بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
يَسْـَٔلُونَكَعَنِٱلْأَنفَالِقُلِٱلْأَنفَالُلِلَّهِوَٱلرَّسُولِفَٱتَّقُواٱللَّهَوَأَصْلِحُواذَاتَبَيْنِكُمْوَأَطِيعُواٱللَّهَوَرَسُولَهُٓإِنكُنتُممُّؤْمِنِينَ١
Yes'elûneke ’ani-l'enfâl. kuli-l'enfâlü lillâhi verrasûl. fetteku-llâhe veaslihû zâte beyniküm. veetî’ü-llâhe verasûlehû in küntüm mü'minîn.
Sana, ganimetlere dair soru sorarlar, de ki: Ganimetler Allah'ın ve Peygamberindir. İnanıyorsanız Allah'tan sakının, aranızdaki münasebetleri düzeltin, Allah'a ve Peygamberine itaat edin.
إِنَّمَاٱلْمُؤْمِنُونَٱلَّذِينَإِذَاذُكِرَٱللَّهُوَجِلَتْقُلُوبُهُمْوَإِذَاتُلِيَتْعَلَيْهِمْءَايَـٰتُهُزَادَتْهُمْإِيمَـٰنًاوَعَلَىٰرَبِّهِمْيَتَوَكَّلُونَ٢
İnneme-lmü'minûne-llezîne izâ zükira-llâhü vecilet kulûbühüm veizâ tüliyet ’aleyhim âyâtühû zâdethüm îmânev ve’alâ rabbihim yetevekkelûn.
İnananlar ancak, o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalbleri titrer, ayetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır. Ve Rablerine güvenirler; namaz kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarf ederler.
ٱلَّذِينَيُقِيمُونَٱلصَّلَوٰةَوَمِمَّارَزَقْنَـٰهُمْيُنفِقُونَ٣
Ellezîne yükîmûne-ssalâte vemimmâ razaknâhüm yünfikûn.
İnananlar ancak, o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalbleri titrer, ayetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır. Ve Rablerine güvenirler; namaz kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarf ederler.
أُولَـٰٓئِكَهُمُٱلْمُؤْمِنُونَحَقًّالَّهُمْدَرَجَـٰتٌعِندَرَبِّهِمْوَمَغْفِرَةٌوَرِزْقٌكَرِيمٌ٤
Ülâike hümü-lmü'minûne hakkâ. lehüm deracâtün ’inde rabbihim vemagfiratüv verizkun kerîm.
İşte gerçekten inanmış olanlar bunlardır. Onlara Rablerinin katında mertebeler, mağfiret ve cömertçe verilmiş rızıklar vardır.
كَمَآأَخْرَجَكَرَبُّكَمِنبَيْتِكَبِٱلْحَقِّوَإِنَّفَرِيقًامِّنَٱلْمُؤْمِنِينَلَكَـٰرِهُونَ٥
Kemâ ahraceke rabbüke mim beytike bilhakk. veinne ferîkam mine-lmü'minîne lekârihûn.
Nitekim, Rabbin seni hak uğrunda evinden savaş için çıkarmıştı, oysa müslümanların bir takımı bundan hoşlanmamıştı.
يُجَـٰدِلُونَكَفِىٱلْحَقِّبَعْدَمَاتَبَيَّنَكَأَنَّمَايُسَاقُونَإِلَىٱلْمَوْتِوَهُمْ٦
Yücâdilûneke fi-lhakki ba’de mâ tebeyyene keennemâ yüsâkûne ile-lmevti vehüm yenzurûn.
Sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, gerçek ortaya çıktıktan sonra bile seninle tartışıyorlardı.
وَإِذْيَعِدُكُمُٱللَّهُإِحْدَىٱلطَّآئِفَتَيْنِأَنَّهَالَكُمْوَتَوَدُّونَأَنَّغَيْرَذَاتِٱلشَّوْكَةِتَكُونُلَكُمْوَيُرِيدُٱللَّهُأَنيُحِقَّٱلْحَقَّبِكَلِمَـٰتِهِوَيَقْطَعَدَابِرَٱلْكَـٰفِرِينَ٧
Veiz ye’idükümü-llâhü ihde-ttâifeteyni ennehâ leküm veteveddûne enne gayra zâti-şşevketi tekûnü leküm veyürîdü-llâhü ey yühikka-lhakka bikelimâtihî veyakta’a dâbira-lkâfirîn.
Allah bu iki taifeden birini size vadetmişti; siz, kuvvetsiz olanın size düşmesini istiyordunuz. Oysa, suçluların hoşuna gitmese de, hakkı ortaya çıkarmak ve batılı tepelemek için, Allah sözleriyle hakkı ortaya koymak ve inkarcıların kökünü kesmek istiyordu.
لِيُحِقَّٱلْحَقَّوَيُبْطِلَٱلْبَـٰطِلَوَلَوْكَرِهَٱلْمُجْرِمُونَ٨
Liyühikka-lhakka veyübtile-lbâtile velev kerihe-lmücrimûn.
Allah bu iki taifeden birini size vadetmişti; siz, kuvvetsiz olanın size düşmesini istiyordunuz. Oysa, suçluların hoşuna gitmese de, hakkı ortaya çıkarmak ve batılı tepelemek için, Allah sözleriyle hakkı ortaya koymak ve inkarcıların kökünü kesmek istiyordu.
إِذْتَسْتَغِيثُونَرَبَّكُمْفَٱسْتَجَابَلَكُمْأَنِّىمُمِدُّكُمبِأَلْفٍمِّنَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِمُرْدِفِينَ٩
İz testegîsûne rabbeküm festecâbe leküm ennî mümiddüküm bielfim mine-lmelâiketi mürdifîn.
Rabbinizin yardımına sığınıyordunuz. O, "Ben size, birbiri peşinden bin melekle yardım ederim" diye cevap vermişti.
وَمَاجَعَلَهُٱللَّهُإِلَّابُشْرَىٰوَلِتَطْمَئِنَّبِهِقُلُوبُكُمْوَمَاٱلنَّصْرُإِلَّامِنْعِندِٱللَّهِإِنَّٱللَّهَعَزِيزٌحَكِيمٌ١٠
Vemâ ce’alehü-llâhü illâ büşrâ velitatmeinne bihî kulûbüküm. veme-nnasru illâ min ’indi-llâh. inne-llâhe ’azîzün hakîm.
Allah bunu ancak bir müjde olması ve kalblerinizin yatışması için yapmıştı. Yardım ancak Allah katındandır. Doğrusu Allah güçlüdür, hakimdir.
إِذْيُغَشِّيكُمُٱلنُّعَاسَأَمَنَةًمِّنْهُوَيُنَزِّلُعَلَيْكُممِّنَٱلسَّمَآءِمَآءًلِّيُطَهِّرَكُمبِهِوَيُذْهِبَعَنكُمْرِجْزَٱلشَّيْطَـٰنِوَلِيَرْبِطَعَلَىٰقُلُوبِكُمْوَيُثَبِّتَبِهِٱلْأَقْدَامَ١١
İz yügaşşîkümü-nnü’âse emenetem minhü veyünezzilü ’aleyküm mine-ssemâi mâel liyütahhiraküm bihî veyüzhibe ’anküm ricze-şşeytâni veliyerbita ’alâ kulûbiküm veyüsebbite bihi-l'akdâm.
