بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismi-llâhi-rrahmâni-rrahîm.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلنَّبِىُّٱتَّقِٱللَّهَوَلَاتُطِعِٱلْكَـٰفِرِينَوَٱلْمُنَـٰفِقِينَإِنَّٱللَّهَكَانَعَلِيمًاحَكِيمًا١
Yâ eyyühe-nnebiyyü-tteki-llâhe velâ tüti’i-lkâfirîne velmünâfikîn. inne-llâhe kâne ’alîmen hakîmâ.
Ey peygamber! Allah'tan sakın, inkarcılara ve iki yüzlülere uyma, Allah şüphesiz bilendir, hakim'dir.
وَٱتَّبِعْمَايُوحَىٰٓإِلَيْكَمِنرَّبِّكَإِنَّٱللَّهَكَانَبِمَاتَعْمَلُونَخَبِيرًا٢
Vettebi’ mâ yûhâ ileyke mir rabbik. inne-llâhe kâne bimâ ta’melûne habîrâ.
Sana Rabbinden vahyolunana uy; şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
وَتَوَكَّلْعَلَىٱللَّهِوَكَفَىٰبِٱللَّهِوَكِيلًا٣
Vetevekkel ’ale-llâh. vekefâ billâhi vekîlâ.
Allah'a güven, Allah, vekil olarak yeter.
مَّاجَعَلَٱللَّهُلِرَجُلٍمِّنقَلْبَيْنِفِىجَوْفِهِوَمَاجَعَلَأَزْوَٰجَكُمُٱلَّـٰٓـِٔىتُظَـٰهِرُونَمِنْهُنَّأُمَّهَـٰتِكُمْوَمَاجَعَلَأَدْعِيَآءَكُمْأَبْنَآءَكُمْذَٰلِكُمْقَوْلُكُمبِأَفْوَٰهِكُمْوَٱللَّهُيَقُولُٱلْحَقَّوَهُوَيَهْدِىٱلسَّبِيلَ٤
Mâ ce’ale-llâhü liracülim min kalbeyni fî cevfih. vemâ ce’ale ezvâcekümü-llâî tüzâhirûne minhünne ümmehâtiküm. vemâ ce’ale ed’iyâeküm ebnâeküm. zâliküm kavlüküm biefvâhiküm. vellâhü yekûlü-lhakka vehüve yehdi-ssebîl.
Allah insanın içine iki kalp koymamıştır. Allah, zıhar yapmanız suretiyle eşlerinizi, anneleriniz gibi yaratmamıştır; evlatlıklarınızı da öz oğullarınız gibi saymanızı meşru kılmamıştır. Bunlar sizin dillerinize doladığınız boş sözlerdir. Allah gerçeği söylemektedir, doğru yola O eriştirir.
ٱدْعُوهُمْلِـَٔابَآئِهِمْهُوَأَقْسَطُعِندَٱللَّهِفَإِنلَّمْتَعْلَمُوٓاءَابَآءَهُمْفَإِخْوَٰنُكُمْفِىٱلدِّينِوَمَوَٰلِيكُمْوَلَيْسَعَلَيْكُمْجُنَاحٌفِيمَآأَخْطَأْتُمبِهِوَلَـٰكِنمَّاتَعَمَّدَتْقُلُوبُكُمْوَكَانَٱللَّهُغَفُورًارَّحِيمًا٥
Üd’ûhüm liâbâihim hüve aksetu ’inde-llâh. feil lem ta’lemû âbâehüm feihvânüküm fi-ddîni vemevâlîküm. veleyse ’aleyküm cünâhun fîmâ ahta'tüm bihî velâkim mâ te’ammedet kulûbüküm. vekâne-llâhü gafûrar rahîmâ.
Evlatlıkları babalarına nisbet edin, bu Allah katında en doğru olandır. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız, bu takdirde onları din kardeşi ve dostlarınız olarak kabul edin. İçinizden kasdederek yaptıklarınız bir yana, yanılmalarınızda size bir sorumluluk yoktur. Allah, bağışlar ve merhamet eder.
ٱلنَّبِىُّأَوْلَىٰبِٱلْمُؤْمِنِينَمِنْأَنفُسِهِمْوَأَزْوَٰجُهُٓأُمَّهَـٰتُهُمْوَأُولُواٱلْأَرْحَامِبَعْضُهُمْأَوْلَىٰبِبَعْضٍفِىكِتَـٰبِٱللَّهِمِنَٱلْمُؤْمِنِينَوَٱلْمُهَـٰجِرِينَإِلَّآأَنتَفْعَلُوٓاإِلَىٰٓأَوْلِيَآئِكُممَّعْرُوفًاكَانَذَٰلِكَفِىٱلْكِتَـٰبِمَسْطُورًا٦
Ennebiyyü evlâ bilmü'minîne min enfüsihim veezvâcühû ümmehâtühüm. veülü-l'erhâmi ba’duhüm evlâ biba’din fî kitâbi-llâhi mine-lmü'minîne velmühâcirîne illâ en tef’alû ilâ evliyâiküm ma’rûfâ. kâne zâlike fi-lkitâbi mestûrâ.
Müminlerin, Peygamberi kendi nefislerinden çok sevmeleri gerekir; onun eşleri onların anneleridir; akraba olanlar, miras hususunda, Allah'ın Kitap'ında birbirlerine müminler ve muhacirlerden daha yakındırlar. Dostlarınıza yapacağınız uygun bir vasiyet bunun dışındadır. Bu Kitap'ta yazılı bulunmaktadır.
وَإِذْأَخَذْنَامِنَٱلنَّبِيِّـنَمِيثَـٰقَهُمْوَمِنكَوَمِننُّوحٍوَإِبْرَٰهِيمَوَمُوسَىٰوَعِيسَىٱبْنِمَرْيَمَوَأَخَذْنَامِنْهُممِّيثَـٰقًاغَلِيظًا٧
Veiz ehaznâ mine-nnebiyyîne mîsâkahüm veminke vemin nûhiv veibrâhime vemûsâ ve’îse-bni meryem. veehaznâ minhüm mîsâkan galîzâ.
Peygamberlerden söz almıştık. Senden, Nuh'dan, İbrahim'den, Musa'dan, Meryem oğlu İsa'dan sağlam bir söz almışızdır.
لِّيَسْـَٔلَٱلصَّـٰدِقِينَعَنصِدْقِهِمْوَأَعَدَّلِلْكَـٰفِرِينَعَذَابًاأَلِيمًا٨
Liyes'ele-ssâdikîne ’an sidkihim. vee’adde lilkâfirîne ’azâben elîmâ.
Allah, doğrulardan doğruluklarını sormak ve inkarcılara can yakıcı azap hazırlamak için bunu yapmıştır.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُواٱذْكُرُوانِعْمَةَٱللَّهِعَلَيْكُمْإِذْجَآءَتْكُمْجُنُودٌفَأَرْسَلْنَاعَلَيْهِمْرِيحًاوَجُنُودًالَّمْتَرَوْهَاوَكَانَٱللَّهُبِمَاتَعْمَلُونَبَصِيرًا٩
Yâ eyyühe-llezîne âmenü-zkürû ni’mete-llâhi ’aleyküm iz câetküm cünûdün feerselnâ ’aleyhim rîhav vecünûdel lem teravhâ. vekâne-llâhü bimâ ta’melûne besîrâ.
Ey inananlar! Allah'ın size olan nimetini anın; üzerinize ordular gelmişti. Biz de onların üzerine rüzgar ve göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı görüyordu.
إِذْجَآءُوكُممِّنفَوْقِكُمْوَمِنْأَسْفَلَمِنكُمْوَإِذْزَاغَتِٱلْأَبْصَـٰرُوَبَلَغَتِٱلْقُلُوبُٱلْحَنَاجِرَوَتَظُنُّونَبِٱللَّهِٱلظُّنُونَا١٠
İz câûküm min fevkiküm vemin esfele minküm veiz zâgati-l'ebsâru vebelegati-lkulûbü-lhanâcira vetezunnûne billâhi-zzunûnâ.
Onlar size yukarınızdan ve aşağınızdan gelmişlerdi; gözler de dönmüştü, yürekler ağızlara gelmişti; Allah için çeşitli tahminlerde bulunuyordunuz.
هُنَالِكَٱبْتُلِىَٱلْمُؤْمِنُونَوَزُلْزِلُوازِلْزَالًاشَدِيدًا١١
Hünâlike-btüliye-lmü'minûne vezülzilû zilzâlen şedîdâ.
İşte orada, inananlar denenmiş ve çok şiddetli sarsıntıya uğratılmışlardı.
وَإِذْيَقُولُٱلْمُنَـٰفِقُونَوَٱلَّذِينَفِىقُلُوبِهِممَّرَضٌمَّاوَعَدَنَاٱللَّهُوَرَسُولُهُٓإِلَّاغُرُورًا١٢
Veiz yekûlü-lmünâfikûne vellezîne fî kulûbihim meradum mâ ve’adene-llâhü verasûlühû illâ gurûrâ.
İkiyüzlüler ve kalblerinde hastalık olanlar: "Allah ve Peygamberi bize sadece kuru vaadlerde bulundular" diyorlardı.
وَإِذْقَالَتطَّآئِفَةٌمِّنْهُمْيَـٰٓأَهْلَيَثْرِبَلَامُقَامَلَكُمْفَٱرْجِعُواوَيَسْتَـْٔذِنُفَرِيقٌمِّنْهُمُٱلنَّبِىَّيَقُولُونَإِنَّبُيُوتَنَاعَوْرَةٌوَمَاهِىَبِعَوْرَةٍإِنيُرِيدُونَإِلَّافِرَارًا١٣
Veiz kâlet tâifetüm minhüm yâ ehle yesribe lâ mükâme leküm ferci’û. veyeste'zinü ferîkum minhümü-nnebiyye yekûlûne inne büyûtenâ ’avratüv vemâ hiye bi’avrah. iy yürîdûne illâ firârâ.
İçlerinden bir takımı: "Ey Medineliler! Tutunacak yeriniz yok, geri dönün" demişti. İçlerinden bir topluluk da Peygamberden: "Evlerimiz düşmana açıktır" diyerek izin istemişlerdi. Oysa evleri açık değildi sadece kaçmak istiyorlardı.
وَلَوْدُخِلَتْعَلَيْهِممِّنْأَقْطَارِهَاثُمَّسُئِلُواٱلْفِتْنَةَلَـَٔاتَوْهَاوَمَاتَلَبَّثُوابِهَآإِلَّايَسِيرًا١٤
Velev dühilet ’aleyhim min aktârihâ sümme süilü-lfitnete leetevhâ vemâ telebbesû bihâ illâ yesîrâ.
Eğer Medine'nin etrafından üzerlerine varılmış olsa, sonra da kendilerinden fitne çıkarmaları istense hemen buna girişip derhal yapmaktan geri kalmazlardı.
وَلَقَدْكَانُواعَـٰهَدُواٱللَّهَمِنقَبْلُلَايُوَلُّونَٱلْأَدْبَـٰرَوَكَانَعَهْدُٱللَّهِمَسْـُٔولًا١٥
Velekad kânû ’âhedü-llâhe min kablü lâ yüvellûne-l'edbâr. vekâne ’ahdü-llâhi mes'ûlâ.
And olsun ki, daha önce, sırt çevirip kaçmayacaklarına dair Allah'a ahd vermişlerdi. Allah'a verilen ahd sorulacaktır.
قُللَّنيَنفَعَكُمُٱلْفِرَارُإِنفَرَرْتُممِّنَٱلْمَوْتِأَوِٱلْقَتْلِوَإِذًالَّاتُمَتَّعُونَإِلَّاقَلِيلًا١٦
Kul ley yenfe’akümü-lfirâru in ferartüm mine-lmevti evi-lkatli veizel lâ tümette’ûne illâ kalîlâ.
De ki: "Eğer ölümden yahut öldürülmekten kaçıyorsanız bilin ki, kaçmak size fayda vermeyecektir; kaçsanız bile az bir zamandan fazla yaşatılmazsınız."
قُلْمَنذَاٱلَّذِىيَعْصِمُكُممِّنَٱللَّهِإِنْأَرَادَبِكُمْسُوٓءًاأَوْأَرَادَبِكُمْرَحْمَةًوَلَايَجِدُونَلَهُممِّندُونِٱللَّهِوَلِيًّاوَلَانَصِيرًا١٧
Kul men ze-llezî ya’simüküm mine-llâhi in erâde biküm sûen ev erâde biküm rahmeh. velâ yecidûne lehüm min dûni-llâhi veliyyev velâ nesîrâ.
De ki: "Allah size bir kötülük dilese veya bir rahmet istese, O'na karşı kim sizi koruyabilir? Allah'tan başka dost ve yardımcı da bulamazsınız."
قَدْيَعْلَمُٱللَّهُٱلْمُعَوِّقِينَمِنكُمْوَٱلْقَآئِلِينَلِإِخْوَٰنِهِمْهَلُمَّإِلَيْنَاوَلَايَأْتُونَٱلْبَأْسَإِلَّاقَلِيلًا١٨
Kad ya’lemü-llâhü-lmü’avvikîne minküm velkâilîne liihvânihim helümme ileynâ. velâ ye'tûne-lbe'se illâ kalîlâ.
Allah, içinizden sizi alıkoyanları, size Allah'ın yardımını kıskanarak, kardeşlerine "Bize gelin, zorlanmadıkça savaşa gitmeyin" diyenleri bilir. Kalblerine korku gelince ölüm baygınlığı geçiren kimse gibi gözleri dönerek, sana baktıklarını görürsün. Korkuları gidince iyiliğinize olanı çekemeyip sivri dilleriyle sizi incitirler. Bunlar inanmamışlardır, Allah, bu sebeple işlerini boşa çıkarmıştır; bu, Allah için kolaydır.
أَشِحَّةًعَلَيْكُمْفَإِذَاجَآءَٱلْخَوْفُرَأَيْتَهُمْيَنظُرُونَإِلَيْكَتَدُورُأَعْيُنُهُمْكَٱلَّذِىيُغْشَىٰعَلَيْهِمِنَٱلْمَوْتِفَإِذَاذَهَبَٱلْخَوْفُسَلَقُوكُمبِأَلْسِنَةٍحِدَادٍأَشِحَّةًعَلَىٱلْخَيْرِأُولَـٰٓئِكَلَمْيُؤْمِنُوافَأَحْبَطَٱللَّهُأَعْمَـٰلَهُمْوَكَانَذَٰلِكَعَلَىٱللَّهِيَسِيرًا١٩
Eşihhaten ’aleyküm. feizâ câe-lhavfü raeytehüm yenzurûne ileyke tedûru a’yünühüm kellezî yugşâ ’aleyhi mine-lmevt. feizâ zehebe-lhavfü selekûküm bielsinetin hidâdin eşihhaten ’ale-lhayr. ülâike lem yü'minû feahbeta-llâhü a’mâlehüm. vekâne zâlike ’ale-llâhi yesîrâ.
Allah, içinizden sizi alıkoyanları, size Allah'ın yardımını kıskanarak, kardeşlerine "Bize gelin, zorlanmadıkça savaşa gitmeyin" diyenleri bilir. Kalblerine korku gelince ölüm baygınlığı geçiren kimse gibi gözleri dönerek, sana baktıklarını görürsün. Korkuları gidince iyiliğinize olanı çekemeyip sivri dilleriyle sizi incitirler. Bunlar inanmamışlardır, Allah, bu sebeple işlerini boşa çıkarmıştır; bu, Allah için kolaydır.
يَحْسَبُونَٱلْأَحْزَابَلَمْيَذْهَبُواوَإِنيَأْتِٱلْأَحْزَابُيَوَدُّوالَوْأَنَّهُمبَادُونَفِىٱلْأَعْرَابِيَسْـَٔلُونَعَنْأَنبَآئِكُمْوَلَوْكَانُوافِيكُممَّاقَـٰتَلُوٓاإِلَّاقَلِيلًا٢٠
Yahsebûne-l'ahzâbe lem yezhebû. veiy ye'ti-l'ahzâbü yeveddû lev ennehüm bâdûne fi-l'a’râbi yes'elûne ’an embâiküm. velev kânû fîküm mâ kâtelû illâ kalîlâ.
Bunlar, düşman birliklerinin gitmediklerini sanıyorlardı. Bu birlikler tekrar gelmiş olsalardı, kendileri çöllerde bedevilerin yanında bulunup, sadece sizin haberlerinizi sormayı dilerlerdi. Aranızda olsalar ancak pek az savaşırlardı.
لَّقَدْكَانَلَكُمْفِىرَسُولِٱللَّهِأُسْوَةٌحَسَنَةٌلِّمَنكَانَيَرْجُواٱللَّهَوَٱلْيَوْمَٱلْـَٔاخِرَوَذَكَرَٱللَّهَكَثِيرًا٢١
Lekad kâne leküm fî rasûli-llâhi üsvetün hasenetül limen kâne yercü-llâhe velyevme-l'âhira vezekera-llâhe kesîrâ.
Ey inananlar! And olsun ki, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok anan kimseler için Resulullah (Allah'ın Elçisi) en güzel örnektir.
وَلَمَّارَءَاٱلْمُؤْمِنُونَٱلْأَحْزَابَقَالُواهَـٰذَامَاوَعَدَنَاٱللَّهُوَرَسُولُهُوَصَدَقَٱللَّهُوَرَسُولُهُوَمَازَادَهُمْإِلَّآإِيمَـٰنًاوَتَسْلِيمًا٢٢
Velemmâ rae-lmü'minûne-l'ahzâbe kâlû hâzâ mâ ve’adene-llâhü verasûlühû vesadeka-llâhü verasûlüh. vemâ zâdehüm illâ îmânev veteslîmâ.
İnananlar, düşman birliklerini gördükleri zaman: "İşte bu, Allah ve Peygamberinin bize vadettiğidir; Allah ve Peygamberi doğru söylemiştir" dediler. Bu onların ancak imanını ve teslimiyetlerini artırdı.
مِّنَٱلْمُؤْمِنِينَرِجَالٌصَدَقُوامَاعَـٰهَدُواٱللَّهَعَلَيْهِفَمِنْهُممَّنقَضَىٰنَحْبَهُوَمِنْهُممَّنيَنتَظِرُوَمَابَدَّلُواتَبْدِيلًا٢٣
Mine-lmü'minîne ricâlün sadekû mâ ’âhedü-llâhe ’aleyh. feminhüm men kadâ nahbehû veminhüm mey yentezir. vemâ beddelû tebdîlâ.
İnananlardan, Allah'a verdiği ahdi yerine getiren adamlar vardır. Kimi, bu uğurda canını vermiş, kimi de beklemektedir. Ahdlerini hiç değiştirmemişlerdir.
لِّيَجْزِىَٱللَّهُٱلصَّـٰدِقِينَبِصِدْقِهِمْوَيُعَذِّبَٱلْمُنَـٰفِقِينَإِنشَآءَأَوْيَتُوبَعَلَيْهِمْإِنَّٱللَّهَكَانَغَفُورًارَّحِيمًا٢٤
Liyecziye-llâhu-ssâdikîne bisidkihim veyü’azzibe-lmünâfikîne in şâe ev yetûbe ’aleyhim. inne-llâhe kâne gafûrar rahîmâ.
Bu sebeple Allah, doğruları doğrulukları ile mükafatlandırır; ikiyüzlüleri de dilerse azablandırır veya tevbelerini kabul eder. Şüphesiz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
وَرَدَّٱللَّهُٱلَّذِينَكَفَرُوابِغَيْظِهِمْلَمْيَنَالُواخَيْرًاوَكَفَىٱللَّهُٱلْمُؤْمِنِينَٱلْقِتَالَوَكَانَٱللَّهُقَوِيًّاعَزِيزًا٢٥
Veradde-llâhü-llezîne keferû bigayzihim lem yenâlû hayrâ. vekefe-llâhü-lmü'minîne-lkitâl. vekâne-llâhü kaviyyen ’azîzâ.
Allah inkar edenleri, kinleriyle geri çevirdi, bir hayra ulaşamadılar; savaşta, inananlara Allah'ın yardımı yetti. Allah kuvvetli olandır, güçlü olandır.
وَأَنزَلَٱلَّذِينَظَـٰهَرُوهُممِّنْأَهْلِٱلْكِتَـٰبِمِنصَيَاصِيهِمْوَقَذَفَفِىقُلُوبِهِمُٱلرُّعْبَفَرِيقًاتَقْتُلُونَوَتَأْسِرُونَفَرِيقًا٢٦
Veenzele-llezîne zâherûhüm min ehli-lkitâbi min sayâsîhim vekazefe fî kulûbihimü-rru’be ferîkan taktülûne vete'sirûne ferîkâ.
Allah, Kitap ehlinden, kafirleri destekleyenleri kalelerinden indirmiş, kalblerine korku salmıştı; onların kimini öldürüyor, kimini de esir alıyordunuz.
وَأَوْرَثَكُمْأَرْضَهُمْوَدِيَـٰرَهُمْوَأَمْوَٰلَهُمْوَأَرْضًالَّمْتَطَـُٔوهَاوَكَانَٱللَّهُعَلَىٰكُلِّشَىْءٍقَدِيرًا٢٧
Veevraseküm ardahüm vediyârahüm veemvâlehüm veardal lem tetaûhâ. vekâne-llâhü ’alâ külli şey'in kadîrâ.
Yerlerini, yurtlarını, mallarını ve henüz ayağınızı dahi basmadığınız yerleri Allah size miras olarak verdi. Allah her şeye Kadir olandır.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلنَّبِىُّقُللِّأَزْوَٰجِكَإِنكُنتُنَّتُرِدْنَٱلْحَيَوٰةَٱلدُّنْيَاوَزِينَتَهَافَتَعَالَيْنَأُمَتِّعْكُنَّوَأُسَرِّحْكُنَّسَرَاحًاجَمِيلًا٢٨
Yâ eyyühe-nnebiyyü kul liezvâcike in küntünne türidne-lhayâte-ddünyâ vezînetehâ fete’âleyne ümetti’künne veüserrihkünne serâhan cemîlâ.
Ey Peygamber! Eşlerine şöyle söyle: "Eğer dünya hayatını ve süslerini istiyorsanız gelin size bağışta bulunayım ve güzellikle salıvereyim."
وَإِنكُنتُنَّتُرِدْنَٱللَّهَوَرَسُولَهُوَٱلدَّارَٱلْـَٔاخِرَةَفَإِنَّٱللَّهَأَعَدَّلِلْمُحْسِنَـٰتِمِنكُنَّأَجْرًاعَظِيمًا٢٩
Vein küntünne türidne-llâhe verasûlehû veddâra-l'âhirate feinne-llâhe e’adde lilmuhsinâti minkünne ecran ’azîmâ.
"Eğer Allah'ı, Peygamberini, ahiret yurdunu istiyorsanız bilin ki, Allah içinizden iyi davrananlara büyük ecir hazırlamıştır."
يَـٰنِسَآءَٱلنَّبِىِّمَنيَأْتِمِنكُنَّبِفَـٰحِشَةٍمُّبَيِّنَةٍيُضَـٰعَفْلَهَاٱلْعَذَابُضِعْفَيْنِوَكَانَذَٰلِكَعَلَىٱللَّهِيَسِيرًا٣٠
Yâ nisâe-nnebiyyi mey ye'ti minkünne bifâhişetim mübeyyinetiy yüdâ’af lehe-l’azâbü di’feyn. vekâne zâlike ’ale-llâhi yesîrâ.
Ey Peygamber'in hanımları! Sizlerden biri açık bir hayasızlık yapacak olursa, onun azabı iki kat olur. Bu Allah'a kolaydır.
وَمَنيَقْنُتْمِنكُنَّلِلَّهِوَرَسُولِهِوَتَعْمَلْصَـٰلِحًانُّؤْتِهَآأَجْرَهَامَرَّتَيْنِوَأَعْتَدْنَالَهَارِزْقًاكَرِيمًا٣١
Vemey yaknüt minkünne lillâhi verasûlihî veta’mel sâlihan nü'tihâ ecrahâ merrateyni vea’tednâ lehâ rizkan kerîmâ.
Sizlerden Allah'a ve Peygamberine boyun eğip yararlı iş işleyenlere ecrini iki kat veririz; ona cömertçe rızık hazırlamışızdır.
يَـٰنِسَآءَٱلنَّبِىِّلَسْتُنَّكَأَحَدٍمِّنَٱلنِّسَآءِإِنِٱتَّقَيْتُنَّفَلَاتَخْضَعْنَبِٱلْقَوْلِفَيَطْمَعَٱلَّذِىفِىقَلْبِهِمَرَضٌوَقُلْنَقَوْلًامَّعْرُوفًا٣٢
Yâ nisâe-nnebiyyi lestünne keehadim mine-nnisâi ini-ttekaytünne felâ tahda’ne bilkavli feyatme’a-llezî fî kalbihî meraduv vekulne kavlem ma’rûfâ.
Ey Peygamberin hanımları! Sizler herhangi bir kadın gibi değilsiniz. Allah'tan sakınıyorsanız edalı konuşmayın, yoksa, kalbi bozuk olan kimse kötü şeyler ümit eder; daima ciddi ve ağırbaşlı söz söyleyin.
وَقَرْنَفِىبُيُوتِكُنَّوَلَاتَبَرَّجْنَتَبَرُّجَٱلْجَـٰهِلِيَّةِٱلْأُولَىٰوَأَقِمْنَٱلصَّلَوٰةَوَءَاتِينَٱلزَّكَوٰةَوَأَطِعْنَٱللَّهَوَرَسُولَهُٓإِنَّمَايُرِيدُٱللَّهُلِيُذْهِبَعَنكُمُٱلرِّجْسَأَهْلَٱلْبَيْتِوَيُطَهِّرَكُمْتَطْهِيرًا٣٣
Vekarne fî büyûtikünne velâ teberracne teberruce-lcâhiliyyeti-l'ûlâ veekimne-ssalâte veâtîne-zzekâte veeti’ne-llâhe verasûleh. innemâ yürîdü-llâhü liyüzhibe ’ankümü-rricse ehle-lbeyti veyütahhiraküm tathîrâ.
Evlerinizde oturun; eski Cahiliyye'de olduğu gibi açılıp saçılmayın; namazı kılın; zekatı verin; Allah'a ve Peygamberine itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! (ehl-i beyt) Şüphesiz Allah sizden kusuru giderip sizi tertemiz yapmak ister.
وَٱذْكُرْنَمَايُتْلَىٰفِىبُيُوتِكُنَّمِنْءَايَـٰتِٱللَّهِوَٱلْحِكْمَةِإِنَّٱللَّهَكَانَلَطِيفًاخَبِيرًا٣٤
Vezkürne mâ yütlâ fî büyûtikünne min âyâti-llâhi velhikmeh. inne-llâhe kâne letîfen habîrâ.
Evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmetini hatırda tutun. Şüphesiz Allah haberdar olandır, latif olandır.
إِنَّٱلْمُسْلِمِينَوَٱلْمُسْلِمَـٰتِوَٱلْمُؤْمِنِينَوَٱلْمُؤْمِنَـٰتِوَٱلْقَـٰنِتِينَوَٱلْقَـٰنِتَـٰتِوَٱلصَّـٰدِقِينَوَٱلصَّـٰدِقَـٰتِوَٱلصَّـٰبِرِينَوَٱلصَّـٰبِرَٰتِوَٱلْخَـٰشِعِينَوَٱلْخَـٰشِعَـٰتِوَٱلْمُتَصَدِّقِينَوَٱلْمُتَصَدِّقَـٰتِوَٱلصَّـٰٓئِمِينَوَٱلصَّـٰٓئِمَـٰتِوَٱلْحَـٰفِظِينَفُرُوجَهُمْوَٱلْحَـٰفِظَـٰتِوَٱلذَّٰكِرِينَٱللَّهَكَثِيرًاوَٱلذَّٰكِرَٰتِأَعَدَّٱللَّهُلَهُممَّغْفِرَةًوَأَجْرًاعَظِيمًا٣٥
İnne-lmüslimîne velmüslimâti velmü'minîne velmü'minâti velkânitîne velkânitâti vessâdikîne vessâdikâti vessâbirîne vessâbirâti velhâşi’îne velhâşi’âti velmütesaddikîne velmütesaddikâti vessâimîne vessâimâti velhâfizîne fürûcehüm velhâfizâti vezzâkirîne-llâhe kesîrav vezzâkirâti e’adde-llâhü lehüm magfiratev veecran ’azîmâ.
Doğrusu erkek ve kadın müslümanlar, erkek ve kadın müminler, boyun eğen erkekler ve kadınlar, doğru sözlü erkekler ve kadınlar, sabırlı erkekler ve kadınlar, gönülden bağlanan erkekler ve kadınlar, sadaka veren erkekler ve kadınlar, oruç tutan erkekler ve kadınlar iffetlerini koruyan erkekler ve kadınlar, Allah'ı çok anan erkekler ve kadınlar, işte Allah bunların hepsine mağfiret ve büyük ecir hazırlamıştır.
وَمَاكَانَلِمُؤْمِنٍوَلَامُؤْمِنَةٍإِذَاقَضَىٱللَّهُوَرَسُولُهُٓأَمْرًاأَنيَكُونَلَهُمُٱلْخِيَرَةُمِنْأَمْرِهِمْوَمَنيَعْصِٱللَّهَوَرَسُولَهُفَقَدْضَلَّضَلَـٰلًامُّبِينًا٣٦
Vemâ kâne limü'miniv velâ mü'minetin izâ kada-llâhü verasûlühû emran ey yekûne lehümü-lhiyeratü min emrihim. vemey ya’si-llâhe verasûlehû fekad dalle dalâlem mübînâ.
Allah ve Peygamber'i bir şeye hükmettiği zaman, inanan erkek ve kadına artık işlerinde başka yolu seçmek yaraşmaz. Allah'a ve Peygamber'e baş kaldıran şüphesiz apaçık bir şekilde sapmış olur.
وَإِذْتَقُولُلِلَّذِىٓأَنْعَمَٱللَّهُعَلَيْهِوَأَنْعَمْتَعَلَيْهِأَمْسِكْعَلَيْكَزَوْجَكَوَٱتَّقِٱللَّهَوَتُخْفِىفِىنَفْسِكَمَاٱللَّهُمُبْدِيهِوَتَخْشَىٱلنَّاسَوَٱللَّهُأَحَقُّأَنتَخْشَىٰهُفَلَمَّاقَضَىٰزَيْدٌمِّنْهَاوَطَرًازَوَّجْنَـٰكَهَالِكَىْلَايَكُونَعَلَىٱلْمُؤْمِنِينَحَرَجٌفِىٓأَزْوَٰجِأَدْعِيَآئِهِمْإِذَاقَضَوْامِنْهُنَّوَطَرًاوَكَانَأَمْرُٱللَّهِمَفْعُولًا٣٧
Veiz tekûlü lillezî en’ame-llâhü ’aleyhi veen’amte ’aleyhi emsik ’aleyke zevceke vetteki-llâhe vetuhfî fî nefsike me-llâhü mübdîhi vetahşe-nnâs. vellâhü ehakku en tahşâh. felemmâ kadâ zeydüm minhâ vetaran zevvecnâkehâ likey lâ yekûne ’ale-lmü'minîne haracün fî ezvâci ed’iyâihim izâ kadav minhünne vetarâ. vekâne emru-llâhi mef’ûlâ.
Allah'ın nimet verdiği ve senin de nimetlendirdiğin kimseye: "Eşini bırakma, Allah'tan sakın" diyor, Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun. İnsanlardan çekiniyordun; oysa Allah'tan çekinmen daha uygundu. Sonunda Zeyd eşiyle ilgisini kestiğinde onu seninle evlendirdik, ki evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlarla evlenmek konusunda müminlere bir sorumluluk olmadığı bilinsin. Allah'ın buyruğu yerine gelecektir.
مَّاكَانَعَلَىٱلنَّبِىِّمِنْحَرَجٍفِيمَافَرَضَٱللَّهُلَهُسُنَّةَٱللَّهِفِىٱلَّذِينَخَلَوْامِنقَبْلُوَكَانَأَمْرُٱللَّهِقَدَرًامَّقْدُورًا٣٨
Mâ kâne ’ale-nnebiyyi min haracin fîmâ ferada-llâhü leh. sünnete-llâhi fi-llezîne halev min kabl. vekâne emru-llâhi kaderam makdûrâ.
Allah'ın Peygamber'e farz kıldığı şeylerde ona bir güçlük yoktur. Bu, Allah'ın öteden beri, gelmiş geçmişlere uyguladığı yasasıdır. Allah'ın emri şüphesiz gereği gibi yerine gelecektir.
ٱلَّذِينَيُبَلِّغُونَرِسَـٰلَـٰتِٱللَّهِوَيَخْشَوْنَهُوَلَايَخْشَوْنَأَحَدًاإِلَّاٱللَّهَوَكَفَىٰبِٱللَّهِحَسِيبًا٣٩
Ellezîne yübelligûne risâlâti-llâhi veyahşevnehû velâ yahşevne ehaden ille-llâh. vekefâ billâhi hasîbâ.
Allah'ın göndermiş olduklarını tebliğ edenler, Allah'tan korkarlar ve O'ndan başka kimseden korkmazlar. Allah hesap gören olarak yeter.
مَّاكَانَمُحَمَّدٌأَبَآأَحَدٍمِّنرِّجَالِكُمْوَلَـٰكِنرَّسُولَٱللَّهِوَخَاتَمَٱلنَّبِيِّـنَوَكَانَٱللَّهُبِكُلِّشَىْءٍعَلِيمًا٤٠
Mâ kâne mühammedün ebâ ehadim mir ricâliküm velâkir rasûle-llâhi vehâteme-nnebiyyîn. vekâne-llâhü bikülli şey'in ’alîmâ.
Muhammed içinizden herhangi bir adamın babası değil, Allah'ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُواٱذْكُرُواٱللَّهَذِكْرًاكَثِيرًا٤١
Yâ eyyühe-llezîne âmenü-zkürü-llâhe zikran kesîrâ.
Ey inananlar! Allah'ı çok anın.
وَسَبِّحُوهُبُكْرَةًوَأَصِيلًا٤٢
Vesebbihûhü bükratev veesîlâ.
O'nu sabah akşam tesbih edin.
هُوَٱلَّذِىيُصَلِّىعَلَيْكُمْوَمَلَـٰٓئِكَتُهُلِيُخْرِجَكُممِّنَٱلظُّلُمَـٰتِإِلَىٱلنُّورِوَكَانَبِٱلْمُؤْمِنِينَرَحِيمًا٤٣
Hüve-llezî yüsallî ’aleyküm vemelâiketühû liyuhriceküm mine-zzulümâti ile-nnûr. vekâne bilmü'minîne rahîmâ.
Karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size rahmet ve istiğfar eden Allah ve melekleridir. İnananlara merhamet eden O'dur.
تَحِيَّتُهُمْيَوْمَيَلْقَوْنَهُسَلَـٰمٌوَأَعَدَّلَهُمْأَجْرًاكَرِيمًا٤٤
Tehiyyetühüm yevme yelkavnehû selâm. vee’adde lehüm ecran kerîmâ.
O'na kavuştukları gün müminlere yapılacak dirlik temennileri "Selam" demek olacaktır. Onlara cömertçe verilecek ecir hazırlamıştır.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلنَّبِىُّإِنَّآأَرْسَلْنَـٰكَشَـٰهِدًاوَمُبَشِّرًاوَنَذِيرًا٤٥
Yâ eyyühe-nnebiyyü innâ erselnâke şâhidev vemübeşşirav venezîrâ.
Biz seni şahit, müjdeci, uyarıcı; Allah'ın izniyle O'na çağıran, nurlandıran bir ışık olarak göndermişizdir.
وَدَاعِيًاإِلَىٱللَّهِبِإِذْنِهِوَسِرَاجًامُّنِيرًا٤٦
Vedâ’iyen ile-llâhi biiznihî vesirâcem münîrâ.
Biz seni şahit, müjdeci, uyarıcı; Allah'ın izniyle O'na çağıran, nurlandıran bir ışık olarak göndermişizdir.
وَبَشِّرِٱلْمُؤْمِنِينَبِأَنَّلَهُممِّنَٱللَّهِفَضْلًاكَبِيرًا٤٧
Vebeşşiri-lmü'minîne bienne lehüm mine-llâhi fadlen kebîrâ.
İnananlara, Rablerinden büyük bir lütuf olduğunu müjdele.
وَلَاتُطِعِٱلْكَـٰفِرِينَوَٱلْمُنَـٰفِقِينَوَدَعْأَذَىٰهُمْوَتَوَكَّلْعَلَىٱللَّهِوَكَفَىٰبِٱللَّهِوَكِيلًا٤٨
Velâ tüti’i-lkâfirîne velmünâfikîne veda’ ezâhüm vetevekkel ’ale-llâh. vekefâ billâhi vekîlâ.
İnkarcılara, ikiyüzlülere itaat etme; eziyetlerine aldırma; Allah'a güven, güvenilecek olarak Allah yeter.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوٓاإِذَانَكَحْتُمُٱلْمُؤْمِنَـٰتِثُمَّطَلَّقْتُمُوهُنَّمِنقَبْلِأَنتَمَسُّوهُنَّفَمَالَكُمْعَلَيْهِنَّمِنْعِدَّةٍتَعْتَدُّونَهَافَمَتِّعُوهُنَّوَسَرِّحُوهُنَّسَرَاحًاجَمِيلًا٤٩
Yâ eyyühe-llezîne âmenû izâ nekahtümü-lmü'minâti sümme tallaktümûhünne min kabli en temessûhünne femâ leküm ’aleyhinne min ’iddetin ta’teddûnehâ. femetti’ûhünne veserrihûhünne serâhan cemîlâ.
Ey inananlar! Mümin kadınlarla nikahlanıp, onları, temasta bulunmadan boşadığınızda, artık onlar için size iddet saymaya lüzum yoktur. Kendilerine bağışta bulunarak onları güzellikle serbest bırakın.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلنَّبِىُّإِنَّآأَحْلَلْنَالَكَأَزْوَٰجَكَٱلَّـٰتِىٓءَاتَيْتَأُجُورَهُنَّوَمَامَلَكَتْيَمِينُكَمِمَّآأَفَآءَٱللَّهُعَلَيْكَوَبَنَاتِعَمِّكَوَبَنَاتِعَمَّـٰتِكَوَبَنَاتِخَالِكَوَبَنَاتِخَـٰلَـٰتِكَٱلَّـٰتِىهَاجَرْنَمَعَكَوَٱمْرَأَةًمُّؤْمِنَةًإِنوَهَبَتْنَفْسَهَالِلنَّبِىِّإِنْأَرَادَٱلنَّبِىُّأَنيَسْتَنكِحَهَاخَالِصَةًلَّكَمِندُونِٱلْمُؤْمِنِينَقَدْعَلِمْنَامَافَرَضْنَاعَلَيْهِمْفِىٓأَزْوَٰجِهِمْوَمَامَلَكَتْأَيْمَـٰنُهُمْلِكَيْلَايَكُونَعَلَيْكَحَرَجٌوَكَانَٱللَّهُغَفُورًارَّحِيمًا٥٠
Yâ eyyühe-nnebiyyü innâ ahlelnâ leke ezvâceke-llâtî âteyte ücûrahünne vemâ meleket yemînüke mimmâ efâe-llâhü ’aleyke vebenâti ’ammike vebenâti ’ammetike vebenâti hâlike vebenâti hâletike-llâtî hâcerne me’ak. vemraetem mü'mineten iv vehebet nefsehâ linnebiyyi in erâde-nnebiyyü ey yestenkihahâ. hâlisatel leke min dûni-lmü'minîn. kad ’alimnâ mâ feradnâ ’aleyhim fî ezvâcihim vemâ meleket eymânühüm likeylâ yekûne ’aleyke harac. vekâne-llâhü gafûrar rahîmâ.
Mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak verdiği cariyeleri, seninle beraber hicret eden amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını, teyzelerinin kızlarını ve Peygamber nikahlanmayı dilediği takdirde müminlerden ayrı, sırf sana mahsus olmak üzere kendisinin mehrini Peygambere hibe eden mümin kadını almanı helal kılmışızdır. Bir zorluğa uğramaman için; müminlerin eşleri ve cariyeleri hakkında onların üzerine neyi farz kılmış olduğumuzu bildirmiştik. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
تُرْجِىمَنتَشَآءُمِنْهُنَّوَتُـْٔوِىٓإِلَيْكَمَنتَشَآءُوَمَنِٱبْتَغَيْتَمِمَّنْعَزَلْتَفَلَاجُنَاحَعَلَيْكَذَٰلِكَأَدْنَىٰٓأَنتَقَرَّأَعْيُنُهُنَّوَلَايَحْزَنَّوَيَرْضَيْنَبِمَآءَاتَيْتَهُنَّكُلُّهُنَّوَٱللَّهُيَعْلَمُمَافِىقُلُوبِكُمْوَكَانَٱللَّهُعَلِيمًاحَلِيمًا٥١
Türcî men teşâü minhünne vetü'vî ileyke men teşâ'. vemeni-btegayte mimmen ’azelte felâ cünâha ’aleyk. zâlike ednâ en tekarra a’yünühünne velâ yahzenne veyerdayne bimâ âteytehünne küllühünn. vellâhü ya’lemü mâ fî kulûbiküm. vekâne-llâhü ’alîmen halîmâ.
Bunlardan istediğini bırakır, istediğini yanına alabilirsin. Sırasını geri bırakmış olduklarından da arzu ettiğini yanına almanda sana bir sorumluluk yoktur. Bu onların gözlerinin aydın olmasını, üzülmemelerini, hepsine verdiğin şeylere razı olmalarını daha iyi sağlar. Allah kalblerinizde olanı bilir; Allah bilendir, Halim olandır.
لَّايَحِلُّلَكَٱلنِّسَآءُمِنبَعْدُوَلَآأَنتَبَدَّلَبِهِنَّمِنْأَزْوَٰجٍوَلَوْأَعْجَبَكَحُسْنُهُنَّإِلَّامَامَلَكَتْيَمِينُكَوَكَانَٱللَّهُعَلَىٰكُلِّشَىْءٍرَّقِيبًا٥٢
Lâ yehillü leke-nnisâü mim ba’dü velâ en tebeddele bihinne min ezvâciv velev a’cebeke husnühünne illâ mâ meleket yemînük. vekâne-llâhü ’alâ külli şey'ir rakîbâ.
Bundan sonra sana hiçbir kadın, cariyelerin bir yana, güzellikleri ne kadar hoşuna giderse gitsin, hiçbirini boşayıp başka bir eşle değiştirmen helal değildir. Allah her şeyi gözetmektedir.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوالَاتَدْخُلُوابُيُوتَٱلنَّبِىِّإِلَّآأَنيُؤْذَنَلَكُمْإِلَىٰطَعَامٍغَيْرَنَـٰظِرِينَإِنَىٰهُوَلَـٰكِنْإِذَادُعِيتُمْفَٱدْخُلُوافَإِذَاطَعِمْتُمْفَٱنتَشِرُواوَلَامُسْتَـْٔنِسِينَلِحَدِيثٍإِنَّذَٰلِكُمْكَانَيُؤْذِىٱلنَّبِىَّفَيَسْتَحْىِمِنكُمْوَٱللَّهُلَايَسْتَحْىِمِنَٱلْحَقِّوَإِذَاسَأَلْتُمُوهُنَّمَتَـٰعًافَسْـَٔلُوهُنَّمِنوَرَآءِحِجَابٍذَٰلِكُمْأَطْهَرُلِقُلُوبِكُمْوَقُلُوبِهِنَّوَمَاكَانَلَكُمْأَنتُؤْذُوارَسُولَٱللَّهِوَلَآأَنتَنكِحُوٓاأَزْوَٰجَهُمِنبَعْدِهِٓأَبَدًاإِنَّذَٰلِكُمْكَانَعِندَٱللَّهِعَظِيمًا٥٣
Yâ eyyühe-llezîne âmenû lâ tedhulû büyûte-nnebiyyi illâ ey yü'zene leküm ilâ ta’âmin gayra nâzirîne inâhü velâkin izâ dü’îtüm fedhulû feizâ ta’imtüm fenteşirû velâ müste'nisîne lihadîs. inne zâliküm kâne yü'zi-nnebiyye feyestahyî minküm. vellâhü lâ yestahyî mine-lhakk. veizâ seeltümûhünne metâ’an fes'elûhünne miv verâi hicâb. zâliküm atheru likulûbiküm vekulûbihinn. vemâ kâne leküm en tü'zû rasûle-llâhi velâ en tenkihû ezvâcehû mim ba’dihî ebedâ. inne zâliküm kâne ’inde-llâhi ’azîmâ.
Ey inananlar! Peygamber'in evlerine, yemeğe çağırılmaksızın vakitli vakitsiz girmeyin; fakat davet edilseniz girin ve yemeği yiyince, dağılın. Sohbet etmek için de girip oturmayın. Bu haliniz Peygamber'i üzüyor, o da size bir şey söylemeye çekiniyordu. Allah gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamber'in eşlerinden bir şey isteyeceğinizde onu perde arkasından isteyin. Bu sayede sizin gönülleriniz de, onların gönülleri de daha temiz kalır. Bundan sonra ne Allah'ın Peygamber'ini üzmeniz ve ne de O'nuneşlerini nikahlamanız asla caiz değildir. Doğrusu bu, Allah katında büyük şeydir.
إِنتُبْدُواشَيْـًٔاأَوْتُخْفُوهُفَإِنَّٱللَّهَكَانَبِكُلِّشَىْءٍعَلِيمًا٥٤
İn tübdû şey'en ev tuhfûhü feinne-llâhe kâne bikülli şey'in ’alîmâ.
Bir şeyi açıklasanız de gizleseniz de Allah şüphesiz hepsini bilir.
لَّاجُنَاحَعَلَيْهِنَّفِىٓءَابَآئِهِنَّوَلَآأَبْنَآئِهِنَّوَلَآإِخْوَٰنِهِنَّوَلَآأَبْنَآءِإِخْوَٰنِهِنَّوَلَآأَبْنَآءِأَخَوَٰتِهِنَّوَلَانِسَآئِهِنَّوَلَامَامَلَكَتْأَيْمَـٰنُهُنَّوَٱتَّقِينَٱللَّهَإِنَّٱللَّهَكَانَعَلَىٰكُلِّشَىْءٍشَهِيدًا٥٥
Lâ cünâha ’aleyhinne fî âbâihinne velâ ebnâihinne velâ ihvânihinne velâ ebnâi ihvânihinne velâ ebnâi ehavâtihinne velâ nisâihinne velâ mâ meleket eymânühünn. vettekîne-llâh. inne-llâhe kâne ’alâ külli şey'in şehîdâ.
Onların; babaları, oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, hizmetçi kadınları ve cariyeleri hakkında bir sorumluluğu yoktur. Allah'tan sakının, çünkü Allah her şeye şahiddir.
إِنَّٱللَّهَوَمَلَـٰٓئِكَتَهُيُصَلُّونَعَلَىٱلنَّبِىِّيَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُواصَلُّواعَلَيْهِوَسَلِّمُواتَسْلِيمًا٥٦
İnne-llâhe vemelâiketehû yüsallûne ’ale-nnebiyy. yâ eyyühe-llezîne âmenû sallû ’aleyhi vesellimû teslîmâ.
Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamberi överler: Ey inananlar! Siz de onu övün, ona salat ve selam getirin.
إِنَّٱلَّذِينَيُؤْذُونَٱللَّهَوَرَسُولَهُلَعَنَهُمُٱللَّهُفِىٱلدُّنْيَاوَٱلْـَٔاخِرَةِوَأَعَدَّلَهُمْعَذَابًامُّهِينًا٥٧
İnne-llezîne yü'zûne-llâhe verasûlehû le’anehümü-llâhü fi-ddünyâ vel'âhirati vee’adde lehüm ’azâbem mühînâ.
Allah'ı ve Peygamber'ini incitenlere, Allah dünyada da ahirette de lanet eder; onlara alçaltıcı bir azap hazırlar.
وَٱلَّذِينَيُؤْذُونَٱلْمُؤْمِنِينَوَٱلْمُؤْمِنَـٰتِبِغَيْرِمَاٱكْتَسَبُوافَقَدِٱحْتَمَلُوابُهْتَـٰنًاوَإِثْمًامُّبِينًا٥٨
Vellezîne yü'zûne-lmü'minîne velmü'minâti bigayri me-ktesebû fekadi-htemelû bühtânev veismem mübînâ.
İnanan erkek ve kadınları, yapmadıkları bir şeyden ötürü incitenler, şüphesiz iftira etmiş ve apaçık bir günah yüklenmiş olurlar.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلنَّبِىُّقُللِّأَزْوَٰجِكَوَبَنَاتِكَوَنِسَآءِٱلْمُؤْمِنِينَيُدْنِينَعَلَيْهِنَّمِنجَلَـٰبِيبِهِنَّذَٰلِكَأَدْنَىٰٓأَنيُعْرَفْنَفَلَايُؤْذَيْنَوَكَانَٱللَّهُغَفُورًارَّحِيمًا٥٩
Yâ eyyühe-nnebiyyü kul liezvâcike vebenâtike venisâi-lmü'minîne yüdnîne ’aleyhinne min celâbîbihinn. zâlike ednâ ey yü’rafne felâ yü'zeyn. vekâne-llâhü gafûrar rahîmâ.
Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına, dışarı çıkarken üstlerine örtü almalarını söyle; bu, onların hür ve namuslu bilinmelerini ve bundan dolayı incitilmemelerini daha iyi sağlar. Allah bağışlar ve merhamet eder.
لَّئِنلَّمْيَنتَهِٱلْمُنَـٰفِقُونَوَٱلَّذِينَفِىقُلُوبِهِممَّرَضٌوَٱلْمُرْجِفُونَفِىٱلْمَدِينَةِلَنُغْرِيَنَّكَبِهِمْثُمَّلَايُجَاوِرُونَكَفِيهَآإِلَّاقَلِيلًا٦٠
Leil lem yentehi-lmünâfikûne vellezîne fî kulûbihim meraduv velmürcifûne fi-lmedîneti lenugriyenneke bihim sümme lâ yücâvirûneke fîhâ illâ kalîlâ.
İkiyüzlüler, kalblerinde fesat bulunanlar, şehirde bozguncu haberler yayanlar, eğer bundan vazgeçmezlerse, and olsun ki, seni onlarla mücadeleye davet ederiz; sonra çevrende az bir zamandan fazla kalamazlar.
مَّلْعُونِينَأَيْنَمَاثُقِفُوٓاأُخِذُواوَقُتِّلُواتَقْتِيلًا٦١
Mel’ûnîn. eyne mâ sükifû ühizû vekuttilû taktîlâ.
Lanetlenmiş olarak, nerede bulunurlarsa yakalanır ve hem de öldürülürler.
سُنَّةَٱللَّهِفِىٱلَّذِينَخَلَوْامِنقَبْلُوَلَنتَجِدَلِسُنَّةِٱللَّهِتَبْدِيلًا٦٢
Sünnete-llâhi fi-llezîne halev min kabl. velen tecide lisünneti-llâhi tebdîlâ.
Allah'ın geçmişlere uyguladığı yasası budur ve Allah'ın yasasında bir değişme bulamazsın.
يَسْـَٔلُكَٱلنَّاسُعَنِٱلسَّاعَةِقُلْإِنَّمَاعِلْمُهَاعِندَٱللَّهِوَمَايُدْرِيكَلَعَلَّٱلسَّاعَةَتَكُونُقَرِيبًا٦٣
Yes'elüke-nnâsü ’ani-ssâ’ah. kul innemâ ’ilmühâ ’inde-llâh. vemâ yüdrîke le’alle-ssâ’ate tekûnü karîbâ.
İnsanlar senden kıyametin zamanını soruyorlar; de ki: "Onun bilgisi ancak Allah katındadır; ne bilirsin, belki de zamanı yakındır."
إِنَّٱللَّهَلَعَنَٱلْكَـٰفِرِينَوَأَعَدَّلَهُمْسَعِيرًا٦٤
İnne-llâhe le’ane-lkâfirîne vee’adde lehüm se’îrâ.
Allah şüphesiz, inkarcılara lanet etmiş ve onlara içinde sonsuz olarak temelli kalacakları çılgın alevli cehennemi hazırlamıştır. Onlar bir dost ve yardımcı bulamazlar.
خَـٰلِدِينَفِيهَآأَبَدًالَّايَجِدُونَوَلِيًّاوَلَانَصِيرًا٦٥
Hâlidîne fîhâ ebedâ. lâ yecidûne veliyyev velâ nesîrâ.
Allah şüphesiz, inkarcılara lanet etmiş ve onlara içinde sonsuz olarak temelli kalacakları çılgın alevli cehennemi hazırlamıştır. Onlar bir dost ve yardımcı bulamazlar.
يَوْمَتُقَلَّبُوُجُوهُهُمْفِىٱلنَّارِيَقُولُونَيَـٰلَيْتَنَآأَطَعْنَاٱللَّهَوَأَطَعْنَاٱلرَّسُولَا٦٦
Yevme tükallebü vucûhühüm fi-nnâri yekûlûne yâ leytenâ eta’ne-llâhe veeta’ne-rrasûl.
Yüzleri ateşte çevrildiği gün: "Keşke Allah'a itaat etseydik, keşke Peygamber'e itaat etseydik!" derler.
وَقَالُوارَبَّنَآإِنَّآأَطَعْنَاسَادَتَنَاوَكُبَرَآءَنَافَأَضَلُّونَاٱلسَّبِيلَا٦٧
Vekâlû rabbenâ innâ eta’nâ sâdetenâ veküberâenâ feedallûne-ssebîl.
"Rabbimiz! Biz yöneticilerimize ve büyüklerimize itaat etmiştik, fakat onlar bizi yoldan saptırdılar.", "Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver, onları büyük bir lanete uğrat" derler.
رَبَّنَآءَاتِهِمْضِعْفَيْنِمِنَٱلْعَذَابِوَٱلْعَنْهُمْلَعْنًاكَبِيرًا٦٨
Rabbenâ âtihim di’feyni mine-l’azâbi vel’anhüm la’nen kebîrâ.
"Rabbimiz! Biz yöneticilerimize ve büyüklerimize itaat etmiştik, fakat onlar bizi yoldan saptırdılar.", "Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver, onları büyük bir lanete uğrat" derler.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُوالَاتَكُونُواكَٱلَّذِينَءَاذَوْامُوسَىٰفَبَرَّأَهُٱللَّهُمِمَّاقَالُواوَكَانَعِندَٱللَّهِوَجِيهًا٦٩
Yâ eyyühe-llezîne âmenû lâ tekûnû kellezîne âzev mûsâ feberra'ehü-llâhü mimmâ kâlû. vekâne ’inde-llâhi vecîhâ.
Ey inananlar! Musa'yı incitenler gibi olmayın. Nitekim Allah onu, söylediklerinden beri tutmuştu. O, Allah'ın katında değerli bir kişiydi.
يَـٰٓأَيُّهَاٱلَّذِينَءَامَنُواٱتَّقُواٱللَّهَوَقُولُواقَوْلًاسَدِيدًا٧٠
Yâ eyyühe-llezîne âmenü-tteku-llâhe vekûlû kavlen sedîdâ.
Ey inananlar! Allah'tan sakının, dürüst söz söyleyin de Allah işlerinizi kendinize yararlı kılsın ve günahlarınızı size bağışlasın. Kim Allah'a ve Peygamber'ine itaat ederse, şüphesiz büyük bir kurtuluşa ermiş olur.
يُصْلِحْلَكُمْأَعْمَـٰلَكُمْوَيَغْفِرْلَكُمْذُنُوبَكُمْوَمَنيُطِعِٱللَّهَوَرَسُولَهُفَقَدْفَازَفَوْزًاعَظِيمًا٧١
Yuslih leküm a’mâleküm veyagfir leküm zünûbeküm. vemey yüti’i-llâhe verasûlehû fekad fâze fevzen ’azîmâ.
Ey inananlar! Allah'tan sakının, dürüst söz söyleyin de Allah işlerinizi kendinize yararlı kılsın ve günahlarınızı size bağışlasın. Kim Allah'a ve Peygamber'ine itaat ederse, şüphesiz büyük bir kurtuluşa ermiş olur.
إِنَّاعَرَضْنَاٱلْأَمَانَةَعَلَىٱلسَّمَـٰوَٰتِوَٱلْأَرْضِوَٱلْجِبَالِفَأَبَيْنَأَنيَحْمِلْنَهَاوَأَشْفَقْنَمِنْهَاوَحَمَلَهَاٱلْإِنسَـٰنُإِنَّهُكَانَظَلُومًاجَهُولًا٧٢
İnnâ ’aradne-l'emânete ’ale-ssemâvâti vel'ardi velcibâli feebeynâ ey yahmilnehâ veeşfakne minhâ vehamelehe-l'insân. innehû kâne zalûmen cehûlâ.
Doğrusu Biz, sorumluluğu (emaneti) göklere, yere, dağlara sunmuşuzdur da onlar bunu yüklenmekten çekinmişler ve ondan korkup titremişlerdir; onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim ve çok cahildir. (kabulüne rağmen emanete hıyanet etmektedir)
لِّيُعَذِّبَٱللَّهُٱلْمُنَـٰفِقِينَوَٱلْمُنَـٰفِقَـٰتِوَٱلْمُشْرِكِينَوَٱلْمُشْرِكَـٰتِوَيَتُوبَٱللَّهُعَلَىٱلْمُؤْمِنِينَوَٱلْمُؤْمِنَـٰتِوَكَانَٱللَّهُغَفُورًارَّحِيمًا٧٣
Liyü’azzibe-llâhü-lmünâfikîne velmünâfikâti velmüşrikîne velmüşrikâti veyetûbe-llâhü ’ale-lmü'minîne velmü'minât. vekâne-llâhü gafûrar rahîmâ.
Bunun sonucu olarak, Allah, ikiyüzlü erkek ve kadınlara, Allah'a ortak koşan erkek ve kadınlara azap verecektir. Allah inanan erkek ve kadınların tevbelerini kabul buyuracaktır. Allah bağışlar ve merhamet eder.