Âl-i İmrân Suresi
200 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
الٓمٓ١
Elif-lâm-mîm.

Elif, Lam, Mim.

ٱللَّهُلَآإِلَـٰهَإِلَّاهُوَٱلْحَىُّٱلْقَيُّومُ٢
Allâhü lâ ilâhe illâ hüve-lhayyü-lkayyûm.

Allah, Ondan başka tanrı olmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır.

نَزَّلَعَلَيْكَٱلْكِتَـٰبَبِٱلْحَقِّمُصَدِّقًالِّمَابَيْنَيَدَيْهِوَأَنزَلَٱلتَّوْرَىٰةَوَٱلْإِنجِيلَ٣
Nezzele ’aleyke-lkitâbe bilhakki müsaddikal limâ beyne yedeyhi veenzele-ttevrâte vel'incîl.

Kendisinden önceki Kitapları tasdik eden Hak Kitap'ı sana indirdi. Önceden insanlara yol gösterici olarak Tevrat ve İncil'i de indirmişti. O, doğruyu yanlıştan ayıran Kitap'ı indirdi. Doğrusu Allah'ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli azab vardır. Allah güçlüdür, mazlumların öcünü alır.

مِنقَبْلُهُدًىلِّلنَّاسِوَأَنزَلَٱلْفُرْقَانَإِنَّٱلَّذِينَكَفَرُوابِـَٔايَـٰتِٱللَّهِلَهُمْعَذَابٌشَدِيدٌوَٱللَّهُعَزِيزٌذُوٱنتِقَامٍ٤
Min kablü hüdel linnâsi veenzele-lfürkân. inne-llezîne keferû biâyâti-llâhi lehüm ’azâbün şedîd. vellâhü ’azîzün zü-ntikâm.

Kendisinden önceki Kitapları tasdik eden Hak Kitap'ı sana indirdi. Önceden insanlara yol gösterici olarak Tevrat ve İncil'i de indirmişti. O, doğruyu yanlıştan ayıran Kitap'ı indirdi. Doğrusu Allah'ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli azab vardır. Allah güçlüdür, mazlumların öcünü alır.

إِنَّٱللَّهَلَايَخْفَىٰعَلَيْهِشَىْءٌفِىٱلْأَرْضِوَلَافِىٱلسَّمَآءِ٥
İnne-llâhe lâ yahfâ ’aleyhi şey'ün fi-l'ardi velâ fi-ssemâ'.

Şüphesiz gökte ve yerde hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz.

هُوَٱلَّذِىيُصَوِّرُكُمْفِىٱلْأَرْحَامِكَيْفَيَشَآءُلَآإِلَـٰهَإِلَّاهُوَٱلْعَزِيزُٱلْحَكِيمُ٦
Hüve-llezî yüsavviruküm fi-l'erhâmi keyfe yeşâ'. lâ ilâhe illâ hüve-l’azîzü-lhakîm.

Ana rahminde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur. O'ndan başka tanrı yoktur, güçlüdür, Hakim'dir.

هُوَٱلَّذِىٓأَنزَلَعَلَيْكَٱلْكِتَـٰبَمِنْهُءَايَـٰتٌمُّحْكَمَـٰتٌهُنَّأُمُّٱلْكِتَـٰبِوَأُخَرُمُتَشَـٰبِهَـٰتٌفَأَمَّاٱلَّذِينَفِىقُلُوبِهِمْزَيْغٌفَيَتَّبِعُونَمَاتَشَـٰبَهَمِنْهُٱبْتِغَآءَٱلْفِتْنَةِوَٱبْتِغَآءَتَأْوِيلِهِوَمَايَعْلَمُتَأْوِيلَهُٓإِلَّاٱللَّهُوَٱلرَّٰسِخُونَفِىٱلْعِلْمِيَقُولُونَءَامَنَّابِهِكُلٌّمِّنْعِندِرَبِّنَاوَمَايَذَّكَّرُإِلَّآأُولُواٱلْأَلْبَـٰبِ٧
Hüve-llezî enzele ’aleyke-lkitâbe minhü âyâtüm muhkemâtün hünne ümmü-lkitâbi veüharu müteşâbihâh. feemme-llezîne fî kulûbihim zeygun feyettebi’ûne mâ teşâbehe minhü-btigâe-lfitneti vebtigâe te'vîlih. vemâ ya’lemü te'vîlehû ille-llâh. verrâsihûne fi-l’ilmi yekûlûne âmennâ bihî küllüm min ’indi rabbinâ. vemâ yezzekkeru illâ ülü-l'elbâb.

Sana Kitap'ı indiren O'dur. Onda Kitap'ın temeli olan kesin anlamlı ayetler vardır, diğerleri de çeşitli anlamlıdırlar. Kalblerinde eğrilik olan kimseler, fitne çıkarmak, kendilerine göre yorumlamak için onların çeşitli anlamlı olanlarına uyarlar. Oysa onların yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar: "Ona inandık, hepsi Rabbimiz'in katındandır" derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünür;

رَبَّنَالَاتُزِغْقُلُوبَنَابَعْدَإِذْهَدَيْتَنَاوَهَبْلَنَامِنلَّدُنكَرَحْمَةًإِنَّكَأَنتَٱلْوَهَّابُ٨
Rabbenâ lâ tüzig kulûbenâ ba’de iz hedeytenâ veheb lenâ mil ledünke rahmeh. inneke ente-lvehhâb.

Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalblerimizi eğriltme, katından bize rahmet bağışla; şüphesiz Sen sonsuz bağışta bulunansın.

رَبَّنَآإِنَّكَجَامِعُٱلنَّاسِلِيَوْمٍلَّارَيْبَفِيهِإِنَّٱللَّهَلَايُخْلِفُٱلْمِيعَادَ٩
Rabbenâ inneke câmi’u-nnâsi liyevmil lâ raybe fîh. inne-llâhe lâ yuhlifü-lmî’âd.

Rabbimiz! Doğrusu geleceği şüphe götürmeyen günde, insanları toplayacak olan Sensin. Şüphesiz ki Allah verdiği sözden caymaz.

إِنَّٱلَّذِينَكَفَرُوالَنتُغْنِىَعَنْهُمْأَمْوَٰلُهُمْوَلَآأَوْلَـٰدُهُممِّنَٱللَّهِشَيْـًٔاوَأُولَـٰٓئِكَهُمْوَقُودُٱلنَّارِ١٠
İnne-llezîne keferû len tugniye ’anhüm emvâlühüm velâ evlâdühüm mine-llâhi şey'â. veülâike hüm vekûdü-nnâr.

İnkar edenlerin malları ve çocukları, Allah'a karşı onlara bir şey sağlamaz. İşte onlar ateşin yakıtlarıdır.

كَدَأْبِءَالِفِرْعَوْنَوَٱلَّذِينَمِنقَبْلِهِمْكَذَّبُوابِـَٔايَـٰتِنَافَأَخَذَهُمُٱللَّهُبِذُنُوبِهِمْوَٱللَّهُشَدِيدُٱلْعِقَابِ١١
Kede'bi âli fir’avne vellezîne min kablihim. kezzebû biâyâtinâ. feehazehümü-llâhü bizünûbihim. vellâhü şedîdü-l’ikâb.

Bunların tutumu, Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin tutumu gibi ki, ayetlerimizi yalanladılar da Allah onları günahlarından dolayı yok (helak) etti. Allah'ın cezalandırması şiddetlidir.

قُللِّلَّذِينَكَفَرُواسَتُغْلَبُونَوَتُحْشَرُونَإِلَىٰجَهَنَّمَوَبِئْسَٱلْمِهَادُ١٢
Kul lillezîne keferû setuglebûne vetuhşerûne ilâ cehennem. vebi'se-lmihâd.

İnkar edenlere: "Yenileceksiniz, toplanıp cehenneme sürüleceksiniz, orası ne kötü döşektir" de.

قَدْكَانَلَكُمْءَايَةٌفِىفِئَتَيْنِٱلْتَقَتَافِئَةٌتُقَـٰتِلُفِىسَبِيلِٱللَّهِوَأُخْرَىٰكَافِرَةٌيَرَوْنَهُممِّثْلَيْهِمْرَأْىَٱلْعَيْنِوَٱللَّهُيُؤَيِّدُبِنَصْرِهِمَنيَشَآءُإِنَّفِىذَٰلِكَلَعِبْرَةًلِّأُولِىٱلْأَبْصَـٰرِ١٣
Kad kâne leküm âyetün fî fieteyni-ltekatâ. fietün tükâtilü fî sebîli-llâhi veuhrâ kâfiratüy yeravnehüm misleyhim ra'ye-l’ayn. vellâhü yü'eyyidü binasrihî mey yeşâ'. inne fî zâlike le’ibratel liüli-l'ebsâr.

Karşı karşıya gelen iki topluluğun durumlarında sizin için ibret vardır; biri Allah yolunda savaşanlardır, diğeri inkarcılardır ki, bunlar karşı tarafı gözleriyle kendilerinin iki misli görüyorlardı. Allah dilediğini yardımıyla destekler. Bunda görebilenler için ibret vardır.

زُيِّنَلِلنَّاسِحُبُّٱلشَّهَوَٰتِمِنَٱلنِّسَآءِوَٱلْبَنِينَوَٱلْقَنَـٰطِيرِٱلْمُقَنطَرَةِمِنَٱلذَّهَبِوَٱلْفِضَّةِوَٱلْخَيْلِٱلْمُسَوَّمَةِوَٱلْأَنْعَـٰمِوَٱلْحَرْثِذَٰلِكَمَتَـٰعُٱلْحَيَوٰةِٱلدُّنْيَاوَٱللَّهُعِندَهُحُسْنُٱلْمَـَٔابِ١٤
Züyyine linnâsi hubbü-şşehevâti mine-nnisâi velbenîne velkanâtîri-lmükantarati mine-zzehebi velfiddati velhayli-lmüsevvemeti vel'en’âmi velhars. zâlike metâ’u-lhayâti-ddünyâ. vellâhü ’indehû husnü-lmeâb.

Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşe, nişanlı atlar ve develere, ekinlere karşı aşırı sevgi beslemek insanlara güzel gösterilmiştir. Bunlar dünya hayatının nimetleridir, oysa gidilecek yerin güzeli Allah katındadır.

قُلْأَؤُنَبِّئُكُمبِخَيْرٍمِّنذَٰلِكُمْلِلَّذِينَٱتَّقَوْاعِندَرَبِّهِمْجَنَّـٰتٌتَجْرِىمِنتَحْتِهَاٱلْأَنْهَـٰرُخَـٰلِدِينَفِيهَاوَأَزْوَٰجٌمُّطَهَّرَةٌوَرِضْوَٰنٌمِّنَٱللَّهِوَٱللَّهُبَصِيرٌبِٱلْعِبَادِ١٥
Kul eünebbiüküm bihayrim min zâliküm. lillezîne-ttekav ’inde rabbihim cennâtün tecrî min tahtihe-l'enhâru hâlidîne fîhâ veezvâcüm mütahherâtüv veridvânüm mine-llâh. vellâhü besîrum bil’ibâd.

De ki: Bundan daha iyisini size haber vereyim mi? Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rab'lerinin katında, altlarından ırmaklar akan ve orada temelli kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah kullarını hakkiyle görücüdür.

ٱلَّذِينَيَقُولُونَرَبَّنَآإِنَّنَآءَامَنَّافَٱغْفِرْلَنَاذُنُوبَنَاوَقِنَاعَذَابَٱلنَّارِ١٦
Ellezîne yekûlûne rabbenâ innenâ âmennâ fagfir lenâ zünûbenâ vekinâ ’azâbe-nnâr.

Onlar ki, "Rabbimiz! Biz şüphesiz inandık, bunun için günahlarımızı bize bağışla ve bizi ateşin azabından koru" diyen, sabreden, doğru olan, gönülden kulluk eden, hayra sarfeden ve seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerdir.

ٱلصَّـٰبِرِينَوَٱلصَّـٰدِقِينَوَٱلْقَـٰنِتِينَوَٱلْمُنفِقِينَوَٱلْمُسْتَغْفِرِينَبِٱلْأَسْحَارِ١٧
Essâbirîne vessâdikîne velkânitîne velmünfikîne velmüstagfirîne bil'eshâr.

Onlar ki, "Rabbimiz! Biz şüphesiz inandık, bunun için günahlarımızı bize bağışla ve bizi ateşin azabından koru" diyen, sabreden, doğru olan, gönülden kulluk eden, hayra sarfeden ve seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerdir.

شَهِدَٱللَّهُأَنَّهُلَآإِلَـٰهَإِلَّاهُوَوَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُوَأُولُواٱلْعِلْمِقَآئِمًابِٱلْقِسْطِلَآإِلَـٰهَإِلَّاهُوَٱلْعَزِيزُٱلْحَكِيمُ١٨
Şehide-llâhü ennehû lâ ilâhe illâ hüve velmelâiketü veülü-l’ilmi kâimem bilkist. lâ ilâhe illâ hüve-l’azîzü-lhakîm.

Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahibleri, O'ndan başka tanrı olmadığına şahidlik etmişlerdir. O'ndan başka tanrı yoktur, O güçlüdür, Hakim'dir.

إِنَّٱلدِّينَعِندَٱللَّهِٱلْإِسْلَـٰمُوَمَاٱخْتَلَفَٱلَّذِينَأُوتُواٱلْكِتَـٰبَإِلَّامِنبَعْدِمَاجَآءَهُمُٱلْعِلْمُبَغْيًابَيْنَهُمْوَمَنيَكْفُرْبِـَٔايَـٰتِٱللَّهِفَإِنَّٱللَّهَسَرِيعُٱلْحِسَابِ١٩
İnne-ddîne ’inde-llâhi-l'islâm. veme-htelefe-llezîne ûtü-lkitâbe illâ mim ba’di mâ câehümü-l’ilmü bagyem beynehüm. vemey yekfür biâyâti-llâhi feinne-llâhe serî’u-lhisâb.

Allah katında din, şüphesiz İslam'dır. Ancak, Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın ayetlerini kim inkar ederse bilsin ki, Allah hesabı çabuk görür.

فَإِنْحَآجُّوكَفَقُلْأَسْلَمْتُوَجْهِىَلِلَّهِوَمَنِٱتَّبَعَنِوَقُللِّلَّذِينَأُوتُواٱلْكِتَـٰبَوَٱلْأُمِّيِّـنَءَأَسْلَمْتُمْفَإِنْأَسْلَمُوافَقَدِٱهْتَدَواوَّإِنتَوَلَّوْافَإِنَّمَاعَلَيْكَٱلْبَلَـٰغُوَٱللَّهُبَصِيرٌبِٱلْعِبَادِ٢٠
Fein hâccûke fekul eslemtü vechiye lillâhi vemeni-ttebe’an. vekul lillezîne ûtü-lkitâbe vel'ümmiyyîne eeslemtüm. fein eslemû fekadi-htedev. vein tevellev feinnemâ ’aleyke-lbelâg. vellâhü besîrum bil’ibâd.

Eğer seninle tartışmaya girişirlerse, "Ben bana uyanlarla birlikte kendimi Allah'a verdim" de. Kendilerine Kitap verilenlere ve kitapsızlara: "Siz de İslam oldunuz mu?" de, şayet İslam olurlarsa doğru yola girmişlerdir, yüz çevirirlerse, sana yalnız tebliğ etmek düşer. Allah kullarını görür.

إِنَّٱلَّذِينَيَكْفُرُونَبِـَٔايَـٰتِٱللَّهِوَيَقْتُلُونَٱلنَّبِيِّـنَبِغَيْرِحَقٍّوَيَقْتُلُونَٱلَّذِينَيَأْمُرُونَبِٱلْقِسْطِمِنَٱلنَّاسِفَبَشِّرْهُمبِعَذَابٍأَلِيمٍ٢١
İnne-llezîne yekfürûne biâyâti-llâhi veyaktülûne-nnebiyyîne bigayri hakkiv veyaktülûne-llezîne ye'mürûne bilkisti mine-nnâsi febeşşirhüm bi’azâbin elîm.

Allah'ın ayetlerini inkar edenlere, haksız yere peygamberleri öldürenlere, insanlardan adaleti emredenleri öldürenlere elem verici bir azabı müjdele.

أُولَـٰٓئِكَٱلَّذِينَحَبِطَتْأَعْمَـٰلُهُمْفِىٱلدُّنْيَاوَٱلْـَٔاخِرَةِوَمَالَهُممِّننَّـٰصِرِينَ٢٢
Ülâike-llezîne habitat a’mâlühüm fi-ddünyâ vel'âhirah. vemâ lehüm min nâsirîn.

Onlar, dünya ve ahirette işleri boşa çıkacak olanlardır. Onların hiç yardımcıları da yoktur.

أَلَمْتَرَإِلَىٱلَّذِينَأُوتُوانَصِيبًامِّنَٱلْكِتَـٰبِيُدْعَوْنَإِلَىٰكِتَـٰبِٱللَّهِلِيَحْكُمَبَيْنَهُمْثُمَّيَتَوَلَّىٰفَرِيقٌمِّنْهُمْوَهُممُّعْرِضُونَ٢٣
Elem tera ile-llezîne ûtû nesîbem mine-lkitâbi yüd’avne ilâ kitâbi-llâhi liyahküme beynehüm sümme yetevellâ ferîkum minhüm vehüm mü’ridûn.

Kendilerine Kitapdan bir pay verilenleri, görmedin mi? Onlar aralarında hüküm vermek için Allah'ın Kitabına çağırılmışlar, sonra onlardan bir takımı dönmüşlerdir. Onlar temelli yüz çevirenlerdir.

ذَٰلِكَبِأَنَّهُمْقَالُوالَنتَمَسَّنَاٱلنَّارُإِلَّآأَيَّامًامَّعْدُودَٰتٍوَغَرَّهُمْفِىدِينِهِممَّاكَانُوايَفْتَرُونَ٢٤
Zâlike biennehüm kâlû len temessene-nnâru illâ eyyâmem ma’dûdât. vegarrahüm fî dînihim mâ kânû yefterûn.

Bu, onların: "Bize ateş sadece sayılı birkaç gün değecektir" demelerindendir. Uydurup durdukları şeyler, onları dinlerinde yanıltmıştır.

فَكَيْفَإِذَاجَمَعْنَـٰهُمْلِيَوْمٍلَّارَيْبَفِيهِوَوُفِّيَتْكُلُّنَفْسٍمَّاكَسَبَتْوَهُمْلَايُظْلَمُونَ٢٥
Fekeyfe izâ cema’nâhüm liyevmil lâ raybe fîhi vevuffiyet küllü nefsim mâ kesebet vehüm lâ yuzlemûn.

Geleceğinden şüphe olmayan günde, onları topladığımız ve haksızlık yapılmayarak herkese kazandığı eksiksiz verildiği zaman, nasıl olacak?

قُلِٱللَّهُمَّمَـٰلِكَٱلْمُلْكِتُؤْتِىٱلْمُلْكَمَنتَشَآءُوَتَنزِعُٱلْمُلْكَمِمَّنتَشَآءُوَتُعِزُّمَنتَشَآءُوَتُذِلُّمَنتَشَآءُبِيَدِكَٱلْخَيْرُإِنَّكَعَلَىٰكُلِّشَىْءٍقَدِيرٌ٢٦
Kuli-llâhümme mâlike-lmülki tü'ti-lmülke men teşâü vetenzi’u-lmülke mimmen teşâ'. vetü’izzü men teşâü vetüzillü men teşâ'. biyedike-lhayr. inneke ’alâ külli şey'in kadîr.

De ki: "Mülkün sahibi olan Allah'ım! Mülkü dilediğine verirsin; dilediğinden çekip alırsın; dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; iyilik elindedir. Doğrusu Sen, her şeye Kadir'sin.

تُولِجُٱلَّيْلَفِىٱلنَّهَارِوَتُولِجُٱلنَّهَارَفِىٱلَّيْلِوَتُخْرِجُٱلْحَىَّمِنَٱلْمَيِّتِوَتُخْرِجُٱلْمَيِّتَمِنَٱلْحَىِّوَتَرْزُقُمَنتَشَآءُبِغَيْرِحِسَابٍ٢٧
Tûlicü-lleyle fi-nnehâri vetûlicü-nnehâra fi-lleyl. vetuhricü-lhayye mine-lmeyyiti vetuhricü-lmeyyite mine-lhayy. veterzüku men teşâü bigayri hisâb.

Geceyi gündüze, gündüzü geceye geçirirsin; ölüden diri, diriden ölü çıkarırsın; dilediğini hesapsız rızıklandırırsın".

لَّايَتَّخِذِٱلْمُؤْمِنُونَٱلْكَـٰفِرِينَأَوْلِيَآءَمِندُونِٱلْمُؤْمِنِينَوَمَنيَفْعَلْذَٰلِكَفَلَيْسَمِنَٱللَّهِفِىشَىْءٍإِلَّآأَنتَتَّقُوامِنْهُمْتُقَىٰةًوَيُحَذِّرُكُمُٱللَّهُنَفْسَهُوَإِلَىٱللَّهِٱلْمَصِيرُ٢٨
Lâ yettehizi-lmü'minûne-lkâfirîne evliyâe min dûni-lmü'minîn. vemey yef’al zâlike feleyse mine-llâhi fî şey'in illâ en tettekû minhüm tükâh. veyühazzirukümü-llâhü nefseh. veile-llâhi-lmesîr.

Müminler, müminleri bırakıp kafirleri dost edinmesinler; kim böyle yaparsa Allah katında bir değeri yoktur, ancak, onlardan sakınmanız hali müstesnadır. Allah sizi Kendisiyle korkutur, dönüş Allah'adır.

قُلْإِنتُخْفُوامَافِىصُدُورِكُمْأَوْتُبْدُوهُيَعْلَمْهُٱللَّهُوَيَعْلَمُمَافِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَمَافِىٱلْأَرْضِوَٱللَّهُعَلَىٰكُلِّشَىْءٍقَدِيرٌ٢٩
Kul in tuhfû mâ fî sudûriküm ev tübdûhü ya’lemhü-llâh. veya’lemü mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. vellâhü ’alâ külli şey'in kadîr.

De ki: "İçinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah onu bilir. Göklerde olanları da, yerde olanları da bilir. Allah her şeye Kadir'dir".

يَوْمَتَجِدُكُلُّنَفْسٍمَّاعَمِلَتْمِنْخَيْرٍمُّحْضَرًاوَمَاعَمِلَتْمِنسُوٓءٍتَوَدُّلَوْأَنَّبَيْنَهَاوَبَيْنَهُٓأَمَدًابَعِيدًاوَيُحَذِّرُكُمُٱللَّهُنَفْسَهُوَٱللَّهُرَءُوفٌبِٱلْعِبَادِ٣٠
Yevme tecidü küllü nefsim mâ ’amilet min hayrim muhdarâ. vemâ ’amilet min sû'. teveddü lev enne beynehâ vebeynehû emedem be’îdâ. veyühazzirukümü-llâhü nefseh. vellâhü raûfüm bil’ibâd.

Her kişinin yaptığı iyiliği ve yaptığı kötülüğü, ki kendisiyle o kötülük arasında uzun bir mesafe olmasını diler, hazır bulacağı günü bir düşünün. Kullarına karşı şefkatli olan Allah size kendinden korkmanızı emreder.

قُلْإِنكُنتُمْتُحِبُّونَٱللَّهَفَٱتَّبِعُونِىيُحْبِبْكُمُٱللَّهُوَيَغْفِرْلَكُمْذُنُوبَكُمْوَٱللَّهُغَفُورٌرَّحِيمٌ٣١
Kul in küntüm tühibbûne-llâhe fettebi’ûnî yuhbibkümü-llâhü veyagfir leküm zünûbeküm. vellâhü gafûrur rahîm.

De ki: "Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder".

قُلْأَطِيعُواٱللَّهَوَٱلرَّسُولَفَإِنتَوَلَّوْافَإِنَّٱللَّهَلَايُحِبُّٱلْكَـٰفِرِينَ٣٢
Kul etî’ü-llâhe verrasûl. fein tevellev feinne-llâhe lâ yühibbü-lkâfirîn.

De ki: "Allah'a ve Peygambere itaat edin". Yüz çevirirlerse bilsinler ki, Allah inkar edenleri sevmez.

إِنَّٱللَّهَٱصْطَفَىٰٓءَادَمَوَنُوحًاوَءَالَإِبْرَٰهِيمَوَءَالَعِمْرَٰنَعَلَىٱلْعَـٰلَمِينَ٣٣
İnne-llâhe-stafâ âdeme venûhav veâle ibrâhîme veâle ’imrâne ’ale-l’âlemîn.

Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini, İmran ailesini birbirinin soyundan olarak alemlere tercih etti. Allah işitendir, bilendir.

ذُرِّيَّةًبَعْضُهَامِنبَعْضٍوَٱللَّهُسَمِيعٌعَلِيمٌ٣٤
Zürriyyetem ba’duhâ mim ba’d. vellâhü semî’un ’alîm.

Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini, İmran ailesini birbirinin soyundan olarak alemlere tercih etti. Allah işitendir, bilendir.

إِذْقَالَتِٱمْرَأَتُعِمْرَٰنَرَبِّإِنِّىنَذَرْتُلَكَمَافِىبَطْنِىمُحَرَّرًافَتَقَبَّلْمِنِّىٓإِنَّكَأَنتَٱلسَّمِيعُٱلْعَلِيمُ٣٥
İz kâleti-mraetü ’imrâne rabbi innî nezertü leke mâ fî batnî müharraran fetekabbel minnî. inneke ente-ssemî’u-l’alîm.

İmran'ın karısı: "Ya Rabbi! Karnımda olanı, sadece sana hizmet etmek üzere adadım, benden kabul buyur, doğrusu işiten ve bilen ancak Sensin" demişti.

فَلَمَّاوَضَعَتْهَاقَالَتْرَبِّإِنِّىوَضَعْتُهَآأُنثَىٰوَٱللَّهُأَعْلَمُبِمَاوَضَعَتْوَلَيْسَٱلذَّكَرُكَٱلْأُنثَىٰوَإِنِّىسَمَّيْتُهَامَرْيَمَوَإِنِّىٓأُعِيذُهَابِكَوَذُرِّيَّتَهَامِنَٱلشَّيْطَـٰنِٱلرَّجِيمِ٣٦
Felemmâ veda’athâ kâlet rabbi innî veda’tühâ ünsâ. vellâhü a’lemü bimâ veda’at. veleyse-zzekeru kel'ünsâ. veinnî semmeytühâ meryeme veinnî ü’îzühâ bike vezürriyyetehâ mine-şşeytâni-rracîm.

Onu doğurduğunda, Allah onun ne doğurduğunu bilirken "Ya Rabbi! Kız doğurdum. Erkek, kız gibi değildir, ben ona Meryem adını verdim, ben onu da soyunu da, kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım" dedi.

فَتَقَبَّلَهَارَبُّهَابِقَبُولٍحَسَنٍوَأَنبَتَهَانَبَاتًاحَسَنًاوَكَفَّلَهَازَكَرِيَّاكُلَّمَادَخَلَعَلَيْهَازَكَرِيَّاٱلْمِحْرَابَوَجَدَعِندَهَارِزْقًاقَالَيَـٰمَرْيَمُأَنَّىٰلَكِهَـٰذَاقَالَتْهُوَمِنْعِندِٱللَّهِإِنَّٱللَّهَيَرْزُقُمَنيَشَآءُبِغَيْرِحِسَابٍ٣٧
Fetekabbelehâ rabbühâ bikabûlin haseniv veembetehâ nebâten hasenev vekeffelehâ zekeriyyâ. küllemâ dehale ’aleyhâ zekeriyye-lmihrâbe vecede ’indehâ rizkan. kâle yâ meryemü ennâ leki hâzâ. kâlet hüve min ’indi-llâh. inne-llâhe yerzüku mey yeşâü bigayri hisâb.

Rabbi onu güzel bir kabulle karşıladı, güzel bir bitki gibi yetiştirdi; onu Zekeriya'nın himayesine bıraktı. Zekeriya mabedde onun yanına her girişinde, yanında bir yiyecek bulurdu. "Ey Meryem! Bu sana nereden geldi?" demiş, o da: Bu, Allah'ın katındandır" cevabını vermişti. Doğrusu Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır.

هُنَالِكَدَعَازَكَرِيَّارَبَّهُقَالَرَبِّهَبْلِىمِنلَّدُنكَذُرِّيَّةًطَيِّبَةًإِنَّكَسَمِيعُٱلدُّعَآءِ٣٨
Hünâlike de’â zekeriyyâ rabbeh. kâle rabbi heb lî mil ledünke zürriyyeten tayyibeh. inneke semî’u-ddü’â'.

Orada Zekeriya Rabbine dua etti: "Ya Rabbi! Bana kendi katından temiz bir soy bahşet, doğrusu Sen duayı işitirsin".

فَنَادَتْهُٱلْمَلَـٰٓئِكَةُوَهُوَقَآئِمٌيُصَلِّىفِىٱلْمِحْرَابِأَنَّٱللَّهَيُبَشِّرُكَبِيَحْيَىٰمُصَدِّقًابِكَلِمَةٍمِّنَٱللَّهِوَسَيِّدًاوَحَصُورًاوَنَبِيًّامِّنَٱلصَّـٰلِحِينَ٣٩
Fenâdethü-lmelâiketü vehüve kâimüy yüsallî fi-lmihrâbi enne-llâhe yübeşşiruke biyahyâ müsaddikam bikelimetim mine-llâhi veseyyidev vehasûrav venebiyyem mine-ssâlihîn.

Mabedde namaz kılarken melekler ona seslendiler: "Allah sana Allah'ın emriyle (vücud bulan İsa'yı) tasdik eden, efendi, iffetli, iyilerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler".

قَالَرَبِّأَنَّىٰيَكُونُلِىغُلَـٰمٌوَقَدْبَلَغَنِىَٱلْكِبَرُوَٱمْرَأَتِىعَاقِرٌقَالَكَذَٰلِكَٱللَّهُيَفْعَلُمَايَشَآءُ٤٠
Kâle rabbi ennâ yekûnü lî gulâmüv vekad beleganiye-lkiberu vemraetî ’âkir. kâle kezâlike-llâhü yef’alü mâ yeşâ'.

"Ya Rabbi! Ben artık iyice kocamış, karım da kısırken nasıl oğlum olabilir?" dedi. Allah: "Böyledir, Allah dilediğini yapar" dedi.

قَالَرَبِّٱجْعَللِّىٓءَايَةًقَالَءَايَتُكَأَلَّاتُكَلِّمَٱلنَّاسَثَلَـٰثَةَأَيَّامٍإِلَّارَمْزًاوَٱذْكُررَّبَّكَكَثِيرًاوَسَبِّحْبِٱلْعَشِىِّوَٱلْإِبْكَـٰرِ٤١
Kâle rabbi-c’al lî âyeh. kâle âyetüke ellâ tükellime-nnâse selâsete eyyâmin illâ ramzâ. vezkür rabbeke kesîrav vesebbih bil’aşiyyi vel'ibkâr.

"Ya Rabbi! Bana bir alamet ver" dedi, "Alametin, üç gün, işaretle anlaşma dışında insanlarla konuşmamandır; Rabbini çok an, akşam sabah hamd et" dedi.

وَإِذْقَالَتِٱلْمَلَـٰٓئِكَةُيَـٰمَرْيَمُإِنَّٱللَّهَٱصْطَفَىٰكِوَطَهَّرَكِوَٱصْطَفَىٰكِعَلَىٰنِسَآءِٱلْعَـٰلَمِينَ٤٢
Veiz kâleti-lmelâiketü yâ meryemü inne-llâhe-stafâki vetahheraki vastafâki ’alâ nisâi-l’âlemîn.

Melekler şöyle demişti: "Ey Meryem! Allah seni seçip temizledi. Dünyaların kadınlarından seni üstün tuttu."

يَـٰمَرْيَمُٱقْنُتِىلِرَبِّكِوَٱسْجُدِىوَٱرْكَعِىمَعَٱلرَّٰكِعِينَ٤٣
Yâ meryemu-knütî lirabbiki vescüdî verke’î me’a-rrâki’în.

"Ey Meryem! Rabbine gönülden boyun eğ, secde et, rüku edenlerle birlikte rüku et."

ذَٰلِكَمِنْأَنبَآءِٱلْغَيْبِنُوحِيهِإِلَيْكَوَمَاكُنتَلَدَيْهِمْإِذْيُلْقُونَأَقْلَـٰمَهُمْأَيُّهُمْيَكْفُلُمَرْيَمَوَمَاكُنتَلَدَيْهِمْإِذْيَخْتَصِمُونَ٤٤
Zâlike min embâi-lgaybi nûhîhi ileyk. vemâ künte ledeyhim iz yülkûne aklâmehüm eyyühüm yekfülü meryem. vemâ künte ledeyhim iz yahtesimûn.

Bu Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem'e hangisi kefil olacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin, çekişirlerken de orada bulunmadın.

إِذْقَالَتِٱلْمَلَـٰٓئِكَةُيَـٰمَرْيَمُإِنَّٱللَّهَيُبَشِّرُكِبِكَلِمَةٍمِّنْهُٱسْمُهُٱلْمَسِيحُعِيسَىٱبْنُمَرْيَمَوَجِيهًافِىٱلدُّنْيَاوَٱلْـَٔاخِرَةِوَمِنَٱلْمُقَرَّبِينَ٤٥
İz kâleti-lmelâiketü yâ meryemü inne-llâhe yübeşşiruki bikelimetim minh. ismühü-lmesîhu ’îse-bnü meryeme vecîhen fi-ddünyâ vel'âhirati vemine-lmükarrabîn.

Melekler demişti ki: "Ey Meryem! Allah sana, Kendinden bir sözü, adı Meryem oğlu İsa olan Mesihi, dünya ve ahirette şerefli ve Allah'a yakın kılınanlardan olarak müjdeler".

وَيُكَلِّمُٱلنَّاسَفِىٱلْمَهْدِوَكَهْلًاوَمِنَٱلصَّـٰلِحِينَ٤٦
Veyükellimü-nnâse fi-lmehdi vekehlev vemine-ssâlihîn.

"İnsanlarla, beşikte iken de, yetişkin iken de konuşacaktır ve o, iyilerdendir".

قَالَتْرَبِّأَنَّىٰيَكُونُلِىوَلَدٌوَلَمْيَمْسَسْنِىبَشَرٌقَالَكَذَٰلِكِٱللَّهُيَخْلُقُمَايَشَآءُإِذَاقَضَىٰٓأَمْرًافَإِنَّمَايَقُولُلَهُكُنفَيَكُونُ٤٧
Kâlet rabbi ennâ yekûnü lî veledüv velem yemsesnî beşer. kâle kezâliki-llâhü yahlüku mâ yeşâ'. izâ kadâ emran feinnemâ yekûlü lehû kün feyekûn.

Meryem: "Rabbim! Bana bir insan dokunmamışken nasıl çocuğum olabilir?" demişti. Melekler şöyle dediler: "Allah dilediğini böylece yaratır. Bir işin olmasını dilerse ona ol der ve olur".

وَيُعَلِّمُهُٱلْكِتَـٰبَوَٱلْحِكْمَةَوَٱلتَّوْرَىٰةَوَٱلْإِنجِيلَ٤٨
Veyü’allimühü-lkitâbe velhikmete vettevrâte vel'incîl.

Ona Kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek, İsrailoğullarına şöyle diyen bir peygamber kılacak: "Ben size Rabbinizden bir ayet getirdim. Ben size çamurdan kuş gibi bir şey yapıp ona üfleyeceğim, Allah'ın izniyle, hemen kuş olacaktır; anadan doğma körleri, alacalıları iyi edeceğim; Allah'ın izniyle, ölüleri dirilteceğim; yediklerinizi ve evlerinizde sakladıklarınızı da size haber vereceğim. İnanmışsanız bunda size delil vardır".

وَرَسُولًاإِلَىٰبَنِىٓإِسْرَٰٓءِيلَأَنِّىقَدْجِئْتُكُمبِـَٔايَةٍمِّنرَّبِّكُمْأَنِّىٓأَخْلُقُلَكُممِّنَٱلطِّينِكَهَيْـَٔةِٱلطَّيْرِفَأَنفُخُفِيهِفَيَكُونُطَيْرًابِإِذْنِٱللَّهِوَأُبْرِئُٱلْأَكْمَهَوَٱلْأَبْرَصَوَأُحْىِٱلْمَوْتَىٰبِإِذْنِٱللَّهِوَأُنَبِّئُكُمبِمَاتَأْكُلُونَوَمَاتَدَّخِرُونَفِىبُيُوتِكُمْإِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَةًلَّكُمْإِنكُنتُممُّؤْمِنِينَ٤٩
Verasûlen ilâ benî isrâîle ennî kad ci'tüküm biâyetim mir rabbiküm ennî ahlüku leküm mine-ttîni kehey'eti-ttayri feenfühu fîhi feyekûnü tayram biizni-llâh. veübriü-l'ekmehe vel'ebrasa veuhyi-lmevtâ biizni-llâh. veünebbiüküm bimâ te'külûne vemâ teddehirûne fî büyûtiküm. inne fî zâlike leâyetel leküm in küntüm mü'minîn.

Ona Kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek, İsrailoğullarına şöyle diyen bir peygamber kılacak: "Ben size Rabbinizden bir ayet getirdim. Ben size çamurdan kuş gibi bir şey yapıp ona üfleyeceğim, Allah'ın izniyle, hemen kuş olacaktır; anadan doğma körleri, alacalıları iyi edeceğim; Allah'ın izniyle, ölüleri dirilteceğim; yediklerinizi ve evlerinizde sakladıklarınızı da size haber vereceğim. İnanmışsanız bunda size delil vardır".

وَمُصَدِّقًالِّمَابَيْنَيَدَىَّمِنَٱلتَّوْرَىٰةِوَلِأُحِلَّلَكُمبَعْضَٱلَّذِىحُرِّمَعَلَيْكُمْوَجِئْتُكُمبِـَٔايَةٍمِّنرَّبِّكُمْفَٱتَّقُواٱللَّهَوَأَطِيعُونِ٥٠
Vemüsaddikal limâ beyne yedeyye mine-ttevrâti veliühille leküm ba’da-llezî hurrime ’aleyküm veci'tüküm biâyetim mir rabbiküm fetteku-llâhe veetî’ûn.

"Benden önce gelen Tevrat'ı tasdik etmekle beraber size yasak edilenlerin bir kısmını helal kılmak üzere, Rabbinizden size bir ayet getirdim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin; çünkü Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin, bu doğru yoldur".

إِنَّٱللَّهَرَبِّىوَرَبُّكُمْفَٱعْبُدُوهُهَـٰذَاصِرَٰطٌمُّسْتَقِيمٌ٥١
İnne-llâhe rabbî verabbüküm fa’büdûh. hâzâ sirâtum müstekîm.

"Benden önce gelen Tevrat'ı tasdik etmekle beraber size yasak edilenlerin bir kısmını helal kılmak üzere, Rabbinizden size bir ayet getirdim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin; çünkü Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin, bu doğru yoldur".

فَلَمَّآأَحَسَّعِيسَىٰمِنْهُمُٱلْكُفْرَقَالَمَنْأَنصَارِىٓإِلَىٱللَّهِقَالَٱلْحَوَارِيُّونَنَحْنُأَنصَارُٱللَّهِءَامَنَّابِٱللَّهِوَٱشْهَدْبِأَنَّامُسْلِمُونَ٥٢
Felemmâ ehasse ’îsâ minhümü-lküfra kâle men ensârî ile-llâh. kâle-lhavâriyyûne nahnü ensâru-llâh. âmennâ billâh. veşhed biennâ müslimûn.

İsa onların inkarlarını hissedince: "Allah uğrunda yardımcılarım kimlerdir?" dedi. Havariler şöyle dediler: "Biz Allah'ın yardımcılarıyız, Allah'a inandık, O'na teslim olduğumuza şahid ol".

رَبَّنَآءَامَنَّابِمَآأَنزَلْتَوَٱتَّبَعْنَاٱلرَّسُولَفَٱكْتُبْنَامَعَٱلشَّـٰهِدِينَ٥٣
Rabbenâ âmennâ bimâ enzelte vetteba’ne-rrasûle fektübnâ me’a-şşâhidîn.

"Rabbimiz! İndirdiğine inandık, Peygambere uyduk; bizi sahid olanlarla beraber yaz".

وَمَكَرُواوَمَكَرَٱللَّهُوَٱللَّهُخَيْرُٱلْمَـٰكِرِينَ٥٤
Vemekerû vemekera-llâh. vellâhü hayru-lmâkirîn.

Fakat (inkarcılar) hile yaptılar. Allah da onları cezalandırdı. Allah, hile yapanların cezasını en iyi verendir.

إِذْقَالَٱللَّهُيَـٰعِيسَىٰٓإِنِّىمُتَوَفِّيكَوَرَافِعُكَإِلَىَّوَمُطَهِّرُكَمِنَٱلَّذِينَكَفَرُواوَجَاعِلُٱلَّذِينَٱتَّبَعُوكَفَوْقَٱلَّذِينَكَفَرُوٓاإِلَىٰيَوْمِٱلْقِيَـٰمَةِثُمَّإِلَىَّمَرْجِعُكُمْفَأَحْكُمُبَيْنَكُمْفِيمَاكُنتُمْفِيهِتَخْتَلِفُونَ٥٥
İz kâle-llâhü yâ ’îsâ innî müteveffîke verâfi’uke ileyye vemütahhiruke mine-llezîne keferû vecâ’ilü-llezîne-ttebe’ûke fevka-llezîne keferû ilâ yevmi-lkiyâmeh. sümme ileyye merci’uküm feahkümü beyneküm fîmâ küntüm fîhi tahtelifûn.

Allah demişti ki: "Ey İsa! Ben seni eceline yetireceğim, seni kendime yükselteceğim, inkar edenlerden seni tertemiz ayıracağım; sana uyanları, kıyamet gününe kadar, inkar edenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz Banadır. Ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedeceğim. İnkar edenleri de dünya ve ahirette şiddetli azaba uğratacağım. Onların hiç yardımcıları olmayacaktır."

فَأَمَّاٱلَّذِينَكَفَرُوافَأُعَذِّبُهُمْعَذَابًاشَدِيدًافِىٱلدُّنْيَاوَٱلْـَٔاخِرَةِوَمَالَهُممِّننَّـٰصِرِينَ٥٦
Feemme-llezîne keferû feü’azzibühüm ’azâben şedîden fi-ddünyâ vel'âhirah. vemâ lehüm min nâsirîn.

Allah demişti ki: "Ey İsa! Ben seni eceline yetireceğim, seni kendime yükselteceğim, inkar edenlerden seni tertemiz ayıracağım; sana uyanları, kıyamet gününe kadar, inkar edenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz Banadır. Ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedeceğim. İnkar edenleri de dünya ve ahirette şiddetli azaba uğratacağım. Onların hiç yardımcıları olmayacaktır."

وَأَمَّاٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِفَيُوَفِّيهِمْأُجُورَهُمْوَٱللَّهُلَايُحِبُّٱلظَّـٰلِمِينَ٥٧
Veemme-llezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti feyüveffîhim ücûrahüm. vellâhü lâ yühibbu-zzâlimîn.

İnanıp yararlı iş işleyenlerin ecirleri ise tastamam verilecektir. Allah zalimleri sevmez.

ذَٰلِكَنَتْلُوهُعَلَيْكَمِنَٱلْـَٔايَـٰتِوَٱلذِّكْرِٱلْحَكِيمِ٥٨
Zâlike netlûhü ’aleyke mine-l'âyâti vezzikri-lhakîm.

Sana okuduğumuz bunlar, ayetlerden ve hikmet dolu Kuran'dandır.

إِنَّمَثَلَعِيسَىٰعِندَٱللَّهِكَمَثَلِءَادَمَخَلَقَهُمِنتُرَابٍثُمَّقَالَلَهُكُنفَيَكُونُ٥٩
İnne mesele ’îsâ ’inde-llâhi kemeseli âdem. halekahû min türâbin sümme kâle lehû kün feyekûn.

Allah'ın katında İsa'nın durumu kendisini topraktan yaratıp sonra ol demesiyle olmuş olan Adem'in durumu gibidir.

ٱلْحَقُّمِنرَّبِّكَفَلَاتَكُنمِّنَٱلْمُمْتَرِينَ٦٠
Elhakku mir rabbike felâ teküm mine-lmümterîn.

Gerçek Rabb'indendir, o halde şüphelenenlerden olma.

فَمَنْحَآجَّكَفِيهِمِنبَعْدِمَاجَآءَكَمِنَٱلْعِلْمِفَقُلْتَعَالَوْانَدْعُأَبْنَآءَنَاوَأَبْنَآءَكُمْوَنِسَآءَنَاوَنِسَآءَكُمْوَأَنفُسَنَاوَأَنفُسَكُمْثُمَّنَبْتَهِلْفَنَجْعَللَّعْنَتَٱللَّهِعَلَىٱلْكَـٰذِبِينَ٦١
Femen hâccâke fîhi mim ba’di mâ câeke mine-l’ilmi fekul te’âlev ned’u ebnâenâ veebnâeküm venisâenâ venisâeküm veenfüsenâ veenfüseküm sümme nebtehil fenec’al la’nete-llâhi ’ale-lkâzibîn.

Sana ilim geldikten sonra, bu hususta seninle kim tartışacak olursa, de ki: "Gelin, oğullarımızı, oğullarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra lanetleşelim de, Allah'ın lanetinin yalancılara olmasını dileyelim".

إِنَّهَـٰذَالَهُوَٱلْقَصَصُٱلْحَقُّوَمَامِنْإِلَـٰهٍإِلَّاٱللَّهُوَإِنَّٱللَّهَلَهُوَٱلْعَزِيزُٱلْحَكِيمُ٦٢
İnne hâzâ lehüve-lkasasu-lhakk. vemâ min ilâhin ille-llâh. veinne-llâhe lehüve-l’azîzü-lhakîm.

Şüphesiz bu anlatılanlar gerçek olaylardır. Allah'tan başka tanrı yoktur. Doğrusu Allah güçlüdür, Hakim'dir.

فَإِنتَوَلَّوْافَإِنَّٱللَّهَعَلِيمٌبِٱلْمُفْسِدِينَ٦٣
Fein tevellev feinne-llâhe ’alîmüm bilmüfsidîn.

Eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah bozguncuları bilir.

قُلْيَـٰٓأَهْلَٱلْكِتَـٰبِتَعَالَوْاإِلَىٰكَلِمَةٍسَوَآءٍبَيْنَنَاوَبَيْنَكُمْأَلَّانَعْبُدَإِلَّاٱللَّهَوَلَانُشْرِكَبِهِشَيْـًٔاوَلَايَتَّخِذَبَعْضُنَابَعْضًاأَرْبَابًامِّندُونِٱللَّهِفَإِنتَوَلَّوْافَقُولُواٱشْهَدُوابِأَنَّامُسْلِمُونَ٦٤
Kul yâ ehle-lkitâbi te’âlev ilâ kelimetin sevâim beynenâ vebeyneküm ellâ na’büde ille-llâhe velâ nüşrike bihî şey'ev velâ yettehize ba’dunâ ba’dan erbâbem min dûni-llâh. fein tevellev fekûlü-şhedû biennâ müslimûn.

De ki: "Ey Kitap ehli! Ancak Allah'a kulluk etmek, O'na bir şeyi eş koşmamak, Allah'ı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsememek üzere, bizimle sizin aranızda müşterek bir söze gelin". Eğer yüz çevirirlerse: "Bizim müslüman olduğumuza şahid olun" deyin.

يَـٰٓأَهْلَٱلْكِتَـٰبِلِمَتُحَآجُّونَفِىٓإِبْرَٰهِيمَوَمَآأُنزِلَتِٱلتَّوْرَىٰةُوَٱلْإِنجِيلُإِلَّامِنبَعْدِهِٓأَفَلَاتَعْقِلُونَ٦٥
Yâ ehle-lkitâbi lime tühâccûne fî ibrâhîme vemâ ünzileti-ttevrâtü vel'incîlü illâ mim ba’dih. efelâ ta’kilûn.

Ey Kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz? Tevrat da, İncil de şüphesiz ondan sonra indirilmiştir. Akletmiyor musunuz?

هَـٰٓأَنتُمْهَـٰٓؤُلَآءِحَـٰجَجْتُمْفِيمَالَكُمبِهِعِلْمٌفَلِمَتُحَآجُّونَفِيمَالَيْسَلَكُمبِهِعِلْمٌوَٱللَّهُيَعْلَمُوَأَنتُمْلَاتَعْلَمُونَ٦٦
Hâentüm hâülâi hâcectüm fîmâ leküm bihî ’ilmün felime tühâccûne fîmâ leyse leküm bihî ’ilm. vellâhü ya’lemü veentüm lâ ta’lemûn.

Siz, hadi bilginiz olan şey üzerinde tartışanlarsınız. Ama bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışırsınız? Oysa Allah bilir, sizler bilmezsiniz.

مَاكَانَإِبْرَٰهِيمُيَهُودِيًّاوَلَانَصْرَانِيًّاوَلَـٰكِنكَانَحَنِيفًامُّسْلِمًاوَمَاكَانَمِنَٱلْمُشْرِكِينَ٦٧
Mâ kâne ibrâhîmü yehûdiyyev velâ nasrâniyyev velâkin kâne hanîfem müslimâ. vemâ kâne mine-lmüşrikîn.

İbrahim, yahudi de, hıristiyan da değildi, ama doğruya yönelen bir müslimdi; ortak koşanlardan değildi.

إِنَّأَوْلَىٱلنَّاسِبِإِبْرَٰهِيمَلَلَّذِينَٱتَّبَعُوهُوَهَـٰذَاٱلنَّبِىُّوَٱلَّذِينَءَامَنُواوَٱللَّهُوَلِىُّٱلْمُؤْمِنِينَ٦٨
İnne evle-nnâsi biibrâhîme lellezîne-ttebe’ûhü vehâze-nnebiyyü vellezîne âmenû. vellâhü veliyyü-lmü'minîn.

Doğrusu İbrahim'e en yakın olanlar, ona uyanlar, bu Peygamber ve inananlardır. Allah inananların dostudur.

وَدَّتطَّآئِفَةٌمِّنْأَهْلِٱلْكِتَـٰبِلَوْيُضِلُّونَكُمْوَمَايُضِلُّونَإِلَّآأَنفُسَهُمْوَمَايَشْعُرُونَ٦٩
Veddet tâifetüm min ehli-lkitâbi lev yüdillûneküm. vemâ yüdillûne illâ enfüsehüm vemâ yeş’urûn.

Kitap ehlinden bir takımı sizi sapıtmak isterler; oysa kendilerini saptırırlar da farkına varmazlar.

يَـٰٓأَهْلَٱلْكِتَـٰبِلِمَتَكْفُرُونَبِـَٔايَـٰتِٱللَّهِوَأَنتُمْتَشْهَدُونَ٧٠
Yâ ehle-lkitâbi lime tekfürûne biâyâti-llâhi veentüm teşhedûn.

Ey Kitap ehli! Sizler göz göre göre Allah'ın ayetlerini niçin inkar ediyorsunuz?

يَـٰٓأَهْلَٱلْكِتَـٰبِلِمَتَلْبِسُونَٱلْحَقَّبِٱلْبَـٰطِلِوَتَكْتُمُونَٱلْحَقَّوَأَنتُمْتَعْلَمُونَ٧١
Yâ ehle-lkitâbi lime telbisûne-lhakka bilbâtili vetektümûne-lhakka veentüm ta’lemûn.

Ey Kitap ehli! Niçin hakkı batıla karıştırıyor ve bile bile hakkı gizliyorsunuz?

وَقَالَتطَّآئِفَةٌمِّنْأَهْلِٱلْكِتَـٰبِءَامِنُوابِٱلَّذِىٓأُنزِلَعَلَىٱلَّذِينَءَامَنُواوَجْهَٱلنَّهَارِوَٱكْفُرُوٓاءَاخِرَهُلَعَلَّهُمْيَرْجِعُونَ٧٢
Vekâlet tâifetüm min ehli-lkitâbi âminû billezî ünzile ’ale-llezîne âmenû veche-nnehâri vekfürû âhirahû le’allehüm yerci’ûn.

Kitap ehlinden bir takımı şöyle dedi: "İnananlara indirilene günün başında inanın, sonunda inkar edin ki, belki dönerler ve dininize uyanlardan başkasına inanmayın". De ki: "Doğru yol Allah'ın yoludur". Ve yine başkasına da verildiğine veya Rabbinizin katında Müslümanların karşı delil getirip sizi alt edeceğine inanmayın, derler. De ki: "Doğrusu bol nimet Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah'ın fazlı her şeyi kaplar, O her şeyi bilir".

وَلَاتُؤْمِنُوٓاإِلَّالِمَنتَبِعَدِينَكُمْقُلْإِنَّٱلْهُدَىٰهُدَىٱللَّهِأَنيُؤْتَىٰٓأَحَدٌمِّثْلَمَآأُوتِيتُمْأَوْيُحَآجُّوكُمْعِندَرَبِّكُمْقُلْإِنَّٱلْفَضْلَبِيَدِٱللَّهِيُؤْتِيهِمَنيَشَآءُوَٱللَّهُوَٰسِعٌعَلِيمٌ٧٣
Velâ tü'minû illâ limen tebi’a dîneküm. kul inne-lhüdâ hüde-llâhi ey yü'tâ ehadüm misle mâ ûtîtüm ev yühâccûküm ’inde rabbiküm. kul inne-lfadle biyedi-llâh. yü'tîhi mey yeşâ'. vellâhü vâsi’un ’alîm.

Kitap ehlinden bir takımı şöyle dedi: "İnananlara indirilene günün başında inanın, sonunda inkar edin ki, belki dönerler ve dininize uyanlardan başkasına inanmayın". De ki: "Doğru yol Allah'ın yoludur". Ve yine başkasına da verildiğine veya Rabbinizin katında Müslümanların karşı delil getirip sizi alt edeceğine inanmayın, derler. De ki: "Doğrusu bol nimet Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah'ın fazlı her şeyi kaplar, O her şeyi bilir".

يَخْتَصُّبِرَحْمَتِهِمَنيَشَآءُوَٱللَّهُذُوٱلْفَضْلِٱلْعَظِيمِ٧٤
Yahtessu birahmetihî mey yeşâ'. vellâhü zü-lfadli-l’azîm.

"Rahmetini dilediğine tahsis eder, Allah büyük, bol nimet sahibidir".

وَمِنْأَهْلِٱلْكِتَـٰبِمَنْإِنتَأْمَنْهُبِقِنطَارٍيُؤَدِّهِٓإِلَيْكَوَمِنْهُممَّنْإِنتَأْمَنْهُبِدِينَارٍلَّايُؤَدِّهِٓإِلَيْكَإِلَّامَادُمْتَعَلَيْهِقَآئِمًاذَٰلِكَبِأَنَّهُمْقَالُوالَيْسَعَلَيْنَافِىٱلْأُمِّيِّـنَسَبِيلٌوَيَقُولُونَعَلَىٱللَّهِٱلْكَذِبَوَهُمْيَعْلَمُونَ٧٥
Vemin ehli-lkitâbi men in te'menhü bikintâriy yü'eddihî ileyk. veminhüm men in te'menhü bidînâril lâ yü'eddihî ileyke illâ mâ dümte ’aleyhi kâimâ. zâlike biennehüm kâlû leyse ’aleynâ fi-l'ümmiyyîne sebîl. veyekûlûne ’ale-llâhi-lkezibe vehüm ya’lemûn.

Kitap ehli arasında kantarla emanet bıraksan onu sana ödeyen ve bir lira emanet etsen, tepesine dikilmedikçe onu sana ödemeyen vardır. Bu, onların: "Kitapsızlara karşı üzerimize bir sorumluluk yoktur" demelerindendir. Onlar bile bile Allah'a karşı yalan söylemektedirler.

بَلَىٰمَنْأَوْفَىٰبِعَهْدِهِوَٱتَّقَىٰفَإِنَّٱللَّهَيُحِبُّٱلْمُتَّقِينَ٧٦
Belâ men evfâ bi’ahdihî vettekâ feinne-llâhe yühibbü-lmüttekîn.

Hayır, öyle değil; ahdini yerine getiren ve günahtan sakınan bilsin ki, Allah sakınanları şüphesiz sever.

إِنَّٱلَّذِينَيَشْتَرُونَبِعَهْدِٱللَّهِوَأَيْمَـٰنِهِمْثَمَنًاقَلِيلًاأُولَـٰٓئِكَلَاخَلَـٰقَلَهُمْفِىٱلْـَٔاخِرَةِوَلَايُكَلِّمُهُمُٱللَّهُوَلَايَنظُرُإِلَيْهِمْيَوْمَٱلْقِيَـٰمَةِوَلَايُزَكِّيهِمْوَلَهُمْعَذَابٌأَلِيمٌ٧٧
İnne-llezîne yeşterûne bi’ahdi-llâhi veeymânihim semenen kalîlen ülâike lâ halâka lehüm fi-l'âhirati velâ yükellimühümü-llâhü velâ yenzuru ileyhim yevme-lkiyâmeti velâ yüzekkîhim. velehüm ’azâbün elîm.

Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir değere değişenlerin, işte onların, ahirette bir payları yoktur. Allah onlara kıyamet günü hitab etmeyecek, onlara bakmayacak, onları temize çıkarmayacaktır. Elem verici azab onlar içindir.

وَإِنَّمِنْهُمْلَفَرِيقًايَلْوُنَأَلْسِنَتَهُمبِٱلْكِتَـٰبِلِتَحْسَبُوهُمِنَٱلْكِتَـٰبِوَمَاهُوَمِنَٱلْكِتَـٰبِوَيَقُولُونَهُوَمِنْعِندِٱللَّهِوَمَاهُوَمِنْعِندِٱللَّهِوَيَقُولُونَعَلَىٱللَّهِٱلْكَذِبَوَهُمْيَعْلَمُونَ٧٨
Veinne minhüm leferîkay yelvûne elsinetehüm bilkitâbi litahsebûhü mine-lkitâbi vemâ hüve mine-lkitâb. veyekûlûne hüve min ’indi-llâhi vemâ hüve min ’indi-llâh. veyekûlûne ’ale-llâhi-lkezibe vehüm ya’lemûn.

Onlardan bir takımı, Kitapta olmadığı halde Kitaptan zannedesiniz diye dillerini eğip bükerler. O, Allah katından olmadığı halde: "Allah katındandır" derler, bile bile Allah'a karşı yalan söylerler.

مَاكَانَلِبَشَرٍأَنيُؤْتِيَهُٱللَّهُٱلْكِتَـٰبَوَٱلْحُكْمَوَٱلنُّبُوَّةَثُمَّيَقُولَلِلنَّاسِكُونُواعِبَادًالِّىمِندُونِٱللَّهِوَلَـٰكِنكُونُوارَبَّـٰنِيِّـنَبِمَاكُنتُمْتُعَلِّمُونَٱلْكِتَـٰبَوَبِمَاكُنتُمْتَدْرُسُونَ٧٩
Mâ kâne libeşerin ey yü'tiyehü-llâhü-lkitâbe velhukme vennübüvvete sümme yekûle linnâsi kûnû ’ibâdel lî min dûni-llâhi velâkin kûnû rabbâniyyîne bimâ küntüm tü’allimûne-lkitâbe vebimâ küntüm tedrusûn.

Allah'ın kendisine Kitap'ı, hükmü, peygamberliği verdiği insanoğluna: "Allah'ı bırakıp bana kulluk edin" demek yaraşmaz, fakat: "Kitabı öğrettiğinize, okuduğunuza göre Rabb'e kul olun" demek yaraşır.

وَلَايَأْمُرَكُمْأَنتَتَّخِذُواٱلْمَلَـٰٓئِكَةَوَٱلنَّبِيِّـنَأَرْبَابًاأَيَأْمُرُكُمبِٱلْكُفْرِبَعْدَإِذْأَنتُممُّسْلِمُونَ٨٠
Velâ ye'müraküm en tettehizü-lmelâikete vennebiyyîne erbâbâ. eye'müruküm bilküfri ba’de iz entüm müslimûn.

Size melekleri, peygamberleri Rab olarak benimsemenizi emretmesi de yaraşmaz. Siz müslüman olduktan sonra, size inkar etmeyi mi emredecek?

وَإِذْأَخَذَٱللَّهُمِيثَـٰقَٱلنَّبِيِّـنَلَمَآءَاتَيْتُكُممِّنكِتَـٰبٍوَحِكْمَةٍثُمَّجَآءَكُمْرَسُولٌمُّصَدِّقٌلِّمَامَعَكُمْلَتُؤْمِنُنَّبِهِوَلَتَنصُرُنَّهُقَالَءَأَقْرَرْتُمْوَأَخَذْتُمْعَلَىٰذَٰلِكُمْإِصْرِىقَالُوٓاأَقْرَرْنَاقَالَفَٱشْهَدُواوَأَنَامَعَكُممِّنَٱلشَّـٰهِدِينَ٨١
Veiz ehaze-llâhü mîsâka-nnebiyyîne lemâ âteytüküm min kitâbiv vehikmetin sümme câeküm rasûlüm müsaddikul limâ me’aküm letü'minünne bihî veletensurunneh. kâle eakrartüm veehaztüm ’alâ zâliküm isrî. kâlû akrarnâ. kâle feşhedû veenâ me’aküm mine-şşâhidîn.

Allah peygamberlerden ahid almıştı: "And olsun ki size Kitap, hikmet verdim; sizde olanı tasdik eden bir peygamber gelecek, ona mutlaka inanacaksınız ve ona mutlaka yardım edeceksiniz, ikrar edip bu ahdi kabul ettiniz mi?" demişti. "İkrar ettik" demişlerdi de: "Şahid olun, Ben de sizinle beraber şahidlerdenim" demişti.

فَمَنتَوَلَّىٰبَعْدَذَٰلِكَفَأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلْفَـٰسِقُونَ٨٢
Femen tevellâ ba’de zâlike feülâike hümü-lfâsikûn.

Bunun ardından yüz çeviren var ya, işte onlar fasık olanlardır.

أَفَغَيْرَدِينِٱللَّهِيَبْغُونَوَلَهُٓأَسْلَمَمَنفِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِطَوْعًاوَكَرْهًاوَإِلَيْهِيُرْجَعُونَ٨٣
Efegayra dîni-llâhi yebgûne velehû esleme men fi-ssemâvâti vel'ardi tav’av vekerhev veileyhi yürce’ûn.

Allah'ın dininden başka bir din mi arzu ediyorlar? Oysa göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez O'na teslim olmuştur, O'na döneceklerdir.

قُلْءَامَنَّابِٱللَّهِوَمَآأُنزِلَعَلَيْنَاوَمَآأُنزِلَعَلَىٰٓإِبْرَٰهِيمَوَإِسْمَـٰعِيلَوَإِسْحَـٰقَوَيَعْقُوبَوَٱلْأَسْبَاطِوَمَآأُوتِىَمُوسَىٰوَعِيسَىٰوَٱلنَّبِيُّونَمِنرَّبِّهِمْلَانُفَرِّقُبَيْنَأَحَدٍمِّنْهُمْوَنَحْنُلَهُمُسْلِمُونَ٨٤
Kul âmennâ billâhi vemâ ünzile ’aleynâ vemâ ünzile ’alâ ibrâhîme veismâ’île veishâka veya’kûbe vel'esbâti vemâ ûtiye mûsâ ve’îsâ vennebiyyûne mir rabbihim. lâ nüferriku beyne ehadim minhüm. venahnü lehû müslimûn.

"Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına indirilene, Rableri tarafından Musa, İsa ve peygamberlere verilene inandık, onları birbirinden ayırt etmeyiz, biz O'na teslim olanlarız" de.

وَمَنيَبْتَغِغَيْرَٱلْإِسْلَـٰمِدِينًافَلَنيُقْبَلَمِنْهُوَهُوَفِىٱلْـَٔاخِرَةِمِنَٱلْخَـٰسِرِينَ٨٥
Vemey yebtegi gayra-l'islâmi dînen feley yukbele minh. vehüve fi-l'âhirati mine-lhâsirîn.

Kim İslam'dan başka bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir. O ahirette de kaybedenlerdendir.

كَيْفَيَهْدِىٱللَّهُقَوْمًاكَفَرُوابَعْدَإِيمَـٰنِهِمْوَشَهِدُوٓاأَنَّٱلرَّسُولَحَقٌّوَجَآءَهُمُٱلْبَيِّنَـٰتُوَٱللَّهُلَايَهْدِىٱلْقَوْمَٱلظَّـٰلِمِينَ٨٦
Keyfe yehdi-llâhü kavmen keferû ba’de îmânihim veşehidû enne-rrasûle hakkuv vecâehümü-lbeyyinât. vellâhü lâ yehdi-lkavme-zzâlimîn.

İnandıktan, peygamberin hak olduğuna şehadet ettikten, kendilerine belgeler geldikten sonra inkar eden bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimleri doğru yola eriştirmez.

أُولَـٰٓئِكَجَزَآؤُهُمْأَنَّعَلَيْهِمْلَعْنَةَٱللَّهِوَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِوَٱلنَّاسِأَجْمَعِينَ٨٧
Ülâike cezâühüm enne ’aleyhim la’nete-llâhi velmelâiketi vennâsi ecme’în.

İşte bunların cezası, Allah'ın, meleklerin, insanların hepsinin lanetine uğramalarıdır.

خَـٰلِدِينَفِيهَالَايُخَفَّفُعَنْهُمُٱلْعَذَابُوَلَاهُمْيُنظَرُونَ٨٨
Hâlidîne fîhâ. lâ yühaffefü ’anhümü-l’azâbü velâ hüm yünzarûn.

Orada temellidirler; onlardan azab hafifletilmez; onların azabı geciktirilmez.

إِلَّاٱلَّذِينَتَابُوامِنبَعْدِذَٰلِكَوَأَصْلَحُوافَإِنَّٱللَّهَغَفُورٌرَّحِيمٌ٨٩
İlle-llezîne tâbû mim ba’di zâlike veaslehû feinne-llâhe gafûrur rahîm.

Ancak bunun ardından tevbe edip düzelenler müstesnadır. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder.

إِنَّٱلَّذِينَكَفَرُوابَعْدَإِيمَـٰنِهِمْثُمَّٱزْدَادُواكُفْرًالَّنتُقْبَلَتَوْبَتُهُمْوَأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلضَّآلُّونَ٩٠
İnne-llezîne keferû ba’de îmânihim sümme-zdâdû küfral len tukbele tevbetühüm. veülâike hümu-ddâllûn.

İnandıktan sonra inkar edip, inkarda aşırı gidenler var ya, onların tevbeleri kabul edilmeyecektir. İşte sapıklar onlardır.

إِنَّٱلَّذِينَكَفَرُواوَمَاتُواوَهُمْكُفَّارٌفَلَنيُقْبَلَمِنْأَحَدِهِممِّلْءُٱلْأَرْضِذَهَبًاوَلَوِٱفْتَدَىٰبِهِٓأُولَـٰٓئِكَلَهُمْعَذَابٌأَلِيمٌوَمَالَهُممِّننَّـٰصِرِينَ٩١
İnne-llezîne keferû vemâtû vehüm küffârun feley yukbele min ehadihim mil'ü-l'ardi zehebev velevi-ftedâ bihî. ülâike lehüm ’azâbün elîmüv vemâ lehüm min nâsirîn.

Doğrusu inkar edip, inkarcı olarak ölenlerin hiçbirinden, yeryüzünü dolduracak kadar altını fidye vermiş olsa bile, bu kabul edilmeyecektir. İşte elem verici azab onlaradır, onların hiç yardımcıları da yoktur.

لَنتَنَالُواٱلْبِرَّحَتَّىٰتُنفِقُوامِمَّاتُحِبُّونَوَمَاتُنفِقُوامِنشَىْءٍفَإِنَّٱللَّهَبِهِعَلِيمٌ٩٢
Len tenâlü-lbirra hattâ tünfikû mimmâ tühibbûn. vemâ tünfikû min şey'in feinne-llâhe bihî ’alîm.

Sevdiğiniz şeylerden sarfetmedikçe iyiliğe erişemezsiniz. Her ne sarfederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.

كُلُّٱلطَّعَامِكَانَحِلًّالِّبَنِىٓإِسْرَٰٓءِيلَإِلَّامَاحَرَّمَإِسْرَٰٓءِيلُعَلَىٰنَفْسِهِمِنقَبْلِأَنتُنَزَّلَٱلتَّوْرَىٰةُقُلْفَأْتُوابِٱلتَّوْرَىٰةِفَٱتْلُوهَآإِنكُنتُمْصَـٰدِقِينَ٩٣
Küllu-tta’âmi kâne hillel libenî isrâîle illâ mâ harrame isrâîlü ’alâ nefsihî min kabli en tünezzele-ttevrâh. kul fe'tû bittevrâti fetlûhâ in küntüm sâdikîn.

Tevrat'ın indirilmesinden önce İsrail'in kendisine haram ettiğinden başka bütün yiyecekler İsrailoğullarına helal idi. De ki: "Doğru sözlü iseniz Tevrat'ı getirip okuyun".

فَمَنِٱفْتَرَىٰعَلَىٱللَّهِٱلْكَذِبَمِنبَعْدِذَٰلِكَفَأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلظَّـٰلِمُونَ٩٤
Femeni-fterâ ’ale-llâhi-lkezibe mim ba’di zâlike feülâike hümu-zzâlimûn.

Bundan sonra Allah'a karşı kim yalan isnad ederse, işte onlar zalimlerdir.

قُلْصَدَقَٱللَّهُفَٱتَّبِعُوامِلَّةَإِبْرَٰهِيمَحَنِيفًاوَمَاكَانَمِنَٱلْمُشْرِكِينَ٩٥
Kul sadeka-llâhü fettebi’û millete ibrâhîme hanîfâ. vemâ kâne mine-lmüşrikîn.

De ki: "Allah doğru söyledi, doğruya meyleden İbrahim'in dinine uyun; O, puta tapanlardan değildi".

إِنَّأَوَّلَبَيْتٍوُضِعَلِلنَّاسِلَلَّذِىبِبَكَّةَمُبَارَكًاوَهُدًىلِّلْعَـٰلَمِينَ٩٦
İnne evvele beytiv vudi’a linnâsi lellezî bibekkete mübârakev vehüdel lil’âlemîn.

Doğrusu insanlar için ilk kurulan ev, Mekke'de, dünyalar için mübarek ve doğru yol gösteren Kabe'dir.

فِيهِءَايَـٰتٌبَيِّنَـٰتٌمَّقَامُإِبْرَٰهِيمَوَمَندَخَلَهُكَانَءَامِنًاوَلِلَّهِعَلَىٱلنَّاسِحِجُّٱلْبَيْتِمَنِٱسْتَطَاعَإِلَيْهِسَبِيلًاوَمَنكَفَرَفَإِنَّٱللَّهَغَنِىٌّعَنِٱلْعَـٰلَمِينَ٩٧
Fîhi âyâtüm beyyinâtüm mekâmü ibrâhîm. vemen dehalehû kâne âminâ. velillâhi ’ale-nnâsi hiccü-lbeyti meni-stetâ’a ileyhi sebîlâ. vemen kefera feinne-llâhe ganiyyün ’ani-l’âlemîn.

Orada apaçık deliller vardır, İbrahim'in makamı vardır; kim oraya girerse, güvenlik içinde olur; oraya yol bulabilen insana Allah için Kabe'yi haccetmesi gereklidir. Kim inkar ederse, bilsin ki; doğrusu Allah alemlerden müstağnidir.

قُلْيَـٰٓأَهْلَٱلْكِتَـٰبِلِمَتَكْفُرُونَبِـَٔايَـٰتِٱللَّهِوَٱللَّهُشَهِيدٌعَلَىٰمَاتَعْمَلُونَ٩٨
Kul yâ ehle-lkitâbi lime tekfürûne biâyâti-llâh. vellâhü şehîdün ’alâ mâ ta’melûn.

De ki: "Ey Kitap ehli! Allah yaptıklarınızı görüp dururken, niçin Allah'ın ayetlerini inkar ediyorsunuz?"

قُلْيَـٰٓأَهْلَٱلْكِتَـٰبِلِمَتَصُدُّونَعَنسَبِيلِٱللَّهِمَنْءَامَنَتَبْغُونَهَاعِوَجًاوَأَنتُمْشُهَدَآءُوَمَاٱللَّهُبِغَـٰفِلٍعَمَّاتَعْمَلُونَ٩٩
Kul yâ ehle-lkitâbi lime tesuddûne ’an sebîli-llâhi men âmene tebgûnehâ ’ivecev veentüm şühedâ'. veme-llâhü bigâfilin ’ammâ ta’melûn.

De ki: "Ey Kitap ehli! Siz doğru olduğuna şahidken, niçin inananları Allah'ın yolunu eğri göstermeğe yeltenerek ondan çeviriyorsunuz? Allah işlediklerinizden gafil değildir".

يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوٓاإِنتُطِيعُوافَرِيقًامِّنَٱلَّذِينَأُوتُواٱلْكِتَـٰبَيَرُدُّوكُمبَعْدَإِيمَـٰنِكُمْكَـٰفِرِينَ١٠٠
Yâ eyyühe-llezîne âmenû in tütî’û ferîkam mine-llezîne ûtü-lkitâbe yeruddûküm ba’de îmâniküm kâfirîn.

Ey İnananlar! Kitap verilenlerin bir takımına uyarsanız, inanmanızdan sonra sizi kafir olmağa çevirirler.

وَكَيْفَتَكْفُرُونَوَأَنتُمْتُتْلَىٰعَلَيْكُمْءَايَـٰتُٱللَّهِوَفِيكُمْرَسُولُهُوَمَنيَعْتَصِمبِٱللَّهِفَقَدْهُدِىَإِلَىٰصِرَٰطٍمُّسْتَقِيمٍ١٠١
Vekeyfe tekfürûne veentüm tütlâ ’aleyküm âyâtü-llâhi vefîküm rasûlüh. vemey ya’tesim billâhi fekad hüdiye ilâ sirâtim müstekîm.

Allah'ın ayetleri size okunur, aranızda da Peygamberi bulunurken nasıl inkar edersiniz? Kim Allah'ın Kitabına sarılırsa şüphesiz doğru yola erişir.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُواٱتَّقُواٱللَّهَحَقَّتُقَاتِهِوَلَاتَمُوتُنَّإِلَّاوَأَنتُممُّسْلِمُونَ١٠٢
Yâ eyyühe-llezîne âmenü-tteku-llâhe hakka tükâtihî velâ temûtünne illâ veentüm müslimûn.

Ey inananlar! Allah'tan, sakınılması gerektiği gibi sakının, sizler ancak müslüman olarak can verin.

وَٱعْتَصِمُوابِحَبْلِٱللَّهِجَمِيعًاوَلَاتَفَرَّقُواوَٱذْكُرُوانِعْمَتَٱللَّهِعَلَيْكُمْإِذْكُنتُمْأَعْدَآءًفَأَلَّفَبَيْنَقُلُوبِكُمْفَأَصْبَحْتُمبِنِعْمَتِهِٓإِخْوَٰنًاوَكُنتُمْعَلَىٰشَفَاحُفْرَةٍمِّنَٱلنَّارِفَأَنقَذَكُممِّنْهَاكَذَٰلِكَيُبَيِّنُٱللَّهُلَكُمْءَايَـٰتِهِلَعَلَّكُمْتَهْتَدُونَ١٠٣
Va’tesimû bihabli-llâhi cemî’av velâ teferrakû. vezkürû ni’mete-llâhi ’aleyküm iz küntüm a’dâen feellefe beyne kulûbiküm feasbahtüm bini’metihî ihvânâ. veküntüm ’alâ şefâ hufratim mine-nnâri feenkazeküm minhâ. kezâlike yübeyyinü-llâhü leküm âyâtihî le’alleküm tehtedûn.

Toptan Allah'ın ipine sarılın, ayrılmayın. Allah'ın size olan nimetini anın: Düşmandınız, kalblerinizin arasını uzlaştırdı da onun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarında idiniz, sizi oradan kurtardı. Allah, doğru yola erişesiniz diye size böylece ayetlerini açıklar.

وَلْتَكُنمِّنكُمْأُمَّةٌيَدْعُونَإِلَىٱلْخَيْرِوَيَأْمُرُونَبِٱلْمَعْرُوفِوَيَنْهَوْنَعَنِٱلْمُنكَرِوَأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلْمُفْلِحُونَ١٠٤
Velteküm minküm ümmetüy yed’ûne ile-lhayri veye'mürûne bilma’rûfi veyenhevne ’ani-lmünker. veülâike hümü-lmüflihûn.

Sizden, iyiye çağıran, doğruluğu emreden ve fenalıktan meneden bir cemaat olsun. İşte başarıya erişenler yalnız onlardır.

وَلَاتَكُونُواكَٱلَّذِينَتَفَرَّقُواوَٱخْتَلَفُوامِنبَعْدِمَاجَآءَهُمُٱلْبَيِّنَـٰتُوَأُولَـٰٓئِكَلَهُمْعَذَابٌعَظِيمٌ١٠٥
Velâ tekûnû kellezîne teferrakû vahtelefû mim ba’di mâ câehümü-lbeyyinât. veülâike lehüm ’azâbün ’azîm.

Kendilerine belgeler geldikten sonra ayrılan ve ayrılığa düşenler gibi olmayın. Bir takım yüzlerin ağaracağı ve bir takım yüzlerin kararacağı günde büyük azab onlaradır. Yüzleri kararanlara: "İnanmanızdan sonra inkar eder misiniz? İnkar etmenizden dolayı tadın azabı" denecektir.

يَوْمَتَبْيَضُّوُجُوهٌوَتَسْوَدُّوُجُوهٌفَأَمَّاٱلَّذِينَٱسْوَدَّتْوُجُوهُهُمْأَكَفَرْتُمبَعْدَإِيمَـٰنِكُمْفَذُوقُواٱلْعَذَابَبِمَاكُنتُمْتَكْفُرُونَ١٠٦
Yevme tebyeddu vucûhüv vetesveddü vucûhün. feemme-llezîne-sveddet vucûhühüm. ekefertüm ba’de îmâniküm fezûku-l’azâbe bimâ küntüm tekfürûn.

Kendilerine belgeler geldikten sonra ayrılan ve ayrılığa düşenler gibi olmayın. Bir takım yüzlerin ağaracağı ve bir takım yüzlerin kararacağı günde büyük azab onlaradır. Yüzleri kararanlara: "İnanmanızdan sonra inkar eder misiniz? İnkar etmenizden dolayı tadın azabı" denecektir.

وَأَمَّاٱلَّذِينَٱبْيَضَّتْوُجُوهُهُمْفَفِىرَحْمَةِٱللَّهِهُمْفِيهَاخَـٰلِدُونَ١٠٧
Veemme-llezîne-byeddat vucûhühüm fefî rahmeti-llâh. hüm fîhâ hâlidûn.

Yüzleri ağaranlar ise Allah'ın rahmetindedirler. Onlar orada temellidirler.

تِلْكَءَايَـٰتُٱللَّهِنَتْلُوهَاعَلَيْكَبِٱلْحَقِّوَمَاٱللَّهُيُرِيدُظُلْمًالِّلْعَـٰلَمِينَ١٠٨
Tilke âyâtü-llâhi netlûhâ ’aleyke bilhakk. veme-llâhü yürîdü zulmel lil’âlemîn.

İşte bunlar, sana doğru olarak okuduğumuz Allah'ın ayetleridir. Allah hiç kimseye zulmetmek istemez.

وَلِلَّهِمَافِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَمَافِىٱلْأَرْضِوَإِلَىٱللَّهِتُرْجَعُٱلْأُمُورُ١٠٩
Velillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. veile-llâhi türce’u-l'ümûr.

Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. İşler Allah'a varacaktır.

كُنتُمْخَيْرَأُمَّةٍأُخْرِجَتْلِلنَّاسِتَأْمُرُونَبِٱلْمَعْرُوفِوَتَنْهَوْنَعَنِٱلْمُنكَرِوَتُؤْمِنُونَبِٱللَّهِوَلَوْءَامَنَأَهْلُٱلْكِتَـٰبِلَكَانَخَيْرًالَّهُممِّنْهُمُٱلْمُؤْمِنُونَوَأَكْثَرُهُمُٱلْفَـٰسِقُونَ١١٠
Küntüm hayra ümmetin uhricet linnâsi te'mürûne bilma’rûfi vetenhevne ’ani-lmünkeri vetü'minûne billâh. velev âmene ehlü-lkitâbi lekâne hayral lehüm. minhümü-lmü'minûne veekseruhümü-lfâsikûn.

Siz, insanlar için ortaya çıkarılan, doğruluğu emreden, fenalıktan alıkoyan, Allah'a inanan hayırlı bir ümmetsiniz. Kitap ehli inanmış olsalardı, kendileri için daha hayırlı olurdu; içlerinde inananlar olmakla beraber, çoğu yoldan çıkmıştır.

لَنيَضُرُّوكُمْإِلَّآأَذًىوَإِنيُقَـٰتِلُوكُمْيُوَلُّوكُمُٱلْأَدْبَارَثُمَّلَايُنصَرُونَ١١١
Ley yedurrûküm illâ ezâ. veiy yükâtilûküm yüvellûkümü-l'edbâr. sümme lâ yünsarûn.

Onlar incitmekten başka size bir zarar veremezler. Sizinle savaşa koyulurlarsa, geri dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez.

ضُرِبَتْعَلَيْهِمُٱلذِّلَّةُأَيْنَمَاثُقِفُوٓاإِلَّابِحَبْلٍمِّنَٱللَّهِوَحَبْلٍمِّنَٱلنَّاسِوَبَآءُوبِغَضَبٍمِّنَٱللَّهِوَضُرِبَتْعَلَيْهِمُٱلْمَسْكَنَةُذَٰلِكَبِأَنَّهُمْكَانُوايَكْفُرُونَبِـَٔايَـٰتِٱللَّهِوَيَقْتُلُونَٱلْأَنبِيَآءَبِغَيْرِحَقٍّذَٰلِكَبِمَاعَصَواوَّكَانُوايَعْتَدُونَ١١٢
Duribet ’aleyhimü-zzilletü eyne mâ sükifû illâ bihablim mine-llâhi vehablim mine-nnâsi vebâû bigadabim mine-llâhi veduribet ’aleyhimü-lmeskeneh. zâlike biennehüm kânû yekfürûne biâyâti-llâhi veyaktülûne-l'embiyâe bigayri hakk. zâlike bimâ ’asav vekânû ya’tedûn.

Nerede bulunsalar Allah'ın ve inanan insanların himayesinde olanlar müstesna onlara alçaklık damgası vurulmuştur. Allah'tan bir gazaba uğradılar, onlara aşağılık damgası vuruldu. Bu, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmelerindendir. Bu, karşı gelmeleri ve taşkınlık yapmalarındandır.

لَيْسُواسَوَآءًمِّنْأَهْلِٱلْكِتَـٰبِأُمَّةٌقَآئِمَةٌيَتْلُونَءَايَـٰتِٱللَّهِءَانَآءَٱلَّيْلِوَهُمْيَسْجُدُونَ١١٣
Leysû sevââ. min ehli-lkitâbi ümmetün kâimetüy yetlûne âyâti-llâhi ânâe-lleyli vehüm yescüdûn.

Kitap ehlinin hepsi bir değildir: Onlardan geceleri secdeye kapanarak Allah'ın ayetlerini okuyup duranlar vardır; bunlar Allah'a ve ahiret gününe inanır, kötülükten meneder, iyiliklere koşarlar. İşte onlar iyilerdendir.

يُؤْمِنُونَبِٱللَّهِوَٱلْيَوْمِٱلْـَٔاخِرِوَيَأْمُرُونَبِٱلْمَعْرُوفِوَيَنْهَوْنَعَنِٱلْمُنكَرِوَيُسَـٰرِعُونَفِىٱلْخَيْرَٰتِوَأُولَـٰٓئِكَمِنَٱلصَّـٰلِحِينَ١١٤
Yü'minûne billâhi velyevmi-l'âhiri veye'mürûne bilma’rûfi veyenhevne ’ani-lmünkeri veyüsâri’ûne fi-lhayrât. veülâike mine-ssâlihîn.

Kitap ehlinin hepsi bir değildir: Onlardan geceleri secdeye kapanarak Allah'ın ayetlerini okuyup duranlar vardır; bunlar Allah'a ve ahiret gününe inanır, kötülükten meneder, iyiliklere koşarlar. İşte onlar iyilerdendir.

وَمَايَفْعَلُوامِنْخَيْرٍفَلَنيُكْفَرُوهُوَٱللَّهُعَلِيمٌبِٱلْمُتَّقِينَ١١٥
Vemâ yef’alû min hayrin feley yükferûh. vellâhü ’alîmüm bilmüttekîn.

Ne iyilik yaparlarsa, karşılığını bulacaklardır. Allah sakınanları bilir.

إِنَّٱلَّذِينَكَفَرُوالَنتُغْنِىَعَنْهُمْأَمْوَٰلُهُمْوَلَآأَوْلَـٰدُهُممِّنَٱللَّهِشَيْـًٔاوَأُولَـٰٓئِكَأَصْحَـٰبُٱلنَّارِهُمْفِيهَاخَـٰلِدُونَ١١٦
İnne-llezîne keferû len tugniye ’anhüm emvâlühüm velâ evlâdühüm mine-llâhi şey'â. veülâike ashâbü-nnâr. hüm fîhâ hâlidûn.

İnkar eden kimselerin malları ve çocukları, Allah'tan yana, onlara bir fayda vermeyecektir. İşte onlar cehennemliklerdir, onlar orada temellidirler.

مَثَلُمَايُنفِقُونَفِىهَـٰذِهِٱلْحَيَوٰةِٱلدُّنْيَاكَمَثَلِرِيحٍفِيهَاصِرٌّأَصَابَتْحَرْثَقَوْمٍظَلَمُوٓاأَنفُسَهُمْفَأَهْلَكَتْهُوَمَاظَلَمَهُمُٱللَّهُوَلَـٰكِنْأَنفُسَهُمْيَظْلِمُونَ١١٧
Meselü mâ yünfikûne fî hâzihi-lhayâti-ddünyâ kemeseli rîhin fîhâ sirrun esâbet harse kavmin zalemû enfüsehüm feehleketh. vemâ zalemehümü-llâhü velâkin enfüsehüm yazlimûn.

Bu dünya hayatında sarfettiklerinin durumu, kendilerine zulmeden kimselerin ekinlerine isabetle kavurup mahveden soğuk bir rüzgarın durumu gibidir. Allah onlara zulmetmedi, onlar kendilerine yazık ettiler.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوالَاتَتَّخِذُوابِطَانَةًمِّندُونِكُمْلَايَأْلُونَكُمْخَبَالًاوَدُّوامَاعَنِتُّمْقَدْبَدَتِٱلْبَغْضَآءُمِنْأَفْوَٰهِهِمْوَمَاتُخْفِىصُدُورُهُمْأَكْبَرُقَدْبَيَّنَّالَكُمُٱلْـَٔايَـٰتِإِنكُنتُمْتَعْقِلُونَ١١٨
Yâ eyyühe-llezîne âmenû lâ tettehizû bitânetem min dûniküm lâ ye'lûneküm habâlâ. veddû mâ ’anittüm. kad bedeti-lbagdâü min efvâhihim. vemâ tuhfî sudûruhüm ekber. kad beyyennâ lekümü-l'âyâti in küntüm ta’kilûn.

Ey İnananlar! Sizden olmayanı sırdaş edinmeyin, onlar sizi şaşırtmaktan geri durmazlar, sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların öfkesi ağızlarından taşmaktadır, kalblerinin gizlediği ise daha büyüktür. Eğer aklediyorsanız, şüphesiz size ayetleri açıkladık.

هَـٰٓأَنتُمْأُولَآءِتُحِبُّونَهُمْوَلَايُحِبُّونَكُمْوَتُؤْمِنُونَبِٱلْكِتَـٰبِكُلِّهِوَإِذَالَقُوكُمْقَالُوٓاءَامَنَّاوَإِذَاخَلَوْاعَضُّواعَلَيْكُمُٱلْأَنَامِلَمِنَٱلْغَيْظِقُلْمُوتُوابِغَيْظِكُمْإِنَّٱللَّهَعَلِيمٌبِذَاتِٱلصُّدُورِ١١٩
Hâentüm ülâi tühibbûnehüm velâ yühibbûneküm vetü'minûne bilkitâbi küllih. veizâ lekûküm kâlû âmennâ. veizâ halev ’addû ’aleykümü-l'enâmile mine-lgayz. kul mûtû bigayziküm. inne-llâhe ’alîmüm bizâti-ssudûr.

İşte siz, onlar sizi sevmezken onları seven ve Kitapların bütününe inanan kimselersiniz. Size rastladıkları zaman: "İnandık" derler, yalnız kaldıklarında da, size öfkelerinden parmaklarını ısırırlar. De ki: "Öfkenizden çatlayın". Allah kalblerde olanı bilir.

إِنتَمْسَسْكُمْحَسَنَةٌتَسُؤْهُمْوَإِنتُصِبْكُمْسَيِّئَةٌيَفْرَحُوابِهَاوَإِنتَصْبِرُواوَتَتَّقُوالَايَضُرُّكُمْكَيْدُهُمْشَيْـًٔاإِنَّٱللَّهَبِمَايَعْمَلُونَمُحِيطٌ١٢٠
İn temsesküm hasenetün tesü'hüm. vein tüsibküm seyyietüy yefrahû bihâ. vein tasbirû vetettekû lâ yedurruküm keydühüm şey'â. inne-llâhe bimâ ya’melûne mühît.

Size bir iyilik gelse, onların fenasına gider; başınıza bir kötülük gelse buna sevinirler. Sabreder ve sakınırsanız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez. Allah işlediklerinin hepsini ilmiyle kuşatmıştır.

وَإِذْغَدَوْتَمِنْأَهْلِكَتُبَوِّئُٱلْمُؤْمِنِينَمَقَـٰعِدَلِلْقِتَالِوَٱللَّهُسَمِيعٌعَلِيمٌ١٢١
Veiz gadevte min ehlike tübevviü-lmü'minîne mekâ’ide lilkitâl. vellâhü semî’un ’alîm.

Sen inananları savaş için duracakları yerlere yerleştirmek üzere, erkenden evinden ayrılmıştın. Allah işitir ve bilir.

إِذْهَمَّتطَّآئِفَتَانِمِنكُمْأَنتَفْشَلَاوَٱللَّهُوَلِيُّهُمَاوَعَلَىٱللَّهِفَلْيَتَوَكَّلِٱلْمُؤْمِنُونَ١٢٢
İz hemmet tâifetâni minküm en tefşelâ vellâhü veliyyühümâ. ve’ale-llâhi felyetevekkeli-lmü'minûn.

Sizden iki takım bozulup geri çekilmek üzere idi; oysa Allah onların dostu idi, inananlar yalnız Allah'a güvensinler.

وَلَقَدْنَصَرَكُمُٱللَّهُبِبَدْرٍوَأَنتُمْأَذِلَّةٌفَٱتَّقُواٱللَّهَلَعَلَّكُمْتَشْكُرُونَ١٢٣
Velekad nesarakümü-llâhü bibedriv veentüm ezilleh. fetteku-llâhe le’alleküm teşkürûn.

And olsun ki, siz düşkün bir durumda iken, Bedir'de, Allah size yardım etmişti; Allah'tan sakının ki şükredebilesiniz.

إِذْتَقُولُلِلْمُؤْمِنِينَأَلَنيَكْفِيَكُمْأَنيُمِدَّكُمْرَبُّكُمبِثَلَـٰثَةِءَالَـٰفٍمِّنَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِمُنزَلِينَ١٢٤
İz tekûlü lilmü'minîne eley yekfiyeküm ey yümiddeküm rabbüküm biselâseti âlâfim mine-lmelâiketi münzelîn.

İnananlara: "Rabbinizin size gönderilmiş üç bin melekle yardım etmesi size yetmeyecek mi?" diyordun. Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar de hemen üzerinize gelirlerse Rabbiniz size, nişanlı beş bin melekle imdat edecektir.

بَلَىٰٓإِنتَصْبِرُواوَتَتَّقُواوَيَأْتُوكُممِّنفَوْرِهِمْهَـٰذَايُمْدِدْكُمْرَبُّكُمبِخَمْسَةِءَالَـٰفٍمِّنَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِمُسَوِّمِينَ١٢٥
Belâ in tasbirû vetettekû veye'tûküm min fevrihim hâzâ yümdidküm rabbüküm bihamseti âlâfim mine-lmelâiketi müsevvimîn.

İnananlara: "Rabbinizin size gönderilmiş üç bin melekle yardım etmesi size yetmeyecek mi?" diyordun. Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar de hemen üzerinize gelirlerse Rabbiniz size, nişanlı beş bin melekle imdat edecektir.

وَمَاجَعَلَهُٱللَّهُإِلَّابُشْرَىٰلَكُمْوَلِتَطْمَئِنَّقُلُوبُكُمبِهِوَمَاٱلنَّصْرُإِلَّامِنْعِندِٱللَّهِٱلْعَزِيزِٱلْحَكِيمِ١٢٦
Vemâ ce’alehü-llâhü illâ büşrâ leküm velitatmeinne kulûbüküm bih. veme-nnasru illâ min ’indi-llâhi-l’azîzi-lhakîm.

Allah bunu, ancak size müjde olsun ve böylece kalbleriniz yatışsın diye yapmıştır. İnkar edenlerin bir kısmını kesmek veya ümidsiz olarak geri dönecek şekilde bozguna uğratmak için gereken yardım, ancak Güçlü ve Hakim olan Allah katından olur.

لِيَقْطَعَطَرَفًامِّنَٱلَّذِينَكَفَرُوٓاأَوْيَكْبِتَهُمْفَيَنقَلِبُواخَآئِبِينَ١٢٧
Liyakta’a tarafem mine-llezîne keferû ev yekbitehüm feyenkalibû hâibîn.

Allah bunu, ancak size müjde olsun ve böylece kalbleriniz yatışsın diye yapmıştır. İnkar edenlerin bir kısmını kesmek veya ümidsiz olarak geri dönecek şekilde bozguna uğratmak için gereken yardım, ancak Güçlü ve Hakim olan Allah katından olur.

لَيْسَلَكَمِنَٱلْأَمْرِشَىْءٌأَوْيَتُوبَعَلَيْهِمْأَوْيُعَذِّبَهُمْفَإِنَّهُمْظَـٰلِمُونَ١٢٨
Leyse leke mine-l'emri şey'ün ev yetûbe ’aleyhim ev yü’azzibehüm feinnehüm zâlimûn.

Allah'ın, onların tevbelerini kabul veya onlara azab etmesi işiyle senin bir ilişiğin yoktur; çünkü onlar zalimlerdir.

وَلِلَّهِمَافِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَمَافِىٱلْأَرْضِيَغْفِرُلِمَنيَشَآءُوَيُعَذِّبُمَنيَشَآءُوَٱللَّهُغَفُورٌرَّحِيمٌ١٢٩
Velillâhi mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. yagfiru limey yeşâü veyü’azzibü mey yeşâ'. vellâhü gafûrur rahîm.

Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوالَاتَأْكُلُواٱلرِّبَوٰٓاأَضْعَـٰفًامُّضَـٰعَفَةًوَٱتَّقُواٱللَّهَلَعَلَّكُمْتُفْلِحُونَ١٣٠
Yâ eyyühe-llezîne âmenû lâ te'külü-rribâ ad’âfem müdâ’afeh. vetteku-llâhe le’alleküm tüflihûn.

Ey İnananlar! Faizi kat kat alarak yemeyin. Allah'tan sakının ki başarıya erişesiniz.

وَٱتَّقُواٱلنَّارَٱلَّتِىٓأُعِدَّتْلِلْكَـٰفِرِينَ١٣١
Vetteku-nnâra-lletî ü’iddet lilkâfirîn.

İnkar edenler için hazırlanmış ateşten sakının.

وَأَطِيعُواٱللَّهَوَٱلرَّسُولَلَعَلَّكُمْتُرْحَمُونَ١٣٢
Veetî’ü-llâhe verrasûle le’alleküm türhamûn.

Size merhamet edilmesi için, Allah'a ve Peygamber'e itaat edin.

وَسَارِعُوٓاإِلَىٰمَغْفِرَةٍمِّنرَّبِّكُمْوَجَنَّةٍعَرْضُهَاٱلسَّمَـٰوَٰتُوَٱلْأَرْضُأُعِدَّتْلِلْمُتَّقِينَ١٣٣
Vesâri’û ilâ magfiratim mir rabbiküm vecennetin ’arduhe-ssemâvâtü vel'ardu ü’iddet lilmüttekîn.

Rabbinizin mağfiretine ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış eni gökler ve yer kadar olan cennete koşuşun.

ٱلَّذِينَيُنفِقُونَفِىٱلسَّرَّآءِوَٱلضَّرَّآءِوَٱلْكَـٰظِمِينَٱلْغَيْظَوَٱلْعَافِينَعَنِٱلنَّاسِوَٱللَّهُيُحِبُّٱلْمُحْسِنِينَ١٣٤
Ellezîne yünfikûne fi-sserrâi veddarrâi velkâzimîne-lgayza vel’âfîne ’ani-nnâs. vellâhü yühibbü-lmuhsinîn.

Onlar bollukta ve darlıkta sarfederler, öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını affederler. Allah iyilik yapanları sever.

وَٱلَّذِينَإِذَافَعَلُوافَـٰحِشَةًأَوْظَلَمُوٓاأَنفُسَهُمْذَكَرُواٱللَّهَفَٱسْتَغْفَرُوالِذُنُوبِهِمْوَمَنيَغْفِرُٱلذُّنُوبَإِلَّاٱللَّهُوَلَمْيُصِرُّواعَلَىٰمَافَعَلُواوَهُمْيَعْلَمُونَ١٣٥
Vellezîne izâ fe’alû fâhişeten ev zalemû enfüsehüm zekerü-llâhe festagferû lizünûbihim. vemey yagfiru-zzünûbe ille-llâh. velem yüsirrû ’alâ mâ fe’alû vehüm ya’lemûn.

Onlar fena bir şey yaptıklarında veya kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı anarlar, günahlarının bağışlanmasını dilerler. Günahları Allah'tan başka bağışlayan kim vardır? Onlar, yaptıklarında bile bile direnmezler.

أُولَـٰٓئِكَجَزَآؤُهُممَّغْفِرَةٌمِّنرَّبِّهِمْوَجَنَّـٰتٌتَجْرِىمِنتَحْتِهَاٱلْأَنْهَـٰرُخَـٰلِدِينَفِيهَاوَنِعْمَأَجْرُٱلْعَـٰمِلِينَ١٣٦
Ülâike cezâühüm magfiratüm mir rabbihim vecennâtün tecrî min tahtihe-l'enhâru hâlidîne fîhâ. veni’me ecru-l’âmilîn.

Onların hareketlerinin karşılığı Rablerinden bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetlerdir. İyi davrananların ne güzel ecri vardır!

قَدْخَلَتْمِنقَبْلِكُمْسُنَنٌفَسِيرُوافِىٱلْأَرْضِفَٱنظُرُواكَيْفَكَانَعَـٰقِبَةُٱلْمُكَذِّبِينَ١٣٧
Kad halet min kabliküm sünenün fesîrû fi-l'ardi fenzurû keyfe kâne ’âkibetü-lmükezzibîn.

Sizden önce neler gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin de, yalancıların sonunun ne olduğuna bir bakın.

هَـٰذَابَيَانٌلِّلنَّاسِوَهُدًىوَمَوْعِظَةٌلِّلْمُتَّقِينَ١٣٨
Hâzâ beyânül linnâsi vehüdev vemev’izatül lilmüttekîn.

Bu Kuran, insanlara bir açıklama, sakınanlara yol gösterme ve bir öğüttür.

وَلَاتَهِنُواوَلَاتَحْزَنُواوَأَنتُمُٱلْأَعْلَوْنَإِنكُنتُممُّؤْمِنِينَ١٣٩
Velâ tehinû velâ tahzenû veentümü-l'a’levne in küntüm mü'minîn.

Gevşemeyin, üzülmeyin, inanmışsanız, mutlaka siz en üstünsünüzdür.

إِنيَمْسَسْكُمْقَرْحٌفَقَدْمَسَّٱلْقَوْمَقَرْحٌمِّثْلُهُوَتِلْكَٱلْأَيَّامُنُدَاوِلُهَابَيْنَٱلنَّاسِوَلِيَعْلَمَٱللَّهُٱلَّذِينَءَامَنُواوَيَتَّخِذَمِنكُمْشُهَدَآءَوَٱللَّهُلَايُحِبُّٱلظَّـٰلِمِينَ١٤٠
İy yemsesküm karhun fekad messe-lkavme karhum mislüh. vetilke-l'eyyâmü nüdâvilühâ beyne-nnâs. veliya’leme-llâhü-llezîne âmenû veyettehize minküm şühedâ'. vellâhü lâ yühibbu-zzâlimîn.

Eğer siz (Uhud'da) bir yara almışsanız, (size düşman olan) o topluluk da (Bedir'de) benzeri bir yara almıştı. Böylece biz, Allah'ın gerçek müminleri ortaya çıkarması ve içinizden şahitler edinmesi için, bu günleri bazen lehe, bazen de aleyhe döndürüp duruyoruz. Allah, zulmedenleri sevmez.

وَلِيُمَحِّصَٱللَّهُٱلَّذِينَءَامَنُواوَيَمْحَقَٱلْكَـٰفِرِينَ١٤١
Veliyümehhisa-llâhü-llezîne âmenû veyemhaka-lkâfirîn.

Bir de Allah, böylece iman edenleri günahlardan arıtmak, inkarcıları ise yok etmek ister.

أَمْحَسِبْتُمْأَنتَدْخُلُواٱلْجَنَّةَوَلَمَّايَعْلَمِٱللَّهُٱلَّذِينَجَـٰهَدُوامِنكُمْوَيَعْلَمَٱلصَّـٰبِرِينَ١٤٢
Em hasibtüm en tedhulü-lcennete velemmâ ya’lemi-llâhü-llezîne câhedû minküm veya’leme-ssâbirîn.

Yoksa içinizden Allah cihad edenleri ve sabredenleri belirtmeden cennete gireceğinizi mi sanıyordunuz?

وَلَقَدْكُنتُمْتَمَنَّوْنَٱلْمَوْتَمِنقَبْلِأَنتَلْقَوْهُفَقَدْرَأَيْتُمُوهُوَأَنتُمْتَنظُرُونَ١٤٣
Velekad küntüm temennevne-lmevte min kabli en telkavh. fekad raeytümûhü veentüm tenzurûn.

And olsun ki, ölümle karşılaşmadan önce onu temenni ediyordunuz; işte onu gözlerinizle bakarak gördünüz.

وَمَامُحَمَّدٌإِلَّارَسُولٌقَدْخَلَتْمِنقَبْلِهِٱلرُّسُلُأَفَإِينمَّاتَأَوْقُتِلَٱنقَلَبْتُمْعَلَىٰٓأَعْقَـٰبِكُمْوَمَنيَنقَلِبْعَلَىٰعَقِبَيْهِفَلَنيَضُرَّٱللَّهَشَيْـًٔاوَسَيَجْزِىٱللَّهُٱلشَّـٰكِرِينَ١٤٤
Vemâ mühammedün illâ rasûl. kad halet min kablihi-rrusül. efeim mâte ev kutile-nkalebtüm ’alâ a’kâbiküm. vemey yenkalib ’alâ ’akibeyhi feley yedurra-llâhe şey'â. veseyeczi-llâhü-şşâkirîn.

Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler geçmişti. Ölür veya öldürülürse geriye mi döneceksiniz? Geriye dönen, Allah'a hiçbir zarar vermez. Allah şükredenlerin mükafatını verecektir.

وَمَاكَانَلِنَفْسٍأَنتَمُوتَإِلَّابِإِذْنِٱللَّهِكِتَـٰبًامُّؤَجَّلًاوَمَنيُرِدْثَوَابَٱلدُّنْيَانُؤْتِهِمِنْهَاوَمَنيُرِدْثَوَابَٱلْـَٔاخِرَةِنُؤْتِهِمِنْهَاوَسَنَجْزِىٱلشَّـٰكِرِينَ١٤٥
Vemâ kâne linefsin en temûte illâ biizni-llâhi kitâbem müeccelâ. vemey yürid sevâbe-ddünyâ nü'tihî minhâ. vemey yürid sevâbe-l'âhirati nü'tihî minhâ. veseneczi-şşâkirîn.

Hiçbir kimse Allah'ın izni olmadan ölmez; o, belli bir vakte bağlanmıştır. Kim dünya nimetini isterse ona ondan veririz; ve kim ahiret nimetini isterse ona ondan veririz. Şükredenlerin mükafatını vereceğiz.

وَكَأَيِّنمِّننَّبِىٍّقَـٰتَلَمَعَهُرِبِّيُّونَكَثِيرٌفَمَاوَهَنُوالِمَآأَصَابَهُمْفِىسَبِيلِٱللَّهِوَمَاضَعُفُواوَمَاٱسْتَكَانُواوَٱللَّهُيُحِبُّٱلصَّـٰبِرِينَ١٤٦
Vekeeyyim min nebiyyin kâtele me’ahû ribbiyyûne kesîr. femâ vehenû limâ esâbehüm fî sebîli-llâhi vemâ da’ufû veme-stekânû. vellâhü yühibbu-ssâbirîn.

Nice peygamberlerin yanında Rabbe kul olmuş pek çok kimse savaşmıştır. Allah yolunda başlarına gelenlerden ötürü gevşememişler, yılmamışlar ve boyun eğmemişlerdi. Allah, sabredenleri sever.

وَمَاكَانَقَوْلَهُمْإِلَّآأَنقَالُوارَبَّنَاٱغْفِرْلَنَاذُنُوبَنَاوَإِسْرَافَنَافِىٓأَمْرِنَاوَثَبِّتْأَقْدَامَنَاوَٱنصُرْنَاعَلَىٱلْقَوْمِٱلْكَـٰفِرِينَ١٤٧
Vemâ kâne kavlehüm illâ en kâlû rabbene-gfir lenâ zünûbenâ veisrâfenâ fî emrinâ vesebbit akdâmenâ vensurnâ ’ale-lkavmi-lkâfirîn.

Dedikleri ancak şu idi: "Rabbimiz! Günahlarımızı, işimizdeki aşırılıklarımızı bize bağışla, sebatımızı arttır, inkarcı topluluğa karşı bize yardım et".

فَـَٔاتَىٰهُمُٱللَّهُثَوَابَٱلدُّنْيَاوَحُسْنَثَوَابِٱلْـَٔاخِرَةِوَٱللَّهُيُحِبُّٱلْمُحْسِنِينَ١٤٨
Feâtâhümü-llâhü sevâbe-ddünyâ vehusne sevâbi-l'âhirah. vellâhü yühibbü-lmuhsinîn.

Bu yüzden Allah onlara dünya nimetini de ahiret nimetini de fazlasiyle verdi. Allah işlerini iyi yapanları sever.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوٓاإِنتُطِيعُواٱلَّذِينَكَفَرُوايَرُدُّوكُمْعَلَىٰٓأَعْقَـٰبِكُمْفَتَنقَلِبُواخَـٰسِرِينَ١٤٩
Yâ eyyühe-llezîne âmenû in tütî’ü-llezîne keferû yeruddûküm ’alâ a’kâbiküm fetenkalibû hâsirîn.

Ey İnananlar! İnkar edenlere itaat ederseniz, sizi geriye döndürürler de kayba uğrarsınız.

بَلِٱللَّهُمَوْلَىٰكُمْوَهُوَخَيْرُٱلنَّـٰصِرِينَ١٥٠
Beli-llâhü mevlâküm. vehüve hayru-nnâsirîn.

Halbuki Mevlanız Allah'tır. O, yardımcıların en iyisidir.

سَنُلْقِىفِىقُلُوبِٱلَّذِينَكَفَرُواٱلرُّعْبَبِمَآأَشْرَكُوابِٱللَّهِمَالَمْيُنَزِّلْبِهِسُلْطَـٰنًاوَمَأْوَىٰهُمُٱلنَّارُوَبِئْسَمَثْوَىٱلظَّـٰلِمِينَ١٥١
Senülkî fî kulûbi-llezîne keferü-rru’be bimâ eşrakû billâhi mâ lem yünezzil bihî sültânâ. veme'vâhümü-nnâr. vebi'se mesve-zzâlimîn.

Hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah'a ortak koşmalarından ötürü, inkar edenlerin kalbine korku salacağız. Onların varacağı yer cehennemdir. Zalimlerin durağı ne kötüdür!

وَلَقَدْصَدَقَكُمُٱللَّهُوَعْدَهُٓإِذْتَحُسُّونَهُمبِإِذْنِهِحَتَّىٰٓإِذَافَشِلْتُمْوَتَنَـٰزَعْتُمْفِىٱلْأَمْرِوَعَصَيْتُممِّنبَعْدِمَآأَرَىٰكُممَّاتُحِبُّونَمِنكُممَّنيُرِيدُٱلدُّنْيَاوَمِنكُممَّنيُرِيدُٱلْـَٔاخِرَةَثُمَّصَرَفَكُمْعَنْهُمْلِيَبْتَلِيَكُمْوَلَقَدْعَفَاعَنكُمْوَٱللَّهُذُوفَضْلٍعَلَىٱلْمُؤْمِنِينَ١٥٢
Velekad sadekakümü-llâhü va’dehû iz tehussûnehüm biiznih. hattâ izâ feşiltüm vetenâza’tüm fi-l'emri ve’asaytüm mim ba’di mâ erâküm mâ tühibbûn. minküm mey yürîdü-ddünyâ veminküm mey yürîdü-l'âhirah. sümme sarafeküm ’anhüm liyebteliyeküm. velekad ’afâ ’anküm. vellâhü zû fadlin ’ale-lmü'minîn.

And olsun ki, Allah, size verdiği sözde durdu. Onun izniyle kafirleri kırıp biçiyordunuz, ama Allah size arzuladığınız zaferi gösterdikten sonra gevşeyip bu hususta çekiştiniz ve isyan ettiniz; sizden kimi dünyayı, kimi ahireti istiyordu; derken denemek için Allah sizi geri çevirip bozguna uğrattı. And olsun ki O, sizi bağışladı. Allah'ın inananlara nimeti boldur.

إِذْتُصْعِدُونَوَلَاتَلْوُنَعَلَىٰٓأَحَدٍوَٱلرَّسُولُيَدْعُوكُمْفِىٓأُخْرَىٰكُمْفَأَثَـٰبَكُمْغَمًّابِغَمٍّلِّكَيْلَاتَحْزَنُواعَلَىٰمَافَاتَكُمْوَلَامَآأَصَـٰبَكُمْوَٱللَّهُخَبِيرٌبِمَاتَعْمَلُونَ١٥٣
İz tus’idûne velâ telvûne ’alâ ehadiv verrasûlü yed’ûküm fî uhrâküm feesâbeküm gammem bigammil likeylâ tahzenû ’alâ mâ fâteküm velâ mâ esâbeküm. vellâhü habîrum bimâ ta’melûn.

Peygamber arkanızdan sizi çağırırken, kimseye bakmadan kaçıyordunuz; kaybettiğinize ve başınıza gelene üzülmeyesiniz diye, Allah sizi kederden kedere uğrattı. Allah, işlediklerinizden haberdardır.

ثُمَّأَنزَلَعَلَيْكُممِّنبَعْدِٱلْغَمِّأَمَنَةًنُّعَاسًايَغْشَىٰطَآئِفَةًمِّنكُمْوَطَآئِفَةٌقَدْأَهَمَّتْهُمْأَنفُسُهُمْيَظُنُّونَبِٱللَّهِغَيْرَٱلْحَقِّظَنَّٱلْجَـٰهِلِيَّةِيَقُولُونَهَللَّنَامِنَٱلْأَمْرِمِنشَىْءٍقُلْإِنَّٱلْأَمْرَكُلَّهُلِلَّهِيُخْفُونَفِىٓأَنفُسِهِممَّالَايُبْدُونَلَكَيَقُولُونَلَوْكَانَلَنَامِنَٱلْأَمْرِشَىْءٌمَّاقُتِلْنَاهَـٰهُنَاقُللَّوْكُنتُمْفِىبُيُوتِكُمْلَبَرَزَٱلَّذِينَكُتِبَعَلَيْهِمُٱلْقَتْلُإِلَىٰمَضَاجِعِهِمْوَلِيَبْتَلِىَٱللَّهُمَافِىصُدُورِكُمْوَلِيُمَحِّصَمَافِىقُلُوبِكُمْوَٱللَّهُعَلِيمٌبِذَاتِٱلصُّدُورِ١٥٤
Sümme enzele ’aleyküm mim ba’di-lgammi emeneten nü’âsey yagşâ tâifetem minküm vetâifetün kad ehemmethüm enfüsühüm yezunnûne billâhi gayra-lhakki zanne-lcâhiliyyeh. yekûlûne hel lenâ min-l'emri min şey'. kul inne-l'emra küllehû lillâh. yuhfûne fî enfüsihim mâ lâ yübdûne lek. yekûlûne lev kâne lenâ mine-l'emri şey'üm mâ kutilnâ hâhünâ. kul lev küntüm fî büyûtiküm leberaze-llezîne kütibe ’aleyhimü-lkatlü ilâ medâci’ihim. veliyebteliye-llâhü mâ fî sudûriküm veliyümehhisa mâ fî kulûbiküm. vellâhü ’alîmüm bizâti-ssudûr.

Kederden sonra, bir takımınızı kendinden geçirecek şekilde size huzur ve emniyet indirdi; oysa bir takımınız da kendi derdlerine düşmüşlerdi. Haksız yere Allah hakkında, cahiliye devrinde olduğu gibi inanıyorlar. "Bu işte bizim bir fikrimiz var mı?" diyorlardı; De ki: "Buyruğun hepsi Allah'ındır". Sana açmadıklarını içlerinde gizliyorlar. "Bu işte bizim fikrimiz alınsaydı, burada öldürülmezdik" diyorlar. De ki: Evlerinizde olsaydınız, haklarında ölüm yazılı olan kimseler, yine de devrilecekleri yere varırlardı. Bu, Allah'ın içinizde olanı denemesi, kalblerinizde olanı arıtması içindir. Allah gönüllerde olanı bilir.

إِنَّٱلَّذِينَتَوَلَّوْامِنكُمْيَوْمَٱلْتَقَىٱلْجَمْعَانِإِنَّمَاٱسْتَزَلَّهُمُٱلشَّيْطَـٰنُبِبَعْضِمَاكَسَبُواوَلَقَدْعَفَاٱللَّهُعَنْهُمْإِنَّٱللَّهَغَفُورٌحَلِيمٌ١٥٥
İnne-llezîne tevellev minküm yevme-lteke-lcem’âni inneme-stezellehümü-şşeytânü biba’di mâ kesebû. velekad ’afe-llâhü ’anhüm. inne-llâhe gafûrun halîm.

İki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirenlerin, yaptıklarının bir kısmından ötürü şeytan ayaklarını kaydırıp yoldan çıkarmak istemişti. Allah, and olsun ki, onları affetti. Allah bağışlayandır. Halim'dir.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوالَاتَكُونُواكَٱلَّذِينَكَفَرُواوَقَالُوالِإِخْوَٰنِهِمْإِذَاضَرَبُوافِىٱلْأَرْضِأَوْكَانُواغُزًّىلَّوْكَانُواعِندَنَامَامَاتُواوَمَاقُتِلُوالِيَجْعَلَٱللَّهُذَٰلِكَحَسْرَةًفِىقُلُوبِهِمْوَٱللَّهُيُحْىِوَيُمِيتُوَٱللَّهُبِمَاتَعْمَلُونَبَصِيرٌ١٥٦
Yâ eyyühe-llezîne âmenû lâ tekûnû kellezîne keferû vekâlû liihvânihim izâ darabû fi-l'ardi ev kânû guzzel lev kânû ’indenâ mâ mâtû vemâ kutilû. liyec’ale-llâhü zâlike hasraten fî kulûbihim. vellâhü yuhyî veyümît. vellâhü bimâ ta’melûne besîr.

Ey İnananlar! Yolculuğa çıkan veya savaşa giden kardeşleri hakkında: "Onlar yanımızda olsalardı ölmezler ve öldürülmezlerdi" diyen inkarcılar gibi olmayın ki, Allah bunu onların kalblerinde bir hasret olarak bıraksın. Dirilten de öldüren de Allah'tır. Allah işlediklerinizi görür.

وَلَئِنقُتِلْتُمْفِىسَبِيلِٱللَّهِأَوْمُتُّمْلَمَغْفِرَةٌمِّنَٱللَّهِوَرَحْمَةٌخَيْرٌمِّمَّايَجْمَعُونَ١٥٧
Velein kutiltüm fî sebîli-llâhi ev müttüm lemagfiratüm mine-llâhi verahmetün hayrum mimmâ yecme’ûn.

Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, size Allah'tan onların topladıklarından hayırlı bir mağfiret ve rahmet vardır.

وَلَئِنمُّتُّمْأَوْقُتِلْتُمْلَإِلَىٱللَّهِتُحْشَرُونَ١٥٨
Veleim müttüm ev kutiltüm leile-llâhi tuhşerûn.

And olsun ki, ölseniz de, öldürülseniz de Allah katında toplanacaksınız.

فَبِمَارَحْمَةٍمِّنَٱللَّهِلِنتَلَهُمْوَلَوْكُنتَفَظًّاغَلِيظَٱلْقَلْبِلَٱنفَضُّوامِنْحَوْلِكَفَٱعْفُعَنْهُمْوَٱسْتَغْفِرْلَهُمْوَشَاوِرْهُمْفِىٱلْأَمْرِفَإِذَاعَزَمْتَفَتَوَكَّلْعَلَىٱللَّهِإِنَّٱللَّهَيُحِبُّٱلْمُتَوَكِّلِينَ١٥٩
Febimâ rahmetim mine-llâhi linte lehüm. velev künte fezzan galîza-lkalbi lenfeddû min havlik. fa’fü ’anhüm vestagfir lehüm veşâvirhüm fi-l'emr. feizâ ’azemte fetevekkel ’ale-llâh. inne-llâhe yühibbü-lmütevekkilîn.

Allah'ın rahmetinden dolayı, sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalbli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onlara mağfiret dile, iş hakkında onlara danış, fakat karar verdin mi Allah'a güven, doğrusu Allah güvenenleri sever.

إِنيَنصُرْكُمُٱللَّهُفَلَاغَالِبَلَكُمْوَإِنيَخْذُلْكُمْفَمَنذَاٱلَّذِىيَنصُرُكُممِّنبَعْدِهِوَعَلَىٱللَّهِفَلْيَتَوَكَّلِٱلْمُؤْمِنُونَ١٦٠
İy yensurkümü-llâhü felâ gâlibe leküm. veiy yahzülküm femen ze-llezî yensuruküm mim ba’dih. ve’ale-llâhi felyetevekkeli-lmü'minûn.

Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur; eğer sizi yardımsız bırakıverirse, O'ndan başka size yardım edecek kimdir? İnananlar yalnız Allah'a güvensinler.

وَمَاكَانَلِنَبِىٍّأَنيَغُلَّوَمَنيَغْلُلْيَأْتِبِمَاغَلَّيَوْمَٱلْقِيَـٰمَةِثُمَّتُوَفَّىٰكُلُّنَفْسٍمَّاكَسَبَتْوَهُمْلَايُظْلَمُونَ١٦١
Vemâ kâne linebiyyin ey yegull. vemey yaglül ye'ti bimâ galle yevme-lkiyâmeh. sümme tüveffâ küllü nefsim mâ kesebet vehüm lâ yuzlemûn.

Hiçbir peygambere ganimete ve millet malına hiyanet yaraşmaz; haksızlık kim yaparsa, kıyamet günü yaptığı ile gelir, sonra, haksızlık yapılmaksızın herkese kazanmış olduğu ödenir.

أَفَمَنِٱتَّبَعَرِضْوَٰنَٱللَّهِكَمَنبَآءَبِسَخَطٍمِّنَٱللَّهِوَمَأْوَىٰهُجَهَنَّمُوَبِئْسَٱلْمَصِيرُ١٦٢
Efemeni-ttebe’a ridvâne-llâhi kemem bâe bisehatim mine-llâhi veme'vâhü cehennem. vebi'se-lmesîr.

Allah'ın rızasına uyan kimse, Allah'ın hışmına uğrayan gibi midir? Bu kimsenin varacağı yer cehennemdir; o ne kötü varılacak yerdir!

هُمْدَرَجَـٰتٌعِندَٱللَّهِوَٱللَّهُبَصِيرٌبِمَايَعْمَلُونَ١٦٣
Hüm deracâtün ’inde-llâh. vellâhü besîrum bimâ ya’melûn.

Onlar Allah katında derece derecedir. Allah, işlediklerini görmektedir.

لَقَدْمَنَّٱللَّهُعَلَىٱلْمُؤْمِنِينَإِذْبَعَثَفِيهِمْرَسُولًامِّنْأَنفُسِهِمْيَتْلُواعَلَيْهِمْءَايَـٰتِهِوَيُزَكِّيهِمْوَيُعَلِّمُهُمُٱلْكِتَـٰبَوَٱلْحِكْمَةَوَإِنكَانُوامِنقَبْلُلَفِىضَلَـٰلٍمُّبِينٍ١٦٤
Lekad menne-llâhü ’ale-lmü'minîne iz be’ase fîhim rasûlem min enfüsihim yetlû ’aleyhim âyâtihî veyüzekkîhim veyü’allimühümü-lkitâbe velhikmeh. vein kânû min kablü lefî dalâlim mübîn.

And olsun ki Allah, inananlara, ayetlerini okuyan, onları arıtan, onlara Kitap ve hikmeti öğreten, kendilerinden bir peygamber göndermekle iyilikte bulunmuştur. Halbuki onlar, önceleri apaçık sapıklıkta idiler.

أَوَلَمَّآأَصَـٰبَتْكُممُّصِيبَةٌقَدْأَصَبْتُممِّثْلَيْهَاقُلْتُمْأَنَّىٰهَـٰذَاقُلْهُوَمِنْعِندِأَنفُسِكُمْإِنَّٱللَّهَعَلَىٰكُلِّشَىْءٍقَدِيرٌ١٦٥
Evelemmâ esâbetküm müsîbetün kad esabtüm misleyhâ kultüm ennâ hâzâ. kul hüve min ’indi enfüsiküm. inne-llâhe ’alâ külli şey'in kadîr.

Başkalarını iki misline uğrattığınız bir musibete kendiniz uğrayınca mı: "Bu nereden?" dersiniz? De ki: "O, kendi tarafınızdandır". Doğrusu Allah her şeye Kadir'dir.

وَمَآأَصَـٰبَكُمْيَوْمَٱلْتَقَىٱلْجَمْعَانِفَبِإِذْنِٱللَّهِوَلِيَعْلَمَٱلْمُؤْمِنِينَ١٦٦
Vemâ esâbeküm yevme-lteke-lcem’âni febiizni-llâhi veliya’leme-lmü'minîn.

İki topluluğun karşılaştığı günde başınıza gelen, Allah'ın izniyledir. Bu, inananları da, münafıklık edenleri de belirtmesi içindir. Münafıklık edenlere: "gelin, Allah yolunda savaşın, veya hiç olmazsa savunmada bulunun" dendiği zaman: "Eğer savaşmayı bilseydik, ardınızdan gelirdik" dediler. O gün, onlar imandan çok inkara yakındılar. Kalblerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Allah gizlediklerini onlardan iyi bilir.

وَلِيَعْلَمَٱلَّذِينَنَافَقُواوَقِيلَلَهُمْتَعَالَوْاقَـٰتِلُوافِىسَبِيلِٱللَّهِأَوِٱدْفَعُواقَالُوالَوْنَعْلَمُقِتَالًالَّٱتَّبَعْنَـٰكُمْهُمْلِلْكُفْرِيَوْمَئِذٍأَقْرَبُمِنْهُمْلِلْإِيمَـٰنِيَقُولُونَبِأَفْوَٰهِهِممَّالَيْسَفِىقُلُوبِهِمْوَٱللَّهُأَعْلَمُبِمَايَكْتُمُونَ١٦٧
Veliya’leme-llezîne nâfekû. vekîle lehüm te’âlev kâtilû fî sebîli-llâhi evi-dfe’û. kâlû lev na’lemü kitâlel letteba’nâküm. hüm lilküfri yevmeizin akrabü minhüm lil'îmân. yekûlûne biefvâhihim mâ leyse fî kulûbihim. vellâhü a’lemü bimâ yektümûn.

İki topluluğun karşılaştığı günde başınıza gelen, Allah'ın izniyledir. Bu, inananları da, münafıklık edenleri de belirtmesi içindir. Münafıklık edenlere: "gelin, Allah yolunda savaşın, veya hiç olmazsa savunmada bulunun" dendiği zaman: "Eğer savaşmayı bilseydik, ardınızdan gelirdik" dediler. O gün, onlar imandan çok inkara yakındılar. Kalblerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Allah gizlediklerini onlardan iyi bilir.

ٱلَّذِينَقَالُوالِإِخْوَٰنِهِمْوَقَعَدُوالَوْأَطَاعُونَامَاقُتِلُواقُلْفَٱدْرَءُواعَنْأَنفُسِكُمُٱلْمَوْتَإِنكُنتُمْصَـٰدِقِينَ١٦٨
Ellezîne kâlû liihvânihim veka’adû lev etâ’ûnâ mâ kutilû. kul fedraû ’an enfüsikümü-lmevte in küntüm sâdikîn.

Onlar oturup, kardeşleri için: "Bize itaat etselerdi öldürülmezlerdi" dediler. De ki: "Eğer doğru sözlü iseniz, ölümü kendinizden savın".

وَلَاتَحْسَبَنَّٱلَّذِينَقُتِلُوافِىسَبِيلِٱللَّهِأَمْوَٰتًابَلْأَحْيَآءٌعِندَرَبِّهِمْيُرْزَقُونَ١٦٩
Velâ tahsebenne-llezîne kutilû fî sebîli-llâhi emvâtâ. bel ahyâün ’inde rabbihim yürzekûn.

Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın, bilakis Rableri katında diridirler. Allah'ın bol nimetinden onlara verdiği şeylerle sevinç içinde rızıklanırlar, arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere, kendilerine korku olmadığını ve kendilerinin üzülmeyeceklerini müjde etmek isterler.

فَرِحِينَبِمَآءَاتَىٰهُمُٱللَّهُمِنفَضْلِهِوَيَسْتَبْشِرُونَبِٱلَّذِينَلَمْيَلْحَقُوابِهِممِّنْخَلْفِهِمْأَلَّاخَوْفٌعَلَيْهِمْوَلَاهُمْيَحْزَنُونَ١٧٠
Ferihîne bimâ âtâhümü-llâhü min fadlihî veyestebşirûne billezîne lem yelhakû bihim min halfihim ellâ havfün ’aleyhim velâ hüm yahzenûn.

Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın, bilakis Rableri katında diridirler. Allah'ın bol nimetinden onlara verdiği şeylerle sevinç içinde rızıklanırlar, arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere, kendilerine korku olmadığını ve kendilerinin üzülmeyeceklerini müjde etmek isterler.

يَسْتَبْشِرُونَبِنِعْمَةٍمِّنَٱللَّهِوَفَضْلٍوَأَنَّٱللَّهَلَايُضِيعُأَجْرَٱلْمُؤْمِنِينَ١٧١
Yestebşirûne bini’metim mine-llâhi vefadliv veenne-llâhe lâ yüdî’u ecra-lmü'minîn.

Onlar Allah'tan olan bir nimeti, bolluğu ve Allah'ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceğini müjdelemek isterler.

ٱلَّذِينَٱسْتَجَابُوالِلَّهِوَٱلرَّسُولِمِنبَعْدِمَآأَصَابَهُمُٱلْقَرْحُلِلَّذِينَأَحْسَنُوامِنْهُمْوَٱتَّقَوْاأَجْرٌعَظِيمٌ١٧٢
Ellezîne-stecâbû lillâhi verrasûli mim ba’di mâ esâbehümü-lkarh. lillezîne ahsenû minhüm vettekav ecrun ’azîm.

Kendileri savaşta yara aldıktan sonra Allah ve Peygamberin çağrısına koşanlara, hele onlardan iyilik edip sakınanlara büyük ecir vardır.

ٱلَّذِينَقَالَلَهُمُٱلنَّاسُإِنَّٱلنَّاسَقَدْجَمَعُوالَكُمْفَٱخْشَوْهُمْفَزَادَهُمْإِيمَـٰنًاوَقَالُواحَسْبُنَاٱللَّهُوَنِعْمَٱلْوَكِيلُ١٧٣
Ellezîne kâle lehümü-nnâsü inne-nnâse kad ceme’û leküm fahşevhüm fezâdehüm îmânâ. vekâlû hasbüne-llâhü veni’me-lvekîl.

İnsanlar onlara: "Düşmanınız olan insanlar size karşı bir ordu topladılar, onlardan korkun" dediler. Bu, onların imanını artırdı da: "Allah bize yeter. O ne güzel Vekil'dir" dediler.

فَٱنقَلَبُوابِنِعْمَةٍمِّنَٱللَّهِوَفَضْلٍلَّمْيَمْسَسْهُمْسُوٓءٌوَٱتَّبَعُوارِضْوَٰنَٱللَّهِوَٱللَّهُذُوفَضْلٍعَظِيمٍ١٧٤
Fenkalebû bini’metim mine-llâhi vefadlil lem yemseshüm sûüv vettebe’û ridvâne-llâh. vellâhü zû fadlin ’azîm.

Bu yüzden kendilerine bir fenalık dokunmadan, Allah'tan nimet ve bollukla geri döndüler; Allah'ın rızasına uydular. Allah büyük, bol nimet sahibidir.

إِنَّمَاذَٰلِكُمُٱلشَّيْطَـٰنُيُخَوِّفُأَوْلِيَآءَهُفَلَاتَخَافُوهُمْوَخَافُونِإِنكُنتُممُّؤْمِنِينَ١٧٥
İnnemâ zâlikümü-şşeytânü yühavvifü evliyâeh. felâ tehâfûhüm vehâfûni in küntüm mü'minîn.

İşte o şeytan ancak kendi dostlarını korkutur, inanmışsanız onlardan korkmayın, Benden korkun.

وَلَايَحْزُنكَٱلَّذِينَيُسَـٰرِعُونَفِىٱلْكُفْرِإِنَّهُمْلَنيَضُرُّواٱللَّهَشَيْـًٔايُرِيدُٱللَّهُأَلَّايَجْعَلَلَهُمْحَظًّافِىٱلْـَٔاخِرَةِوَلَهُمْعَذَابٌعَظِيمٌ١٧٦
Velâ yahzünke-llezîne yüsâri’ûne fi-lküfr. innehüm ley yedurrü-llâhe şey'â. yürîdü-llâhü ellâ yec’ale lehüm hazzan fi-l'âhirah. velehüm ’azâbün ’azîm.

Küfürde yarışanlar seni üzmesin; şüphesiz onlar Allah'a bir zarar veremezler. Allah ahirette onlara bir pay vermemek istiyor; onlara büyük azab vardır.

إِنَّٱلَّذِينَٱشْتَرَوُاٱلْكُفْرَبِٱلْإِيمَـٰنِلَنيَضُرُّواٱللَّهَشَيْـًٔاوَلَهُمْعَذَابٌأَلِيمٌ١٧٧
İnne-llezîne-şteravu-lküfra bil'îmâni ley yedurrü-llâhe şey'en. velehüm ’azâbün elîm.

İmanı inkara değişenler, şüphesiz Allah’a bir zarar veremiyeceklerdir. Elem verici azab onlaradır.

وَلَايَحْسَبَنَّٱلَّذِينَكَفَرُوٓاأَنَّمَانُمْلِىلَهُمْخَيْرٌلِّأَنفُسِهِمْإِنَّمَانُمْلِىلَهُمْلِيَزْدَادُوٓاإِثْمًاوَلَهُمْعَذَابٌمُّهِينٌ١٧٨
Velâ yahsebenne-llezîne keferû ennemâ nümlî lehüm hayrul lienfüsihim. innemâ nümlî lehüm liyezdâdû ismâ. velehüm ’azâbüm mühîn.

İnkar edenler, kendilerine vermiş olduğumuz mühletin sakın kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz onlara ancak, günahları çoğalsın diye mühlet veriyoruz. Küçültücü azab onlaradır.

مَّاكَانَٱللَّهُلِيَذَرَٱلْمُؤْمِنِينَعَلَىٰمَآأَنتُمْعَلَيْهِحَتَّىٰيَمِيزَٱلْخَبِيثَمِنَٱلطَّيِّبِوَمَاكَانَٱللَّهُلِيُطْلِعَكُمْعَلَىٱلْغَيْبِوَلَـٰكِنَّٱللَّهَيَجْتَبِىمِنرُّسُلِهِمَنيَشَآءُفَـَٔامِنُوابِٱللَّهِوَرُسُلِهِوَإِنتُؤْمِنُواوَتَتَّقُوافَلَكُمْأَجْرٌعَظِيمٌ١٧٩
Mâ kâne-llâhü liyezera-lmü'minîne ’alâ mâ entüm ’aleyhi hattâ yemîze-lhabîse mine-ttayyib. vemâ kâne-llâhü liyutli’aküm ’ale-lgaybi velâkinne-llâhe yectebî mir rusülihî mey yeşâü feâminû billâhi verusülih. vein tü'minû vetettekû feleküm ecrun ’azîm.

Allah inananları sizin durumunuzda bırakacak değildir, temizi pisten ayıracaktır. Allah size gaybı bildirecek değildir; fakat Allah peygamberlerinden dilediğini seçip, ona gaybı bildirir. Artık Allah'a ve peygamberlerine inanın; inanır ve sakınırsanız size büyük ecir vardır.

وَلَايَحْسَبَنَّٱلَّذِينَيَبْخَلُونَبِمَآءَاتَىٰهُمُٱللَّهُمِنفَضْلِهِهُوَخَيْرًالَّهُمبَلْهُوَشَرٌّلَّهُمْسَيُطَوَّقُونَمَابَخِلُوابِهِيَوْمَٱلْقِيَـٰمَةِوَلِلَّهِمِيرَٰثُٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَٱللَّهُبِمَاتَعْمَلُونَخَبِيرٌ١٨٠
Velâ yahsebenne-llezîne yebhalûne bimâ âtâhümü-llâhü min fadlihî hüve hayral lehüm. bel hüve şerrul lehüm. seyütavvekûne mâ behilû bihî yevme-lkiyâmeh. velillâhi mîrâsü-ssemâvâti vel'ard. vellâhü bimâ ta’melûne habîr.

Allah'ın bol nimetinden verdiklerinde cimrilik edenler, sakın bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar, bilakis bu onların kötülüğünedir. Cimrilik yaptıkları şey, kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah işlediklerinizden haberdardır.

لَّقَدْسَمِعَٱللَّهُقَوْلَٱلَّذِينَقَالُوٓاإِنَّٱللَّهَفَقِيرٌوَنَحْنُأَغْنِيَآءُسَنَكْتُبُمَاقَالُواوَقَتْلَهُمُٱلْأَنبِيَآءَبِغَيْرِحَقٍّوَنَقُولُذُوقُواعَذَابَٱلْحَرِيقِ١٨١
Lekad semi’a-llâhü kavle-llezîne kâlû inne-llâhe fekîruv venahnü agniyâ'. senektübü mâ kâlû vekatlehümü-l'embiyâe bigayri hakkiv venekûlü zûkû ’azâbe-lharîk.

And olsun ki, Allah: "Allah fakir; biz zenginiz" diyenlerin sözünü işitmiştir. Dediklerini ve haksız yere peygamberleri öldürdüklerini elbette yazacağız, "Yakıcı azabı tadın" diyeceğiz.

ذَٰلِكَبِمَاقَدَّمَتْأَيْدِيكُمْوَأَنَّٱللَّهَلَيْسَبِظَلَّامٍلِّلْعَبِيدِ١٨٢
Zâlike bimâ kaddemet eydîküm veenne-llâhe leyse bizallâmil lil’abîd.

"Bu, yaptığınızın karşılığıdır". Yoksa Allah kullara asla zulmetmez.

ٱلَّذِينَقَالُوٓاإِنَّٱللَّهَعَهِدَإِلَيْنَآأَلَّانُؤْمِنَلِرَسُولٍحَتَّىٰيَأْتِيَنَابِقُرْبَانٍتَأْكُلُهُٱلنَّارُقُلْقَدْجَآءَكُمْرُسُلٌمِّنقَبْلِىبِٱلْبَيِّنَـٰتِوَبِٱلَّذِىقُلْتُمْفَلِمَقَتَلْتُمُوهُمْإِنكُنتُمْصَـٰدِقِينَ١٨٣
Ellezîne kâlû inne-llâhe ’ahide ileynâ ellâ nü'mine lirasûlin hattâ ye'tiyenâ bikurbânin te'külühü-nnâr. kul kad câeküm rusülüm min kablî bilbeyyinâti vebillezî kultüm felime kateltümûhüm in küntüm sâdikîn.

"Doğrusu, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamak üzere Allah bize ahid verdi" diyenlere sen, de ki: "Benden önce peygamberler size belgeler ve dediğiniz şeyi getirdi. Doğru sözlü iseniz niçin onları öldürdünüz?"

فَإِنكَذَّبُوكَفَقَدْكُذِّبَرُسُلٌمِّنقَبْلِكَجَآءُوبِٱلْبَيِّنَـٰتِوَٱلزُّبُرِوَٱلْكِتَـٰبِٱلْمُنِيرِ١٨٤
Fein kezzebûke fekad küzzibe rusülüm min kablike câû bilbeyyinâti vezzübüri velkitâbi-lmünîr.

Seni yalancı saydılarsa, senden önce belgeler, sahifeler ve aydınlatıcı kitap getiren peygamberler de yalanlanmıştı.

كُلُّنَفْسٍذَآئِقَةُٱلْمَوْتِوَإِنَّمَاتُوَفَّوْنَأُجُورَكُمْيَوْمَٱلْقِيَـٰمَةِفَمَنزُحْزِحَعَنِٱلنَّارِوَأُدْخِلَٱلْجَنَّةَفَقَدْفَازَوَمَاٱلْحَيَوٰةُٱلدُّنْيَآإِلَّامَتَـٰعُٱلْغُرُورِ١٨٥
Küllü nefsin zâikatü-lmevt. veinnemâ tüveffevne ücûraküm yevme-lkiyâmeh. femen zuhziha ’ani-nnâri veüdhile-lcennete fekad fâz. veme-lhayâtü-ddünyâ illâ metâ’u-lgurûr.

Her insan ölümü tadacaktır. Kıyamet günü, ecirleriniz size mutlaka ödenecektir. Ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulan kimse artık kurtulmuştur. Dünya hayatı, zaten, sadece aldatıcı bir geçinmeden ibarettir.

لَتُبْلَوُنَّفِىٓأَمْوَٰلِكُمْوَأَنفُسِكُمْوَلَتَسْمَعُنَّمِنَٱلَّذِينَأُوتُواٱلْكِتَـٰبَمِنقَبْلِكُمْوَمِنَٱلَّذِينَأَشْرَكُوٓاأَذًىكَثِيرًاوَإِنتَصْبِرُواوَتَتَّقُوافَإِنَّذَٰلِكَمِنْعَزْمِٱلْأُمُورِ١٨٦
Letüblevunne fî emvâliküm veenfüsiküm veletesme’unne mine-llezîne ûtü-lkitâbe min kabliküm vemine-llezîne eşrakû ezen kesîrâ. vein tasbirû vetettekû feinne zâlike min ’azmi-l'ümûr.

And olsun ki mallarınız ve canlarınızla sınanacaksınız; hiç şüphesiz, sizden önce Kitap verilenlerden ve Allah'a eş koşanlardan çok üzücü sözler işiteceksiniz. Sabreder ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bu üzerinde sebat edilecek işlerdendir.

وَإِذْأَخَذَٱللَّهُمِيثَـٰقَٱلَّذِينَأُوتُواٱلْكِتَـٰبَلَتُبَيِّنُنَّهُلِلنَّاسِوَلَاتَكْتُمُونَهُفَنَبَذُوهُوَرَآءَظُهُورِهِمْوَٱشْتَرَوْابِهِثَمَنًاقَلِيلًافَبِئْسَمَايَشْتَرُونَ١٨٧
Veiz ehaze-llâhü mîsâka-llezîne ûtü-lkitâbe letübeyyinünnehû linnâsi velâ tektümûneh. fenebezûhü verâe zuhûrihim veşterav bihî semenen kalîlâ. febi'se mâ yeşterûn.

Allah, Kitap verilenlerden, onu insanlara açıklayacaksınız ve gizlemeyeceksiniz, diye ahid almıştı. Onlar ise, onu arkalarına atıp az bir değere değiştiler. Alış verişleri ne kötüdür!

لَاتَحْسَبَنَّٱلَّذِينَيَفْرَحُونَبِمَآأَتَواوَّيُحِبُّونَأَنيُحْمَدُوابِمَالَمْيَفْعَلُوافَلَاتَحْسَبَنَّهُمبِمَفَازَةٍمِّنَٱلْعَذَابِوَلَهُمْعَذَابٌأَلِيمٌ١٨٨
Lâ tahsebenne-llezîne yefrahûne bimâ etev veyühibbûne ey yuhmedû bimâ lem yef’alû felâ tahsebennehüm bimefâzetim mine-l’azâb. velehüm ’azâbün elîm.

Ettiklerine sevinen ve yapmadıklarıyla övülmekten hoşlananların, sakın onların azabdan kurtulacaklarını sanma; elem verici azab onlaradır.

وَلِلَّهِمُلْكُٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَٱللَّهُعَلَىٰكُلِّشَىْءٍقَدِيرٌ١٨٩
Velillâhi mülkü-ssemâvâti vel'ard. vellâhü ’alâ külli şey'in kadîr.

Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Allah her şeye Kadir'dir.

إِنَّفِىخَلْقِٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَٱخْتِلَـٰفِٱلَّيْلِوَٱلنَّهَارِلَـَٔايَـٰتٍلِّأُولِىٱلْأَلْبَـٰبِ١٩٠
İnne fî halki-ssemâvâti vel'ardi vahtilâfi-lleyli vennehâri leâyâtil liüli-l'elbâb.

Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde akıl sahiblerine şüphesiz deliller vardır.

ٱلَّذِينَيَذْكُرُونَٱللَّهَقِيَـٰمًاوَقُعُودًاوَعَلَىٰجُنُوبِهِمْوَيَتَفَكَّرُونَفِىخَلْقِٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِرَبَّنَامَاخَلَقْتَهَـٰذَابَـٰطِلًاسُبْحَـٰنَكَفَقِنَاعَذَابَٱلنَّارِ١٩١
Ellezîne yezkürûne-llâhe kiyâmev veku’ûdev ve’alâ cünûbihim veyetefekkerûne fî halki-ssemâvâti vel'ard. rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtilâ. sübhâneke fekinâ ’azâbe-nnâr.

Onlar ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: "Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın, Sen münezzehsin. Bizi ateşin azabından koru"

رَبَّنَآإِنَّكَمَنتُدْخِلِٱلنَّارَفَقَدْأَخْزَيْتَهُوَمَالِلظَّـٰلِمِينَمِنْأَنصَارٍ١٩٢
Rabbenâ inneke men tüdhili-nnâra fekad ahzeyteh. vemâ lizzâlimîne min ensâr.

"Rabbimiz! Sen ateşe kimi sokarsan, onu şüphesiz rezil etmiş olursun, zulmedenlerin hiç yardımcıları yoktur".

رَّبَّنَآإِنَّنَاسَمِعْنَامُنَادِيًايُنَادِىلِلْإِيمَـٰنِأَنْءَامِنُوابِرَبِّكُمْفَـَٔامَنَّارَبَّنَافَٱغْفِرْلَنَاذُنُوبَنَاوَكَفِّرْعَنَّاسَيِّـَٔاتِنَاوَتَوَفَّنَامَعَٱلْأَبْرَارِ١٩٣
Rabbenâ innenâ semi’nâ münâdiyey yünâdî lil'îmâni en âminû birabbiküm feâmennâ. rabbenâ fagfir lenâ zünûbenâ vekeffir ’annâ seyyiâtinâ veteveffenâ me’a-l'ebrâr.

"Rabbimiz! Doğrusu biz Rabbinize inanın diye inanmaya çağıran bir çağırıcıyı işittik de iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bize bağışla, kötülüklerimizi ört, canımızi iyilerle beraber al".

رَبَّنَاوَءَاتِنَامَاوَعَدتَّنَاعَلَىٰرُسُلِكَوَلَاتُخْزِنَايَوْمَٱلْقِيَـٰمَةِإِنَّكَلَاتُخْلِفُٱلْمِيعَادَ١٩٤
Rabbenâ veâtinâ mâ ve’attenâ ’alâ rusülike velâ tuhzinâ yevme-lkiyâmeh. inneke lâ tuhlifü-lmî’âd.

"Rabbimiz! Peygamberlerinle vadettiklerini bize ver, kıyamet günü bizi rezil etme. Sen şüphesiz sözünden caymazsın".

فَٱسْتَجَابَلَهُمْرَبُّهُمْأَنِّىلَآأُضِيعُعَمَلَعَـٰمِلٍمِّنكُممِّنذَكَرٍأَوْأُنثَىٰبَعْضُكُممِّنبَعْضٍفَٱلَّذِينَهَاجَرُواوَأُخْرِجُوامِندِيَـٰرِهِمْوَأُوذُوافِىسَبِيلِىوَقَـٰتَلُواوَقُتِلُوالَأُكَفِّرَنَّعَنْهُمْسَيِّـَٔاتِهِمْوَلَأُدْخِلَنَّهُمْجَنَّـٰتٍتَجْرِىمِنتَحْتِهَاٱلْأَنْهَـٰرُثَوَابًامِّنْعِندِٱللَّهِوَٱللَّهُعِندَهُحُسْنُٱلثَّوَابِ١٩٥
Festecâbe lehüm rabbühüm ennî lâ üdî’u ’amele ’âmilim minküm min zekerin ev ünsâ. ba’duküm mim ba’d. fellezîne hâcerû veuhricû min diyârihim veûzû fî sebîlî vekâtelû vekutilû leükeffiranne ’anhüm seyyiâtihim veleüdhilennehüm cennâtin tecrî min tahtihe-l'enhâr. sevâbem min ’indi-llâh. vellâhü ’indehû husnü-ssevâb.

Rableri dualarını kabul etti: "Birbirinizden meydana gelen sizlerden, erkek olsun, kadın olsun, iş yapanın işini boşa çıkarmam. Hicret edenlerin, memleketlerinden çıkarılanların, yolumda ezaya uğratılanların, savaşan ve öldürülenlerin günahlarını elbette örteceğim. And olsun ki, Allah katından bir nimet olarak, onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Nimetin güzeli Allah katındadır".

لَايَغُرَّنَّكَتَقَلُّبُٱلَّذِينَكَفَرُوافِىٱلْبِلَـٰدِ١٩٦
Lâ yegurranneke tekallübü-llezîne keferû fi-lbilâd.

İnkar edenlerin diyar diyar gezip refah içinde dolaşması sakın seni aldatmasın; az bir faydalanmadan sonra onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü duraktır!..

مَتَـٰعٌقَلِيلٌثُمَّمَأْوَىٰهُمْجَهَنَّمُوَبِئْسَٱلْمِهَادُ١٩٧
Metâ’un kalîlün sümme me'vâhüm cehennem. vebi'se-lmihâd.

İnkar edenlerin diyar diyar gezip refah içinde dolaşması sakın seni aldatmasın; az bir faydalanmadan sonra onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü duraktır!..

لَـٰكِنِٱلَّذِينَٱتَّقَوْارَبَّهُمْلَهُمْجَنَّـٰتٌتَجْرِىمِنتَحْتِهَاٱلْأَنْهَـٰرُخَـٰلِدِينَفِيهَانُزُلًامِّنْعِندِٱللَّهِوَمَاعِندَٱللَّهِخَيْرٌلِّلْأَبْرَارِ١٩٨
Lâkini-llezîne-ttekav rabbehüm lehüm cennâtün tecrî min tahtihe-l'enhâru hâlidîne fîhâ nüzülem min ’indi-llâh. vemâ ’inde-llâhi hayrul lil'ebrâr.

Fakat Rablerinden sakınanlara, Allah katından konukluklar bulunan, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetler vardır. Allah katındaki şeyler, iyi olanlar için daha hayırlıdır.

وَإِنَّمِنْأَهْلِٱلْكِتَـٰبِلَمَنيُؤْمِنُبِٱللَّهِوَمَآأُنزِلَإِلَيْكُمْوَمَآأُنزِلَإِلَيْهِمْخَـٰشِعِينَلِلَّهِلَايَشْتَرُونَبِـَٔايَـٰتِٱللَّهِثَمَنًاقَلِيلًاأُولَـٰٓئِكَلَهُمْأَجْرُهُمْعِندَرَبِّهِمْإِنَّٱللَّهَسَرِيعُٱلْحِسَابِ١٩٩
Veinne min ehli-lkitâbi lemey yü'minü billâhi vemâ ünzile ileyküm vemâ ünzile ileyhim hâşi’îne lillâhi lâ yeşterûne biâyâti-llâhi semenen kalîlâ. ülâike lehüm ecruhüm ’inde rabbihim. inne-llâhe serî’u-lhisâb.

Kitap ehlinden Allah'a huşu duyarak inanıp, Allah'ın ayetlerini az bir değere değişmeyenler vardır. İşte onların ecirleri Rablerinin katındadır. Şüphesiz Allah'ın hesabı çabuktur.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُواٱصْبِرُواوَصَابِرُواوَرَابِطُواوَٱتَّقُواٱللَّهَلَعَلَّكُمْتُفْلِحُونَ٢٠٠
Yâ eyyühe-llezîne âmenu-sbirû vesâbirû verâbitû vetteku-llâhe le’alleküm tüflihûn.

Ey İnananlar! Sabredin, düşmanlarınızdan daha sabırlı olun, cihada hazır bulunun, Allah'a karşı gelmekten sakının ki başarıya erişebilesiniz.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay