Ankebût Suresi
69 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
الٓمٓ١
Elif-lâm-mîm.

Elif, Lam, Mim.

أَحَسِبَٱلنَّاسُأَنيُتْرَكُوٓاأَنيَقُولُوٓاءَامَنَّاوَهُمْلَايُفْتَنُونَ٢
Ehasibe-nnâsü ey yütrakû ey yekûlû âmennâ vehüm lâ yüftenûn.

And olsun, biz kendilerinden öncekileri de denemişken, insanlar, "İnandık" deyince, denenmeden bırakılacaklarını mı sanırlar? Allah elbette doğruları ortaya koyacak ve elbette yalancıları da ortaya çıkaracaktır.

وَلَقَدْفَتَنَّاٱلَّذِينَمِنقَبْلِهِمْفَلَيَعْلَمَنَّٱللَّهُٱلَّذِينَصَدَقُواوَلَيَعْلَمَنَّٱلْكَـٰذِبِينَ٣
Velekad fetenne-llezîne min kablihim feleya’lemenne-llâhü-llezîne sadekû veleya’lemenne-lkâzibîn.

And olsun, biz kendilerinden öncekileri de denemişken, insanlar, "İnandık" deyince, denenmeden bırakılacaklarını mı sanırlar? Allah elbette doğruları ortaya koyacak ve elbette yalancıları da ortaya çıkaracaktır.

أَمْحَسِبَٱلَّذِينَيَعْمَلُونَٱلسَّيِّـَٔاتِأَنيَسْبِقُونَاسَآءَمَايَحْكُمُونَ٤
Em hasibe-llezîne ya’melûne-sseyyiâti ey yesbikûnâ. sâe mâ yahkümûn.

Yoksa, kötülük yapanlar Bizden kaçabileceklerini mi sanarlar? Ne kötü hüküm veriyorlar!

مَنكَانَيَرْجُوالِقَآءَٱللَّهِفَإِنَّأَجَلَٱللَّهِلَـَٔاتٍوَهُوَٱلسَّمِيعُٱلْعَلِيمُ٥
Men kâne yercû likâe-llâhi feinne ecele-llâhi leâtin. vehüve-ssemî’u-l’alîm.

Allah'la karşılaşmayı uman bilsin ki, Allah'ın bunun için belirttiği vakit gelecektir. O, işitir ve bilir.

وَمَنجَـٰهَدَفَإِنَّمَايُجَـٰهِدُلِنَفْسِهِٓإِنَّٱللَّهَلَغَنِىٌّعَنِٱلْعَـٰلَمِينَ٦
Vemen câhede feinnemâ yücâhidü linefsih. inne-llâhe leganiyyün ’ani-l’âlemîn.

Hak uğrunda cihat eden, ancak kendisi için cihat etmiş olur. Doğrusu Allah, alemlerden müstağnidir.

وَٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِلَنُكَفِّرَنَّعَنْهُمْسَيِّـَٔاتِهِمْوَلَنَجْزِيَنَّهُمْأَحْسَنَٱلَّذِىكَانُوايَعْمَلُونَ٧
Vellezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti lenükeffiranne ’anhüm seyyiâtihim velenecziyennehüm ahsene-llezî kânû ya’melûn.

İnanıp yararlı iş işleyenlerin kötülüklerini, and olsun ki, örteriz; onları, yaptıklarından daha güzeli ile mükafatlandırırız.

وَوَصَّيْنَاٱلْإِنسَـٰنَبِوَٰلِدَيْهِحُسْنًاوَإِنجَـٰهَدَاكَلِتُشْرِكَبِىمَالَيْسَلَكَبِهِعِلْمٌفَلَاتُطِعْهُمَآإِلَىَّمَرْجِعُكُمْفَأُنَبِّئُكُمبِمَاكُنتُمْتَعْمَلُونَ٨
Vevessayne-l'insâne bivâlideyhi husnâ. vein câhedâke litüşrike bî mâ leyse leke bihî ’ilmün felâ tüti’hümâ. ileyye merci’uküm feünebbiüküm bimâ küntüm ta’melûn.

Biz, insana, ana ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer ana baba, seni bir şeyi körü körüne Bana ortak koşman için zorlarlarsa, o zaman onlara itaat etme. Dönüşünüz Banadır. Yaptıklarınızı size bildiririm.

وَٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِلَنُدْخِلَنَّهُمْفِىٱلصَّـٰلِحِينَ٩
Vellezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti lenüdhilennehüm fi-ssâlihîn.

İnanıp, yararlı iş işleyenleri, and olsun, iyilerin arasına koyarız.

وَمِنَٱلنَّاسِمَنيَقُولُءَامَنَّابِٱللَّهِفَإِذَآأُوذِىَفِىٱللَّهِجَعَلَفِتْنَةَٱلنَّاسِكَعَذَابِٱللَّهِوَلَئِنجَآءَنَصْرٌمِّنرَّبِّكَلَيَقُولُنَّإِنَّاكُنَّامَعَكُمْأَوَلَيْسَٱللَّهُبِأَعْلَمَبِمَافِىصُدُورِٱلْعَـٰلَمِينَ١٠
Vemine-nnâsi mey yekûlü âmennâ billâhi feizâ ûziye fi-llâhi ce’ale fitnete-nnâsi ke’azâbi-llâh. velein câe nasrum mir rabbike leyekûlünne innâ künnâ me’aküm. eveleyse-llâhü bia’leme bimâ fî sudûri-l’âlemîn.

İnsanlardan: "Allah'a inandık" diyenler vardır; ama Allah uğrunda bir ezaya uğratılınca, insanların ezasını Allah'ın azabı gibi tutarlar. Rabbinizden bir yardım gelecek olursa, and olsun ki, "Doğrusu biz sizinle beraberdik" derler. Allah, herkesin kalbinde olanları en iyi bilen değil midir?

وَلَيَعْلَمَنَّٱللَّهُٱلَّذِينَءَامَنُواوَلَيَعْلَمَنَّٱلْمُنَـٰفِقِينَ١١
Veleya’lemenne-llâhü-llezîne âmenû veleya’lemenne-lmünâfikîn.

Allah elbette inananları bilir ve elbette ikiyüzlüleri de bilir.

وَقَالَٱلَّذِينَكَفَرُوالِلَّذِينَءَامَنُواٱتَّبِعُواسَبِيلَنَاوَلْنَحْمِلْخَطَـٰيَـٰكُمْوَمَاهُمبِحَـٰمِلِينَمِنْخَطَـٰيَـٰهُممِّنشَىْءٍإِنَّهُمْلَكَـٰذِبُونَ١٢
Vekâle-llezîne keferû lillezîne âmenü-ttebi’û sebîlenâ velnahmil hatâyâküm. vemâ hüm bihâmilîne min hatâyâhüm min şey'. innehüm lekâzibûn.

İnkar edenler inananlara: "Bizim yolumuza uyun da sizin günahlarınızı biz taşıyalım" derler. Oysa onların günahlarından hiçbirini yüklenecek değillerdir. Doğrusu onlar yalancıdırlar.

وَلَيَحْمِلُنَّأَثْقَالَهُمْوَأَثْقَالًامَّعَأَثْقَالِهِمْوَلَيُسْـَٔلُنَّيَوْمَٱلْقِيَـٰمَةِعَمَّاكَانُوايَفْتَرُونَ١٣
Veleyahmilünne eskâlehüm eskâlem me’a eskâleküm. veleyüs'elünne yevme-lkiyâmeti ’ammâ kânû yefterûn.

Onlar kendi ağırlıklarını, kendi ağırlıkları yanında daha nice ağırlıkları yüklenecekler ve uydurup durdukları şeylerden kıyamet günü sorguya çekileceklerdir.

وَلَقَدْأَرْسَلْنَانُوحًاإِلَىٰقَوْمِهِفَلَبِثَفِيهِمْأَلْفَسَنَةٍإِلَّاخَمْسِينَعَامًافَأَخَذَهُمُٱلطُّوفَانُوَهُمْظَـٰلِمُونَ١٤
Velekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî felebise fîhim elfe senetin illâ hamsîne ’âmâ. feehazehümu-ttûfânü vehüm zâlimûn.

And olsun ki, Nuh'u milletine gönderdik; aralarında bin seneden elli yıl eksik kaldı. Sonunda onlar haksızlık yaparken, tufan onları yakalayıverdi.

فَأَنجَيْنَـٰهُوَأَصْحَـٰبَٱلسَّفِينَةِوَجَعَلْنَـٰهَآءَايَةًلِّلْعَـٰلَمِينَ١٥
Feenceynâhü veashâbe-ssefîneti vece’alnâhâ âyetel lil’âlemîn.

Ama Biz, Nuh'u ve gemide bulunanları kurtardık ve bunu dünyalara bir ibret kıldık.

وَإِبْرَٰهِيمَإِذْقَالَلِقَوْمِهِٱعْبُدُواٱللَّهَوَٱتَّقُوهُذَٰلِكُمْخَيْرٌلَّكُمْإِنكُنتُمْتَعْلَمُونَ١٦
Veibrâhime iz kâle likavmihi-’büdü-llâhe vettekûh. zâliküm hayrul leküm in küntüm ta’lemûn.

İbrahim'i de gönderdik. Milletine: "Allah'a kulluk edin, O'ndan sakının; bilirseniz bu sizin için daha iyidir" dedi.

إِنَّمَاتَعْبُدُونَمِندُونِٱللَّهِأَوْثَـٰنًاوَتَخْلُقُونَإِفْكًاإِنَّٱلَّذِينَتَعْبُدُونَمِندُونِٱللَّهِلَايَمْلِكُونَلَكُمْرِزْقًافَٱبْتَغُواعِندَٱللَّهِٱلرِّزْقَوَٱعْبُدُوهُوَٱشْكُرُوالَهُٓإِلَيْهِتُرْجَعُونَ١٧
İnnemâ ta’büdûne min dûni-llâhi evsânev vetahlukûne ifkâ. inne-llezîne ta’büdûne min dûni-llâhi lâ yemlikûne leküm rizkan febtegû ’inde-llâhi-rrizka va’büdûhü veşkürû leh. ileyhi türce’ûn.

Siz Allah'ı bırakıp sadece bir takım putlara tapıyor, aslı olmayan sözler uyduruyorsunuz. Doğrusu, Allah'tan başka taptıklarınızın size rızık vermeye güçleri yetmez. Artık rızkı Allah katında arayın. O'na kulluk edin. O'na şükredin. Siz O'na döneceksiniz.

وَإِنتُكَذِّبُوافَقَدْكَذَّبَأُمَمٌمِّنقَبْلِكُمْوَمَاعَلَىٱلرَّسُولِإِلَّاٱلْبَلَـٰغُٱلْمُبِينُ١٨
Vein tükezzibû fekad kezzebe ümemüm min kabliküm. vemâ ’ale-rrasûli ille-lbelâgu-lmübîn.

Eğer siz Peygamberi yalanlıyorsanız bilin ki, sizden önceki ümmetler de yalanlamışlardı. Peygambere düşen, sadece apaçık tebliğdir.

أَوَلَمْيَرَوْاكَيْفَيُبْدِئُٱللَّهُٱلْخَلْقَثُمَّيُعِيدُهُٓإِنَّذَٰلِكَعَلَىٱللَّهِيَسِيرٌ١٩
Evelem yerav keyfe yübdiü-llâhü-lhalka sümme yü’îdüh. inne zâlike ’ale-llâhi yesîr.

Allah'ın yaratmaya nasıl başlayıp, sonra onu nasıl tekrar edeceğini anlamazlar mı? Doğrusu bu Allah'a kolaydır.

قُلْسِيرُوافِىٱلْأَرْضِفَٱنظُرُواكَيْفَبَدَأَٱلْخَلْقَثُمَّٱللَّهُيُنشِئُٱلنَّشْأَةَٱلْـَٔاخِرَةَإِنَّٱللَّهَعَلَىٰكُلِّشَىْءٍقَدِيرٌ٢٠
Kul sîrû fi-l'ardi fenzurû keyfe bedee-lhalka sümme-llâhü yünşiü-nneş'ete-l'âhirah. inne-llâhe ’alâ külli şey'in kadîr.

De ki: "Yeryüzünde dolaşın; Allah'ın yaratmaya nasıl başladığını bir görün. İşte Allah aynı şekilde ahiret yaratmasını da yapacaktır. Doğrusu Allah her şeye Kadir'dir. Dilediğine azabeder, dilediğine merhamet eder. O'na çevrileceksiniz.

يُعَذِّبُمَنيَشَآءُوَيَرْحَمُمَنيَشَآءُوَإِلَيْهِتُقْلَبُونَ٢١
Yü’azzibü mey yeşâü veyerhamü mey yeşâ'. veileyhi tuklebûn.

De ki: "Yeryüzünde dolaşın; Allah'ın yaratmaya nasıl başladığını bir görün. İşte Allah aynı şekilde ahiret yaratmasını da yapacaktır. Doğrusu Allah her şeye Kadir'dir. Dilediğine azabeder, dilediğine merhamet eder. O'na çevrileceksiniz.

وَمَآأَنتُمبِمُعْجِزِينَفِىٱلْأَرْضِوَلَافِىٱلسَّمَآءِوَمَالَكُممِّندُونِٱللَّهِمِنوَلِىٍّوَلَانَصِيرٍ٢٢
Vemâ entüm bimü’cizîne fi-l'ardi velâ fi-ssemâ'. vemâ leküm min dûni-llâhi miv veliyyiv velâ nesîr.

Siz ne yeryüzünde ve ne de gökte Allah'ı aciz bırakabilirsiniz. Allah'tan başka bir dost ve yardımcınız da bulunmaz."

وَٱلَّذِينَكَفَرُوابِـَٔايَـٰتِٱللَّهِوَلِقَآئِهِٓأُولَـٰٓئِكَيَئِسُوامِنرَّحْمَتِىوَأُولَـٰٓئِكَلَهُمْعَذَابٌأَلِيمٌ٢٣
Vellezîne keferû biâyâti-llâhi velikâihî ülâike yeisû mir rahmetî veülâike lehüm ’azâbün elîm.

Allah'ın ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenler, işte onlar Benim rahmetimden ümitlerini kesmiş olanlardır. İşte can yakıcı azap onlar içindir.

فَمَاكَانَجَوَابَقَوْمِهِٓإِلَّآأَنقَالُواٱقْتُلُوهُأَوْحَرِّقُوهُفَأَنجَىٰهُٱللَّهُمِنَٱلنَّارِإِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَـٰتٍلِّقَوْمٍيُؤْمِنُونَ٢٤
Femâ kâne cevâbe kavmihî illâ en kâlu-ktülûhü ev harrikûhü feencâhü-llâhü mine-nnâr. inne fî zâlike leâyâtil likavmiy yü'minûn.

İbrahim'in sözlerine milletinin cevabı sadece: "Onu öldürün yahut yakın" demek oldu. Ama Allah onu ateşten kurtardı. Doğrusu bunda, inanan kimseler için dersler vardır.

وَقَالَإِنَّمَاٱتَّخَذْتُممِّندُونِٱللَّهِأَوْثَـٰنًامَّوَدَّةَبَيْنِكُمْفِىٱلْحَيَوٰةِٱلدُّنْيَاثُمَّيَوْمَٱلْقِيَـٰمَةِيَكْفُرُبَعْضُكُمبِبَعْضٍوَيَلْعَنُبَعْضُكُمبَعْضًاوَمَأْوَىٰكُمُٱلنَّارُوَمَالَكُممِّننَّـٰصِرِينَ٢٥
Vekâle inneme-ttehaztüm min dûni-llâhi evsânem meveddete beyniküm fi-lhayâti-ddünyâ. sümme yevme-lkiyâmeti yekfüru ba’duküm biba’div veyel’anü ba’duküm ba’dâ. veme'vâküm-nnâru vemâ leküm min nâsirîn.

İbrahim şöyle demişti: "Dünya hayatında, Allah'ı bırakıp aranızda putları muhabbet vesilesi kıldınız. Sonra kıyamet günü, birbirinize küfreder ve karşılıklı lanet okursunuz. Varacağınız yer ateştir; yardımcılarınız da yoktur."

فَـَٔامَنَلَهُلُوطٌوَقَالَإِنِّىمُهَاجِرٌإِلَىٰرَبِّىٓإِنَّهُهُوَٱلْعَزِيزُٱلْحَكِيمُ٢٦
Feâmene lehû lût. vekâle innî mühâcirun ilâ rabbî. innehû hüve-l’azîzü-lhakîm.

Bunun üzerine Lut ona inandı ve İbrahim "Doğrusu ben Rabbimin dilediği yere hicret ediyorum, O şüphesiz güçlüdür, Hakim'dir" dedi.

وَوَهَبْنَالَهُٓإِسْحَـٰقَوَيَعْقُوبَوَجَعَلْنَافِىذُرِّيَّتِهِٱلنُّبُوَّةَوَٱلْكِتَـٰبَوَءَاتَيْنَـٰهُأَجْرَهُفِىٱلدُّنْيَاوَإِنَّهُفِىٱلْـَٔاخِرَةِلَمِنَٱلصَّـٰلِحِينَ٢٧
Vevehebnâ lehû ishâka veya’kûbe vece’alnâ fî zürriyyetehü-nnübüvvete velkitâbe veâteynâhü ecrahû fi-ddünyâ. veinnehû fi-l'âhirati lemine-ssâlihîn.

İbrahim'e İshak'ı ve Yakub'u bahşettik. Soyundan gelenlere Kitap ve peygamberlik verdik. Onu dünyada mükafatlandırdık; doğrusu o ahirette de iyilerdendir.

وَلُوطًاإِذْقَالَلِقَوْمِهِٓإِنَّكُمْلَتَأْتُونَٱلْفَـٰحِشَةَمَاسَبَقَكُمبِهَامِنْأَحَدٍمِّنَٱلْعَـٰلَمِينَ٢٨
Velûtan iz kâle likavmihî inneküm lete'tûne-lfâhişeh. mâ sebekaküm bihâ min ehadim mine-l’âlemîn.

Lut da, milletine şöyle demişti: "Doğrusu siz dünyalarda hiç kimsenin sizden önce yapmadığı bir hayasızlığı yapıyorsunuz."

أَئِنَّكُمْلَتَأْتُونَٱلرِّجَالَوَتَقْطَعُونَٱلسَّبِيلَوَتَأْتُونَفِىنَادِيكُمُٱلْمُنكَرَفَمَاكَانَجَوَابَقَوْمِهِٓإِلَّآأَنقَالُواٱئْتِنَابِعَذَابِٱللَّهِإِنكُنتَمِنَٱلصَّـٰدِقِينَ٢٩
Einneküm lete'tûne-rricâle vetakta’ûne-ssebîle vete'tûne fî nâdîkümü-lmünker. femâ kâne cevâbe kavmihî illâ en kâlü-'tinâ bi’azâbi-llâhi in künte mine-ssâdikîn.

"Erkeklere yaklaşıyor, yol kesiyor ve toplantılarınızda fena şeyler yapmıyor musunuz?" Milletinin cevabı: "Doğru sözlü isen bize Allah'ın azabını getir" demek oldu.

قَالَرَبِّٱنصُرْنِىعَلَىٱلْقَوْمِٱلْمُفْسِدِينَ٣٠
Kâle rabbi-nsurnî ’ale-lkavmi-lmüfsidîn.

Lut: "Rabbim! Bozgunculara karşı bana yardım et" dedi.

وَلَمَّاجَآءَتْرُسُلُنَآإِبْرَٰهِيمَبِٱلْبُشْرَىٰقَالُوٓاإِنَّامُهْلِكُوٓاأَهْلِهَـٰذِهِٱلْقَرْيَةِإِنَّأَهْلَهَاكَانُواظَـٰلِمِينَ٣١
Velemmâ câet rusülünâ ibrâhîme bilbüşrâ kâlû innâ mühlikû ehli hâzihi-lkaryeh. inne ehlehâ kânû zâlimîn.

Elçilerimiz İbrahim'e müjde ile geldiklerinde: "Biz şu kent halkını yok edeceğiz, çünkü oranın halkı zalim kimselerdir" dediler.

قَالَإِنَّفِيهَالُوطًاقَالُوانَحْنُأَعْلَمُبِمَنفِيهَالَنُنَجِّيَنَّهُوَأَهْلَهُٓإِلَّاٱمْرَأَتَهُكَانَتْمِنَٱلْغَـٰبِرِينَ٣٢
Kâle inne fîhâ lûtâ. kâlû nahnü a’lemü bimen fîhâ. lenünecciyennehû veehlehû ille-mraeteh. kânet mine-lgâbirîn.

İbrahim: "Ama Lut oradadır" dedi, elçiler: "Biz orada olanları daha iyi biliriz; onu ve geride kalanlardan olacak karısı dışında ailesini kurtaracağız" dediler.

وَلَمَّآأَنجَآءَتْرُسُلُنَالُوطًاسِىٓءَبِهِمْوَضَاقَبِهِمْذَرْعًاوَقَالُوالَاتَخَفْوَلَاتَحْزَنْإِنَّامُنَجُّوكَوَأَهْلَكَإِلَّاٱمْرَأَتَكَكَانَتْمِنَٱلْغَـٰبِرِينَ٣٣
Velemmâ en câet rusülünâ lûtan sîe bihim vedâka bihim zer’av vekâlû lâ tehaf velâ tahzen. innâ müneccûke veehleke ille-mraeteke kânet mine-lgâbirîn.

Elçilerimiz Lut'a gelince, onun fenasına gitti; çok sıkıldı. Ona, "Korkma ve üzülme, doğrusu biz seni ve geride kalacaklardan olan karının dışında, aileni kurtaracağız. Bu kent halkına yaptıkları yolsuzluklardan ötürü gökten, elbette bir azap indireceğiz" dediler.

إِنَّامُنزِلُونَعَلَىٰٓأَهْلِهَـٰذِهِٱلْقَرْيَةِرِجْزًامِّنَٱلسَّمَآءِبِمَاكَانُوايَفْسُقُونَ٣٤
İnnâ münzilûne ’alâ ehli hâzihi-lkaryeti riczem mine-ssemâi bimâ kânû yefsükûn.

Elçilerimiz Lut'a gelince, onun fenasına gitti; çok sıkıldı. Ona, "Korkma ve üzülme, doğrusu biz seni ve geride kalacaklardan olan karının dışında, aileni kurtaracağız. Bu kent halkına yaptıkları yolsuzluklardan ötürü gökten, elbette bir azap indireceğiz" dediler.

وَلَقَدتَّرَكْنَامِنْهَآءَايَةًبَيِّنَةًلِّقَوْمٍيَعْقِلُونَ٣٥
Velekat teraknâ minhâ âyetem beyyinetel likavmiy ya’kilûn.

And olsun ki, Biz, düşünen kimseler için oradan apaçık bir belgeyi geride bırakmışızdır.

وَإِلَىٰمَدْيَنَأَخَاهُمْشُعَيْبًافَقَالَيَـٰقَوْمِٱعْبُدُواٱللَّهَوَٱرْجُواٱلْيَوْمَٱلْـَٔاخِرَوَلَاتَعْثَوْافِىٱلْأَرْضِمُفْسِدِينَ٣٦
Veilâ medyene ehâhüm şu’ayben fekâle yâ kavmi-’büdü-llâhe veercü-lyevme-l'âhira velâ ta’sev fi-l'ardi müfsidîn.

Medyen halkına kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. O, "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, ahiret gününe umut besleyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın" dedi.

فَكَذَّبُوهُفَأَخَذَتْهُمُٱلرَّجْفَةُفَأَصْبَحُوافِىدَارِهِمْجَـٰثِمِينَ٣٧
Fekezzebûhü feehazethümü-rracfetü feasbehû fî dârihim câsimîn.

Ama onu yalanladılar. Bu yüzden onları bir titreme aldı ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.

وَعَادًاوَثَمُودَاوَقَدتَّبَيَّنَلَكُممِّنمَّسَـٰكِنِهِمْوَزَيَّنَلَهُمُٱلشَّيْطَـٰنُأَعْمَـٰلَهُمْفَصَدَّهُمْعَنِٱلسَّبِيلِوَكَانُوامُسْتَبْصِرِينَ٣٨
Ve’âdev vesemûde vekat tebeyyene leküm mim mesâkinihim. vezeyyene lehümü-şşeytânü a’mâlehüm fesaddehüm ’ani-ssebîli vekânû müstebsirîn.

Ad ve Semud milletlerini de yok ettik. Bunu, oturdukları yerler göstermektedir. Şeytan kendilerine, işlediklerini güzel gösterdi; onları doğru yoldan alıkoydu. Oysa kendileri bunu anlayacak durumda idiler.

وَقَـٰرُونَوَفِرْعَوْنَوَهَـٰمَـٰنَوَلَقَدْجَآءَهُممُّوسَىٰبِٱلْبَيِّنَـٰتِفَٱسْتَكْبَرُوافِىٱلْأَرْضِوَمَاكَانُواسَـٰبِقِينَ٣٩
Vekârûne vefir’avne vehâmâne velekad câehüm mûsâ bilbeyyinâti festekberû fi-l'ardi vemâ kânû sâbikîn.

Karun'u, Firavun'u ve Haman'ı da yok ettik. And olsun ki Musa kendilerine belgelerle gelmişti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Oysa azabımızdan kurtulamazlardı.

فَكُلًّاأَخَذْنَابِذَنبِهِفَمِنْهُممَّنْأَرْسَلْنَاعَلَيْهِحَاصِبًاوَمِنْهُممَّنْأَخَذَتْهُٱلصَّيْحَةُوَمِنْهُممَّنْخَسَفْنَابِهِٱلْأَرْضَوَمِنْهُممَّنْأَغْرَقْنَاوَمَاكَانَٱللَّهُلِيَظْلِمَهُمْوَلَـٰكِنكَانُوٓاأَنفُسَهُمْيَظْلِمُونَ٤٠
Feküllen ehaznâ bizembih. feminhüm men erselnâ ’aleyhi hâsibâ. veminhüm men ehazethu-ssayhah. veminhüm men hasefnâ bihi-l'ard. veminhüm men agraknâ. vemâ kâne-llâhü liyazlimehüm velâkin kânû enfüsehüm yazlimûn.

Her birini günahı sebebiyle yakaladık; kimine taşlar savuran rüzgarlar gönderdik, kimini bir çığlık yok etti, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Onlara, Allah zulmetmiyordu, fakat onlar kendilerine yazık ediyorlardı.

مَثَلُٱلَّذِينَٱتَّخَذُوامِندُونِٱللَّهِأَوْلِيَآءَكَمَثَلِٱلْعَنكَبُوتِٱتَّخَذَتْبَيْتًاوَإِنَّأَوْهَنَٱلْبُيُوتِلَبَيْتُٱلْعَنكَبُوتِلَوْكَانُوايَعْلَمُونَ٤١
Meselü-llezîne-ttehazû min dûni-llâhi evliyâe kemeseli-l’nkebût. ittehazet beytâ. veinne evhene-lbüyûti lebeytü-l’nkebût. lev kânû ya’lemûn.

Allah'tan başka dostlar edinenlerin durumu, kendine yuva yapan dişi örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümceğin yuvasıdır. Keşke bilseler.

إِنَّٱللَّهَيَعْلَمُمَايَدْعُونَمِندُونِهِمِنشَىْءٍوَهُوَٱلْعَزِيزُٱلْحَكِيمُ٤٢
İnne-llâhe ya’lemü mâ yed’ûne min dûnihî min şey'. vehüve-l’azîzü-lhakîm.

Doğrusu Allah, Kendini bırakıp da yalvardıkları şeyi bilir. O güçlüdür, Hakim'dir.

وَتِلْكَٱلْأَمْثَـٰلُنَضْرِبُهَالِلنَّاسِوَمَايَعْقِلُهَآإِلَّاٱلْعَـٰلِمُونَ٤٣
Vetilke-l'emsâlü nadribühâ linnâs. vemâ ya’kilühâ ille-l’âlimûn.

Biz bu misalleri insanlara veriyoruz, onları ancak bilenler anlayabilir.

خَلَقَٱللَّهُٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضَبِٱلْحَقِّإِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَةًلِّلْمُؤْمِنِينَ٤٤
Haleka-llâhü-ssemâvâti vel'arda bilhakk. inne fî zâlike leâyetel lilmü'minîn.

Allah gökleri ve yeri gerektiği gibi yaratmıştır. Doğrusu bunda inananlara bir ders vardır.

ٱتْلُمَآأُوحِىَإِلَيْكَمِنَٱلْكِتَـٰبِوَأَقِمِٱلصَّلَوٰةَإِنَّٱلصَّلَوٰةَتَنْهَىٰعَنِٱلْفَحْشَآءِوَٱلْمُنكَرِوَلَذِكْرُٱللَّهِأَكْبَرُوَٱللَّهُيَعْلَمُمَاتَصْنَعُونَ٤٥
Ütlü mâ ûhiye ileyke mine-lkitâbi veekimi-ssalâh. inne-ssalâte tenhâ ’ani-lfahşâi velmünker. velezikru-llâhi ekber. vellâhü ya’lemü mâ tasne’ûn.

Kitap'tan sana vahyolunanı oku; namaz kıl; muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve fenalıktan alıkor; Allah'ı anmak en büyük şeydir! Allah Yaptıklarınızı bilir.

وَلَاتُجَـٰدِلُوٓاأَهْلَٱلْكِتَـٰبِإِلَّابِٱلَّتِىهِىَأَحْسَنُإِلَّاٱلَّذِينَظَلَمُوامِنْهُمْوَقُولُوٓاءَامَنَّابِٱلَّذِىٓأُنزِلَإِلَيْنَاوَأُنزِلَإِلَيْكُمْوَإِلَـٰهُنَاوَإِلَـٰهُكُمْوَٰحِدٌوَنَحْنُلَهُمُسْلِمُونَ٤٦
Velâ tücâdilû ehle-lkitâbi illâ billetî hiye ahsen. ille-llezîne zalemû minhüm vekûlû âmennâ billezî ünzile ileynâ veünzile ileyküm veileyhâ veilâhüküm vâhidüv venahnü lehû müslimûn.

Kitap ehlinden zulmedenler bir yana, onlarla en güzel şekilde mücadele edin, şöyle deyin: "Bize indirilene de, size indirilene de inandık; bizim Tanrımız da, sizin Tanrınız da birdir, biz O'na teslim olmuşuzdur."

وَكَذَٰلِكَأَنزَلْنَآإِلَيْكَٱلْكِتَـٰبَفَٱلَّذِينَءَاتَيْنَـٰهُمُٱلْكِتَـٰبَيُؤْمِنُونَبِهِوَمِنْهَـٰٓؤُلَآءِمَنيُؤْمِنُبِهِوَمَايَجْحَدُبِـَٔايَـٰتِنَآإِلَّاٱلْكَـٰفِرُونَ٤٧
Vekezâlike enzelnâ ileyke-lkitâb. fellezîne âteynâhümü-lkitâbe yü'minûne bih. vemin hâülâi mey yü'minü bih. vemâ yechadü biâyâtinâ ille-lkâfirûn.

Sana Kitap'ı böylece indirdik; işte, kendilerine Kitap verdiklerimiz ona inanırlar; bunlardan da ona inanan bulunur. Ayetlerimizi ancak inkarcılar bile bile tanımazlar.

وَمَاكُنتَتَتْلُوامِنقَبْلِهِمِنكِتَـٰبٍوَلَاتَخُطُّهُبِيَمِينِكَإِذًالَّٱرْتَابَٱلْمُبْطِلُونَ٤٨
Vemâ künte tetlû min kablihî min kitâbiv velâ tehuttuhû biyemînike izel lertâbe-lmübtilûn.

Sen daha önce bir kitabtan okumuş ve elinle de onu yazmış değildin. Öyle olsaydı, batıl söze uyanlar şüpheye düşerlerdi.

بَلْهُوَءَايَـٰتٌبَيِّنَـٰتٌفِىصُدُورِٱلَّذِينَأُوتُواٱلْعِلْمَوَمَايَجْحَدُبِـَٔايَـٰتِنَآإِلَّاٱلظَّـٰلِمُونَ٤٩
Bel hüve âyâtüm beyyinâtün fî sudûri-llezîne ûtü-l’ilm. vemâ yechadü biâyâtinâ ille-zzâlimûn.

Hayır; Kuran, kendilerine ilim verilenlerin gönüllerinde yerleşen apaçık ayetlerdir. Ayetlerimizi, zalimlerden başka kimse, bile bile inkar etmez.

وَقَالُوالَوْلَآأُنزِلَعَلَيْهِءَايَـٰتٌمِّنرَّبِّهِقُلْإِنَّمَاٱلْـَٔايَـٰتُعِندَٱللَّهِوَإِنَّمَآأَنَانَذِيرٌمُّبِينٌ٥٠
Vekâlû levlâ ünzile ’aleyhi âyâtüm mir rabbih. kul inneme-l'âyâtü ’inde-llâh. veinnemâ ene nezîrum mübîn.

"Ona Rabbinden mucizeler indirilmesi gerekmez miydi?" derler. De ki: "Mucizeler ancak Rabbimin katındadır. Doğrusu ben, sadece apaçık bir uyarıcıyım."

أَوَلَمْيَكْفِهِمْأَنَّآأَنزَلْنَاعَلَيْكَٱلْكِتَـٰبَيُتْلَىٰعَلَيْهِمْإِنَّفِىذَٰلِكَلَرَحْمَةًوَذِكْرَىٰلِقَوْمٍيُؤْمِنُونَ٥١
Evelem yekfihim ennâ enzelnâ ’aleyke-lkitâbe yütlâ ’aleyhim. inne fî zâlike lerahmetev vezikrâ likavmiy yü'minûn.

Kendilerine okunan bir Kitap'ı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Bunda, inanan topluluk için rahmet ve ibret vardır.

قُلْكَفَىٰبِٱللَّهِبَيْنِىوَبَيْنَكُمْشَهِيدًايَعْلَمُمَافِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَٱلَّذِينَءَامَنُوابِٱلْبَـٰطِلِوَكَفَرُوابِٱللَّهِأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلْخَـٰسِرُونَ٥٢
Kul kefâ billâhi beynî vebeyneküm şehîdâ. ya’lemü mâ fi-ssemâvâti vel'ard. vellezîne âmenû bilbâtili vekeferû billâhi ülâike hümü-lhâsirûn.

De ki: "Allah benimle sizin aranızda şahit olarak yeter. O, göklerde ve yerde olanı, batıla inananları ve Allah'ı inkar edenleri bilir." İşte kaybedenler bunlardır.

وَيَسْتَعْجِلُونَكَبِٱلْعَذَابِوَلَوْلَآأَجَلٌمُّسَمًّىلَّجَآءَهُمُٱلْعَذَابُوَلَيَأْتِيَنَّهُمبَغْتَةًوَهُمْلَايَشْعُرُونَ٥٣
Veyesta’cilûneke bil’azâb. velevlâ ecelüm müsemmel lecâehüm-l’azâb. veleye'tiyennehüm bagtetev vehüm lâ yeş’urûn.

Senden azabı acele bekliyorlar. Eğer süre belirtilmiş olmasaydı azap onlara hemen gelirdi. Ama yine de onlar farkına varmadan başlarına ansızın gelecektir.

يَسْتَعْجِلُونَكَبِٱلْعَذَابِوَإِنَّجَهَنَّمَلَمُحِيطَةٌبِٱلْكَـٰفِرِينَ٥٤
Yesta’cilûneke bil’azâb. veinne cehenneme lemühîtatüm bilkâfirîn.

Senden azabı acele bekliyorlar. Doğrusu azap tepelerinden, ayaklarının altından kendilerini içine aldığı gün, cehennem inkarcıları kuşatacaktır. O gün Allah: "Yaptıklarınızın karşılığını tadın" der.

يَوْمَيَغْشَىٰهُمُٱلْعَذَابُمِنفَوْقِهِمْوَمِنتَحْتِأَرْجُلِهِمْوَيَقُولُذُوقُوامَاكُنتُمْتَعْمَلُونَ٥٥
Yevme yagşâhümü-l’azâbü min fevkihim vemin tahti ercülihim veyekûlü zûkû mâ küntüm ta’melûn.

Senden azabı acele bekliyorlar. Doğrusu azap tepelerinden, ayaklarının altından kendilerini içine aldığı gün, cehennem inkarcıları kuşatacaktır. O gün Allah: "Yaptıklarınızın karşılığını tadın" der.

يَـٰعِبَادِىَٱلَّذِينَءَامَنُوٓاإِنَّأَرْضِىوَٰسِعَةٌفَإِيَّـٰىَفَٱعْبُدُونِ٥٦
Yâ ’ibâdîye-llezîne âmenû inne ardî vâsi’aten feiyyâye fa’büdûn.

Ey inanmış kullarım! Benim yarattığım yeryüzü geniştir. O halde güven içinde olacağınız yere gidip yalnız Bana kulluk ediniz.

كُلُّنَفْسٍذَآئِقَةُٱلْمَوْتِثُمَّإِلَيْنَاتُرْجَعُونَ٥٧
Küllü nefsin zâikatü-lmevti sümme ileynâ türce’ûn.

Her can ölümü tadacaktır. Sonunda Bize döneceksiniz.

وَٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِلَنُبَوِّئَنَّهُممِّنَٱلْجَنَّةِغُرَفًاتَجْرِىمِنتَحْتِهَاٱلْأَنْهَـٰرُخَـٰلِدِينَفِيهَانِعْمَأَجْرُٱلْعَـٰمِلِينَ٥٨
Vellezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti lenübevviennehüm mine-lcenneti gurafen tecrî min tahtihe-l'enhâru hâlidîne fîhâ. ni’me ecru-l’âmilîn.

İnanıp yararlı iş işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetteki köşklere yerleştiririz. Sabredip, Rablerine güvenerek iş görenlerin ecri ne güzeldir!

ٱلَّذِينَصَبَرُواوَعَلَىٰرَبِّهِمْيَتَوَكَّلُونَ٥٩
Ellezîne saberû ve’alâ rabbihim yetevekkelûn.

İnanıp yararlı iş işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetteki köşklere yerleştiririz. Sabredip, Rablerine güvenerek iş görenlerin ecri ne güzeldir!

وَكَأَيِّنمِّندَآبَّةٍلَّاتَحْمِلُرِزْقَهَاٱللَّهُيَرْزُقُهَاوَإِيَّاكُمْوَهُوَٱلسَّمِيعُٱلْعَلِيمُ٦٠
Vekeeyyim min dâbbetil lâ tahmilü rizkahâ. allâhü yerzükuhâ veiyyâküm. vehüve-ssemî’u-l’alîm.

Nice canlılar vardır ki, rızıklarını kendileri elde edemezler. Sizin de onların da rızkını Allah verir. O, işitir ve bilir.

وَلَئِنسَأَلْتَهُممَّنْخَلَقَٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضَوَسَخَّرَٱلشَّمْسَوَٱلْقَمَرَلَيَقُولُنَّٱللَّهُفَأَنَّىٰيُؤْفَكُونَ٦١
Velein seeltehüm men haleka-ssemâvâti vel'arda vesehhara-şşemse velkamera leyekûlünne-llâh. feennâ yü'fekûn.

And olsun ki onlara: "Gökleri ve yeri yaratan, güneşi, ayı buyruğu altında tutan kimdir?" diye sorarsan, şüphesiz "Allah'tır" derler. Öyleyse niçin döndürülüyorlar?

ٱللَّهُيَبْسُطُٱلرِّزْقَلِمَنيَشَآءُمِنْعِبَادِهِوَيَقْدِرُلَهُٓإِنَّٱللَّهَبِكُلِّشَىْءٍعَلِيمٌ٦٢
Allâhü yebsütu-rrizka limey yeşâü min ’ibâdihî veyakdiru leh. inne-llâhe bikülli şey'in ’alîm.

Allah, kullarından dilediğine rızkı bol ve ölçüye göre verir. Doğrusu Allah her şeyi bilendir.

وَلَئِنسَأَلْتَهُممَّننَّزَّلَمِنَٱلسَّمَآءِمَآءًفَأَحْيَابِهِٱلْأَرْضَمِنبَعْدِمَوْتِهَالَيَقُولُنَّٱللَّهُقُلِٱلْحَمْدُلِلَّهِبَلْأَكْثَرُهُمْلَايَعْقِلُونَ٦٣
Velein seeltehüm men nezzele mine-ssemâi mâen feahyâ bihi-l'arda mim ba’di mevtihâ leyekûlünne-llâh. kuli-lhamdü lillâh. bel ekseruhüm lâ ya’kilûn.

And olsun ki onlara: "Gökten su indirip onunla, ölümünden sonra yeri dirilten kimdir?" diye sorarsan, şüphesiz, "Allah'tır" derler. De ki: "Övülmek Allah içindir", fakat çoğu bunu akletmezler.

وَمَاهَـٰذِهِٱلْحَيَوٰةُٱلدُّنْيَآإِلَّالَهْوٌوَلَعِبٌوَإِنَّٱلدَّارَٱلْـَٔاخِرَةَلَهِىَٱلْحَيَوَانُلَوْكَانُوايَعْلَمُونَ٦٤
Vemâ hâzihi-lhayâtü-ddünyâ illâ lehvüv vele’ib. veinne-ddâra-l'âhirate lehiye-lhayevân. lev kânû ya’lemûn.

Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır. Keşke bilseler!

فَإِذَارَكِبُوافِىٱلْفُلْكِدَعَوُاٱللَّهَمُخْلِصِينَلَهُٱلدِّينَفَلَمَّانَجَّىٰهُمْإِلَىٱلْبَرِّإِذَاهُمْيُشْرِكُونَ٦٥
Feizâ rakibû fi-lfülki de’avu-llâhe muhlisîne lehü-ddîn. felemmâ neccâhüm ile-lberri izâ hüm yüşrikûn.

Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarırlar; ama Allah onları karaya çıkararak kurtarınca, kendilerine verdiği nimete nankörlük ederek O'na hemen eş koşarlar. Zevklensinler bakalım, yakında bileceklerdir.

لِيَكْفُرُوابِمَآءَاتَيْنَـٰهُمْوَلِيَتَمَتَّعُوافَسَوْفَيَعْلَمُونَ٦٦
Liyekfürû bimâ âteynâhüm veliyetemette’û. fesevfe ya’lemûn.

Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarırlar; ama Allah onları karaya çıkararak kurtarınca, kendilerine verdiği nimete nankörlük ederek O'na hemen eş koşarlar. Zevklensinler bakalım, yakında bileceklerdir.

أَوَلَمْيَرَوْاأَنَّاجَعَلْنَاحَرَمًاءَامِنًاوَيُتَخَطَّفُٱلنَّاسُمِنْحَوْلِهِمْأَفَبِٱلْبَـٰطِلِيُؤْمِنُونَوَبِنِعْمَةِٱللَّهِيَكْفُرُونَ٦٧
Evelem yerav ennâ ce’alnâ haramen âminev veyütehattafü-nnâsü min havlehüm. efebilbâtili yü'minûne vebini’meti-llâhi yekfürûn.

Çevrelerinde insanlar kapılıp götürülürken Bizim Mekke'yi güven içinde ve kutsal bir yer kıldığımızı görmediler mi? Batıla inanıp Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar?

وَمَنْأَظْلَمُمِمَّنِٱفْتَرَىٰعَلَىٱللَّهِكَذِبًاأَوْكَذَّبَبِٱلْحَقِّلَمَّاجَآءَهُٓأَلَيْسَفِىجَهَنَّمَمَثْوًىلِّلْكَـٰفِرِينَ٦٨
Vemen azlemü mimmeni-fterâ ’ale-llâhi keziben ev kezzebe bilhakki lemmâ câeh. eleyse fî cehenneme mesvel lilkâfirîn.

Allah'a karşı yalan uydurandan veya hak kendisine gelmişken onu yalanlayandan daha zalim kimdir? Cehennemde inkarcılar için durak yok mudur?

وَٱلَّذِينَجَـٰهَدُوافِينَالَنَهْدِيَنَّهُمْسُبُلَنَاوَإِنَّٱللَّهَلَمَعَٱلْمُحْسِنِينَ٦٩
Vellezîne câhedû fînâ lenehdiyennehüm sübülenâ. veinne-llâhe leme’a-lmuhsinîn.

Ama Bizim uğrumuzda cihat edenleri elbette yollarımıza eriştireceğiz. Allah şüphesiz, iyi davrananlarla beraberdir.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay