بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
إِذَاجَآءَكَٱلْمُنَـٰفِقُونَقَالُوانَشْهَدُإِنَّكَلَرَسُولُٱللَّهِوَٱللَّهُيَعْلَمُإِنَّكَلَرَسُولُهُوَٱللَّهُيَشْهَدُإِنَّٱلْمُنَـٰفِقِينَلَكَـٰذِبُونَ١
İzâ câeke-lmünâfikûne kâlû neşhedü inneke lerasûlü-llâh. vellâhü ya’lemü inneke lerasûlüh. vellâhü yeşhedü inne-lmünâfikîne lekâzibûn.
İkiyüzlüler sana gelince: "Senin şüphesiz Allah'ın Peygamberi olduğuna şehadet ederiz" derler. Allah, senin kendisinin peygamberi olduğunu bilir; bunun yanında Allah, ikiyüzlülerin yalancı olduklarını da bilir.
ٱتَّخَذُوٓاأَيْمَـٰنَهُمْجُنَّةًفَصَدُّواعَنسَبِيلِٱللَّهِإِنَّهُمْسَآءَمَاكَانُوايَعْمَلُونَ٢
İttehazû eymânehüm cünneten fesaddû ’an sebîli-llâh. innehüm sâe mâ kânû ya’melûn.
Onlar, yeminlerini kalkan edinerek Allah'ın yolundan alıkoyarlar. İşledikleri işler gerçekten ne kötüdür!
ذَٰلِكَبِأَنَّهُمْءَامَنُواثُمَّكَفَرُوافَطُبِعَعَلَىٰقُلُوبِهِمْفَهُمْلَايَفْقَهُونَ٣
Zâlike biennehüm âmenû sümme keferû fetubi’a ’alâ kulûbihim fehüm lâ yefkahûn.
Bu, önce inanıp sonra inkar etmiş olmalarındandır. Bu yüzden kalbleri mühürlenmiştir; artık anlamazlar.
وَإِذَارَأَيْتَهُمْتُعْجِبُكَأَجْسَامُهُمْوَإِنيَقُولُواتَسْمَعْلِقَوْلِهِمْكَأَنَّهُمْخُشُبٌمُّسَنَّدَةٌيَحْسَبُونَكُلَّصَيْحَةٍعَلَيْهِمْهُمُٱلْعَدُوُّفَٱحْذَرْهُمْقَـٰتَلَهُمُٱللَّهُأَنَّىٰيُؤْفَكُونَ٤
Veizâ raeytehüm tü’cibüke ecsâmühüm. veiy yekûlû tesma’ likavlihim. keennehüm huşübüm müsennedeh. yahsebûne külle sayhatin ’aleyhim. hümü-l’adüvvu fahzerhüm. kâtelehümü-llâh. ennâ yü'fekûn.
Onlara baktığın zaman cüsseleri hoşuna gider; konuşurlarsa sözlerini dinlersin; tıpkı, sıralanmış kof kütük gibidirler; her çığlığı kendi aleyhlerine sayarlar; onlar düşmandır, onlardan çekin; Allah canlarını alsın, nasıl da aldatılıp döndürülüyorlar.
وَإِذَاقِيلَلَهُمْتَعَالَوْايَسْتَغْفِرْلَكُمْرَسُولُٱللَّهِلَوَّوْارُءُوسَهُمْوَرَأَيْتَهُمْيَصُدُّونَوَهُممُّسْتَكْبِرُونَ٥
Veizâ kîle lehüm te’âlev yestagfir leküm rasûlü-llâhi levvev ruûsehüm veraeytehüm yesuddûne vehüm müstekbirûn.
Onlara: "Gelin de Allah'ın Peygamberi sizin için mağfiret dilesin" dendiği zaman, başlarını çevirirler; büyüklük taslayarak yüz çevirdiklerini görürsün.
سَوَآءٌعَلَيْهِمْأَسْتَغْفَرْتَلَهُمْأَمْلَمْتَسْتَغْفِرْلَهُمْلَنيَغْفِرَٱللَّهُلَهُمْإِنَّٱللَّهَلَايَهْدِىٱلْقَوْمَٱلْفَـٰسِقِينَ٦
Sevâün ’aleyhim estagferte lehüm em lem testagfir lehüm. ley yagfira-llâhü lehüm. inne-llâhe lâ yehdi-lkavme-lfâsikîn.
Onlar için, bağışlanma dilesen de dilemesen de birdir; Allah onları bağışlamayacaktır. Doğrusu Allah, yoldan çıkmış milleti doğru yola eriştirmez.
هُمُٱلَّذِينَيَقُولُونَلَاتُنفِقُواعَلَىٰمَنْعِندَرَسُولِٱللَّهِحَتَّىٰيَنفَضُّواوَلِلَّهِخَزَآئِنُٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَلَـٰكِنَّٱلْمُنَـٰفِقِينَلَايَفْقَهُونَ٧
Hümü-llezîne yekûlûne lâ tünfikû ’alâ men ’inde rasûli-llâhi hattâ yenfeddû. velillâhi hazâinü-ssemâvâti vel'ardi velâkinne-lmünâfikîne lâ yefkahûn.
Bunlar: "Allah'ın Peygamberinin yanında bulunanlara bir şey vermeyin de dağılıp gitsinler" diyen kimselerdir. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır, ama ikiyüzlüler bu gerçeği anlamazlar.
يَقُولُونَلَئِنرَّجَعْنَآإِلَىٱلْمَدِينَةِلَيُخْرِجَنَّٱلْأَعَزُّمِنْهَاٱلْأَذَلَّوَلِلَّهِٱلْعِزَّةُوَلِرَسُولِهِوَلِلْمُؤْمِنِينَوَلَـٰكِنَّٱلْمُنَـٰفِقِينَلَايَعْلَمُونَ٨
Yekûlûne leir raca’nâ ile-lmedîneti leyuhricenne-l'e’azzü minhe-l'ezell. velillâhi-l’izzetü velirasûlihî velilmü'minîne velâkinne-lmünâfikîne lâ ya’lemûn.
"Eğer bu savaşdan Medine'ye dönersek, şerefli kimseler alçakları and olsun ki, oradan çıkaracaktır" diyorlardı. Oysa, şeref Allah'ın, Peygamberinin ve inananlarındır, ama ikiyüzlüler bu gerçeği bilmezler.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوالَاتُلْهِكُمْأَمْوَٰلُكُمْوَلَآأَوْلَـٰدُكُمْعَنذِكْرِٱللَّهِوَمَنيَفْعَلْذَٰلِكَفَأُولَـٰٓئِكَهُمُٱلْخَـٰسِرُونَ٩
Yâ eyyühe-llezîne âmenû lâ tülhiküm emvâlüküm velâ evlâdüküm ’an zikri-llâh. vemey yef’al zâlike feülâike hümü-lhâsirûn.
Ey inananlar! Sizi, mallarınız ve çocuklarınız Allah'ı anmaktan alıkoymasın; böyle olanlar hüsrana uğrayanlardır.
وَأَنفِقُوامِنمَّارَزَقْنَـٰكُممِّنقَبْلِأَنيَأْتِىَأَحَدَكُمُٱلْمَوْتُفَيَقُولَرَبِّلَوْلَآأَخَّرْتَنِىٓإِلَىٰٓأَجَلٍقَرِيبٍفَأَصَّدَّقَوَأَكُنمِّنَٱلصَّـٰلِحِينَ١٠
Veenfikû mimmâ razaknâküm min kabli ey ye'tiye ehadekümü-lmevtü feyekûle rabbi levlâ ehhartenî ilâ ecelin karîbin feessaddeka veeküm mine-ssâlihîn.
Birine ölüm gelip de: "Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar ertelesen de, sadaka versem, iyilerden olsam" diyeceği zaman gelmezden önce, size verdiğimiz rızıklardan sarfedin.
وَلَنيُؤَخِّرَٱللَّهُنَفْسًاإِذَاجَآءَأَجَلُهَاوَٱللَّهُخَبِيرٌبِمَاتَعْمَلُونَ١١
Veley yü'ehhira-llâhü nefsen izâ câe ecelühâ. vellâhü habîrum bimâ ta’melûn.
Bir canın eceli gelip çatınca, Allah onu asla geri bırakmaz; Allah, işlediklerinizden haberdardır.