Allah kendi katından bir güven işareti olarak sizi hafif bir uykuya daldırmıştı. Sizi arıtmak, sizden şeytan vesvesesini gidermek, kalblerinizi pekiştirmek ve sebatınızı artırmak için gökten size su indirmişti.
إِذْيُوحِىرَبُّكَإِلَىٱلْمَلَـٰٓئِكَةِأَنِّىمَعَكُمْفَثَبِّتُواٱلَّذِينَءَامَنُواسَأُلْقِىفِىقُلُوبِٱلَّذِينَكَفَرُواٱلرُّعْبَفَٱضْرِبُوافَوْقَٱلْأَعْنَاقِوَٱضْرِبُوامِنْهُمْكُلَّبَنَانٍ١٢
İz yûhî rabbüke ile-lmelâiketi ennî me’aküm fesebbitü-llezîne âmenû. seülkî fî kulûbi-llezîne keferü-rru’be fadribû fevka-l'a’nâki vadribû minhüm külle benân.
Rabbin meleklere, "Ben sizinleyim, inananları destekleyin" diye vahyetti. "Ben inkar edenlerin kalblerine korku salacağım, artık vurun onların boyunları üstüne, vurun her parmağına" dedi.
ذَٰلِكَبِأَنَّهُمْشَآقُّواٱللَّهَوَرَسُولَهُوَمَنيُشَاقِقِٱللَّهَوَرَسُولَهُفَإِنَّٱللَّهَشَدِيدُٱلْعِقَابِ١٣
Zâlike biennehüm şâkku-llâhe verasûleh. vemey yüşâkiki-llâhe verasûlehû feinne-llâhe şedîdü-l’ikâb.
Bu, onların Allah'a ve Peygamberine karşı koymalarındandır. Kim Allah'a ve peygamberine karşı koyarsa, bilsin ki, Allah'ın cezası şiddetlidir.
ذَٰلِكُمْفَذُوقُوهُوَأَنَّلِلْكَـٰفِرِينَعَذَابَٱلنَّارِ١٤
Zâliküm fezûkûhü veenne lilkâfirîne ’azâbe-nnâr.
İşte bunu tadın, inkar edenlere cehennem azabı da vardır.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوٓاإِذَالَقِيتُمُٱلَّذِينَكَفَرُوازَحْفًافَلَاتُوَلُّوهُمُٱلْأَدْبَارَ١٥
Yâ eyyühe-llezîne âmenû izâ lekîtümü-llezîne keferû zahfen felâ tüvellûhümü-l'edbâr.
Ey İnananlar! Savaş için ilerlerken, inkar edenlerle toplu halde karşılaştığınızda onlara arkanızı dönmeyin.
وَمَنيُوَلِّهِمْيَوْمَئِذٍدُبُرَهُٓإِلَّامُتَحَرِّفًالِّقِتَالٍأَوْمُتَحَيِّزًاإِلَىٰفِئَةٍفَقَدْبَآءَبِغَضَبٍمِّنَٱللَّهِوَمَأْوَىٰهُجَهَنَّمُوَبِئْسَٱلْمَصِيرُ١٦
Vemey yüvellihim yevmeizin dübürahû illâ müteharrifel likitâlin ev mütehayyizen ilâ fietin fekad bâe bigadabim mine-llâhi veme'vâhü cehennem. vebi'se-lmesîr.
Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilmek veya bir başka topluluğa katılmak maksadı dışında, o gün arkasını düşmana dönen kimse Allah'dan bir gazaba uğramış olur. Onun varacağı yer cehennemdir. Ne kötü bir dönüştür!
فَلَمْتَقْتُلُوهُمْوَلَـٰكِنَّٱللَّهَقَتَلَهُمْوَمَارَمَيْتَإِذْرَمَيْتَوَلَـٰكِنَّٱللَّهَرَمَىٰوَلِيُبْلِىَٱلْمُؤْمِنِينَمِنْهُبَلَآءًحَسَنًاإِنَّٱللَّهَسَمِيعٌعَلِيمٌ١٧
Felem taktülûhüm velâkinne-llâhe katelehüm. vemâ rameyte iz rameyte velâkinne-llâhe ramâ. veliyübliye-lmü'minîne minhü belâen hasenâ. inne-llâhe semî’un ’alîm.
Onları siz öldürmediniz fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmamıştın, fakat Allah atmıştı. Allah bunu, inananları güzel bir imtihana tabi tutmak için yapmıştı. Doğrusu O işitir ve bilir.
ذَٰلِكُمْوَأَنَّٱللَّهَمُوهِنُكَيْدِٱلْكَـٰفِرِينَ١٨
Zâliküm veenne-llâhe mûhinü keydi-lkâfirîn.
İşte bu, Allah'ın inkarcıların düzenini zayıflatıp yok etmesidir.
إِنتَسْتَفْتِحُوافَقَدْجَآءَكُمُٱلْفَتْحُوَإِنتَنتَهُوافَهُوَخَيْرٌلَّكُمْوَإِنتَعُودُوانَعُدْوَلَنتُغْنِىَعَنكُمْفِئَتُكُمْشَيْـًٔاوَلَوْكَثُرَتْوَأَنَّٱللَّهَمَعَٱلْمُؤْمِنِينَ١٩
İn testeftihû fekad câekümü-lfeth. vein tentehû fehüve hayrul leküm. vein te’ûdû ne’ud. velen tugniye ’anküm fietüküm şey'ev velev kesürat veenne-llâhe me’a-lmü'minîn.
Ey inkarcılar! Zafer istiyorsanız, işte zafer geldi (aleyhinize çıktı). Peygambere karşı gelmekten vazgeçerseniz sizin iyiliğinize olur, yok tekrar dönerseniz biz de döneriz; topluluğunuz çok da olsa size hiçbir fayda vermez. Allah inananlarla beraberdir.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوٓاأَطِيعُواٱللَّهَوَرَسُولَهُوَلَاتَوَلَّوْاعَنْهُوَأَنتُمْتَسْمَعُونَ٢٠
Yâ eyyühe-llezîne âmenû etî’ü-llâhe verasûlehû velâ tevellev ’anhü veentüm tesme’ûn.
Ey inananlar! Allah'a ve Peygamberine itaat edin, Kuran'ı dinleyip dururken yüz çevirmeyin, dinlemedikleri halde "dinledik" diyenler gibi olmayın.
وَلَاتَكُونُواكَٱلَّذِينَقَالُواسَمِعْنَاوَهُمْلَايَسْمَعُونَ٢١
Velâ tekûnû kellezîne kâlû semi’nâ vehüm lâ yesme’ûn.
Ey inananlar! Allah'a ve Peygamberine itaat edin, Kuran'ı dinleyip dururken yüz çevirmeyin, dinlemedikleri halde "dinledik" diyenler gibi olmayın.
إِنَّشَرَّٱلدَّوَآبِّعِندَٱللَّهِٱلصُّمُّٱلْبُكْمُٱلَّذِينَلَايَعْقِلُونَ٢٢
İnne şerra-ddevâbbi ’inde-llâhi-ssummü-lbükmü-llezîne lâ ya’kilûn.
Allah katında, yeryüzündeki canlıların en kötüsü gerçeği akletmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.
وَلَوْعَلِمَٱللَّهُفِيهِمْخَيْرًالَّأَسْمَعَهُمْوَلَوْأَسْمَعَهُمْلَتَوَلَّواوَّهُممُّعْرِضُونَ٢٣
Velev ’alime-llâhü fîhim hayral leesme’ahüm. velev esme’ahüm letevellev vehüm mü’ridûn.
Allah onlarda bir iyilik görseydi onlara işittirirdi. Onlara işittirmiş olsaydı yine de yüz çevirirlerdi, zaten dönektirler.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُواٱسْتَجِيبُوالِلَّهِوَلِلرَّسُولِإِذَادَعَاكُمْلِمَايُحْيِيكُمْوَٱعْلَمُوٓاأَنَّٱللَّهَيَحُولُبَيْنَٱلْمَرْءِوَقَلْبِهِوَأَنَّهُٓإِلَيْهِتُحْشَرُونَ٢٤
Yâ eyyühe-llezîne âmenü-stecîbû lillâhi velirrasûli izâ de’âküm limâ yuhyîküm. va’lemû enne-llâhe yehûlü beyne-lmer'i vekalbihî veennehû ileyhi tuhşerûn.
Ey inananlar! Allah ve Peygamber, sizi, hayat verecek şeye çağırdığı zaman icabet edin. Allah'ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve sonunda O'nun katında toplanacağınızı bilin.
وَٱتَّقُوافِتْنَةًلَّاتُصِيبَنَّٱلَّذِينَظَلَمُوامِنكُمْخَآصَّةًوَٱعْلَمُوٓاأَنَّٱللَّهَشَدِيدُٱلْعِقَابِ٢٥
Vettekû fitnetel lâ tüsîbenne-llezîne zalemû minküm hâssah. va’lemû enne-llâhe şedîdü-l’ikâb.
Aranızdan yalnız zalimlere erişmekle kalmayacak fitneden sakının, Allah'ın azabının şiddetli olduğunu bilin.
وَٱذْكُرُوٓاإِذْأَنتُمْقَلِيلٌمُّسْتَضْعَفُونَفِىٱلْأَرْضِتَخَافُونَأَنيَتَخَطَّفَكُمُٱلنَّاسُفَـَٔاوَىٰكُمْوَأَيَّدَكُمبِنَصْرِهِوَرَزَقَكُممِّنَٱلطَّيِّبَـٰتِلَعَلَّكُمْتَشْكُرُونَ٢٦
Vezkürû iz entüm kalîlüm müstad’afûne fi-l'ardi tehâfûne ey yetehattafekümü-nnâsü feâvâküm veeyyedeküm binasrihî verazekaküm mine-ttayyibâti le’alleküm teşkürûn.
Yeryüzünde az sayıda olduğunuz ve zayıf sayıldığınız için insanların sizi esir olarak alıp götürmesinden korktuğunuz zamanları, hatırlayın. Allah, şükredesiniz diye sizi barındırmış, yardımıyla desteklemiş, temiz şeylerle rızıklandırmıştır.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوالَاتَخُونُواٱللَّهَوَٱلرَّسُولَوَتَخُونُوٓاأَمَـٰنَـٰتِكُمْوَأَنتُمْتَعْلَمُونَ٢٧
Yâ eyyühe-llezîne âmenû lâ tehûnü-llâhe verrasûle vetehûnû emânâtiküm veentüm ta’lemûn.
Ey inananlar! Allah'a ve Peygambere karşı hainlik etmeyin, size güvenilen şeylere bile bile hıyanet etmiş olursunuz.
وَٱعْلَمُوٓاأَنَّمَآأَمْوَٰلُكُمْوَأَوْلَـٰدُكُمْفِتْنَةٌوَأَنَّٱللَّهَعِندَهُٓأَجْرٌعَظِيمٌ٢٨
Va’lemû ennemâ emvâlüküm veevlâdüküm fitnetüv veenne-llâhe ’indehû ecrun ’azîm.
Mallarınızın ve çocuklarınızın, aslında bir sınama olduğunu ve büyük ecrin Allah katında bulunduğunu bilin.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوٓاإِنتَتَّقُواٱللَّهَيَجْعَللَّكُمْفُرْقَانًاوَيُكَفِّرْعَنكُمْسَيِّـَٔاتِكُمْوَيَغْفِرْلَكُمْوَٱللَّهُذُوٱلْفَضْلِٱلْعَظِيمِ٢٩
Yâ eyyühe-llezîne âmenû in tetteku-llâhe yec’al leküm fürkânev veyükeffir ’anküm seyyiâtiküm veyagfir leküm. vellâhü zü-lfadli-l’azîm.
Ey inananlar! Allah'tan sakınırsanız, O size iyiyi kötüden ayırdedecek bir anlayış verir, kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah büyük, bol nimet sahibidir.
وَإِذْيَمْكُرُبِكَٱلَّذِينَكَفَرُوالِيُثْبِتُوكَأَوْيَقْتُلُوكَأَوْيُخْرِجُوكَوَيَمْكُرُونَوَيَمْكُرُٱللَّهُوَٱللَّهُخَيْرُٱلْمَـٰكِرِينَ٣٠
Veiz yemküru bike-llezîne keferû liyüsbitûke ev yaktülûke ev yuhricûk. veyemkürûne veyemküru-llâh. vellâhü hayru-lmâkirîn.
İnkar edenler, seni bağlayıp bir yere kapamak veya öldürmek, ya da sürmek için düzen kuruyorlardı. Onlar düzen kurarken, Allah da düzenlerini bozuyordu. Allah düzen yapanların en iyisidir.
وَإِذَاتُتْلَىٰعَلَيْهِمْءَايَـٰتُنَاقَالُواقَدْسَمِعْنَالَوْنَشَآءُلَقُلْنَامِثْلَهَـٰذَآإِنْهَـٰذَآإِلَّآأَسَـٰطِيرُٱلْأَوَّلِينَ٣١
Veizâ tütlâ ’aleyhim âyâtünâ kâlû kad semi’nâ lev neşâü lekulnâ misle hâzâ in hâzâ illâ esâtîru-l'evvelîn.
Ayetlerimiz onlara okunduğu zaman, "İşittik, işittik! İstesek biz de aynını söyleyebiliriz; bu sadece eskilerin masallarıdır" derlerdi.
وَإِذْقَالُواٱللَّهُمَّإِنكَانَهَـٰذَاهُوَٱلْحَقَّمِنْعِندِكَفَأَمْطِرْعَلَيْنَاحِجَارَةًمِّنَٱلسَّمَآءِأَوِٱئْتِنَابِعَذَابٍأَلِيمٍ٣٢
Veiz kâlü-llâhümme in kâne hâzâ hüve-lhakka min ’indike feemtir ’aleynâ hicâratem mine-ssemâi evi-'tinâ bi’azâbin elîm.
"Allah'ımız! Eğer bu Kitap, gerçekten Senin katından ise bize gökten taş yağdır veya can yakıcı bir azab ver" demişlerdi.
وَمَاكَانَٱللَّهُلِيُعَذِّبَهُمْوَأَنتَفِيهِمْوَمَاكَانَٱللَّهُمُعَذِّبَهُمْوَهُمْيَسْتَغْفِرُونَ٣٣
Vemâ kâne-llâhü liyü’azzibehüm veente fîhim. vemâ kâne-llâhü mü’azzibehüm vehüm yestagfirûn.
Oysa, sen içlerinde iken Allah onlara azabetmez. Onlar bağışlanma dilerlerken de elbette Allah azab edecek değildir.
وَمَالَهُمْأَلَّايُعَذِّبَهُمُٱللَّهُوَهُمْيَصُدُّونَعَنِٱلْمَسْجِدِٱلْحَرَامِوَمَاكَانُوٓاأَوْلِيَآءَهُٓإِنْأَوْلِيَآؤُهُٓإِلَّاٱلْمُتَّقُونَوَلَـٰكِنَّأَكْثَرَهُمْلَايَعْلَمُونَ٣٤
Vemâ lehüm ellâ yü’azzibehümü-llâhü vehüm yesuddûne ’ani-lmescidi-lharâmi vemâ kânû evliyâh. in evliyâühû ille-lmüttekûne velâkinne ekserahüm lâ ya’lemûn.
Yoksa Mescidi Haram'a girmekten menederlerken Allah onlara niçin azab etmesin? Hem de O'nun dostu değiller; O'nun dostları ancak karşı gelmekten sakınanlardır. Fakat çoğu bunu bilmiyorlar.
وَمَاكَانَصَلَاتُهُمْعِندَٱلْبَيْتِإِلَّامُكَآءًوَتَصْدِيَةًفَذُوقُواٱلْعَذَابَبِمَاكُنتُمْتَكْفُرُونَ٣٥
Vemâ kâne salâtühüm ’inde-lbeyti illâ mükâev vetasdiyeh. fezûku-l’azâbe bimâ küntüm tekfürûn.
Kabe'deki tapınmaları sadece ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. İnkarınıza karşılık artık azabı tadın.
إِنَّٱلَّذِينَكَفَرُوايُنفِقُونَأَمْوَٰلَهُمْلِيَصُدُّواعَنسَبِيلِٱللَّهِفَسَيُنفِقُونَهَاثُمَّتَكُونُعَلَيْهِمْحَسْرَةًثُمَّيُغْلَبُونَوَٱلَّذِينَكَفَرُوٓاإِلَىٰجَهَنَّمَيُحْشَرُونَ٣٦
İnne-llezîne keferû yünfikûne emvâlehüm liyesuddû ’an sebîli-llâh. feseyünfikûnehâ sümme tekûnü ’aleyhim hasraten sümme yuglebûn. vellezîne keferû ilâ cehenneme yuhşerûn.
Doğrusu inkar edenler mallarını Allah'ın yolundan insanları alıkoymak için sarfederler ve daha da sarfedeceklerdir; ama sonra içleri yanacak, hem de mağlup olacaklardır. Bu, Allah'ın, temizi murdardan ayırması ve murdarları üstüste koyup hepsini yığarak cehenneme yerleştirmesi içindir; inkar edenler cehenneme toplanacaklardır. İşte onlar mahvolanlardır.
لِيَمِيزَٱللَّهُٱلْخَبِيثَمِنَٱلطَّيِّبِوَيَجْعَلَٱلْخَبِيثَبَعْضَهُعَلَىٰبَعْضٍفَيَرْكُمَهُجَمِيعًافَيَجْعَلَهُفِىجَهَنَّمَأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلْخَـٰسِرُونَ٣٧
Liyemîze-llâhü-lhabîse mine-ttayyibi veyec’ale-lhabîse ba’dahû ’alâ ba’din feyerkümehû cemî’an feyec’alehû fî cehennem. ülâike hümü-lhâsirûn.
Doğrusu inkar edenler mallarını Allah'ın yolundan insanları alıkoymak için sarfederler ve daha da sarfedeceklerdir; ama sonra içleri yanacak, hem de mağlup olacaklardır. Bu, Allah'ın, temizi murdardan ayırması ve murdarları üstüste koyup hepsini yığarak cehenneme yerleştirmesi içindir; inkar edenler cehenneme toplanacaklardır. İşte onlar mahvolanlardır.
قُللِّلَّذِينَكَفَرُوٓاإِنيَنتَهُوايُغْفَرْلَهُممَّاقَدْسَلَفَوَإِنيَعُودُوافَقَدْمَضَتْسُنَّتُٱلْأَوَّلِينَ٣٨
Kul lillezîne keferû iy yentehû yugfer lehüm mâ kad selef. veiy ye’ûdû fekad medat sünnetü-l'evvelîn.
İnkar edenlere, eğer savaştan vazgeçerlerse, geçmişlerinin bağışlanacağını ve tekrar başlarlarsa evvelkilerin hükmünün uygulanacağını söyle.
وَقَـٰتِلُوهُمْحَتَّىٰلَاتَكُونَفِتْنَةٌوَيَكُونَٱلدِّينُكُلُّهُلِلَّهِفَإِنِٱنتَهَوْافَإِنَّٱللَّهَبِمَايَعْمَلُونَبَصِيرٌ٣٩
Vekâtilûhüm hattâ lâ tekûne fitnetüv veyekûne-ddînü küllühû lillâh. feini-ntehev feinne-llâhe bimâ ya’melûne besîr.
Fitne kalmayıp, yalnız Allah'ın dini kalana kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse bilsinler ki Allah onların işlediklerini şüphesiz görür.
وَإِنتَوَلَّوْافَٱعْلَمُوٓاأَنَّٱللَّهَمَوْلَىٰكُمْنِعْمَٱلْمَوْلَىٰوَنِعْمَٱلنَّصِيرُ٤٠
Vein tevellev fa’lemû enne-llâhe mevlâküm. ni’me-lmevlâ veni’me-nnesîr.
Eğer yüz çevirirlerse Allah'ın sizin dostunuz olduğunu bilin; O ne güzel dost, ne güzel yardımcıdır!
وَٱعْلَمُوٓاأَنَّمَاغَنِمْتُممِّنشَىْءٍفَأَنَّلِلَّهِخُمُسَهُوَلِلرَّسُولِوَلِذِىٱلْقُرْبَىٰوَٱلْيَتَـٰمَىٰوَٱلْمَسَـٰكِينِوَٱبْنِٱلسَّبِيلِإِنكُنتُمْءَامَنتُمبِٱللَّهِوَمَآأَنزَلْنَاعَلَىٰعَبْدِنَايَوْمَٱلْفُرْقَانِيَوْمَٱلْتَقَىٱلْجَمْعَانِوَٱللَّهُعَلَىٰكُلِّشَىْءٍقَدِيرٌ٤١
Va’lemû ennemâ ganimtüm min şey'in feenne lillâhi humüsehû velirrasûli velizi-lkurbâ velyetâmâ velmesâkîni vebni-ssebîli in küntüm âmentüm billâhi vemâ enzelnâ ’alâ ’abdinâ yevme-lfürkâni yevme-lteke-lcem’ân. vellâhü ’alâ külli şey'in kadîr.
Eğer Allah'a ve hakkı batıldan ayıran o günde, iki topluluğun karşılaştığı günde kulumuza indirdiğimize inanıyorsanız, bilin ki, ele geçirdiğiniz ganimetin beşte biri Allah'ın, Peygamber'in ve yakınlarının, yetimlerin, düşkünlerin ve yolcularındır. Allah her şeye Kadir'dir.
إِذْأَنتُمبِٱلْعُدْوَةِٱلدُّنْيَاوَهُمبِٱلْعُدْوَةِٱلْقُصْوَىٰوَٱلرَّكْبُأَسْفَلَمِنكُمْوَلَوْتَوَاعَدتُّمْلَٱخْتَلَفْتُمْفِىٱلْمِيعَـٰدِوَلَـٰكِنلِّيَقْضِىَٱللَّهُأَمْرًاكَانَمَفْعُولًالِّيَهْلِكَمَنْهَلَكَعَنبَيِّنَةٍوَيَحْيَىٰمَنْحَىَّعَنبَيِّنَةٍوَإِنَّٱللَّهَلَسَمِيعٌعَلِيمٌ٤٢
İz entüm bil’udveti-ddünyâ vehüm bil’udveti-lkusvâ verrakbü esfele minküm. velev tevâ’attüm lahteleftüm fi-lmî’âdi velâkil liyakdiye-llâhü emran kâne mef’ûlel liyehlike men heleke ’am beyyinetiv veyahyâ men hayye ’am beyyineh. veinne-llâhe lesemî’un ’alîm.
Siz vadiye en yakın ve onlar da en uzak yamaçta idiler; kervanın süvarileri sizden daha aşağıdaydı. Savaş için buluşmak üzere sözleşmeye kalksaydınız, vaktini tayinde anlaşmazlığa düşerdiniz; fakat Allah mahvolan, apaçık belgeden ötürü mahvolsun, yaşayan da apaçık belgeden ötürü yaşasın diye olacak işi yaptı. Doğrusu Allah işitir ve bilir.
إِذْيُرِيكَهُمُٱللَّهُفِىمَنَامِكَقَلِيلًاوَلَوْأَرَىٰكَهُمْكَثِيرًالَّفَشِلْتُمْوَلَتَنَـٰزَعْتُمْفِىٱلْأَمْرِوَلَـٰكِنَّٱللَّهَسَلَّمَإِنَّهُعَلِيمٌبِذَاتِٱلصُّدُورِ٤٣
İz yürîkehümü-llâhü fî menâmike kalîlâ. velev erâkehüm kesîral lefeşiltüm veletenâza’tüm fi-l'emri velâkinne-llâhe sellem. innehû ’alîmüm bizâti-ssudûr.
Allah onları uykunda sana az gösteriyordu. Çok göstermiş olsaydı, yılacak ve bu hususta çekişmeye başlıyacaktınız, fakat Allah sizi kurtardı; çünkü O kalblerde olanı bilir.
وَإِذْيُرِيكُمُوهُمْإِذِٱلْتَقَيْتُمْفِىٓأَعْيُنِكُمْقَلِيلًاوَيُقَلِّلُكُمْفِىٓأَعْيُنِهِمْلِيَقْضِىَٱللَّهُأَمْرًاكَانَمَفْعُولًاوَإِلَىٱللَّهِتُرْجَعُٱلْأُمُورُ٤٤
Veiz yürîkümûhüm izi-ttekaytüm fî a’yüniküm kalîlev veyükallilüküm fî a’yünihim liyakdiye-llâhü emran kâne mef’ûlâ. veile-llâhi türce’u-l'ümûr.
Karşılaştığınızda, olacak işi oldurmak için, onları gözlerinize az gösteriyor ve sizi de onların gözünde azaltıyordu. Bütün işler dönüp Allah'a varır.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوٓاإِذَالَقِيتُمْفِئَةًفَٱثْبُتُواوَٱذْكُرُواٱللَّهَكَثِيرًالَّعَلَّكُمْتُفْلِحُونَ٤٥
Yâ eyyühe-llezîne âmenû izâ lekîtüm fieten fesbütû vezkürü-llâhe kesîral le’alleküm tüflihûn.
Ey inananlar! Bir toplulukla karşılaşırsanız dayanın; başarıya erişebilmeniz için Allah'ı çok anın.
وَأَطِيعُواٱللَّهَوَرَسُولَهُوَلَاتَنَـٰزَعُوافَتَفْشَلُواوَتَذْهَبَرِيحُكُمْوَٱصْبِرُوٓاإِنَّٱللَّهَمَعَٱلصَّـٰبِرِينَ٤٦
Veetî’ü-llâhe verasûlehû velâ tenâza’û fetefşelû vetezhebe rîhuküm vasbirû. inne-llâhe me’a-ssâbirîn.
Allah'a ve Peygamberine itaat edin; çekişmeyin, yoksa korkar başarısızlığa düşersiniz ve kuvvetiniz gider. Sabredin, doğrusu Allah sabredenlerle beraberdir.
وَلَاتَكُونُواكَٱلَّذِينَخَرَجُوامِندِيَـٰرِهِمبَطَرًاوَرِئَآءَٱلنَّاسِوَيَصُدُّونَعَنسَبِيلِٱللَّهِوَٱللَّهُبِمَايَعْمَلُونَمُحِيطٌ٤٧
Velâ tekûnû kellezîne haracû min diyârihim betarav veriâe-nnâsi veyesuddûne ’an sebîli-llâh. vellâhü bimâ ya’melûne mühît.
Yurtlarından böbürlenerek, insanlara gösteriş yaparak çıkan ve Allah yolundan men edenler gibi olmayın. Allah onların işlediklerini her yönüyle bilendir.
وَإِذْزَيَّنَلَهُمُٱلشَّيْطَـٰنُأَعْمَـٰلَهُمْوَقَالَلَاغَالِبَلَكُمُٱلْيَوْمَمِنَٱلنَّاسِوَإِنِّىجَارٌلَّكُمْفَلَمَّاتَرَآءَتِٱلْفِئَتَانِنَكَصَعَلَىٰعَقِبَيْهِوَقَالَإِنِّىبَرِىٓءٌمِّنكُمْإِنِّىٓأَرَىٰمَالَاتَرَوْنَإِنِّىٓأَخَافُٱللَّهَوَٱللَّهُشَدِيدُٱلْعِقَابِ٤٨
Veiz zeyyene lehümü-şşeytânü a’mâlehüm vekâle lâ gâlibe lekümü-lyevme mine-nnâsi veinnî cârul leküm. felemmâ terâeti-lfietâni nekesa ’alâ ’akibeyhi vekâle innî berîüm minküm innî erâ mâ lâ teravne innî ehâfü-llâh. vellâhü şedîdü-l’ikâb.
Şeytan onlara işlediklerini güzel gösterdi ve "Bugün insanlardan sizi yenecek kimse yoktur; doğrusu ben de size yardımcıyım" dedi. İki ordu karşılaşınca da, geri dönüp, "Benim sizinle ilgim yok; doğrusu sizin görmediğinizi ben görüyorum ve şüphesiz Allah'tan korkuyorum, Allah'ın azabı şiddetlidir" dedi.
إِذْيَقُولُٱلْمُنَـٰفِقُونَوَٱلَّذِينَفِىقُلُوبِهِممَّرَضٌغَرَّهَـٰٓؤُلَآءِدِينُهُمْوَمَنيَتَوَكَّلْعَلَىٱللَّهِفَإِنَّٱللَّهَعَزِيزٌحَكِيمٌ٤٩
İz yekûlü-lmünâfikûne vellezîne fî kulûbihim meradun garra hâülâi dînühüm. vemey yetevekkel ’ale-llâhi feinne-llâhe ’azîzün hakîm.
İkiyüzlüler ve kalblerinde hastalık bulunanlar "Müslümanları dinleri aldattı" diyorlardı; oysa, kim Allah'a güvenirse bilmelidir ki Allah güçlüdür, hakimdir.
وَلَوْتَرَىٰٓإِذْيَتَوَفَّىٱلَّذِينَكَفَرُواٱلْمَلَـٰٓئِكَةُيَضْرِبُونَوُجُوهَهُمْوَأَدْبَـٰرَهُمْوَذُوقُواعَذَابَٱلْحَرِيقِ٥٠
Velev terâ iz yeteveffe-llezîne keferü-lmelâiketü yadribûne vucûhehüm veedbârahüm. vezûkû ’azâbe-lharîk.
Melekler, inkar edenlerin yüzlerine ve sırtlarına vurarak, "Yakıcı azabı tadın, bu, kendi ellerinizle yaptığınızın karşılığıdır" diyerek canlarını alırken bir görseydin! Yoksa Allah kullara asla zulmetmez.
ذَٰلِكَبِمَاقَدَّمَتْأَيْدِيكُمْوَأَنَّٱللَّهَلَيْسَبِظَلَّـٰمٍلِّلْعَبِيدِ٥١
Zâlike bimâ kaddemet eydîküm veenne-llâhe leyse bizallâmil lil’abîd.
Melekler, inkar edenlerin yüzlerine ve sırtlarına vurarak, "Yakıcı azabı tadın, bu, kendi ellerinizle yaptığınızın karşılığıdır" diyerek canlarını alırken bir görseydin! Yoksa Allah kullara asla zulmetmez.
كَدَأْبِءَالِفِرْعَوْنَوَٱلَّذِينَمِنقَبْلِهِمْكَفَرُوابِـَٔايَـٰتِٱللَّهِفَأَخَذَهُمُٱللَّهُبِذُنُوبِهِمْإِنَّٱللَّهَقَوِىٌّشَدِيدُٱلْعِقَابِ٥٢
Kede'bi âli fir’avne vellezîne min kablihim. keferû biâyâti-llâhi feehazehümü-llâhü bizünûbihim. inne-llâhe kaviyyün şedîdü-l’ikâb.
Firavun taifesi ve onlardan öncekilerin gidişi gibi, Allah'ın ayetlerini yalanladılar da Allah onları günahlarından ötürü yoketti. Allah kuvvetlidir, cezalandırması şiddetlidir.
ذَٰلِكَبِأَنَّٱللَّهَلَمْيَكُمُغَيِّرًانِّعْمَةًأَنْعَمَهَاعَلَىٰقَوْمٍحَتَّىٰيُغَيِّرُوامَابِأَنفُسِهِمْوَأَنَّٱللَّهَسَمِيعٌعَلِيمٌ٥٣
Zâlike bienne-llâhe lem yekü mügayyiran ni’meten en’amehâ ’alâ kavmin hattâ yügayyirû mâ bienfüsihim veenne-llâhe semî’un ’alîm.
Bu, bir topluluk iyi gidişini değiştirmedikçe Allah'ın da verdiği nimeti değiştirmeyeceğinden ve Allah'ın işiten, bilen olmasındandır.
كَدَأْبِءَالِفِرْعَوْنَوَٱلَّذِينَمِنقَبْلِهِمْكَذَّبُوابِـَٔايَـٰتِرَبِّهِمْفَأَهْلَكْنَـٰهُمبِذُنُوبِهِمْوَأَغْرَقْنَآءَالَفِرْعَوْنَوَكُلٌّكَانُواظَـٰلِمِينَ٥٤
Kede'bi âli fir’avne vellezîne min kablihim. kezzebû biâyâti rabbihim. feehleknâhüm bizünûbihim veagraknâ âle fir’avn. veküllün kânû zâlimîn.
Firavun taifesi ve onlardan öncekilerin gidişi gibi, Rablerinin ayetlerini yalanladılar da onları günahlarından ötürü yok ettik. Firavun taifesini suda boğduk, hepsi zalimlerdi.
إِنَّشَرَّٱلدَّوَآبِّعِندَٱللَّهِٱلَّذِينَكَفَرُوافَهُمْلَايُؤْمِنُونَ٥٥
İnne şerra-ddevâbbi ’inde-llâhi-llezîne keferû fehüm lâ yü'minûn.
Allah katında yeryüzünde yaşayanların en kötüsü, inkar edenlerdir. Onlar artık inanmazlar.
ٱلَّذِينَعَـٰهَدتَّمِنْهُمْثُمَّيَنقُضُونَعَهْدَهُمْفِىكُلِّمَرَّةٍوَهُمْلَايَتَّقُونَ٥٦
Ellezîne ’âhette minhüm sümme yenkudûne ’ahdehüm fî külli merrativ vehüm lâ yettekûn.
Anlaşma yaptığın kimseler, sonucundan sakınmayarak anlaşmalarını her defasında bozarlar. Savaşta onları yakalarsan, arkalarındakilere ibret olacak şekilde, darmadağın et.
فَإِمَّاتَثْقَفَنَّهُمْفِىٱلْحَرْبِفَشَرِّدْبِهِممَّنْخَلْفَهُمْلَعَلَّهُمْيَذَّكَّرُونَ٥٧
Feimmâ teskafennehüm fi-lharbi feşerrid bihim men halfehüm le’allehüm yezzekkerûn.
Anlaşma yaptığın kimseler, sonucundan sakınmayarak anlaşmalarını her defasında bozarlar. Savaşta onları yakalarsan, arkalarındakilere ibret olacak şekilde, darmadağın et.
وَإِمَّاتَخَافَنَّمِنقَوْمٍخِيَانَةًفَٱنبِذْإِلَيْهِمْعَلَىٰسَوَآءٍإِنَّٱللَّهَلَايُحِبُّٱلْخَآئِنِينَ٥٨
Veimmâ tehâfenne min kavmin hiyâneten fembiz ileyhim ’alâ sevâ'. inne-llâhe lâ yühibbü-lhâinîn.
Eğer bir topluluğun anlaşmaya hıyanet etmesinden korkarsan, sen de onlara karşı anlaşmayı bozarak aynı şekilde davran. Doğrusu Allah hainleri sevmez.
وَلَايَحْسَبَنَّٱلَّذِينَكَفَرُواسَبَقُوٓاإِنَّهُمْلَايُعْجِزُونَ٥٩
Velâ yahsebenne-llezîne keferû sebekû. innehüm lâ yü’cizûn.
İnkar edenler, asla öne geçtiklerini sanmasınlar, çünkü onlar bizi aciz bırakamıyacaklardır.
وَأَعِدُّوالَهُممَّاٱسْتَطَعْتُممِّنقُوَّةٍوَمِنرِّبَاطِٱلْخَيْلِتُرْهِبُونَبِهِعَدُوَّٱللَّهِوَعَدُوَّكُمْوَءَاخَرِينَمِندُونِهِمْلَاتَعْلَمُونَهُمُٱللَّهُيَعْلَمُهُمْوَمَاتُنفِقُوامِنشَىْءٍفِىسَبِيلِٱللَّهِيُوَفَّإِلَيْكُمْوَأَنتُمْلَاتُظْلَمُونَ٦٠
Vee’iddû lehüm me-steta’tüm min kuvvetiv vemir ribâti-lhayli türhibûne bihî ’adüvve-llâhi ve’adüvveküm veâharîne min dûnihim. lâ ta’lemûnehüm. allâhü ya’lemühüm. vemâ tünfikû min şey'in fî sebîli-llâhi yüveffe ileyküm veentüm lâ tuzlemûn.
Ey inananlar! Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında Allah'ın bilip sizin bilmediklerinizi yıldırmak üzere kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Allah yolunda sarfettiğiniz her şey size haksızlık yapılmadan, tamamen ödenecektir.
وَإِنجَنَحُوالِلسَّلْمِفَٱجْنَحْلَهَاوَتَوَكَّلْعَلَىٱللَّهِإِنَّهُهُوَٱلسَّمِيعُٱلْعَلِيمُ٦١
Vein cenehû lisselmi fecnah lehâ vetevekkel ’ale-llâh. innehû hüve-ssemî’u-l’alîm.
Eğer onlar barışa yanaşırlarsa, sen de yanaş ve Allah'a güven. O, şüphesiz işitir ve bilir.
وَإِنيُرِيدُوٓاأَنيَخْدَعُوكَفَإِنَّحَسْبَكَٱللَّهُهُوَٱلَّذِىٓأَيَّدَكَبِنَصْرِهِوَبِٱلْمُؤْمِنِينَ٦٢
Veiy yürîdû ey yahde’ûke feinne hasbeke-llâh. hüve-llezî eyyedeke binasrihî vebilmü'minîn.
Seni aldatmak isterlerse, bil ki şüphesiz Allah sana kafidir. Seni ve inananları yardımıyla destekleyen, kalblerini uzlaştıran O'dur. Eğer yeryüzünde olan her şeyi sarfetsen bile, sen onların kalblerini uzlaştıramazdın, ama Allah onları uzlaştırdı. Doğrusu O Güçlü'dür, Hakim'dir.
وَأَلَّفَبَيْنَقُلُوبِهِمْلَوْأَنفَقْتَمَافِىٱلْأَرْضِجَمِيعًامَّآأَلَّفْتَبَيْنَقُلُوبِهِمْوَلَـٰكِنَّٱللَّهَأَلَّفَبَيْنَهُمْإِنَّهُعَزِيزٌحَكِيمٌ٦٣
Veellefe beyne kulûbihim. lev enfakte mâ fi-l'ardi cemî’am mâ ellefte beyne kulûbihim velâkinne-llâhe ellefe beynehüm. innehû ’azîzün hakîm.
Seni aldatmak isterlerse, bil ki şüphesiz Allah sana kafidir. Seni ve inananları yardımıyla destekleyen, kalblerini uzlaştıran O'dur. Eğer yeryüzünde olan her şeyi sarfetsen bile, sen onların kalblerini uzlaştıramazdın, ama Allah onları uzlaştırdı. Doğrusu O Güçlü'dür, Hakim'dir.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلنَّبِىُّحَسْبُكَٱللَّهُوَمَنِٱتَّبَعَكَمِنَٱلْمُؤْمِنِينَ٦٤
Yâ eyyühe-nnebiyyü hasbüke-llâhü vemeni-ttebe’ake mine-lmü'minîn.
Allah'ın yardımı sana ve sana uyan müminlere yeter.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلنَّبِىُّحَرِّضِٱلْمُؤْمِنِينَعَلَىٱلْقِتَالِإِنيَكُنمِّنكُمْعِشْرُونَصَـٰبِرُونَيَغْلِبُوامِائَتَيْنِوَإِنيَكُنمِّنكُممِّائَةٌيَغْلِبُوٓاأَلْفًامِّنَٱلَّذِينَكَفَرُوابِأَنَّهُمْقَوْمٌلَّايَفْقَهُونَ٦٥
Yâ eyyühe-nnebiyyü harridi-lmü'minîne ’ale-lkitâl. iy yeküm minküm ’işrûne sâbirûne yaglibû mieteyn. veiy yeküm minküm mietüy yaglibû elfem mine-llezîne keferû biennehüm kavmül lâ yefkahûn.
Müminleri savaş için coştur. Sizin sabırlı yirmi kişiniz onlardan ikiyüz kişiyi yener. Sizin yüz kişiniz, inkar edenlerden bin kişiyi yener; çünkü onlar anlayışsız bir güruhtur. Şimdi Allah yükünüzü hafifletti, zira içinizde zaaf bulunduğunu biliyordu. Sizin sabırlı yüz kişiniz onlardan ikiyüz kişiyi yener; sizin bin kişiniz, Allah'ın izniyle, ikibin kişiyi yener. Allah sabredenlerle beraberdir.
ٱلْـَٔـٰنَخَفَّفَٱللَّهُعَنكُمْوَعَلِمَأَنَّفِيكُمْضَعْفًافَإِنيَكُنمِّنكُممِّائَةٌصَابِرَةٌيَغْلِبُوامِائَتَيْنِوَإِنيَكُنمِّنكُمْأَلْفٌيَغْلِبُوٓاأَلْفَيْنِبِإِذْنِٱللَّهِوَٱللَّهُمَعَٱلصَّـٰبِرِينَ٦٦
El'âne haffefe-llâhü ’anküm ve’alime enne fîküm da’fâ. feiy yeküm minküm mietün sâbiratüy yaglibû mieteyn. veiy yeküm minküm elfüy yaglibû elfeyni biizni-llâh. vellâhü me’a-ssâbirîn.
Müminleri savaş için coştur. Sizin sabırlı yirmi kişiniz onlardan ikiyüz kişiyi yener. Sizin yüz kişiniz, inkar edenlerden bin kişiyi yener; çünkü onlar anlayışsız bir güruhtur. Şimdi Allah yükünüzü hafifletti, zira içinizde zaaf bulunduğunu biliyordu. Sizin sabırlı yüz kişiniz onlardan ikiyüz kişiyi yener; sizin bin kişiniz, Allah'ın izniyle, ikibin kişiyi yener. Allah sabredenlerle beraberdir.
مَاكَانَلِنَبِىٍّأَنيَكُونَلَهُٓأَسْرَىٰحَتَّىٰيُثْخِنَفِىٱلْأَرْضِتُرِيدُونَعَرَضَٱلدُّنْيَاوَٱللَّهُيُرِيدُٱلْـَٔاخِرَةَوَٱللَّهُعَزِيزٌحَكِيمٌ٦٧
Mâ kâne linebiyyin ey yekûne lehû esrâ hattâ yüshine fi-l'ard. türîdûne ’arada-ddünyâ. vellâhü yürîdü-l'âhirah. vellâhü ’azîzün hakîm.
Yeryüzünde savaşırken, düşmanı yere sermeden esir almak hiçbir peygambere yaraşmaz. Geçici dünya malını istiyorsunuz, oysa Allah ahireti kazanmanızı ister. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir.
لَّوْلَاكِتَـٰبٌمِّنَٱللَّهِسَبَقَلَمَسَّكُمْفِيمَآأَخَذْتُمْعَذَابٌعَظِيمٌ٦٨
Levlâ kitâbüm mine-llâhi sebeka lemesseküm fîmâ ehaztüm ’azâbün ’azîm.
Daha önceden Allah'tan verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldıklarınızdan ötürü size büyük bir azab erişirdi.
فَكُلُوامِمَّاغَنِمْتُمْحَلَـٰلًاطَيِّبًاوَٱتَّقُواٱللَّهَإِنَّٱللَّهَغَفُورٌرَّحِيمٌ٦٩
Fekülû mimmâ ganimtüm halâlen tayyibâ. vetteku-llâh. inne-llâhe gafûrur rahîm.
Elde ettiğiniz ganimetleri temiz ve helal olarak yiyin; Allah'tan sakının, doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلنَّبِىُّقُللِّمَنفِىٓأَيْدِيكُممِّنَٱلْأَسْرَىٰٓإِنيَعْلَمِٱللَّهُفِىقُلُوبِكُمْخَيْرًايُؤْتِكُمْخَيْرًامِّمَّآأُخِذَمِنكُمْوَيَغْفِرْلَكُمْوَٱللَّهُغَفُورٌرَّحِيمٌ٧٠
Yâ eyyühe-nnebiyyü kul limen fî eydîküm mine-l'esrâ iy ya’lemi-llâhü fî kulûbiküm hayray yü'tiküm hayram mimmâ ühize minküm veyagfir leküm. vellâhü gafûrur rahîm.
Elinizde bulunan esirlere, "Allah kalblerinizde bir iyilik bulursa, size sizden alınanın daha hayırlısını verir, sizi bağışlar, Allah bağışlayandır, merhamet edendir" de.
وَإِنيُرِيدُواخِيَانَتَكَفَقَدْخَانُواٱللَّهَمِنقَبْلُفَأَمْكَنَمِنْهُمْوَٱللَّهُعَلِيمٌحَكِيمٌ٧١
Veiy yürîdû hiyâneteke fekad hânü-llâhe min kablü feemkene minhüm. vellâhü ’alîmün hakîm.
Esirler sana hıyanet etmek isterlerse, bilsinler ki esasen daha önce de Allah'a hıyanet etmişlerdi, Allah bundan ötürü onları yenmen için sana imkan verdi. Allah Bilen'dir, Hakim'dir.
إِنَّٱلَّذِينَءَامَنُواوَهَاجَرُواوَجَـٰهَدُوابِأَمْوَٰلِهِمْوَأَنفُسِهِمْفِىسَبِيلِٱللَّهِوَٱلَّذِينَءَاوَواوَّنَصَرُوٓاأُولَـٰٓئِكَبَعْضُهُمْأَوْلِيَآءُبَعْضٍوَٱلَّذِينَءَامَنُواوَلَمْيُهَاجِرُوامَالَكُممِّنوَلَـٰيَتِهِممِّنشَىْءٍحَتَّىٰيُهَاجِرُواوَإِنِٱسْتَنصَرُوكُمْفِىٱلدِّينِفَعَلَيْكُمُٱلنَّصْرُإِلَّاعَلَىٰقَوْمٍبَيْنَكُمْوَبَيْنَهُممِّيثَـٰقٌوَٱللَّهُبِمَاتَعْمَلُونَبَصِيرٌ٧٢
İnne-llezîne âmenû vehâcerû vecâhedû biemvâlihim veenfüsihim fî sebîli-llâhi vellezîne evev venesarû ülâike ba’duhüm evliyâü ba’d. vellezîne âmenû velem yühâcirû mâ leküm miv velâyetihim min şey'in hattâ yühâcirû. veini-stensarûküm fi-ddîni fe’aleykümü-nnasru illâ ’alâ kavmim beyneküm vebeynehüm mîsâkun. vellâhü bimâ ta’melûne besîr.
Doğrusu inanıp hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihat edenler ve muhacirleri barındırıp onlara yardım edenler, işte bunlar birbirinin dostudurlar. İnanıp hicret etmeyenlerle, hicret edene kadar sizin dostluğunuz yoktur. Fakat din uğrunda yardım isterlerse, aranızda anlaşma olmayan topluluktan başkasına karşı onlara yardım etmeniz gerekir. Allah işlediklerinizi görür.
وَٱلَّذِينَكَفَرُوابَعْضُهُمْأَوْلِيَآءُبَعْضٍإِلَّاتَفْعَلُوهُتَكُنفِتْنَةٌفِىٱلْأَرْضِوَفَسَادٌكَبِيرٌ٧٣
Vellezîne keferû ba’duhüm evliyâü ba’d. illâ tef’alûhü tekün fitnetün fi-l'ardi vefesâdün kebîr.
İnkar edenler birbirlerinin dostlarıdır. Eğer siz aranızda dost olmazsanız yeryüzünde kargaşalık, fitne ve büyük bozgun çıkar.
وَٱلَّذِينَءَامَنُواوَهَاجَرُواوَجَـٰهَدُوافِىسَبِيلِٱللَّهِوَٱلَّذِينَءَاوَواوَّنَصَرُوٓاأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلْمُؤْمِنُونَحَقًّالَّهُممَّغْفِرَةٌوَرِزْقٌكَرِيمٌ٧٤
Vellezîne âmenû vehâcerû vecâhedû fî sebîli-llâhi vellezîne evev venesarû ülâike hümü-lmü'minûne hakkâ. lehüm magfiratüv verizkun kerîm.
İnanıp hicret eden, Allah yolunda savaşanlar ve muhacirleri barındırıp onlara yardım edenler, işte onlar gerçekten inanmış olanlardır. Onlara mağfiret ve cömertçe verilmiş rızıklar vardır.
وَٱلَّذِينَءَامَنُوامِنبَعْدُوَهَاجَرُواوَجَـٰهَدُوامَعَكُمْفَأُولَـٰٓئِكَمِنكُمْوَأُولُواٱلْأَرْحَامِبَعْضُهُمْأَوْلَىٰبِبَعْضٍفِىكِتَـٰبِٱللَّهِإِنَّٱللَّهَبِكُلِّشَىْءٍعَلِيمٌ٧٥
Vellezîne âmenû mim ba’dü vehâcerû vecâhedû me’aküm feülâike minküm. veülü-l'erhâmi ba’duhüm evlâ biba’din fî kitâbi-llâh. inne-llâhe bikülli şey'in ’alîm.
Sonra inanıp hicret eden ve sizinle birlikte savaşanlar, işte onlar sizdendir. Birbirinin mirasçısı olan akraba, Allah'ın Kitap'ına göre birbirine daha yakındır. Doğrusu Allah her şeyi bilir.