veraevü-l’azâbe vetekatta’at bihimü-l'esbâb.

Nitekim, kendilerine uyulanlar, azabı görünce uyanlardan uzaklaşacaklar ve aralarındaki bağlar kopacaktır.

وَقَالَٱلَّذِينَٱتَّبَعُوالَوْأَنَّلَنَاكَرَّةًفَنَتَبَرَّأَمِنْهُمْكَمَاتَبَرَّءُوامِنَّاكَذَٰلِكَيُرِيهِمُٱللَّهُأَعْمَـٰلَهُمْحَسَرَٰتٍعَلَيْهِمْوَمَاهُمبِخَـٰرِجِينَمِنَٱلنَّارِ١٦٧
Vekâle-llezîne-ttebe’û lev enne lenâ kerraten feneteberrae minhüm kemâ teberraû minnâ. kezâlike yürîhimü-llâhü a’mâlehüm haserâtin ’aleyhim. vemâ hüm bihâricîne mine-nnâr.

Uyanlar: "Keşke bizim için dünyaya bir dönüş olsa da, bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsak" derler. Böylece Allah onlara, hasretini çekecekleri işlerini gösterir. Onlar cehennemden çıkmayacaklardır.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلنَّاسُكُلُوامِمَّافِىٱلْأَرْضِحَلَـٰلًاطَيِّبًاوَلَاتَتَّبِعُواخُطُوَٰتِٱلشَّيْطَـٰنِإِنَّهُلَكُمْعَدُوٌّمُّبِينٌ١٦٨
Yâ eyyühe-nnâsü külû mimmâ fi-l'ardi halâlen tayyibâ. velâ tettebi’û hutuvâti-şşeytân. innehû leküm ’adüvvüm mübîn.

Ey İnsanlar! Yeryüzündeki temiz ve helal şeylerden yiyin, şeytana ayak uydurmayın, zira o sizin için apaçık bir düşmandır.

إِنَّمَايَأْمُرُكُمبِٱلسُّوٓءِوَٱلْفَحْشَآءِوَأَنتَقُولُواعَلَىٱللَّهِمَالَاتَعْلَمُونَ١٦٩
İnnemâ ye'müruküm bissûi velfahşâi veen tekûlû ’ale-llâhi mâ lâ ta’lemûn.

Muhakkak size, kötülüğü, hayasızlığı, Allah'a karşı da bilmediğiniz şeyi söylemenizi emreder.

وَإِذَاقِيلَلَهُمُٱتَّبِعُوامَآأَنزَلَٱللَّهُقَالُوابَلْنَتَّبِعُمَآأَلْفَيْنَاعَلَيْهِءَابَآءَنَآأَوَلَوْكَانَءَابَآؤُهُمْلَايَعْقِلُونَشَيْـًٔاوَلَايَهْتَدُونَ١٧٠
Veizâ kîle lehümü-ttebi’û mâ enzele-llâhü kâlû bel nettebi’u mâ elfeynâ ’aleyhi âbâenâ. evelev kâne âbâühüm lâ ya’kilûne şey'ev velâ yehtedûn.

Onlara: "Allah'ın indirdiğine uyun" denilince, "Hayır, atalarımızı yapar bulduğumuz şeye uyarız" derler; ya ataları bir şey akledemeyen ve doğru olmayan kimseler idiyseler?

وَمَثَلُٱلَّذِينَكَفَرُواكَمَثَلِٱلَّذِىيَنْعِقُبِمَالَايَسْمَعُإِلَّادُعَآءًوَنِدَآءًصُمٌّبُكْمٌعُمْىٌفَهُمْلَايَعْقِلُونَ١٧١
Vemeselü-llezîne keferû kemeseli-llezî yen’iku bimâ lâ yesme’u illâ dü’âev venidââ. summüm bükmün ’umyün fehüm lâ ya’kilûn.

İnkar edenlerin durumu, çağırma ve bağırmadan başkasını duymayarak haykıran gibidir. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, bu yüzden akledemezler.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُواكُلُوامِنطَيِّبَـٰتِمَارَزَقْنَـٰكُمْوَٱشْكُرُوالِلَّهِإِنكُنتُمْإِيَّاهُتَعْبُدُونَ١٧٢
Yâ eyyühe-llezîne âmenû külû min tayyibâti mâ razaknâküm veşkürû lillâhi in küntüm iyyâhü ta’büdûn.

Ey İnananlar! Sizi rızıklandırdığımızın temizlerinden yiyin; yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız, O'na şükredin.

إِنَّمَاحَرَّمَعَلَيْكُمُٱلْمَيْتَةَوَٱلدَّمَوَلَحْمَٱلْخِنزِيرِوَمَآأُهِلَّبِهِلِغَيْرِٱللَّهِفَمَنِٱضْطُرَّغَيْرَبَاغٍوَلَاعَادٍفَلَآإِثْمَعَلَيْهِإِنَّٱللَّهَغَفُورٌرَّحِيمٌ١٧٣
İnnemâ harrame ’aleykümü-lmeytete veddeme velahme-lhinzîri vemâ ühille bihî ligayri-llâh. femeni-dturra gayra bâgiv velâ ’âdin felâ isme ’aleyh. inne-llâhe gafûrur rahîm.

Şüphesiz size ölü hayvan etini, kanı, domuz etini, Allah'tan başkası için kesilen hayvanı haram kılmıştır; fakat, darda kalana, başkasının payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak üzere günah sayılmaz. Çünkü Allah bağışlayandır, merhamet edendir.

إِنَّٱلَّذِينَيَكْتُمُونَمَآأَنزَلَٱللَّهُمِنَٱلْكِتَـٰبِوَيَشْتَرُونَبِهِثَمَنًاقَلِيلًاأُولَـٰٓئِكَمَايَأْكُلُونَفِىبُطُونِهِمْإِلَّاٱلنَّارَوَلَايُكَلِّمُهُمُٱللَّهُيَوْمَٱلْقِيَـٰمَةِوَلَايُزَكِّيهِمْوَلَهُمْعَذَابٌأَلِيمٌ١٧٤
İnne-llezîne yektümûne mâ enzele-llâhü mine-lkitâbi veyeşterûne bihî semenen kalîlen ülâike mâ ye'külûne fî bütûnihim ille-nnâra velâ yükellimühümü-llâhü yevme-lkiyâmeti velâ yüzekkîhim. velehüm ’azâbün elîm.

Gerçekten, Allah'ın indirdiği Kitap'tan bir şeyi gizlemede bulunup onu az bir değere değişenler var ya, onların karınlarına tıkındıkları ancak ateştir. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz ve onları günahlardan arıtmaz. Onlara elem verici azab vardır.

أُولَـٰٓئِكَٱلَّذِينَٱشْتَرَوُاٱلضَّلَـٰلَةَبِٱلْهُدَىٰوَٱلْعَذَابَبِٱلْمَغْفِرَةِفَمَآأَصْبَرَهُمْعَلَىٱلنَّارِ١٧٥
Ülâike-llezîne-şteravu-ddalâlete bilhüdâ vel’azâbe bilmagfirah. femâ asberahüm ’ale-nnâr.

Onlar doğruluk yerine sapıklığı, mağfiret yerine azabı alanlardır.

ذَٰلِكَبِأَنَّٱللَّهَنَزَّلَٱلْكِتَـٰبَبِٱلْحَقِّوَإِنَّٱلَّذِينَٱخْتَلَفُوافِىٱلْكِتَـٰبِلَفِىشِقَاقٍبَعِيدٍ١٧٦
Zâlike bienne-llâhe nezzele-lkitâbe bilhakk. veinne-llezîne-htelefû fi-lkitâbi lefî şikâkum be’îd.

Bu da, Allah'ın Kitab'ı doğru olarak indirmesinden ileri geliyor. Kitap hakkında ayrılığa düşenler doğrusu derin bir çıkmazdadırlar.

لَّيْسَٱلْبِرَّأَنتُوَلُّواوُجُوهَكُمْقِبَلَٱلْمَشْرِقِوَٱلْمَغْرِبِوَلَـٰكِنَّٱلْبِرَّمَنْءَامَنَبِٱللَّهِوَٱلْيَوْمِٱلْـَٔاخِرِوَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِوَٱلْكِتَـٰبِوَٱلنَّبِيِّـنَوَءَاتَىٱلْمَالَعَلَىٰحُبِّهِذَوِىٱلْقُرْبَىٰوَٱلْيَتَـٰمَىٰوَٱلْمَسَـٰكِينَوَٱبْنَٱلسَّبِيلِوَٱلسَّآئِلِينَوَفِىٱلرِّقَابِوَأَقَامَٱلصَّلَوٰةَوَءَاتَىٱلزَّكَوٰةَوَٱلْمُوفُونَبِعَهْدِهِمْإِذَاعَـٰهَدُواوَٱلصَّـٰبِرِينَفِىٱلْبَأْسَآءِوَٱلضَّرَّآءِوَحِينَٱلْبَأْسِأُولَـٰٓئِكَٱلَّذِينَصَدَقُواوَأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلْمُتَّقُونَ١٧٧
Leyse-lbirra en tüvellû vucûheküm kibele-lmeşriki velmagribi velâkinne-lbirra men âmene billâhi velyevmi-l'âhiri velmelâiketi velkitâbi vennebiyyîn. veâte-lmâle ’alâ hubbihî zevi-lkurbâ velyetâmâ velmesâkîne vebne-ssebîli vessâilîne vefi-rrikâb. veekâme-ssalâte veâte-zzekâh. velmûfûne bi’ahdihim izâ ’âhedû. vessâbirîne fi-lbe'sâi veddarrâi vehîne-lbe's. ülâike-llezîne sadekû. veülâike hümü-lmüttekûn.

Yüzlerinizi doğudan yana ve batıdan yana çevirmeniz iyi olmak demek değildir; Lakin iyi olan, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitap'a, peygamberlere inanan, O'nun sevgisiyle, yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve köleler uğrunda mal veren, namaz kılan, zekat veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler, zorda, darda ve savaş alanında sabredenlerdir. İşte onlar doğru olanlardır ve sakınanlar ancak onlardır.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُواكُتِبَعَلَيْكُمُٱلْقِصَاصُفِىٱلْقَتْلَىٱلْحُرُّبِٱلْحُرِّوَٱلْعَبْدُبِٱلْعَبْدِوَٱلْأُنثَىٰبِٱلْأُنثَىٰفَمَنْعُفِىَلَهُمِنْأَخِيهِشَىْءٌفَٱتِّبَاعٌبِٱلْمَعْرُوفِوَأَدَآءٌإِلَيْهِبِإِحْسَـٰنٍذَٰلِكَتَخْفِيفٌمِّنرَّبِّكُمْوَرَحْمَةٌفَمَنِٱعْتَدَىٰبَعْدَذَٰلِكَفَلَهُعَذَابٌأَلِيمٌ١٧٨
Yâ eyyühe-llezîne âmenû kütibe ’aleykümü-lkisâsu fi-lkatlâ. elhurru bilhurri vel’abdü bil’abdi vel'ünsâ bil'ünsâ. femen ’ufiye lehû min ehîhi şey'ün fettibâ’um bilma’rûfi veedâün ileyhi biihsân. zâlike tahfîfüm mir rabbiküm verahmetün. femeni-’tedâ ba’de zâlike felehû ’azâbün elîm.

Ey İnananlar! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı: Hür ile hür insan, köle ile köle ve kadın ile kadın. Öldüren, ölenin kardeşi tarafından bağışlanmışsa, kendisine örfe uymak ve bağışlayana güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbiniz'den bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecavüzde bulunana elem verici azab vardır.

وَلَكُمْفِىٱلْقِصَاصِحَيَوٰةٌيَـٰٓأُولِىٱلْأَلْبَـٰبِلَعَلَّكُمْتَتَّقُونَ١٧٩
Veleküm fi-lkisâsi hayâtüy yâ ûli-l'elbâbi le’alleküm tettekûn.

Ey akıl sahibleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Artık, Allah'a karşı gelmekten sakınırsınız.

كُتِبَعَلَيْكُمْإِذَاحَضَرَأَحَدَكُمُٱلْمَوْتُإِنتَرَكَخَيْرًاٱلْوَصِيَّةُلِلْوَٰلِدَيْنِوَٱلْأَقْرَبِينَبِٱلْمَعْرُوفِحَقًّاعَلَىٱلْمُتَّقِينَ١٨٠
Kütibe ’aleyküm izâ hadara ehadekümü-lmevtü in terake hayran. elvesiyyetü lilvâlideyni vel'akrabîne bilma’rûf. hakkan ’ale-lmüttekîn.

Birinize ölüm geldiği zaman, eğer mal bırakıyorsa, ana babaya, yakınlara, uygun bir tarzda vasiyet etmesi Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir borç olarak size farz kılındı.

فَمَنبَدَّلَهُبَعْدَمَاسَمِعَهُفَإِنَّمَآإِثْمُهُعَلَىٱلَّذِينَيُبَدِّلُونَهُٓإِنَّٱللَّهَسَمِيعٌ١٨١
Femem beddelehû ba’de mâ semi’ahû feinnemâ ismühû ’ale-llezîne yübeddilûneh. inne-llâhe semî’un ’alîm.

Vasiyeti işittikten sonra değiştiren olursa, bunun günahı değiştirenin üzerinedir. Allah şüphesiz işitir ve bilir.

فَمَنْخَافَمِنمُّوصٍجَنَفًاأَوْإِثْمًافَأَصْلَحَبَيْنَهُمْفَلَآإِثْمَعَلَيْهِإِنَّٱللَّهَغَفُورٌرَّحِيمٌ١٨٢
Femen hâfe mim mûsin cenefen ev ismen feasleha beynehüm felâ isme ’aleyh. inne-llâhe gafûrur rahîm.

Vasiyet edenin yanılacağından veya günaha gireceğinden endişe duyan kimse, ilgililerin arasını düzeltirse ona günah yoktur. Allah şüphesiz bağışlar ve merhamet eder.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُواكُتِبَعَلَيْكُمُٱلصِّيَامُكَمَاكُتِبَعَلَىٱلَّذِينَمِنقَبْلِكُمْلَعَلَّكُمْتَتَّقُونَ١٨٣
Yâ eyyühe-llezîne âmenû kütibe ’aleykümu-ssiyâmü kemâ kütibe ’ale-llezîne min kabliküm le’alleküm tettekûn.

Ey İnananlar! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız diye, size sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamıyanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa o iyilik kendisinedir. Oruç tutmanız eğer bilirseniz sizin için hayırlıdır.

أَيَّامًامَّعْدُودَٰتٍفَمَنكَانَمِنكُممَّرِيضًاأَوْعَلَىٰسَفَرٍفَعِدَّةٌمِّنْأَيَّامٍأُخَرَوَعَلَىٱلَّذِينَيُطِيقُونَهُفِدْيَةٌطَعَامُمِسْكِينٍفَمَنتَطَوَّعَخَيْرًافَهُوَخَيْرٌلَّهُوَأَنتَصُومُواخَيْرٌلَّكُمْإِنكُنتُمْتَعْلَمُونَ١٨٤
Eyyâmem ma’dûdât. femen kâne minküm merîdan ev ’alâ seferin fe’iddetüm min eyyâmin ühar. ve’ale-llezîne yütîkûnehû fidyetün ta’âmü miskîn. femen tetavve’a hayran fehüve hayrul leh. veen tesûmû hayrul leküm in küntüm ta’lemûn.

Ey İnananlar! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız diye, size sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamıyanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa o iyilik kendisinedir. Oruç tutmanız eğer bilirseniz sizin için hayırlıdır.

شَهْرُرَمَضَانَٱلَّذِىٓأُنزِلَفِيهِٱلْقُرْءَانُهُدًىلِّلنَّاسِوَبَيِّنَـٰتٍمِّنَٱلْهُدَىٰوَٱلْفُرْقَانِفَمَنشَهِدَمِنكُمُٱلشَّهْرَفَلْيَصُمْهُوَمَنكَانَمَرِيضًاأَوْعَلَىٰسَفَرٍفَعِدَّةٌمِّنْأَيَّامٍأُخَرَيُرِيدُٱللَّهُبِكُمُٱلْيُسْرَوَلَايُرِيدُبِكُمُٱلْعُسْرَوَلِتُكْمِلُواٱلْعِدَّةَوَلِتُكَبِّرُواٱللَّهَعَلَىٰمَاهَدَىٰكُمْوَلَعَلَّكُمْتَشْكُرُونَ١٨٥
Şehru ramedane-llezî ünzile fîhi-lkur'ânü hüdel linnâsi vebeyyinâtim mine-lhüdâ velfürkân. femen şehide minkümü-şşehra felyesumh. vemen kâne merîdan ev ’alâ seferin fe’iddetüm min eyyâmin ühar. yürîdü-llâhü bikümü-lyüsra velâ yürîdü bikümü-l’usr. velitükmilü-l’iddete velitükebbirü-llâhe ’alâ mâ hedâküm vele’alleküm teşkürûn.

Ramazan ayı, ki onda Kuran, insanlara yol gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı belgeler olarak indirildi. Sizden bu ayı idrak eden, onda oruç tutsun; hasta veya yolculukta olan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutsun. Allah size kolaylık ister, zorluk istemez. Bu kolaylıkları, sayıyı tamamlamanız ve size yol gösterdiğine karşılık O'nu ululamanız için meşru kılmıştır; ola ki şükredersiniz.

وَإِذَاسَأَلَكَعِبَادِىعَنِّىفَإِنِّىقَرِيبٌأُجِيبُدَعْوَةَٱلدَّاعِإِذَادَعَانِفَلْيَسْتَجِيبُوالِىوَلْيُؤْمِنُوابِىلَعَلَّهُمْيَرْشُدُونَ١٨٦
Veizâ seeleke ’ibâdî ’annî feinnî karîb. ücîbü da’vete-ddâ’i izâ de’âni felyestecîbû lî velyü'minû bî le’allehüm yerşüdûn.

Kullarım sana Beni sorarlarsa, bilsinler ki Ben, şüphesiz onlara yakınım. Benden isteyenin, dua ettiğinde duasını kabul ederim. Artık onlar da davetimi kabul edip Bana inansınlar ki doğru yolda yürüyenlerden olsunlar.

أُحِلَّلَكُمْلَيْلَةَٱلصِّيَامِٱلرَّفَثُإِلَىٰنِسَآئِكُمْهُنَّلِبَاسٌلَّكُمْوَأَنتُمْلِبَاسٌلَّهُنَّعَلِمَٱللَّهُأَنَّكُمْكُنتُمْتَخْتَانُونَأَنفُسَكُمْفَتَابَعَلَيْكُمْوَعَفَاعَنكُمْفَٱلْـَٔـٰنَبَـٰشِرُوهُنَّوَٱبْتَغُوامَاكَتَبَٱللَّهُلَكُمْوَكُلُواوَٱشْرَبُواحَتَّىٰيَتَبَيَّنَلَكُمُٱلْخَيْطُٱلْأَبْيَضُمِنَٱلْخَيْطِٱلْأَسْوَدِمِنَٱلْفَجْرِثُمَّأَتِمُّواٱلصِّيَامَإِلَىٱلَّيْلِوَلَاتُبَـٰشِرُوهُنَّوَأَنتُمْعَـٰكِفُونَفِىٱلْمَسَـٰجِدِتِلْكَحُدُودُٱللَّهِفَلَاتَقْرَبُوهَاكَذَٰلِكَيُبَيِّنُٱللَّهُءَايَـٰتِهِلِلنَّاسِلَعَلَّهُمْيَتَّقُونَ١٨٧
Ühille leküm leylete-ssiyâmi-rrafesü ilâ nisâiküm. hünne libâsül leküm veentüm libâsül lehünn. ’alime-llâhü enneküm küntüm tahtânûne enfüseküm fetâbe ’aleyküm ve’afâ ’anküm. fel'âne bâşirûhünne vebtegû mâ ketebe-llâhü leküm. vekülû veşrabû hattâ yetebeyyene lekümü-lhaytu-l'ebyedu mine-lhayti-l'esvedi mine-lfecr. sümme etimmu-ssiyâme ile-lleyl. velâ tübâşirûhünne veentüm ’âkifûne fi-lmesâcid. tilke hudûdü-llâhi felâ takrabûhâ. kezâlike yübeyyinü-llâhü âyâtihî linnâsi le’allehüm yettekûn.

Oruç tuttuğunuz günlerin gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız size helal kılındı, onlar sizin örtünüz, siz de onların örtülerisiniz. Allah, nefsinize güvenemiyeceğinizi biliyordu, bu sebeple tevbenizi kabul edip sizi affetti; artık onlara yaklaşabilirsiniz. Allah'ın sizin için takdir ettiğini dileyin. Tan yerinde, beyaz iplik siyah iplikten sizce ayırdedilinceye kadar, yiyin için, sonra orucu geceye kadar tamamlayın. Mescidlerde itikafa çekildiğinizde kadınlarınıza yaklaşmayın. Allah insanlara yasaklardan sakınsınlar diye ayetlerini böylece apaçık bildirir.

وَلَاتَأْكُلُوٓاأَمْوَٰلَكُمبَيْنَكُمبِٱلْبَـٰطِلِوَتُدْلُوابِهَآإِلَىٱلْحُكَّامِلِتَأْكُلُوافَرِيقًامِّنْأَمْوَٰلِٱلنَّاسِبِٱلْإِثْمِوَأَنتُمْتَعْلَمُونَ١٨٨
Velâ te'külû emvâleküm beyneküm bilbâtili vetüdlû bihâ ile-lhukkâmi lite'külû ferîkam min emvâli-nnâsi bil'ismi veentüm ta’lemûn.

Aranızda mallarınızı haksızlıkla yemeyin; bildiğiniz halde günaha girerek insanların mallarından bir kısmını yemek için onu hakimlere aktarmayın.

يَسْـَٔلُونَكَعَنِٱلْأَهِلَّةِقُلْهِىَمَوَٰقِيتُلِلنَّاسِوَٱلْحَجِّوَلَيْسَٱلْبِرُّبِأَنتَأْتُواٱلْبُيُوتَمِنظُهُورِهَاوَلَـٰكِنَّٱلْبِرَّمَنِٱتَّقَىٰوَأْتُواٱلْبُيُوتَمِنْأَبْوَٰبِهَاوَٱتَّقُواٱللَّهَلَعَلَّكُمْتُفْلِحُونَ١٨٩
Yes'elûneke ’ani-l'ehilleh. kul hiye mevâkîtü linnâsi velhacc. veleyse-lbirru bien te'tü-lbüyûte min zuhûrihâ velâkinne-lbirra meni-ttekâ. ve'tü-lbüyûte min ebvâbihâ. vetteku-llâhe le’alleküm tüflihûn.

Sana hilal halindeki ayları sorarlar. De ki: "Onlar, insanların ve hac vakitlerinin ölçüsüdür". Evlere arkalarından girmeniz iyilik değildir; iyi kimse kötülükten sakınan kimsedir. Evlere kapılarından girin; Allah'tan sakının ki muradınıza erersiniz.

وَقَـٰتِلُوافِىسَبِيلِٱللَّهِٱلَّذِينَيُقَـٰتِلُونَكُمْوَلَاتَعْتَدُوٓاإِنَّٱللَّهَلَايُحِبُّٱلْمُعْتَدِينَ١٩٠
Vekâtilû fî sebîli-llâhi-llezîne yükâtilûneküm velâ ta’tedû. inne-llâhe lâ yühibbü-lmü’tedîn.

Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın, aşırı gitmeyin; doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez.

وَٱقْتُلُوهُمْحَيْثُثَقِفْتُمُوهُمْوَأَخْرِجُوهُممِّنْحَيْثُأَخْرَجُوكُمْوَٱلْفِتْنَةُأَشَدُّمِنَٱلْقَتْلِوَلَاتُقَـٰتِلُوهُمْعِندَٱلْمَسْجِدِٱلْحَرَامِحَتَّىٰيُقَـٰتِلُوكُمْفِيهِفَإِنقَـٰتَلُوكُمْفَٱقْتُلُوهُمْكَذَٰلِكَجَزَآءُٱلْكَـٰفِرِينَ١٩١
Vaktülûhüm haysü sekiftümûhüm veahricûhüm min haysü ahracûküm velfitnetü eşeddü mine-lkatl. velâ tükâtilûhüm ’inde-lmescidi-lharâmi hattâ yükâtilûküm fîh. fein kâtelûküm faktülûhüm. kezâlike cezâü-lkâfirîn.

Onları bulduğunuz yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne çıkarmak, adam öldürmekten daha kötüdür. Mescidi Haram'ın yanında, onlar savaşmadıkça siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa onları öldürün. İnkar edenlerin cezası böyledir.

فَإِنِٱنتَهَوْافَإِنَّٱللَّهَغَفُورٌرَّحِيمٌ١٩٢
Feini-ntehev feinne-llâhe gafûrur rahîm.

Vazgeçerlerse onları bağışlayın; şüphesiz Allah bağışlar ve merhamet eder.

وَقَـٰتِلُوهُمْحَتَّىٰلَاتَكُونَفِتْنَةٌوَيَكُونَٱلدِّينُلِلَّهِفَإِنِٱنتَهَوْافَلَاعُدْوَٰنَإِلَّاعَلَىٱلظَّـٰلِمِينَ١٩٣
Vekâtilûhüm hattâ lâ tekûne fitnetüv veyekûne-ddînü lillâh. feini-ntehev felâ ’udvâne illâ ’ale-zzâlimîn.

Fitne kalmayıp, yalnız Allah'ın dini ortada kalana kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse sataşmayın. Zulmedenlerden başkasına düşmanlık yoktur.

ٱلشَّهْرُٱلْحَرَامُبِٱلشَّهْرِٱلْحَرَامِوَٱلْحُرُمَـٰتُقِصَاصٌفَمَنِٱعْتَدَىٰعَلَيْكُمْفَٱعْتَدُواعَلَيْهِبِمِثْلِمَاٱعْتَدَىٰعَلَيْكُمْوَٱتَّقُواٱللَّهَوَٱعْلَمُوٓاأَنَّٱللَّهَمَعَٱلْمُتَّقِينَ١٩٤
Eşşehru-lharâmü bişşehri-lharâmi velhurumâtü kisâs. femeni-’tedâ ’aleyküm fa’tedû ’aleyhi bimisli me-’tedâ ’aleyküm. vetteku-llâhe va’lemû enne-llâhe me’a-lmüttekîn.

Hürmetli ay, hürmetli aya mukabildir, hürmetler karşılıklıdır; o halde, size tecavüz edene (saldırana), size saldırdıkları gibi saldırın. Allah'tan sakının ve Allah'ın sakınanlarla beraber olduğunu bilin.

وَأَنفِقُوافِىسَبِيلِٱللَّهِوَلَاتُلْقُوابِأَيْدِيكُمْإِلَىٱلتَّهْلُكَةِوَأَحْسِنُوٓاإِنَّٱللَّهَيُحِبُّٱلْمُحْسِنِينَ١٩٥
Veenfikû fî sebîli-llâhi velâ tülkû bieydîküm ile-ttehlükeh. veahsinû. inne-llâhe yühibbü-lmuhsinîn.

Allah yolunda sarf edin, kendinizi kendi elinizle tehlikeye atmayın, işlerinizi iyi yapın. Şüphesiz Allah iyi iş yapanları sever.

وَأَتِمُّواٱلْحَجَّوَٱلْعُمْرَةَلِلَّهِفَإِنْأُحْصِرْتُمْفَمَاٱسْتَيْسَرَمِنَٱلْهَدْىِوَلَاتَحْلِقُوارُءُوسَكُمْحَتَّىٰيَبْلُغَٱلْهَدْىُمَحِلَّهُفَمَنكَانَمِنكُممَّرِيضًاأَوْبِهِٓأَذًىمِّنرَّأْسِهِفَفِدْيَةٌمِّنصِيَامٍأَوْصَدَقَةٍأَوْنُسُكٍفَإِذَآأَمِنتُمْفَمَنتَمَتَّعَبِٱلْعُمْرَةِإِلَىٱلْحَجِّفَمَاٱسْتَيْسَرَمِنَٱلْهَدْىِفَمَنلَّمْيَجِدْفَصِيَامُثَلَـٰثَةِأَيَّامٍفِىٱلْحَجِّوَسَبْعَةٍإِذَارَجَعْتُمْتِلْكَعَشَرَةٌكَامِلَةٌذَٰلِكَلِمَنلَّمْيَكُنْأَهْلُهُحَاضِرِىٱلْمَسْجِدِٱلْحَرَامِوَٱتَّقُواٱللَّهَوَٱعْلَمُوٓاأَنَّٱللَّهَشَدِيدُٱلْعِقَابِ١٩٦
Veetimmü-lhacce vel’umrate lillâh. fein uhsirtüm feme-steysera mine-lhedy. velâ tahlikû ruûseküm hattâ yeblüga-lhedyü mehilleh. femen kâne minküm merîdan ev bihî ezem mir ra'sihî fefidyetüm min siyâmin ev sadekatin ev nüsük. feizâ emintüm. femen temette’a bil’umrati ile-lhacci feme-steysera mine-lhedy. femel lem yecid fesiyâmü selâseti eyyâmin fi-lhacci veseb’atin izâ raca’tüm. tilke ’aşeratün kâmileh. zâlike limel lem yekün ehlühû hâdiri-lmescidi-lharâm. vetteku-llâhe va’lemû enne-llâhe şedîdü-l’ikâb.

Başladığınız hac ve umreyi Allah için tamamlayın. Alıkonursanız, kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban, yerine ulaşıncaya kadar, başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizde hasta olan veya başından rahatsız bulunan varsa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi ya da kurban kesmesi gerekir. Güven içinde olursanız, hacca kadar umreden faydalanabilen kimseye kolayına gelen bir kurban kesmek, bulamayana, hac esnasında üç gün ve döndüğünüzde yedi gün, ki o tam on gündür oruç tutmak gerekir. Bu, ailesi Mescidi Haram'da oturmayan kimseler içindir. Allah'tan sakının ve Allah'ın cezasının şiddetli olacağını bilin.

ٱلْحَجُّأَشْهُرٌمَّعْلُومَـٰتٌفَمَنفَرَضَفِيهِنَّٱلْحَجَّفَلَارَفَثَوَلَافُسُوقَوَلَاجِدَالَفِىٱلْحَجِّوَمَاتَفْعَلُوامِنْخَيْرٍيَعْلَمْهُٱللَّهُوَتَزَوَّدُوافَإِنَّخَيْرَٱلزَّادِٱلتَّقْوَىٰوَٱتَّقُونِيَـٰٓأُولِىٱلْأَلْبَـٰبِ١٩٧
Elhaccü eşhürum ma’lûmâh. femen ferada fîhinne-lhacce felâ rafese velâ füsûka velâ cidâle fi-lhacc. vemâ tef’alû min hayriy ya’lemhü-llâh. vetezevvedû feinne hayra-zzâdi-ttakvâ. vettekûni yâ ûli-l'elbâb.

Hac bilinen aylardadır. O aylarda hacca girişen kimse bilmelidir ki, hacda kadına yaklaşmak, sövüşmek, dövüşmek yoktur. Ne iyilik yaparsanız Allah onu bilir. Kendinize azık edinin, şüphe yok ki azığın en iyisi Allah korkusudur. Ey akıl sahibleri! Benden korkun.

لَيْسَعَلَيْكُمْجُنَاحٌأَنتَبْتَغُوافَضْلًامِّنرَّبِّكُمْفَإِذَآأَفَضْتُممِّنْعَرَفَـٰتٍفَٱذْكُرُواٱللَّهَعِندَٱلْمَشْعَرِٱلْحَرَامِوَٱذْكُرُوهُكَمَاهَدَىٰكُمْوَإِنكُنتُممِّنقَبْلِهِلَمِنَٱلضَّآلِّينَ١٩٨
Leyse ’aleyküm cünâhun en tebtegû fadlem mir rabbiküm. feizâ efadtüm min ’arafâtin fezkürü-llâhe ’inde-lmeş’ari-lharâm. vezkürûhü kemâ hedâküm. vein küntüm min kablihî lemine-ddâllîn.

Rabbiniz'den refah istemenizde bir engel yoktur. Arafat'tan indiğinizde, Allah'ı Meşari Haram'da anın; O'nu, size gösterdiği şekilde zikredin. Nitekim siz önceleri hiç şüphesiz sapıklardandınız.

ثُمَّأَفِيضُوامِنْحَيْثُأَفَاضَٱلنَّاسُوَٱسْتَغْفِرُواٱللَّهَإِنَّٱللَّهَغَفُورٌرَّحِيمٌ١٩٩
Sümme efîdû min haysü efâda-nnâsü vestagfirü-llâh. inne-llâhe gafûrur rahîm.

Sonra, insanların toplu olarak akın ettiği yerden, siz de akın edin. Allah'tan mağfiret dileyin. Allah bağışlar ve merhamet eder.

فَإِذَاقَضَيْتُممَّنَـٰسِكَكُمْفَٱذْكُرُواٱللَّهَكَذِكْرِكُمْءَابَآءَكُمْأَوْأَشَدَّذِكْرًافَمِنَٱلنَّاسِمَنيَقُولُرَبَّنَآءَاتِنَافِىٱلدُّنْيَاوَمَالَهُفِىٱلْـَٔاخِرَةِمِنْخَلَـٰقٍ٢٠٠
Feizâ kadaytüm menâsikeküm fezkürü-llâhe kezikriküm âbâeküm ev eşedde zikrâ. femine-nnâsi mey yekûlü rabbenâ âtinâ fi-ddünyâ vemâ lehû fi-l'âhirati min halâk.

Hac ibadetinizi bitirdiğinizde, babalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir anışla Allah'ı anın. "Rabbimiz! Bize sadece dünyada ver" diyen insanlar vardır, öylesine, ahirette bir pay yoktur.

وَمِنْهُممَّنيَقُولُرَبَّنَآءَاتِنَافِىٱلدُّنْيَاحَسَنَةًوَفِىٱلْـَٔاخِرَةِحَسَنَةًوَقِنَاعَذَابَٱلنَّارِ٢٠١
Veminhüm mey yekûlü rabbenâ âtinâ fi-ddünyâ hasenetev vefi-l'âhirati hasenetev vekinâ ’azâbe-nnâr.

"Rabbimiz! Bize dünyada iyiyi, ahirette de iyiyi ver, bizi ateşin azabından koru" diyenler vardır.

أُولَـٰٓئِكَلَهُمْنَصِيبٌمِّمَّاكَسَبُواوَٱللَّهُسَرِيعُٱلْحِسَابِ٢٠٢
Ülâike lehüm nesîbüm mimmâ kesebû. vellâhü serî’u-lhisâb.

İşte onlara, kazançlarından ötürü karşılık vardır. Allah hesabı çabuk görür.

وَٱذْكُرُواٱللَّهَفِىٓأَيَّامٍمَّعْدُودَٰتٍفَمَنتَعَجَّلَفِىيَوْمَيْنِفَلَآإِثْمَعَلَيْهِوَمَنتَأَخَّرَفَلَآإِثْمَعَلَيْهِلِمَنِٱتَّقَىٰوَٱتَّقُواٱللَّهَوَٱعْلَمُوٓاأَنَّكُمْإِلَيْهِتُحْشَرُونَ٢٠٣
Vezkürü-llâhe fî eyyâmim ma’dûdât. femen te’accele fî yevmeyni felâ isme ’aleyh. vemen teehhara felâ isme ’aleyhi limeni-ttekâ. vetteku-llâhe va’lemû enneküm ileyhi tuhşerûn.

Allah'ı sayılı günlerde anın. Günahtan sakınan kimseye, acele edip, Mina'daki ibadeti iki günde bitirirse günah yoktur, geri kalsa da günah yoktur. Allah'tan sakının. O'nun katında toplanacağınızı bilin.

وَمِنَٱلنَّاسِمَنيُعْجِبُكَقَوْلُهُفِىٱلْحَيَوٰةِٱلدُّنْيَاوَيُشْهِدُٱللَّهَعَلَىٰمَافِىقَلْبِهِوَهُوَأَلَدُّٱلْخِصَامِ٢٠٤
Vemine-nnâsi mey yü’cibüke kavlühû fi-lhayâti-ddünyâ veyüşhidü-llâhe ’alâ mâ fî kalbihî vehüve eleddü-lhisâm.

Dünya hayatına dair konuşması senin hoşuna giden, pek azılı düşman iken, kalbinde olana Allah'ı şahid tutan, işbaşına geçince, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeğe çabalayan insanlar vardır. Allah bozgunculuğu sevmez.

وَإِذَاتَوَلَّىٰسَعَىٰفِىٱلْأَرْضِلِيُفْسِدَفِيهَاوَيُهْلِكَٱلْحَرْثَوَٱلنَّسْلَوَٱللَّهُلَايُحِبُّٱلْفَسَادَ٢٠٥
Veizâ tevellâ se’â fi-l'ardi liyüfside fîhâ veyühlike-lharse vennesl. vellâhü lâ yühibbü-lfesâd.

Dünya hayatına dair konuşması senin hoşuna giden, pek azılı düşman iken, kalbinde olana Allah'ı şahid tutan, işbaşına geçince, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeğe çabalayan insanlar vardır. Allah bozgunculuğu sevmez.

وَإِذَاقِيلَلَهُٱتَّقِٱللَّهَأَخَذَتْهُٱلْعِزَّةُبِٱلْإِثْمِفَحَسْبُهُجَهَنَّمُوَلَبِئْسَٱلْمِهَادُ٢٠٦
Veizâ kîle lehü-tteki-llâhe ehazethü-l’izzetü bil'ismi fehasbühû cehennem. velebi'se-lmihâd.

Ona: "Allah'tan sakın" denince, gururu kendisine günah işletir, artık ona cehennem yetişir, ne kötü yataktır!..

وَمِنَٱلنَّاسِمَنيَشْرِىنَفْسَهُٱبْتِغَآءَمَرْضَاتِٱللَّهِوَٱللَّهُرَءُوفٌبِٱلْعِبَادِ٢٠٧
Vemine-nnâsi mey yeşrî nefsehü-btigâe merdâti-llâh. vellâhü raûfüm bil’ibâd.

İnsanlar arasında, Allah'ın rızasını kazanmak için canını verenler vardır. Allah kullarına karşı şefkatlidir.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُواٱدْخُلُوافِىٱلسِّلْمِكَآفَّةًوَلَاتَتَّبِعُواخُطُوَٰتِٱلشَّيْطَـٰنِإِنَّهُلَكُمْعَدُوٌّمُّبِينٌ٢٠٨
Yâ eyyühe-llezîne âmenü-dhulû fi-ssilmi kâffeten. velâ tettebi’û hutuvâti-şşeytân. innehû leküm ’adüvvüm mübîn.

Ey İnananlar! Hep birden barışa girin, şeytana ayak uydurmayın, o sizin apaçık düşmanınızdır.

فَإِنزَلَلْتُممِّنبَعْدِمَاجَآءَتْكُمُٱلْبَيِّنَـٰتُفَٱعْلَمُوٓاأَنَّٱللَّهَعَزِيزٌحَكِيمٌ٢٠٩
Fein zeleltüm mim ba’di mâ câetkümü-lbeyyinâtü fa’lemû enne-llâhe ’azîzün hakîm.

Size belgeler geldikten sonra kayarsanız, biliniz ki Allah güçlüdür, Hakim'dir.

هَلْيَنظُرُونَإِلَّآأَنيَأْتِيَهُمُٱللَّهُفِىظُلَلٍمِّنَٱلْغَمَامِوَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُوَقُضِىَٱلْأَمْرُوَإِلَىٱللَّهِتُرْجَعُٱلْأُمُورُ٢١٠
Hel yenzurûne illâ ey ye'tiyehümü-llâhü fî zulelim mine-lgamâmi velmelâiketü vekudiye-l'emr. veile-llâhi türce’u-l'ümûr.

Onlar, bulut gölgeleri içinde, Allah'ın azabının ve meleklerin tepelerine inip işin bitmesini mi bekliyorlar? Bütün işler Allah'a dönecektir.

سَلْبَنِىٓإِسْرَٰٓءِيلَكَمْءَاتَيْنَـٰهُممِّنْءَايَةٍبَيِّنَةٍوَمَنيُبَدِّلْنِعْمَةَٱللَّهِمِنبَعْدِمَاجَآءَتْهُفَإِنَّٱللَّهَشَدِيدُٱلْعِقَابِ٢١١
Sel benî isrâîle kem âteynâhüm min âyetim beyyineh. vemey yübeddil ni’mete-llâhi mim ba’di mâ câethü feinne-llâhe şedîdü-l’ikâb.

İsrailoğullarına sor; onlara apaçık nice ayetler verdik, Allah'ın nimetini, kendisine geldikten sonra kim değiştirirse, bilsin ki, Allah'ın cezası şüphesiz şiddetlidir.

زُيِّنَلِلَّذِينَكَفَرُواٱلْحَيَوٰةُٱلدُّنْيَاوَيَسْخَرُونَمِنَٱلَّذِينَءَامَنُواوَٱلَّذِينَٱتَّقَوْافَوْقَهُمْيَوْمَٱلْقِيَـٰمَةِوَٱللَّهُيَرْزُقُمَنيَشَآءُبِغَيْرِحِسَابٍ٢١٢
Züyyine lillezîne keferü-lhayâtü-ddünyâ veyesharûne mine-llezîne âmenû. vellezîne-ttekav fevkahüm yevme-lkiyâmeh. vellâhü yerzüku mey yeşâü bigayri hisâb.

İnkar edenlere, dünya hayatı güzel görünür, onlar, inananlarla alay ederler, oysa, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar kıyamet günü onların üstünde olacaklardır. Allah dilediğini hesabsız şekilde rızıklandırır.

كَانَٱلنَّاسُأُمَّةًوَٰحِدَةًفَبَعَثَٱللَّهُٱلنَّبِيِّـنَمُبَشِّرِينَوَمُنذِرِينَوَأَنزَلَمَعَهُمُٱلْكِتَـٰبَبِٱلْحَقِّلِيَحْكُمَبَيْنَٱلنَّاسِفِيمَاٱخْتَلَفُوافِيهِوَمَاٱخْتَلَفَفِيهِإِلَّاٱلَّذِينَأُوتُوهُمِنبَعْدِمَاجَآءَتْهُمُٱلْبَيِّنَـٰتُبَغْيًابَيْنَهُمْفَهَدَىٱللَّهُٱلَّذِينَءَامَنُوالِمَاٱخْتَلَفُوافِيهِمِنَٱلْحَقِّبِإِذْنِهِوَٱللَّهُيَهْدِىمَنيَشَآءُإِلَىٰصِرَٰطٍمُّسْتَقِيمٍ٢١٣
Kâne-nnâsü ümmetev vâhideten febe’ase-llâhü-nnebiyyîne mübeşşirîne vemünzirîn. veenzele me’ahümü-lkitâbe bilhakki liyahküme beyne-nnâsi fîme-htelefû fîh. veme-htelefe fîhi ille-llezîne ûtûhü mim ba’di mâ câethümü-lbeyyinâtü bagyem beynehüm. fehede-llâhü-llezîne âmenû lime-htelefû fîhi mine-lhakki biiznih. vellâhü yehdî mey yeşâü ilâ sirâtim müstekîm.

İnsanlar bir tek ümmetti. Allah peygamberleri müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdi; insanların ayrılığa düşecekleri hususlarda aralarında hüküm vermek için onlarla birlikte hak Kitaplar indirdi. Ancak Kitap verilenler, kendilerine belgeler geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden onda ayrılığa düştüler. Allah, inananları, ayrılığa düştükleri gerçeğe kendi izni ile eriştirdi. Allah dilediğini doğru yola eriştirir.

أَمْحَسِبْتُمْأَنتَدْخُلُواٱلْجَنَّةَوَلَمَّايَأْتِكُممَّثَلُٱلَّذِينَخَلَوْامِنقَبْلِكُممَّسَّتْهُمُٱلْبَأْسَآءُوَٱلضَّرَّآءُوَزُلْزِلُواحَتَّىٰيَقُولَٱلرَّسُولُوَٱلَّذِينَءَامَنُوامَعَهُمَتَىٰنَصْرُٱللَّهِأَلَآإِنَّنَصْرَٱللَّهِقَرِيبٌ٢١٤
Em hasibtüm en tedhulü-lcennete velemmâ ye'tiküm meselü-llezîne halev min kabliküm. messethümü-lbe'sâü veddarrâü vezülzilû hattâ yekûle-rrasûlü vellezîne âmenû me’ahû metâ nasru-llâh. elâ inne nasra-llâhi karîb.

Sizden önce gelenlerin durumu sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Peygamber ve onunla beraber müminler: "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı; iyi bilin ki Allah'ın yardımı şüphesiz yakındır.

يَسْـَٔلُونَكَمَاذَايُنفِقُونَقُلْمَآأَنفَقْتُممِّنْخَيْرٍفَلِلْوَٰلِدَيْنِوَٱلْأَقْرَبِينَوَٱلْيَتَـٰمَىٰوَٱلْمَسَـٰكِينِوَٱبْنِٱلسَّبِيلِوَمَاتَفْعَلُوامِنْخَيْرٍفَإِنَّٱللَّهَبِهِعَلِيمٌ٢١٥
Yes'elûneke mâzâ yünfikûn. kul mâ enfaktüm min hayrin felilvâlideyni vel'akrabîne velyetâmâ velmesâkîni vebni-ssebîl. vemâ tef’alû min hayrin feinne-llâhe bihî ’alîm.

Sana, ne sarfedeceklerini sorarlar, de ki: "Sarfedeceğiniz mal, ana baba, yakınlar, yetimler, düşkünler, yolcular içindir. Yaptığınız her iyiliği Allah şüphesiz bilir".

كُتِبَعَلَيْكُمُٱلْقِتَالُوَهُوَكُرْهٌلَّكُمْوَعَسَىٰٓأَنتَكْرَهُواشَيْـًٔاوَهُوَخَيْرٌلَّكُمْوَعَسَىٰٓأَنتُحِبُّواشَيْـًٔاوَهُوَشَرٌّلَّكُمْوَٱللَّهُيَعْلَمُوَأَنتُمْلَاتَعْلَمُونَ٢١٦
Kütibe ’aleykümü-lkitâlü vehüve kürhül leküm. ve’asâ en tekrahû şey'ev vehüve hayrul leküm. ve’asâ en tühibbû şey'ev vehüve şerrul leküm. vellâhü ya’lemü veentüm lâ ta’lemûn.

Savaş, hoşunuza gitmediği halde size farz kılındı. İhtimal ki hoşlanmadığınız şey sizin iyiliğinizedir ve ihtimal ki sevdiğiniz bir şey sizin kötülüğünüzedir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir.

يَسْـَٔلُونَكَعَنِٱلشَّهْرِٱلْحَرَامِقِتَالٍفِيهِقُلْقِتَالٌفِيهِكَبِيرٌوَصَدٌّعَنسَبِيلِٱللَّهِوَكُفْرٌبِهِوَٱلْمَسْجِدِٱلْحَرَامِوَإِخْرَاجُأَهْلِهِمِنْهُأَكْبَرُعِندَٱللَّهِوَٱلْفِتْنَةُأَكْبَرُمِنَٱلْقَتْلِوَلَايَزَالُونَيُقَـٰتِلُونَكُمْحَتَّىٰيَرُدُّوكُمْعَندِينِكُمْإِنِٱسْتَطَـٰعُواوَمَنيَرْتَدِدْمِنكُمْعَندِينِهِفَيَمُتْوَهُوَكَافِرٌفَأُولَـٰٓئِكَحَبِطَتْأَعْمَـٰلُهُمْفِىٱلدُّنْيَاوَٱلْـَٔاخِرَةِوَأُولَـٰٓئِكَأَصْحَـٰبُٱلنَّارِهُمْفِيهَاخَـٰلِدُونَ٢١٧
Yes'elûneke ’ani-şşehri-lharâmi kitâlin fîh. kul kitâlün fîhi kebîr. vesaddün ’an sebîli-llâhi veküfrum bihî velmescidi-lharâmi veihrâcü ehlihî minhü ekberu ’inde-llâh. velfitnetü ekberu mine-lkatl. velâ yezâlûne yükâtilûneküm hattâ yeruddûküm ’an dîniküm ini-stetâ’û. vemey yertedid minküm ’an dînihî feyemüt vehüve kâfirun feülâike habitat a’mâlühüm fi-ddünyâ vel'âhirah. veülâike ashâbü-nnâr. hüm fîhâ hâlidûn.

Sana hürmet edilen ayı, o aydaki savaşı sorarlar. De ki: "O ayda savaşmak büyük suçtur. Allah yolundan alıkoymak, O'nu inkar etmek, Mescidi Haram'a engel olmak ve halkını oradan çıkarmak Allah katında daha büyük suçtur. Fitne çıkarmak ise öldürmekten daha büyüktür". Güçleri yeterse, dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşa devam ederler. İçinizden dininden dönüp kafir olarak ölen olursa, bunların işleri dünya ve ahirette boşa gitmiş olur. İşte cehennemlikler onlardır, onlar orada temellidirler.

إِنَّٱلَّذِينَءَامَنُواوَٱلَّذِينَهَاجَرُواوَجَـٰهَدُوافِىسَبِيلِٱللَّهِأُولَـٰٓئِكَيَرْجُونَرَحْمَتَٱللَّهِوَٱللَّهُغَفُورٌرَّحِيمٌ٢١٨
İnne-llezîne âmenû vellezîne hâcerû vecâhedû fî sebîli-llâhi ülâike yercûne rahmete-llâh. vellâhü gafûrur rahîm.

İnananlar, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler Allah'ın rahmetini umarlar. Allah bağışlar ve merhamet eder.

يَسْـَٔلُونَكَعَنِٱلْخَمْرِوَٱلْمَيْسِرِقُلْفِيهِمَآإِثْمٌكَبِيرٌوَمَنَـٰفِعُلِلنَّاسِوَإِثْمُهُمَآأَكْبَرُمِننَّفْعِهِمَاوَيَسْـَٔلُونَكَمَاذَايُنفِقُونَقُلِٱلْعَفْوَكَذَٰلِكَيُبَيِّنُٱللَّهُلَكُمُٱلْـَٔايَـٰتِلَعَلَّكُمْتَتَفَكَّرُونَ٢١٩
Yes'elûneke ’ani-lhamri velmeysir. kul fîhimâ ismün kebîruv vemenâfi’u linnâs. veismühümâ ekberu min nef’ihimâ. veyes'elûneke mâzâ yünfikûn. kuli-l’afv. kezâlike yübeyyinü-llâhü lekümü-l'âyâti le’alleküm tetefekkerûn.

Sana içki ve kumarı sorarlar, de ki: "İkisinde hem büyük günah ve hem insanlara bazı faydalar vardır. Günahları faydasından daha büyüktür". Ne sarfedeceklerini sana sorarlar, de ki: "Artanı". Böylece Allah, dünya ve ahiret hususunda düşünesiniz diye size ayetleri açıklar.

فِىٱلدُّنْيَاوَٱلْـَٔاخِرَةِوَيَسْـَٔلُونَكَعَنِٱلْيَتَـٰمَىٰقُلْإِصْلَاحٌلَّهُمْخَيْرٌوَإِنتُخَالِطُوهُمْفَإِخْوَٰنُكُمْوَٱللَّهُيَعْلَمُٱلْمُفْسِدَمِنَٱلْمُصْلِحِوَلَوْشَآءَٱللَّهُلَأَعْنَتَكُمْإِنَّٱللَّهَعَزِيزٌحَكِيمٌ٢٢٠
Fi-ddünyâ vel'âhirah. veyes'elûneke ’ani-lyetâmâ. kul islâhul lehüm hayr. vein tühâlitûhüm feihvânüküm. vellâhü ya’lemü-lmüfside mine-lmuslih. velev şâe-llâhü lea’neteküm. inne-llâhe ’azîzün hakîm.

Sana yetimleri sorarlar, de ki: "Onların işlerini düzeltmek hayırlıdır". Eğer onlarla bir arada yaşarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah düzeltenden bozanı ayırdetmesini bilir. Allah dileseydi sizi zora sokardı. Allah şüphesiz güçlüdür, Hakim'dir.

وَلَاتَنكِحُواٱلْمُشْرِكَـٰتِحَتَّىٰيُؤْمِنَّوَلَأَمَةٌمُّؤْمِنَةٌخَيْرٌمِّنمُّشْرِكَةٍوَلَوْأَعْجَبَتْكُمْوَلَاتُنكِحُواٱلْمُشْرِكِينَحَتَّىٰيُؤْمِنُواوَلَعَبْدٌمُّؤْمِنٌخَيْرٌمِّنمُّشْرِكٍوَلَوْأَعْجَبَكُمْأُولَـٰٓئِكَيَدْعُونَإِلَىٱلنَّارِوَٱللَّهُيَدْعُوٓاإِلَىٱلْجَنَّةِوَٱلْمَغْفِرَةِبِإِذْنِهِوَيُبَيِّنُءَايَـٰتِهِلِلنَّاسِلَعَلَّهُمْيَتَذَكَّرُونَ٢٢١
Velâ tenkihü-lmüşrikâti hattâ yü'minn. veleemetüm mü'minetün hayrum mim müşriketiv velev a’cebetküm. velâ tünkihü-lmüşrikîne hattâ yü'minû. vele’abdüm mü'minün hayrum mim müşrikiv velev a’cebeküm. ülâike yed’ûne ile-nnâr. vellâhü yed’û ile-lcenneti velmagfirati biiznih. veyübeyyinü âyâtihî linnâsi le’allehüm yetezekkerûn.

Allah'a eş koşan kadınlarla onlar imana gelinceye kadar evlenmeyin. İnanan bir cariye, hoşunuza gitse de ortak koşan bir kadından daha iyidir. İnanmalarına kadar; ortak koşan erkeklerle mümin kadınları evlendirmeyin. İnanan bir köle, hoşunuza gitmiş olsa da, ortak koşan bir erkekten daha iyidir. İşte onlar ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle cennete ve mağfirete çağırır ve insanlara ibret alsınlar diye ayetlerini açıklar.

وَيَسْـَٔلُونَكَعَنِٱلْمَحِيضِقُلْهُوَأَذًىفَٱعْتَزِلُواٱلنِّسَآءَفِىٱلْمَحِيضِوَلَاتَقْرَبُوهُنَّحَتَّىٰيَطْهُرْنَفَإِذَاتَطَهَّرْنَفَأْتُوهُنَّمِنْحَيْثُأَمَرَكُمُٱللَّهُإِنَّٱللَّهَيُحِبُّٱلتَّوَّٰبِينَوَيُحِبُّٱلْمُتَطَهِّرِينَ٢٢٢
Veyes'elûneke ’ani-lmehîd. kul hüve ezen fa’tezilü-nnisâe fi-lmehîdi velâ takrabûhünne hattâ yathürn. feizâ tetahherne fe'tûhünne min haysü emerakümü-llâh. inne-llâhe yühibbü-ttevvâbîne veyühibbü-lmütetahhirîn.

Sana, kadınların aybaşı hali hakkında da sorarlar, de ki: "O bir ezadır (rahatsızlıktır)". Aybaşı halinde iken kadınlardan el çekin, temizlenmelerine kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri zaman, Allah'ın size buyurduğu yoldan yaklaşın. Allah şüphesiz daima tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever.

نِسَآؤُكُمْحَرْثٌلَّكُمْفَأْتُواحَرْثَكُمْأَنَّىٰشِئْتُمْوَقَدِّمُوالِأَنفُسِكُمْوَٱتَّقُواٱللَّهَوَٱعْلَمُوٓاأَنَّكُممُّلَـٰقُوهُوَبَشِّرِٱلْمُؤْمِنِينَ٢٢٣
Nisâüküm harsül leküm. fe'tû harseküm ennâ şi'tüm. vekaddimû lienfüsiküm. vetteku-llâhe va’lemû enneküm mülâkûh. vebeşşiri-lmü'minîn.

Kadınlarınız sizin tarlanızdır, tarlanıza istediğiniz gibi gelin. İstikbal için hazırlıklı olun, Allah'tan sakının. O'na, hiç şüphesiz kavuşacağınızı bilin, bunu inananlara müjdele.

وَلَاتَجْعَلُواٱللَّهَعُرْضَةًلِّأَيْمَـٰنِكُمْأَنتَبَرُّواوَتَتَّقُواوَتُصْلِحُوابَيْنَٱلنَّاسِوَٱللَّهُسَمِيعٌعَلِيمٌ٢٢٤
Velâ tec’alü-llâhe ’urdatel lieymâniküm en teberrû vetettekû vetuslihû beyne-nnâs. vellâhü semî’un ’alîm.

İnsanların arasını düzeltmeniz, günahtan sakınmanız ve iyi olmanız için, Allah'a yaptığınız yeminleri engel kılmayın, Allah işitir ve bilir.

لَّايُؤَاخِذُكُمُٱللَّهُبِٱللَّغْوِفِىٓأَيْمَـٰنِكُمْوَلَـٰكِنيُؤَاخِذُكُمبِمَاكَسَبَتْقُلُوبُكُمْوَٱللَّهُغَفُورٌحَلِيمٌ٢٢٥
Lâ yüâhizükümü-llâhü billagvi fî eymâniküm velâkiy yüâhizüküm bimâ kesebet kulûbüküm. vellâhü gafûrun halîm.

Allah sizi rastgele yeminlerinizden dolayı değil, fakat kalblerinizin kasdettiği yeminlerden dolayı sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, Halim'dir.

لِّلَّذِينَيُؤْلُونَمِننِّسَآئِهِمْتَرَبُّصُأَرْبَعَةِأَشْهُرٍفَإِنفَآءُوفَإِنَّٱللَّهَغَفُورٌرَّحِيمٌ٢٢٦
Lillezîne yü'lûne min nisâihim terabbüsu erbe’ati eşhür. fein fâû feinne-llâhe gafûrur rahîm.

Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler, dört ay bekleyebilirler; eğer yeminlerinden dönerlerse, bilsinler ki Allah bağışlar ve merhamet eder.

وَإِنْعَزَمُواٱلطَّلَـٰقَفَإِنَّٱللَّهَسَمِيعٌعَلِيمٌ٢٢٧
Vein ’azemu-ttalâka feinne-llâhe semî’un ’alîm.

Şayet boşanmaya kararlı iseler, bilsinler ki Allah şüphesiz işitir ve bilir.

وَٱلْمُطَلَّقَـٰتُيَتَرَبَّصْنَبِأَنفُسِهِنَّثَلَـٰثَةَقُرُوٓءٍوَلَايَحِلُّلَهُنَّأَنيَكْتُمْنَمَاخَلَقَٱللَّهُفِىٓأَرْحَامِهِنَّإِنكُنَّيُؤْمِنَّبِٱللَّهِوَٱلْيَوْمِٱلْـَٔاخِرِوَبُعُولَتُهُنَّأَحَقُّبِرَدِّهِنَّفِىذَٰلِكَإِنْأَرَادُوٓاإِصْلَـٰحًاوَلَهُنَّمِثْلُٱلَّذِىعَلَيْهِنَّبِٱلْمَعْرُوفِوَلِلرِّجَالِعَلَيْهِنَّدَرَجَةٌوَٱللَّهُعَزِيزٌحَكِيمٌ٢٢٨
Velmütallekâtü yeterabbasne bienfüsihinne selâsete kurû'. velâ yehillü lehünne ey yektümne mâ haleka-llâhü fî erhâmihinne in künne yü'minne billâhi velyevmi-l'âhir. vebü’ûletühünne ehakku biraddihinne fî zâlike in erâdû islâhâ. velehünne mislü-llezî ’aleyhinne bilma’rûf. velirricâli ’aleyhinne deraceh. vellâhü ’azîzün hakîm.

Boşanan kadınlar, kendi kendilerine üç aybaşı hali beklerler, eğer Allah'a ve ahiret gününe inanmışlarsa, rahimlerinde Allah'ın yarattığını gizlemeleri kendilerine helal değildir. Kocaları bu arada barışmak isterlerse, karılarını geri almakta daha çok hak sahibidirler. Kadınların hakları, örfe uygun bir şekilde vazifelerine denktir. Erkeklerin onlardan bir üstün derecesi vardır. Allah güçlüdür. Hakim'dir.

ٱلطَّلَـٰقُمَرَّتَانِفَإِمْسَاكٌبِمَعْرُوفٍأَوْتَسْرِيحٌبِإِحْسَـٰنٍوَلَايَحِلُّلَكُمْأَنتَأْخُذُوامِمَّآءَاتَيْتُمُوهُنَّشَيْـًٔاإِلَّآأَنيَخَافَآأَلَّايُقِيمَاحُدُودَٱللَّهِفَإِنْخِفْتُمْأَلَّايُقِيمَاحُدُودَٱللَّهِفَلَاجُنَاحَعَلَيْهِمَافِيمَاٱفْتَدَتْبِهِتِلْكَحُدُودُٱللَّهِفَلَاتَعْتَدُوهَاوَمَنيَتَعَدَّحُدُودَٱللَّهِفَأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلظَّـٰلِمُونَ٢٢٩
Ettalâku merratân. feimsâküm bima’rûfin ev tesrîhum biihsân. velâ yehillü leküm en te'huzû mimmâ âteytümûhünne şey'en illâ ey yehâfâ ellâ yükîmâ hudûde-llâh. fein hiftüm ellâ yükîmâ hudûde-llâhi felâ cünâha ’aleyhimâ fîme-ftedet bih. tilke hudûdü-llâhi felâ ta’tedûhâ. vemey yete’adde hudûde-llâhi feülâike hümu-zzâlimûn.

Boşanma iki defadır. Ya iyilikle tutma ya da iyilik yaparak bırakmadır. İkisi Allah'ın yasalarını koruyamamaktan korkmadıkça kadınlara verdiklerinizden (mehirden) bir şey almanız size helal değildir. Eğer Allah'ın yasalarını ikisi koruyamıyacaklar diye korkarsanız, o zaman kadının fidye vermesinde (mehrinden vazgeçerse) ikisine de günah yoktur. Bunlar Allah'ın yasalarıdır, onları bozmayın. Allah'ın yasalarını bozanlar ancak zalimlerdir.

فَإِنطَلَّقَهَافَلَاتَحِلُّلَهُمِنبَعْدُحَتَّىٰتَنكِحَزَوْجًاغَيْرَهُفَإِنطَلَّقَهَافَلَاجُنَاحَعَلَيْهِمَآأَنيَتَرَاجَعَآإِنظَنَّآأَنيُقِيمَاحُدُودَٱللَّهِوَتِلْكَحُدُودُٱللَّهِيُبَيِّنُهَالِقَوْمٍيَعْلَمُونَ٢٣٠
Fein tallekahâ felâ tehillü lehû mim ba’dü hattâ tenkiha zevcen gayrah. fein tallekahâ felâ cünâha ’aleyhimâ ey yeterâce’â in zannâ ey yükîmâ hudûde-llâh. vetilke hudûdü-llâhi yübeyyinühâ likavmiy ya’lemûn.

Bundan sonra kadını boşarsa, kadın başka birisiyle evlenmedikçe bir daha kendisine helal olmaz. Eğer ikinci koca da onu boşarsa, Allah'ın yasalarını koruyacaklarını sanırlarsa eski karı kocanın birbirlerine dönmelerine bir engel yoktur. Bunlar, bilenkimseler için Allah'ın açıkladığı yasalardır.

وَإِذَاطَلَّقْتُمُٱلنِّسَآءَفَبَلَغْنَأَجَلَهُنَّفَأَمْسِكُوهُنَّبِمَعْرُوفٍأَوْسَرِّحُوهُنَّبِمَعْرُوفٍوَلَاتُمْسِكُوهُنَّضِرَارًالِّتَعْتَدُواوَمَنيَفْعَلْذَٰلِكَفَقَدْظَلَمَنَفْسَهُوَلَاتَتَّخِذُوٓاءَايَـٰتِٱللَّهِهُزُوًاوَٱذْكُرُوانِعْمَتَٱللَّهِعَلَيْكُمْوَمَآأَنزَلَعَلَيْكُممِّنَٱلْكِتَـٰبِوَٱلْحِكْمَةِيَعِظُكُمبِهِوَٱتَّقُواٱللَّهَوَٱعْلَمُوٓاأَنَّٱللَّهَبِكُلِّشَىْءٍعَلِيمٌ٢٣١
Veizâ tallaktümü-nnisâe febelagne ecelehünne feemsikûhünne bima’rûfin ev serrihûhünne bima’rûf. velâ tümsikûhünne dirâral lita’tedû. vemey yef’al zâlike fekad zaleme nefseh. velâ tettehizû âyâti-llâhi hüzüvâ. vezkürû ni’mete-llâhi ’aleyküm vemâ enzele ’aleyküm mine-lkitâbi velhikmeti ye’izuküm bih. vetteku-llâhe va’lemû enne-llâhe bikülli şey'in ’alîm.

Kadınları boşadığınızda, müddetleri sona ererken, onları güzellikle tutun, ya da güzellikle bırakın, haklarına tecavüz etmek için onlara zararlı olacak şekilde tutmayın; böyle yapan şüphesiz kendisine yazık etmiş olur. Allah'ın ayetlerini de alaya almayın; Allah'ın üzerinize olan nimetini, öğüt vermek üzere size indirdiği Kitap ve hikmeti anın, Allah'tan sakının, Allah'ın her şeyi bildiğini bilin.

وَإِذَاطَلَّقْتُمُٱلنِّسَآءَفَبَلَغْنَأَجَلَهُنَّفَلَاتَعْضُلُوهُنَّأَنيَنكِحْنَأَزْوَٰجَهُنَّإِذَاتَرَٰضَوْابَيْنَهُمبِٱلْمَعْرُوفِذَٰلِكَيُوعَظُبِهِمَنكَانَمِنكُمْيُؤْمِنُبِٱللَّهِوَٱلْيَوْمِٱلْـَٔاخِرِذَٰلِكُمْأَزْكَىٰلَكُمْوَأَطْهَرُوَٱللَّهُيَعْلَمُوَأَنتُمْلَاتَعْلَمُونَ٢٣٢
Veizâ tallaktümü-nnisâe febelagne ecelehünne felâ ta’dulûhünne ey yenkihne ezvâcehünne izâ terâdav beynehüm bilma’rûf. zâlike yû’azu bihî men kâne minküm yü'minü billâhi velyevmi-l'âhir. zâliküm ezkâ leküm veather. vellâhü ya’lemü veentüm lâ ta’lemûn.

Kadınları boşadığınızda, müddetleri sona ermişse, kocaları ile birbirleriyle güzellikle anlaşmışlarsa evlenmelerine engel olmayın. İçinizden Allah'a ve ahiret gününe inanan kimse bundan ibret alır. Bu sizin için daha nezih ve daha paktır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

وَٱلْوَٰلِدَٰتُيُرْضِعْنَأَوْلَـٰدَهُنَّحَوْلَيْنِكَامِلَيْنِلِمَنْأَرَادَأَنيُتِمَّٱلرَّضَاعَةَوَعَلَىٱلْمَوْلُودِلَهُرِزْقُهُنَّوَكِسْوَتُهُنَّبِٱلْمَعْرُوفِلَاتُكَلَّفُنَفْسٌإِلَّاوُسْعَهَالَاتُضَآرَّوَٰلِدَةٌبِوَلَدِهَاوَلَامَوْلُودٌلَّهُبِوَلَدِهِوَعَلَىٱلْوَارِثِمِثْلُذَٰلِكَفَإِنْأَرَادَافِصَالًاعَنتَرَاضٍمِّنْهُمَاوَتَشَاوُرٍفَلَاجُنَاحَعَلَيْهِمَاوَإِنْأَرَدتُّمْأَنتَسْتَرْضِعُوٓاأَوْلَـٰدَكُمْفَلَاجُنَاحَعَلَيْكُمْإِذَاسَلَّمْتُممَّآءَاتَيْتُمبِٱلْمَعْرُوفِوَٱتَّقُواٱللَّهَوَٱعْلَمُوٓاأَنَّٱللَّهَبِمَاتَعْمَلُونَبَصِيرٌ٢٣٣
Velvâlidâtü yürdi’ne evlâdehünne havleyni kâmileyni limen erâde ey yütimme-rradâ’ah. ve’ale-lmevlûdi lehû rizkuhünne vekisvetühünne bilma’rûf. lâ tükellefü nefsün illâ vus’ahâ. lâ tüdârra vâlidetüm biveledihâ velâ mevlûdül lehû biveledihî ve’ale-lvârisi mislü zâlik. fein erâdâ fisâlen ’an terâdim minhümâ veteşâvurin felâ cünâha ’aleyhimâ. vein erattüm en testerdi’û evlâdeküm felâ cünâha ’aleyküm izâ sellemtüm mâ âteytüm bilma’rûf. vetteku-llâhe va’lemû enne-llâhe bimâ ta’melûne besîr.

Anneler çocuklarını, emzirmeyi tamamlatmak isteyen baba için, tam iki sene emzirirler. Anaların yiyecek ve giyeceğini uygun bir şekilde sağlamak çocuk kendisinin olan babaya borçtur. Herkese ancak gücü nisbetinde teklifte bulunulur. Ana çocuğundan, çocuk kendisinin olan baba da çocuğundan dolayı zarara sokulmasın. Mirasçıya da aynı şeyi yapmak borçtur. Ana baba aralarında danışarak ve anlaşarak sütten kesmek isterlerse, ikisine de sorumluluk yoktur. Çocuklarınızı sütanneye emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe uygun bir şekilde öderseniz, size sorumluluk yoktur. Allah'tan sakının, yaptıklarınızı gördüğünü bilin.

وَٱلَّذِينَيُتَوَفَّوْنَمِنكُمْوَيَذَرُونَأَزْوَٰجًايَتَرَبَّصْنَبِأَنفُسِهِنَّأَرْبَعَةَأَشْهُرٍوَعَشْرًافَإِذَابَلَغْنَأَجَلَهُنَّفَلَاجُنَاحَعَلَيْكُمْفِيمَافَعَلْنَفِىٓأَنفُسِهِنَّبِٱلْمَعْرُوفِوَٱللَّهُبِمَاتَعْمَلُونَخَبِيرٌ٢٣٤
Vellezîne yüteveffevne minküm veyezerûne ezvâcey yeterabbasne bienfüsihinne erbe’ate eşhüriv ve’aşrâ. feizâ belagne ecelehünne felâ cünâha ’aleyküm fîmâ fe’alne fî enfüsihinne bilma’rûf. vellâhü bimâ ta’melûne habîr.

İçinizden ölenlerin bırakmış olduğu eşler kendi kendilerine dört ay on gün beklerler; müddetleri sona erdiğinde, onların kendi haklarında uygun şekilde yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah işlediklerinizden haberdardır.

وَلَاجُنَاحَعَلَيْكُمْفِيمَاعَرَّضْتُمبِهِمِنْخِطْبَةِٱلنِّسَآءِأَوْأَكْنَنتُمْفِىٓأَنفُسِكُمْعَلِمَٱللَّهُأَنَّكُمْسَتَذْكُرُونَهُنَّوَلَـٰكِنلَّاتُوَاعِدُوهُنَّسِرًّاإِلَّآأَنتَقُولُواقَوْلًامَّعْرُوفًاوَلَاتَعْزِمُواعُقْدَةَٱلنِّكَاحِحَتَّىٰيَبْلُغَٱلْكِتَـٰبُأَجَلَهُوَٱعْلَمُوٓاأَنَّٱللَّهَيَعْلَمُمَافِىٓأَنفُسِكُمْفَٱحْذَرُوهُوَٱعْلَمُوٓاأَنَّٱللَّهَغَفُورٌحَلِيمٌ٢٣٥
Velâ cünâha ’aleyküm fîmâ ’arradtüm bihî min hitbeti-nnisâi ev eknentüm fî enfüsiküm. ’alime-llâhü enneküm setezkürûnehünne velâkil lâ tüvâ’idûhünne sirran illâ en tekûlû kavlem ma’rûfâ. velâ ta’zimû ’ukdete-nnikâhi hattâ yeblüga-lkitâbü eceleh. va’lemû enne-llâhe ya’lemü mâ fî enfüsiküm fahzerûh. va’lemû enne-llâhe gafûrun halîm.

Böyle kadınlara kapalı bir şekilde evlenme teklif etmenizde veya içinizden onlarla evlenmeyi geçirmenizde size sorumluluk yoktur. Allah onları anacağınızı bilir. Sakın meşru sözler dışında onlarla gizlice sözleşmeyin, müddet sona erene kadar nikah akdine kalkışmayın. İçinizde olanı Allah'ın bildiğini bilin de O'ndan çekinin. Allah'ın bağışlayan ve Halim olduğunu bilin.

لَّاجُنَاحَعَلَيْكُمْإِنطَلَّقْتُمُٱلنِّسَآءَمَالَمْتَمَسُّوهُنَّأَوْتَفْرِضُوالَهُنَّفَرِيضَةًوَمَتِّعُوهُنَّعَلَىٱلْمُوسِعِقَدَرُهُوَعَلَىٱلْمُقْتِرِقَدَرُهُمَتَـٰعًابِٱلْمَعْرُوفِحَقًّاعَلَىٱلْمُحْسِنِينَ٢٣٦
Lâ cünâha ’aleyküm in tallaktümü-nnisâe mâ lem temessûhünne ev tefridû lehünne ferîdah. vemetti’ûhünn. ’ale-lmûsi’i kaderuhû ve’ale-lmuktiri kaderuhü. metâ’am bilma’rûf. hakkan ’ale-lmuhsinîn.

Kadınlara el sürmeden ve mehirlerini biçmeden onları boşarsanız size sorumluluk yoktur. Onları zengin kendi çapına, fakir kendi çapına uygun bir şekilde faydalandırın. Bu iyi davrananların şanına yakışır bir borçtur.

وَإِنطَلَّقْتُمُوهُنَّمِنقَبْلِأَنتَمَسُّوهُنَّوَقَدْفَرَضْتُمْلَهُنَّفَرِيضَةًفَنِصْفُمَافَرَضْتُمْإِلَّآأَنيَعْفُونَأَوْيَعْفُوَاٱلَّذِىبِيَدِهِعُقْدَةُٱلنِّكَاحِوَأَنتَعْفُوٓاأَقْرَبُلِلتَّقْوَىٰوَلَاتَنسَوُاٱلْفَضْلَبَيْنَكُمْإِنَّٱللَّهَبِمَاتَعْمَلُونَبَصِيرٌ٢٣٧
Vein tallaktümûhünne min kabli en temessûhünne vekad feradtüm lehünne ferîdaten fenisfü mâ feradtüm illâ ey ya’fûne ev ya’füve-llezî biyedihî ’ukdetü-nnikâh. veen ta’fû akrabü littakvâ. velâ tensevu-lfadle beyneküm. inne-llâhe bimâ ta’melûne besîr.

Eğer onlara mehir biçer de el sürmeden onları boşarsanız, kendileri veya nikah akdi elinde olan erkeğin bağışlaması hali müstesna biçtiğinizin yarısını verin, bağışlamanız Allah'tan sakınmaya daha uygundur. Aranızdaki iyiliği unutmayın. Allah şüphesiz işlediklerinizi görür.

حَـٰفِظُواعَلَىٱلصَّلَوَٰتِوَٱلصَّلَوٰةِٱلْوُسْطَىٰوَقُومُوالِلَّهِقَـٰنِتِينَ٢٣٨
Hâfizû ’ale-ssalâvâti vessalâti-lvustâ vekûmû lillâhi kânitîn.

Namazlara ve orta namaza devam edin; gönülden boyun eğerek Allah için namaza durun.

فَإِنْخِفْتُمْفَرِجَالًاأَوْرُكْبَانًافَإِذَآأَمِنتُمْفَٱذْكُرُواٱللَّهَكَمَاعَلَّمَكُممَّالَمْتَكُونُواتَعْلَمُونَ٢٣٩
Fein hiftüm fericâlen ev rukbânâ. feizâ emintüm fezkürü-llâhe kemâ ’allemeküm mâ lem tekûnû ta’lemûn.

Eğer korkarsanız, yaya yahut binekte iken kılın, güvene erişince, bilmediklerinizi öğrettiği gibi Allah'ı anın.

وَٱلَّذِينَيُتَوَفَّوْنَمِنكُمْوَيَذَرُونَأَزْوَٰجًاوَصِيَّةًلِّأَزْوَٰجِهِممَّتَـٰعًاإِلَىٱلْحَوْلِغَيْرَإِخْرَاجٍفَإِنْخَرَجْنَفَلَاجُنَاحَعَلَيْكُمْفِىمَافَعَلْنَفِىٓأَنفُسِهِنَّمِنمَّعْرُوفٍوَٱللَّهُعَزِيزٌحَكِيمٌ٢٤٠
Vellezîne yüteveffevne minküm veyezerûne ezvâcâ. vesiyyetel liezvâcihim metâ’an ile-lhavli gayra ihrâc. fein haracne felâ cünâha ’aleyküm fî mâ fe’alne fî enfüsihinne mim ma’rûf. vellâhü ’azîzün hakîm.

İçinizden ölüp, eşler bırakacak olanlar, evlerinden çıkarılmaksızın, senesine kadar eşlerinin geçimini sağlayacak şeyi vasiyet etsinler; eğer çıkarlarsa kendilerinin meşru olarak yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah güçlüdür, Hakim'dir.

وَلِلْمُطَلَّقَـٰتِمَتَـٰعٌبِٱلْمَعْرُوفِحَقًّاعَلَىٱلْمُتَّقِينَ٢٤١
Velilmütallekâti metâ’um bilma’rûf. hakkan ’ale-lmüttekîn.

Boşanan kadınları, haksızlıktan sakınanlara bir borç olmak üzere, uygun bir surette faydalandırma vardır.

كَذَٰلِكَيُبَيِّنُٱللَّهُلَكُمْءَايَـٰتِهِلَعَلَّكُمْتَعْقِلُونَ٢٤٢
Kezâlike yübeyyinü-llâhü leküm âyâtihî le’alleküm ta’kilûn.

Allah ayetlerini düşünesiniz diye böylece açıklamaktadır.

أَلَمْتَرَإِلَىٱلَّذِينَخَرَجُوامِندِيَـٰرِهِمْوَهُمْأُلُوفٌحَذَرَٱلْمَوْتِفَقَالَلَهُمُٱللَّهُمُوتُواثُمَّأَحْيَـٰهُمْإِنَّٱللَّهَلَذُوفَضْلٍعَلَىٱلنَّاسِوَلَـٰكِنَّأَكْثَرَٱلنَّاسِلَايَشْكُرُونَ٢٤٣
Elem tera ile-llezîne haracû min diyârihim vehüm ülûfün hazera-lmevt. fekâle lehümü-llâhü mûtû sümme ahyâhüm. inne-llâhe lezû fadlin ’ale-nnâsi velâkinne eksera-nnâsi lâ yeşkürûn.

Binlerce kişinin memleketlerinden ölüm korkusuyla çıktıklarını görmedin mi? Allah onlara "Ölün" dedi. Sonra onları diriltti. Allah insanlara bol nimet verir, fakat insanların çoğu şükretmezler.

وَقَـٰتِلُوافِىسَبِيلِٱللَّهِوَٱعْلَمُوٓاأَنَّٱللَّهَسَمِيعٌعَلِيمٌ٢٤٤
Vekâtilû fî sebîli-llâhi va’lemû enne-llâhe semî’un ’alîm.

Allah yolunda savaşın; bilin ki Allah işitir ve bilir.

مَّنذَاٱلَّذِىيُقْرِضُٱللَّهَقَرْضًاحَسَنًافَيُضَـٰعِفَهُلَهُٓأَضْعَافًاكَثِيرَةًوَٱللَّهُيَقْبِضُوَيَبْصُطُوَإِلَيْهِتُرْجَعُونَ٢٤٥
Men ze-llezî yukridu-llâhe kardan hasenen feyüdâ’ifehû lehû ad’âfen kesîrah. vellâhü yakbidu veyebsüt. veileyhi türce’ûn.

Allah'a, kat kat karşılığını arttıracağı güzel bir ödünç takdiminde kim bulunur? Allah hem darlaştırır, hem bollaştırır; O'na döneceksiniz.

أَلَمْتَرَإِلَىٱلْمَلَإِمِنبَنِىٓإِسْرَٰٓءِيلَمِنبَعْدِمُوسَىٰٓإِذْقَالُوالِنَبِىٍّلَّهُمُٱبْعَثْلَنَامَلِكًانُّقَـٰتِلْفِىسَبِيلِٱللَّهِقَالَهَلْعَسَيْتُمْإِنكُتِبَعَلَيْكُمُٱلْقِتَالُأَلَّاتُقَـٰتِلُواقَالُواوَمَالَنَآأَلَّانُقَـٰتِلَفِىسَبِيلِٱللَّهِوَقَدْأُخْرِجْنَامِندِيَـٰرِنَاوَأَبْنَآئِنَافَلَمَّاكُتِبَعَلَيْهِمُٱلْقِتَالُتَوَلَّوْاإِلَّاقَلِيلًامِّنْهُمْوَٱللَّهُعَلِيمٌبِٱلظَّـٰلِمِينَ٢٤٦
Elem tera ile-lmelei mim benî isrâîle mim ba’di mûsâ. iz kâlû linebiyyil lehümü-b’as lenâ meliken nükâtil fî sebîli-llâh. kâle hel ’aseytüm in kütibe ’aleykümü-lkitâlü ellâ tükâtilû. kâlû vemâ lenâ ellâ nükâtile fî sebîli-llâhi vekad uhricnâ min diyârinâ veebnâinâ. felemmâ kütibe ’aleyhimü-lkitâlü tevellev illâ kalîlem minhüm. vellâhü ’alîmüm bizzâlimîn.

Musa'dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi? Peygamberlerinden birine, "Bize bir hükümdar gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi. "Ya savaş size farz kılındığında gitmeyecek olursanız?" demişti. "Memleketimizden ve çocuklarımızdan uzaklaştırıldığımıza göre niye Allah yolunda savaşmıyalım?" demişlerdi. Ama savaş onlara farz kılınınca, az bir kısmı müstesna yüz cevirdiler. Allah zalimleri bilir.

وَقَالَلَهُمْنَبِيُّهُمْإِنَّٱللَّهَقَدْبَعَثَلَكُمْطَالُوتَمَلِكًاقَالُوٓاأَنَّىٰيَكُونُلَهُٱلْمُلْكُعَلَيْنَاوَنَحْنُأَحَقُّبِٱلْمُلْكِمِنْهُوَلَمْيُؤْتَسَعَةًمِّنَٱلْمَالِقَالَإِنَّٱللَّهَٱصْطَفَىٰهُعَلَيْكُمْوَزَادَهُبَسْطَةًفِىٱلْعِلْمِوَٱلْجِسْمِوَٱللَّهُيُؤْتِىمُلْكَهُمَنيَشَآءُوَٱللَّهُوَٰسِعٌعَلِيمٌ٢٤٧
Vekâle lehüm nebiyyühüm inne-llâhe kad be’ase leküm tâlûte melikâ. kâlû ennâ yekûnü lehü-lmülkü ’aleynâ venahnü ehakku bilmülki minhü velem yü'te se’atem mine-lmâl. kâle inne-llâhe-stafâhü ’aleyküm vezâdehû bestaten fi-l’ilmi velcism. vellâhü yü'tî mülkehû mey yeşâ'. vellâhü vâsi’un ’alîm.

Peygamberleri onlara "Allah size şüphesiz, Talut'u hükümdar olarak gönderdi" dedi. "Biz hükümdarlığa ondan layık iken ve ona malca da bir bolluk verilmemişken bize hükümdar olmağa o nasıl layık olabilir?" dediler, "Doğrusu Allah size onu seçti, bilgice ve vücutça gücünü artırdı" dedi. Allah mülkü dilediğine verir. Allah her şeyi kaplar ve bilir.

وَقَالَلَهُمْنَبِيُّهُمْإِنَّءَايَةَمُلْكِهِٓأَنيَأْتِيَكُمُٱلتَّابُوتُفِيهِسَكِينَةٌمِّنرَّبِّكُمْوَبَقِيَّةٌمِّمَّاتَرَكَءَالُمُوسَىٰوَءَالُهَـٰرُونَتَحْمِلُهُٱلْمَلَـٰٓئِكَةُإِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَةًلَّكُمْإِنكُنتُممُّؤْمِنِينَ٢٤٨
Vekâle lehüm nebiyyühüm inne âyete mülkihî ey ye'tiyekümü-ttâbûtü fîhi sekînetüm mir rabbiküm vebekiyyetüm mimmâ terake âlü mûsâ veâlü hârûne tahmilühü-lmelâikeh. inne fî zâlike leâyetel leküm in küntüm mü'minîn.

Peygamberleri onlara, "Onun hükümdarlığının alameti, size sandığın gelmesidir, onda Rabbinizden gelen gönül rahatlığı ve Musa ailesinin ve Harun ailesinin bıraktıklarından kalanlar var; onu melekler taşır, eğer inanmışsanız bunda sizin için delil vardır" dedi.

فَلَمَّافَصَلَطَالُوتُبِٱلْجُنُودِقَالَإِنَّٱللَّهَمُبْتَلِيكُمبِنَهَرٍفَمَنشَرِبَمِنْهُفَلَيْسَمِنِّىوَمَنلَّمْيَطْعَمْهُفَإِنَّهُمِنِّىٓإِلَّامَنِٱغْتَرَفَغُرْفَةًبِيَدِهِفَشَرِبُوامِنْهُإِلَّاقَلِيلًامِّنْهُمْفَلَمَّاجَاوَزَهُهُوَوَٱلَّذِينَءَامَنُوامَعَهُقَالُوالَاطَاقَةَلَنَاٱلْيَوْمَبِجَالُوتَوَجُنُودِهِقَالَٱلَّذِينَيَظُنُّونَأَنَّهُممُّلَـٰقُواٱللَّهِكَممِّنفِئَةٍقَلِيلَةٍغَلَبَتْفِئَةًكَثِيرَةًبِإِذْنِٱللَّهِوَٱللَّهُمَعَٱلصَّـٰبِرِينَ٢٤٩
Felemmâ fesale tâlûtü bilcünûdi kâle inne-llâhe mübtelîküm bineher. femen şeribe minhü feleyse minnî. vemel lem yat’amhü feinnehû minnî illâ meni-gterafe gurfetem biyedih. feşeribû minhü illâ kalîlem minhüm. felemmâ câvezehû hüve vellezîne âmenû me’ahû kâlû lâ tâkate lene-lyevme bicâlûte vecünûdih. kâle-llezîne yezunnûne ennehüm mülâku-llâhi kem min fietin kalîletin galebet fieten kesîratem biizni-llâh. vellâhü me’a-ssâbirîn.

Talut orduyla birlikte ayrıldıktan sonra, "Doğrusu Allah sizi bir ırmakla deneyecektir, ondan içen benden değildir, onu tatmayan eliyle sadece bir avuç avuçlayan müstesna şüphesiz bendendir" dedi. Onlardan pek azı hariç, sudan içtiler. Kendisi ve kendisiyle olan inananlar ırmağı geçince, "Bugün Calut ve ordusuna karşı koyacak gücümüz yok" dediler. Kendilerinin Allah'a kavuşacağını bilenler ise: "Nice az topluluk çok topluluğa Allah'ın izniyle üstün gelmiştir, Allah sabredenlerle beraberdir" dediler.

وَلَمَّابَرَزُوالِجَالُوتَوَجُنُودِهِقَالُوارَبَّنَآأَفْرِغْعَلَيْنَاصَبْرًاوَثَبِّتْأَقْدَامَنَاوَٱنصُرْنَاعَلَىٱلْقَوْمِٱلْكَـٰفِرِينَ٢٥٠
Velemmâ berazû licâlûte vecünûdihî kâlû rabbenâ efrig ’aleynâ sabrav vesebbit akdâmenâ vensurnâ ’ale-lkavmi-lkâfirîn.

Calut ve ordusuna karşı çıktıklarında, "Rabbimiz! Bize sabır ver, sebatımızı artır, inkar eden millete karşı bize yardım et" dediler.

فَهَزَمُوهُمبِإِذْنِٱللَّهِوَقَتَلَدَاوُدُجَالُوتَوَءَاتَىٰهُٱللَّهُٱلْمُلْكَوَٱلْحِكْمَةَوَعَلَّمَهُمِمَّايَشَآءُوَلَوْلَادَفْعُٱللَّهِٱلنَّاسَبَعْضَهُمبِبَعْضٍلَّفَسَدَتِٱلْأَرْضُوَلَـٰكِنَّٱللَّهَذُوفَضْلٍعَلَىٱلْعَـٰلَمِينَ٢٥١
Fehezemûhüm biizni-llâhi vekatele dâvûdü câlûte veâtâhü-llâhü-lmülke velhikmete ve’allemehû mimmâ yeşâ'. velevlâ def’u-llâhi-nnâse ba’dahüm biba’dil lefesedeti-l'ardu velâkinne-llâhe zû fadlin ’ale-l’âlemîn.

Onları Allah'ın izniyle bozguna uğrattılar; Davud Calut'u öldürdü, Allah Davud'a hükümranlık ve hikmet verdi ve ona dilediğinden öğretti. Allah'ın insanları birbiriyle savması olmasaydı yeryüzünün düzeni bozulurdu. Fakat Allah alemlere lütufkardır.

تِلْكَءَايَـٰتُٱللَّهِنَتْلُوهَاعَلَيْكَبِٱلْحَقِّوَإِنَّكَلَمِنَٱلْمُرْسَلِينَ٢٥٢
Tilke âyâtü-llâhi netlûhâ ’aleyke bilhakk. veinneke lemine-lmürselîn.

İşte bunlar Allah'ın ayetleridir. Biz onları sana doğru olarak okuyoruz. Şüphesiz sen peygamberlerden birisin.

تِلْكَٱلرُّسُلُفَضَّلْنَابَعْضَهُمْعَلَىٰبَعْضٍمِّنْهُممَّنكَلَّمَٱللَّهُوَرَفَعَبَعْضَهُمْدَرَجَـٰتٍوَءَاتَيْنَاعِيسَىٱبْنَمَرْيَمَٱلْبَيِّنَـٰتِوَأَيَّدْنَـٰهُبِرُوحِٱلْقُدُسِوَلَوْشَآءَٱللَّهُمَاٱقْتَتَلَٱلَّذِينَمِنبَعْدِهِممِّنبَعْدِمَاجَآءَتْهُمُٱلْبَيِّنَـٰتُوَلَـٰكِنِٱخْتَلَفُوافَمِنْهُممَّنْءَامَنَوَمِنْهُممَّنكَفَرَوَلَوْشَآءَٱللَّهُمَاٱقْتَتَلُواوَلَـٰكِنَّٱللَّهَيَفْعَلُمَايُرِيدُ٢٥٣
Tilke-rrusülü feddalnâ ba’dahüm ’alâ ba’d. minhüm men kelleme-llâhü verafe’a ba’dahüm deracât. veâteynâ ’îse-bne meryeme-lbeyyinâti veeyyednâhü birûhi-lkudüs. velev şâe-llâhü me-ktetele-llezîne mim ba’dihim mim ba’di mâ câethümü-lbeyyinâtü velâkini-htelefû feminhüm men âmene veminhüm men kefer. velev şâe-llâhü me-ktetelû velâkinne-llâhe yef’alü mâ yürîd.

İşte bu peygamberlerden bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Onlardan Allah'ın kendilerine hitabettiği, derecelerle yükselttikleri vardır. Meryem oğlu İsa'ya belgeler verdik, onu Ruhul Kudüs'le destekledik. Allah dileseydi, belgeler kendilerine geldikten sonra, peygamberlerin ardından birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler, kimi inandı, kimi inkar etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi, lakin Allah istediğini yapar.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوٓاأَنفِقُوامِمَّارَزَقْنَـٰكُممِّنقَبْلِأَنيَأْتِىَيَوْمٌلَّابَيْعٌفِيهِوَلَاخُلَّةٌوَلَاشَفَـٰعَةٌوَٱلْكَـٰفِرُونَهُمُٱلظَّـٰلِمُونَ٢٥٤
Yâ eyyühe-llezîne âmenû enfikû mimmâ razaknâküm min kabli ey ye'tiye yevmül lâ bey’un fîhi velâ hulletüv velâ şefâ’ah. velkâfirûne hümu-zzâlimûn.

Ey inananlar! Alışverişin, dostluğun, şefaatin olmayacağı günün gelmesinden önce sizi rızıklandırdığımızdan hayra sarfedin. İnkar edenler ancak yazık edenlerdir.

ٱللَّهُلَآإِلَـٰهَإِلَّاهُوَٱلْحَىُّٱلْقَيُّومُلَاتَأْخُذُهُسِنَةٌوَلَانَوْمٌلَّهُمَافِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَمَافِىٱلْأَرْضِمَنذَاٱلَّذِىيَشْفَعُعِندَهُٓإِلَّابِإِذْنِهِيَعْلَمُمَابَيْنَأَيْدِيهِمْوَمَاخَلْفَهُمْوَلَايُحِيطُونَبِشَىْءٍمِّنْعِلْمِهِٓإِلَّابِمَاشَآءَوَسِعَكُرْسِيُّهُٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضَوَلَايَـُٔودُهُحِفْظُهُمَاوَهُوَٱلْعَلِىُّٱلْعَظِيمُ٢٥٥
Allâhü lâ ilâhe illâ hû. elhayyü-lkayyûm. lâ te'huzühû sinetüv velâ nevm. lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. men ze-llezî yeşfe’u ’indehû illâ biiznih. ya’lemü mâ beyne eydîhim vemâ halfehüm. velâ yühîtûne bişey'im min ’ilmihî illâ bimâ şâ'. vesi’a kürsiyyühü-ssemâvâti vel'ard. velâ yeûdühû hifzuhümâ. vehüve-l’aliyyü-l’azîm.

Allah, O'ndan başka tanrı olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır. Göklerde olan ve yerde olan ancak O'nundur. O'nun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir, dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. Hükümranlığı gökleri ve yeri kaplamıştır, onların gözetilmesi O'na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.

لَآإِكْرَاهَفِىٱلدِّينِقَدتَّبَيَّنَٱلرُّشْدُمِنَٱلْغَىِّفَمَنيَكْفُرْبِٱلطَّـٰغُوتِوَيُؤْمِنبِٱللَّهِفَقَدِٱسْتَمْسَكَبِٱلْعُرْوَةِٱلْوُثْقَىٰلَاٱنفِصَامَلَهَاوَٱللَّهُسَمِيعٌعَلِيمٌ٢٥٦
Lâ ikrâhe fi-ddîni kat tebeyyene-rruşdü mine-lgayy. femey yekfür bittâgûti veyü'mim billâhi fekadi-stemseke bil’urveti-lvuskâ. le-nfisâme lehâ. vellâhü semî’un ’alîm.

Dinde zorlama yoktur; Artık hak ile batıl iyice ayrılmıştır. Tağutu (saptırıcıları) inkar edip Allah'a inanan kimse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa sarılmıştır. Allah işitendir, bilendir.

ٱللَّهُوَلِىُّٱلَّذِينَءَامَنُوايُخْرِجُهُممِّنَٱلظُّلُمَـٰتِإِلَىٱلنُّورِوَٱلَّذِينَكَفَرُوٓاأَوْلِيَآؤُهُمُٱلطَّـٰغُوتُيُخْرِجُونَهُممِّنَٱلنُّورِإِلَىٱلظُّلُمَـٰتِأُولَـٰٓئِكَأَصْحَـٰبُٱلنَّارِهُمْفِيهَاخَـٰلِدُونَ٢٥٧
Allâhü veliyyü-llezîne âmenû yuhricühüm mine-zzulümâti ile-nnûr. vellezîne keferû evliyâühümu-ttâgûtü yuhricûnehüm mine-nnûri ile-zzulümât. ülâike ashâbü-nnâr. hüm fîhâ hâlidûn.

Allah inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkar edenlerin ise dostları tağuttur. Onları aydınlıktan karanlıklara sürüklerler. İşte onlar cehennemliklerdir, onlar orada temelli kalacaklardır.

أَلَمْتَرَإِلَىٱلَّذِىحَآجَّإِبْرَٰهِـمَفِىرَبِّهِٓأَنْءَاتَىٰهُٱللَّهُٱلْمُلْكَإِذْقَالَإِبْرَٰهِـمُرَبِّىَٱلَّذِىيُحْىِوَيُمِيتُقَالَأَنَاأُحْىِوَأُمِيتُقَالَإِبْرَٰهِـمُفَإِنَّٱللَّهَيَأْتِىبِٱلشَّمْسِمِنَٱلْمَشْرِقِفَأْتِبِهَامِنَٱلْمَغْرِبِفَبُهِتَٱلَّذِىكَفَرَوَٱللَّهُلَايَهْدِىٱلْقَوْمَٱلظَّـٰلِمِينَ٢٥٨
Elem tera ile-llezî hâcce ibrâhîme fî rabbihî en âtâhü-llâhü-lmülk. iz kâle ibrâhîmü rabbiye-llezî yuhyî veyümîtü kâle ene uhyî veümît. kâle ibrâhîmü feinne-llâhe ye'tî bişşemsi mine-lmeşriki fe'ti bihâ mine-lmagribi febühite-llezî kefer. vellâhü lâ yehdi-lkavme-zzâlimîn.

Allah kendisine mülk verdi diye İbrahim ile Rabbi hakkında tartışanı görmedin mi? İbrahim: "Rabbim, dirilten ve öldürendir" demişti. "Ben de diriltir ve öldürürüm" dedi; İbrahim, "Şüphesiz Allah güneşi doğudan getiriyor, sen de batıdan getirsene" dedi. İnkar eden şaşırıp kaldı. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez.

أَوْكَٱلَّذِىمَرَّعَلَىٰقَرْيَةٍوَهِىَخَاوِيَةٌعَلَىٰعُرُوشِهَاقَالَأَنَّىٰيُحْىِهَـٰذِهِٱللَّهُبَعْدَمَوْتِهَافَأَمَاتَهُٱللَّهُمِائَةَعَامٍثُمَّبَعَثَهُقَالَكَمْلَبِثْتَقَالَلَبِثْتُيَوْمًاأَوْبَعْضَيَوْمٍقَالَبَللَّبِثْتَمِائَةَعَامٍفَٱنظُرْإِلَىٰطَعَامِكَوَشَرَابِكَلَمْيَتَسَنَّهْوَٱنظُرْإِلَىٰحِمَارِكَوَلِنَجْعَلَكَءَايَةًلِّلنَّاسِوَٱنظُرْإِلَىٱلْعِظَامِكَيْفَنُنشِزُهَاثُمَّنَكْسُوهَالَحْمًافَلَمَّاتَبَيَّنَلَهُقَالَأَعْلَمُأَنَّٱللَّهَعَلَىٰكُلِّشَىْءٍقَدِيرٌ٢٥٩
Ev kellezî merra ’alâ karyetiv vehiye hâviyetün ’alâ ’urûşihâ. kâle ennâ yuhyî hâzihi-llâhü ba’de mevtihâ. feemâtehü-llâhü miete ’âmin sümme be’aseh. kâle kem lebist. kâle lebistü yevmen ev ba’da yevm. kâle bel lebiste miete ’âmin fenzur ilâ ta’âmike veşerâbike lem yetesenneh. venzur ilâ himârike velinec’aleke âyetel linnâsi venzur ile-l’izâmi keyfe nünşizühâ sümme neksûhâ lahmâ. felemmâ tebeyyene lehû kâle a’lemü enne-llâhe ’alâ külli şey'in kadîr.

Yahut altı üstüne gelmiş bir kasabaya uğrayan kimseyi görmedin mi? "Allah burayı ölümünden sonra acaba nasıl diriltecek?" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra diriltti, "Ne kadar kaldın?" dedi, "Bir gün veya bir günden az kaldım" dedi, "Hayır yüz yıl kaldın, yiyeceğine içeceğine bak, bozulmamış; eşeğine bak ve hem seni insanlar için bir ibret kılacağız, kemiklere bak, onları nasıl birleştirip, sonra onlara et giydiriyoruz" dedi; bu ona apaçık belli olunca, "Artık Allah'ın her şeye Kadir olduğuna inanmış bulunuyorum" dedi.

وَإِذْقَالَإِبْرَٰهِـمُرَبِّأَرِنِىكَيْفَتُحْىِٱلْمَوْتَىٰقَالَأَوَلَمْتُؤْمِنقَالَبَلَىٰوَلَـٰكِنلِّيَطْمَئِنَّقَلْبِىقَالَفَخُذْأَرْبَعَةًمِّنَٱلطَّيْرِفَصُرْهُنَّإِلَيْكَثُمَّٱجْعَلْعَلَىٰكُلِّجَبَلٍمِّنْهُنَّجُزْءًاثُمَّٱدْعُهُنَّيَأْتِينَكَسَعْيًاوَٱعْلَمْأَنَّٱللَّهَعَزِيزٌحَكِيمٌ٢٦٠
Veiz kâle ibrâhîmü rabbi erinî keyfe tuhyi-lmevtâ. kâle evelem tü'min. kâle belâ velâkil liyatmeinne kalbî. kâle fehuz erbe’atem mine-ttayri fesurhünne ileyke sümme-c’al ’alâ külli cebelim minhünne cüz'en sümme-d’uhünne ye'tîneke sa’yâ. va’lem enne-llâhe ’azîzün hakîm.

İbrahim: "Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster" dediğinde, "İnanmıyor musun?" deyince de, "Hayır öyle değil, fakat kalbim iyice kansın" demişti. "Öyleyse dört çeşit kuş al, onları kendine alıştır, sonra onları parçalayıp her dağın üzerine bir parça koy, sonra onları çağır; koşarak sana gelirler. O halde Allah'ın güçlü ve Hakim olduğunu bil" demişti.

مَّثَلُٱلَّذِينَيُنفِقُونَأَمْوَٰلَهُمْفِىسَبِيلِٱللَّهِكَمَثَلِحَبَّةٍأَنبَتَتْسَبْعَسَنَابِلَفِىكُلِّسُنبُلَةٍمِّائَةُحَبَّةٍوَٱللَّهُيُضَـٰعِفُلِمَنيَشَآءُوَٱللَّهُوَٰسِعٌعَلِيمٌ٢٦١
Meselü-llezîne yünfikûne emvâlehüm fî sebîli-llâhi kemeseli habbetin embetet seb’a senâbile fî külli sümbületim mietü habbeh. vellâhü yüdâ’ifü limey yeşâ'. vellâhü vâsi’un ’alîm.

Mallarını Allah yolunda sarfedenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah'ın lütfü geniştir, O her şeyi bilendir.

ٱلَّذِينَيُنفِقُونَأَمْوَٰلَهُمْفِىسَبِيلِٱللَّهِثُمَّلَايُتْبِعُونَمَآأَنفَقُوامَنًّاوَلَآأَذًىلَّهُمْأَجْرُهُمْعِندَرَبِّهِمْوَلَاخَوْفٌعَلَيْهِمْوَلَاهُمْيَحْزَنُونَ٢٦٢
Ellezîne yünfikûne emvâlehüm fî sebîli-llâhi sümme lâ yütbi’ûne mâ enfekû mennev velâ ezel lehüm ecruhüm ’inde rabbihim. velâ havfün ’aleyhim velâ hüm yahzenûn.

Mallarını Allah yolunda sarfedip sonra sarfettikleri şeyin ardından başa kakmayan ve eza etmeyenlerin ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

قَوْلٌمَّعْرُوفٌوَمَغْفِرَةٌخَيْرٌمِّنصَدَقَةٍيَتْبَعُهَآأَذًىوَٱللَّهُغَنِىٌّحَلِيمٌ٢٦٣
Kavlüm ma’rûfüv vemagfiratün hayrum min sadekatiy yetbe’uhâ ezâ. vellâhü ganiyyün halîm.

Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eza gelen bir sadakadan daha iyidir. Allah müstağnidir, Halim'dir.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوالَاتُبْطِلُواصَدَقَـٰتِكُمبِٱلْمَنِّوَٱلْأَذَىٰكَٱلَّذِىيُنفِقُمَالَهُرِئَآءَٱلنَّاسِوَلَايُؤْمِنُبِٱللَّهِوَٱلْيَوْمِٱلْـَٔاخِرِفَمَثَلُهُكَمَثَلِصَفْوَانٍعَلَيْهِتُرَابٌفَأَصَابَهُوَابِلٌفَتَرَكَهُصَلْدًالَّايَقْدِرُونَعَلَىٰشَىْءٍمِّمَّاكَسَبُواوَٱللَّهُلَايَهْدِىٱلْقَوْمَٱلْكَـٰفِرِينَ٢٦٤
Yâ eyyühe-llezîne âmenû lâ tübtilû sadekâtiküm bilmenni vel'ezâ kellezî yünfiku mâlehû riâe-nnâsi velâ yü'minü billâhi velyevmi-l'âhir. femeselühû kemeseli safvânin ’aleyhi türâbün feesâbehû vâbilün feterakehû saldâ. lâ yakdirûne ’alâ şey'im mimmâ kesebû. vellâhü lâ yehdi-lkavme-lkâfirîn.

Ey İnananlar! Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara gösteriş için malını sarfeden kimse gibi, sadakalarınızı başa kakma ve eza etmekle boşa çıkarmayın. Onun durumu, üzerinde toprak bulunan kayanın durumu gibidir, üzerine bol yağmur yağdığındaonu cascavlak bırakır. Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah inkar eden kimseleri doğru yola eriştirmez.

وَمَثَلُٱلَّذِينَيُنفِقُونَأَمْوَٰلَهُمُٱبْتِغَآءَمَرْضَاتِٱللَّهِوَتَثْبِيتًامِّنْأَنفُسِهِمْكَمَثَلِجَنَّةٍبِرَبْوَةٍأَصَابَهَاوَابِلٌفَـَٔاتَتْأُكُلَهَاضِعْفَيْنِفَإِنلَّمْيُصِبْهَاوَابِلٌفَطَلٌّوَٱللَّهُبِمَاتَعْمَلُونَبَصِيرٌ٢٦٥
Vemeselü-llezîne yünfikûne emvâlehümü-btigâe merdâti-llâhi vetesbîtem min enfüsihim kemeseli cennetim birabvetin esâbehâ vâbilün feâtet ükülehâ di’feyn. feil lem yüsibhâ vâbilün fetall. vellâhü bimâ ta’melûne besîr.

Allah'ın rızasını kazanmak ve kalblerini sağlamlaştırmak için mallarını sarfedenlerin durumu, yüksekçe bir tepede bulunan, bol yağmur aldığında yemişlerini iki kat veren, bol yağmur yağmasa bile çisentisi düşen bir bahçenin durumu gibidir. Allah işlediklerinizi görür.

أَيَوَدُّأَحَدُكُمْأَنتَكُونَلَهُجَنَّةٌمِّننَّخِيلٍوَأَعْنَابٍتَجْرِىمِنتَحْتِهَاٱلْأَنْهَـٰرُلَهُفِيهَامِنكُلِّٱلثَّمَرَٰتِوَأَصَابَهُٱلْكِبَرُوَلَهُذُرِّيَّةٌضُعَفَآءُفَأَصَابَهَآإِعْصَارٌفِيهِنَارٌفَٱحْتَرَقَتْكَذَٰلِكَيُبَيِّنُٱللَّهُلَكُمُٱلْـَٔايَـٰتِلَعَلَّكُمْتَتَفَكَّرُونَ٢٦٦
Eyeveddü ehadüküm en tekûne lehû cennetüm min nehîliv vea’nâbin tecrî min tahtihe-l'enhâru lehû fîhâ min külli-ssemerâti veesâbehü-lkiberu velehû zürriyyetün du’afâ'. feesâbehâ i’sârun fîhi nârun fahterakat. kezâlike yübeyyinü-llâhü lekümü-l'âyâti le’alleküm tetefekkerûn.

Hangi biriniz, kendisi ihtiyarlamış ve çocukları da güçsüzken, altlarından ırmaklar akan, hurma, üzüm ve her çeşit meyveleri bulunan bahçesinin, ateşli bir kasırganın kopmasıyla yanmasını ister? Düşünesiniz diye Allah size ayetlerini böylece açıklar.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوٓاأَنفِقُوامِنطَيِّبَـٰتِمَاكَسَبْتُمْوَمِمَّآأَخْرَجْنَالَكُممِّنَٱلْأَرْضِوَلَاتَيَمَّمُواٱلْخَبِيثَمِنْهُتُنفِقُونَوَلَسْتُمبِـَٔاخِذِيهِإِلَّآأَنتُغْمِضُوافِيهِوَٱعْلَمُوٓاأَنَّٱللَّهَغَنِىٌّحَمِيدٌ٢٦٧
Yâ eyyühe-llezîne âmenû enfikû min tayyibâti mâ kesebtüm vemimmâ ahracnâ leküm mine-l'ard. velâ teyemmemü-lhabîse minhü tünfikûne velestüm biâhizîhi illâ en tugmidû fîh. va’lemû enne-llâhe ganiyyün hamîd.

Ey İnananlar! Kazandıklarınızın temizlerinden ve size yerden çıkardıklarımızdan sarfedin; iğrenmeden alamıyacağınız pis şeyleri vermeye kalkmayın. Allah'ın müstağni ve övülmeye layık olduğunu bilin.

ٱلشَّيْطَـٰنُيَعِدُكُمُٱلْفَقْرَوَيَأْمُرُكُمبِٱلْفَحْشَآءِوَٱللَّهُيَعِدُكُممَّغْفِرَةًمِّنْهُوَفَضْلًاوَٱللَّهُوَٰسِعٌعَلِيمٌ٢٦٨
Eşşeytânü ye’idükümü-lfakra veye'müruküm bilfahşâ'. vellâhü ye’idüküm magfiratem minhü vefadlâ. vellâhü vâsi’un ’alîm.

Şeytan sizi fakirlikle korkutarak cimriliği ve hayasızlığı emreder; Allah ise kendisinden mağfiret ve bol nimet vadeder. Allah'ın lütfü boldur, O her şeyi bilir.

يُؤْتِىٱلْحِكْمَةَمَنيَشَآءُوَمَنيُؤْتَٱلْحِكْمَةَفَقَدْأُوتِىَخَيْرًاكَثِيرًاوَمَايَذَّكَّرُإِلَّآأُولُواٱلْأَلْبَـٰبِ٢٦٩
Yü'ti-lhikmete mey yeşâ'. vemey yü'te-lhikmete fekad ûtiye hayran kesîâ. vemâ yezzekkeru illâ ülü-l'elbâb.

Hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse şüphesiz ona çokça hayır verilmiştir. Bundan ancak akıl sahipleri ibret alır.

وَمَآأَنفَقْتُممِّننَّفَقَةٍأَوْنَذَرْتُممِّننَّذْرٍفَإِنَّٱللَّهَيَعْلَمُهُوَمَالِلظَّـٰلِمِينَمِنْأَنصَارٍ٢٧٠
Vemâ enfaktüm min nefekatin ev nezertüm min nezrin feinne-llâhe ya’lemüh. vemâ lizzâlimîne min ensâr.

Sarfettiğiniz harcı ve adadığınız adağı şüphesiz Allah bilir. Zulmedenlerin hiç yardımcıları yoktur.

إِنتُبْدُواٱلصَّدَقَـٰتِفَنِعِمَّاهِىَوَإِنتُخْفُوهَاوَتُؤْتُوهَاٱلْفُقَرَآءَفَهُوَخَيْرٌلَّكُمْوَيُكَفِّرُعَنكُممِّنسَيِّـَٔاتِكُمْوَٱللَّهُبِمَاتَعْمَلُونَخَبِيرٌ٢٧١
İn tübdu-ssadekâti feni’immâ hî. vein tuhfûhâ vetü'tûhe-lfükarâe fehüve hayrul leküm. veyükeffiru ’anküm min seyyiâtiküm. vellâhü bimâ ta’melûne habîr.

Sadakaları açıkça verirseniz o ne güzel! Eğer onları yoksullara gizlice verirseniz sizin için daha iyidir. Allah onları kötülüklerinizden bir kısmına karşı tutar. Allah işlediklerinizden haberdardır.

لَّيْسَعَلَيْكَهُدَىٰهُمْوَلَـٰكِنَّٱللَّهَيَهْدِىمَنيَشَآءُوَمَاتُنفِقُوامِنْخَيْرٍفَلِأَنفُسِكُمْوَمَاتُنفِقُونَإِلَّاٱبْتِغَآءَوَجْهِٱللَّهِوَمَاتُنفِقُوامِنْخَيْرٍيُوَفَّإِلَيْكُمْوَأَنتُمْلَاتُظْلَمُونَ٢٧٢
Leyse ’aleyke hüdâhüm velâkinne-llâhe yehdî mey yeşâ'. vemâ tünfikû min hayrin felienfüsiküm. vemâ tünfikûne ille-btigâe vechi-llâh. vemâ tünfikû min hayriy yüveffe ileyküm veentüm lâ tuzlemûn.

Onların doğru yola iletilmeleri sana düşmez, fakat Allah dilediğini doğru yola eriştirir. Sarfettiğiniz iyi şey kendinizedir, zaten ancak Allah'ın rızasını kazanmak için sarfedersiniz. Sarfettiğiniz iyi bir şeyin karşılığı haksızlığa uğratılmaksızın size verilir.

لِلْفُقَرَآءِٱلَّذِينَأُحْصِرُوافِىسَبِيلِٱللَّهِلَايَسْتَطِيعُونَضَرْبًافِىٱلْأَرْضِيَحْسَبُهُمُٱلْجَاهِلُأَغْنِيَآءَمِنَٱلتَّعَفُّفِتَعْرِفُهُمبِسِيمَـٰهُمْلَايَسْـَٔلُونَٱلنَّاسَإِلْحَافًاوَمَاتُنفِقُوامِنْخَيْرٍفَإِنَّٱللَّهَبِهِعَلِيمٌ٢٧٣
Lilfükarâi-llezîne uhsirû fî sebîli-llâhi lâ yestetî’ûne darben fi-l'ard. yahsebühümü-lcâhilü agniyâe mine-tte’affüf. ta’rifühüm bisîmâhüm. lâ yes'elûne-nnâse ilhâfâ. vemâ tünfikû min hayrin feinne-llâhe bihî ’alîm.

Sadakalarınızı, kendilerini Allah yoluna adayıp yeryüzünde dolaşamayanlara, hayalarından dolayı, kendilerini tanımayanların zengin saydıkları yoksullara verin. Onları yüzlerinden tanırsın, insanlardan yüzsüzlük ederek bir şey istemezler. Sarfettiğiniz iyi bir şeyi Allah şüphesiz bilir.

ٱلَّذِينَيُنفِقُونَأَمْوَٰلَهُمبِٱلَّيْلِوَٱلنَّهَارِسِرًّاوَعَلَانِيَةًفَلَهُمْأَجْرُهُمْعِندَرَبِّهِمْوَلَاخَوْفٌعَلَيْهِمْوَلَاهُمْيَحْزَنُونَ٢٧٤
Ellezîne yünfikûne emvâlehüm billeyli vennehâri sirrav ve’alâniyeten felehüm ecruhüm ’inde rabbihim. velâ havfün ’aleyhim velâ hüm yahzenûn.

Gece gündüz, açık gizli, mallarını sarfedenlerin mükafatlarını Rab'leri verecektir. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

ٱلَّذِينَيَأْكُلُونَٱلرِّبَوٰالَايَقُومُونَإِلَّاكَمَايَقُومُٱلَّذِىيَتَخَبَّطُهُٱلشَّيْطَـٰنُمِنَٱلْمَسِّذَٰلِكَبِأَنَّهُمْقَالُوٓاإِنَّمَاٱلْبَيْعُمِثْلُٱلرِّبَوٰاوَأَحَلَّٱللَّهُٱلْبَيْعَوَحَرَّمَٱلرِّبَوٰافَمَنجَآءَهُمَوْعِظَةٌمِّنرَّبِّهِفَٱنتَهَىٰفَلَهُمَاسَلَفَوَأَمْرُهُٓإِلَىٱللَّهِوَمَنْعَادَفَأُولَـٰٓئِكَأَصْحَـٰبُٱلنَّارِهُمْفِيهَاخَـٰلِدُونَ٢٧٥
Ellezîne ye'külûne-rribâ lâ yekûmûne illâ kemâ yekûmü-llezî yetehabbetuhü-şşeytânü mine-lmess. zâlike biennehüm kâlû inneme-lbey’u mislü-rribâ. veehalle-llâhü-lbey’a veharrame-rribâ. femen câehû mev’izatüm mir rabbihî fentehâ felehû mâ selef. veemruhû ile-llâh. vemen ’âde feülâike ashâbü-nnâr. hüm fîhâ hâlidûn.

Faiz yiyenler mahşerde ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, "Zaten alışveriş de faiz gibidir" demelerindendir. Oysa Allah alışverişi helal, faizi haram kıldı. Kime Rabb'inden bir öğüt gelir de faizcilikten geri durursa, geçmişi kendisinedir, onun işi Allah'a aittir. Kim faizciliğe dönerse, işte onlar cehennemliktir, onlar orada temelli kalacaklardır.

يَمْحَقُٱللَّهُٱلرِّبَوٰاوَيُرْبِىٱلصَّدَقَـٰتِوَٱللَّهُلَايُحِبُّكُلَّكَفَّارٍأَثِيمٍ٢٧٦
Yemhaku-llâhü-rribâ veyürbi-ssadekâti. vellâhü lâ yühibbü külle keffârin esîm.

Allah faizi eksiltir, sadakaları bereketlendirir. Allah pek nankör olan hiçbir günahkarı sevmez.

إِنَّٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِوَأَقَامُواٱلصَّلَوٰةَوَءَاتَوُاٱلزَّكَوٰةَلَهُمْأَجْرُهُمْعِندَرَبِّهِمْوَلَاخَوْفٌعَلَيْهِمْوَلَاهُمْيَحْزَنُونَ٢٧٧
İnne-llezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti veekâmu-ssalâte veâtevu-zzekâte lehüm ecruhüm ’inde rabbihim. velâ havfün ’aleyhim velâ hüm yahzenûn.

İnanıp yararlı işler işleyenlerin, namaz kılıp, zekat verenlerin Rab'leri katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُواٱتَّقُواٱللَّهَوَذَرُوامَابَقِىَمِنَٱلرِّبَوٰٓاإِنكُنتُممُّؤْمِنِينَ٢٧٨
Yâ eyyühe-llezîne âmenü-tteku-llâhe vezerû mâ bekiye mine-rribâ in küntüm mü'minîn.

Ey İnananlar! Allah'tan sakının, inanmışsanız, faizden arta kalmış hesabdan vazgeçin.

فَإِنلَّمْتَفْعَلُوافَأْذَنُوابِحَرْبٍمِّنَٱللَّهِوَرَسُولِهِوَإِنتُبْتُمْفَلَكُمْرُءُوسُأَمْوَٰلِكُمْلَاتَظْلِمُونَوَلَاتُظْلَمُونَ٢٧٩
Feil lem tef’alû fe'zenû biharbim mine-llâhi verasûlih. vein tübtüm feleküm ruûsü emvâliküm. lâ tazlimûne velâ tuzlemûn.

Böyle yapmazsanız, bunun Allah'a ve Peygamberine karşı açılmış bir savaş olduğunu bilin. Eğer tevbe ederseniz sermayeniz sizindir. Böylece haksızlık etmemiş ve haksızlığa uğramamış olursunuz.

وَإِنكَانَذُوعُسْرَةٍفَنَظِرَةٌإِلَىٰمَيْسَرَةٍوَأَنتَصَدَّقُواخَيْرٌلَّكُمْإِنكُنتُمْتَعْلَمُونَ٢٨٠
Vein kâne zû ’usratin feneziratün ilâ meyserah. veen tesaddekû hayrul leküm in küntüm ta’lemûn.

Borçlu darda ise, eli genişleyinceye kadar ona mühlet verin. Bilmiş olsanız borcu bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır.

وَٱتَّقُوايَوْمًاتُرْجَعُونَفِيهِإِلَىٱللَّهِثُمَّتُوَفَّىٰكُلُّنَفْسٍمَّاكَسَبَتْوَهُمْلَايُظْلَمُونَ٢٨١
Vettekû yevmen türce’ûne fîhi ile-llâhi sümme tüveffâ küllü nefsim mâ kesebet vehüm lâ yuzlemûn.

Allah'a döneceğiniz ve sonra haksızlığa uğramadan herkesin kazancının kendisine eksiksiz verileceği günden korkunuz.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوٓاإِذَاتَدَايَنتُمبِدَيْنٍإِلَىٰٓأَجَلٍمُّسَمًّىفَٱكْتُبُوهُوَلْيَكْتُببَّيْنَكُمْكَاتِبٌبِٱلْعَدْلِوَلَايَأْبَكَاتِبٌأَنيَكْتُبَكَمَاعَلَّمَهُٱللَّهُفَلْيَكْتُبْوَلْيُمْلِلِٱلَّذِىعَلَيْهِٱلْحَقُّوَلْيَتَّقِٱللَّهَرَبَّهُوَلَايَبْخَسْمِنْهُشَيْـًٔافَإِنكَانَٱلَّذِىعَلَيْهِٱلْحَقُّسَفِيهًاأَوْضَعِيفًاأَوْلَايَسْتَطِيعُأَنيُمِلَّهُوَفَلْيُمْلِلْوَلِيُّهُبِٱلْعَدْلِوَٱسْتَشْهِدُواشَهِيدَيْنِمِنرِّجَالِكُمْفَإِنلَّمْيَكُونَارَجُلَيْنِفَرَجُلٌوَٱمْرَأَتَانِمِمَّنتَرْضَوْنَمِنَٱلشُّهَدَآءِأَنتَضِلَّإِحْدَىٰهُمَافَتُذَكِّرَإِحْدَىٰهُمَاٱلْأُخْرَىٰوَلَايَأْبَٱلشُّهَدَآءُإِذَامَادُعُواوَلَاتَسْـَٔمُوٓاأَنتَكْتُبُوهُصَغِيرًاأَوْكَبِيرًاإِلَىٰٓأَجَلِهِذَٰلِكُمْأَقْسَطُعِندَٱللَّهِوَأَقْوَمُلِلشَّهَـٰدَةِوَأَدْنَىٰٓأَلَّاتَرْتَابُوٓاإِلَّآأَنتَكُونَتِجَـٰرَةًحَاضِرَةًتُدِيرُونَهَابَيْنَكُمْفَلَيْسَعَلَيْكُمْجُنَاحٌأَلَّاتَكْتُبُوهَاوَأَشْهِدُوٓاإِذَاتَبَايَعْتُمْوَلَايُضَآرَّكَاتِبٌوَلَاشَهِيدٌوَإِنتَفْعَلُوافَإِنَّهُفُسُوقٌبِكُمْوَٱتَّقُواٱللَّهَوَيُعَلِّمُكُمُٱللَّهُوَٱللَّهُبِكُلِّشَىْءٍعَلِيمٌ٢٨٢
Yâ eyyühe-llezîne âmenû izâ tedâyentüm bideynin ilâ ecelim müsemmen fektübûh. velyektüb beyneküm kâtibüm bil’adl. velâ ye'be kâtibün ey yektübe kemâ ’allemehü-llâhü felyektüb. velyümlili-llezî ’aleyhi-lhakku velyetteki-llâhe rabbehû velâ yebhas minhü şey'â. fein kâne-llezî ’aleyhi-lhakku sefîhen ev da’îfen ev lâ yestetî’u ey yümille hüve felyümlil veliyyühû bil’adl. vesteşhidû şehîdeyni mir ricâliküm. feil lem yekûnâ racüleyni feracülüv vemraetâni mimmen terdavne mine-şşühedâi en tedille ihdâhümâ fetüzekkira ihdâhüme-l'uhrâ. velâ ye'be-şşühedâü izâ mâ dü’û. velâ tes'emû en tektübûhü sagîran ev kebîran ilâ ecelih. zâliküm aksetu ’inde-llâhi veakvemü lişşehâdeti veednâ ellâ tertâbû illâ en tekûne ticâraten hâdiraten tüdîrûnehâ beyneküm feleyse ’aleyküm cünâhun ellâ tektübûhâ. veeşhidû izâ tebâya’tüm. velâ yüdârra kâtibüv velâ şehîd. vein tef’alû feinnehû füsûkum biküm. vetteku-llâh. veyü’allimükümü-llâh. vellâhü bikülli şey'in ’alîm.

Ey İnananlar! Birbirinize belirli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. İçinizden bir katip doğru olarak yazsın; katip onu Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin, yazsın. Borçlu olan da yazdırsın, Rabbi olan Allah'tan sakınsın, ondan bir şey eksiltmesin. Eğer borçlu, aptal veya aciz, ya da yazdıramıyacak durumda ise, velisi, doğru olarak yazdırsın. Erkeklerinizden iki şahid tutun; eğer iki erkek bulunmazsa, şahidlerden razı olacağınız bir erkek, biri unuttuğunda diğeri ona hatırlatacak iki kadın olabilir. Şahidler çağırıldıklarında çekinmesinler. Borç büyük veya küçük olsun, onu süresiyle beraber yazmaya üşenmeyin; bu, Allah katında en doğru, şahidlik için en sağlam ve şüphelenmenizden en uzak olandır. Ancak aranızdaki alışveriş peşin olursa, onu yazmamanızda size bir sorumluluk yoktur. Alışveriş yaptığınızda şahid tutun. Katibe de şahide de zarar verilmesin; eğer zarar verirseniz, o zaman doğru yoldan çıkmış olursunuz. Allah'tan sakının, Allah size öğretiyor; Allah her şeyi bilir.

وَإِنكُنتُمْعَلَىٰسَفَرٍوَلَمْتَجِدُواكَاتِبًافَرِهَـٰنٌمَّقْبُوضَةٌفَإِنْأَمِنَبَعْضُكُمبَعْضًافَلْيُؤَدِّٱلَّذِىٱؤْتُمِنَأَمَـٰنَتَهُوَلْيَتَّقِٱللَّهَرَبَّهُوَلَاتَكْتُمُواٱلشَّهَـٰدَةَوَمَنيَكْتُمْهَافَإِنَّهُٓءَاثِمٌقَلْبُهُوَٱللَّهُبِمَاتَعْمَلُونَعَلِيمٌ٢٨٣
Vein küntüm ’alâ seferiv velem tecidû kâtiben ferihânüm makbûdah. fein emine ba’duküm ba’dan felyüeddi-llezi-'tümine emânetehû velyetteki-llâhe rabbeh. velâ tektümü-şşehâdet. vemey yektümhâ feinnehû âsimün kalbüh. vellâhü bimâ ta’melûne ’alîm.

Eğer yolculukta olup katip bulamazsanız alınan rehin yeter. Şayet birbirinize güvenirseniz, güvenilen kimse borcunu ödesin. Rabbi olan Allah'tan sakınsın. Şahidliği gizlemeyin, onu kim gizlerse şüphesiz kalbi günah işlemiş olur. Allah işlediklerinizi bilir.

لِّلَّهِمَافِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَمَافِىٱلْأَرْضِوَإِنتُبْدُوامَافِىٓأَنفُسِكُمْأَوْتُخْفُوهُيُحَاسِبْكُمبِهِٱللَّهُفَيَغْفِرُلِمَنيَشَآءُوَيُعَذِّبُمَنيَشَآءُوَٱللَّهُعَلَىٰكُلِّشَىْءٍقَدِيرٌ٢٨٤
Lillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. vein tübdû mâ fî enfüsiküm ev tuhfûhü yühâsibküm bihi-llâh. feyagfiru limey yeşâü veyü’azzibü mey yeşâ'. vellâhü ’alâ külli şey'in kadîr.

Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker ve dilediğini bağışlar, dilediğine azabeder. Allah her şeye Kadir'dir.

ءَامَنَٱلرَّسُولُبِمَآأُنزِلَإِلَيْهِمِنرَّبِّهِوَٱلْمُؤْمِنُونَكُلٌّءَامَنَبِٱللَّهِوَمَلَـٰٓئِكَتِهِوَكُتُبِهِوَرُسُلِهِلَانُفَرِّقُبَيْنَأَحَدٍمِّنرُّسُلِهِوَقَالُواسَمِعْنَاوَأَطَعْنَاغُفْرَانَكَرَبَّنَاوَإِلَيْكَٱلْمَصِيرُ٢٨٥
Âmene-rrasûlü bimâ ünzile ileyhi mir rabbihî velmü'minûn. küllün âmene billâhi vemelâiketihî vekütübihî verusülih. lâ nüferriku beyne ehadim mir rusülih. vekâlû semi’nâ veeta’nâ gufrâneke rabbenâ veileyke-lmesîr.

Peygamber ve inananlar, ona Rabb'inden indirilene inandı. Hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı. "Peygamberleri arasından hiçbirini ayırdetmeyiz, işittik, itaat ettik, Rabbimiz! Affını dileriz, dönüş Sanadır" dediler.

لَايُكَلِّفُٱللَّهُنَفْسًاإِلَّاوُسْعَهَالَهَامَاكَسَبَتْوَعَلَيْهَامَاٱكْتَسَبَتْرَبَّنَالَاتُؤَاخِذْنَآإِننَّسِينَآأَوْأَخْطَأْنَارَبَّنَاوَلَاتَحْمِلْعَلَيْنَآإِصْرًاكَمَاحَمَلْتَهُعَلَىٱلَّذِينَمِنقَبْلِنَارَبَّنَاوَلَاتُحَمِّلْنَامَالَاطَاقَةَلَنَابِهِوَٱعْفُعَنَّاوَٱغْفِرْلَنَاوَٱرْحَمْنَآأَنتَمَوْلَىٰنَافَٱنصُرْنَاعَلَىٱلْقَوْمِٱلْكَـٰفِرِينَ٢٨٦
Lâ yükellifü-llâhü nefsen illâ vus’ahâ. lehâ mâ kesebet ve’aleyhâ me-ktesebet. rabbenâ lâ tüâhiznâ in nesînâ ev ahta'nâ. rabbenâ velâ tahmil ’aleynâ isran kemâ hameltehû ’ale-llezîne min kablinâ. rabbenâ velâ tühammilnâ mâ lâ tâkate lenâ bih. va’fü ’annâ. vagfir lenâ. verhamnâ. ente mevlânâ fensurnâ ’ale-lkavmi-lkâfirîn.

Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükler; kazandığı iyilik lehine, ettiği kötülük de aleyhinedir. Rabbimiz! Eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma. Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme. Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi taşıtma, bizi affet, bizi bağışla, bize acı. Sen Mevlamızsın, kafirlere karşı bize yardım et.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay