Yûnus Suresi
109 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
الٓرتِلْكَءَايَـٰتُٱلْكِتَـٰبِٱلْحَكِيمِ١
Elif-lâm-râ. tilke âyâtü-lkitâbi-lhakîm.

Elif, Lam, Ra. İşte bunlar hikmetli Kitap'ın ayetleridir.

أَكَانَلِلنَّاسِعَجَبًاأَنْأَوْحَيْنَآإِلَىٰرَجُلٍمِّنْهُمْأَنْأَنذِرِٱلنَّاسَوَبَشِّرِٱلَّذِينَءَامَنُوٓاأَنَّلَهُمْقَدَمَصِدْقٍعِندَرَبِّهِمْقَالَٱلْكَـٰفِرُونَإِنَّهَـٰذَالَسَـٰحِرٌمُّبِينٌ٢
Ekâne linnâsi ’aceben en evhaynâ ilâ racülim minhüm en enziri-nnâse vebeşşiri-llezîne âmenû enne lehüm kademe sidkin ’inde rabbihim. kâle-lkâfirûne inne hâzâ lesâhirum mübîn.

İçlerinden birine, "İnsanları uyar ve inananlara, Rableri katında yüksek makamlar olduğunu müjdele" diye vahyetmemiz, insanların tuhafına mı gitti ki, kafirler: "Bu apaçık bir büyücüdür" dediler?

إِنَّرَبَّكُمُٱللَّهُٱلَّذِىخَلَقَٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضَفِىسِتَّةِأَيَّامٍثُمَّٱسْتَوَىٰعَلَىٱلْعَرْشِيُدَبِّرُٱلْأَمْرَمَامِنشَفِيعٍإِلَّامِنبَعْدِإِذْنِهِذَٰلِكُمُٱللَّهُرَبُّكُمْفَٱعْبُدُوهُأَفَلَاتَذَكَّرُونَ٣
İnne rabbekümü-llâhü-llezî haleka-ssemâvâti vel'arda fî sitteti eyyâmin sümme-stevâ ’ale-l’arşi yüdebbiru-l'emr. mâ min şefî’in illâ mim ba’di iznih. zâlikümü-llâhü rabbüküm fa’büdûh. efelâ tezekkerûn.

Doğrusu sizin Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratıp sonra arşa hükmeden, işi düzenleyen Allah'tır, izni olmadan kimse şefaat edemez. İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'na kulluk edin. Nasihat dinlemez misiniz?

إِلَيْهِمَرْجِعُكُمْجَمِيعًاوَعْدَٱللَّهِحَقًّاإِنَّهُيَبْدَؤُاٱلْخَلْقَثُمَّيُعِيدُهُلِيَجْزِىَٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِبِٱلْقِسْطِوَٱلَّذِينَكَفَرُوالَهُمْشَرَابٌمِّنْحَمِيمٍوَعَذَابٌأَلِيمٌبِمَاكَانُوايَكْفُرُونَ٤
İleyhi merci’uküm cemî’â. va’de-llâhi hakkâ. innehû yebdeü-lhalka sümme yü’îdühû liyecziye-llezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti bilkist. vellezîne keferû lehüm şerâbüm min hamîmiv ve’azâbün elîmüm bimâ kânû yekfürûn.

Hepinizin dönüşü, O'nadır. Allah'ın vadi haktır. O, önce yaratır, sonra inanıp yararlı işler yapanların ve inkar edenlerin hareketlerinin karşılığını adaletle vermek için tekrar diriltir. İnkarcılara, inkarlarından ötürü kızgın bir içecek ve can yakıcı azab vardır.

هُوَٱلَّذِىجَعَلَٱلشَّمْسَضِيَآءًوَٱلْقَمَرَنُورًاوَقَدَّرَهُمَنَازِلَلِتَعْلَمُواعَدَدَٱلسِّنِينَوَٱلْحِسَابَمَاخَلَقَٱللَّهُذَٰلِكَإِلَّابِٱلْحَقِّيُفَصِّلُٱلْـَٔايَـٰتِلِقَوْمٍيَعْلَمُونَ٥
Hüve-llezî ce’ale-şşemse diyâev velkamera nûrav vekadderahû menâzile lita’lemû ’adede-ssinîne velhisâb. mâ haleka-llâhü zâlike illâ bilhakk. yüfessilü-l'âyâti likavmiy ya’lemûn.

Güneşi ışıklı ve ayı nurlu yapan; yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için, aya konak yerleri düzenleyen O'dur. Allah bunları ancak gerçeğe göre yaratmıştır; bilen millete ayetleri uzun uzadıya açıklıyor.

إِنَّفِىٱخْتِلَـٰفِٱلَّيْلِوَٱلنَّهَارِوَمَاخَلَقَٱللَّهُفِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِلَـَٔايَـٰتٍلِّقَوْمٍيَتَّقُونَ٦
İnne fi-htilâfi-lleyli vennehâri vemâ haleka-llâhü fi-ssemâvâti vel'ardi leâyâtil likavmiy yettekûn.

Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, Allah'ın göklerde ve yerde yarattıklarında, O'na karşı gelmekten sakınan kimseler için ayetler vardır.

إِنَّٱلَّذِينَلَايَرْجُونَلِقَآءَنَاوَرَضُوابِٱلْحَيَوٰةِٱلدُّنْيَاوَٱطْمَأَنُّوابِهَاوَٱلَّذِينَهُمْعَنْءَايَـٰتِنَاغَـٰفِلُونَ٧
İnne-llezîne lâ yercûne likâenâ veradû bilhayâti-ddünyâ vatmeennû bihâ vellezîne hüm ’an âyâtinâ gâfilûn.

Bizimle karşılaşmayı ummayan ve dünya hayatından hoşnut olup ona bağlananların ve ayetlerimizden habersiz bulunanların, işte bunların kazandıklarına karşılık varacakları yer cehennemdir.

أُولَـٰٓئِكَمَأْوَىٰهُمُٱلنَّارُبِمَاكَانُوايَكْسِبُونَ٨
Ülâike me'vâhümü-nnâru bimâ kânû yeksibûn.

Bizimle karşılaşmayı ummayan ve dünya hayatından hoşnut olup ona bağlananların ve ayetlerimizden habersiz bulunanların, işte bunların kazandıklarına karşılık varacakları yer cehennemdir.

إِنَّٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِيَهْدِيهِمْرَبُّهُمبِإِيمَـٰنِهِمْتَجْرِىمِنتَحْتِهِمُٱلْأَنْهَـٰرُفِىجَنَّـٰتِٱلنَّعِيمِ٩
İnne-llezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti yehdîhim rabbühüm biîmânihim. tecrî min tahtihimü-l'enhâru fî cennâti-nne’îm.

İnananlar ve yararlı iş yapanları, imanlarına karşılık Rableri doğru yola eriştirir; nimet cennetlerinde onların altlarından ırmaklar akar.

دَعْوَىٰهُمْفِيهَاسُبْحَـٰنَكَٱللَّهُمَّوَتَحِيَّتُهُمْفِيهَاسَلَـٰمٌوَءَاخِرُدَعْوَىٰهُمْأَنِٱلْحَمْدُلِلَّهِرَبِّٱلْعَـٰلَمِينَ١٠
Da’vâhüm fîhâ sübhâneke-llâhümme vetehiyyetühüm fîhâ selâm. veâhiru da’vâhüm eni-lhamdü lillâhi rabbi-l’âlemîn.

Oradaki duaları: "Münezzehsin ey Allah'ım", dirlik temennileri: "Selam size" ve dualarının sonu da: "Alemlerin Rabbi Allah'a hamd olsun"dur.

وَلَوْيُعَجِّلُٱللَّهُلِلنَّاسِٱلشَّرَّٱسْتِعْجَالَهُمبِٱلْخَيْرِلَقُضِىَإِلَيْهِمْأَجَلُهُمْفَنَذَرُٱلَّذِينَلَايَرْجُونَلِقَآءَنَافِىطُغْيَـٰنِهِمْيَعْمَهُونَ١١
Velev yü’accilü-llâhü linnâsi-şşerra-sti’câlehüm bilhayri lekudiye ileyhim ecelühüm. fenezeru-llezîne lâ yercûne likâenâ fî tugyânihim ya’mehûn.

İyiliği acele isteyen kimselere Allah fenalığı da çarçabuk verseydi, süreleri hemen bitmiş olurdu. Bizimle karşılaşmayı ummayanları, azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken bırakırız.

وَإِذَامَسَّٱلْإِنسَـٰنَٱلضُّرُّدَعَانَالِجَنبِهِٓأَوْقَاعِدًاأَوْقَآئِمًافَلَمَّاكَشَفْنَاعَنْهُضُرَّهُمَرَّكَأَنلَّمْيَدْعُنَآإِلَىٰضُرٍّمَّسَّهُكَذَٰلِكَزُيِّنَلِلْمُسْرِفِينَمَاكَانُوايَعْمَلُونَ١٢
Veizâ messe-l'insâne-ddurru de’ânâ licembihî ev kâ’iden ev kâimen. felemmâ keşefnâ ’anhü durrahû merra keel lem yed’unâ ilâ durrim messeh. kezâlike züyyine lilmüsrifîne mâ kânû ya’melûn.

İnsana bir darlık gelince, yan yatarken, oturur veya ayakta iken bize yalvarıp yakarır; biz darlığını giderince, başına gelen darlıktan ötürü bize hiç yalvarmamışa döner. İşlerinde tutumsuz olanlara, yaptıkları böylece güzel görünür.

وَلَقَدْأَهْلَكْنَاٱلْقُرُونَمِنقَبْلِكُمْلَمَّاظَلَمُواوَجَآءَتْهُمْرُسُلُهُمبِٱلْبَيِّنَـٰتِوَمَاكَانُوالِيُؤْمِنُواكَذَٰلِكَنَجْزِىٱلْقَوْمَٱلْمُجْرِمِينَ١٣
Velekad ehlekne-lkurûne min kabliküm lemmâ zalemû vecâethüm rusülühüm bilbeyyinâti vemâ kânû liyü'minû. kezâlike neczi-lkavme-lmücrimîn.

And olsun ki, sizden önce nice nesilleri, peygamberleri onlara belgeler getirmişken, haksızlık ederek inanmadıkları zaman yok etmiştik. İşte biz suçlu milleti böyle cezalandırırız.

ثُمَّجَعَلْنَـٰكُمْخَلَـٰٓئِفَفِىٱلْأَرْضِمِنبَعْدِهِمْلِنَنظُرَكَيْفَتَعْمَلُونَ١٤
Sümme ce’alnâküm halâife fi-l'ardi mim ba’dihim linenzura keyfe ta’melûn.

Sonra onların ardından, nasıl davranacağınıza bakmak için sizi yeryüzünde onların yerine geçirdik.

وَإِذَاتُتْلَىٰعَلَيْهِمْءَايَاتُنَابَيِّنَـٰتٍقَالَٱلَّذِينَلَايَرْجُونَلِقَآءَنَاٱئْتِبِقُرْءَانٍغَيْرِهَـٰذَآأَوْبَدِّلْهُقُلْمَايَكُونُلِىٓأَنْأُبَدِّلَهُمِنتِلْقَآئِنَفْسِىٓإِنْأَتَّبِعُإِلَّامَايُوحَىٰٓإِلَىَّإِنِّىٓأَخَافُإِنْعَصَيْتُرَبِّىعَذَابَيَوْمٍعَظِيمٍ١٥
Veizâ tütlâ ’aleyhim âyâtünâ beyyinâtin kâle-llezîne lâ yercûne likâene-'ti bikur'ânin gayri hâzâ ev beddilh. kul mâ yekûnü lî en übeddilehû min tilkâi nefsî. in ettebi’u illâ mâ yûhâ ileyy. innî ehâfü in ’asaytü rabbî ’azâbe yevmin ’azîm.

Ayetlerimiz onlara açık açık okununca, bizimle karşılaşmayı ummayanlar, "Bundan başka bir Kuran getir veya bunu değiştir" dediler. De ki: "Onu kendiliğimden değiştiremem, ben ancak, bana vahyolunana uyarım. Ben Rabbime karşı gelirsem, büyük günün azabına uğramaktan korkarım."

قُللَّوْشَآءَٱللَّهُمَاتَلَوْتُهُعَلَيْكُمْوَلَآأَدْرَىٰكُمبِهِفَقَدْلَبِثْتُفِيكُمْعُمُرًامِّنقَبْلِهِٓأَفَلَاتَعْقِلُونَ١٦
Kul lev şâe-llâhü mâ televtühû ’aleyküm velâ edrâküm bih. fekad lebistü fîküm ’umüram min kablih. efelâ ta’kilûn.

De ki: "Allah dileseydi ben onu size okumazdım, size de bildirmemiş olurdu. Daha önce yıllarca aranızda bulundum, hiç düşünmüyor musunuz?"

فَمَنْأَظْلَمُمِمَّنِٱفْتَرَىٰعَلَىٱللَّهِكَذِبًاأَوْكَذَّبَبِـَٔايَـٰتِهِٓإِنَّهُلَايُفْلِحُٱلْمُجْرِمُونَ١٧
Femen azlemü mimmeni-fterâ ’ale-llâhi keziben ev kezzebe biâyâtih. innehû lâ yüflihu-lmücrimûn.

Allah'a karşı yalan uyduran veya ayetlerini yalan sayandan daha zalim kim olabilir? Suçlular elbette saadete erişemezler.

وَيَعْبُدُونَمِندُونِٱللَّهِمَالَايَضُرُّهُمْوَلَايَنفَعُهُمْوَيَقُولُونَهَـٰٓؤُلَآءِشُفَعَـٰٓؤُنَاعِندَٱللَّهِقُلْأَتُنَبِّـُٔونَٱللَّهَبِمَالَايَعْلَمُفِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَلَافِىٱلْأَرْضِسُبْحَـٰنَهُوَتَعَـٰلَىٰعَمَّايُشْرِكُونَ١٨
Veya’büdûne min dûni-llâhi mâ lâ yedurruhüm velâ yenfe’uhüm veyekûlûne hâülâi şüfe’âünâ ’inde-llâh. kul etünebbiûne-llâhe bimâ lâ ya’lemü fi-ssemâvâti velâ fi-l'ard. sübhânehû vete’âlâ ’ammâ yüşrikûn.

Onlar, Allah'ı bırakarak, kendilerine fayda da zarar da veremeyen putlara taparlar: "Bunlar, Allah katında bizim şefaatçılarımızdır" derler. De ki: "Göklerde ve yerde, Allah'ın bilmediği bir şeyi mi O'na haber veriyorsunuz?" Allah, onların ortak koşmalarından münezzeh ve yücedir.

وَمَاكَانَٱلنَّاسُإِلَّآأُمَّةًوَٰحِدَةًفَٱخْتَلَفُواوَلَوْلَاكَلِمَةٌسَبَقَتْمِنرَّبِّكَلَقُضِىَبَيْنَهُمْفِيمَافِيهِيَخْتَلِفُونَ١٩
Vemâ kâne-nnâsü illâ ümmetev vâhideten fahtelefû. velevlâ kelimetün sebekat mir rabbike lekudiye beynehüm fîmâ fîhi yahtelifûn.

İnsanlar bir tek ümmettiler, sonra ayrılığa düştüler; şayet Rabbinden, daha önce bir takdir geçmemiş olsaydı, aralarında ihtilafa düştükleri şeyler hakkında hüküm çoktan verilmiş olurdu.

وَيَقُولُونَلَوْلَآأُنزِلَعَلَيْهِءَايَةٌمِّنرَّبِّهِفَقُلْإِنَّمَاٱلْغَيْبُلِلَّهِفَٱنتَظِرُوٓاإِنِّىمَعَكُممِّنَٱلْمُنتَظِرِينَ٢٠
Veyekûlûne levlâ ünzile ’aleyhi âyetüm mir rabbih. fekul inneme-lgaybü lillâhi fentezirû. innî me’aküm mine-lmüntezirîn.

"Rabbinden ona (Muhammed'e) bir mucize indirilse ne olur!" derler. Onlara de ki: "Gaybı bilmek Allah'a mahsustur; bekleyin, doğrusu ben de sizinle birlikte beklemekteyim."

وَإِذَآأَذَقْنَاٱلنَّاسَرَحْمَةًمِّنبَعْدِضَرَّآءَمَسَّتْهُمْإِذَالَهُممَّكْرٌفِىٓءَايَاتِنَاقُلِٱللَّهُأَسْرَعُمَكْرًاإِنَّرُسُلَنَايَكْتُبُونَمَاتَمْكُرُونَ٢١
Veizâ ezakne-nnâse rahmetem mim ba’di darrâe messethüm izâ lehüm mekrun fî âyâtinâ. kuli-llâhü esra’u mekrâ. inne rusülenâ yektübûne mâ temkürûn.

İnsanlara darlık geldikten sonra onlara bolluğu taddırdığımızda, hemen ayetlerimize dil uzatmağa kalkışırlar; onlara de ki: "Hile yapanın cezasını vermekte Allah daha çabuktur." Elçi meleklerimiz kurduğunuz tuzakları hiç şüphesiz yazmaktadırlar.

هُوَٱلَّذِىيُسَيِّرُكُمْفِىٱلْبَرِّوَٱلْبَحْرِحَتَّىٰٓإِذَاكُنتُمْفِىٱلْفُلْكِوَجَرَيْنَبِهِمبِرِيحٍطَيِّبَةٍوَفَرِحُوابِهَاجَآءَتْهَارِيحٌعَاصِفٌوَجَآءَهُمُٱلْمَوْجُمِنكُلِّمَكَانٍوَظَنُّوٓاأَنَّهُمْأُحِيطَبِهِمْدَعَوُاٱللَّهَمُخْلِصِينَلَهُٱلدِّينَلَئِنْأَنجَيْتَنَامِنْهَـٰذِهِلَنَكُونَنَّمِنَٱلشَّـٰكِرِينَ٢٢
Hüve-llezî yüseyyiruküm fi-lberri velbahr. hattâ izâ küntüm fi-lfülk. vecerayne bihim birîhin tayyibetiv veferihû bihâ câethâ rîhun ’âsifüv vecâehümü-lmevcü min külli mekâniv vezannû ennehüm ühîta bihim de’avu-llâhe muhlisîne lehü-ddîn. lein enceytenâ min hâzihî lenekûnenne mine-şşâkirîn.

Sizi karada ve denizde yürüten Allah'tır. Bulunduğunuz gemi, içindekileri güzel bir rüzgarla götürürken yolcular neşelenirler; bir fırtına çıkıp da onları her taraftan dalgaların sardığı ve çepeçevre kuşatıldıklarını sandıkları anda ise Allah'ın dinine sarılarak, "Bizi bu tehlikeden kurtarırsan and olsun ki şükredenlerden oluruz" diye O'na yalvarırlar.

فَلَمَّآأَنجَىٰهُمْإِذَاهُمْيَبْغُونَفِىٱلْأَرْضِبِغَيْرِٱلْحَقِّيَـٰٓأَيُّهَاٱلنَّاسُإِنَّمَابَغْيُكُمْعَلَىٰٓأَنفُسِكُممَّتَـٰعَٱلْحَيَوٰةِٱلدُّنْيَاثُمَّإِلَيْنَامَرْجِعُكُمْفَنُنَبِّئُكُمبِمَاكُنتُمْتَعْمَلُونَ٢٣
Felemmâ encâhüm izâ hüm yebgûne fi-l'ardi bigayri-lhakk. yâ eyyühe-nnâsü innemâ bagyüküm ’alâ enfüsiküm metâ’a-lhayâti-ddünyâ sümme ileynâ merci’uküm fenünebbiüküm bimâ küntüm ta’melûn.

Allah onları kurtarınca, hemen yeryüzünde haksız yere taşkınlıklara başlarlar. Ey insanlar! Geçici dünya hayatında yaptığınız taşkınlık aleyhinizedir. Sonra dönüşünüz Bizedir. Yaptıklarınızı size bildiririz.

إِنَّمَامَثَلُٱلْحَيَوٰةِٱلدُّنْيَاكَمَآءٍأَنزَلْنَـٰهُمِنَٱلسَّمَآءِفَٱخْتَلَطَبِهِنَبَاتُٱلْأَرْضِمِمَّايَأْكُلُٱلنَّاسُوَٱلْأَنْعَـٰمُحَتَّىٰٓإِذَآأَخَذَتِٱلْأَرْضُزُخْرُفَهَاوَٱزَّيَّنَتْوَظَنَّأَهْلُهَآأَنَّهُمْقَـٰدِرُونَعَلَيْهَآأَتَىٰهَآأَمْرُنَالَيْلًاأَوْنَهَارًافَجَعَلْنَـٰهَاحَصِيدًاكَأَنلَّمْتَغْنَبِٱلْأَمْسِكَذَٰلِكَنُفَصِّلُٱلْـَٔايَـٰتِلِقَوْمٍيَتَفَكَّرُونَ٢٤
İnnemâ meselü-lhayâti-ddünyâ kemâin enzelnâhü mine-ssemâi fahteleta bihî nebâtü-l'ardi mimmâ ye'külü-nnâsü vel'en’âm. hattâ izâ ehazeti-l'ardu zuhrufehâ vezzeyyenet vezanne ehlühâ ennehüm kâdirûne ’aleyhâ etâhâ emrunâ leylen ev nehâran fece’alnâhâ hasîden keel lem tagne bil'ems. kezâlike nüfessilü-l'âyâti likavmiy yetefekkerûn.

Dünya hayatı gökten indirdiğimiz su gibidir ki, onunla insan ve hayvanların yiyeceği bitkiler yetişip birbirine karışmıştır. Yeryüzünün süslenip bezendiği ve yerin sahiplerinin bütün bunlara malik olduklarını sandıkları sırada, gece veya gündüz buyruğumuz o yere gelmiş ve orayı hiçbir şey bitirmemişe çevirmişiz; bir gün önce birşey yokmuş gibi olmuştur. Düşünen millet için ayetleri böylece uzun açıklıyoruz.

وَٱللَّهُيَدْعُوٓاإِلَىٰدَارِٱلسَّلَـٰمِوَيَهْدِىمَنيَشَآءُإِلَىٰصِرَٰطٍمُّسْتَقِيمٍ٢٥
Vellâhü yed’û ilâ dâri-sselâm. veyehdî mey yeşâü ilâ sirâtim müstekîm.

Allah, cennete çağırır ve dilediğini doğru yola eriştirir.

لِّلَّذِينَأَحْسَنُواٱلْحُسْنَىٰوَزِيَادَةٌوَلَايَرْهَقُوُجُوهَهُمْقَتَرٌوَلَاذِلَّةٌأُولَـٰٓئِكَأَصْحَـٰبُٱلْجَنَّةِهُمْفِيهَاخَـٰلِدُونَ٢٦
Lillezîne ahsenü-lhusnâ veziyâdeh. velâ yerheku vucûhehüm kateruv velâ zilleh. ülâike ashâbü-lcenneh. hüm fîhâ hâlidûn.

İyi davrananlara; daima daha iyisi ve üstünü verilir. Onların yüzlerine ne bir karalık, ne de zillet bulaşır. İşte onlar cennetliklerdir, orada temelli kalırlar.

وَٱلَّذِينَكَسَبُواٱلسَّيِّـَٔاتِجَزَآءُسَيِّئَةٍبِمِثْلِهَاوَتَرْهَقُهُمْذِلَّةٌمَّالَهُممِّنَٱللَّهِمِنْعَاصِمٍكَأَنَّمَآأُغْشِيَتْوُجُوهُهُمْقِطَعًامِّنَٱلَّيْلِمُظْلِمًاأُولَـٰٓئِكَأَصْحَـٰبُٱلنَّارِهُمْفِيهَاخَـٰلِدُونَ٢٧
Vellezîne kesebü-sseyyiâti cezâü seyyietim bimislihâ veterhekuhüm zilleh. mâ lehüm mine-llâhi min ’âsim. keennemâ ugşiyet vucûhühüm kita’am mine-lleyli muzlimâ. ülâike ashâbü-nnâr. hüm fîhâ hâlidûn.

Kötülük işleyenlere kötülükleri kadar ceza verilir; onların yüzlerini zillet bürür; Allah'a karşı onları savunacak yoktur; yüzleri, geceden kara bir parçayla örtülmüş gibidir. Bunlar cehennemliklerdir, orada temelli kalırlar.

وَيَوْمَنَحْشُرُهُمْجَمِيعًاثُمَّنَقُولُلِلَّذِينَأَشْرَكُوامَكَانَكُمْأَنتُمْوَشُرَكَآؤُكُمْفَزَيَّلْنَابَيْنَهُمْوَقَالَشُرَكَآؤُهُممَّاكُنتُمْإِيَّانَاتَعْبُدُونَ٢٨
Veyevme nahşüruhüm cemî’an sümme nekûlü lillezîne eşrakû mekâneküm entüm veşürakâüküm. fezeyyelnâ beynehüm vekâle şürakâühüm mâ küntüm iyyânâ ta’büdûn.

Onların hepsini bir gün toplarız, sonra, puta tapanlara, "Siz ve putlarınız yerlerinize! deyip onları birbirlerinden ayırırız. Putları ise: "Bize tapmıyordunuz ki. Allah, sizinle bizim aramızda şahit olarak yeter. Sizin tapınmanızdan bizim haberimiz yoktu" derler.

فَكَفَىٰبِٱللَّهِشَهِيدًابَيْنَنَاوَبَيْنَكُمْإِنكُنَّاعَنْعِبَادَتِكُمْلَغَـٰفِلِينَ٢٩
Fekefâ billâhi şehîdem beynenâ vebeyneküm in künnâ ’an ’ibâdetiküm legâfilîn.

Onların hepsini bir gün toplarız, sonra, puta tapanlara, "Siz ve putlarınız yerlerinize! deyip onları birbirlerinden ayırırız. Putları ise: "Bize tapmıyordunuz ki. Allah, sizinle bizim aramızda şahit olarak yeter. Sizin tapınmanızdan bizim haberimiz yoktu" derler.

هُنَالِكَتَبْلُواكُلُّنَفْسٍمَّآأَسْلَفَتْوَرُدُّوٓاإِلَىٱللَّهِمَوْلَىٰهُمُٱلْحَقِّوَضَلَّعَنْهُممَّاكَانُوايَفْتَرُونَ٣٠
Hünâlike teblû küllü nefsim mâ eslefet veruddû ile-llâhi mevlâhümü-lhakki vedalle ’anhüm mâ kânû yefterûn.

İşte orada herkes dünyada yapmış olduğuyla imtihan verir ve gerçek Mevlaları olan Allah'a döndürülür. Uydurdukları putlar da ortadan kaybolmuştur.

قُلْمَنيَرْزُقُكُممِّنَٱلسَّمَآءِوَٱلْأَرْضِأَمَّنيَمْلِكُٱلسَّمْعَوَٱلْأَبْصَـٰرَوَمَنيُخْرِجُٱلْحَىَّمِنَٱلْمَيِّتِوَيُخْرِجُٱلْمَيِّتَمِنَٱلْحَىِّوَمَنيُدَبِّرُٱلْأَمْرَفَسَيَقُولُونَٱللَّهُفَقُلْأَفَلَاتَتَّقُونَ٣١
Kul mey yerzükuküm mine-ssemâi vel'ardi emmey yemlikü-ssem’a vel'ebsâra vemey yuhricü-lhayye mine-lmeyyiti veyuhricü-lmeyyite mine-lhayyi vemey yüdebbiru-l'emr. feseyekûlûne-llâh. fekul efelâ tettekûn.

De ki: "Gökten ve yerden size rızık veren kimdir? Kulak ve gözlerin sahibi kimdir? Diriyi ölüden çıkaran, ölüyü de diriden çıkaran kimdir? Her işi düzenleyen kimdir?" Onlar: "Allah'tır! " diyecekler. "O halde O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" de.

فَذَٰلِكُمُٱللَّهُرَبُّكُمُٱلْحَقُّفَمَاذَابَعْدَٱلْحَقِّإِلَّاٱلضَّلَـٰلُفَأَنَّىٰتُصْرَفُونَ٣٢
Fezâlikümü-llâhü rabbükümü-lhakk. femâzâ ba’de-lhakki ille-ddalâl. feennâ tusrafûn.

İşte gerçek Rabbiniz Allah budur. Gerçeğin dışında sadece sapıklık vardır. Öyleyse nasıl olup da döndürülüyorsunuz?

كَذَٰلِكَحَقَّتْكَلِمَتُرَبِّكَعَلَىٱلَّذِينَفَسَقُوٓاأَنَّهُمْلَايُؤْمِنُونَ٣٣
Kezâlike hakkat kelimetü rabbike ’ale-llezîne fesekû ennehüm lâ yü'minûn.

Böylece, fasık olanların inanmayacaklarına dair Rabbinin söylediği söz gerçekleşti.

قُلْهَلْمِنشُرَكَآئِكُممَّنيَبْدَؤُاٱلْخَلْقَثُمَّيُعِيدُهُقُلِٱللَّهُيَبْدَؤُاٱلْخَلْقَثُمَّيُعِيدُهُفَأَنَّىٰتُؤْفَكُونَ٣٤
Kul hel min şürakâiküm mey yebdeü-lhalka sümme yü’îdüh. kuli-llâhü yebdeü-lhalka sümme yü’îdühû feennâ tü'fekûn.

De ki: "Koştuğunuz ortaklardan, önce yaratan, sonra bunu tekrar eden var mıdır?" De ki: "Allah önce yaratır, sonra bunu tekrar eder. Nasıl da döndürülürsünüz! "

قُلْهَلْمِنشُرَكَآئِكُممَّنيَهْدِىٓإِلَىٱلْحَقِّقُلِٱللَّهُيَهْدِىلِلْحَقِّأَفَمَنيَهْدِىٓإِلَىٱلْحَقِّأَحَقُّأَنيُتَّبَعَأَمَّنلَّايَهِدِّىٓإِلَّآأَنيُهْدَىٰفَمَالَكُمْكَيْفَتَحْكُمُونَ٣٥
Kul hel min şürakâiküm mey yehdî ile-lhakk. kuli-llâhü yehdî lilhakk. efemey yehdî ile-lhakki ehakku ey yüttebe’a emmel lâ yehiddî illâ ey yühdâ. femâ leküm. keyfe tahkümûn.

De ki: "Koştuğunuz ortaklardan gerçeğe eriştiren var mıdır?" De ki: "Ama Allah gerçeğe eriştirir. Gerçeğe eriştiren mi, yoksa, birisi götürmezse gidemeyen mi uyulmağa daha layıktır? Ne biçim hüküm veriyorsunuz?"

وَمَايَتَّبِعُأَكْثَرُهُمْإِلَّاظَنًّاإِنَّٱلظَّنَّلَايُغْنِىمِنَٱلْحَقِّشَيْـًٔاإِنَّٱللَّهَعَلِيمٌبِمَايَفْعَلُونَ٣٦
Vemâ yettebi’u ekseruhüm illâ zannâ. inne-zzanne lâ yugnî mine-lhakki şey'â. inne-llâhe ’alîmüm bimâ yef’alûn.

Onların çoğu zanna uyarlar; gerçekte ise zan, hakikat karşısında bir şey ifade etmez. Allah, yaptıklarını şüphesiz bilir.

وَمَاكَانَهَـٰذَاٱلْقُرْءَانُأَنيُفْتَرَىٰمِندُونِٱللَّهِوَلَـٰكِنتَصْدِيقَٱلَّذِىبَيْنَيَدَيْهِوَتَفْصِيلَٱلْكِتَـٰبِلَارَيْبَفِيهِمِنرَّبِّٱلْعَـٰلَمِينَ٣٧
Vemâ kâne hâze-lkur'ânü ey yüfterâ min dûni-llâhi velâkin tasdîka-llezî beyne yedeyhi vetefsîle-lkitâbi lâ raybe fîhi mir rabbi-l’âlemîn.

Bu Kuran, Allah'tandır, başkası tarafından uydurulmuş değildir. Ancak kendinden öncekini doğrular ve O Kitap'ı açıklar. Alemlerin Rabbinden geldiğinden şüphe yoktur.

أَمْيَقُولُونَٱفْتَرَىٰهُقُلْفَأْتُوابِسُورَةٍمِّثْلِهِوَٱدْعُوامَنِٱسْتَطَعْتُممِّندُونِٱللَّهِإِنكُنتُمْصَـٰدِقِينَ٣٨
Em yekûlûne-fterâh. kul fe'tû bisûratim mislihî ved’û meni-steta’tüm min dûni-llâhi in küntüm sâdikîn.

Senin için, "Onu uydurdu mu?" diyorlar. De ki: "Onun surelerine benzer bir sure meydana getirin, iddianızda samimi iseniz, Allah'tan başka çağırabileceklerinizi de çağırın."

بَلْكَذَّبُوابِمَالَمْيُحِيطُوابِعِلْمِهِوَلَمَّايَأْتِهِمْتَأْوِيلُهُكَذَٰلِكَكَذَّبَٱلَّذِينَمِنقَبْلِهِمْفَٱنظُرْكَيْفَكَانَعَـٰقِبَةُٱلظَّـٰلِمِينَ٣٩
Bel kezzebû bimâ lem yühîtû bi’ilmihî velemmâ ye'tihim te'vîlüh. kezâlike kezzebe-llezîne min kablihim fenzur keyfe kâne ’âkibetu-zzâlimîn.

Onlar, ilmini kavrayamadıkları ve henüz yorumu da kendilerine bildirilmemiş olan şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böylece yalanlamışlardı. Zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak.

وَمِنْهُممَّنيُؤْمِنُبِهِوَمِنْهُممَّنلَّايُؤْمِنُبِهِوَرَبُّكَأَعْلَمُبِٱلْمُفْسِدِينَ٤٠
Veminhüm mey yü'minü bihî veminhüm mel lâ yü'minü bih. verabbüke a’lemü bilmüfsidîn.

Aralarında ona inanan ve inanmayan vardır. Rabbin, bozguncuları daha iyi bilir.

وَإِنكَذَّبُوكَفَقُللِّىعَمَلِىوَلَكُمْعَمَلُكُمْأَنتُمبَرِيٓـُٔونَمِمَّآأَعْمَلُوَأَنَابَرِىٓءٌمِّمَّاتَعْمَلُونَ٤١
Vein kezzebûke fekul lî ’amelî veleküm ’amelüküm. entüm berîûne mimmâ a’melü veenâ berîüm mimmâ ta’melûn.

Seni yalanlarlarsa, "Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız sizedir; siz benim yaptığımdan sorumlu değilsiniz, ben de sizin yaptığınızdan sorumlu değilim" de.

وَمِنْهُممَّنيَسْتَمِعُونَإِلَيْكَأَفَأَنتَتُسْمِعُٱلصُّمَّوَلَوْكَانُوالَايَعْقِلُونَ٤٢
Veminhüm mey yestemi’ûne ileyk. efeente tüsmi’u-ssumme velev kânû lâ ya’kilûn.

Aralarında sana kulak veren vardır. Sen, sağırlara, üstelik akılları da almazsa, işittirebilir misin?

وَمِنْهُممَّنيَنظُرُإِلَيْكَأَفَأَنتَتَهْدِىٱلْعُمْىَوَلَوْكَانُوالَايُبْصِرُونَ٤٣
Veminhüm mey yenzuru ileyk. efeente tehdi-l’umye velev kânû lâ yübsirûn.

Aralarında sana bakan vardır. Sen körleri, görmezlerken doğru yola iletebilir misin?

إِنَّٱللَّهَلَايَظْلِمُٱلنَّاسَشَيْـًٔاوَلَـٰكِنَّٱلنَّاسَأَنفُسَهُمْيَظْلِمُونَ٤٤
İnne-llâhe lâ yazlimü-nnâse şey'ev velâkinne-nnâse enfüsehüm yazlimûn.

Allah insanlara hiç zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler.

وَيَوْمَيَحْشُرُهُمْكَأَنلَّمْيَلْبَثُوٓاإِلَّاسَاعَةًمِّنَٱلنَّهَارِيَتَعَارَفُونَبَيْنَهُمْقَدْخَسِرَٱلَّذِينَكَذَّبُوابِلِقَآءِٱللَّهِوَمَاكَانُوامُهْتَدِينَ٤٥
Veyevme yahşüruhüm keel lem yelbesû illâ sâ’atem mine-nnehâri yete’ârafûne beynehüm. kad hasira-llezîne kezzebû bilikâi-llâhi vemâ kânû mühtedîn.

Onları toplayacağı kıyamet günü, sanki gündüz, birbirleriyle sadece tanışacakları bir saat kadar kalmış gibidirler. Allah'ın karşısına çıkmayı yalan sayanlar kaybetmişlerdir.

وَإِمَّانُرِيَنَّكَبَعْضَٱلَّذِىنَعِدُهُمْأَوْنَتَوَفَّيَنَّكَفَإِلَيْنَامَرْجِعُهُمْثُمَّٱللَّهُشَهِيدٌعَلَىٰمَايَفْعَلُونَ٤٦
Veimmâ nüriyenneke ba’da-llezî ne’idühüm ev neteveffeyenneke feileynâ merci’uhüm sümme-llâhü şehîdün ’alâ mâ yef’alûn.

Onlara, söz verdiğimiz azabın bir kısmını ya dünyada sana gösteririz, veya senin ruhunu alırız da nasıl olsa onların dönüşü Bizedir; (ahirette görürsün) Allah onların yaptıklarına şahiddir.

وَلِكُلِّأُمَّةٍرَّسُولٌفَإِذَاجَآءَرَسُولُهُمْقُضِىَبَيْنَهُمبِٱلْقِسْطِوَهُمْلَايُظْلَمُونَ٤٧
Velikülli ümmetir rasûl. feizâ câe rasûlühüm kudiye beynehüm bilkisti vehüm lâ yuzlemûn.

Her ümmetin bir peygamberi vardır. Onlara peygamberleri geldiğinde aralarında adaletle hüküm verilmiş olur. Onların hakları yenmez.

وَيَقُولُونَمَتَىٰهَـٰذَاٱلْوَعْدُإِنكُنتُمْصَـٰدِقِينَ٤٨
Veyekûlûne metâ hâze-lva’dü in küntüm sâdikîn.

"Bu iddiada samimi iseniz, bu azabın gerçekleşmesi ne zamandır? söyle" derler.

قُللَّآأَمْلِكُلِنَفْسِىضَرًّاوَلَانَفْعًاإِلَّامَاشَآءَٱللَّهُلِكُلِّأُمَّةٍأَجَلٌإِذَاجَآءَأَجَلُهُمْفَلَايَسْتَـْٔخِرُونَسَاعَةًوَلَايَسْتَقْدِمُونَ٤٩
Kul lâ emlikü linefsî darrav velâ nef’an illâ mâ şâe-llâh. likülli ümmetin ecelün. izâ câe ecelühüm felâ yeste'hirûne sâ’atev velâ yestakdimûn.

De ki: "Allah'ın dilemesi dışında ben kendime bir fayda ve zarar verecek durumda değilim. Her ümmet için bir süre vardır; süreleri sona erince bir saat bile geciktirilmezler ve öne de alınmazlar."

قُلْأَرَءَيْتُمْإِنْأَتَىٰكُمْعَذَابُهُبَيَـٰتًاأَوْنَهَارًامَّاذَايَسْتَعْجِلُمِنْهُٱلْمُجْرِمُونَ٥٠
Kul era'eytüm in etâküm ’azâbühû beyâten ev nehâram mâzâ yesta’cilü minhü-lmücrimûn.

De ki: "Allah'ın azabı size gece veya gündüz gelirse, ne yaparsınız? Suçlular neye bunda acele ediyorlar?"

أَثُمَّإِذَامَاوَقَعَءَامَنتُمبِهِٓءَآلْـَٔـٰنَوَقَدْكُنتُمبِهِتَسْتَعْجِلُونَ٥١
Esümme izâ mâ veka’a âmentüm bih. âl'âne vekad küntüm bihî testa’cilûn.

Vuku bulduktan sonra mı O'na inanacaksınız? İnanmayanlar azabı görünce, "şimdi miydi?" derler. "Elbette, siz onu acele istiyordunuz" denir.

ثُمَّقِيلَلِلَّذِينَظَلَمُواذُوقُواعَذَابَٱلْخُلْدِهَلْتُجْزَوْنَإِلَّابِمَاكُنتُمْتَكْسِبُونَ٥٢
Sümme kîle lillezîne zalemû zûkû ’azâbe-lhuld. hel tüczevne illâ bimâ küntüm teksibûn.

Haksızlık edenlere de: "Sürekli azabı tadın, ancak yaptığınıza karşılık ceza çekiyorsunuz" denir.

وَيَسْتَنبِـُٔونَكَأَحَقٌّهُوَقُلْإِىوَرَبِّىٓإِنَّهُلَحَقٌّوَمَآأَنتُمبِمُعْجِزِينَ٥٣
Veyestembiûneke ehakkun hû. kul î verabbî innehû lehakkuv vemâ entüm bimü’cizîn.

"O gerçek midir?" diye senden sorarlar. De ki: "Evet, Rabbim hakkı için o gerçektir, siz aciz kılamazsınız (önleyemezsiniz)."

وَلَوْأَنَّلِكُلِّنَفْسٍظَلَمَتْمَافِىٱلْأَرْضِلَٱفْتَدَتْبِهِوَأَسَرُّواٱلنَّدَامَةَلَمَّارَأَوُاٱلْعَذَابَوَقُضِىَبَيْنَهُمبِٱلْقِسْطِوَهُمْلَايُظْلَمُونَ٥٤
Velev enne likülli nefsin zalemet mâ fi-l'ardi leftedet bih. veeserrü-nnedâmete lemmâ raevu-l’azâb. vekudiye beynehüm bilkisti vehüm lâ yuzlemûn.

Haksızlık etmiş olan her kişi, yeryüzünde olan her şeye sahip olsa, onu azabın fidyesi olarak verirdi. Azabı görünce pişmanlık gösterdiler. Haksızlığa uğratılmadan aralarında adaletle hükmolunmuştur.

أَلَآإِنَّلِلَّهِمَافِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِأَلَآإِنَّوَعْدَٱللَّهِحَقٌّوَلَـٰكِنَّأَكْثَرَهُمْلَايَعْلَمُونَ٥٥
Elâ inne lillâhi mâ fi-ssemâvâti vel'ard. elâ inne va’de-llâhi hakkuv velâkinne ekserahüm lâ ya’lemûn.

İyi bilin ki, Allah'ın verdiği söz gerçektir, ama çoğu bunu bilmez.

هُوَيُحْىِوَيُمِيتُوَإِلَيْهِتُرْجَعُونَ٥٦
Hüve yuhyî veyümîtü veileyhi türce’ûn.

Dirilten ve öldüren O'dur. O'na döneceksiniz.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلنَّاسُقَدْجَآءَتْكُممَّوْعِظَةٌمِّنرَّبِّكُمْوَشِفَآءٌلِّمَافِىٱلصُّدُورِوَهُدًىوَرَحْمَةٌلِّلْمُؤْمِنِينَ٥٧
Yâ eyyühe-nnâsü kad câetküm mev’izatüm mir rabbiküm veşifâül limâ fi-ssudûri vehüdev verahmetül lilmü'minîn.

Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt ve kalblerde olana şifa, inananlara doğruyu gösteren bir rehber ve rahmet gelmiştir.

قُلْبِفَضْلِٱللَّهِوَبِرَحْمَتِهِفَبِذَٰلِكَفَلْيَفْرَحُواهُوَخَيْرٌمِّمَّايَجْمَعُونَ٥٨
Kul bifadli-llâhi vebirahmetihî febizâlike felyefrahû. hüve hayrum mimmâ yecme’ûn.

De ki: "Bunlar, Allah'ın bol nimeti ve rahmetiyledir." Buna sevinsinler. O, onların topladıklarından daha hayırlıdır.

قُلْأَرَءَيْتُممَّآأَنزَلَٱللَّهُلَكُممِّنرِّزْقٍفَجَعَلْتُممِّنْهُحَرَامًاوَحَلَـٰلًاقُلْءَآللَّهُأَذِنَلَكُمْأَمْعَلَىٱللَّهِتَفْتَرُونَ٥٩
Kul era'eytüm mâ enzele-llâhü leküm mir rizkin fece’altüm minhü harâmev vehalâlâ. kul ellâhü ezine leküm em ’ale-llâhi tefterûn.

De ki: "Allah'ın size indirdiği rızkın bir kısmını haram, bir kısmını helal kıldığınızı görmüyor musunuz?" De ki: "Size Allah mı izin verdi, yoksa Allah'a karşı yalan mı uyduruyorsunuz?"

وَمَاظَنُّٱلَّذِينَيَفْتَرُونَعَلَىٱللَّهِٱلْكَذِبَيَوْمَٱلْقِيَـٰمَةِإِنَّٱللَّهَلَذُوفَضْلٍعَلَىٱلنَّاسِوَلَـٰكِنَّأَكْثَرَهُمْلَايَشْكُرُونَ٦٠
Vemâ zannü-llezîne yefterûne ’ale-llâhi-lkezibe yevme-lkiyâmeh. inne-llâhe lezû fadlin ’ale-nnâsi velâkinne ekserahüm lâ yeşkürûn.

Allah'a karşı yalan uyduranlar kıyamet gününü ne zannederler? Doğrusu Allah'ın insanlara olan nimeti boldur, fakat çoğu şükretmezler.

وَمَاتَكُونُفِىشَأْنٍوَمَاتَتْلُوامِنْهُمِنقُرْءَانٍوَلَاتَعْمَلُونَمِنْعَمَلٍإِلَّاكُنَّاعَلَيْكُمْشُهُودًاإِذْتُفِيضُونَفِيهِوَمَايَعْزُبُعَنرَّبِّكَمِنمِّثْقَالِذَرَّةٍفِىٱلْأَرْضِوَلَافِىٱلسَّمَآءِوَلَآأَصْغَرَمِنذَٰلِكَوَلَآأَكْبَرَإِلَّافِىكِتَـٰبٍمُّبِينٍ٦١
Vemâ tekûnü fî şe'niv vemâ tetlû minhü min kur'âniv velâ ta’melûne min ’amelin illâ künnâ ’aleyküm şühûden iz tüfîdûne fîh. vemâ ya’zübü ’ar rabbike mim miskâli zerratin fi-l'ardi velâ fi-ssemâi velâ asgara min zâlike velâ ekbera illâ fî kitâbim mübîn.

Ne iş yaparsan yap ve sizler ona dair Kuran'dan ne okursanız okuyun; ne yaparsanız yapın; yaptıklarınıza daldığınız anda, mutlaka Biz sizi görürüz. Yerde ve gökte hiçbir zerre Rabbinden gizli değildir. Bundan daha küçüğü veya daha büyüğü şüphesiz apaçık bir Kitap'dadır.

أَلَآإِنَّأَوْلِيَآءَٱللَّهِلَاخَوْفٌعَلَيْهِمْوَلَاهُمْيَحْزَنُونَ٦٢
Elâ inne evliyâe-llâhi lâ havfün ’aleyhim velâ hüm yahzenûn.

İyi bilin ki, Allah'ın dostlarına korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.

ٱلَّذِينَءَامَنُواوَكَانُوايَتَّقُونَ٦٣
Ellezîne âmenû vekânû yettekûn.

Onlar Allah'a inanmış ve O'na karşı gelmekten sakınmışlardır.

لَهُمُٱلْبُشْرَىٰفِىٱلْحَيَوٰةِٱلدُّنْيَاوَفِىٱلْـَٔاخِرَةِلَاتَبْدِيلَلِكَلِمَـٰتِٱللَّهِذَٰلِكَهُوَٱلْفَوْزُٱلْعَظِيمُ٦٤
Lehümü-lbüşrâ fi-lhayâti-ddünyâ vefi-l'âhirah. lâ tebdîle likelimâti-llâh. zâlike hüve-lfevzü-l’azîm.

Dünya hayatında da, ahirette de müjde onlaradır. Allah'ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur. Bu büyük başarıdır.

وَلَايَحْزُنكَقَوْلُهُمْإِنَّٱلْعِزَّةَلِلَّهِجَمِيعًاهُوَٱلسَّمِيعُٱلْعَلِيمُ٦٥
Velâ yahzünke kavlühüm. inne-l’izzete lillâhi cemî’â. hüve-ssemî’u-l’alîm.

İnkarcıların sözleri seni üzmesin, çünkü bütün kudret Allah'ındır. O, işitir ve bilir.

أَلَآإِنَّلِلَّهِمَنفِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَمَنفِىٱلْأَرْضِوَمَايَتَّبِعُٱلَّذِينَيَدْعُونَمِندُونِٱللَّهِشُرَكَآءَإِنيَتَّبِعُونَإِلَّاٱلظَّنَّوَإِنْهُمْإِلَّايَخْرُصُونَ٦٦
Elâ inne lillâhi men fi-ssemâvâti vemen fi-l'ard. vemâ yettebi’u-llezîne yed’ûne min dûni-llâhi şürakâ'. iy yettebi’ûne ille-zzanne vein hüm illâ yahrusûn.

İyi bilin ki, göklerde ve yerde kim varsa hepsi Allah'ındır. Allah'ı bırakıp ortak koşanlar sadece zanna uyanlardır. Onlar ancak tahminde bulunuyorlar.

هُوَٱلَّذِىجَعَلَلَكُمُٱلَّيْلَلِتَسْكُنُوافِيهِوَٱلنَّهَارَمُبْصِرًاإِنَّفِىذَٰلِكَلَـَٔايَـٰتٍلِّقَوْمٍيَسْمَعُونَ٦٧
Hüve-llezî ce’ale lekümü-lleyle liteskünû fîhi vennehâra mübsirâ. inne fî zâlike leâyâtil likavmiy yesme’ûn.

Size geceyi dinlenesiniz diye karanlık ve gündüzü çalışasınız diye aydınlık olarak yaratan Allah'tır. Kulak veren millet için bunlarda ayetler vardır.

قَالُواٱتَّخَذَٱللَّهُوَلَدًاسُبْحَـٰنَهُهُوَٱلْغَنِىُّلَهُمَافِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَمَافِىٱلْأَرْضِإِنْعِندَكُممِّنسُلْطَـٰنٍبِهَـٰذَآأَتَقُولُونَعَلَىٱللَّهِمَالَاتَعْلَمُونَ٦٨
Kâlü-ttehaze-llâhü veleden sübhâneh. hüve-lganiyy. lehû mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'ard. in ’indeküm min sültânim bihâzâ. etekûlûne ’ale-llâhi mâ lâ ta’lemûn.

"Allah çocuk edindi" dediler; haşa; O müstağnidir; göklerde ve yerde olanlara sahiptir. Elinizde, onun çocuk edindiğine dair bir delil yoktur, bilmediğiniz şeyi Allah'a karşı nasıl söylüyorsunuz?

قُلْإِنَّٱلَّذِينَيَفْتَرُونَعَلَىٱللَّهِٱلْكَذِبَلَايُفْلِحُونَ٦٩
Kul inne-llezîne yefterûne ’ale-llâhi-lkezibe lâ yüflihûn.

De ki: "Allah'a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa erişemezler."

مَتَـٰعٌفِىٱلدُّنْيَاثُمَّإِلَيْنَامَرْجِعُهُمْثُمَّنُذِيقُهُمُٱلْعَذَابَٱلشَّدِيدَبِمَاكَانُوايَكْفُرُونَ٧٠
Metâ’un fi-ddünyâ sümme ileynâ merci’uhüm sümme nüzîkuhümü-l’azâbe-şşedîde bimâ kânû yekfürûn.

Onlar için dünyada bir müddet geçinme vardır, sonra dönüşleri Bizedir. İnkarlarına karşılık onlara çetin azab taddıracağız.

وَٱتْلُعَلَيْهِمْنَبَأَنُوحٍإِذْقَالَلِقَوْمِهِيَـٰقَوْمِإِنكَانَكَبُرَعَلَيْكُممَّقَامِىوَتَذْكِيرِىبِـَٔايَـٰتِٱللَّهِفَعَلَىٱللَّهِتَوَكَّلْتُفَأَجْمِعُوٓاأَمْرَكُمْوَشُرَكَآءَكُمْثُمَّلَايَكُنْأَمْرُكُمْعَلَيْكُمْغُمَّةًثُمَّٱقْضُوٓاإِلَىَّوَلَاتُنظِرُونِ٧١
Vetlü ’aleyhim nebee nûh. iz kâle likavmihî yâ kavmi in kâne kebüra ’aleyküm mekâmî vetezkîrî biâyâti-llâhi fe’ale-llâhi tevekkeltü feecmi’û emraküm veşürakâeküm sümme lâ yekün emruküm ’aleyküm gummeten sümme-kdû ileyye velâ tünzirûn.

Onlara Nuh'un başından geçenleri anlat: Milletine, "Ey milletim! Eğer durumum, Allah'ın ayetlerini hatırlatmam size ağır geliyorsa ki ben Allah'a güvenmişimdir siz ve koştuğunuz ortaklar elbirliği edin; yapacağınız iş sonra size bir tasa vermesin. Sonra onu bana uygulayın ve beni ertelemeyin" demişti.

فَإِنتَوَلَّيْتُمْفَمَاسَأَلْتُكُممِّنْأَجْرٍإِنْأَجْرِىَإِلَّاعَلَىٱللَّهِوَأُمِرْتُأَنْأَكُونَمِنَٱلْمُسْلِمِينَ٧٢
Fein tevelleytüm femâ seeltüküm min ecr. in ecriye illâ ’ale-llâhi veümirtü en ekûne mine-lmüslimîn.

"Eğer yüz çevirirseniz bilin ki, ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim Allah'a aiddir. Müslimlerden olmakla emrolundum."

فَكَذَّبُوهُفَنَجَّيْنَـٰهُوَمَنمَّعَهُفِىٱلْفُلْكِوَجَعَلْنَـٰهُمْخَلَـٰٓئِفَوَأَغْرَقْنَاٱلَّذِينَكَذَّبُوابِـَٔايَـٰتِنَافَٱنظُرْكَيْفَكَانَعَـٰقِبَةُٱلْمُنذَرِينَ٧٣
Fekezzebûhü fenecceynâhü vemem me’ahû fi-lfülki vece’alnâhüm halâife veagrakne-llezîne kezzebû biâyâtinâ. fenzur keyfe kâne ’âkibetü-lmünzerîn.

Onu yalancı saydılar; ama Biz onu ve gemide beraberinde bulunanları kurtardık. Onları ötekilerin yerine geçirdik, ayetlerimizi yalanlayanları suda boğduk. Uyarılanlardan söz dinlemeyenlerin sonlarının nasıl olduğuna bir bak.

ثُمَّبَعَثْنَامِنبَعْدِهِرُسُلًاإِلَىٰقَوْمِهِمْفَجَآءُوهُمبِٱلْبَيِّنَـٰتِفَمَاكَانُوالِيُؤْمِنُوابِمَاكَذَّبُوابِهِمِنقَبْلُكَذَٰلِكَنَطْبَعُعَلَىٰقُلُوبِٱلْمُعْتَدِينَ٧٤
Sümme be’asnâ mim ba’dihî rusülen ilâ kavmihim fecâûhüm bilbeyyinâti femâ kânû liyü'minû bimâ kezzebû bihî min kabl. kezâlike natbe’u ’alâ kulûbi-lmü’tedîn.

Sonra onun ardından milletlere peygamberler gönderdik, onlara belgeler getirdiler. Diğerlerinin daha önce yalan saymış olduklarına bunlar da inanmadılar. Aşırı gidenlerin kalblerini işte böylece mühürleriz.

ثُمَّبَعَثْنَامِنبَعْدِهِممُّوسَىٰوَهَـٰرُونَإِلَىٰفِرْعَوْنَوَمَلَإِيهِبِـَٔايَـٰتِنَافَٱسْتَكْبَرُواوَكَانُواقَوْمًامُّجْرِمِينَ٧٥
Sümme be’asnâ mim ba’dihim mûsâ vehârûne ilâ fir’avne vemeleihî biâyâtinâ festekberû vekânû kavmem mücrimîn.

Onların ardından da Firavun ve erkanına ayetlerimizle Musa ve Harun'u gönderdik. Ama büyüklük tasladılar ve suçlu bir millet oldular.

فَلَمَّاجَآءَهُمُٱلْحَقُّمِنْعِندِنَاقَالُوٓاإِنَّهَـٰذَالَسِحْرٌمُّبِينٌ٧٦
Felemmâ câehümü-lhakku min ’indinâ kâlû inne hâzâ lesihrum mübîn.

Gerçek, katımızdan onlara gelince: "Doğrusu bu apaçık bir büyüdür" dediler.

قَالَمُوسَىٰٓأَتَقُولُونَلِلْحَقِّلَمَّاجَآءَكُمْأَسِحْرٌهَـٰذَاوَلَايُفْلِحُٱلسَّـٰحِرُونَ٧٧
Kâle mûsâ etekûlûne lilhakki lemmâ câeküm. esihrun hâzâ. velâ yüflihu-ssâhirûn.

Musa: "Size gelen gerçeğe dil mi uzatırsınız? Bu sihir midir? Sihirbazlar zaten başarı kazanamazlar" dedi.

قَالُوٓاأَجِئْتَنَالِتَلْفِتَنَاعَمَّاوَجَدْنَاعَلَيْهِءَابَآءَنَاوَتَكُونَلَكُمَاٱلْكِبْرِيَآءُفِىٱلْأَرْضِوَمَانَحْنُلَكُمَابِمُؤْمِنِينَ٧٨
Kâlû eci'tenâ litelfitenâ ’ammâ vecednâ ’aleyhi âbâenâ vetekûne leküme-lkibriyâü fi-l'ard. vemâ nahnü lekümâ bimü'minîn.

"Siz ikiniz, bizi babalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan çevirmek ve yeryüzünün büyükleri olasınız diye mi geldiniz? Biz size inanmıyoruz" dediler.

وَقَالَفِرْعَوْنُٱئْتُونِىبِكُلِّسَـٰحِرٍعَلِيمٍ٧٩
Vekâle fir’avnü-'tûnî bikülli sâhirin ’alîm.

Firavun: "Bütün bilgin sihirbazları bana getirin" dedi.

فَلَمَّاجَآءَٱلسَّحَرَةُقَالَلَهُممُّوسَىٰٓأَلْقُوامَآأَنتُممُّلْقُونَ٨٠
Felemmâ câe-sseharatü kâle lehüm mûsâ elkû mâ entüm mülkûn.

Sihirbazlar gelince Musa onlara: "Atacağınızı atın" dedi.

فَلَمَّآأَلْقَوْاقَالَمُوسَىٰمَاجِئْتُمبِهِٱلسِّحْرُإِنَّٱللَّهَسَيُبْطِلُهُٓإِنَّٱللَّهَلَايُصْلِحُعَمَلَٱلْمُفْسِدِينَ٨١
Felemmâ elkav kâle mûsâ mâ ci'tüm bihi-ssihr. inne-llâhe seyübtilüh. inne-llâhe lâ yuslihu ’amele-lmüfsidîn.

Attıklarında, Musa: "Yaptığınız sihirdir, fakat Allah onu boşa çıkaracaktır. Allah bozguncuların işini elbette düzeltmez. Suçlular istemese de Allah sözleriyle hakkı gerçekleştirecektir" dedi.

وَيُحِقُّٱللَّهُٱلْحَقَّبِكَلِمَـٰتِهِوَلَوْكَرِهَٱلْمُجْرِمُونَ٨٢
Veyühikku-llâhü-lhakka bikelimâtihî velev kerihe-lmücrimûn.

Attıklarında, Musa: "Yaptığınız sihirdir, fakat Allah onu boşa çıkaracaktır. Allah bozguncuların işini elbette düzeltmez. Suçlular istemese de Allah sözleriyle hakkı gerçekleştirecektir" dedi.

فَمَآءَامَنَلِمُوسَىٰٓإِلَّاذُرِّيَّةٌمِّنقَوْمِهِعَلَىٰخَوْفٍمِّنفِرْعَوْنَوَمَلَإِيهِمْأَنيَفْتِنَهُمْوَإِنَّفِرْعَوْنَلَعَالٍفِىٱلْأَرْضِوَإِنَّهُلَمِنَٱلْمُسْرِفِينَ٨٣
Femâ âmene limûsâ illâ zürriyyetüm min kavmihî ’alâ havfim min fir’avne vemeleihim ey yeftinehüm. veinne fir’avne le’âlin fi-l'ard. veinnehû lemine-lmüsrifîn.

Firavun ve erkanının kendilerine fenalık yapmasından korktuklarından, milletinin bir kısım gençleri dışında, kimse Musa'ya inanmamıştı, çünkü Firavun o yerde hakimdi. O, gerçekten aşırı gidenlerdendi.

وَقَالَمُوسَىٰيَـٰقَوْمِإِنكُنتُمْءَامَنتُمبِٱللَّهِفَعَلَيْهِتَوَكَّلُوٓاإِنكُنتُممُّسْلِمِينَ٨٤
Vekâle mûsâ yâ kavmi in küntüm âmentüm billâhi fe’aleyhi tevekkelû in küntüm müslimîn.

Musa: "Ey milletim! Allah'a inanıyorsanız ve teslim olmuşsanız O'na güvenin" dedi.

فَقَالُواعَلَىٱللَّهِتَوَكَّلْنَارَبَّنَالَاتَجْعَلْنَافِتْنَةًلِّلْقَوْمِٱلظَّـٰلِمِينَ٨٥
Fekâlû ’ale-llâhi tevekkelnâ. rabbenâ lâ tec’alnâ fitnetel lilkavmi-zzâlimîn.

"Allah'a güvendik; Ey Rabbimiz! Zalim bir millet ile bizi sınama, rahmetinle bizi kafirlerden kurtar" dediler.

وَنَجِّنَابِرَحْمَتِكَمِنَٱلْقَوْمِٱلْكَـٰفِرِينَ٨٦
Veneccinâ birahmetike mine-lkavmi-lkâfirîn.

"Allah'a güvendik; Ey Rabbimiz! Zalim bir millet ile bizi sınama, rahmetinle bizi kafirlerden kurtar" dediler.

وَأَوْحَيْنَآإِلَىٰمُوسَىٰوَأَخِيهِأَنتَبَوَّءَالِقَوْمِكُمَابِمِصْرَبُيُوتًاوَٱجْعَلُوابُيُوتَكُمْقِبْلَةًوَأَقِيمُواٱلصَّلَوٰةَوَبَشِّرِٱلْمُؤْمِنِينَ٨٧
Veevhaynâ ilâ mûsâ veehîhi en tebevveâ likavmikümâ bimisra büyûtev vec’alû büyûteküm kibletev veekîmu-ssalâh. vebeşşiri-lmü'minîn.

Musa ve kardeşine: "Mısır'da milletinize evler hazırlayın; evlerinizi namazgah edinin, namaz kılın" diye vahyettik, "İnananlara müjde et."

وَقَالَمُوسَىٰرَبَّنَآإِنَّكَءَاتَيْتَفِرْعَوْنَوَمَلَأَهُزِينَةًوَأَمْوَٰلًافِىٱلْحَيَوٰةِٱلدُّنْيَارَبَّنَالِيُضِلُّواعَنسَبِيلِكَرَبَّنَاٱطْمِسْعَلَىٰٓأَمْوَٰلِهِمْوَٱشْدُدْعَلَىٰقُلُوبِهِمْفَلَايُؤْمِنُواحَتَّىٰيَرَوُاٱلْعَذَابَٱلْأَلِيمَ٨٨
Vekâle mûsâ rabbenâ inneke âteyte fir’avne vemeleehû zînetev veemvâlen fi-lhayâti-ddünyâ rabbenâ liyüdillû ’an sebîlik. rabbene-tmis ’alâ emvâlihim veşdüd ’alâ kulûbihim felâ yü'minû hattâ yeravu-l’azâbe-l'elîm.

Musa: "Rabbimiz! Doğrusu sen Firavun'a ve erkanına ziynetler ve dünya hayatında mallar verdin. Rabbimiz! Senin yolundan şaşırtmaları için mi? Rabbimiz! Mallarını yok et, kalblerini sık; çünkü onlar can yakıcı azabı görmedikçe inanmazlar" dedi.

قَالَقَدْأُجِيبَتدَّعْوَتُكُمَافَٱسْتَقِيمَاوَلَاتَتَّبِعَآنِّسَبِيلَٱلَّذِينَلَايَعْلَمُونَ٨٩
Kâle kad ücîbet da’vetükümâ festekîmâ velâ tettebi’ânni sebîle-llezîne lâ ya’lemûn.

Allah: "İkinizin duası kabul olundu. Dürüst hareket edin; bilmeyenlerin yoluna asla uymayın" dedi.

وَجَـٰوَزْنَابِبَنِىٓإِسْرَٰٓءِيلَٱلْبَحْرَفَأَتْبَعَهُمْفِرْعَوْنُوَجُنُودُهُبَغْيًاوَعَدْوًاحَتَّىٰٓإِذَآأَدْرَكَهُٱلْغَرَقُقَالَءَامَنتُأَنَّهُلَآإِلَـٰهَإِلَّاٱلَّذِىٓءَامَنَتْبِهِبَنُوٓاإِسْرَٰٓءِيلَوَأَنَامِنَٱلْمُسْلِمِينَ٩٠
Vecâveznâ bibenî isrâîle-lbahra feetbe’ahüm fir’avnü vecünûdühû bagyev ve’advâ. hattâ izâ edrakehü-lgaraku kâle âmentü ennehû lâ ilâhe ille-llezî âmenet bihî benû isrâîle veenâ mine-lmüslimîn.

İsrailoğullarını denizden geçirdik, Firavun ve askerleri haksızlık ve düşmanlıkla ardlarına düştüler. Firavun boğulacağı anda: "İsrailoğullarının inandığından başka tanrı olmadığına inandım, artık ben O'na teslim olanlardanım" dedi.

ءَآلْـَٔـٰنَوَقَدْعَصَيْتَقَبْلُوَكُنتَمِنَٱلْمُفْسِدِينَ٩١
Âl'âne vekad ’asayte kablü vekünte mine-lmüfsidîn.

O'na: "Şimdi mi inandın? Daha önce baş kaldırmış ve bozgunculuk etmiştin" dendi.

فَٱلْيَوْمَنُنَجِّيكَبِبَدَنِكَلِتَكُونَلِمَنْخَلْفَكَءَايَةًوَإِنَّكَثِيرًامِّنَٱلنَّاسِعَنْءَايَـٰتِنَالَغَـٰفِلُونَ٩٢
Felyevme nüneccîke bibedenike litekûne limen halfeke âyeh. veinne kesîram mine-nnâsi ’an âyâtinâ legâfilûn.

"Senden sonrakilere bir ibret teşkil etmesi için bugün sadece senin cesedini çıkarıp (sahile) atacağız" dedik. Doğrusu insanların çoğu ayetlerimizden habersizdir.

وَلَقَدْبَوَّأْنَابَنِىٓإِسْرَٰٓءِيلَمُبَوَّأَصِدْقٍوَرَزَقْنَـٰهُممِّنَٱلطَّيِّبَـٰتِفَمَاٱخْتَلَفُواحَتَّىٰجَآءَهُمُٱلْعِلْمُإِنَّرَبَّكَيَقْضِىبَيْنَهُمْيَوْمَٱلْقِيَـٰمَةِفِيمَاكَانُوافِيهِيَخْتَلِفُونَ٩٣
Velekad bevve'nâ benî isrâîle mübevvee sidkiv verazaknâhüm mine-ttayyibât. feme-htelefû hattâ câehümü-l’ilm. inne rabbeke yakdî beynehüm yevme-lkiyâmeti fîmâ kânû fîhi yahtelifûn.

And olsun ki, İsrailoğullarını iyi bir yere yerleştirdik, onlara temiz rızıklar verdik, kendilerine bir bilgi gelene kadar ayrılığa düşmediler.

فَإِنكُنتَفِىشَكٍّمِّمَّآأَنزَلْنَآإِلَيْكَفَسْـَٔلِٱلَّذِينَيَقْرَءُونَٱلْكِتَـٰبَمِنقَبْلِكَلَقَدْجَآءَكَٱلْحَقُّمِنرَّبِّكَفَلَاتَكُونَنَّمِنَٱلْمُمْتَرِينَ٩٤
Fein künte fî şekkim mimmâ enzelnâ ileyke fes'eli-llezîne yakraûne-lkitâbe min kablik. lekad câeke-lhakku mir rabbike felâ tekûnenne mine-lmümterîn.

Sana indirdiğimizden şüphede isen, senden önce indirdiğimiz Kitap'ları okuyanlara sor. And olsun ki, sana Rabbinden gerçek gelmiştir, sakın şüphelenenlerden olma.

وَلَاتَكُونَنَّمِنَٱلَّذِينَكَذَّبُوابِـَٔايَـٰتِٱللَّهِفَتَكُونَمِنَٱلْخَـٰسِرِينَ٩٥
Velâ tekûnenne mine-llezîne kezzebû biâyâti-llâhi fetekûne mine-lhâsirîn.

Allah'ın ayetlerini yalanlayanlardan da olma, yoksa kaybedenlerden olursun.

إِنَّٱلَّذِينَحَقَّتْعَلَيْهِمْكَلِمَتُرَبِّكَلَايُؤْمِنُونَ٩٦
İnne-llezîne hakkat ’aleyhim kelimetü rabbike lâ yü'minûn.

Doğrusu Rabbinin söz verdiği azabı hak edenler, can yakıcı azabı görene kadar kendilerine her türlü belge gelse bile inanmazlar.

وَلَوْجَآءَتْهُمْكُلُّءَايَةٍحَتَّىٰيَرَوُاٱلْعَذَابَٱلْأَلِيمَ٩٧
Velev câethüm küllü âyetin hattâ yeravu-l’azâbe-l'elîm.

Doğrusu Rabbinin söz verdiği azabı hak edenler, can yakıcı azabı görene kadar kendilerine her türlü belge gelse bile inanmazlar.

فَلَوْلَاكَانَتْقَرْيَةٌءَامَنَتْفَنَفَعَهَآإِيمَـٰنُهَآإِلَّاقَوْمَيُونُسَلَمَّآءَامَنُواكَشَفْنَاعَنْهُمْعَذَابَٱلْخِزْىِفِىٱلْحَيَوٰةِٱلدُّنْيَاوَمَتَّعْنَـٰهُمْإِلَىٰحِينٍ٩٨
Felevlâ kânet karyetün âmenet fenefe’ahâ îmânühâ illâ kavme yûnüs. lemmâ âmenû keşefnâ ’anhüm ’azâbe-lhizyi fi-lhayâti-ddünyâ vemetta’nâhüm ilâ hîn.

Bir kent halkı inanmalı değil miydi ki, imanları kendilerine fayda versin! İşte Yunus'un milleti, inandığı zaman, dünya hayatında rezilliği gerektiren azabı onlardan kaldırdık ve onları bir süre daha bu dünyada geçindirdik.

وَلَوْشَآءَرَبُّكَلَـَٔامَنَمَنفِىٱلْأَرْضِكُلُّهُمْجَمِيعًاأَفَأَنتَتُكْرِهُٱلنَّاسَحَتَّىٰيَكُونُوامُؤْمِنِينَ٩٩
Velev şâe rabbüke leâmene men fi-l'ardi küllühüm cemî’â. efeente tükrihü-nnâse hattâ yekûnû mü'minîn.

Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi inanırdı. Öyle iken insanları inanmaya sen mi zorlayacaksın?

وَمَاكَانَلِنَفْسٍأَنتُؤْمِنَإِلَّابِإِذْنِٱللَّهِوَيَجْعَلُٱلرِّجْسَعَلَىٱلَّذِينَلَايَعْقِلُونَ١٠٠
Vemâ kâne linefsin en tü'mine illâ biizni-llâh. veyec’alü-rricse ’ale-llezîne lâ ya’kilûn.

Allah'ın izni olmadıkça hiç kimse inanamaz. O, aklını kullanmayanlara kötü bir azab verir.

قُلِٱنظُرُوامَاذَافِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَمَاتُغْنِىٱلْـَٔايَـٰتُوَٱلنُّذُرُعَنقَوْمٍلَّايُؤْمِنُونَ١٠١
Kuli-nzurû mâzâ fi-ssemâvâti vel'ard. vemâ tugni-l'âyâtü vennüzüru ’an kavmil lâ yü'minûn.

"Göklerde ve yerde neler var, bir bakın" de. İnanmayacak bir millete ayetler ve uyarmalar fayda vermez.

فَهَلْيَنتَظِرُونَإِلَّامِثْلَأَيَّامِٱلَّذِينَخَلَوْامِنقَبْلِهِمْقُلْفَٱنتَظِرُوٓاإِنِّىمَعَكُممِّنَٱلْمُنتَظِرِينَ١٠٢
Fehel yentezirûne illâ misle eyyâmi-llezîne halev min kablihim. kul fentezirû innî me’aküm mine-lmüntezirîn.

Kendilerinden önce geçenlerin başlarına gelen olaylardan başka bir şey mi bekliyorlar? "Bekleyin, ben de sizinle beraber beklemekteyim" de.

ثُمَّنُنَجِّىرُسُلَنَاوَٱلَّذِينَءَامَنُواكَذَٰلِكَحَقًّاعَلَيْنَانُنجِٱلْمُؤْمِنِينَ١٠٣
Sümme nüneccî rusülenâ vellezîne âmenû kezâlik. hakkan ’aleynâ nünci-lmü'minîn.

Sonra Biz, peygamberlerimizi ve inananları böylece kurtarırız, inananları (verdiğimiz söz gereğince) kurtarmamız Bize haktır.

قُلْيَـٰٓأَيُّهَاٱلنَّاسُإِنكُنتُمْفِىشَكٍّمِّندِينِىفَلَآأَعْبُدُٱلَّذِينَتَعْبُدُونَمِندُونِٱللَّهِوَلَـٰكِنْأَعْبُدُٱللَّهَٱلَّذِىيَتَوَفَّىٰكُمْوَأُمِرْتُأَنْأَكُونَمِنَٱلْمُؤْمِنِينَ١٠٤
Kul yâ eyyühe-nnâsü in küntüm fî şekkim min dînî felâ a’büdü-llezîne ta’büdûne min dûni-llâhi velâkin a’büdü-llâhe-llezî yeteveffâküm. veümirtü en ekûne mine-lmü'minîn.

De ki: "Ey insanlar! Benim dinimden şüphede iseniz bilin ki ben Allah'tan başka taptıklarınıza tapmam. Ancak, sizi öldürecek olan Allah'a kulluk ederim. İnananlardan olmakla emrolundum."

وَأَنْأَقِمْوَجْهَكَلِلدِّينِحَنِيفًاوَلَاتَكُونَنَّمِنَٱلْمُشْرِكِينَ١٠٥
Veen ekim vecheke lildîni hanîfâ. velâ tekûnenne mine-lmüşrikîn.

(Muhammed'e) "Yüzünü, doğruya yönelmiş olarak dine çevir, sakın ortak koşanlardan olma; sana fayda da zarar da veremeyecek, Allah'tan başkasına yalvarma; öyle yaparsan şüphesiz, zalimlerden olursun" denildi.

وَلَاتَدْعُمِندُونِٱللَّهِمَالَايَنفَعُكَوَلَايَضُرُّكَفَإِنفَعَلْتَفَإِنَّكَإِذًامِّنَٱلظَّـٰلِمِينَ١٠٦
Velâ ted’u min dûni-llâhi mâ lâ yenfe’uke velâ yedurruk. fein fe’alte feinneke izem mine-zzâlimîn.

(Muhammed'e) "Yüzünü, doğruya yönelmiş olarak dine çevir, sakın ortak koşanlardan olma; sana fayda da zarar da veremeyecek, Allah'tan başkasına yalvarma; öyle yaparsan şüphesiz, zalimlerden olursun" denildi.

وَإِنيَمْسَسْكَٱللَّهُبِضُرٍّفَلَاكَاشِفَلَهُٓإِلَّاهُوَوَإِنيُرِدْكَبِخَيْرٍفَلَارَآدَّلِفَضْلِهِيُصِيبُبِهِمَنيَشَآءُمِنْعِبَادِهِوَهُوَٱلْغَفُورُٱلرَّحِيمُ١٠٧
Veiy yemseske-llâhü bidurrin felâ kâşife lehû illâ hû. veiy yüridke bihayrin felâ râdde lifadlih. yüsîbü bihî mey yeşâü min ’ibâdih. vehüve-lgafûru-rrahîm.

Allah sana bir sıkıntı verirse, onu O'ndan başkası gideremez. Sana bir iyilik dilerse O'nun nimetini engelleyecek yoktur. O'nu kullarından dilediğine verir. O, bağışlayandır, merhametlidir.

قُلْيَـٰٓأَيُّهَاٱلنَّاسُقَدْجَآءَكُمُٱلْحَقُّمِنرَّبِّكُمْفَمَنِٱهْتَدَىٰفَإِنَّمَايَهْتَدِىلِنَفْسِهِوَمَنضَلَّفَإِنَّمَايَضِلُّعَلَيْهَاوَمَآأَنَاعَلَيْكُمبِوَكِيلٍ١٠٨
Kul yâ eyyühe-nnâsü kad câekümü-lhakku mir rabbiküm. femeni-htedâ feinnemâ yehtedî linefsih. vemen dalle feinnemâ yedillü ’aleyhâ. vemâ ene ’aleyküm bivekîl.

De ki: "Ey insanlar! Rabbinizden size gerçek gelmiştir. Doğru yola giren ancak kendisi için girmiş ve sapıtan da kendi zararına olarak sapıtmıştır. Ben sizin üzerinize vekil değilim."

وَٱتَّبِعْمَايُوحَىٰٓإِلَيْكَوَٱصْبِرْحَتَّىٰيَحْكُمَٱللَّهُوَهُوَخَيْرُٱلْحَـٰكِمِينَ١٠٩
Vettebi’ mâ yûhâ ileyke vasbir hattâ yahküme-llâh. vehüve hayru-lhâkimîn.

Sana vahyedilene uy; Allah hükmünü verene kadar sabret. O, hüküm verenlerin en iyisidir.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay