En'âm Suresi
165 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
ٱلْحَمْدُلِلَّهِٱلَّذِىخَلَقَٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضَوَجَعَلَٱلظُّلُمَـٰتِوَٱلنُّورَثُمَّٱلَّذِينَكَفَرُوابِرَبِّهِمْيَعْدِلُونَ١
Elhamdü lillâhi-llezî haleka-ssemâvâti vel'arda vece’ale-zzulümâti vennûr. sümme-llezîne keferû birabbihim ya’dilûn.

Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı vareden Allah'a mahsustur. Öyle iken, inkar edenler Rablerine başkalarını eşit tutuyorlar.

هُوَٱلَّذِىخَلَقَكُممِّنطِينٍثُمَّقَضَىٰٓأَجَلًاوَأَجَلٌمُّسَمًّىعِندَهُثُمَّأَنتُمْتَمْتَرُونَ٢
Hüve-llezî halekaküm min tînin sümme kadâ ecelâ. veecelüm müsemmen ’indehû sümme entüm temterûn.

O, sizi çamurdan yaratan, sonra size bir ecel tayin edendir. Belirli bir ecel O'nun katındadır; sonra bir de şüphe edersiniz.

وَهُوَٱللَّهُفِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَفِىٱلْأَرْضِيَعْلَمُسِرَّكُمْوَجَهْرَكُمْوَيَعْلَمُمَاتَكْسِبُونَ٣
Vehüve-llâhü fi-ssemâvâti vefi-l'ard. ya’lemü sirraküm vecehraküm veya’lemü mâ teksibûn.

O, göklerin ve yerin Allah'ı, içinizi dışınızı bilir, kazandıklarınızı da bilir.

وَمَاتَأْتِيهِممِّنْءَايَةٍمِّنْءَايَـٰتِرَبِّهِمْإِلَّاكَانُواعَنْهَامُعْرِضِينَ٤
Vemâ te'tîhim min âyetim min âyâti rabbihim illâ kânû ’anhâ mü’ridîn.

Onlara Rablerinin ayetlerinden bir ayet geldikçe ondan yüz çevirirlerdi.

فَقَدْكَذَّبُوابِٱلْحَقِّلَمَّاجَآءَهُمْفَسَوْفَيَأْتِيهِمْأَنبَـٰٓؤُامَاكَانُوابِهِيَسْتَهْزِءُونَ٥
Fekad kezzebû bilhakki lemmâ câehüm. fesevfe ye'tîhim embâü mâ kânû bihî yestehziûn.

Gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar. Alaya aldıkları şeyin haberleri kendilerine gelecektir.

أَلَمْيَرَوْاكَمْأَهْلَكْنَامِنقَبْلِهِممِّنقَرْنٍمَّكَّنَّـٰهُمْفِىٱلْأَرْضِمَالَمْنُمَكِّنلَّكُمْوَأَرْسَلْنَاٱلسَّمَآءَعَلَيْهِممِّدْرَارًاوَجَعَلْنَاٱلْأَنْهَـٰرَتَجْرِىمِنتَحْتِهِمْفَأَهْلَكْنَـٰهُمبِذُنُوبِهِمْوَأَنشَأْنَامِنبَعْدِهِمْقَرْنًاءَاخَرِينَ٦
Elem yerav kem ehleknâ min kablihim min karnim mekkennâhüm fi-l'ardi mâ lem nümekkil leküm veerselne-ssemâe ’aleyhim midrârâ. vece’alne-l'enhâra tecrî min tahtihim feehleknâhüm bizünûbihim veenşe'nâ mim ba’dihim karnen âharîn.

Onlardan önce nice nesilleri yok ettiğimizi görmediler mi? Onları, sizi yerleştirmediğimiz bir şekilde yeryüzüne yerleştirmiş, gökten bol yağmur yağdırmış, altlarından ırmaklar akıtmıştık. Fakat onları günahlarından ötürü yok ettik ve ardlarından başka bir nesil yetiştirdik.

وَلَوْنَزَّلْنَاعَلَيْكَكِتَـٰبًافِىقِرْطَاسٍفَلَمَسُوهُبِأَيْدِيهِمْلَقَالَٱلَّذِينَكَفَرُوٓاإِنْهَـٰذَآإِلَّاسِحْرٌمُّبِينٌ٧
Velev nezzelnâ ’aleyke kitâben fî kirtâsin felemesûhü bieydîhim lekâle-llezîne keferû in hâzâ illâ sihrum mübîn.

Sana Kitap'ı kağıtta yazılı olarak indirmiş olsak da, elleriyle ona dokunsalar, inkar edenler yine de, "Bu apaçık bir büyüdür" derlerdi.

وَقَالُوالَوْلَآأُنزِلَعَلَيْهِمَلَكٌوَلَوْأَنزَلْنَامَلَكًالَّقُضِىَٱلْأَمْرُثُمَّلَايُنظَرُونَ٨
Vekâlû levlâ ünzile ’aleyhi melek. velev enzelnâ melekel lekudiye-l'emru sümme lâ yünzarûn.

"Ona bir melek indirilmeli değil miydi?" dediler. Bir melek indirmiş olsaydık iş bitmiş olurdu da onlara göz bile açtırılmazdı.

وَلَوْجَعَلْنَـٰهُمَلَكًالَّجَعَلْنَـٰهُرَجُلًاوَلَلَبَسْنَاعَلَيْهِممَّايَلْبِسُونَ٩
Velev ce’alnâhü melekel lece’alnâhü racülev velelebesnâ ’aleyhim mâ yelbisûn.

Biz onu melek kılsaydık, bir insan şeklinde yapardık da, düştükleri şüpheye onları yine düşürmüş olurduk.

وَلَقَدِٱسْتُهْزِئَبِرُسُلٍمِّنقَبْلِكَفَحَاقَبِٱلَّذِينَسَخِرُوامِنْهُممَّاكَانُوابِهِيَسْتَهْزِءُونَ١٠
Velekadi-stühzie birusülim min kablike fehâka billezîne sehirû minhüm mâ kânû bihî yestehziûn.

And olsun ki, senden önce birçok peygamberler alaya alınmıştı, onlarla eğlenenleri, alaya aldıkları şey mahvetti.

قُلْسِيرُوافِىٱلْأَرْضِثُمَّٱنظُرُواكَيْفَكَانَعَـٰقِبَةُٱلْمُكَذِّبِينَ١١
Kul sîrû fi-l'ardi sümme-nzurû keyfe kâne ’âkibetü-lmükezzibîn.

De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın, sonra da, yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bir bakın."

قُللِّمَنمَّافِىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِقُللِّلَّهِكَتَبَعَلَىٰنَفْسِهِٱلرَّحْمَةَلَيَجْمَعَنَّكُمْإِلَىٰيَوْمِٱلْقِيَـٰمَةِلَارَيْبَفِيهِٱلَّذِينَخَسِرُوٓاأَنفُسَهُمْفَهُمْلَايُؤْمِنُونَ١٢
Kul limem mâ fi-ssemâvâti vel'ard. kul lillâh. ketebe ’alâ nefsihi-rrahmeh. leyecme’anneküm ilâ yevmi-lkiyâmeti lâ raybe fîh. ellezîne hasirû enfüsehüm fehüm lâ yü'minûn.

De ki: "göklerde ve yerde olanlar kimindir?", "Allah'ındır" de. O, rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır; and olsun ki, sizi vukuu şüphe götürmeyen kıyamet gününde toplayacaktır. Kendilerine yazık ettiler; çünkü onlar inanmazlar.

وَلَهُمَاسَكَنَفِىٱلَّيْلِوَٱلنَّهَارِوَهُوَٱلسَّمِيعُٱلْعَلِيمُ١٣
Velehû mâ sekene fi-lleyli vennehâr. vehüve-ssemî’u-l’alîm.

Gecede ve gündüzde bulunan O'nundur. O işitendir, Bilen'dir.

قُلْأَغَيْرَٱللَّهِأَتَّخِذُوَلِيًّافَاطِرِٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَهُوَيُطْعِمُوَلَايُطْعَمُقُلْإِنِّىٓأُمِرْتُأَنْأَكُونَأَوَّلَمَنْأَسْلَمَوَلَاتَكُونَنَّمِنَٱلْمُشْرِكِينَ١٤
Kul egayra-llâhi ettehizü veliyyen fâtiri-ssemâvâti vel'ardi vehüve yut’imü velâ yut’am. kul innî ümirtü en ekûne evvele men esleme velâ tekûnenne mine-lmüşrikîn.

"Gökleri ve yeri yaratan, beslenmeyip besleyen Allah'tan başka bir dost mu edinirim?" de. "Doğrusu ben ilk müslüman olmakla emrolundum" de; asla ortak koşanlardan olma!

قُلْإِنِّىٓأَخَافُإِنْعَصَيْتُرَبِّىعَذَابَيَوْمٍعَظِيمٍ١٥
Kul innî ehâfü in ’asaytü rabbî ’azâbe yevmin ’azîm.

"Ben Rabbime karşı gelirsem, büyük günün azabından korkarım" de.

مَّنيُصْرَفْعَنْهُيَوْمَئِذٍفَقَدْرَحِمَهُوَذَٰلِكَٱلْفَوْزُٱلْمُبِينُ١٦
Mey yusraf ’anhü yevmeizin fekad rahimeh. vezâlike-lfevzü-lmübîn.

O gün kim azabdan alıkonursa, şüphesiz o kimse rahmete erişmiştir. Bu, apaçık bir kurtuluştur.

وَإِنيَمْسَسْكَٱللَّهُبِضُرٍّفَلَاكَاشِفَلَهُٓإِلَّاهُوَوَإِنيَمْسَسْكَبِخَيْرٍفَهُوَعَلَىٰكُلِّشَىْءٍقَدِيرٌ١٧
Veiy yemseske-llâhü bidurrin felâ kâşife lehû illâ hû. veiy yemseske bihayrin fehüve ’alâ külli şey'in kadîr.

Allah sana bir sıkıntı verirse, O'ndan başkası gideremez. Sana bir iyilik verirse başkası onu engelleyemez. O, her şeye Kadir'dir.

وَهُوَٱلْقَاهِرُفَوْقَعِبَادِهِوَهُوَٱلْحَكِيمُٱلْخَبِيرُ١٨
Vehüve-lkâhiru fevka ’ibâdih. vehüve-lhakîmü-lhabîr.

O, kullarının üstünde yegane tasarruf sahibidir. Hakim'dir, haberdardır.

قُلْأَىُّشَىْءٍأَكْبَرُشَهَـٰدَةًقُلِٱللَّهُشَهِيدٌبَيْنِىوَبَيْنَكُمْوَأُوحِىَإِلَىَّهَـٰذَاٱلْقُرْءَانُلِأُنذِرَكُمبِهِوَمَنبَلَغَأَئِنَّكُمْلَتَشْهَدُونَأَنَّمَعَٱللَّهِءَالِهَةًأُخْرَىٰقُللَّآأَشْهَدُقُلْإِنَّمَاهُوَإِلَـٰهٌوَٰحِدٌوَإِنَّنِىبَرِىٓءٌمِّمَّاتُشْرِكُونَ١٩
Kul eyyü şey'in ekberu şehâdeten. kuli-llâhü şehîdüm beynî vebeyneküm veûhiye ileyye hâze-lkur'ânü liünziraküm bihî vemem belag. einneküm leteşhedûne enne me’a-llâhi âliheten uhrâ. kul lâ eşhed. kul innemâ hüve ilâhüv vâhidüv veinnenî berîüm mimmâ tüşrikûn.

"Şahit olarak hangi şey daha büyüktür" de. "Allah benimle sizin aranızda şahiddir. Bu Kuran bana, sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için vahyolundu; Allah'la beraber başka tanrılar bulunduğuna siz mi şahidlik ediyorsunuz?" de. "Ben şehadet etmem" de. "O ancak tek Tanrıdır, doğrusu ben ortak koşmanızdan uzağım" de.

ٱلَّذِينَءَاتَيْنَـٰهُمُٱلْكِتَـٰبَيَعْرِفُونَهُكَمَايَعْرِفُونَأَبْنَآءَهُمُٱلَّذِينَخَسِرُوٓاأَنفُسَهُمْفَهُمْلَايُؤْمِنُونَ٢٠
Ellezîne âteynâhümü-lkitâbe ya’rifûnehû kemâ ya’rifûne ebnâehüm. ellezîne hasirû enfüsehüm fehüm lâ yü'minûn.

Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi) çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar; fakat kendilerine yazık ettiler, çünkü onlar inanmazlar.

وَمَنْأَظْلَمُمِمَّنِٱفْتَرَىٰعَلَىٱللَّهِكَذِبًاأَوْكَذَّبَبِـَٔايَـٰتِهِٓإِنَّهُلَايُفْلِحُٱلظَّـٰلِمُونَ٢١
Vemen azlemü mimmeni-fterâ ’ale-llâhi keziben ev kezzebe biâyâtih. innehû lâ yüflihu-zzâlimûn.

Allah'a karşı yalan uyduran veya ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Zalimler bunun için saadete ulaşamazlar.

وَيَوْمَنَحْشُرُهُمْجَمِيعًاثُمَّنَقُولُلِلَّذِينَأَشْرَكُوٓاأَيْنَشُرَكَآؤُكُمُٱلَّذِينَكُنتُمْتَزْعُمُونَ٢٢
Veyevme nahşüruhüm cemî’an sümme nekûlü lillezîne eşrakû eyne şürakâükümü-llezîne küntüm tez’umûn.

Bir gün hepsini toplarız, sonra ortak koşanlara, "İddia ettiğiniz ortaklarınız nerede?" deriz.

ثُمَّلَمْتَكُنفِتْنَتُهُمْإِلَّآأَنقَالُواوَٱللَّهِرَبِّنَامَاكُنَّامُشْرِكِينَ٢٣
Sümme lem tekün fitnetühüm illâ en kâlû vellâhi rabbinâ mâ künnâ müşrikîn.

Sonra, "Rabbimiz Allah'a and olsun ki bizler ortak koşanlar değildik" demekten başka çare bulamazlar.

ٱنظُرْكَيْفَكَذَبُواعَلَىٰٓأَنفُسِهِمْوَضَلَّعَنْهُممَّاكَانُوايَفْتَرُونَ٢٤
Ünzur keyfe kezebû ’alâ enfüsihim vedalle ’anhüm mâ kânû yefterûn.

Kendilerine karşı nasıl yalan söylediklerine bak; uydurdukları şeyler de onlardan uzaklaştı.

وَمِنْهُممَّنيَسْتَمِعُإِلَيْكَوَجَعَلْنَاعَلَىٰقُلُوبِهِمْأَكِنَّةًأَنيَفْقَهُوهُوَفِىٓءَاذَانِهِمْوَقْرًاوَإِنيَرَوْاكُلَّءَايَةٍلَّايُؤْمِنُوابِهَاحَتَّىٰٓإِذَاجَآءُوكَيُجَـٰدِلُونَكَيَقُولُٱلَّذِينَكَفَرُوٓاإِنْهَـٰذَآإِلَّآأَسَـٰطِيرُٱلْأَوَّلِينَ٢٥
Veminhüm mey yestemi’u ileyk. vece’alnâ ’alâ kulûbihim ekinneten ey yefkahûhü vefî âzânihim vakrâ. veiy yerav külle âyetil lâ yü'minû bihâ. hattâ izâ câûke yücâdilûneke yekûlü-llezîne keferû in hâzâ illâ esâtîru-l'evvelîn.

Onlardan seni dinleyenler vardır, Kuran'ı anlarlar diye kalblerine örtüler kulaklarına da ağırlık koyduk. Onlar her türlü mucizeyi görseler bile, yine de ona inanmazlar, nihayet sana geldiklerinde de seninle çekişirler. İnkar edenler, "Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" derler.

وَهُمْيَنْهَوْنَعَنْهُوَيَنْـَٔوْنَعَنْهُوَإِنيُهْلِكُونَإِلَّآأَنفُسَهُمْوَمَايَشْعُرُونَ٢٦
Vehüm yenhevne ’anhü veyen'evne ’anh. veiy yühlikûne illâ enfüsehüm vemâ yeş’urûn.

Onlar Kuran'dan alıkorlar ve ondan uzaklaşırlar. Böylece yalnız kendilerini mahvederler de farkına varamazlar.

وَلَوْتَرَىٰٓإِذْوُقِفُواعَلَىٱلنَّارِفَقَالُوايَـٰلَيْتَنَانُرَدُّوَلَانُكَذِّبَبِـَٔايَـٰتِرَبِّنَاوَنَكُونَمِنَٱلْمُؤْمِنِينَ٢٧
Velev terâ iz vukifû ’ale-nnâri fekâlû yâ leytenâ nüraddü velâ nükezzibe biâyâti rabbinâ venekûne mine-lmü'minîn.

Onların, ateşin kenarına getirilip durdurulduklarında, "keşke dünyaya tekrar döndürülseydik, Rabbimiz'in ayetlerini yalanlamasaydık ve inananlardan olsaydık" dediklerini bir görsen!

بَلْبَدَالَهُممَّاكَانُوايُخْفُونَمِنقَبْلُوَلَوْرُدُّوالَعَادُوالِمَانُهُواعَنْهُوَإِنَّهُمْلَكَـٰذِبُونَ٢٨
Bel bedâ lehüm mâ kânû yuhfûne min kabl. velev ruddû le’âdû limâ nühû ’anhü veinnehüm lekâzibûn.

Hayır; daha önce gizledikleri onlara göründü. Eğer geri döndürülseler yine kendilerine yasak edilen şeylere dönerler. Doğrusu onlar yalancıdırlar.

وَقَالُوٓاإِنْهِىَإِلَّاحَيَاتُنَاٱلدُّنْيَاوَمَانَحْنُبِمَبْعُوثِينَ٢٩
Vekâlû in hiye illâ hayâtüne-ddünyâ vemâ nahnü bimeb’ûsîn.

"Hayat ancak bu dünyadakinden ibarettir, biz dirilecek değiliz" dediler.

وَلَوْتَرَىٰٓإِذْوُقِفُواعَلَىٰرَبِّهِمْقَالَأَلَيْسَهَـٰذَابِٱلْحَقِّقَالُوابَلَىٰوَرَبِّنَاقَالَفَذُوقُواٱلْعَذَابَبِمَاكُنتُمْتَكْفُرُونَ٣٠
Velev terâ iz vukifû ’alâ rabbihim. kâle eleyse hâzâ bilhakk. kâlû belâ verabbinâ. kâle fezûku-l’azâbe bimâ küntüm tekfürûn.

Onları, Rablerinin huzuruna çıkarıldıkları zaman bir görsen! Allah: "Bu gerçek değil mi?" der; onlar, "Evet, Rabbimiz hakkı için gerçektir" derler. Allah da "Öyleyse inkar etmenizden ötürü azabı tadın" der.

قَدْخَسِرَٱلَّذِينَكَذَّبُوابِلِقَآءِٱللَّهِحَتَّىٰٓإِذَاجَآءَتْهُمُٱلسَّاعَةُبَغْتَةًقَالُوايَـٰحَسْرَتَنَاعَلَىٰمَافَرَّطْنَافِيهَاوَهُمْيَحْمِلُونَأَوْزَارَهُمْعَلَىٰظُهُورِهِمْأَلَاسَآءَمَايَزِرُونَ٣١
Kad hasira-llezîne kezzebû bilikâi-llâh. hattâ izâ câethümü-ssâ’atü bagteten kâlû yâ hasratenâ ’alâ mâ ferratnâ fîhâ vehüm yahmilûne evzârahüm ’alâ zuhûrihim. elâ sâe mâ yezirûn.

Allah'a kavuşmayı yalanlayanlar doğrusu kaybedenlerdir ki kıyamet saati onlara ansızın gelince, ağırlıklarını arkalarına yüklenerek, "Dünyada işlediğimiz büyük kusurlardan ötürü yazıklar olsun bize" derler. Dikkat edin, yüklendikleri şeyler ne kötüdür!

وَمَاٱلْحَيَوٰةُٱلدُّنْيَآإِلَّالَعِبٌوَلَهْوٌوَلَلدَّارُٱلْـَٔاخِرَةُخَيْرٌلِّلَّذِينَيَتَّقُونَأَفَلَاتَعْقِلُونَ٣٢
Veme-lhayâtü-ddünyâ illâ le’ibüv velehv. veleddâru-l'âhiratü hayrul lillezîne yettekûn. efelâ ta’kilûn.

Dünya hayatı sadece oyun ve oyalanmadır; ahiret yurdu, sakınanlar için daha iyidir. Düşünmüyor musunuz?

قَدْنَعْلَمُإِنَّهُلَيَحْزُنُكَٱلَّذِىيَقُولُونَفَإِنَّهُمْلَايُكَذِّبُونَكَوَلَـٰكِنَّٱلظَّـٰلِمِينَبِـَٔايَـٰتِٱللَّهِيَجْحَدُونَ٣٣
Kad na’lemü innehû leyahzünüke-llezî yekûlûne feinnehüm lâ yükezzibûneke velâkinne-zzâlimîne biâyâti-llâhi yechadûn.

Onların söylediklerinin seni üzeceğini elbette biliyoruz; doğrusu onlar seni yalancı saymıyorlar, fakat zalimler Allah'ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlar.

وَلَقَدْكُذِّبَتْرُسُلٌمِّنقَبْلِكَفَصَبَرُواعَلَىٰمَاكُذِّبُواوَأُوذُواحَتَّىٰٓأَتَىٰهُمْنَصْرُنَاوَلَامُبَدِّلَلِكَلِمَـٰتِٱللَّهِوَلَقَدْجَآءَكَمِننَّبَإِىٱلْمُرْسَلِينَ٣٤
Velekad küzzibet rusülüm min kablike fesaberû ’alâ mâ küzzibû veûzû hattâ etâhüm nasrunâ. velâ mübeddile likelimâti-llâh. velekad câeke min nebei-lmürselîn.

Senden önce nice peygamberler yalanlandı ve kendilerine yardımımız gelene kadar yalanlanmalarına ve sıkıştırılmaya katlandılar. Allah'ın sözlerini değiştirebilecek yoktur; and olsun ki peygamberlerin haberi sana da geldi.

وَإِنكَانَكَبُرَعَلَيْكَإِعْرَاضُهُمْفَإِنِٱسْتَطَعْتَأَنتَبْتَغِىَنَفَقًافِىٱلْأَرْضِأَوْسُلَّمًافِىٱلسَّمَآءِفَتَأْتِيَهُمبِـَٔايَةٍوَلَوْشَآءَٱللَّهُلَجَمَعَهُمْعَلَىٱلْهُدَىٰفَلَاتَكُونَنَّمِنَٱلْجَـٰهِلِينَ٣٥
Vein kâne kebüra ’aleyke i’râduhüm feini-steta’te en tebtegiye nefekan fi-l'ardi ev süllemen fi-ssemâi fete'tiyehüm biâyeh. velev şâe-llâhü leceme’ahüm ’ale-lhüdâ felâ tekûnenne mine-lcâhilîn.

Onların yüz çevirmesi sana ağır gelince, eğer gücün yeri delmeye veya göğe merdiven dayamağa yetmiş olsaydı, onlara bir mucize göstermek isterdin. Allah dileseydi onları doğru yolda toplardı. Sakın bilmeyenlerden olma.

إِنَّمَايَسْتَجِيبُٱلَّذِينَيَسْمَعُونَوَٱلْمَوْتَىٰيَبْعَثُهُمُٱللَّهُثُمَّإِلَيْهِيُرْجَعُونَ٣٦
İnnemâ yestecîbü-llezîne yesme’ûn. velmevtâ yeb’asühümü-llâhü sümme ileyhi yürce’ûn.

Ancak kulak verenler daveti kabul ederler. Ölüleri Allah diriltir, sonra O'na dönerler.

وَقَالُوالَوْلَانُزِّلَعَلَيْهِءَايَةٌمِّنرَّبِّهِقُلْإِنَّٱللَّهَقَادِرٌعَلَىٰٓأَنيُنَزِّلَءَايَةًوَلَـٰكِنَّأَكْثَرَهُمْلَايَعْلَمُونَ٣٧
Vekâlû levlâ nüzzile ’aleyhi âyetüm mir rabbih. kul inne-llâhe kâdirun ’alâ ey yünezzile âyetev velâkinne ekserahüm lâ ya’lemûn.

"Rabbinden ona (Muhammed'e) bir belge indirilseydi ya" dediler. De ki: "Doğrusu Allah bir belge indirmeye Kadir'dir, fakat çoğu bilmezler."

وَمَامِندَآبَّةٍفِىٱلْأَرْضِوَلَاطَـٰٓئِرٍيَطِيرُبِجَنَاحَيْهِإِلَّآأُمَمٌأَمْثَالُكُممَّافَرَّطْنَافِىٱلْكِتَـٰبِمِنشَىْءٍثُمَّإِلَىٰرَبِّهِمْيُحْشَرُونَ٣٨
Vemâ min dâbbetin fi-l'ardi velâ tâiriy yetîru bicenâhayhi illâ ümemün emsâlüküm. mâ ferratnâ fi-lkitâbi min şey'in sümme ilâ rabbihim yuhşerûn.

Yerde yürüyen hayvanlar ve kanatlarıyla uçan kuşlar da ancak sizin gibi birer toplulukturlar. Kitap'da Biz hiçbir şeyi eksik bırakmadık; onlar sonra Rablerine toplanacaklardır.

وَٱلَّذِينَكَذَّبُوابِـَٔايَـٰتِنَاصُمٌّوَبُكْمٌفِىٱلظُّلُمَـٰتِمَنيَشَإِٱللَّهُيُضْلِلْهُوَمَنيَشَأْيَجْعَلْهُعَلَىٰصِرَٰطٍمُّسْتَقِيمٍ٣٩
Vellezîne kezzebû biâyâtinâ summüv vebükmün fi-zzulümât. mey yeşei-llâhü yudlilh. vemey yeşe' yec’alhü ’alâ sirâtim müstekîm.

Ayetlerimizi yalanlayanlar karanlıklarda kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah kimi dilerse onu saptırır ve kimi dilerse onu doğru yola koyar.

قُلْأَرَءَيْتَكُمْإِنْأَتَىٰكُمْعَذَابُٱللَّهِأَوْأَتَتْكُمُٱلسَّاعَةُأَغَيْرَٱللَّهِتَدْعُونَإِنكُنتُمْصَـٰدِقِينَ٤٠
Kul era'eyteküm in etâküm ’azâbü-llâhi ev etetkümü-ssâ’atü egayra-llâhi ted’ûn. in küntüm sâdikîn.

De ki, "Üzerinize Allah'ın azabı gelse veya kıyamet saati size gelse, Allah'tan başkasına mı yalvarırsınız? Doğru iseniz bana bildirin".

بَلْإِيَّاهُتَدْعُونَفَيَكْشِفُمَاتَدْعُونَإِلَيْهِإِنشَآءَوَتَنسَوْنَمَاتُشْرِكُونَ٤١
Bel iyyâhü ted’ûne feyekşifü mâ ted’ûne ileyhi in şâe vetensevne mâ tüşrikûn.

Hayır; sadece O'na yalvarırsınız; dilerse yalvardığınız şeyi giderir, siz de O'na koştuğunuz ortakları unutursunuz.

وَلَقَدْأَرْسَلْنَآإِلَىٰٓأُمَمٍمِّنقَبْلِكَفَأَخَذْنَـٰهُمبِٱلْبَأْسَآءِوَٱلضَّرَّآءِلَعَلَّهُمْيَتَضَرَّعُونَ٤٢
Velekad erselnâ ilâ ümemim min kablike feehaznâhüm bilbe'sâi veddarrâi le’allehüm yetedarra’ûn.

Şüphesiz ki, senden önce ümmetlere peygamberler göndermiştik; onları yalvarsınlar diye darlık ve sıkıntıya sokmuştuk.

فَلَوْلَآإِذْجَآءَهُمبَأْسُنَاتَضَرَّعُواوَلَـٰكِنقَسَتْقُلُوبُهُمْوَزَيَّنَلَهُمُٱلشَّيْطَـٰنُمَاكَانُوايَعْمَلُونَ٤٣
Felevlâ iz câehüm be'sünâ tedarra’û velâkin kaset kulûbühüm vezeyyene lehümü-şşeytânü mâ kânû ya’melûn.

Hiç değilse, onlara şiddetimiz geldiği zaman yalvarıp yakarmalı değil miydiler? Lakin kalbleri katılaştı, şeytan da yaptıklarını onlara güzel gösterdi.

فَلَمَّانَسُوامَاذُكِّرُوابِهِفَتَحْنَاعَلَيْهِمْأَبْوَٰبَكُلِّشَىْءٍحَتَّىٰٓإِذَافَرِحُوابِمَآأُوتُوٓاأَخَذْنَـٰهُمبَغْتَةًفَإِذَاهُممُّبْلِسُونَ٤٤
Felemmâ nesû mâ zükkirû bihî fetahnâ ’aleyhim ebvâbe külli şey'. hattâ izâ ferihû bimâ ûtû ehaznâhüm bagteten feizâ hüm müblisûn.

Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, onlara her şeyin kapısını açtık; kendilerine verilene sevinince ansızın onları yakaladık da umutsuz kalıverdiler.

فَقُطِعَدَابِرُٱلْقَوْمِٱلَّذِينَظَلَمُواوَٱلْحَمْدُلِلَّهِرَبِّٱلْعَـٰلَمِينَ٤٥
Fekuti’a dâbiru-lkavmi-llezîne zalemû. velhamdü lillâhi rabbi-l’âlemîn.

Zulmeden milletin kökü böylece kesildi. Hamd, Alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.

قُلْأَرَءَيْتُمْإِنْأَخَذَٱللَّهُسَمْعَكُمْوَأَبْصَـٰرَكُمْوَخَتَمَعَلَىٰقُلُوبِكُممَّنْإِلَـٰهٌغَيْرُٱللَّهِيَأْتِيكُمبِهِٱنظُرْكَيْفَنُصَرِّفُٱلْـَٔايَـٰتِثُمَّهُمْيَصْدِفُونَ٤٦
Kul era'eytüm in ehaze-llâhü sem’aküm veebsâraküm vehateme ’alâ kulûbiküm men ilâhün gayru-llâhi ye'tîküm bih. ünzur keyfe nüsarrifü-l'âyâti sümme hüm yasdifûn.

De ki: "Gördünüz mü? Allah, işitmenizi, gözlerinizi alsa, kalblerinizi kapasa, Allah'tan başka hangi tanrı onu sizlere getirebilir?" Ayetleri nasıl türlü türlü açıkladığımıza bir baksana, sonra da onlar yüz çevirirler.

قُلْأَرَءَيْتَكُمْإِنْأَتَىٰكُمْعَذَابُٱللَّهِبَغْتَةًأَوْجَهْرَةًهَلْيُهْلَكُإِلَّاٱلْقَوْمُٱلظَّـٰلِمُونَ٤٧
Kul era'eyteküm in etâküm ’azâbü-llâhi bagteten ev cehraten hel yühlekü ille-lkavmu-zzâlimûn.

De ki: "Allah'ın azabı size ansızın veya açıkça gelirse, zalimlerden başkası mı yok olur? Bana bildirin."

وَمَانُرْسِلُٱلْمُرْسَلِينَإِلَّامُبَشِّرِينَوَمُنذِرِينَفَمَنْءَامَنَوَأَصْلَحَفَلَاخَوْفٌعَلَيْهِمْوَلَاهُمْيَحْزَنُونَ٤٨
Vemâ nürsilü-lmürselîne illâ mübeşşirîne vemünzirîn. femen âmene veasleha felâ havfün ’aleyhim velâ hüm yahzenûn.

Peygamberleri ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderiyoruz. Kim inanır ve nefsini ıslah ederse onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.

وَٱلَّذِينَكَذَّبُوابِـَٔايَـٰتِنَايَمَسُّهُمُٱلْعَذَابُبِمَاكَانُوايَفْسُقُونَ٤٩
Vellezîne kezzebû biâyâtinâ yemessühümü-l’azâbü bimâ kânû yefsükûn.

Ayetlerimizi inkar edenlere yoldan çıkmalarından ötürü azab dokunacaktır.

قُللَّآأَقُولُلَكُمْعِندِىخَزَآئِنُٱللَّهِوَلَآأَعْلَمُٱلْغَيْبَوَلَآأَقُولُلَكُمْإِنِّىمَلَكٌإِنْأَتَّبِعُإِلَّامَايُوحَىٰٓإِلَىَّقُلْهَلْيَسْتَوِىٱلْأَعْمَىٰوَٱلْبَصِيرُأَفَلَاتَتَفَكَّرُونَ٥٠
Kul lâ ekûlü leküm ’indî hazâinü-llâhi velâ a’lemü-lgaybe velâ ekûlü leküm innî melek. in ettebi’u illâ mâ yûhâ ileyy. kul hel yestevi-l'a’mâ velbesîr. efelâ tetefekkerûn.

De ki: "Size Allah'ın hazineleri elimdedir, demiyorum; gaybı da bilmiyorum; size, ben meleğim demiyorum, ben ancak bana vahyolunana uyuyorum." De ki: "Görenle görmeyen bir midir? Düşünmüyor musunuz?"

وَأَنذِرْبِهِٱلَّذِينَيَخَافُونَأَنيُحْشَرُوٓاإِلَىٰرَبِّهِمْلَيْسَلَهُممِّندُونِهِوَلِىٌّوَلَاشَفِيعٌلَّعَلَّهُمْيَتَّقُونَ٥١
Veenzir bihi-llezîne yehâfûne ey yuhşerû ilâ rabbihim leyse lehüm min dûnihî veliyyüv velâ şefî’ul le’allehüm yettekûn.

Rablerine toplanacaklarından korkanları Kuran ile uyar. O'ndan başka bir dost ve aracıları yoktur. Umulur ki Allah'tan sakınalar.

وَلَاتَطْرُدِٱلَّذِينَيَدْعُونَرَبَّهُمبِٱلْغَدَوٰةِوَٱلْعَشِىِّيُرِيدُونَوَجْهَهُمَاعَلَيْكَمِنْحِسَابِهِممِّنشَىْءٍوَمَامِنْحِسَابِكَعَلَيْهِممِّنشَىْءٍفَتَطْرُدَهُمْفَتَكُونَمِنَٱلظَّـٰلِمِينَ٥٢
Velâ tatrudi-llezîne yed’ûne rabbehüm bilgadâti vel’aşiyyi yürîdûne vecheh. mâ ’aleyke min hisâbihim min şey'iv vemâ min hisâbike ’aleyhim min şey'in fetatrudehüm fetekûne mine-zzâlimîn.

Sabah akşam, Rabblerinin rızasını isteyerek O'na yalvaranları kovma. Onların hesabından sana bir sorumluluk yoktur, senin hesabından da onlara bir sorumluluk yoktur ki onları kovarak zulmedenlerden olasın.

وَكَذَٰلِكَفَتَنَّابَعْضَهُمبِبَعْضٍلِّيَقُولُوٓاأَهَـٰٓؤُلَآءِمَنَّٱللَّهُعَلَيْهِممِّنبَيْنِنَآأَلَيْسَٱللَّهُبِأَعْلَمَبِٱلشَّـٰكِرِينَ٥٣
Vekezâlike fetennâ ba’dahüm biba’dil liyekûlû ehâülâi menne-llâhü ’aleyhim mim beyninâ. eleyse-llâhü bia’leme bişşâkirîn.

Böylece, "Aramızdan Allah bunlara mı iyilikte bulundu?" demeleri için onları birbiriyle denedik. Allah şükredenleri iyi bilen değil midir?

وَإِذَاجَآءَكَٱلَّذِينَيُؤْمِنُونَبِـَٔايَـٰتِنَافَقُلْسَلَـٰمٌعَلَيْكُمْكَتَبَرَبُّكُمْعَلَىٰنَفْسِهِٱلرَّحْمَةَأَنَّهُمَنْعَمِلَمِنكُمْسُوٓءًابِجَهَـٰلَةٍثُمَّتَابَمِنبَعْدِهِوَأَصْلَحَفَأَنَّهُغَفُورٌرَّحِيمٌ٥٤
Veizâ câeke-llezîne yü'minûne biâyâtinâ fekul selâmün ’aleyküm ketebe rabbüküm ’alâ nefsihi-rrahmete ennehû men ’amile minküm sûem bicehâletin sümme tâbe mim ba’dihî veasleha feennehû gafûrur rahîm.

Ayetlerimize inananlar sana gelince: "Size selam olsun" de. Rabbiniz, sizden kim bilmeyerek fenalık işler de arkasından tövbe eder ve nefsini düzeltirse, ona rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır. O, bağışlar ve merhamet eder.

وَكَذَٰلِكَنُفَصِّلُٱلْـَٔايَـٰتِوَلِتَسْتَبِينَسَبِيلُٱلْمُجْرِمِينَ٥٥
Vekezâlike nüfessilü-l'âyâti velitestebîne sebîlü-lmücrimîn.

Suçluların yolu belli olsun diye, böylece ayetleri uzun uzun açıklarız.

قُلْإِنِّىنُهِيتُأَنْأَعْبُدَٱلَّذِينَتَدْعُونَمِندُونِٱللَّهِقُللَّآأَتَّبِعُأَهْوَآءَكُمْقَدْضَلَلْتُإِذًاوَمَآأَنَامِنَٱلْمُهْتَدِينَ٥٦
Kul innî nühîtü en a’büde-llezîne ted’ûne min dûni-llâh. kul lâ ettebi’u ehvâeküm kad daleltü izev vemâ ene mine-lmühtedîn.

De ki: "Allah'tan başka, yalvardıklarınıza kulluk etmekten menolundum." "Sizin heveslerinize uymayacağım, yoksa sapıtmış, doğru yolda gidenlerden olmamış olurum" de.

قُلْإِنِّىعَلَىٰبَيِّنَةٍمِّنرَّبِّىوَكَذَّبْتُمبِهِمَاعِندِىمَاتَسْتَعْجِلُونَبِهِٓإِنِٱلْحُكْمُإِلَّالِلَّهِيَقُصُّٱلْحَقَّوَهُوَخَيْرُٱلْفَـٰصِلِينَ٥٧
Kul innî ’alâ beyyinetim mir rabbî vekezzebtüm bih. mâ ’indî mâ testa’cilûne bih. ini-lhukmü illâ lillâh. yekussu-lhakka vehüve hayru-lfâsilîn.

De ki: "Ben Rabbim'den bir belgeye dayanmaktayım, halbuki siz onu yalanladınız; acele istediğiniz de elimde değildir. Hüküm ancak Allah'ındır. O, hükmedenlerin en iyisi olarak gerçeği anlatır."

قُللَّوْأَنَّعِندِىمَاتَسْتَعْجِلُونَبِهِلَقُضِىَٱلْأَمْرُبَيْنِىوَبَيْنَكُمْوَٱللَّهُأَعْلَمُبِٱلظَّـٰلِمِينَ٥٨
Kul lev enne ’indî mâ testa’cilûne bihî lekudiye-l'emru beynî vebeyneküm. vellâhü a’lemü bizzâlimîn.

De ki: "Acele istediğiniz şey elimde olsaydı, benimle aranızdaki iş bitmiş olurdu." Allah zulmedenleri en iyi bilendir.

وَعِندَهُمَفَاتِحُٱلْغَيْبِلَايَعْلَمُهَآإِلَّاهُوَوَيَعْلَمُمَافِىٱلْبَرِّوَٱلْبَحْرِوَمَاتَسْقُطُمِنوَرَقَةٍإِلَّايَعْلَمُهَاوَلَاحَبَّةٍفِىظُلُمَـٰتِٱلْأَرْضِوَلَارَطْبٍوَلَايَابِسٍإِلَّافِىكِتَـٰبٍمُّبِينٍ٥٩
Ve’indehû mefâtihu-lgaybi lâ ya’lemühâ illâ hû. veya’lemü mâ fi-lberri velbahr. vemâ teskutu miv verakatin illâ ya’lemühâ velâ habbetin fî zulümâti-l'ardi velâ ratbiv velâ yâbisin illâ fî kitâbim mübîn.

Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı bilir. Düşen yaprağı, yerin karanlıklarında olan taneyi, yaşı kuruyu ki apaçık Kitap'tadır ancak O bilir.

وَهُوَٱلَّذِىيَتَوَفَّىٰكُمبِٱلَّيْلِوَيَعْلَمُمَاجَرَحْتُمبِٱلنَّهَارِثُمَّيَبْعَثُكُمْفِيهِلِيُقْضَىٰٓأَجَلٌمُّسَمًّىثُمَّإِلَيْهِمَرْجِعُكُمْثُمَّيُنَبِّئُكُمبِمَاكُنتُمْتَعْمَلُونَ٦٠
Vehüve-llezî yeteveffâküm billeyli veya’lemü mâ cerahtüm binnehâri sümme yeb’asüküm fîhi liyukdâ ecelüm müsemmâ. sümme ileyhi merci’uküm sümme yünebbiüküm bimâ küntüm ta’melûn.

Geceleyin sizi ölü gibi uyutan, gündüzün yaptıklarınızı bilen, mukadder olan hayat süreniz doluncaya kadar gündüzleri sizi tekrar kaldıran O'dur. Sonra dönüşünüz O'nadır, işlediklerinizi size bildirecektir.

وَهُوَٱلْقَاهِرُفَوْقَعِبَادِهِوَيُرْسِلُعَلَيْكُمْحَفَظَةًحَتَّىٰٓإِذَاجَآءَأَحَدَكُمُٱلْمَوْتُتَوَفَّتْهُرُسُلُنَاوَهُمْلَايُفَرِّطُونَ٦١
Vehüve-lkâhiru fevka ’ibâdihî veyürsilü ’aleyküm hafezah. hattâ izâ câe ehadekümü-lmevtü teveffethü rusülünâ vehüm lâ yüferritûn.

O, kulların üstünde yegane Hakim'dir, size koruyucular gönderir. Artık birinize ölüm gelince elçilerimiz, bir eksiklik yapmaksızın onun canını alırlar, sonra gerçek Mevlalarına döndürürler. Haberiniz olsun, hüküm O'nundur. O, hesap görenlerin en süratlisidir.

ثُمَّرُدُّوٓاإِلَىٱللَّهِمَوْلَىٰهُمُٱلْحَقِّأَلَالَهُٱلْحُكْمُوَهُوَأَسْرَعُٱلْحَـٰسِبِينَ٦٢
Sümme ruddû ile-llâhi mevlâhümü-lhakk. elâ lehü-lhukmü vehüve esra’u-lhâsibîn.

O, kulların üstünde yegane Hakim'dir, size koruyucular gönderir. Artık birinize ölüm gelince elçilerimiz, bir eksiklik yapmaksızın onun canını alırlar, sonra gerçek Mevlalarına döndürürler. Haberiniz olsun, hüküm O'nundur. O, hesap görenlerin en süratlisidir.

قُلْمَنيُنَجِّيكُممِّنظُلُمَـٰتِٱلْبَرِّوَٱلْبَحْرِتَدْعُونَهُتَضَرُّعًاوَخُفْيَةًلَّئِنْأَنجَىٰنَامِنْهَـٰذِهِلَنَكُونَنَّمِنَٱلشَّـٰكِرِينَ٦٣
Kul mey yüneccîküm min zulümâti-lberri velbahri ted’ûnehû tedarru’av vehufyeh. lein encânâ min hâzihî lenekûnenne mine-şşâkirîn.

De ki: "Kara ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarır? Bundan bizi kurtarırsan şükredenlerden olacağız diye O'na gizli gizli yalvarır yakarırsınız."

قُلِٱللَّهُيُنَجِّيكُممِّنْهَاوَمِنكُلِّكَرْبٍثُمَّأَنتُمْتُشْرِكُونَ٦٤
Kuli-llâhü yüneccîküm minhâ vemin külli kerbin sümme entüm tüşrikûn.

De ki: "Allah sizi ondan ve her sıkıntıdan kurtarır, sonra da O'na ortak koşarsınız."

قُلْهُوَٱلْقَادِرُعَلَىٰٓأَنيَبْعَثَعَلَيْكُمْعَذَابًامِّنفَوْقِكُمْأَوْمِنتَحْتِأَرْجُلِكُمْأَوْيَلْبِسَكُمْشِيَعًاوَيُذِيقَبَعْضَكُمبَأْسَبَعْضٍٱنظُرْكَيْفَنُصَرِّفُٱلْـَٔايَـٰتِلَعَلَّهُمْيَفْقَهُونَ٦٥
Kul hüve-lkâdiru ’alâ ey yeb’ase ’aleyküm ’azâbem min fevkiküm ev min tahti ercüliküm ev yelbiseküm şiye’av veyüzîka ba’daküm be'se ba’d. ünzur keyfe nüsarrifü-l'âyâti le’allehüm yefkahûn.

De ki: "Üstünüzden ve altınızdan size azab göndermeğe, sizi fırka fırka yapıp kiminize kiminizin hıncını tattırmağa Kadir olan O'dur." Anlasınlar diye ayetleri nasıl yerli yerince açıkladığımıza bak.

وَكَذَّبَبِهِقَوْمُكَوَهُوَٱلْحَقُّقُللَّسْتُعَلَيْكُمبِوَكِيلٍ٦٦
Vekezzebe bihî kavmüke vehüve-lhakk. kul lestü ’aleyküm bivekîl.

Gerçekten, senin milletin Kuran'ı yalanladı. "Cezanızı ben verecek değilim" de.

لِّكُلِّنَبَإٍمُّسْتَقَرٌّوَسَوْفَتَعْلَمُونَ٦٧
Likülli nebeim müstekarr. vesevfe ta’lemûn.

Her haberin gerçekleşeceği bir zaman vardır ki siz onu yakında bileceksiniz.

وَإِذَارَأَيْتَٱلَّذِينَيَخُوضُونَفِىٓءَايَـٰتِنَافَأَعْرِضْعَنْهُمْحَتَّىٰيَخُوضُوافِىحَدِيثٍغَيْرِهِوَإِمَّايُنسِيَنَّكَٱلشَّيْطَـٰنُفَلَاتَقْعُدْبَعْدَٱلذِّكْرَىٰمَعَٱلْقَوْمِٱلظَّـٰلِمِينَ٦٨
Veizâ raeyte-llezîne yehûdûne fî âyâtinâ fea’rid ’anhüm hattâ yehûdû fî hadîsin gayrih. veimmâ yünsiyenneke-şşeytânü felâ tak’ud ba’de-zzikrâ me’a-lkavmi-zzâlimîn.

Ayetlerimizi çekişmeye dalanları görünce, başka bir bahse geçmelerine kadar onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturursa hatırladıktan sonra artık zulmedenlerle beraber oturma.

وَمَاعَلَىٱلَّذِينَيَتَّقُونَمِنْحِسَابِهِممِّنشَىْءٍوَلَـٰكِنذِكْرَىٰلَعَلَّهُمْيَتَّقُونَ٦٩
Vemâ ’ale-llezîne yettekûne min hisâbihim min şey'iv velâkin zikrâ le’allehüm yettekûn.

Sakınan kimselere, onların hesaplarından bir sorumluluk yoktur. Fakat bir hatırlatmadır; belki sakınırlar.

وَذَرِٱلَّذِينَٱتَّخَذُوادِينَهُمْلَعِبًاوَلَهْوًاوَغَرَّتْهُمُٱلْحَيَوٰةُٱلدُّنْيَاوَذَكِّرْبِهِٓأَنتُبْسَلَنَفْسٌبِمَاكَسَبَتْلَيْسَلَهَامِندُونِٱللَّهِوَلِىٌّوَلَاشَفِيعٌوَإِنتَعْدِلْكُلَّعَدْلٍلَّايُؤْخَذْمِنْهَآأُولَـٰٓئِكَٱلَّذِينَأُبْسِلُوابِمَاكَسَبُوالَهُمْشَرَابٌمِّنْحَمِيمٍوَعَذَابٌأَلِيمٌبِمَاكَانُوايَكْفُرُونَ٧٠
Vezeri-llezîne-ttehazû dînehüm le’ibev velehvev vegarrathümü-lhayâtü-ddünyâ vezekkir bihî en tübsele nefsüm bimâ kesebet. leyse lehâ min dûni-llâhi veliyyüv velâ şefî’. vein ta’dil külle ’adlil lâ yü'haz minhâ. ülâike-llezîne übsilû bimâ kesebû. lehüm şerâbüm min hamîmiv ve’azâbün elîmüm bimâ kânû yekfürûn.

Dinlerini oyun ve eğlenceye alanları, dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak. Kuran ile öğüt ver ki, bir kimse kazandığıyla helake düşmeye görsün, o takdirde Allah'dan başka ona ne bir yardımcı, ne de bir kurtarıcı bulunur; her türlü fidyeyi de verse kabul olunmaz. Kazandıklarından ötürü yok olanlar işte bunlardır. İnkar etmelerinden dolayı kızgın içecek ve can yakıcı azab onlaradır.

قُلْأَنَدْعُوامِندُونِٱللَّهِمَالَايَنفَعُنَاوَلَايَضُرُّنَاوَنُرَدُّعَلَىٰٓأَعْقَابِنَابَعْدَإِذْهَدَىٰنَاٱللَّهُكَٱلَّذِىٱسْتَهْوَتْهُٱلشَّيَـٰطِينُفِىٱلْأَرْضِحَيْرَانَلَهُٓأَصْحَـٰبٌيَدْعُونَهُٓإِلَىٱلْهُدَىٱئْتِنَاقُلْإِنَّهُدَىٱللَّهِهُوَٱلْهُدَىٰوَأُمِرْنَالِنُسْلِمَلِرَبِّٱلْعَـٰلَمِينَ٧١
Kul ened’û min dûni-llâhi mâ lâ yenfe’unâ velâ yedurrunâ venüraddü ’alâ a’kâbinâ ba’de iz hedâne-llâhü kellezi-stehvethü-şşeyâtînü fi-l'ardi hayrân. lehû ashâbüy yed’ûnehû ile-lhüde-'tinâ. kul inne hüde-llâhi hüve-lhüdâ. veümirnâ linüslime lirabbi-l’âlemîn.

De ki: "Arkadaşları bize gel diye doğru yola çağırırken, şeytanların yeryüzünde şaşırttıkları bir kimse gibi geriye mi dönelim. Allah bizi doğru yola eriştirdikten sonra, bize faydası olmayan, zarar da veremeyen Allah'tan başka şeylere mi yalvaralım?" De ki, "Doğru yol ancak Allah'ın yoludur. Alemlerin Rabbine teslim olarak namaz kılın, Allah'tan sakının diye emrolunduk." Kendisine toplanacağınız O'dur.

وَأَنْأَقِيمُواٱلصَّلَوٰةَوَٱتَّقُوهُوَهُوَٱلَّذِىٓإِلَيْهِتُحْشَرُونَ٧٢
Veen ekîmu-ssalâte vettekûh. vehüve-llezî ileyhi tuhşerûn.

De ki: "Arkadaşları bize gel diye doğru yola çağırırken, şeytanların yeryüzünde şaşırttıkları bir kimse gibi geriye mi dönelim. Allah bizi doğru yola eriştirdikten sonra, bize faydası olmayan, zarar da veremeyen Allah'tan başka şeylere mi yalvaralım?" De ki, "Doğru yol ancak Allah'ın yoludur. Alemlerin Rabbine teslim olarak namaz kılın, Allah'tan sakının diye emrolunduk." Kendisine toplanacağınız O'dur.

وَهُوَٱلَّذِىخَلَقَٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضَبِٱلْحَقِّوَيَوْمَيَقُولُكُنفَيَكُونُقَوْلُهُٱلْحَقُّوَلَهُٱلْمُلْكُيَوْمَيُنفَخُفِىٱلصُّورِعَـٰلِمُٱلْغَيْبِوَٱلشَّهَـٰدَةِوَهُوَٱلْحَكِيمُٱلْخَبِيرُ٧٣
Vehüve-llezî haleka-ssemâvâti vel'arda bilhakk. veyevme yekûlü kün feyekûn. kavlühü-lhakk. velehü-lmülkü yevme yünfehu fi-ssûr. ’âlimü-lgaybi veşşehâdeh. vehüve-lhakîmü-lhabîr.

Gökleri ve yeri gerçekle yaratan O'dur ki "Ol" dediği gün (an) hemen olur; sözü gerçektir. Sura üfleneceği gün hükümranlık O'nundur. Görülmeyeni de görüleni de bilir. O Hakim'dir, haberdardır.

وَإِذْقَالَإِبْرَٰهِيمُلِأَبِيهِءَازَرَأَتَتَّخِذُأَصْنَامًاءَالِهَةًإِنِّىٓأَرَىٰكَوَقَوْمَكَفِىضَلَـٰلٍمُّبِينٍ٧٤
Veiz kâle ibrâhîmü liebîhi âzera etettehizü asnâmen âliheten. innî erâke vekavmeke fî dalâlim mübîn.

İbrahim, babası Azer'e, "Putları tanrı olarak mı benimsiyorsun? Doğrusu ben seni ve milletini açık bir sapıklık içinde görüyorum" demişti.

وَكَذَٰلِكَنُرِىٓإِبْرَٰهِيمَمَلَكُوتَٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَلِيَكُونَمِنَٱلْمُوقِنِينَ٧٥
Vekezâlike nürî ibrâhîme melekûte-ssemâvâti vel'ardi veliyekûne mine-lmûkinîn.

Yakinen bilenlerden olması için İbrahim'e göklerin ve yerin hükümranlığını şöylece gösteriyorduk:

فَلَمَّاجَنَّعَلَيْهِٱلَّيْلُرَءَاكَوْكَبًاقَالَهَـٰذَارَبِّىفَلَمَّآأَفَلَقَالَلَآأُحِبُّٱلْـَٔافِلِينَ٧٦
Felemmâ cenne ’aleyhi-lleylü raâ kevkebâ. kâle hâzâ rabbî. felemmâ efele kâle lâ ühibbü-l'âfilîn.

Gece basınca bir yıldız gördü, "işte bu benim Rabbim!" dedi; yıldız batınca, "batanları sevmem" dedi.

فَلَمَّارَءَاٱلْقَمَرَبَازِغًاقَالَهَـٰذَارَبِّىفَلَمَّآأَفَلَقَالَلَئِنلَّمْيَهْدِنِىرَبِّىلَأَكُونَنَّمِنَٱلْقَوْمِٱلضَّآلِّينَ٧٧
Felemmâ rae-lkamera bâzigan kâle hâzâ rabbî. felemmâ efele kâle leil lem yehdinî rabbî leekûnenne mine-lkavmi-ddâllîn.

Ayı doğarken görünce, "işte bu benim Rabbim!" dedi, batınca, "Rabbim beni doğruya eriştirmeseydi and olsun ki sapıklardan olurdum" dedi.

فَلَمَّارَءَاٱلشَّمْسَبَازِغَةًقَالَهَـٰذَارَبِّىهَـٰذَآأَكْبَرُفَلَمَّآأَفَلَتْقَالَيَـٰقَوْمِإِنِّىبَرِىٓءٌمِّمَّاتُشْرِكُونَ٧٨
Felemmâ rae-şşemse bâzigaten kâle hâzâ rabbî hâzâ ekber. felemmâ efelet kâle yâ kavmi innî berîüm mimmâ tüşrikûn.

Güneşi doğarken görünce "işte bu benim Rabbim, bu daha büyük!" dedi; batınca, "Ey milletim! Doğrusu ben ortak koştuklarınızdan uzağım" dedi.

إِنِّىوَجَّهْتُوَجْهِىَلِلَّذِىفَطَرَٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضَحَنِيفًاوَمَآأَنَامِنَٱلْمُشْرِكِينَ٧٩
İnnî veccehtü vechiye lillezî fetara-ssemâvâti vel'arda hanîfev vemâ ene mine-lmüşrikîn.

"Doğrusu ben yüzümü, gökleri ve yeri yaratana, doğruya yönelerek çevirdim, ben ortak koşanlardan değilim."

وَحَآجَّهُقَوْمُهُقَالَأَتُحَـٰٓجُّوٓنِّىفِىٱللَّهِوَقَدْهَدَىٰنِوَلَآأَخَافُمَاتُشْرِكُونَبِهِٓإِلَّآأَنيَشَآءَرَبِّىشَيْـًٔاوَسِعَرَبِّىكُلَّشَىْءٍعِلْمًاأَفَلَاتَتَذَكَّرُونَ٨٠
Vehâccehû kavmüh. kâle etühâccûnnî fi-llâhi vekad hedân. velâ ehâfü mâ tüşrikûne bihî illâ ey yeşâe rabbî şey'â. vesi’a rabbî külle şey'in ’ilmâ. efelâ tetezekkerûn.

Milleti onunla tartışmaya girişti. "Beni doğru yola eriştirmişken, Allah hakkında benimle mi tartışıyorsunuz? O'na ortak koştuklarınızdan korkmuyorum, meğer ki Rabbim bir şeyi dilemiş ola. Rabbim ilimce her şeyi kuşatmıştır; hala öğüt kabul etmez misiniz?" dedi.

وَكَيْفَأَخَافُمَآأَشْرَكْتُمْوَلَاتَخَافُونَأَنَّكُمْأَشْرَكْتُمبِٱللَّهِمَالَمْيُنَزِّلْبِهِعَلَيْكُمْسُلْطَـٰنًافَأَىُّٱلْفَرِيقَيْنِأَحَقُّبِٱلْأَمْنِإِنكُنتُمْتَعْلَمُونَ٨١
Vekeyfe ehâfü mâ eşraktüm velâ tehâfûne enneküm eşraktüm billâhi mâ lem yünezzil bihî ’aleyküm sültânâ. feeyyü-lferîkayni ehakku bil'emn. in küntüm ta’lemûn.

"Allah'a koştuğunuz ortaklardan nasıl korkarım? Oysa siz, Allah'ın hakkında size bir delil indirmediği bir şeyi O'na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz. İki taraftan hangisine güvenmek daha gereklidir, bir bilseniz."

ٱلَّذِينَءَامَنُواوَلَمْيَلْبِسُوٓاإِيمَـٰنَهُمبِظُلْمٍأُولَـٰٓئِكَلَهُمُٱلْأَمْنُوَهُممُّهْتَدُونَ٨٢
Ellezîne âmenû velem yelbisû îmânehüm bizulmin ülâike lehümü-l'emnü vehüm mühtedûn.

İşte güven; onlara, inanıp haksızlık karıştırmayanlaradır. Onlar doğru yoldadırlar.

وَتِلْكَحُجَّتُنَآءَاتَيْنَـٰهَآإِبْرَٰهِيمَعَلَىٰقَوْمِهِنَرْفَعُدَرَجَـٰتٍمَّننَّشَآءُإِنَّرَبَّكَحَكِيمٌعَلِيمٌ٨٣
Vetilke huccetünâ âteynâhâ ibrâhîme ’alâ kavmih. nerfe’u deracâtim men neşâ'. inne rabbeke hakîmün ’alîm.

Bu, İbrahim'e, milletine karşı verdiğimiz hüccetimizdir. Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Doğrusu Rabbin Hakim'dir, Bilen'dir.

وَوَهَبْنَالَهُٓإِسْحَـٰقَوَيَعْقُوبَكُلًّاهَدَيْنَاوَنُوحًاهَدَيْنَامِنقَبْلُوَمِنذُرِّيَّتِهِدَاوُدَوَسُلَيْمَـٰنَوَأَيُّوبَوَيُوسُفَوَمُوسَىٰوَهَـٰرُونَوَكَذَٰلِكَنَجْزِىٱلْمُحْسِنِينَ٨٤
Vevehebnâ lehû ishâka veya’kûb. küllen hedeynâ. venûhan hedeynâ min kablü vemin zürriyyetihî dâvûde vesüleymâne veeyyûbe veyûsüfe vemûsâ vehârûn. vekezâlike neczi-lmuhsinîn.

Ona İshak'ı, Yakub'u bağışladık, her birini doğru yola eriştirdik. Daha önce Nuh'u ve soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u -ki işlerini iyi yapanlara böylece karşılık veririz-, Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı -ki hepsi iyilerdendir-, İsmail'i, Elyesa'ı, Yunus'u, Lut'u -ki hepsini dünyalara üstün kıldık- doğru yola eriştirdik.

وَزَكَرِيَّاوَيَحْيَىٰوَعِيسَىٰوَإِلْيَاسَكُلٌّمِّنَٱلصَّـٰلِحِينَ٨٥
Vezekeriyyâ veyahyâ ve’îsâ veilyâs. küllüm mine-ssâlihîn.

Ona İshak'ı, Yakub'u bağışladık, her birini doğru yola eriştirdik. Daha önce Nuh'u ve soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u -ki işlerini iyi yapanlara böylece karşılık veririz-, Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı -ki hepsi iyilerdendir-, İsmail'i, Elyesa'ı, Yunus'u, Lut'u -ki hepsini dünyalara üstün kıldık- doğru yola eriştirdik.

وَإِسْمَـٰعِيلَوَٱلْيَسَعَوَيُونُسَوَلُوطًاوَكُلًّافَضَّلْنَاعَلَىٱلْعَـٰلَمِينَ٨٦
Veismâ’île velyese’a veyûnüse velûtâ. veküllen feddalnâ ’ale-l’âlemîn.

Ona İshak'ı, Yakub'u bağışladık, her birini doğru yola eriştirdik. Daha önce Nuh'u ve soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u -ki işlerini iyi yapanlara böylece karşılık veririz-, Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı -ki hepsi iyilerdendir-, İsmail'i, Elyesa'ı, Yunus'u, Lut'u -ki hepsini dünyalara üstün kıldık- doğru yola eriştirdik.

وَمِنْءَابَآئِهِمْوَذُرِّيَّـٰتِهِمْوَإِخْوَٰنِهِمْوَٱجْتَبَيْنَـٰهُمْوَهَدَيْنَـٰهُمْإِلَىٰصِرَٰطٍمُّسْتَقِيمٍ٨٧
Vemin âbâihim vezürriyyâtihim veihvânihim. vectebeynâhüm vehedeynâhüm ilâ sirâtim müstekîm.

Babalarından, soylarından, kardeşlerinden bir kısmını seçtik ve doğru yola eriştirdik.

ذَٰلِكَهُدَىٱللَّهِيَهْدِىبِهِمَنيَشَآءُمِنْعِبَادِهِوَلَوْأَشْرَكُوالَحَبِطَعَنْهُممَّاكَانُوايَعْمَلُونَ٨٨
Zâlike hüde-llâhi yehdî bihî mey yeşâü min ’ibâdih. velev eşrakû lehabita ’anhüm mâ kânû ya’melûn.

Bu, Allah'ın kullarından dilediğini eriştirdiği yoludur. Eğer ortak koşsalarda amelleri boşa çıkardı.

أُولَـٰٓئِكَٱلَّذِينَءَاتَيْنَـٰهُمُٱلْكِتَـٰبَوَٱلْحُكْمَوَٱلنُّبُوَّةَفَإِنيَكْفُرْبِهَاهَـٰٓؤُلَآءِفَقَدْوَكَّلْنَابِهَاقَوْمًالَّيْسُوابِهَابِكَـٰفِرِينَ٨٩
Ülâike-llezîne âteynâhümü-lkitâbe velhukme vennübüvveh. feiy yekfür bihâ hâülâi fekad vekkelnâ bihâ kavmel leysû bihâ bikâfirîn.

Kendilerine kitap, hüküm ve peygamberlik verdiklerimiz işte bunlardır. Kafirler onları inkar ederlerse, inkar etmeyecek bir milleti onlara vekil kılarız.

أُولَـٰٓئِكَٱلَّذِينَهَدَىٱللَّهُفَبِهُدَىٰهُمُٱقْتَدِهْقُللَّآأَسْـَٔلُكُمْعَلَيْهِأَجْرًاإِنْهُوَإِلَّاذِكْرَىٰلِلْعَـٰلَمِينَ٩٠
Ülâike-llezîne hede-llâhü febihüdâhümu-ktedih. kul lâ es'elüküm ’aleyhi ecrâ. in hüve illâ zikrâ lil’âlemîn.

İşte bunlar Allah'ın doğru yola eriştirdikleridir, onların yoluna uy, "Sizden buna karşılık bir ücret istemem, bu sadece herkes için bir hatırlatmadır" de.

وَمَاقَدَرُواٱللَّهَحَقَّقَدْرِهِٓإِذْقَالُوامَآأَنزَلَٱللَّهُعَلَىٰبَشَرٍمِّنشَىْءٍقُلْمَنْأَنزَلَٱلْكِتَـٰبَٱلَّذِىجَآءَبِهِمُوسَىٰنُورًاوَهُدًىلِّلنَّاسِتَجْعَلُونَهُقَرَاطِيسَتُبْدُونَهَاوَتُخْفُونَكَثِيرًاوَعُلِّمْتُممَّالَمْتَعْلَمُوٓاأَنتُمْوَلَآءَابَآؤُكُمْقُلِٱللَّهُثُمَّذَرْهُمْفِىخَوْضِهِمْيَلْعَبُونَ٩١
Vemâ kaderü-llâhe hakka kadrihî iz kâlû mâ enzele-llâhü ’alâ beşerim min şey'. kul men enzele-lkitâbe-llezî câe bihî mûsâ nûrav vehüdel linnâsi tec’alûnehû karâtîse tübdûnehâ vetuhfûne kesîrâ. ve’ullimtüm mâ lem ta’lemû entüm velâ âbâüküm. kuli-llâhü sümme zerhüm fî havdihim yel’abûn.

"Allah hiçbir insana bir şey indirmemiştir" demekle Allah'ı gereği gibi değerlendiremediler. De ki: "Musa'nın insanlara nur ve yol gösterici olarak getirdiği Kitap'ı kim indirdi? Ki siz onu kağıtlara yazıp bir kısmını gösterip çoğunu gizlersiniz, atalarınızın ve sizin bilmediğiniz size onunla öğretilmiştir." "Allah" de, sonra da onları daldıkları sapıklıkta bırak, oynasınlar.

وَهَـٰذَاكِتَـٰبٌأَنزَلْنَـٰهُمُبَارَكٌمُّصَدِّقُٱلَّذِىبَيْنَيَدَيْهِوَلِتُنذِرَأُمَّٱلْقُرَىٰوَمَنْحَوْلَهَاوَٱلَّذِينَيُؤْمِنُونَبِٱلْـَٔاخِرَةِيُؤْمِنُونَبِهِوَهُمْعَلَىٰصَلَاتِهِمْيُحَافِظُونَ٩٢
Vehâzâ kitâbün enzelnâhü mübâraküm müsaddiku-llezî beyne yedeyhi velitünzira ümme-lkurâ vemen havlehâ. vellezîne yü'minûne bil'âhirati yü'minûne bihî vehüm ’alâ salâtihim yühâfizûn.

Bu indirdiğimiz, kendinden öncekileri doğrulayan, Mekkelileri ve etrafındakileri uyaran mübarek Kitap'dır. Ahirete inananlar buna inanırlar, namazlarına da devam ederler.

وَمَنْأَظْلَمُمِمَّنِٱفْتَرَىٰعَلَىٱللَّهِكَذِبًاأَوْقَالَأُوحِىَإِلَىَّوَلَمْيُوحَإِلَيْهِشَىْءٌوَمَنقَالَسَأُنزِلُمِثْلَمَآأَنزَلَٱللَّهُوَلَوْتَرَىٰٓإِذِٱلظَّـٰلِمُونَفِىغَمَرَٰتِٱلْمَوْتِوَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُبَاسِطُوٓاأَيْدِيهِمْأَخْرِجُوٓاأَنفُسَكُمُٱلْيَوْمَتُجْزَوْنَعَذَابَٱلْهُونِبِمَاكُنتُمْتَقُولُونَعَلَىٱللَّهِغَيْرَٱلْحَقِّوَكُنتُمْعَنْءَايَـٰتِهِتَسْتَكْبِرُونَ٩٣
Vemen azlemü mimmeni-fterâ ’ale-llâhi keziben ev kâle ûhiye ileyye velem yûha ileyhi şey'üv vemen kâle seünzilü misle mâ enzele-llâh. velev terâ izi-zzâlimûne fî gamerâti-lmevti velmelâiketü bâsitû eydîhim. ahricû enfüseküm. elyevme tüczevne ’azâbe-lhûni bimâ küntüm tekûlûne ’ale-llâhi gayra-lhakki veküntüm ’an âyâtihî testekbirûn.

Allah'a karşı yalan uydurandan veya kendisine bir şey vahyedilmemişken "Bana vahyolundu, Allah'ın indirdiği gibi ben de indireceğim" diyenden daha zalim kim olabilir? Bu zalimleri can çekişirlerken melekler ellerini uzatmış, "Canlarınızı verin, bugün Allah'a karşı haksız yere söylediklerinizden, O'nun ayetlerine büyüklük taslamanızdan ötürü alçaltıcı azabla cezalandırılacaksınız" derken bir görsen!

وَلَقَدْجِئْتُمُونَافُرَٰدَىٰكَمَاخَلَقْنَـٰكُمْأَوَّلَمَرَّةٍوَتَرَكْتُممَّاخَوَّلْنَـٰكُمْوَرَآءَظُهُورِكُمْوَمَانَرَىٰمَعَكُمْشُفَعَآءَكُمُٱلَّذِينَزَعَمْتُمْأَنَّهُمْفِيكُمْشُرَكَـٰٓؤُالَقَدتَّقَطَّعَبَيْنَكُمْوَضَلَّعَنكُممَّاكُنتُمْتَزْعُمُونَ٩٤
Velekad ci'tümûnâ fürâdâ kemâ halaknâküm evvele merrativ veteraktüm mâ havvelnâküm verâe zuhûriküm. vemâ nerâ me’aküm şüfe’âekümü-llezîne za’amtüm ennehüm fîküm şürakâ'. lekat tekatta’a beyneküm vedalle ’anküm mâ küntüm tez’umûn.

Onlara: "And olsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi size verdiklerimizi ardınızda bırakarak bize birer birer geldiniz; içinizde Allah'ın ortakları olduğunu sandığınız şefaatçılarınızı beraber görmüyoruz. And olsun ki aranızdaki bağlar kopmuş, ortak sandıklarınız sizden ayrılmışlardır" denecek.

إِنَّٱللَّهَفَالِقُٱلْحَبِّوَٱلنَّوَىٰيُخْرِجُٱلْحَىَّمِنَٱلْمَيِّتِوَمُخْرِجُٱلْمَيِّتِمِنَٱلْحَىِّذَٰلِكُمُٱللَّهُفَأَنَّىٰتُؤْفَكُونَ٩٥
İnne-llâhe fâliku-lhabbi vennevâ. yuhricü-lhayye mine-lmeyyiti vemuhricü-lmeyyiti mine-lhayy. zâlikümü-llâhü feennâ tü'fekûn.

Taneyi ve çekirdeği yaran şüphesiz Allah'tır; ölüyü çıkarır. İşte Allah budur, nasıl yüz çevirirsiniz?

فَالِقُٱلْإِصْبَاحِوَجَعَلَٱلَّيْلَسَكَنًاوَٱلشَّمْسَوَٱلْقَمَرَحُسْبَانًاذَٰلِكَتَقْدِيرُٱلْعَزِيزِٱلْعَلِيمِ٩٦
Fâliku-l'isbâh. vece’ale-lleyle sekenev veşşemse velkamera husbânâ. zâlike takdîru-l’azîzi-l’alîm.

Tanyerini ağartan, geceyi dinlenme zamanı, güneş ve ayı vakit ölçüsü kılandır. Bu, Güçlü olan'ın, Bilen'in nizamıdır.

وَهُوَٱلَّذِىجَعَلَلَكُمُٱلنُّجُومَلِتَهْتَدُوابِهَافِىظُلُمَـٰتِٱلْبَرِّوَٱلْبَحْرِقَدْفَصَّلْنَاٱلْـَٔايَـٰتِلِقَوْمٍيَعْلَمُونَ٩٧
Vehüve-llezî ce’ale lekümü-nnücûme litehtedû bihâ fî zulümâti-lberri velbahr. kad fessalne-l'âyâti likavmiy ya’lemûn.

O, yıldızları kara ve denizin karanlıklarında yol bulasınız diye sizin için var edendir. Bilen millet için ayetleri uzun uzadıya açıkladık.

وَهُوَٱلَّذِىٓأَنشَأَكُممِّننَّفْسٍوَٰحِدَةٍفَمُسْتَقَرٌّوَمُسْتَوْدَعٌقَدْفَصَّلْنَاٱلْـَٔايَـٰتِلِقَوْمٍيَفْقَهُونَ٩٨
Vehüve-llezî enşeeküm min nefsiv vâhidetin femüstekarruv vemüstevda’. kad fessalne-l'âyâti likavmiy yefkahûn.

O, sizi bir tek nefisten, babaların sulbünde kararlaşmış ve anaların rahminde kararlaşmakta olarak yaratandır. Anlayan millet için ayetleri uzun uzadıya açıkladık.

وَهُوَٱلَّذِىٓأَنزَلَمِنَٱلسَّمَآءِمَآءًفَأَخْرَجْنَابِهِنَبَاتَكُلِّشَىْءٍفَأَخْرَجْنَامِنْهُخَضِرًانُّخْرِجُمِنْهُحَبًّامُّتَرَاكِبًاوَمِنَٱلنَّخْلِمِنطَلْعِهَاقِنْوَانٌدَانِيَةٌوَجَنَّـٰتٍمِّنْأَعْنَابٍوَٱلزَّيْتُونَوَٱلرُّمَّانَمُشْتَبِهًاوَغَيْرَمُتَشَـٰبِهٍٱنظُرُوٓاإِلَىٰثَمَرِهِٓإِذَآأَثْمَرَوَيَنْعِهِٓإِنَّفِىذَٰلِكُمْلَـَٔايَـٰتٍلِّقَوْمٍيُؤْمِنُونَ٩٩
Vehüve-llezî enzele mine-ssemâi mââ. feahracnâ bihî nebâte külli şey'in feahracnâ minhü hadiran nuhricü minhü habbem müterâkibâ. vemine-nnahli min tal’ihâ kinvânün dâniyetüv vecennâtim min a’nâbiv vezzeytûne verrummâne müştebihev vegayra müteşâbih.-nzurû ilâ semerihî izâ esmera veyen’ih. inne fî zâliküm leâyâtil likavmiy yü'minûn.

O, gökten su indirendir. Her bitkiyi onunla bitirdik, ondan bitirdiğimiz yeşilden, birbirine benzeyen ve benzemeyen yığın yığın taneler, hurmaların tomurcuklarından sarkan salkımlar, üzüm bağları, zeytin ve nar çıkardık. Ürün verdiklerinde ürünlerine, olgunlaşmalarına bir bakın. Bunlarda, inananlar için, şüphesiz, deliller vardır.

وَجَعَلُوالِلَّهِشُرَكَآءَٱلْجِنَّوَخَلَقَهُمْوَخَرَقُوالَهُبَنِينَوَبَنَـٰتٍبِغَيْرِعِلْمٍسُبْحَـٰنَهُوَتَعَـٰلَىٰعَمَّايَصِفُونَ١٠٠
Vece’alû lillâhi şürakâe-lcinne vehalekahüm veharakû lehû benîne vebenâtim bigayri ’ilm. sübhânehû vete’âlâ ’ammâ yesifûn.

Cinleri O yaratmışken kafirler Allah'a ortak koştular. Körü körüne O'na oğullar ve kızlar uydurdular. Haşa, O onların vasıflandırmalarından yücedir.

بَدِيعُٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِأَنَّىٰيَكُونُلَهُوَلَدٌوَلَمْتَكُنلَّهُصَـٰحِبَةٌوَخَلَقَكُلَّشَىْءٍوَهُوَبِكُلِّشَىْءٍعَلِيمٌ١٠١
Bedî’u-ssemâvâti vel'ard. ennâ yekûnü lehû veledüv velem tekül lehû sâhibeh. vehaleka külle şey'. vehüve bikülli şey'in ’alîm.

O, gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Zevcesi olmadan nasıl çocuğu olabilir? Oysa her şeyi O yaratmıştır, her şeyi bilir.

ذَٰلِكُمُٱللَّهُرَبُّكُمْلَآإِلَـٰهَإِلَّاهُوَخَـٰلِقُكُلِّشَىْءٍفَٱعْبُدُوهُوَهُوَعَلَىٰكُلِّشَىْءٍوَكِيلٌ١٠٢
Zâlikümü-llâhü rabbüküm. lâ ilâhe illâ hû. hâliku külli şey'in fa’büdûh. vehüve ’alâ külli şey'iv vekîl.

İşte Rabbiniz, Allah budur. O'ndan başka tanrı yoktur, her şeyin yaratanıdır. Öyleyse O'na kulluk edin; O her şeye de vekildir.

لَّاتُدْرِكُهُٱلْأَبْصَـٰرُوَهُوَيُدْرِكُٱلْأَبْصَـٰرَوَهُوَٱللَّطِيفُٱلْخَبِيرُ١٠٣
Lâ tüdrikühü-l'ebsâr. vehüve yüdrikü-l'ebsâr. vehüve-lletîfü-lhabîr.

Gözler O'nu görmez, O bütün gözleri görür. O Latif'tir, haberdardır.

قَدْجَآءَكُمبَصَآئِرُمِنرَّبِّكُمْفَمَنْأَبْصَرَفَلِنَفْسِهِوَمَنْعَمِىَفَعَلَيْهَاوَمَآأَنَاعَلَيْكُمبِحَفِيظٍ١٠٤
Kad câeküm besâiru mir rabbiküm. femen ebsara felinefsih. vemen ’amiye fe’aleyhâ. vemâ ene ’aleyküm bihafîz.

Doğrusu size Rabbiniz'den açık belgeler gelmiştir; kim görürse kendi lehine ve kim körlük ederse kendi aleyhinedir. Ben sizin bekçiniz değilim.

وَكَذَٰلِكَنُصَرِّفُٱلْـَٔايَـٰتِوَلِيَقُولُوادَرَسْتَوَلِنُبَيِّنَهُلِقَوْمٍيَعْلَمُونَ١٠٥
Vekezâlike nüsarrifü-l'âyâti veliyekûlû deraste velinübeyyinehû likavmiy ya’lemûn.

Sana, "Sen okumuşsun" derler; oysa Biz, öğrenecek kimselere ayetleri böylece türlü türlü açıklamaktayız.

ٱتَّبِعْمَآأُوحِىَإِلَيْكَمِنرَّبِّكَلَآإِلَـٰهَإِلَّاهُوَوَأَعْرِضْعَنِٱلْمُشْرِكِينَ١٠٦
İttebi’ mâ ûhiye ileyke mir rabbik. lâ ilâhe illâ hû. vea’rid ’ani-lmüşrikîn.

Rabbin'den sana vahyolunana uy, O'ndan başka tanrı yoktur, puta tapanlardan yüz çevir.

وَلَوْشَآءَٱللَّهُمَآأَشْرَكُواوَمَاجَعَلْنَـٰكَعَلَيْهِمْحَفِيظًاوَمَآأَنتَعَلَيْهِمبِوَكِيلٍ١٠٧
Velev şâe-llâhü mâ eşrakû. vemâ ce’alnâke ’aleyhim hafîzâ. vemâ ente ’aleyhim bivekîl.

Allah dileseydi puta tapmazlardı. Seni onlara koruyucu yapmadık, onların vekili de değilsin.

وَلَاتَسُبُّواٱلَّذِينَيَدْعُونَمِندُونِٱللَّهِفَيَسُبُّواٱللَّهَعَدْوًابِغَيْرِعِلْمٍكَذَٰلِكَزَيَّنَّالِكُلِّأُمَّةٍعَمَلَهُمْثُمَّإِلَىٰرَبِّهِممَّرْجِعُهُمْفَيُنَبِّئُهُمبِمَاكَانُوايَعْمَلُونَ١٠٨
Velâ tesübbü-llezîne yed’ûne min dûni-llâhi feyesübbü-llâhe ’advem bigayri ’ilm. kezâlike zeyyennâ likülli ümmetin ’amelehüm sümme ilâ rabbihim merci’uhüm feyünebbiühüm bimâ kânû ya’melûn.

Allah'tan başka yalvardıklarına sövmeyin ki, onlar da cahillikle ileri giderek Allah'a sövmesinler. Böylece her ümmete işini güzel gösterdik, sonra dönüşleri Rab'lerinedir. O, işlediklerini haber verir.

وَأَقْسَمُوابِٱللَّهِجَهْدَأَيْمَـٰنِهِمْلَئِنجَآءَتْهُمْءَايَةٌلَّيُؤْمِنُنَّبِهَاقُلْإِنَّمَاٱلْـَٔايَـٰتُعِندَٱللَّهِوَمَايُشْعِرُكُمْأَنَّهَآإِذَاجَآءَتْلَايُؤْمِنُونَ١٠٩
Veaksemû billâhi cehde eymânihim lein câethüm âyetüh leyü'minünne bihâ. kul inneme-l'âyâtü ’inde-llâhi vemâ yüş’iruküm ennehâ izâ câet lâ yü'minûn.

Kendilerine bir mucize gösterilirse, mutlaka ona inanacaklarına dair bütün güçleriyle Allah'a yemin ederler. De ki: "Mucizeler, ancak Allah katındadır"; onların, mucize geldiği zaman da inanmayacaklarını anlamıyor musunuz?

وَنُقَلِّبُأَفْـِٔدَتَهُمْوَأَبْصَـٰرَهُمْكَمَالَمْيُؤْمِنُوابِهِٓأَوَّلَمَرَّةٍوَنَذَرُهُمْفِىطُغْيَـٰنِهِمْيَعْمَهُونَ١١٠
Venükallibü ef'idetehüm veebsârahüm kemâ lem yü'minû bihî evvele merrativ venezeruhüm fî tugyânihim ya’mehûn.

Onların kalblerini, gözlerini, ona ilk defa inanmadıkları gibi çeviririz; onları taşkınlıkları içinde şaşkın şaşkın bırakırız.

وَلَوْأَنَّنَانَزَّلْنَآإِلَيْهِمُٱلْمَلَـٰٓئِكَةَوَكَلَّمَهُمُٱلْمَوْتَىٰوَحَشَرْنَاعَلَيْهِمْكُلَّشَىْءٍقُبُلًامَّاكَانُوالِيُؤْمِنُوٓاإِلَّآأَنيَشَآءَٱللَّهُوَلَـٰكِنَّأَكْثَرَهُمْيَجْهَلُونَ١١١
Velev ennenâ nezzelnâ ileyhimü-lmelâikete vekellemehümü-lmevtâ vehaşernâ ’aleyhim külle şey'in kubülem mâ kânû liyü'minû illâ ey yeşâe-llâhü velâkinne ekserahüm yechelûn.

Eğer biz onlara melekleri indirsek, ölüler onlarla konuşsa ve her şeyi karşılarına toplasaydık, Allah dilemedikçe, yine de inanmazlardı; fakat onların çoğu bunu bilmiyorlar.

وَكَذَٰلِكَجَعَلْنَالِكُلِّنَبِىٍّعَدُوًّاشَيَـٰطِينَٱلْإِنسِوَٱلْجِنِّيُوحِىبَعْضُهُمْإِلَىٰبَعْضٍزُخْرُفَٱلْقَوْلِغُرُورًاوَلَوْشَآءَرَبُّكَمَافَعَلُوهُفَذَرْهُمْوَمَايَفْتَرُونَ١١٢
Vekezâlike ce’alnâ likülli nebiyyin ’adüvven şeyâtîne-l'insi velcinni yûhî ba’duhüm ilâ ba’din zuhrufe-lkavli gurûrâ. velev şâe rabbüke mâ fe’alûhü fezerhüm vemâ yefterûn.

Aldatmak için birbirlerine cazip sözler fısıldayan cin ve insan şeytanlarını her peygambere düşman yaptık. Bu şeytanlar ahirete inanmayanların kalblerinin o sözlere yönelmesi, ondan hoşnut olması ve kendilerinin işledikleri suçları işlemeleri için böyle yaparlar. Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı, sen onları iftiraları ile başbaşa bırak;

وَلِتَصْغَىٰٓإِلَيْهِأَفْـِٔدَةُٱلَّذِينَلَايُؤْمِنُونَبِٱلْـَٔاخِرَةِوَلِيَرْضَوْهُوَلِيَقْتَرِفُوامَاهُممُّقْتَرِفُونَ١١٣
Velitasgâ ileyhi ef'idetü-llezîne lâ yü'minûne bil'âhirati veliyerdavhü veliyakterifû mâ hüm mukterifûn.

Aldatmak için birbirlerine cazip sözler fısıldayan cin ve insan şeytanlarını her peygambere düşman yaptık. Bu şeytanlar ahirete inanmayanların kalblerinin o sözlere yönelmesi, ondan hoşnut olması ve kendilerinin işledikleri suçları işlemeleri için böyle yaparlar. Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı, sen onları iftiraları ile başbaşa bırak;

أَفَغَيْرَٱللَّهِأَبْتَغِىحَكَمًاوَهُوَٱلَّذِىٓأَنزَلَإِلَيْكُمُٱلْكِتَـٰبَمُفَصَّلًاوَٱلَّذِينَءَاتَيْنَـٰهُمُٱلْكِتَـٰبَيَعْلَمُونَأَنَّهُمُنَزَّلٌمِّنرَّبِّكَبِٱلْحَقِّفَلَاتَكُونَنَّمِنَٱلْمُمْتَرِينَ١١٤
Efegayra-llâhi ebtegî hakemev vehüve-llezî enzele ileykümü-lkitâbe müfessalâ. vellezîne âteynâhümü-lkitâbe ya’lemûne ennehû münezzelüm mir rabbike bilhakki felâ tekûnenne mine-lmümterîn.

"Allah size Kitap'ı açık açık indirmişken O'ndan başka bir hakem mi isteyeyim?" Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun gerçekten Rableri katından indirilmiş olduğunu bilirler. Öyleyse, sen şüpheye düşenlerden olma!

وَتَمَّتْكَلِمَتُرَبِّكَصِدْقًاوَعَدْلًالَّامُبَدِّلَلِكَلِمَـٰتِهِوَهُوَٱلسَّمِيعُٱلْعَلِيمُ١١٥
Vetemmet kelimetü rabbike sidkav ve’adlâ. lâ mübeddile likelimâtih. vehüve-ssemî’u-l’alîm.

Rabbinin sözü, doğruluk ve adaletle tamamlandı. O'nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O, işitir ve bilir.

وَإِنتُطِعْأَكْثَرَمَنفِىٱلْأَرْضِيُضِلُّوكَعَنسَبِيلِٱللَّهِإِنيَتَّبِعُونَإِلَّاٱلظَّنَّوَإِنْهُمْإِلَّايَخْرُصُونَ١١٦
Vein tüti’ eksera men fi-l'ardi yüdillûke ’an sebîli-llâh. iy yettebi’ûne ille-zzanne vein hüm illâ yahrusûn.

Yeryüzündekilerin çoğunluğuna itaat edersen seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar, sadece tahminde bulunurlar.

إِنَّرَبَّكَهُوَأَعْلَمُمَنيَضِلُّعَنسَبِيلِهِوَهُوَأَعْلَمُبِٱلْمُهْتَدِينَ١١٧
İnne rabbeke hüve a’lemü mey yedillü ’an sebîlih. vehüve a’lemü bilmühtedîn.

Doğrusu Rabbin, yolundan kimin saptığını daha iyi bilir. Doğru yolda olanları da en iyi O bilir.

فَكُلُوامِمَّاذُكِرَٱسْمُٱللَّهِعَلَيْهِإِنكُنتُمبِـَٔايَـٰتِهِمُؤْمِنِينَ١١٨
Fekülû mimmâ zükira-smü-llâhi ’aleyhi in küntüm biâyâtihî mü'minîn.

Allah'ın ayetlerine inanıyorsanız, üzerine Allah'ın adı anılmış olan şeyden yiyin.

وَمَالَكُمْأَلَّاتَأْكُلُوامِمَّاذُكِرَٱسْمُٱللَّهِعَلَيْهِوَقَدْفَصَّلَلَكُممَّاحَرَّمَعَلَيْكُمْإِلَّامَاٱضْطُرِرْتُمْإِلَيْهِوَإِنَّكَثِيرًالَّيُضِلُّونَبِأَهْوَآئِهِمبِغَيْرِعِلْمٍإِنَّرَبَّكَهُوَأَعْلَمُبِٱلْمُعْتَدِينَ١١٩
Vemâ leküm ellâ te'külû mimmâ zükira-smü-llâhi ’aleyhi vekad fessale leküm mâ harrame ’aleyküm illâ me-dturirtüm ileyh. veinne kesîral leyüdillûne biehvâihim bigayri ’ilm. inne rabbeke hüve a’lemü bilmü’tedîn.

Size ne oluyor ki, Allah size darda kalmanızın dışında, haram olanları genişçe anlatmışken adının üzerine anıldığı şeyden yemiyorsunuz? Doğrusu çoğunluk, heva ve heveslerine uyarak, bilmeden sapıtıyorlar. Aşırı gidenleri en iyi bilen Rabbindir.

وَذَرُواظَـٰهِرَٱلْإِثْمِوَبَاطِنَهُٓإِنَّٱلَّذِينَيَكْسِبُونَٱلْإِثْمَسَيُجْزَوْنَبِمَاكَانُوايَقْتَرِفُونَ١٢٠
Vezerû zâhira-l'ismi vebâtineh. inne-llezîne yeksibûne-l'isme seyüczevne bimâ kânû yakterifûn.

Günahın açığını da gizlisini de bırakın. Günah kazananlar, kazandıklarına karşılık şüphesiz ceza göreceklerdir.

وَلَاتَأْكُلُوامِمَّالَمْيُذْكَرِٱسْمُٱللَّهِعَلَيْهِوَإِنَّهُلَفِسْقٌوَإِنَّٱلشَّيَـٰطِينَلَيُوحُونَإِلَىٰٓأَوْلِيَآئِهِمْلِيُجَـٰدِلُوكُمْوَإِنْأَطَعْتُمُوهُمْإِنَّكُمْلَمُشْرِكُونَ١٢١
Velâ te'külû mimmâ lem yüzkeri-smü-llâhi ’aleyhi veinnehû lefisk. veinne-şşeyâtîne leyûhûne ilâ evliyâihim liyücâdilûküm. vein eta’tümûhüm inneküm lemüşrikûn.

Üzerine Allah'ın adının anılmadığı kesilmiş hayvanları yemeyin, bunu yapmak Allah'ın yolundan çıkmaktır. Doğrusu şeytanlar sizinle tartışmaları için dostlarına fısıldarlar, eğer onlara itaat ederseniz şüphesiz siz müşrik olursunuz.

أَوَمَنكَانَمَيْتًافَأَحْيَيْنَـٰهُوَجَعَلْنَالَهُنُورًايَمْشِىبِهِفِىٱلنَّاسِكَمَنمَّثَلُهُفِىٱلظُّلُمَـٰتِلَيْسَبِخَارِجٍمِّنْهَاكَذَٰلِكَزُيِّنَلِلْكَـٰفِرِينَمَاكَانُوايَعْمَلُونَ١٢٢
Evemen kâne meyten feahyeynâhü vece’alnâ lehû nûray yemşî bihî fi-nnâsi kemem meselühû fi-zzulümâti leyse bihâricim minhâ. kezâlike züyyine lilkâfirîne mâ kânû ya’melûn.

Ölü iken kalbini diriltip, insanlar arasında yürürken önünü aydınlatacak bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp çıkamayan kimsenin durumu gibi midir? Kafirlere de, işledikleri güzel gösterilmiştir.

وَكَذَٰلِكَجَعَلْنَافِىكُلِّقَرْيَةٍأَكَـٰبِرَمُجْرِمِيهَالِيَمْكُرُوافِيهَاوَمَايَمْكُرُونَإِلَّابِأَنفُسِهِمْوَمَايَشْعُرُونَ١٢٣
Vekezâlike ce’alnâ fî külli karyetin ekâbira mücrimîhâ liyemkürû fîhâ. vemâ yemkürûne illâ bienfüsihim vemâ yeş’urûn.

Bunun gibi, her kasabanın bir takım ileri gelenlerini orada hile yapan suçlular kıldık. Oysa yalnız kendilerine hile yaparlar da farkına varmazlar.

وَإِذَاجَآءَتْهُمْءَايَةٌقَالُوالَننُّؤْمِنَحَتَّىٰنُؤْتَىٰمِثْلَمَآأُوتِىَرُسُلُٱللَّهِٱللَّهُأَعْلَمُحَيْثُيَجْعَلُرِسَالَتَهُسَيُصِيبُٱلَّذِينَأَجْرَمُواصَغَارٌعِندَٱللَّهِوَعَذَابٌشَدِيدٌبِمَاكَانُوايَمْكُرُونَ١٢٤
Veizâ câethüm âyetün kâlû len nü'mine hattâ nü'tâ misle mâ ûtiye rusülü-llâh. allâhü a’lemü haysü yec’alü risâleteh. seyüsîbü-llezîne ecramû sagârun ’inde-llâhi ve’azâbün şedîdüm bimâ kânû yemkürûn.

Onlara bir ayet geldiği zaman, "Allah'ın peygamberlerine verilen bize de verilmedikçe inanmayız" derler. Allah, peygamberliğini vereceği kimseyi daha iyi bilir. Suç işleyenlere Allah katından bir aşağılık ve hilelerinden ötürü de şiddetli bir azab erişecektir.

فَمَنيُرِدِٱللَّهُأَنيَهْدِيَهُيَشْرَحْصَدْرَهُلِلْإِسْلَـٰمِوَمَنيُرِدْأَنيُضِلَّهُيَجْعَلْصَدْرَهُضَيِّقًاحَرَجًاكَأَنَّمَايَصَّعَّدُفِىٱلسَّمَآءِكَذَٰلِكَيَجْعَلُٱللَّهُٱلرِّجْسَعَلَىٱلَّذِينَلَايُؤْمِنُونَ١٢٥
Femey yüridi-llâhü ey yehdiyehû yeşrah sadrahû lil'islâm. vemey yürid ey yüdillehû yec’al sadrahû dayyikan haracen keennemâ yessa’’adü fi-ssemâ'. kezâlike yec’alü-llâhü-rricse ’ale-llezîne lâ yü'minûn.

Allah kimi doğru yola koymak isterse onun kalbini İslamiyet'e açar, kimi de saptırmak isterse, göğe yükseliyormuş gibi, kalbini dar ve sıkıntılı kılar. Allah böylece, inanmayanları küfür bataklığında bırakır.

وَهَـٰذَاصِرَٰطُرَبِّكَمُسْتَقِيمًاقَدْفَصَّلْنَاٱلْـَٔايَـٰتِلِقَوْمٍيَذَّكَّرُونَ١٢٦
Vehâzâ sirâtu rabbike müstekîmâ. kad fessalne-l'âyâti likavmiy yezzekkerûn.

Rabbinin, dosdoğru yolu işte budur. İbret alan kimselere ayetleri uzun uzadıya açıkladık.

لَهُمْدَارُٱلسَّلَـٰمِعِندَرَبِّهِمْوَهُوَوَلِيُّهُمبِمَاكَانُوايَعْمَلُونَ١٢٧
Lehüm dâru-sselâmi ’inde rabbihim vehüve veliyyühüm bimâ kânû ya’melûn.

Rablerinin katında selamet yurdu onlarındır. O, işlediklerinden ötürü onların dostudur.

وَيَوْمَيَحْشُرُهُمْجَمِيعًايَـٰمَعْشَرَٱلْجِنِّقَدِٱسْتَكْثَرْتُممِّنَٱلْإِنسِوَقَالَأَوْلِيَآؤُهُممِّنَٱلْإِنسِرَبَّنَاٱسْتَمْتَعَبَعْضُنَابِبَعْضٍوَبَلَغْنَآأَجَلَنَاٱلَّذِىٓأَجَّلْتَلَنَاقَالَٱلنَّارُمَثْوَىٰكُمْخَـٰلِدِينَفِيهَآإِلَّامَاشَآءَٱللَّهُإِنَّرَبَّكَحَكِيمٌعَلِيمٌ١٢٨
Veyevme yahşüruhüm cemî’â. yâ ma’şera-lcinni kadi-steksertüm mine-l'ins. vekâle evliyâühüm mine-l'insi rabbene-stemte’a ba’dunâ biba’div vebelagnâ ecelene-llezî eccelte lenâ. kâle-nnâru mesvâküm hâlidîne fîhâ illâ mâ şâe-llâh. inne rabbeke hakîmün ’alîm.

Allah hepsini toplayacağı gün, "Ey cin topluluğu! İnsanların çoğunu yoldan çıkardınız" der, insanlardan onlara uymuş olanlar, "Rabbimiz! Bir kısmımız bir kısmımızdan faydalandık ve bize tayin ettiğin sürenin sonuna ulaştık" derler. "Cehennem, Allah'ın dilemesine bağlı olarak, temelli kalacağınız durağınızdır" der. Doğrusu Rabbin hakimdir, bilendir.

وَكَذَٰلِكَنُوَلِّىبَعْضَٱلظَّـٰلِمِينَبَعْضًابِمَاكَانُوايَكْسِبُونَ١٢٩
Vekezâlike nüvellî ba’da-zzâlimîne ba’dam bimâ kânû yeksibûn.

Zalimlerin bir kısmını, kazandıklarından ötürü diğer bir kısmına böylece musallat ederiz.

يَـٰمَعْشَرَٱلْجِنِّوَٱلْإِنسِأَلَمْيَأْتِكُمْرُسُلٌمِّنكُمْيَقُصُّونَعَلَيْكُمْءَايَـٰتِىوَيُنذِرُونَكُمْلِقَآءَيَوْمِكُمْهَـٰذَاقَالُواشَهِدْنَاعَلَىٰٓأَنفُسِنَاوَغَرَّتْهُمُٱلْحَيَوٰةُٱلدُّنْيَاوَشَهِدُواعَلَىٰٓأَنفُسِهِمْأَنَّهُمْكَانُواكَـٰفِرِينَ١٣٠
Yâ ma’şera-lcinni vel'insi elem ye'tiküm rusülüm minküm yekussûne ’aleyküm âyâtî veyünzirûneküm likâe yevmiküm hâzâ. kâlû şehidnâ ’alâ enfüsinâ vegarrathümü-lhayâtü-ddünyâ veşehidû ’alâ enfüsihim ennehüm kânû kâfirîn.

"Ey cin ve insan topluluğu! Size ayetlerimi anlatan, bugünle karşılaşmanızdan sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?" "Kendi hakkımızda şahidiz" derler. Dünya hayatı onları aldattı da inkarcı olduklarına, kendi aleyhlerinde şahidlik ettiler.

ذَٰلِكَأَنلَّمْيَكُنرَّبُّكَمُهْلِكَٱلْقُرَىٰبِظُلْمٍوَأَهْلُهَاغَـٰفِلُونَ١٣١
Zâlike el lem yekür rabbüke mühlike-lkurâ bizulmiv veehlühâ gâfilûn.

Bu, haberleri yokken kasabalar halkını Allah'ın haksız yere yok etmeyeceğinden dolayıdır.

وَلِكُلٍّدَرَجَـٰتٌمِّمَّاعَمِلُواوَمَارَبُّكَبِغَـٰفِلٍعَمَّايَعْمَلُونَ١٣٢
Veliküllin deracâtüm mimmâ ’amilû. vemâ rabbüke bigâfilin ’ammâ ya’melûn.

İşlediklerine karşılık her birinin dereceleri vardır. Rabbin onların işlediklerinden habersiz değildir.

وَرَبُّكَٱلْغَنِىُّذُوٱلرَّحْمَةِإِنيَشَأْيُذْهِبْكُمْوَيَسْتَخْلِفْمِنبَعْدِكُممَّايَشَآءُكَمَآأَنشَأَكُممِّنذُرِّيَّةِقَوْمٍءَاخَرِينَ١٣٣
Verabbüke-lganiyyü zü-rrahmeh. iy yeşe' yüzhibküm veyestahlif mim ba’diküm mâ yeşâü kemâ enşeeküm min zürriyyeti kavmin âharîn.

Rabbin müstağni ve rahmet sahibidir. Dilerse, sizi başka bir milletin soyundan getirdiği gibi, sizi yok eder, dilediğini yerinize getirir.

إِنَّمَاتُوعَدُونَلَـَٔاتٍوَمَآأَنتُمبِمُعْجِزِينَ١٣٤
İnne mâ tû’adûne leâtiv vemâ entüm bimü’cizîn.

Size vadedilen, mutlaka yerine gelecektir; siz O'nu aciz kılamazsınız.

قُلْيَـٰقَوْمِٱعْمَلُواعَلَىٰمَكَانَتِكُمْإِنِّىعَامِلٌفَسَوْفَتَعْلَمُونَمَنتَكُونُلَهُعَـٰقِبَةُٱلدَّارِإِنَّهُلَايُفْلِحُٱلظَّـٰلِمُونَ١٣٥
Kul yâ kavmi-’melû ’alâ mekânetiküm innî ’âmil. fesevfe ta’lemûne men tekûnü lehû ’âkibetü-ddâr. innehû lâ yüflihu-zzâlimûn.

De ki, "Ey milletim! Durumunuzun gerektirdiğini yapın, doğrusu ben de yapacağım. Sonucun kimin için hayırlı olacağını bileceksiniz. Zulmedenler şüphesiz kurtulamazlar."

وَجَعَلُوالِلَّهِمِمَّاذَرَأَمِنَٱلْحَرْثِوَٱلْأَنْعَـٰمِنَصِيبًافَقَالُواهَـٰذَالِلَّهِبِزَعْمِهِمْوَهَـٰذَالِشُرَكَآئِنَافَمَاكَانَلِشُرَكَآئِهِمْفَلَايَصِلُإِلَىٱللَّهِوَمَاكَانَلِلَّهِفَهُوَيَصِلُإِلَىٰشُرَكَآئِهِمْسَآءَمَايَحْكُمُونَ١٣٦
Vece’alû lillâhi mimmâ zerae mine-lharsi vel'en’âmi nesîben fekâlû hâzâ lillâhi biza’mihim vehâzâ lişürakâinâ. femâ kâne lişürakâihim felâ yesilü ile-llâh. vemâ kâne lillâhi fehüve yesilü ilâ şürakâihim. sâe mâ yahkümûn.

Kendi zanlarına göre, "Bu Allah'ındır, bu da putlarımızındır" diyerek, Allah'ın yarattığı hayvanlar ve ekinlerden pay ayırdılar. Putları için ayırdıkları Allah için verilmez, ama Allah için ayırdıkları putlarına verilirdi; ne kötü hüküm veriyorlardı!

وَكَذَٰلِكَزَيَّنَلِكَثِيرٍمِّنَٱلْمُشْرِكِينَقَتْلَأَوْلَـٰدِهِمْشُرَكَآؤُهُمْلِيُرْدُوهُمْوَلِيَلْبِسُواعَلَيْهِمْدِينَهُمْوَلَوْشَآءَٱللَّهُمَافَعَلُوهُفَذَرْهُمْوَمَايَفْتَرُونَ١٣٧
Vekezâlike zeyyene likesîrim mine-lmüşrikîne katle evlâdihim şürakâühüm liyürdûhüm veliyelbisû ’aleyhim dînehüm. velev şâe-llâhü mâ fe’alûhü fezerhüm vemâ yefterûn.

Böylece, putlara hizmet edenler, puta tapanların çoğunu helake sürüklemek, dinlerini karma karışık etmek için çocuklarını öldürmelerini onlara iyi göstermişlerdir. Allah dileseydi bunu yapamazlardı. Sen onları ve iftiralarını bir tarafa bırak.

وَقَالُواهَـٰذِهِٓأَنْعَـٰمٌوَحَرْثٌحِجْرٌلَّايَطْعَمُهَآإِلَّامَننَّشَآءُبِزَعْمِهِمْوَأَنْعَـٰمٌحُرِّمَتْظُهُورُهَاوَأَنْعَـٰمٌلَّايَذْكُرُونَٱسْمَٱللَّهِعَلَيْهَاٱفْتِرَآءًعَلَيْهِسَيَجْزِيهِمبِمَاكَانُوايَفْتَرُونَ١٣٨
Vekâlû hâzihî en’âmüv veharsün hicr. lâ yat’amühâ illâ men neşâü biza’mihim veen’âmün hurrimet zuhûruhâ veen’âmül lâ yezkürûne-sme-llâhi ’aleyhe-ftirâen ’aleyh. seyeczîhim bimâ kânû yefterûn.

"Bu hayvanlar ve ekinleri dilediğimizden başkasının yemesi yasaktır; bir kısım hayvanların sırtlarına yük vurmak da haramdır" iddiasında bulunarak ve bir kısım hayvanları keserken de Allah'ın adını anmamak suretiyle O'na iftira ederler. Allah, yaptıkları iftiralara karşı onları cezalandıracaktır.

وَقَالُوامَافِىبُطُونِهَـٰذِهِٱلْأَنْعَـٰمِخَالِصَةٌلِّذُكُورِنَاوَمُحَرَّمٌعَلَىٰٓأَزْوَٰجِنَاوَإِنيَكُنمَّيْتَةًفَهُمْفِيهِشُرَكَآءُسَيَجْزِيهِمْوَصْفَهُمْإِنَّهُحَكِيمٌعَلِيمٌ١٣٩
Vekâlû mâ fî bütûni hâzihi-l'en’âmi hâlisatül lizükûrinâ vemüharramün ’alâ ezvâcinâ. veiy yeküm meyteten fehüm fîhi şürakâ'. seyeczîhim vasfehüm. innehû hakîmün ’alîm.

"Bu hayvanların karınlarında olan yavrular yalnız erkeklerimize mahsus olup, eşlerimize yasaktır. Ölü doğacak olursa hepsi ona ortak olurlar" dediler. Allah bu türlü sözlerin cezasını verecektir, çünkü O hakimdir, bilendir.

قَدْخَسِرَٱلَّذِينَقَتَلُوٓاأَوْلَـٰدَهُمْسَفَهًابِغَيْرِعِلْمٍوَحَرَّمُوامَارَزَقَهُمُٱللَّهُٱفْتِرَآءًعَلَىٱللَّهِقَدْضَلُّواوَمَاكَانُوامُهْتَدِينَ١٤٠
Kad hasira-llezîne katelû evlâdehüm sefehem bigayri ’ilmiv veharramû mâ razekahümü-llâhü-ftirâen ’ale-llâh. kad dallû vemâ kânû mühtedîn.

Beyinsizlikleri yüzünden, körü körüne çocuklarını öldürenler ve Allah'ın kendilerine verdiği nimetleri Allah'a iftira ederek haram sayanlar mahvolmuşlardır; onlar sapıtmışlardır, zaten doğru yolda da değillerdi.

وَهُوَٱلَّذِىٓأَنشَأَجَنَّـٰتٍمَّعْرُوشَـٰتٍوَغَيْرَمَعْرُوشَـٰتٍوَٱلنَّخْلَوَٱلزَّرْعَمُخْتَلِفًاأُكُلُهُوَٱلزَّيْتُونَوَٱلرُّمَّانَمُتَشَـٰبِهًاوَغَيْرَمُتَشَـٰبِهٍكُلُوامِنثَمَرِهِٓإِذَآأَثْمَرَوَءَاتُواحَقَّهُيَوْمَحَصَادِهِوَلَاتُسْرِفُوٓاإِنَّهُلَايُحِبُّٱلْمُسْرِفِينَ١٤١
Vehüve-llezî enşee cennâtim ma’rûşâtiv vegayra ma’rûşâtiv vennahle vezzer’a muhtelifen ükülühû vezzeytûne verrummâne müteşâbihev vegayra müteşâbih. külû min semerihî izâ esmera veâtû hakkahû yevme hasâdihi. velâ tüsrifû. innehû lâ yühibbü-lmüsrifîn.

Çardaklı ve çardaksız bağları inşa eden Allah'tır. Tadları çeşitli ekin ve hurmaları, zeytin ve narı birbirine benzer ve benzemez şekilde yaratan O'dur. Ürün verdiği zaman ürününden yiyin, devşirildiği ve biçildiği gün hakkını verin; israf etmeyin, çünkü Allah müsrifleri sevmez.

وَمِنَٱلْأَنْعَـٰمِحَمُولَةًوَفَرْشًاكُلُوامِمَّارَزَقَكُمُٱللَّهُوَلَاتَتَّبِعُواخُطُوَٰتِٱلشَّيْطَـٰنِإِنَّهُلَكُمْعَدُوٌّمُّبِينٌ١٤٢
Vemine-l'en’âmi hamûletev veferşâ. külû mimmâ razekakümü-llâhü velâ tettebi’û hutuvâti-şşeytân. innehû leküm ’adüvvüm mübîn.

Hayvanları da yük ve kesim için yaratan Allah'tır. Allah'ın size verdiği rızıktan yiyin, şeytana ayak uydurmayın, o size apaçık bir düşmandır.

ثَمَـٰنِيَةَأَزْوَٰجٍمِّنَٱلضَّأْنِٱثْنَيْنِوَمِنَٱلْمَعْزِٱثْنَيْنِقُلْءَآلذَّكَرَيْنِحَرَّمَأَمِٱلْأُنثَيَيْنِأَمَّاٱشْتَمَلَتْعَلَيْهِأَرْحَامُٱلْأُنثَيَيْنِنَبِّـُٔونِىبِعِلْمٍإِنكُنتُمْصَـٰدِقِينَ١٤٣
Semâniyete ezvâc. mine-dda'ni-sneyni vemine-lma’zi-sneyn. kul âzzekerayni harrame emi-l'ünseyeyni emme-ştemelet ’aleyhi erhâmü-l'ünseyeyn. nebbiûnî bi’ilmin in küntüm sâdikîn.

Sekiz çift: Koyundan iki ve keçiden iki; de ki: "İki erkeği mi, yoksa iki dişiyi mi veya o iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram kılmıştır? Doğru sözlü iseniz bana bilgiye dayanarak cevap verin."

وَمِنَٱلْإِبِلِٱثْنَيْنِوَمِنَٱلْبَقَرِٱثْنَيْنِقُلْءَآلذَّكَرَيْنِحَرَّمَأَمِٱلْأُنثَيَيْنِأَمَّاٱشْتَمَلَتْعَلَيْهِأَرْحَامُٱلْأُنثَيَيْنِأَمْكُنتُمْشُهَدَآءَإِذْوَصَّىٰكُمُٱللَّهُبِهَـٰذَافَمَنْأَظْلَمُمِمَّنِٱفْتَرَىٰعَلَىٱللَّهِكَذِبًالِّيُضِلَّٱلنَّاسَبِغَيْرِعِلْمٍإِنَّٱللَّهَلَايَهْدِىٱلْقَوْمَٱلظَّـٰلِمِينَ١٤٤
Vemine-l'ibili-sneyni vemine-lbekari-sneyn. kul âzzekerayni harrame emi-l'ünseyeyni emme-ştemelet ’aleyhi erhâmü-l'ünseyeyn. em küntüm şühedâe iz vessâkümü-llâhü bihâzâ. femen azlemü mimmeni-fterâ ’ale-llâhi kezibel liyüdille-nnâse bigayri ’ilm. inne-llâhe lâ yehdi-lkavme-zzâlimîn.

Deveden iki, sığırdan iki yaratmıştır; de ki: "İki erkeği mi, yoksa iki dişiyi mi veya o iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram kılmıştır? Yoksa Allah size bunları buyururken orada mı idiniz?" İnsanları, bilmediklerinden sapıtmak için Allah'a karşı yalan uyduranlardan daha zalim kimdir? Allah, zalim milleti doğru yola eriştirmez.

قُللَّآأَجِدُفِىمَآأُوحِىَإِلَىَّمُحَرَّمًاعَلَىٰطَاعِمٍيَطْعَمُهُٓإِلَّآأَنيَكُونَمَيْتَةًأَوْدَمًامَّسْفُوحًاأَوْلَحْمَخِنزِيرٍفَإِنَّهُرِجْسٌأَوْفِسْقًاأُهِلَّلِغَيْرِٱللَّهِبِهِفَمَنِٱضْطُرَّغَيْرَبَاغٍوَلَاعَادٍفَإِنَّرَبَّكَغَفُورٌرَّحِيمٌ١٤٥
Kul lâ ecidü fî mâ ûhiye ileyye müharramen ’alâ tâ’imiy yat’amühû illâ ey yekûne meyteten ev demem mesfûhan ev lahme hinzîrin feinnehû ricsün ev fiskan ühille ligayri-llâhi bih. femeni-dturra gayra bâgiv velâ ’âdin feinne rabbeke gafûrur rahîm.

De ki: "Bana vahyolunanda, leş, akıtılmış kan, domuz eti ki pistir ve günah işlenerek Allah'tan başkası adına kesilen hayvandan başkasını yemenin haram olduğuna dair bir emir bulamıyorum; fakat darda kalan, başkasının payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak üzere bunlardan da yiyebilir." Doğrusu Rabbin bağışlar ve merhamet eder.

وَعَلَىٱلَّذِينَهَادُواحَرَّمْنَاكُلَّذِىظُفُرٍوَمِنَٱلْبَقَرِوَٱلْغَنَمِحَرَّمْنَاعَلَيْهِمْشُحُومَهُمَآإِلَّامَاحَمَلَتْظُهُورُهُمَآأَوِٱلْحَوَايَآأَوْمَاٱخْتَلَطَبِعَظْمٍذَٰلِكَجَزَيْنَـٰهُمبِبَغْيِهِمْوَإِنَّالَصَـٰدِقُونَ١٤٦
Ve’ale-llezîne hâdû harramnâ külle zî zufür. vemine-lbekari velganemi harramnâ ’aleyhim şühûmehümâ illâ mâ hamelet zuhûruhümâ evi-lhavâyâ ev me-hteleta bi’azm. zâlike cezeynâhüm bibagyihim. veinnâ lesâdikûn.

Yahudilere tırnaklı her hayvanı haram kıldık. Onlara sığır ve davarın sırt, bağırsak ve kemik yağları hariç, iç yağlarını da haram kıldık. Aşırı gitmelerinden ötürü onları bu şekilde cezalandırdık. Biz şüphesiz doğru sözlüyüzdür.

فَإِنكَذَّبُوكَفَقُلرَّبُّكُمْذُورَحْمَةٍوَٰسِعَةٍوَلَايُرَدُّبَأْسُهُعَنِٱلْقَوْمِٱلْمُجْرِمِينَ١٤٧
Fein kezzebûke fekur rabbüküm zû rahmetiv vâsi’ah. velâ yüraddü be'sühû ’ani-lkavmi-lmücrimîn.

Seni yalanlarlarsa, "Rabbinizin rahmeti geniştir; O'nun azabı suçlu milletten geri çevrilemez" de.

سَيَقُولُٱلَّذِينَأَشْرَكُوالَوْشَآءَٱللَّهُمَآأَشْرَكْنَاوَلَآءَابَآؤُنَاوَلَاحَرَّمْنَامِنشَىْءٍكَذَٰلِكَكَذَّبَٱلَّذِينَمِنقَبْلِهِمْحَتَّىٰذَاقُوابَأْسَنَاقُلْهَلْعِندَكُممِّنْعِلْمٍفَتُخْرِجُوهُلَنَآإِنتَتَّبِعُونَإِلَّاٱلظَّنَّوَإِنْأَنتُمْإِلَّاتَخْرُصُونَ١٤٨
Seyekûlü-llezîne eşrakû lev şâe-llâhü mâ eşraknâ velâ âbâünâ velâ harramnâ min şey'. kezâlike kezzebe-llezîne min kablihim hattâ zâkû be'senâ. kul hel ’indeküm min ’ilmin fetuhricûhü lenâ. in tettebi’ûne ille-zzanne vein entüm illâ tahrusûn.

Puta tapanlar, "Allah dileseydi babalarımız ve biz puta tapmaz ve hiçbir şeyi haram kılmazdık" diyecekler; onlardan öncekiler de, Bizim şiddetli azabımızı tadana kadar böyle demişlerdi. Onlara "Bize karşı çıkarabileceğiniz bir bilginiz var mı? Siz ancak zanna uyuyorsunuz ve sadece tahminde bulunuyorsunuz" de.

قُلْفَلِلَّهِٱلْحُجَّةُٱلْبَـٰلِغَةُفَلَوْشَآءَلَهَدَىٰكُمْأَجْمَعِينَ١٤٩
Kul felillâhi-lhuccetü-lbâligah. felev şâe lehedâküm ecme’în.

"Üstün delil Allah'ın delilidir. O dileseydi hepinizi doğru yola eriştirirdi" de.

قُلْهَلُمَّشُهَدَآءَكُمُٱلَّذِينَيَشْهَدُونَأَنَّٱللَّهَحَرَّمَهَـٰذَافَإِنشَهِدُوافَلَاتَشْهَدْمَعَهُمْوَلَاتَتَّبِعْأَهْوَآءَٱلَّذِينَكَذَّبُوابِـَٔايَـٰتِنَاوَٱلَّذِينَلَايُؤْمِنُونَبِٱلْـَٔاخِرَةِوَهُمبِرَبِّهِمْيَعْدِلُونَ١٥٠
Kul helümme şühedâekümü-llezîne yeşhedûne enne-llâhe harrame hâzâ. fein şehidû felâ teşhed me’ahüm. velâ tettebi’ ehvâe-llezîne kezzebû biâyâtinâ vellezîne lâ yü'minûne bil'âhirati vehüm birabbihim ya’dilûn.

De ki: "Allah'ın bunu haram kıldığına şahidlik edecek şahidlerinizi getirin". Şahidlik ederlerse, onlarla beraber olup sözlerini kabullenme; ayetlerimizi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların heveslerine uyma; onlar Rablerine başkalarını eşit tutuyorlar.

قُلْتَعَالَوْاأَتْلُمَاحَرَّمَرَبُّكُمْعَلَيْكُمْأَلَّاتُشْرِكُوابِهِشَيْـًٔاوَبِٱلْوَٰلِدَيْنِإِحْسَـٰنًاوَلَاتَقْتُلُوٓاأَوْلَـٰدَكُممِّنْإِمْلَـٰقٍنَّحْنُنَرْزُقُكُمْوَإِيَّاهُمْوَلَاتَقْرَبُواٱلْفَوَٰحِشَمَاظَهَرَمِنْهَاوَمَابَطَنَوَلَاتَقْتُلُواٱلنَّفْسَٱلَّتِىحَرَّمَٱللَّهُإِلَّابِٱلْحَقِّذَٰلِكُمْوَصَّىٰكُمبِهِلَعَلَّكُمْتَعْقِلُونَ١٥١
Kul te’âlev etlü mâ harrame rabbüküm ’aleyküm ellâ tüşrikû bihî şey'â. vebilvâlideyni ihsânâ. velâ taktülû evlâdeküm min imlâk. nahnü nerzükuküm veiyyâhüm. velâ takrabü-lfevâhişe mâ zahera minhâ vemâ betan. velâ taktülü-nnefse-lletî harrame-llâhü illâ bilhakk. zâliküm vessâküm bihî le’alleküm ta’kilûn.

De ki: "Gelin size Rabbinizin haram kıldığı şeyleri söyleyeyim: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anaya babaya iyilik yapın, yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin ve onların rızkını veren Biziz, gizli ve açık kötülüklere yaklaşmayın, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. Allah bunları size düşünesiniz diye buyurmaktadır."

وَلَاتَقْرَبُوامَالَٱلْيَتِيمِإِلَّابِٱلَّتِىهِىَأَحْسَنُحَتَّىٰيَبْلُغَأَشُدَّهُوَأَوْفُواٱلْكَيْلَوَٱلْمِيزَانَبِٱلْقِسْطِلَانُكَلِّفُنَفْسًاإِلَّاوُسْعَهَاوَإِذَاقُلْتُمْفَٱعْدِلُواوَلَوْكَانَذَاقُرْبَىٰوَبِعَهْدِٱللَّهِأَوْفُواذَٰلِكُمْوَصَّىٰكُمبِهِلَعَلَّكُمْتَذَكَّرُونَ١٥٢
Velâ takrabû mâle-lyetîmi illâ billetî hiye ahsenü hattâ yeblüga eşüddeh. veevfü-lkeyle velmîzâne bilkist. lâ nükellifü nefsen illâ vus’ahâ veizâ kultüm fa’dilû velev kâne zâ kurbâ. vebi’ahdi-llâhi evfû. zâliküm vessâküm bihî le’alleküm tezekkerûn.

Yetim malına, erginlik çağına erişene kadar en iyi şeklin dışında yaklaşmayın; ölçüyü ve tartıyı doğru yapın. Biz kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz. Konuştuğunuzda, akraba bile olsa sözünüzde adil olun. Allah'ın ahdini yerine getirin. Allah size bunları öğüt almanız için buyurmaktadır.

وَأَنَّهَـٰذَاصِرَٰطِىمُسْتَقِيمًافَٱتَّبِعُوهُوَلَاتَتَّبِعُواٱلسُّبُلَفَتَفَرَّقَبِكُمْعَنسَبِيلِهِذَٰلِكُمْوَصَّىٰكُمبِهِلَعَلَّكُمْتَتَّقُونَ١٥٣
Veenne hâzâ sirâtî müstekîmen fettebi’ûh. velâ tettebi’ü-ssübüle feteferraka biküm ’an sebîlih. zâliküm vessâküm bihî le’alleküm tettekûn.

Bu, dosdoğru olan yoluma uyun. Sizi Allah yolundan ayrı düşürecek yollara uymayın. Allah size bunları sakınasınız diye buyurmaktadır.

ثُمَّءَاتَيْنَامُوسَىٱلْكِتَـٰبَتَمَامًاعَلَىٱلَّذِىٓأَحْسَنَوَتَفْصِيلًالِّكُلِّشَىْءٍوَهُدًىوَرَحْمَةًلَّعَلَّهُمبِلِقَآءِرَبِّهِمْيُؤْمِنُونَ١٥٤
Sümme âteynâ mûse-lkitâbe temâmen ’ale-llezî ahsene vetefsîlel likülli şey'iv vehüdev verahmetel le’allehüm bilikâi rabbihim yü'minûn.

Sonra, iyilik işleyenlere nimeti tamamlamak, her şeyi uzun uzadıya açıklamak, doğruyu göstermek ve rahmet olmak üzere Musa'ya Kitap'ı verdik. Rablerine kavuşacaklarına belki artık inanırlar.

وَهَـٰذَاكِتَـٰبٌأَنزَلْنَـٰهُمُبَارَكٌفَٱتَّبِعُوهُوَٱتَّقُوالَعَلَّكُمْتُرْحَمُونَ١٥٥
Vehâzâ kitâbün enzelnâhü mübârakün fettebi’ûhü vettekû le’alleküm türhamûn.

Bu, indirdiğimiz kutsal Kitap'dır, ona uyun. "Bizden önce iki topluluğa kitap indirildi, bizim onların okuduklarından haberimiz yok" demekten veya "Bize kitap indirilseydi onlardan daha doğru yolda olurduk" demekten sakının ki merhamet olunasınız. Şüphesiz o, size Rabbinizden belge, yol gösteren ve rahmet olarak gelmiştir. Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü, kötü bir azabla cezalandıracağız.

أَنتَقُولُوٓاإِنَّمَآأُنزِلَٱلْكِتَـٰبُعَلَىٰطَآئِفَتَيْنِمِنقَبْلِنَاوَإِنكُنَّاعَندِرَاسَتِهِمْلَغَـٰفِلِينَ١٥٦
En tekûlû innemâ ünzile-lkitâbü ’alâ tâifeteyni min kablinâ. vein künnâ ’an dirâsetihim legâfilîn.

Bu, indirdiğimiz kutsal Kitap'dır, ona uyun. "Bizden önce iki topluluğa kitap indirildi, bizim onların okuduklarından haberimiz yok" demekten veya "Bize kitap indirilseydi onlardan daha doğru yolda olurduk" demekten sakının ki merhamet olunasınız. Şüphesiz o, size Rabbinizden belge, yol gösteren ve rahmet olarak gelmiştir. Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü, kötü bir azabla cezalandıracağız.

أَوْتَقُولُوالَوْأَنَّآأُنزِلَعَلَيْنَاٱلْكِتَـٰبُلَكُنَّآأَهْدَىٰمِنْهُمْفَقَدْجَآءَكُمبَيِّنَةٌمِّنرَّبِّكُمْوَهُدًىوَرَحْمَةٌفَمَنْأَظْلَمُمِمَّنكَذَّبَبِـَٔايَـٰتِٱللَّهِوَصَدَفَعَنْهَاسَنَجْزِىٱلَّذِينَيَصْدِفُونَعَنْءَايَـٰتِنَاسُوٓءَٱلْعَذَابِبِمَاكَانُوايَصْدِفُونَ١٥٧
Ev tekûlû lev ennâ ünzile ’aleyne-lkitâbü lekünnâ ehdâ minhüm. fekad câeküm beyyinetüm mir rabbiküm vehüdev verahmeh. femen azlemü mimmen kezzebe biâyâti-llâhi vesadefe ’anhâ. seneczi-llezîne yasdifûne ’an âyâtinâ sûe-l’azâbi bimâ kânû yasdifûn.

Bu, indirdiğimiz kutsal Kitap'dır, ona uyun. "Bizden önce iki topluluğa kitap indirildi, bizim onların okuduklarından haberimiz yok" demekten veya "Bize kitap indirilseydi onlardan daha doğru yolda olurduk" demekten sakının ki merhamet olunasınız. Şüphesiz o, size Rabbinizden belge, yol gösteren ve rahmet olarak gelmiştir. Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü, kötü bir azabla cezalandıracağız.

هَلْيَنظُرُونَإِلَّآأَنتَأْتِيَهُمُٱلْمَلَـٰٓئِكَةُأَوْيَأْتِىَرَبُّكَأَوْيَأْتِىَبَعْضُءَايَـٰتِرَبِّكَيَوْمَيَأْتِىبَعْضُءَايَـٰتِرَبِّكَلَايَنفَعُنَفْسًاإِيمَـٰنُهَالَمْتَكُنْءَامَنَتْمِنقَبْلُأَوْكَسَبَتْفِىٓإِيمَـٰنِهَاخَيْرًاقُلِٱنتَظِرُوٓاإِنَّامُنتَظِرُونَ١٥٨
Hel yenzurûne illâ en te'tiyehümü-lmelâiketü ev ye'tiye rabbüke ev ye'tiye ba’du âyâti rabbik. yevme ye'tî ba’du âyâti rabbike lâ yenfe’u nefsen îmânühâ lem tekün âmenet min kablü ev kesebet fî îmânihâ hayrâ. kuli-ntezirû innâ müntezirûn.

Onlar kendilerine meleklerin gelmesini mi, yoksa Rabbinin gelmesini mi, yahut Rablerinden bir takım mucizelerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bir takım mucizeleri geldiği gün, bir kimse daha önce inanmamışsa veya imaniyle bir iyilik kazanmamışsa, imanı ona fayda vermez. Onlara: "Bekleyin, doğrusu biz de bekliyoruz" de.

إِنَّٱلَّذِينَفَرَّقُوادِينَهُمْوَكَانُواشِيَعًالَّسْتَمِنْهُمْفِىشَىْءٍإِنَّمَآأَمْرُهُمْإِلَىٱللَّهِثُمَّيُنَبِّئُهُمبِمَاكَانُوايَفْعَلُونَ١٥٩
İnne-llezîne ferrakû dînehüm vekânû şiye’al leste minhüm fî şey'. innemâ emruhüm ile-llâhi sümme yünebbiühüm bimâ kânû yef’alûn.

Fırka fırka olup dinlerini parçalayanlarla senin hiçbir ilişiğin olamaz. Onların işi Allah'a kalmıştır, yaptıklarını onlara sonra bildirecektir.

مَنجَآءَبِٱلْحَسَنَةِفَلَهُعَشْرُأَمْثَالِهَاوَمَنجَآءَبِٱلسَّيِّئَةِفَلَايُجْزَىٰٓإِلَّامِثْلَهَاوَهُمْلَايُظْلَمُونَ١٦٠
Men câe bilhaseneti felehû ’aşru emsâlihâ. vemen câe bisseyyieti felâ yüczâ illâ mislehâ vehüm lâ yuzlemûn.

Kim ortaya bir iyilik koyarsa ona on katı verilir; ortaya bir kötülük koyan ise ancak misliyle cezalandırılır; onlara haksızlık yapılmaz.

قُلْإِنَّنِىهَدَىٰنِىرَبِّىٓإِلَىٰصِرَٰطٍمُّسْتَقِيمٍدِينًاقِيَمًامِّلَّةَإِبْرَٰهِيمَحَنِيفًاوَمَاكَانَمِنَٱلْمُشْرِكِينَ١٦١
Kul innenî hedânî rabbî ilâ sirâtim müstekîm. dînen kiyemem millete ibrâhîme hanîfâ. vemâ kâne mine-lmüşrikîn.

"Şüphesiz Rabbim beni doğru yola, gerçek dine, doğruya yönelen ve puta tapanlardan olmayan İbrahim'in dinine iletmiştir" de.

قُلْإِنَّصَلَاتِىوَنُسُكِىوَمَحْيَاىَوَمَمَاتِىلِلَّهِرَبِّٱلْعَـٰلَمِينَ١٦٢
Kul inne salâtî venüsükî vemahyâye vememâtî lillâhi rabbi-l’âlemîn.

De ki: "Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, alemlerin Rabbi Allah içindir.

لَاشَرِيكَلَهُوَبِذَٰلِكَأُمِرْتُوَأَنَاأَوَّلُٱلْمُسْلِمِينَ١٦٣
Lâ şerîke leh. vebizâlike ümirtü veenâ evvelü-lmüslimîn.

O'nun hiçbir ortağı yoktur; böyle emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim."

قُلْأَغَيْرَٱللَّهِأَبْغِىرَبًّاوَهُوَرَبُّكُلِّشَىْءٍوَلَاتَكْسِبُكُلُّنَفْسٍإِلَّاعَلَيْهَاوَلَاتَزِرُوَازِرَةٌوِزْرَأُخْرَىٰثُمَّإِلَىٰرَبِّكُممَّرْجِعُكُمْفَيُنَبِّئُكُمبِمَاكُنتُمْفِيهِتَخْتَلِفُونَ١٦٤
Kul egayra-llâhi ebgî rabbev vehüve rabbü külli şey'. velâ teksibü küllü nefsin illâ ’aleyhâ. velâ teziru vâziratüv vizra uhrâ. sümme ilâ rabbiküm merci’uküm feyünebbiüküm bimâ küntüm fîhi tahtelifûn.

De ki: "Allah her şeyin Rabbi iken O'ndan başka bir rab mi arayayım? Herkesin kazandığı kendisinedir, kimse başkasının yükünü taşımaz; sonunda dönüşünüz Rabbinizedir, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size bildirecektir."

وَهُوَٱلَّذِىجَعَلَكُمْخَلَـٰٓئِفَٱلْأَرْضِوَرَفَعَبَعْضَكُمْفَوْقَبَعْضٍدَرَجَـٰتٍلِّيَبْلُوَكُمْفِىمَآءَاتَىٰكُمْإِنَّرَبَّكَسَرِيعُٱلْعِقَابِوَإِنَّهُلَغَفُورٌرَّحِيمٌ١٦٥
Vehüve-llezî ce’aleküm halâife-l'ardi verafe’a ba’daküm fevka ba’din deracâtil liyeblüveküm fî mâ âtâküm. inne rabbeke serî’u-l’ikâb. veinnehû legafûrur rahîm.

Verdikleriyle denemek için sizi yeryüzünün halifeleri kılan ve kiminizi kiminize derecelerle üstün yapan O'dur. Doğrusu Rabbinin cezalandırması süratlidir. Şüphesiz O bağışlar, merhamet eder.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay