Fâtır Suresi
45 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
ٱلْحَمْدُلِلَّهِفَاطِرِٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِجَاعِلِٱلْمَلَـٰٓئِكَةِرُسُلًاأُولِىٓأَجْنِحَةٍمَّثْنَىٰوَثُلَـٰثَوَرُبَـٰعَيَزِيدُفِىٱلْخَلْقِمَايَشَآءُإِنَّٱللَّهَعَلَىٰكُلِّشَىْءٍقَدِيرٌ١
Elhamdü lillâhi fâtiri-ssemâvâti vel'ardi câ’ili-lmelâiketi rusülen ülî ecnihatim mesnâ vesülâse verubâ’. yezîdü fi-lhalki mâ yeşâ'. inne-llâhe ’alâ külli şey'in kadîr.

Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılan Allah'a mahsustur. Yaratmada dilediğini artırır. Doğrusu Allah, her şeye Kadir olandır.

مَّايَفْتَحِٱللَّهُلِلنَّاسِمِنرَّحْمَةٍفَلَامُمْسِكَلَهَاوَمَايُمْسِكْفَلَامُرْسِلَلَهُمِنبَعْدِهِوَهُوَٱلْعَزِيزُٱلْحَكِيمُ٢
Mâ yeftehi-llâhü linnâsi mir rahmetin felâ mümsike lehâ. vemâ yümsik felâ mürsile lehû mim ba’dih. vehüve-l’azîzü-lhakîm.

Allah'ın insanlara verdiği rahmeti önleyebilecek yoktur. O'nun önlediğini de ardından salıverecek yoktur. O, güçlü'dür, Hakim'dir.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلنَّاسُٱذْكُرُوانِعْمَتَٱللَّهِعَلَيْكُمْهَلْمِنْخَـٰلِقٍغَيْرُٱللَّهِيَرْزُقُكُممِّنَٱلسَّمَآءِوَٱلْأَرْضِلَآإِلَـٰهَإِلَّاهُوَفَأَنَّىٰتُؤْفَكُونَ٣
Yâ eyyühe-nnâsü-zkürû ni’mete-llâhi ’aleyküm. hel min hâlikin gayru-llâhi yerzükuküm mine-ssemâi vel'ard. lâ ilâhe illâ hû. feennâ tü'fekûn.

Ey insanlar! Allah'ın size olan nimetini anın; sizi gökten ve yerden rızıklandıran Allah'tan başka bir yaratan var mıdır? O'ndan başka tanrı yoktur. Nasıl aldatılıp da döndürülürsünüz?

وَإِنيُكَذِّبُوكَفَقَدْكُذِّبَتْرُسُلٌمِّنقَبْلِكَوَإِلَىٱللَّهِتُرْجَعُٱلْأُمُورُ٤
Veiy yükezzibûke fekad küzzibet rusülüm min kablik. veile-llâhi türce’u-l'ümûr.

Seni yalanlıyorlarsa bil ki senden önce de nice peygamberler yalanlanmıştır. Bütün işler Allah' a döndürülür.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلنَّاسُإِنَّوَعْدَٱللَّهِحَقٌّفَلَاتَغُرَّنَّكُمُٱلْحَيَوٰةُٱلدُّنْيَاوَلَايَغُرَّنَّكُمبِٱللَّهِٱلْغَرُورُ٥
Yâ eyyühe-nnâsü inne va’de-llâhi hakkun felâ tegurrannekümü-lhayâtü-ddünyâ. velâ yegurranneküm billâhi-lgarûr.

Ey insanlar! Allah'ın verdiği söz şüphesiz gerçektir; dünya hayatı sizi aldatmasın. Allah'ın affına güvendirerek şeytan sizi ayartmasın.

إِنَّٱلشَّيْطَـٰنَلَكُمْعَدُوٌّفَٱتَّخِذُوهُعَدُوًّاإِنَّمَايَدْعُواحِزْبَهُلِيَكُونُوامِنْأَصْحَـٰبِٱلسَّعِيرِ٦
İnne-şşeytâne leküm ’adüvvün fettehizûhü ’adüvvâ. innemâ yed’û hizbehû liyekûnû min ashâbi-sse’îr.

Şeytan şüphesiz sizin düşmanınızdır; siz de onu düşman tutun; o, kendi taraftarlarını, çılgın alevli cehennem yaranı olmaya çağırır.

ٱلَّذِينَكَفَرُوالَهُمْعَذَابٌشَدِيدٌوَٱلَّذِينَءَامَنُواوَعَمِلُواٱلصَّـٰلِحَـٰتِلَهُممَّغْفِرَةٌوَأَجْرٌكَبِيرٌ٧
Ellezîne keferû lehüm ’azâbün şedîd. vellezîne âmenû ve’amilu-ssâlihâti lehüm magfiratüv veecrun kebîr.

İnkar eden kimselere çetin azap vardır.

أَفَمَنزُيِّنَلَهُسُوٓءُعَمَلِهِفَرَءَاهُحَسَنًافَإِنَّٱللَّهَيُضِلُّمَنيَشَآءُوَيَهْدِىمَنيَشَآءُفَلَاتَذْهَبْنَفْسُكَعَلَيْهِمْحَسَرَٰتٍإِنَّٱللَّهَعَلِيمٌبِمَايَصْنَعُونَ٨
Efemen züyyine lehû sûü ’amelihî feraâhü hasenâ. feinne-llâhe yüdillü mey yeşâü veyehdî mey yeşâ'. felâ tezheb nefsüke ’aleyhim haserât. inne-llâhe ’alîmüm bimâ yasne’ûn.

Kötü işi kendisine güzel gösterilip de onu güzel gören kimse, kötülüğü hiç işlemeyene benzer mi? Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola eriştirir. Artık onlara üzülerek kendini harabetme; Allah onların yaptıklarını şüphesiz bilir.

وَٱللَّهُٱلَّذِىٓأَرْسَلَٱلرِّيَـٰحَفَتُثِيرُسَحَابًافَسُقْنَـٰهُإِلَىٰبَلَدٍمَّيِّتٍفَأَحْيَيْنَابِهِٱلْأَرْضَبَعْدَمَوْتِهَاكَذَٰلِكَٱلنُّشُورُ٩
Vellâhü-llezî ersele-rriyâha fetüsîru sehâben fesuknâhü ilâ beledim meyyitin feahyeynâ bihi-l'arda ba’de mevtihâ. kezâlike-nnüşûr.

Rüzgarları gönderip de bulutları yürüten Allah'tır. Biz bulutları ölü bir yere sürüp, onunla toprağı ölümünden sonra diriltiriz. İnsanları diriltmek de böyledir.

مَنكَانَيُرِيدُٱلْعِزَّةَفَلِلَّهِٱلْعِزَّةُجَمِيعًاإِلَيْهِيَصْعَدُٱلْكَلِمُٱلطَّيِّبُوَٱلْعَمَلُٱلصَّـٰلِحُيَرْفَعُهُوَٱلَّذِينَيَمْكُرُونَٱلسَّيِّـَٔاتِلَهُمْعَذَابٌشَدِيدٌوَمَكْرُأُولَـٰٓئِكَهُوَيَبُورُ١٠
Men kâne yürîdü-l’izzete felillâhi-l’izzetü cemî’â. ileyhi yas’adü-lkelimu-ttayyibü vel’amelu-ssâlihu yerfe’uh. vellezîne yemkürûne-sseyyiâti lehüm ’azâbün şedîd. vemekru ülâike hüve yebûr.

Kudret isteyen kimse bilsin ki, kudret, bütünüyle Allah'ındır. Güzel sözler O'na yükselir, o sözleri de yararlı iş yükseltir. Kötülük yapmakta düzen kuranlara, onlara, çetin azap vardır. İşte bunların kurdukları düzenler boşa çıkar.

وَٱللَّهُخَلَقَكُممِّنتُرَابٍثُمَّمِننُّطْفَةٍثُمَّجَعَلَكُمْأَزْوَٰجًاوَمَاتَحْمِلُمِنْأُنثَىٰوَلَاتَضَعُإِلَّابِعِلْمِهِوَمَايُعَمَّرُمِنمُّعَمَّرٍوَلَايُنقَصُمِنْعُمُرِهِٓإِلَّافِىكِتَـٰبٍإِنَّذَٰلِكَعَلَىٱللَّهِيَسِيرٌ١١
Vellâhü halekaküm min türâbin sümme min nutfetin sümme ce’aleküm ezvâcâ. vemâ tahmilü min ünsâ velâ teda’u illâ bi’ilmih. vemâ yü’ammeru mim mü’ammeriv velâ yünkasu min ’umürihî illâ fî kitâb. inne zâlike ’ale-llâhi yesîr.

Allah sizi topraktan, sonra nutfeden yaratmış, sonra da sizi çiftler halinde varetmiştir. Dişinin gebe kalması ve doğurması, ancak O'nun bilgisiyledir. Ömrü uzun olanın çok yaşaması ve ömürlerin azalması şüphesiz Kitap'dadır. Doğrusu bu Allah'a kolaydır.

وَمَايَسْتَوِىٱلْبَحْرَانِهَـٰذَاعَذْبٌفُرَاتٌسَآئِغٌشَرَابُهُوَهَـٰذَامِلْحٌأُجَاجٌوَمِنكُلٍّتَأْكُلُونَلَحْمًاطَرِيًّاوَتَسْتَخْرِجُونَحِلْيَةًتَلْبَسُونَهَاوَتَرَىٱلْفُلْكَفِيهِمَوَاخِرَلِتَبْتَغُوامِنفَضْلِهِوَلَعَلَّكُمْتَشْكُرُونَ١٢
Vemâ yestevi-lbahrân. hâzâ ’azbün fürâtün sâigun şerâbühû vehâzâ milhun ücâc. vemin küllin te'külûne lahmen tariyyev vetestahricûne hilyeten telbesûnehâ. vetera-lfülke fîhi mevâhira litebtegû min fadlihî vele’alleküm teşkürûn.

İki deniz bir değildir. Birinin suyu tatlı ve kolay içimlidir; diğeri tuzlu ve acıdır. Her birinden taze balık eti yersiniz; takındığınız süsler çıkarırsınız; Allah'ın lütfuyla rızık aramanız için gemilerin onu yararak gittiğini görürsün. Belki artık şükredersiniz.

يُولِجُٱلَّيْلَفِىٱلنَّهَارِوَيُولِجُٱلنَّهَارَفِىٱلَّيْلِوَسَخَّرَٱلشَّمْسَوَٱلْقَمَرَكُلٌّيَجْرِىلِأَجَلٍمُّسَمًّىذَٰلِكُمُٱللَّهُرَبُّكُمْلَهُٱلْمُلْكُوَٱلَّذِينَتَدْعُونَمِندُونِهِمَايَمْلِكُونَمِنقِطْمِيرٍ١٣
Yûlicü-lleyle fi-nnehâri veyûlicü-nnehâra fi-lleyli vesehhara-şşemse velkamer. küllüy yecrî liecelim müsemmâ. zâlikümü-llâhü rabbüküm lehü-lmülk. vellezîne ted’ûne min dûnihî mâ yemlikûne min kitmîr.

Allah, geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar; belirli bir süre içinde hareket eden güneş ve ayı buyruk altına almıştır. İşte bu, Rabbiniz olan Allah'tır, hükümranlık O'nundur. O'nu bırakıp taptıklarınız, bir çekirdek kabuğuna bile sahip değillerdir.

إِنتَدْعُوهُمْلَايَسْمَعُوادُعَآءَكُمْوَلَوْسَمِعُوامَاٱسْتَجَابُوالَكُمْوَيَوْمَٱلْقِيَـٰمَةِيَكْفُرُونَبِشِرْكِكُمْوَلَايُنَبِّئُكَمِثْلُخَبِيرٍ١٤
İn ted’ûhüm lâ yesme’û dü’âeküm. velev semi’û me-stecâbû leküm. veyevme-lkiyâmeti yekfürûne bişirkiküm. velâ yünebbiüke mislü habîr.

Onları çağırırsanız, çağrınızı işitmezler; işitmiş olsalar bile size cevap veremezler; ama kıyamet günü sizin ortak koşmanızı inkar ederler. Herşeyden haberdar olan Allah gibi, sana kimse haber vermez.

يَـٰٓأَيُّهَاٱلنَّاسُأَنتُمُٱلْفُقَرَآءُإِلَىٱللَّهِوَٱللَّهُهُوَٱلْغَنِىُّٱلْحَمِيدُ١٥
Yâ eyyühe-nnâsü entümü-lfükarâü ile-llâh. vellâhü hüve-lganiyyü-lhamîd.

Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaçsınız, Allah ise müstağnidir, övülmeğe layık olandır.

إِنيَشَأْيُذْهِبْكُمْوَيَأْتِبِخَلْقٍجَدِيدٍ١٦
İy yeşe' yüzhibküm veye'ti bihalkin cedîd.

Dilerse sizi yokeder, yeniden başkalarını yaratır.

وَمَاذَٰلِكَعَلَىٱللَّهِبِعَزِيزٍ١٧
Vemâ zâlike ’ale-llâhi bi’azîz.

Bu, Allah'a göre zor değildir.

وَلَاتَزِرُوَازِرَةٌوِزْرَأُخْرَىٰوَإِنتَدْعُمُثْقَلَةٌإِلَىٰحِمْلِهَالَايُحْمَلْمِنْهُشَىْءٌوَلَوْكَانَذَاقُرْبَىٰٓإِنَّمَاتُنذِرُٱلَّذِينَيَخْشَوْنَرَبَّهُمبِٱلْغَيْبِوَأَقَامُواٱلصَّلَوٰةَوَمَنتَزَكَّىٰفَإِنَّمَايَتَزَكَّىٰلِنَفْسِهِوَإِلَىٱللَّهِٱلْمَصِيرُ١٨
Velâ teziru vâziratüv vizra uhrâ. vein ted’u müskaletün ilâ himlihâ lâ yuhmel minhü şey'üv velev kâne zâ kurbâ. innemâ tünziru-llezîne yahşevne rabbehüm bilgaybi veekâmu-ssalâh. vemen tezekkâ feinnemâ yetezekkâ linefsih. veile-llâhi-lmesîr.

Günahkar kimse diğerinin günahını çekmez. Günah yükü ağır olan kimse, onun taşınmasını istese, yakını olsa bile, yükünden birşey taşınmaz. Sen ancak, görmediği halde Rablerinden korkanları, namazı kılanları uyarırsın. Kim arınırsa, ancak kendisi için arınmış olur; dönüş ancak Allah'adır.

وَمَايَسْتَوِىٱلْأَعْمَىٰوَٱلْبَصِيرُ١٩
Vemâ yestevi-l'a’mâ velbesîr.

Kör ile gören, karanlıklar ile ışık ve gölgelikle sıcaklık bir değildir.

وَلَاٱلظُّلُمَـٰتُوَلَاٱلنُّورُ٢٠
Vele-zzulümâtü vele-nnûr.

Kör ile gören, karanlıklar ile ışık ve gölgelikle sıcaklık bir değildir.

وَلَاٱلظِّلُّوَلَاٱلْحَرُورُ٢١
Vele-zzillü vele-lharûr.

Kör ile gören, karanlıklar ile ışık ve gölgelikle sıcaklık bir değildir.

وَمَايَسْتَوِىٱلْأَحْيَآءُوَلَاٱلْأَمْوَٰتُإِنَّٱللَّهَيُسْمِعُمَنيَشَآءُوَمَآأَنتَبِمُسْمِعٍمَّنفِىٱلْقُبُورِ٢٢
Vemâ yestevi-l'ahyâü vele-l'emvât. inne-llâhe yüsmi’u mey yeşâ'. vemâ ente bimüsmi’im men fi-lkubûr.

Dirilerle ölüler de bir değildir. Doğrusu Allah, dilediği kimseye işittirir. Sen, kabirlerde olanlara işittiremezsin.

إِنْأَنتَإِلَّانَذِيرٌ٢٣
İn ente illâ nezîr.

Sen sadece bir uyarıcısın.

إِنَّآأَرْسَلْنَـٰكَبِٱلْحَقِّبَشِيرًاوَنَذِيرًاوَإِنمِّنْأُمَّةٍإِلَّاخَلَافِيهَانَذِيرٌ٢٤
İnnâ erselnâke bilhakki beşîrav venezîrâ. veim min ümmetin illâ halâ fîhâ nezîr.

Şüphesiz Biz seni, müjdeci ve uyarıcı olarak, gerçekle gönderdik. Geçmiş her ümmet içinde de mutlaka bir uyarıcı bulunagelmiştir.

وَإِنيُكَذِّبُوكَفَقَدْكَذَّبَٱلَّذِينَمِنقَبْلِهِمْجَآءَتْهُمْرُسُلُهُمبِٱلْبَيِّنَـٰتِوَبِٱلزُّبُرِوَبِٱلْكِتَـٰبِٱلْمُنِيرِ٢٥
Veiy yükezzibûke fekad kezzebe-llezîne min kablihim. câethüm rusülühüm bilbeyyinâti vebizzübüri vebilkitâbi-lmünîr.

Eğer seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Peygamberleri onlara belgeler, sayfalar ve nurlu kitaplar getirmişlerdi.

ثُمَّأَخَذْتُٱلَّذِينَكَفَرُوافَكَيْفَكَانَنَكِيرِ٢٦
Sümme ehaztü-llezîne keferû fekeyfe kâne nekîr.

Sonra Ben, inkar edenleri yakaladım. Beni inkar etmek nasıl olur?

أَلَمْتَرَأَنَّٱللَّهَأَنزَلَمِنَٱلسَّمَآءِمَآءًفَأَخْرَجْنَابِهِثَمَرَٰتٍمُّخْتَلِفًاأَلْوَٰنُهَاوَمِنَٱلْجِبَالِجُدَدٌبِيضٌوَحُمْرٌمُّخْتَلِفٌأَلْوَٰنُهَاوَغَرَابِيبُسُودٌ٢٧
Elem tera enne-llâhe enzele mine-ssemâi mââ. feahracnâ bihî semerâtim muhtelifen elvânühâ. vemine-lcibâli cüdedüm bîduv vehumrum muhtelifün elvânühâ vegarâbîbü sûd.

Allah'ın gökten su indirdiğini görmez misin? Biz onunla türlü türlü renkte ürünler yetiştirmiş; dağlarda da beyaz, kırmızı, siyah ve türlü renkte yollar varetmişizdir.

وَمِنَٱلنَّاسِوَٱلدَّوَآبِّوَٱلْأَنْعَـٰمِمُخْتَلِفٌأَلْوَٰنُهُكَذَٰلِكَإِنَّمَايَخْشَىٱللَّهَمِنْعِبَادِهِٱلْعُلَمَـٰٓؤُاإِنَّٱللَّهَعَزِيزٌغَفُورٌ٢٨
Vemine-nnâsi veddevâbbi vel'en’âmi muhtelifün elvânühû kezâlik. innemâ yahşe-llâhe min ’ibâdihi-l’ulemâ'. inne-llâhe ’azîzün gafûr.

İnsanlar, yerde yürüyenler ve davarlar da böyle türlü türlü renktedirler. Allah'ın kulları arasında O'ndan korkan, ancak bilginlerdir. Doğrusu Allah güçlüdür, bağışlayandır.

إِنَّٱلَّذِينَيَتْلُونَكِتَـٰبَٱللَّهِوَأَقَامُواٱلصَّلَوٰةَوَأَنفَقُوامِمَّارَزَقْنَـٰهُمْسِرًّاوَعَلَانِيَةًيَرْجُونَتِجَـٰرَةًلَّنتَبُورَ٢٩
İnne-llezîne yetlûne kitâbe-llâhi veekâmu-ssalâte veenfekû mimmâ razaknâhüm sirrav ve’alâniyetey yercûne ticâratel len tebûra.

Allah'ın Kitap'ına uyanlar, namazı kılanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık sarfedenler, tükenmeyecek bir kazanç umabilirler.

لِيُوَفِّيَهُمْأُجُورَهُمْوَيَزِيدَهُممِّنفَضْلِهِٓإِنَّهُغَفُورٌشَكُورٌ٣٠
Liyüveffiyehüm ücûrahüm veyezîdehüm min fadlih. innehû gafûrun şekûr.

Çünkü Allah bu kimselerin ecirlerini tam verir ve lütfu ile arttırır. Doğrusu O, bağışlayandır, şükrün karşılığını bol bol verendir.

وَٱلَّذِىٓأَوْحَيْنَآإِلَيْكَمِنَٱلْكِتَـٰبِهُوَٱلْحَقُّمُصَدِّقًالِّمَابَيْنَيَدَيْهِإِنَّٱللَّهَبِعِبَادِهِلَخَبِيرٌبَصِيرٌ٣١
Vellezî evhaynâ ileyke mine-lkitâbi hüve-lhakku müsaddikal limâ beyne yedeyh. inne-llâhe bi’ibâdihî lehabîrum besîr.

Bu, sana vahyettiğimiz, öncekileri doğrulayan gerçek Kitap'dır. Allah şüphesiz kullarından haberdardır, görendir.

ثُمَّأَوْرَثْنَاٱلْكِتَـٰبَٱلَّذِينَٱصْطَفَيْنَامِنْعِبَادِنَافَمِنْهُمْظَالِمٌلِّنَفْسِهِوَمِنْهُممُّقْتَصِدٌوَمِنْهُمْسَابِقٌبِٱلْخَيْرَٰتِبِإِذْنِٱللَّهِذَٰلِكَهُوَٱلْفَضْلُٱلْكَبِيرُ٣٢
Sümme evrasne-lkitâbe-llezîne-stafeynâ min ’ibâdinâ. feminhüm zâlimül linefsih. veminhüm muktesid. veminhüm sâbikum bilhayrâti biizni-llâh. zâlike hüve-lfadlü-lkebîr.

Sonra bu Kitap'ı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere miras bırakmışızdır. Onlardan kimi kendine yazık eder, kimi orta davranır, kimi de, Allah'ın izniyle, iyiliklere koşar. İşte büyük lütuf budur.

جَنَّـٰتُعَدْنٍيَدْخُلُونَهَايُحَلَّوْنَفِيهَامِنْأَسَاوِرَمِنذَهَبٍوَلُؤْلُؤًاوَلِبَاسُهُمْفِيهَاحَرِيرٌ٣٣
Cennâtü ’adniy yedhulûnehâ yühallevne fîhâ min esâvira min zehebiv velü'lüâ. velibâsühüm fîhâ harîr.

Bunlar, Adn cennetlerine girerler. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler, oradaki elbiseleri de ipektir.

وَقَالُواٱلْحَمْدُلِلَّهِٱلَّذِىٓأَذْهَبَعَنَّاٱلْحَزَنَإِنَّرَبَّنَالَغَفُورٌشَكُورٌ٣٤
Vekâlü-lhamdü lillâhi-llezî ezhebe ’anne-lhazen. inne rabbenâ legafûrun şekûr.

Derler ki: "Bizden üzüntüyü gideren Allah'a hamdolsun. Doğrusu Rabbimiz bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir."

ٱلَّذِىٓأَحَلَّنَادَارَٱلْمُقَامَةِمِنفَضْلِهِلَايَمَسُّنَافِيهَانَصَبٌوَلَايَمَسُّنَافِيهَالُغُوبٌ٣٥
Ellezî ehallenâ dâra-lmükâmeti min fadlih. lâ yemessünâ fîhâ nesabüv velâ yemessünâ fîhâ lügûb.

"Bizi lütfuyla, temelli kalınacak cennete O yerleştirdi. Orada bize ne bir yorgunluk gelecek ve ne de usanç gelecektir."

وَٱلَّذِينَكَفَرُوالَهُمْنَارُجَهَنَّمَلَايُقْضَىٰعَلَيْهِمْفَيَمُوتُواوَلَايُخَفَّفُعَنْهُممِّنْعَذَابِهَاكَذَٰلِكَنَجْزِىكُلَّكَفُورٍ٣٦
Vellezîne keferû lehüm nâru cehennem. lâ yukdâ ’aleyhim feyemûtû velâ yühaffefü ’anhüm min ’azâbihâ. kezâlike neczî külle kefûr.

İnkar edenlere cehennem ateşi vardır. Ölümlerine hükmedilmez ki ölsünler; kendilerinden cehennemin azabı da hafifletilmez. Her inkarcıyı böylece cezalandırırız.

وَهُمْيَصْطَرِخُونَفِيهَارَبَّنَآأَخْرِجْنَانَعْمَلْصَـٰلِحًاغَيْرَٱلَّذِىكُنَّانَعْمَلُأَوَلَمْنُعَمِّرْكُممَّايَتَذَكَّرُفِيهِمَنتَذَكَّرَوَجَآءَكُمُٱلنَّذِيرُفَذُوقُوافَمَالِلظَّـٰلِمِينَمِننَّصِيرٍ٣٧
Vehüm yastarihûne fîhâ. rabbenâ ahricnâ na’mel sâlihan gayra-llezî künnâ na’mel. evelem nü’ammirküm mâ yetezekkeru fîhi men tezekkera vecâekümü-nnezîr. fezûkû femâ lizzâlimîne min nesîr.

Orada; "Rabbimiz! Bizi çıkar; yaptığımızdan başka, yararlı iş işleyelim" diye bağrışırlar. O zaman onlara şöyle deriz: "Öğüt alacak kişinin öğüt alabileceği kadar bir süre sizi yaşatmadık mi? Size uyarıcı da gelmişti. Artık azabı tadınız, zalimlerin yardımcısı olmaz."

إِنَّٱللَّهَعَـٰلِمُغَيْبِٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِإِنَّهُعَلِيمٌبِذَاتِٱلصُّدُورِ٣٨
İnne-llâhe ’âlimü gaybi-ssemâvâti vel'ard. innehû ’alîmüm bizâti-ssudûr.

Allah şüphesiz, göklerin ve yerin gaybını bilir. Doğrusu O kalplerde olanı bilendir.

هُوَٱلَّذِىجَعَلَكُمْخَلَـٰٓئِفَفِىٱلْأَرْضِفَمَنكَفَرَفَعَلَيْهِكُفْرُهُوَلَايَزِيدُٱلْكَـٰفِرِينَكُفْرُهُمْعِندَرَبِّهِمْإِلَّامَقْتًاوَلَايَزِيدُٱلْكَـٰفِرِينَكُفْرُهُمْإِلَّاخَسَارًا٣٩
Hüve-llezî ce’aleküm halâife fi-l'ard. femen kefera fe’aleyhi küfruh. velâ yezîdü-lkâfirîne küfruhüm ’inde rabbihim illâ maktâ. velâ yezîdü-lkâfirîne küfruhüm illâ hasârâ.

Sizleri yeryüzüne de hakim kılan O'dur. İnkar edenin inkarı kendi aleyhinedir. İnkarcıların inkarı, Rableri katında yalnız kendilerine olan gazabı arttırır. İnkarcıların inkarı, hüsrandan başka birşey arttırmaz.

قُلْأَرَءَيْتُمْشُرَكَآءَكُمُٱلَّذِينَتَدْعُونَمِندُونِٱللَّهِأَرُونِىمَاذَاخَلَقُوامِنَٱلْأَرْضِأَمْلَهُمْشِرْكٌفِىٱلسَّمَـٰوَٰتِأَمْءَاتَيْنَـٰهُمْكِتَـٰبًافَهُمْعَلَىٰبَيِّنَتٍمِّنْهُبَلْإِنيَعِدُٱلظَّـٰلِمُونَبَعْضُهُمبَعْضًاإِلَّاغُرُورًا٤٠
Kul era'eytüm şürakâekümü-llezîne ted’ûne min dûni-llâh. erûnî mâzâ halekû mine-l'ardi em lehüm şirkün fi-ssemâvât. em âteynâhüm kitâben fehüm ’alâ beyyinetim minh. bel iy ye’idu-zzâlimûne ba’duhüm ba’dan illâ gurûrâ.

De ki: "Allah'ı bırakıp da taptığınız putlarınıza hiç baktınız mı? Bana gösterin, onlar yerden hangi şeyi yarattılar?" Yoksa onların Allah'la ortaklığı göklerde midir? Yoksa Biz onlara kitap verdik de ondaki delillere mi dayanırlar? Hayır; zalimler, birbirlerine sadece aldatıcı söz söylerler.

إِنَّٱللَّهَيُمْسِكُٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضَأَنتَزُولَاوَلَئِنزَالَتَآإِنْأَمْسَكَهُمَامِنْأَحَدٍمِّنبَعْدِهِٓإِنَّهُكَانَحَلِيمًاغَفُورًا٤١
İnne-llâhe yümsikü-ssemâvâti vel'arda en tezûlâ. velein zâletâ in emsekehümâ min ehadim mim ba’dih. innehû kâne halîmen gafûrâ.

Doğrusu, zeval bulmasın diye gökleri ve yeri tutan Allah'tır. Eğer onlar zevale uğrarsa O'ndan başka, and olsun ki onları kimse tutamaz. O, şüphesiz Halim'dir, bağışlayandır.

وَأَقْسَمُوابِٱللَّهِجَهْدَأَيْمَـٰنِهِمْلَئِنجَآءَهُمْنَذِيرٌلَّيَكُونُنَّأَهْدَىٰمِنْإِحْدَىٱلْأُمَمِفَلَمَّاجَآءَهُمْنَذِيرٌمَّازَادَهُمْإِلَّانُفُورًا٤٢
Veaksemû billâhi cehde eymânihim lein câehüm nezîrul leyekûnünne ehdâ min ihde-l'ümem. felemmâ câehüm nezîrum mâ zâdehüm illâ nüfûrâ.

Kendilerine bir uyarıcı gelince, ümmetler içinde en doğru yolda gidenlerden biri olacaklarına, and olsun ki, bütün güçleriyle Allah'a yemin etmişlerdi; fakat kendilerine uyarıcının gelmesi, yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü düzen kurmak ile uğraştıklarından sadece nefretlerini arttırdı. Oysa pis pis kurulan kötü tuzağa ancak sahibi düşer. Öncekilere uygulanagelen yasayı görmezler mi? Sen Allah'ın yasasında bir değişiklik bulamazsın. Sen Allah'ın yasasında bir başkalaşma da bulamazsın.

ٱسْتِكْبَارًافِىٱلْأَرْضِوَمَكْرَٱلسَّيِّئِوَلَايَحِيقُٱلْمَكْرُٱلسَّيِّئُإِلَّابِأَهْلِهِفَهَلْيَنظُرُونَإِلَّاسُنَّتَٱلْأَوَّلِينَفَلَنتَجِدَلِسُنَّتِٱللَّهِتَبْدِيلًاوَلَنتَجِدَلِسُنَّتِٱللَّهِتَحْوِيلًا٤٣
İstikbâran fi-l'ardi vemekra-sseyyi'. velâ yehîku-lmekru-sseyyiü illâ biehlih. fehel yenzurûne illâ sünnete-l'evvelîn. felen tecide lisünneti-llâhi tebdîlâ. velen tecide lisünneti-llâhi tahvîlâ.

Kendilerine bir uyarıcı gelince, ümmetler içinde en doğru yolda gidenlerden biri olacaklarına, and olsun ki, bütün güçleriyle Allah'a yemin etmişlerdi; fakat kendilerine uyarıcının gelmesi, yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü düzen kurmak ile uğraştıklarından sadece nefretlerini arttırdı. Oysa pis pis kurulan kötü tuzağa ancak sahibi düşer. Öncekilere uygulanagelen yasayı görmezler mi? Sen Allah'ın yasasında bir değişiklik bulamazsın. Sen Allah'ın yasasında bir başkalaşma da bulamazsın.

أَوَلَمْيَسِيرُوافِىٱلْأَرْضِفَيَنظُرُواكَيْفَكَانَعَـٰقِبَةُٱلَّذِينَمِنقَبْلِهِمْوَكَانُوٓاأَشَدَّمِنْهُمْقُوَّةًوَمَاكَانَٱللَّهُلِيُعْجِزَهُمِنشَىْءٍفِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَلَافِىٱلْأَرْضِإِنَّهُكَانَعَلِيمًاقَدِيرًا٤٤
Evelem yesîrû fi-l'ardi feyenzurû keyfe kâne ’âkibetü-llezîne min kablihim vekânû eşedde minhüm kuvveh. vemâ kâne-llâhü liyü’cizehû min şey'in fi-ssemâvâti velâ fi-l'ard. innehû kâne ’alîmen kadîrâ.

Yeryüzünde gezip, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğunu görmezler mi? Onlar, kendilerinden daha kuvvetliydiler. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakabilecek yoktur. Şüphesiz O bilendir, Kadir olandır.

وَلَوْيُؤَاخِذُٱللَّهُٱلنَّاسَبِمَاكَسَبُوامَاتَرَكَعَلَىٰظَهْرِهَامِندَآبَّةٍوَلَـٰكِنيُؤَخِّرُهُمْإِلَىٰٓأَجَلٍمُّسَمًّىفَإِذَاجَآءَأَجَلُهُمْفَإِنَّٱللَّهَكَانَبِعِبَادِهِبَصِيرًا٤٥
Velev yüâhizü-llâhü-nnâse bimâ kesebû mâ terake ’alâ zahrihâ min dâbbetiv velâkiy yü'ehhiruhüm ilâ ecelim müsemmâ. feizâ câe ecelühüm feinne-llâhe kâne bi’ibâdihî besîrâ.

Allah insanları işlediklerine karşılık hemen yakalayıverseydi, yeryüzünde bir canlı bırakmaması gerekirdi. Ama onları belli bir süreye kadar erteler. Süreleri gelince gereğini yapar. Doğrusu Allah kullarını görmektedir.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay