بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
الٓمٓ١
Elif-lâm-mîm.
Elif, Lam, Mim.
غُلِبَتِٱلرُّومُ٢
Gulibeti-rrûm.
Rumlar en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden bir kaç yıl sonra galip geleceklerdir. İş, eninde sonunda Allah'a aittir. İşte o gün, inananlar, istediğine yardım eden Allah'ın yardımına sevineceklerdir. O güçlüdür, merhametlidir.
فِىٓأَدْنَىٱلْأَرْضِوَهُممِّنبَعْدِغَلَبِهِمْسَيَغْلِبُونَ٣
Fî edne-l'ardi vehüm mim ba’di galebihim seyaglibûn.
Rumlar en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden bir kaç yıl sonra galip geleceklerdir. İş, eninde sonunda Allah'a aittir. İşte o gün, inananlar, istediğine yardım eden Allah'ın yardımına sevineceklerdir. O güçlüdür, merhametlidir.
فِىبِضْعِسِنِينَلِلَّهِٱلْأَمْرُمِنقَبْلُوَمِنبَعْدُوَيَوْمَئِذٍيَفْرَحُٱلْمُؤْمِنُونَ٤
Fî bid’i sinîn. lillâhi-l'emru min kablü vemim ba’d. veyevmeiziy yefrahu-lmü'minûn.
Rumlar en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden bir kaç yıl sonra galip geleceklerdir. İş, eninde sonunda Allah'a aittir. İşte o gün, inananlar, istediğine yardım eden Allah'ın yardımına sevineceklerdir. O güçlüdür, merhametlidir.
بِنَصْرِٱللَّهِيَنصُرُمَنيَشَآءُوَهُوَٱلْعَزِيزُٱلرَّحِيمُ٥
Binasri-llâh. yensuru mey yeşâ'. vehüve-l’azîzü-rrahîm.
Rumlar en yakın bir yerde yenildiler. Onlar bu yenilgilerinden bir kaç yıl sonra galip geleceklerdir. İş, eninde sonunda Allah'a aittir. İşte o gün, inananlar, istediğine yardım eden Allah'ın yardımına sevineceklerdir. O güçlüdür, merhametlidir.
وَعْدَٱللَّهِلَايُخْلِفُٱللَّهُوَعْدَهُوَلَـٰكِنَّأَكْثَرَٱلنَّاسِلَايَعْلَمُونَ٦
Va’de-llâh. lâ yuhlifü-llâhü va’dehû velâkinne eksera-nnâsi lâ ya’lemûn.
Bu, Allah'ın vaadidir; Allah verdiği sözden caymaz, fakat insanların çoğu bilmezler.
يَعْلَمُونَظَـٰهِرًامِّنَٱلْحَيَوٰةِٱلدُّنْيَاوَهُمْعَنِٱلْـَٔاخِرَةِهُمْغَـٰفِلُونَ٧
Ya’lemûne zâhiram mine-lhayâti-ddünyâ. vehüm ’ani-l'âhirati hüm gâfilûn.
Onlar, dünya hayatının görülen kısmını bilirler. Onlar, ahiretten habersizdirler.
أَوَلَمْيَتَفَكَّرُوافِىٓأَنفُسِهِممَّاخَلَقَٱللَّهُٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضَوَمَابَيْنَهُمَآإِلَّابِٱلْحَقِّوَأَجَلٍمُّسَمًّىوَإِنَّكَثِيرًامِّنَٱلنَّاسِبِلِقَآئِرَبِّهِمْلَكَـٰفِرُونَ٨
Evelem yetefekkerû fî enfüsihim. mâ haleka-llâhü-ssemâvâti vel'arda vemâ beynehümâ illâ bilhakki veecelim müsemmâ. veinne kesîram mine-nnâsi bilikâi rabbihim lekâfirûn.
Kendi kendilerine, Allah'ın gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları, gerçek olarak ve belirli bir süre için yarattığını düşünmezler mi? Doğrusu insanların çoğu, Rablerine kavuşacaklarını inkar ederler.
أَوَلَمْيَسِيرُوافِىٱلْأَرْضِفَيَنظُرُواكَيْفَكَانَعَـٰقِبَةُٱلَّذِينَمِنقَبْلِهِمْكَانُوٓاأَشَدَّمِنْهُمْقُوَّةًوَأَثَارُواٱلْأَرْضَوَعَمَرُوهَآأَكْثَرَمِمَّاعَمَرُوهَاوَجَآءَتْهُمْرُسُلُهُمبِٱلْبَيِّنَـٰتِفَمَاكَانَٱللَّهُلِيَظْلِمَهُمْوَلَـٰكِنكَانُوٓاأَنفُسَهُمْيَظْلِمُونَ٩
Evelem yesîrû fi-l'ardi feyenzurû keyfe kâne ’âkibetü-llezîne min kablihim. kânû eşedde minhüm kuvvetev veesârü-l'arda ve’amerûhâ eksera mimmâ ’amerûhâ vecâethüm rusülühüm bilbeyyinât. femâ kâne-llâhü liyazlimehüm velâkin kânû enfüsehüm yazlimûn.
Yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce geçmiş kimselerin sonlarının nasıl olduğuna bakmazlar mı? Ki onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler, yeryüzünü kazıp alt üst ederek onlardan çok imar etmiş kimseydiler ve onlara belgelerle peygamberler gelmişti. Böylece Allah onlara zulmetmiyor, onlar kendilerine zulmediyorlardı.
ثُمَّكَانَعَـٰقِبَةَٱلَّذِينَأَسَـٰٓـُٔواٱلسُّوٓأَىٰٓأَنكَذَّبُوابِـَٔايَـٰتِٱللَّهِوَكَانُوابِهَايَسْتَهْزِءُونَ١٠
Sümme kâne ’âkibete-llezîne esâü-ssûâ en kezzebû biâyâti-llâhi vekânû bihâ yestehziûn.
Sonra Allah'ın ayetlerini yalan sayıp, onları alaya alarak kötülük yapanların sonu pek kötü oldu.
ٱللَّهُيَبْدَؤُاٱلْخَلْقَثُمَّيُعِيدُهُثُمَّإِلَيْهِتُرْجَعُونَ١١
Allâhü yebdeü-lhalka sümme yü’îdühû sümme ileyhi türce’ûn.
Allah önce yaratır, ölümünden sonra tekrar diriltir. Sonunda O'na döneceksiniz.
وَيَوْمَتَقُومُٱلسَّاعَةُيُبْلِسُٱلْمُجْرِمُونَ١٢
Veyevme tekûmü-ssâ’atü yüblisü-lmücrimûn.
Kıyamet koptuğu gün suçlular umutsuz kalıverirler.
وَلَمْيَكُنلَّهُممِّنشُرَكَآئِهِمْشُفَعَـٰٓؤُاوَكَانُوابِشُرَكَآئِهِمْكَـٰفِرِينَ١٣
Velem yekül lehüm min şürakâihim şüf’âü vekânû bişürakâihim kâfirîn.
Koştukları ortakları artık şefaatçileri değildir; ortaklarını inkar ederler.
وَيَوْمَتَقُومُٱلسَّاعَةُيَوْمَئِذٍيَتَفَرَّقُونَ١٤
Veyevme tekûmü-ssâ’atü yevmeiziy yeteferrakûn.
Kıyamet koptuğu gün, işte o gün, darmadağın olurlar.
فَأَمَّاٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِفَهُمْفِىرَوْضَةٍيُحْبَرُونَ١٥
Feemme-llezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti fehüm fî ravdatey yuhberûn.
Ama inanıp yararlı iş işleyenler, ağırlanacakları bir cennette bulunurlar.
وَأَمَّاٱلَّذِينَكَفَرُواوَكَذَّبُوابِـَٔايَـٰتِنَاوَلِقَآئِٱلْـَٔاخِرَةِفَأُولَـٰٓئِكَفِىٱلْعَذَابِمُحْضَرُونَ١٦
Veemme-llezîne keferû vekezzebû biâyâtinâ velikâi-l'âhirati feülâike fi-l’azâbi muhdarûn.
İnkar edip, ayetlerimizi ve ahirette Bana kavuşmayı yalanlayanlara gelince, işte onlar azabla yüzyüze bırakılırlar.
فَسُبْحَـٰنَٱللَّهِحِينَتُمْسُونَوَحِينَتُصْبِحُونَ١٧
Fesübhâne-llâhi hîne tümsûne vehîne tusbihûn.
Akşamlarken ve sabahlarken, öğle ve ikindi vaktinde Allah'ı -ki göklerde ve yerde hamd O'na mahsustur- tesbih edin, namaz kılın.
وَلَهُٱلْحَمْدُفِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَعَشِيًّاوَحِينَتُظْهِرُونَ١٨
Velehü-lhamdü fi-ssemâvâti vel'ardi ve’aşiyyev vehîne tuzhirûn.
Akşamlarken ve sabahlarken, öğle ve ikindi vaktinde Allah'ı -ki göklerde ve yerde hamd O'na mahsustur- tesbih edin, namaz kılın.
يُخْرِجُٱلْحَىَّمِنَٱلْمَيِّتِوَيُخْرِجُٱلْمَيِّتَمِنَٱلْحَىِّوَيُحْىِٱلْأَرْضَبَعْدَمَوْتِهَاوَكَذَٰلِكَتُخْرَجُونَ١٩
Yuhricü-lhayye mine-lmeyyiti veyuhricü-lmeyyite mine-lhayyi veyuhyi-l'arda ba’de mevtihâ. vekezâlike tuhracûn.
O, ölüden diri çıkarır, diriden ölü çıkarır; yeryüzünü ölümünden sonra O canlandırır. Ey insanlar! İşte siz de böylece diriltileceksiniz.
وَمِنْءَايَـٰتِهِٓأَنْخَلَقَكُممِّنتُرَابٍثُمَّإِذَآأَنتُمبَشَرٌتَنتَشِرُونَ٢٠
Vemin âyâtihî en halekaküm min türâbin sümme izâ entüm beşerun tenteşirûn.
Sizi topraktan yaratması O'nun varlığının belgelerindendir. Sonra hemen birer insan olup yeryüzüne yayılırsınız.
وَمِنْءَايَـٰتِهِٓأَنْخَلَقَلَكُممِّنْأَنفُسِكُمْأَزْوَٰجًالِّتَسْكُنُوٓاإِلَيْهَاوَجَعَلَبَيْنَكُممَّوَدَّةًوَرَحْمَةًإِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَـٰتٍلِّقَوْمٍيَتَفَكَّرُونَ٢١
Vemin âyâtihî en haleka leküm min enfüsiküm ezvâcel liteskünû ileyhâ vece’ale beyneküm meveddetev verahmeh. inne fî zâlike leâyâtil likavmiy yetefekkerûn.
İçinizden, kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp; aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi, O'nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda, düşünen millet için dersler vardır.
وَمِنْءَايَـٰتِهِخَلْقُٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَٱخْتِلَـٰفُأَلْسِنَتِكُمْوَأَلْوَٰنِكُمْإِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَـٰتٍلِّلْعَـٰلِمِينَ٢٢
Vemin âyâtihî halku-ssemâvâti vel'ardi vahtilâfü elsinetiküm veelvâniküm. inne fî zâlike leâyâtil lil'’âlimîn.
Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin değişik olması, O'nun varlığının belgelerindendir. Doğrusu bunlarda, bilenler için dersler vardır.
وَمِنْءَايَـٰتِهِمَنَامُكُمبِٱلَّيْلِوَٱلنَّهَارِوَٱبْتِغَآؤُكُممِّنفَضْلِهِٓإِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَـٰتٍلِّقَوْمٍيَسْمَعُونَ٢٣
Vemin âyâtihî menâmüküm billeyli vennehâri vebtigâüküm min fadlih. inne fî zâlike leâyâtil likavmiy yesme’ûn.
Geceleyin uyumanız, gündüz de lütfundan rızık aramanız O'nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda kulak veren millet için dersler vardır.
وَمِنْءَايَـٰتِهِيُرِيكُمُٱلْبَرْقَخَوْفًاوَطَمَعًاوَيُنَزِّلُمِنَٱلسَّمَآءِمَآءًفَيُحْىِبِهِٱلْأَرْضَبَعْدَمَوْتِهَآإِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَـٰتٍلِّقَوْمٍيَعْقِلُونَ٢٤
Vemin âyâtihî yürîkümü-lberka havfev vetame’av veyünezzilü mine-ssemâi mâen feyuhyî bihi-l'arda ba’de mevtihâ. inne fî zâlike leâyâtil likavmiy ya’kilûn.
Size korku ve ümit veren şimşeği göstermesi, gökten su indirip ölümünden sonra yeri onunla diriltmesi O'nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda, düşünen millet için dersler vardır.
وَمِنْءَايَـٰتِهِٓأَنتَقُومَٱلسَّمَآءُوَٱلْأَرْضُبِأَمْرِهِثُمَّإِذَادَعَاكُمْدَعْوَةًمِّنَٱلْأَرْضِإِذَآأَنتُمْتَخْرُجُونَ٢٥
Vemin âyâtihî en tekûme-ssemâü vel'ardu biemrih. sümme izâ de’âküm da’vetem mine-l'ardi izâ entüm tuhracûn.
Göğün ve yerin O'nun buyruğu ile ayakta durması O'nun varlığının belgelerindendir. Sonra sizi kabirlerinizden bir çağırmaya görsün, hemen çıkıverirsiniz.
وَلَهُمَنفِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِكُلٌّلَّهُقَـٰنِتُونَ٢٦
Velehû men fi-ssemâvâti vel'ard. küllül lehû kânitûn.
Göklerde ve yerde olanlar O'nundur; hepsi O'na boyun eğmiştir.
وَهُوَٱلَّذِىيَبْدَؤُاٱلْخَلْقَثُمَّيُعِيدُهُوَهُوَأَهْوَنُعَلَيْهِوَلَهُٱلْمَثَلُٱلْأَعْلَىٰفِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَهُوَٱلْعَزِيزُٱلْحَكِيمُ٢٧
Vehüve-llezî yebdeü-lhalka sümme yü’îdühû vehüve ehvenü ’aleyh. velehü-lmeselü-l'a’lâ fi-ssemâvâti vel'ard. vehüve-l’azîzü-lhakîm.
Önce yaratan, ölümünden sonra tekrar dirilten O'dur. Bu, O'nun için daha kolaydır. Göklerde ve yerde olan en üstün sıfatlar O'nundur. O, güçlüdür, Hakim'dir.
ضَرَبَلَكُممَّثَلًامِّنْأَنفُسِكُمْهَللَّكُممِّنمَّامَلَكَتْأَيْمَـٰنُكُممِّنشُرَكَآءَفِىمَارَزَقْنَـٰكُمْفَأَنتُمْفِيهِسَوَآءٌتَخَافُونَهُمْكَخِيفَتِكُمْأَنفُسَكُمْكَذَٰلِكَنُفَصِّلُٱلْـَٔايَـٰتِلِقَوْمٍيَعْقِلُونَ٢٨
Darabe leküm meselem min enfüsiküm. hel leküm mim mâ meleket eymânüküm min şürakâe fî mâ razaknâküm feentüm fîhi sevâün tehâfûnehüm kehîfetiküm enfüseküm. kezâlike nüfessilü-l'âyâti likavmiy ya’kilûn.
Allah size kendinizden bir misal vermektedir: Size verdiğimiz rızıklarda, emrinizde bulunan kölelerinizin de eşit surette hak sahibi olmalarına razı olur ve birbirinizi saydığınız gibi bu ortaklarınızı sayar mısınız? Düşünen millete ayetleri böylece uzun uzadıya açıklarız.
بَلِٱتَّبَعَٱلَّذِينَظَلَمُوٓاأَهْوَآءَهُمبِغَيْرِعِلْمٍفَمَنيَهْدِىمَنْأَضَلَّٱللَّهُوَمَالَهُممِّننَّـٰصِرِينَ٢٩
Beli-ttebe’a-llezîne zalemû ehvâehüm bigayri ’ilmin. femey yehdî men edalle-llâh. vemâ lehüm min nâsirîn.
Hayır; zulmedenler, körü körüne kendi heveslerine uymuşlardır. Allah'ın saptırdığı kimseleri kim doğru yola eriştirebilir? Onların yardımcıları da yoktur.
فَأَقِمْوَجْهَكَلِلدِّينِحَنِيفًافِطْرَتَٱللَّهِٱلَّتِىفَطَرَٱلنَّاسَعَلَيْهَالَاتَبْدِيلَلِخَلْقِٱللَّهِذَٰلِكَٱلدِّينُٱلْقَيِّمُوَلَـٰكِنَّأَكْثَرَٱلنَّاسِلَايَعْلَمُونَ٣٠
Feekim vecheke lildîni hanîfâ. fitrate-llâhi-lletî fetara-nnâse ’aleyhâ. lâ tebdîle lihalki-llâh. zâlike-ddînü-lkayyim. velâkinne eksera-nnâsi lâ ya’lemûn.
Hakka yönelerek kendini Allah'ın insanlara yaratılışta verdiği dine ver. Zira Allah'ın yaratışında değişme yoktur; işte dosdoğru din budur, fakat insanların çoğu bilmezler.
مُنِيبِينَإِلَيْهِوَٱتَّقُوهُوَأَقِيمُواٱلصَّلَوٰةَوَلَاتَكُونُوامِنَٱلْمُشْرِكِينَ٣١
Münîbîne ileyhi vettekûhü veekîmu-ssalâte velâ tekûnû mine-lmüşrikîn.
Allah'a yönelerek O'na karşı gelmekten sakınınız, namaz kılınız, dinlerinde ayrılığa düşüp fırka fırka olan, her fırkasının da kendisinde bulunanla sevindiği müşriklerden olmayınız.
مِنَٱلَّذِينَفَرَّقُوادِينَهُمْوَكَانُواشِيَعًاكُلُّحِزْبٍبِمَالَدَيْهِمْفَرِحُونَ٣٢
Mine-llezîne ferrakû dînehüm vekânû şiye’â. küllü hizbim bimâ ledeyhim ferihûn.
Allah'a yönelerek O'na karşı gelmekten sakınınız, namaz kılınız, dinlerinde ayrılığa düşüp fırka fırka olan, her fırkasının da kendisinde bulunanla sevindiği müşriklerden olmayınız.
وَإِذَامَسَّٱلنَّاسَضُرٌّدَعَوْارَبَّهُممُّنِيبِينَإِلَيْهِثُمَّإِذَآأَذَاقَهُممِّنْهُرَحْمَةًإِذَافَرِيقٌمِّنْهُمبِرَبِّهِمْيُشْرِكُونَ٣٣
Veizâ messe-nnâse durrun de’av rabbehüm münîbîne ileyhi sümme izâ ezâkahüm minhü rahmeten izâ ferîkum minhüm birabbihim yüşrikûn.
İnsanlar bir darlığa uğrayınca Rablerine dönerek O'na yalvarırlar, sonra Allah katından onlara bir rahmet tattırınca içlerinden bir takımı kendilerine verdiklerimize nankörlük ederek Rablerine eş koşarlar. Safa sürün bakalım, yakında göreceksiniz.
لِيَكْفُرُوابِمَآءَاتَيْنَـٰهُمْفَتَمَتَّعُوافَسَوْفَتَعْلَمُونَ٣٤
Liyekfürû bimâ âteynâhüm. fetemette’û. fesevfe ta’lemûn.
İnsanlar bir darlığa uğrayınca Rablerine dönerek O'na yalvarırlar, sonra Allah katından onlara bir rahmet tattırınca içlerinden bir takımı kendilerine verdiklerimize nankörlük ederek Rablerine eş koşarlar. Safa sürün bakalım, yakında göreceksiniz.
أَمْأَنزَلْنَاعَلَيْهِمْسُلْطَـٰنًافَهُوَيَتَكَلَّمُبِمَاكَانُوابِهِيُشْرِكُونَ٣٥
Em enzelnâ ’aleyhim sültânen fehüve yetekellemü bimâ kânû bihî yüşrikûn.
Yoksa onlara ortak koşmalarını söyleyen bir delil mi indirdik.
وَإِذَآأَذَقْنَاٱلنَّاسَرَحْمَةًفَرِحُوابِهَاوَإِنتُصِبْهُمْسَيِّئَةٌبِمَاقَدَّمَتْأَيْدِيهِمْإِذَاهُمْيَقْنَطُونَ٣٦
Veizâ ezakne-nnâse rahmeten ferihû bihâ. vein tüsibhüm seyyietüm bimâ kaddemet eydîhim izâ hüm yaknetûn.
İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinirler, ama yaptıklarından ötürü başlarına bir kötülük gelirse hemen ümitlerini kaybediverirler.
أَوَلَمْيَرَوْاأَنَّٱللَّهَيَبْسُطُٱلرِّزْقَلِمَنيَشَآءُوَيَقْدِرُإِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَـٰتٍلِّقَوْمٍيُؤْمِنُونَ٣٧
Evelem yerav enne-llâhe yebsütu-rrizka limey yeşâü veyakdir. inne fî zâlike leâyâtil likavmiy yü'minûn.
Allah'ın, rızkı dilediğine yayıp bir ölçüye göre verdiğini görmezler mi? Doğrusu bunda, inananlar için dersler vardır.
فَـَٔاتِذَاٱلْقُرْبَىٰحَقَّهُوَٱلْمِسْكِينَوَٱبْنَٱلسَّبِيلِذَٰلِكَخَيْرٌلِّلَّذِينَيُرِيدُونَوَجْهَٱللَّهِوَأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلْمُفْلِحُونَ٣٨
Feâti ze-lkurbâ hakkahû velmiskîne vebne-ssebîl. zâlike hayrul lillezîne yürîdûne veche-llâh. veülâike hümü-lmüflihûn.
Yakınlığı olana, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver. Allah'ın rızasını dileyenler için bu daha hayırlıdır. İşte onlar saadete erenlerdir.
وَمَآءَاتَيْتُممِّنرِّبًالِّيَرْبُوَافِىٓأَمْوَٰلِٱلنَّاسِفَلَايَرْبُواعِندَٱللَّهِوَمَآءَاتَيْتُممِّنزَكَوٰةٍتُرِيدُونَوَجْهَٱللَّهِفَأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلْمُضْعِفُونَ٣٩
Vemâ âteytüm mir ribel liyerbüve fî emvâli-nnâsi felâ yerbû ’inde-llâh. vemâ âteytüm min zekâtin türîdûne veche-llâhi feülâike hümü-lmud’ifûn.
İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz her hangi bir faiz Allah katında artmaz; fakat, Allah'ın rızasını dileyerek verdiğiniz herhangi bir sadaka (zekat) böyle değildir. İşte onlar sevablarını kat kat artıranlardır.
ٱللَّهُٱلَّذِىخَلَقَكُمْثُمَّرَزَقَكُمْثُمَّيُمِيتُكُمْثُمَّيُحْيِيكُمْهَلْمِنشُرَكَآئِكُممَّنيَفْعَلُمِنذَٰلِكُممِّنشَىْءٍسُبْحَـٰنَهُوَتَعَـٰلَىٰعَمَّايُشْرِكُونَ٤٠
Allâhü-llezî halekaküm sümme razekaküm sümme yümîtüküm sümme yuhyîküm. hel min şürakâiküm mey yef’alü min zâliküm min şey'. sübhânehû vete’âlâ ’ammâ yüşrikûn.
Sizi yaratan, sonra rızıklandıran, sonra öldüren, daha sonra da dirilten Allah'tır. O'na koştuğunuz ortaklarınızdan böyle bir şey yapan var mıdır? Allah onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir, yücedir.
ظَهَرَٱلْفَسَادُفِىٱلْبَرِّوَٱلْبَحْرِبِمَاكَسَبَتْأَيْدِىٱلنَّاسِلِيُذِيقَهُمبَعْضَٱلَّذِىعَمِلُوالَعَلَّهُمْيَرْجِعُونَ٤١
Zahera-lfesâdü fi-lberri velbahri bimâ kesebet eydi-nnâsi liyüzîkahüm ba’da-llezî ’amilû le’allehüm yerci’ûn.
İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat çıkar; Allah da belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırır.
قُلْسِيرُوافِىٱلْأَرْضِفَٱنظُرُواكَيْفَكَانَعَـٰقِبَةُٱلَّذِينَمِنقَبْلُكَانَأَكْثَرُهُممُّشْرِكِينَ٤٢
Kul sîrû fi-l'ardi fenzurû keyfe kâne ’âkibetü-llezîne min kabl. kâne ekseruhüm müşrikîn.
De ki: "Yeryüzünde dolaşın da daha öncekilerden çoğu ortak koşan (müşrik) olanların sonunun nasıl olduğuna bir bakın."
فَأَقِمْوَجْهَكَلِلدِّينِٱلْقَيِّمِمِنقَبْلِأَنيَأْتِىَيَوْمٌلَّامَرَدَّلَهُمِنَٱللَّهِيَوْمَئِذٍيَصَّدَّعُونَ٤٣
Feekim vecheke lildîni-lkayyimi min kabli ey ye'tiye yevmül lâ meradde lehû mine-llâhi yevmeiziy yessadde’ûn.
İnsanların fırka fırka olacağı, Allah katından kaçınılmaz o günün gelmesinden önce, kendini dosdoğru dine yönelt.
مَنكَفَرَفَعَلَيْهِكُفْرُهُوَمَنْعَمِلَصَـٰلِحًافَلِأَنفُسِهِمْيَمْهَدُونَ٤٤
Men kefera fe’aleyhi küfruh. vemen ’amile sâlihan felienfüsihim yemhedûn.
Kim inkar ederse, inkarı kendi aleyhine olur. Yararlı iş işleyen kimseler, kendileri için rahat bir yer hazırlamış olurlar.
لِيَجْزِىَٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِمِنفَضْلِهِٓإِنَّهُلَايُحِبُّٱلْكَـٰفِرِينَ٤٥
Liyecziye-llezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti min fadlih. innehû lâ yühibbü-lkâfirîn.
Çünkü Allah inanıp yararlı iş işleyenlere lütfundan karşılık verecektir. Doğrusu O, inkarcıları sevmez.
وَمِنْءَايَـٰتِهِٓأَنيُرْسِلَٱلرِّيَاحَمُبَشِّرَٰتٍوَلِيُذِيقَكُممِّنرَّحْمَتِهِوَلِتَجْرِىَٱلْفُلْكُبِأَمْرِهِوَلِتَبْتَغُوامِنفَضْلِهِوَلَعَلَّكُمْتَشْكُرُونَ٤٦
Vemin âyâtihî ey yürsile-rriyâha mübeşşirâtiv veliyüzîkaküm mir rahmetihî velitecriye-lfülkü biemrihî velitebtegû min fadlihî vele’alleküm teşkürûn.
Rüzgarları müjdeciler olarak göndermesi, size rahmetini tattırması, buyruğu ile gemilerin yürümesi, lütfundan rızık istemeniz, O'nun varlığının belgelerindendir. Belki şükredersiniz.
وَلَقَدْأَرْسَلْنَامِنقَبْلِكَرُسُلًاإِلَىٰقَوْمِهِمْفَجَآءُوهُمبِٱلْبَيِّنَـٰتِفَٱنتَقَمْنَامِنَٱلَّذِينَأَجْرَمُواوَكَانَحَقًّاعَلَيْنَانَصْرُٱلْمُؤْمِنِينَ٤٧
Velekad erselnâ min kablike rusülen ilâ kavmihim fecâûhüm bilbeyyinâti fentekamnâ mine-llezîne ecramû. vekâne hakkan ’aleynâ nasru-lmü'minîn.
And olsun ki! Senden önce, birçok peygamberleri ümmetlerine gönderdik, onlara belgeler getirdiler; dinlemeyip suç işleyenlerden öç aldık, zira inananlara yardım etmek bize hak olmuştu.
ٱللَّهُٱلَّذِىيُرْسِلُٱلرِّيَـٰحَفَتُثِيرُسَحَابًافَيَبْسُطُهُفِىٱلسَّمَآءِكَيْفَيَشَآءُوَيَجْعَلُهُكِسَفًافَتَرَىٱلْوَدْقَيَخْرُجُمِنْخِلَـٰلِهِفَإِذَآأَصَابَبِهِمَنيَشَآءُمِنْعِبَادِهِٓإِذَاهُمْيَسْتَبْشِرُونَ٤٨
Allâhü-llezî yürsilü-rriyâha fetüsîru sehâben feyebsütuhû fi-ssemâi keyfe yeşâü veyec’alühû kisefen fetere-lvedka yahrucü min hilâlih. feizâ esâbe bihî mey yeşâü min ’ibâdihî izâ hüm yestebşirûn.
Rüzgarları gönderip bulutları yürüten, onları gökte dilediği gibi yayan ve küme küme yığan Allah'tır. Artık sen de aralarından yağmurun çıktığını görürsün. Allah'ın kullarından dilediğine verdiği yağmurla, daha önceden kendilerine yağmur indirilmesinden ümidlerini kesmiş oldukları için onlar seviniverirler.
وَإِنكَانُوامِنقَبْلِأَنيُنَزَّلَعَلَيْهِممِّنقَبْلِهِلَمُبْلِسِينَ٤٩
Vein kânû min kabli ey yünezzele ’aleyhim min kablihî lemüblisîn.
Rüzgarları gönderip bulutları yürüten, onları gökte dilediği gibi yayan ve küme küme yığan Allah'tır. Artık sen de aralarından yağmurun çıktığını görürsün. Allah'ın kullarından dilediğine verdiği yağmurla, daha önceden kendilerine yağmur indirilmesinden ümidlerini kesmiş oldukları için onlar seviniverirler.
فَٱنظُرْإِلَىٰٓءَاثَـٰرِرَحْمَتِٱللَّهِكَيْفَيُحْىِٱلْأَرْضَبَعْدَمَوْتِهَآإِنَّذَٰلِكَلَمُحْىِٱلْمَوْتَىٰوَهُوَعَلَىٰكُلِّشَىْءٍقَدِيرٌ٥٠
Fenzur ilâ âseri rahmeti-llâhi keyfe yuhyi-l'arda ba’de mevtihâ. inne zâlike lemuhyi-lmevtâ. vehüve ’alâ külli şey'in kadîr.
Allah'ın rahmetinin belirtilerine bir bak, yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphesiz ölüleri O diriltir. O her şeye Kadir'dir.
وَلَئِنْأَرْسَلْنَارِيحًافَرَأَوْهُمُصْفَرًّالَّظَلُّوامِنبَعْدِهِيَكْفُرُونَ٥١
Velein erselnâ rîhan feraevhü musferral lezallû mim ba’dihî yekfürûn.
Bir rüzgar göndersek de yeşilliklerin sarardığını görseler hemen nankörlüğe başlarlar.
فَإِنَّكَلَاتُسْمِعُٱلْمَوْتَىٰوَلَاتُسْمِعُٱلصُّمَّٱلدُّعَآءَإِذَاوَلَّوْامُدْبِرِينَ٥٢
Feinneke lâ tüsmi’u-lmevtâ velâ tüsmi’u-ssumme-ddü’âe izâ vellev müdbirîn.
Tabiidir ki sen ölülere katiyyen işittiremezsin; dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.
وَمَآأَنتَبِهَـٰدِٱلْعُمْىِعَنضَلَـٰلَتِهِمْإِنتُسْمِعُإِلَّامَنيُؤْمِنُبِـَٔايَـٰتِنَافَهُممُّسْلِمُونَ٥٣
Vemâ ente bihâdi-l’umyi ’an dalâletihim. in tüsmi’u illâ mey yü'minü biâyâtinâ fehüm müslimûn.
Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola döndüremezsin; ancak ayetlerimize inananlara duyurabilirsin; işte onlar Müslümanlardır.
ٱللَّهُٱلَّذِىخَلَقَكُممِّنضَعْفٍثُمَّجَعَلَمِنبَعْدِضَعْفٍقُوَّةًثُمَّجَعَلَمِنبَعْدِقُوَّةٍضَعْفًاوَشَيْبَةًيَخْلُقُمَايَشَآءُوَهُوَٱلْعَلِيمُٱلْقَدِيرُ٥٤
Allâhü-llezî halekaküm min da’fin sümme ce’ale mim ba’di da’fin kuvveten sümme ce’ale mim ba’di kuvvetin da’fev veşeybeh. yahlüku mâ yeşâ'. vehüve-l’alîmü-lkadîr.
Sizi güçsüz olarak yaratan, güçsüzlükten sonra kuvvetli kılan, sonra da kuvvetliliğin ardından güçsüz ve ihtiyar yapan Allah'tır. O, dilediğini yaratır; bilendir, Kadir olandır.
وَيَوْمَتَقُومُٱلسَّاعَةُيُقْسِمُٱلْمُجْرِمُونَمَالَبِثُواغَيْرَسَاعَةٍكَذَٰلِكَكَانُوايُؤْفَكُونَ٥٥
Veyevme tekûmü-ssâ’atü yuksimü-lmücrimûne mâ lebisû gayra sâ’ah. kezâlike kânû yü'fekûn.
Kıyamet koptuğu gün suçlular sadece çok kısa bir müddet kalmış olduklarına yemin ederler. Böylece onlar dünyada da aldatılıp haktan döndürülüyorlardı.
وَقَالَٱلَّذِينَأُوتُواٱلْعِلْمَوَٱلْإِيمَـٰنَلَقَدْلَبِثْتُمْفِىكِتَـٰبِٱللَّهِإِلَىٰيَوْمِٱلْبَعْثِفَهَـٰذَايَوْمُٱلْبَعْثِوَلَـٰكِنَّكُمْكُنتُمْلَاتَعْلَمُونَ٥٦
Vekâle-llezîne ûtü-l’ilme vel'îmâne lekad lebistüm fî kitâbi-llâhi ilâ yevmi-lba’s. fehâzâ yevmü-lba’si velâkinneküm küntüm lâ ta’lemûn.
Kendilerine ilim ve iman verilenler; "And olsun ki, siz Allah'ın yazısında mevcut yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu yeniden dirilme günüdür, fakat sizler anlamıyordunuz" derler.
فَيَوْمَئِذٍلَّايَنفَعُٱلَّذِينَظَلَمُوامَعْذِرَتُهُمْوَلَاهُمْيُسْتَعْتَبُونَ٥٧
Feyevmeizil lâ yenfe’u-llezîne zalemû ma’ziratühüm velâ hüm yüsta’tebûn.
Zulmedenlerin, o gün mazeretleri fayda vermez; artık kendilerinden Allah'ı hoşnut edecek şeyleri yapmaları da istenmez.
وَلَقَدْضَرَبْنَالِلنَّاسِفِىهَـٰذَاٱلْقُرْءَانِمِنكُلِّمَثَلٍوَلَئِنجِئْتَهُمبِـَٔايَةٍلَّيَقُولَنَّٱلَّذِينَكَفَرُوٓاإِنْأَنتُمْإِلَّامُبْطِلُونَ٥٨
Velekad darabnâ linnâsi fî hâze-lkur'âni min külli mesel. velein ci'tehüm biâyetil leyekûlenne-llezîne keferû in entüm illâ mübtilûn.
And olsun ki bu Kuran'da insanlar için her türlü misali vermişizdir. Bununla beraber, eğer sen onlara bir mucize getirmiş olsan, inkar edenler: "Siz ancak batıl şeyler ortaya atanlarsınız" derler.
كَذَٰلِكَيَطْبَعُٱللَّهُعَلَىٰقُلُوبِٱلَّذِينَلَايَعْلَمُونَ٥٩
Kezâlike yatbe’u-llâhü ’alâ kulûbi-llezîne lâ ya’lemûn.
Allah bilmeyenlerin kalblerini işte böylece kapatır.
فَٱصْبِرْإِنَّوَعْدَٱللَّهِحَقٌّوَلَايَسْتَخِفَّنَّكَٱلَّذِينَلَايُوقِنُونَ٦٠
Fasbir inne va’de-llâhi hakkuv velâ yestehiffenneke-llezîne lâ yûkinûn.
Sabret ki, Allah'ın sözü şüphesiz gerçektir. Kesin olarak inanmayanlar seni hafife almasınlar.