Kıyâmet Suresi
40 Ayet
Aralık
Oynatma

Oynatma hızı: 1x


بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
لَآأُقْسِمُبِيَوْمِٱلْقِيَـٰمَةِ١
Lâ uksimü biyevmi-lkiyâmeh.

Kıyamet gününe yemin ederim.

وَلَآأُقْسِمُبِٱلنَّفْسِٱللَّوَّامَةِ٢
Velâ uksimü binnefsi-llevvâmeh.

Ve nedamet çeken nefse yemin ederim.

أَيَحْسَبُٱلْإِنسَـٰنُأَلَّننَّجْمَعَعِظَامَهُ٣
Eyahsebü-l'insânü ellen necme’a ’izâmeh.

İnsan, kemiklerini bir araya toplayamayız mı sanıyor?

بَلَىٰقَـٰدِرِينَعَلَىٰٓأَننُّسَوِّىَبَنَانَهُ٤
Belâ kâdirîne ’alâ en nüsevviye benâneh.

Evet, Biz onu, parmak uçlarına varıncaya kadar bütün incelikleriyle yeniden yapmaya kadiriz.

بَلْيُرِيدُٱلْإِنسَـٰنُلِيَفْجُرَأَمَامَهُ٥
Bel yürîdü-l'insânü liyefcüra emâmeh.

Ama, insanoğlu gelecekte de suç işlemek ister de: "Kıyamet günü ne zamanmış! " der.

يَسْـَٔلُأَيَّانَيَوْمُٱلْقِيَـٰمَةِ٦
Yes'elü eyyâne yevmü-lkiyâmeh.

Ama, insanoğlu gelecekte de suç işlemek ister de: "Kıyamet günü ne zamanmış! " der.

فَإِذَابَرِقَٱلْبَصَرُ٧
Feizâ berika-lbesar.

Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.

وَخَسَفَٱلْقَمَرُ٨
Vehasefe-lkamer.

Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.

وَجُمِعَٱلشَّمْسُوَٱلْقَمَرُ٩
Vecümi’a-şşemsü velkamer.

Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.

يَقُولُٱلْإِنسَـٰنُيَوْمَئِذٍأَيْنَٱلْمَفَرُّ١٠
Yekûlü-l'insânü yevmeizin eyne-lmeferr.

Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der.

كَلَّالَاوَزَرَ١١
Kellâ lâ vezer.

Hayır; hayır; bir sığınak yoktur.

إِلَىٰرَبِّكَيَوْمَئِذٍٱلْمُسْتَقَرُّ١٢
İlâ rabbike yevmeizin-lmüstekarr.

O gün, sen, Rabbinin huzuruna varıp durursun.

يُنَبَّؤُاٱلْإِنسَـٰنُيَوْمَئِذٍبِمَاقَدَّمَوَأَخَّرَ١٣
Yünebbeü-l'insânü yevmeizim bimâ kaddeme veehhar.

O gün, insanoğluna önde ve sonda yaptığı ne varsa bildirilir.

بَلِٱلْإِنسَـٰنُعَلَىٰنَفْسِهِبَصِيرَةٌ١٤
Beli-l'insânü ’alâ nefsihî besîrah.

Özürlerini sayıp dökse de, insanoğlu, artık kendi kendinin şahididir.

وَلَوْأَلْقَىٰمَعَاذِيرَهُ١٥
Velev elkâ me’âzîrah.

Özürlerini sayıp dökse de, insanoğlu, artık kendi kendinin şahididir.

لَاتُحَرِّكْبِهِلِسَانَكَلِتَعْجَلَبِهِٓ١٦
Lâ tüharrik bihî lisâneke lita’cele bih.

Cebrail sana Kuran okurken, unutmamak için acele edip onunla beraber söyleme, yalnız dinle.

إِنَّعَلَيْنَاجَمْعَهُوَقُرْءَانَهُ١٧
İnne ’aleynâ cem’ahû vekur'âneh.

Doğrusu o vahyolunanı kalbine yerleştirmek ve onu sana okutturmak Bize düşer.

فَإِذَاقَرَأْنَـٰهُفَٱتَّبِعْقُرْءَانَهُ١٨
Feizâ kara'nâhü fettebi’ kur'âneh.

Biz onu Cebrail'e okuttuğumuz zaman, onun okumasını dinle.

ثُمَّإِنَّعَلَيْنَابَيَانَهُ١٩
Sümme inne ’aleynâ beyâneh.

Sonra onu sana açıklamak Bize düşer.

كَلَّابَلْتُحِبُّونَٱلْعَاجِلَةَ٢٠
Kellâ bel tühibbûne-l’âcileh.

Hayır, hayır! Sizler, çabuk elde edeceğiniz dünya nimetlerini seversiniz.

وَتَذَرُونَٱلْـَٔاخِرَةَ٢١
Vetezerûne-l'âhirah.

Ahireti bırakırsınız.

وُجُوهٌيَوْمَئِذٍنَّاضِرَةٌ٢٢
Vucûhüy yevmeizin nâdirah.

O gün bir takım yüzler Rablerine bakıp parlayacaktır.

إِلَىٰرَبِّهَانَاظِرَةٌ٢٣
İlâ rabbihâ nâzirah.

O gün bir takım yüzler Rablerine bakıp parlayacaktır.

وَوُجُوهٌيَوْمَئِذٍبَاسِرَةٌ٢٤
Vevucûhüy yevmeizim bâsirah.

O gün bir takım yüzler de asıktır.

تَظُنُّأَنيُفْعَلَبِهَافَاقِرَةٌ٢٥
Tezunnü ey yüf’ale bihâ fâkirah.

Kendisinin belkemiğinin kırılacağını sanır.

كَلَّآإِذَابَلَغَتِٱلتَّرَاقِىَ٢٦
Kellâ izâ belegati-tterâkiy.

Dikkat edin; can boğaza gelip köprücük kemiklerine dayandığı zaman: "Çare bulan yok mudur?" denir.

وَقِيلَمَنْرَاقٍ٢٧
Vekîle men râk.

Dikkat edin; can boğaza gelip köprücük kemiklerine dayandığı zaman: "Çare bulan yok mudur?" denir.

وَظَنَّأَنَّهُٱلْفِرَاقُ٢٨
Vezanne ennehü-lfirâk.

Artık ayrılık vaktinin geldiğini sanır.

وَٱلْتَفَّتِٱلسَّاقُبِٱلسَّاقِ٢٩
Velteffeti-ssâku bissâk.

Bacaklar birbirine dolaşır.

إِلَىٰرَبِّكَيَوْمَئِذٍٱلْمَسَاقُ٣٠
İlâ rabbike yevmeizin-lmesâk.

O gün sevk Rabbin huzurunadır.

فَلَاصَدَّقَوَلَاصَلَّىٰ٣١
Felâ saddeka velâ sallâ.

O, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti.

وَلَـٰكِنكَذَّبَوَتَوَلَّىٰ٣٢
Velâkin kezzebe vetevellâ.

O, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti.

ثُمَّذَهَبَإِلَىٰٓأَهْلِهِيَتَمَطَّىٰٓ٣٣
Sümme zehebe ilâ ehlihî yetemettâ.

O, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti.

أَوْلَىٰلَكَفَأَوْلَىٰ٣٤
Evlâ leke feevlâ.

Sana yazıklar olsun, yazıklar!

ثُمَّأَوْلَىٰلَكَفَأَوْلَىٰٓ٣٥
Sümme evlâ leke feevlâ.

Daha ne olsun, sana yazıklar olsun, yazıklar!

أَيَحْسَبُٱلْإِنسَـٰنُأَنيُتْرَكَسُدًى٣٦
Eyahsebü-l'insânü ey yütrake südâ.

İnsanoğlu kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?

أَلَمْيَكُنُطْفَةًمِّنمَّنِىٍّيُمْنَىٰ٣٧
Elem yekü nutfetem mim meniyyiy yümnâ.

O, katılan bir meni damlası değil miydi?

ثُمَّكَانَعَلَقَةًفَخَلَقَفَسَوَّىٰ٣٨
Sümme kâne ’alekaten fehaleka fesevvâ.

Sonra kan pıhtısı olmuş, sonra Allah onu yaratıp şekil vermişti.

فَجَعَلَمِنْهُٱلزَّوْجَيْنِٱلذَّكَرَوَٱلْأُنثَىٰٓ٣٩
Fece’ale minhü-zzevceyni-zzekera vel'ünsâ.

Ondan, erkek, dişi iki cins yaratmıştı.

أَلَيْسَذَٰلِكَبِقَـٰدِرٍعَلَىٰٓأَنيُحْـِىَٱلْمَوْتَىٰ٤٠
Eleyse zâlike bikâdirin ’alâ ey yuhyiye-lmevtâ.

Bunları yapan Allah'ın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi? Elbette yeter.

Türkçe çeviriyazı: Tanzil Project - Muhammet Abay